… rim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a
doğru gitdi
.
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… dan taşra cümle nümâyân oldular. Hemân Bektâşlı ve Kara Çavuşlu dağların ardına
doğru gitdiler
.
El-hâsıl bu hâl üzre münhezimen girü dönmek sadedinde iken serdârımız Abdullah Paşa "Bre gâzîler! Biz üç bin askeriz, anlar bin mikdârı âdemlerdir. Eğer atınız gerçi yorulmuşdur ammâ hele bir kerre gayret eyleyelim" deyü Yeniçeri Kethüdâsı Çelebi Ağa'nın dahi zedelenmemiş ve girüden âheste âheste gelmiş askerine varup "Bre gâzîler, efendilerimize ne yüzden varalım. Bre şu Celâlîlere bir kerre dahi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden hücûm edelim. Olmaya illâ hayr; ya taht ola, ya baht!" deyüp bu meşveretde iken Celâlîler şîrînleyüp ormandan taşra cümle nümâyân oldular. Hemân Bektâşlı ve Kara Çavuşlu dağların ardına doğru gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
… ile Rûm'a kadem basmış idi. Süleymân Şâh gark olup oğlu Ertuğrul diyâr-ı Rûm'a
doğru gitdikde
bu Muhammed b. Dânişmend Murâd nehri sâhillerinde tavattun edüp bir çemenzâr u …
Ezîn-cânib bu Malatıyye'yi binâ eden Muhammed-i Dânişmend dahi üç bin nefer tevâbi‘iyle Mâverâü'n-nehir'de Mâhân diyârından Ahmed-i Yesevî hazretlerinden me’zûn olup Osmâncık ecdâdı Süleymân Şâh ile Rûm'a kadem basmış idi. Süleymân Şâh gark olup oğlu Ertuğrul diyâr-ı Rûm'a doğru gitdikde bu Muhammed b. Dânişmend Murâd nehri sâhillerinde tavattun edüp bir çemenzâr u çerâgâh zemîn-i pür-giyâhât arz-ı vâsi‘ olmağile hayvânları ol kadar vefret üzre oldu kim hadd [ü] hasrların bilmez oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193b ·
metinde göster ·
… içine gitmek ister, andan taşra çıkup ol ân nefîrlerin çalmadan kalkup Şirvân'a
doğru gitdi
.
Ba‘dehû sene 1065 mâh-ı Ramazân-ı şerîfinin (---) gün şehr-i Bitlîs kurbünden kalkup deryâ-misâl asker ile avdet edüp yurd değişdirüp Rahova nâm mahalde menzil-i Hüsrev Paşa Hânı'nda meks olundu. Zîrâ ol mahalde âdem kanı râyihasından ve ordu kavminin muzahrafâtları müte‘affininden hareket olundu. Ve Ekrâd-ı haşerât şehirden ba‘îd olması ma‘kûl görülüp hicret olundu. Ve Ziyâeddîn Hân'ın devleti nizâm [u] intizâm bulmasiyçün bu mahalde bir gün tekâ‘üd fermân olunup Erzurûm eyâletinden imdâda gelen (---) aded sancak beğlerine birer hil‘at-i fâhireler ile izin verilüp serdârlarına bir hil‘at ve üç kise ve bir çeleng ve bir at-ı eşheb-i peleng ihsân olunup Erzurûm vâlîsine dahi bir mücevher hançer ve bir murassa‘ gaddâre gönderüp mektûblar verdi. Ammâ beri tarafda mahpus olan Kürdistân beğlerini kayd [u] bend ile zabt [u] rabt edüp Hân-ı cedîd ricâsıyla Şirvân beğinin otuz kisesin alup "Bir dahi Âl-i Osmân vüzerâlarının emrine inkıyâd eyle. Başın keserim ammâ hele hân oğlumun hâtırıyçün âzâd etdim" deyü hil‘at 280b giyüp dest bûs ederken Paşa, beğin kellesine eyle bir muşt-ı Âsafî urdu kim zemîni dahi iki kerre bûs edüp fakîr beğ başı yere düşdü zanneyleyüp iki kerre başın yoklayup perîşân-ı hâtır olduğundan otak kapusun gâ’ib edüp ağaları içine gitmek ister, andan taşra çıkup ol ân nefîrlerin çalmadan kalkup Şirvân'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280a–280b ·
metinde göster ·
… Sultân. Bizzât Hazret-i Hacı Bektaş Velî bu şehre kadem basup Ertuğrul tarafına
doğru gitdiklerinde
bu Sünbüllü Baba'yı postlarına koyup gitmişlerdir. Bunlar Gâzî Hudâvendigâr asr …
Andan ana karîb, menba‘-ı esrâr merci‘-i ebrâr bedrika-i makâmât ebniye-i kerâmât ser-çeşme-i dervîşân, ya‘nî Sünbüllü Baba Sultân. Bizzât Hazret-i Hacı Bektaş Velî bu şehre kadem basup Ertuğrul tarafına doğru gitdiklerinde bu Sünbüllü Baba'yı postlarına koyup gitmişlerdir. Bunlar Gâzî Hudâvendigâr asrında 25b intikâl eylemişlerdir. şâhrâh üzre bir dud ağaçlı bâğçesi içinde bir tekye-i mesîregâhda medfûnlardır kim hâlâ nazargâh-ı erbâb-ı dilândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25a–25b ·
metinde göster ·
… hikmet ve bir sırrullâh vardır" deyü tefe’ül etdiler ve Uyvar'dan cânib-i şarka
doğru gitdiler
. Hakîr dahi Sadrıa‘zam alayıyla 2 sâ‘at gidüp,
Hattâ bu mahalde yine derûn-ı kal‘adan Gâzî Süleymân Hân topun bir kerre atup "Bizi hayr du‘âdan ve her bâr zahîre ve imdâddan bizi unutman" işâreti topun atdılar, ammâ Hudâ âlimdir bu topun sadâsı Uyvar'ın bin iki yüz aded atılan topların sadâsın basdırdı. Cümle asâkir-i İslâm "Bu sadâda bir hikmet ve bir sırrullâh vardır" deyü tefe’ül etdiler ve Uyvar'dan cânib-i şarka doğru gitdiler. Hakîr dahi Sadrıa‘zam alayıyla 2 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132b ·
metinde göster ·
"Vallâhi Allâhu Te‘âlâ'nın hikmeti oldu, anı gördük gerü Kanije'den berü on iki yeşil sarıklı hem önünde ve hem ardlarında yeşil sarıklarının uçların sarkıtmışlar, küheylân atlara binmişler. İçlerinde bir yassı yüzlü ve bir siyâh sarıklı bir büyük katıra binmiş bir imâm, ammâ cümle esbâbları ve çizmesi siyâh hemân yanımıza gelüp ‘Allâh Allâh çağırsanız be kâfiri bozup Kanije'ye dönseniz yine’ deyüp anlar bir kerre cân [u] gönülden on iki kişi Allâh adın çağırdılar, biz de çağırdık, ol on iki emîrler size doğru gitdiler, gayrisini bilmeziz, şimdi gördük kâfiri bozmuşsuz" dediklerinde cümlemiz âlem-i hayretde kalup ta‘accüb etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8b ·
metinde göster ·
… lerimizi yedeğe alup top u tüfeng şâdımânları ederek nehr-i Tuna üzre Komaran'a
doğru gitdiler
.
"Ben askerimden ayrılmam ve biz atlara binmeğe öğrenmişiz", dedikde anların cümle alay gemileri bizim zahîre gemilerimizi yedeğe alup top u tüfeng şâdımânları ederek nehr-i Tuna üzre Komaran'a doğru gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45b ·
metinde göster ·
… açup ân-ı vâhidde kuş gibi uçup mukaddemâ görünen kâfir kalyonlarının yanlarına
doğru gitdi
ve cemî‘i küffâr cengâverleri küre[ğe] girüp ka[lyo]nlara cân atdı. Bu mahalde …
"Şimdi biz anı kovsak ol firkate gerüdeki kâfir kalyonları üzre düşüp ceng-i azîm olmak iktizâ eder" deyüp yine orsa orsa küffâr firkatesi üzre varırken hakîkatü'l-hâl firkate bir yelken dahi açup ân-ı vâhidde kuş gibi uçup mukaddemâ görünen kâfir kalyonlarının yanlarına doğru gitdi ve cemî‘i küffâr cengâverleri küre[ğe] girüp ka[lyo]nlara cân atdı. Bu mahalde bizim gemilerde olan guzât-ı müslimîn meşveret edüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 331a ·
metinde göster ·
… tarafımızdan iki sadâ dahi istimâ‘ olunup hemân Arablar bizi bırağup ol sadâya
doğru gitdiler
.
Hemân üç fellâh nobutlarına tükürüp bizden tarafa hücûm edince gerü tarafımızdan iki sadâ dahi istimâ‘ olunup hemân Arablar bizi bırağup ol sadâya doğru gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y367b ·
metinde göster ·
… îl'in başın ubûr edüp bu Mısır cezîresinden çıkup Bahr-i Muhît üzre yine cenûba
doğru gitdiklerin
Portakal ve Hind gemilerindeki âdemler görmüşlerdir, ammâ andan öte ne cânibe g …
Ve'l-hâsıl cemî‘i tuyûrân kanat kakup bu cebelden kalkup ber-havâ olup bir gûne sayha-i hazîn koparup istimâ‘ eden cânların cânları ve cân-ı cânânları bile râhat olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî bu cebel üzre hoş-havâ esvât-ı latîf ile yedi kerre gürûh gürûh deverân etdiklerinde evc-i âsumânda güneş gâyib olup perr ü bâl-i tuyûrdan zemîn şeb-i muzlim gibi olur. Yine bir sâ‘atden sonra alay alay remmâ remmâ cemî‘i murgân-ı Hudâ cümlesi turna katarı olup cenûb cânibine diyâr-ı Fûncistân'a andan Nîl'in başın ubûr edüp bu Mısır cezîresinden çıkup Bahr-i Muhît üzre yine cenûba doğru gitdiklerin Portakal ve Hind gemilerindeki âdemler görmüşlerdir, ammâ andan öte ne cânibe gitdikleri ma‘lûm değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370a ·
metinde göster ·
… pusu yerinden atıma süvâr olup bâğın bir harâb dîvârından taşra çıkup çadırlara
doğru gitdim
. Bu dörd atlı varup yine Urbâna kavuşdular. Hakîr artık ardları sıra gitmeğe ik …
Anı gördüm, benim olduğum vîrân bâğçe içinde gerüden dörd atlı âdem geliyor. Hemân hakîr pusu yerinden atıma süvâr olup bâğın bir harâb dîvârından taşra çıkup çadırlara doğru gitdim. Bu dörd atlı varup yine Urbâna kavuşdular. Hakîr artık ardları sıra gitmeğe iktidârım olmayup gerü ma‘reke yerine geldim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·