… ar ağaçlar ile havân içini karışdırmadadırlar. Allâhümme âfinâ, demir el havâna
dokunursa
âteş çıkup cümle huddâmları tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân giderler, bir muhâ …
Bu kârhâne içre yüz aded tuç havânlardır kim her biri onar kantâr gelir tuç havânlardır. Ve gûnâ-gûn çarhları vardır kim görmeğe muhtâcdır, takrîr ile fehm olunmaz. Nehir üzre çarhları ve dollâbları vardır. Nehrin bendlerin açup dollâblar deverân etdikce içeride çarhlar dönüp kırkar ellişer vukıyye demir desteler darb edüp havân içre bârûdu döğüp cümle huddâmlar ağaçlar ile havân içini karışdırmadadırlar. Allâhümme âfinâ, demir el havâna dokunursa âteş çıkup cümle huddâmları tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân giderler, bir muhâtara yerdir, temâşâsında dahi hüsn yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145b ·
metinde göster ·
; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… çam tahtası kovuşluk içün bir arşın enli bir levha bizim sandala musallat olup
dokunur
, kâh alarka olur ne çâre emr Hudânın deyüp su dökmeden ve sovukdan bî-zâr olup …
Bu hâl üzre bir gün bir gice sandal ile deryâda gezüp berk-i hazân gibi dir ditreriz âc u zâc ve giryân [u] nâlân uryân Kadı Alî Efendi ve Kıssahân Emîr Çelebi zâtü'l-cenb marazları dutup merhûm olunca emr-i Hudâ deyüp na‘şların deryâya ilkâ edüp yine 265b sandal içre kel-evvel sekiz âdem kaldık. Ammâ yanımız sıra yigirmi zirâ‘ kaddi bir çam tahtası kovuşluk içün bir arşın enli bir levha bizim sandala musallat olup dokunur, kâh alarka olur ne çâre emr Hudânın deyüp su dökmeden ve sovukdan bî-zâr olup mebhût ve mütehayyir kaldık. Emr-i ilâhî. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265a–265b ·
metinde göster ·
… olan dîvârları seksener zirâ‘ âlî olmağıla aşağı şehre iki sâ‘atden sonra güneş
dokunur
. Zîrâ bu şehrin maşrık cânibindeki dağlar üzre Habîb-i Neccâr tarafından kâmil …
Andan bu kal‘anın cânib-i şarkîsi beş aded cebel-i âlî olup ol cebellerin üzerinde olan dîvârları seksener zirâ‘ âlî olmağıla aşağı şehre iki sâ‘atden sonra güneş dokunur. Zîrâ bu şehrin maşrık cânibindeki dağlar üzre Habîb-i Neccâr tarafından kâmil iki sâ‘atde urûc olunur cebel-i âlîler olmağıla güneş iki sâ‘atde aşağı şehre tulû‘ eder, ma‘lûm ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22b ·
metinde göster ·
… dörd beş âdem kaddi kalarak deverân ederdi. Ba‘zı kerre ayakları halkın başına
dokunurdu
.
Ammâ Yemen diyârında Aden hasırı derler, bir musanna‘ örülmüş bir bûriyâ olur. Bu peştemâl eyle örülmüş bir sihr-i i‘câz dokunmuş peştemâl idi. Bu peştemâli kemerine bend edince temâşâ-yı azîm hemân bu Monlâ Muhammed meydânda seğirtmeğe başlayup meselâ zü'l-cenâh ağır kuşlar ibtidâ birkaç kerre seküp sonra ber-hevâ olurlar. Bu Monlâ Muhammed dahi seğirdirken kademleri yerden götürülüp ber-hevâ olmağa başladı ve hevâda tayerân ederken temâşâcılara "Ey âkılân, ey gâfilân, vay filan ibni filan" deyü görmediği ve bilmediği paşalı âdemlerinin ebâ an ced isimleriyle nidâ edüp selâm vererek ber-hevâ deverân ederdi. Cümle halk hayrân kalup hazz u safâ ederdi. Anı gördük, bu Monlâ Muhammed hevâdan zemîni dörd beş âdem kaddi kalarak deverân ederdi. Ba‘zı kerre ayakları halkın başına dokunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… Hacıgî Paşa köyü sahrâsı altında (---) Hân'a bir kerre eyle badaluçka top gibi
dokunur
kim tarfetü'l-ayn içre kırk elli bin {Kırım} Tatarı'n kılıçdan geçürüp bakıyyet …
"Kılâ‘-ı metîneler ve güzîde asker-i firâvân yokdur" deyü gurûriyyet ve enâniyyet edüp nehr-i Turla'yı ve nehr-i Tuna'yı beri tarafa geçdikde hemân Babadağı sipâh kethüdâyeri Abdigül Ağa nâm bir koca ağa pâresi ol gün mezkûr olan üç kazâdan fi'l-hâl altmış üç bin eli kılıçlı yiğitler ile Babadağı kurbunda Hacıgî Paşa köyü sahrâsı altında (---) Hân'a bir kerre eyle badaluçka top gibi dokunur kim tarfetü'l-ayn içre kırk elli bin {Kırım} Tatarı'n kılıçdan geçürüp bakıyyetü's-seyfi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67b ·
metinde göster ·
… fir gemileri bu taşlara urup helâk olmuşdur. Hattâ temevvüc-i lodos kal‘aya pek
dokunur
, ammâ hikmet-i Hudâ bu taşlar sehel talattum-ı deryâyı men‘ u def‘ eder.
Evsâf-ı liman-ı cây-ı amân: Bir liman-ı kebîrdir, ammâ lodos rûzgârı pek dokunup demir kuvvetiyle yatılır yâhûd karşu tarafda Rosa limanına gidilir, ammâ sâ’ir yedi aded rûzgâr-ı zor-kârdan a‘lâ lenger-endâz olacak cây-ı menâs-ı keştîbânlardır, ammâ kal‘a önünde liman içre Abaza Paşa kullesine mukâbil deryâ içre hammâm kubbesi kadar kara taşlar vardır. Niçe kerre kâfir gemileri bu taşlara urup helâk olmuşdur. Hattâ temevvüc-i lodos kal‘aya pek dokunur, ammâ hikmet-i Hudâ bu taşlar sehel talattum-ı deryâyı men‘ u def‘ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 155b ·
metinde göster ·
"Bu esîrlerinin sebebiyle bunları kâfir gelir basar ve pâdişâh kal‘asına ol sebeb ile zararları dokunur. Kal‘a altından kalksınlar, yohsa nefîr-i âm edüp kal‘adan balyemez toplar urup cümlesin kırarım. Baka şu pâdişâh vilâyeti urucuları" deyüp vâfir yas yankı eyledi. Biz dahi müşâvere edüp hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186b ·
metinde göster ·
Ve cümle kırk aded kal‘a-misâl manastırları var. Ve cümle üç yüz aded çuka
dokunur
dükkânları ve gayri beş yüz aded kâmil dükkânlarında cümle avretler bey‘ [u] şi …
Ve cümle kırk aded kal‘a-misâl manastırları var. Ve cümle üç yüz aded çuka dokunur dükkânları ve gayri beş yüz aded kâmil dükkânlarında cümle avretler bey‘ [u] şirâ ederler. Ve cümle üç yüz aded şâhrâh pâk zokakları var. Ve cânib-i erba‘ası fecc-i amîk handakdır. Ve cümle etrâfında altı aded tedribe kapuları vardır. Bu varoş handakıyla kal‘adan sarpdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90a ·
metinde göster ·
bir körfez içinde a‘lâ yataklı gâyet vâsi‘ limandır kim bir uğurdan beş yüz pâr …
Ammâ limanının ağzı açıkdır. Gün doğusu rûzgârı dokunur bir körfez içinde a‘lâ yataklı gâyet vâsi‘ limandır kim bir uğurdan beş yüz pâre gemi yatmak kâbil a‘lâ demir dutar gemilere karârgâh olacak bir cây-ı menâs limandır kim suları revân bir limandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 237b ·
metinde göster ·
… ‘dir kim iki yüz pâre gemi alır ammâ lodos rûzgârından emîn değildir, gâyet pek
dokunur
. Değme gemiler beşer altışar aded lenkoreta demirler ile yatamazlar.
Kireko limanı: Yed-i Kudret ile halk olmuş bir hudâyî liman-ı vâsi‘dir kim iki yüz pâre gemi alır ammâ lodos rûzgârından emîn değildir, gâyet pek dokunur. Değme gemiler beşer altışar aded lenkoreta demirler ile yatamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 322a ·
metinde göster ·
… kaynayup çıkar. Yedi rûzgârdan emîn limandır ammâ yıldız rûzgârı gâyet muhâlif
dokunur
. Ve bir âb-ı hayât suyu dahi yukaru bâğlarından gelir azacık kaynakdır.
Ağreb ü garâ’ibden bir limandır kim ağzı garb tarafında kal‘a-i Koron cânibine nâzır olup iki yüz pâre gemi alır. İçecek âb-ı hayât suları kayalardan kaynayup çıkar. Yedi rûzgârdan emîn limandır ammâ yıldız rûzgârı gâyet muhâlif dokunur. Ve bir âb-ı hayât suyu dahi yukaru bâğlarından gelir azacık kaynakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 333a ·
metinde göster ·
… ncak kal‘anın şark cânibinde demir kuvveti ile yatılır ammâ güntoğusu gâyet pek
dokunur
ammâ batıdan ve keşişlemeden ve lodosdan halâs olup kal‘a dibinde a‘lâ yatakdır …
Ve bu varoş ile iç kal‘a mâbeyninde bir liman-ı azîm vardır. Boğazı dolmak ile Y 107a iri keştîler giremez. Ammâ firkate ve kayıklar girir. Eğer tathîr olsa a‘lâ limandır. Sekiz rûzgârdan mahfûz bir limandır. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile dolmuşdur, ammâ tathîr olsa iki yüz keştî alur. Ve hâlâ bu kal‘anın asâleten limanı yokdur. Ancak kal‘anın şark cânibinde demir kuvveti ile yatılır ammâ güntoğusu gâyet pek dokunur ammâ batıdan ve keşişlemeden ve lodosdan halâs olup kal‘a dibinde a‘lâ yatakdır. Ve ba‘zı küçük kayıklar eski limandadır. Ve tabahâne elli dükkândır. Ol mahalde gemiler demir üzre yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y106b–Y107a ·
metinde göster ·
… meydânı vardır. Anda aslâ bir hayme vü hargâh u çerâgâh yokdur ve at tırnağına
dokunur
bakla kadar bir taş yokdur, pâk meydân-ı ma‘rekedir. Cümle pür-silâh küheylân C …
Ve bu kasaba-i Tanta'da bir tantana ve velvele ve debdebe ve gulgule olur cilit meydânı vardır. Anda aslâ bir hayme vü hargâh u çerâgâh yokdur ve at tırnağına dokunur bakla kadar bir taş yokdur, pâk meydân-ı ma‘rekedir. Cümle pür-silâh küheylân Cilfidân ve Ca‘dân hussânlı cündîler gün doğmadan vakt-i tarâvetde silâhşörlük edüp yetmiş yedi pâre âlât-ı silâh mel‘abelerin gösterirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y291a ·
metinde göster ·