… ecek tabakalar vardır kim iki tarafda nerdübânlarından at ile çıkmak mümkündür.
Dolamac
bir şâhrâhdır kim beyâz mermer-i hâm mefrûşdur. Ve câmi‘ içre tâ kubbeye varınc …
Ve bu câmi‘in üç tarafında ikişer tabaka cemâ‘at ibâdât edecek tabakalar vardır kim iki tarafda nerdübânlarından at ile çıkmak mümkündür. Dolamac bir şâhrâhdır kim beyâz mermer-i hâm mefrûşdur. Ve câmi‘ içre tâ kubbeye varınca üç tabaka kanâdîller çerâğân edecek dehlîzler vardır kim derûn-ı câmi‘i ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… ince Gülâbî Ağa kapuyu alup bekler. Ân-ı sâ‘atden taşra bir siyâh meşinli, çuka
dolamalı
, beli bıçaklı ve gümüş zencîrli ve burma sarıklı bir yeniçeri maryolu kıyâfet b …
Bunlar ikisi lecc [ü] cidâl ederek Ayasofya'nın hâcethânelerine gelince sipâh bir kazâhâneye girirken Gülâbî Ağa'ya sehel te’hîr eyle deyüp sipâh hâcethâneye girince Gülâbî Ağa kapuyu alup bekler. Ân-ı sâ‘atden taşra bir siyâh meşinli, çuka dolamalı, beli bıçaklı ve gümüş zencîrli ve burma sarıklı bir yeniçeri maryolu kıyâfet bir yeniçeri âşcısı çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b ·
metinde göster ·
… lı çakşırı ve çekirdekli kubâdî Boşnak pabucu ve kaba kabaniçe ve serhadlı kısa
dolama
geyüp "Yetmiş guruş" diyerek reftâr ederdi. Ammâ garâyib andadır kim Unkapanı s …
Ve sârbân-ı râh-ı hakîkat Yetmiş Guruş Dede: Budin eyâletinde Şimatorna nâm kal‘a ağasıyken fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed ile yedi kıral yedi kerre yüz bin kâfirler ile katl olundukları sâ‘at bu Yetmiş Guruş 114a Dede ricâlü'l-gayb asker içinde kalup küffâra kılıç urup ba‘de'l-feth tabur {cengin} keşf-i râz etdüğiyçün yedi sene lâl olup yedi yıldan sonra "Yetmiş guruş" kelâmından mâ‘adâ bir kelâm bilmeyüp "Yetmiş guruş" deyü feryâd edüp gezerdi. Yine kobçalı çakşırı ve çekirdekli kubâdî Boşnak pabucu ve kaba kabaniçe ve serhadlı kısa dolama geyüp "Yetmiş guruş" diyerek reftâr ederdi. Ammâ garâyib andadır kim Unkapanı semtinin çamuru İslâmbol içre meşhûrdur, ol kesret-i tînde ve ol şitâda gezerken pabucunun üzerine değil na‘lçasında bir kırât çamur bulunmazdı, tâ bu mertebe pâk ü pâkîze gezüp evkât-ı hamseyi cemâ‘atle edâ ederdi. Sultân Murâd'a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b–114a ·
metinde göster ·
… esî destâr ve eyinlerine burnus ve demir-koparan ve kapod ve gûnâ-gûn parankona
dolamalar
ve bellerinde çatal pala bıçaklar ve ayaklarında tomaklar ve ba‘zılar baldırı ç …
Der-vasf-ı ahâlî-i şehr-i Kâsımpaşa: Bu şehr-i azîmin halkı üç fırkadır. Bir sınıfı askerî tâ’ifesidir kim kapudanlar ve azebistân vardiyanlar ve resenbâz keştîbân dayılardır. Cümle Cezâyirli esbâbı geyüp kırmızı fes üzre kafesî destâr ve eyinlerine burnus ve demir-koparan ve kapod ve gûnâ-gûn parankona dolamalar ve bellerinde çatal pala bıçaklar ve ayaklarında tomaklar ve ba‘zılar baldırı çıplak serenbâz, cündebâz cünûd-ı gâzîyândır. Bu askerin cümlesi (---) güzîde askerdir. Kânûn-ı Süleymânî üzre senevî mevâcib-i kâmilleri üç bin yetmiş kîse mâldır. Tershâne dîvânında kapudan paşa huzûrunda her üç ayda bir mevâcib alırlar güzîde askerlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127a ·
metinde göster ·
… aşımağa me’mûrlardır kim odabaşıları fes üzre bir gûne turfe destâr sarup neftî
dolama
geyüp ayaklarına siyâh tomak ve kırmızı pây-pûş geyüp kul kayıklarına süvâr olu …
Ve Karaköykapusu taşrasında İslâmbol ağası ocağı cümle Acemiyân şâdîleri bunda mîrî odun taşımağa me’mûrlardır kim odabaşıları fes üzre bir gûne turfe destâr sarup neftî dolama geyüp ayaklarına siyâh tomak ve kırmızı pây-pûş geyüp kul kayıklarına süvâr olup tâ Karadeniz Boğazı'na varınca odun gemileri cem‘ edüp cümle gemilerden kul akçesi alup kayıklarında bir gûne ayak üzre beyâz gömlekler geyüp kürek çekerler. Bu hâne ve âsitânelerden mâ‘adâ ma‘lûmum değildir. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 129b ·
metinde göster ·
… n [u] ehl-i sanâyi‘âtdır. Bu kavmin libâsları iktidârlarına göre kapama ve çuka
dolama
ve ferrâce geyerler.
Ve bir fırkası keştîbân ve kayıkcıyândır. Ve bir zümresi esnâf-ı tüccârân [u] ehl-i sanâyi‘âtdır. Bu kavmin libâsları iktidârlarına göre kapama ve çuka dolama ve ferrâce geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144a ·
metinde göster ·
… tâ’ife-i dihkânî ya‘nî ekinci, ayaklarında çarıklar ve eyinlerinde abâ ve kabâ
dolamalar
ve gûnâ-gûn hırka-i peşmîneler ve başlarında tâc-ı gûnâ-gûnlar üzre teller ile …
Dükkânları yokdur ammâ dörd mevleviyyet yerde yigirmi altı bin tarla tahrîr olunup elli yedi bin çiftçi add olunmuşdur. Pîrleri zamân-ı kadîmde emr-i Hak ile Hazret-i Âdem idi ammâ Hazret-i Risâlet-penâh asrında pîrleri Hazret-i Reyyâs bin Ömerü'l-Harrât'dır. Hazret-i Alî kemerin bağladı. Kabri Havrân sahrâsı'ndadır. 159a Ağaları bostâncıbaşı tarafından terekecibaşıdır. Bu tâ’ife-i dihkânî ya‘nî ekinci, ayaklarında çarıklar ve eyinlerinde abâ ve kabâ dolamalar ve gûnâ-gûn hırka-i peşmîneler ve başlarında tâc-ı gûnâ-gûnlar üzre teller ile zeyn edüp niçe bin gûnâ-gûn sığırları ve câmûsların boynuzların altun varak ile mutallâ edüp her sevrin miyânında kemer kuşaklar ve sereng ve atlas çullar ve niçe bin kınalı sakar câmûslara boyunduruk geçirüp çifte çifte sabana ve pulluğa koşup ellerinde nodul ve öğendire ve digren ve şuzevle ve kerepe ve raga misilli âletler ile câmûsları saban sürer gibi sürüp "Ekmek benden bereket senden, ver Allâhım ver" deyü feryâd ederek boğazlarında tobra tobra atmaca ya‘nî tohum buğdayın halk üzre serperek "Benim elim değil Âdem ata elidir, Yâ Rabbî berekât-ı Halîl ver" diyerek gürûh gürûh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b–159a ·
metinde göster ·
… rında beyâz ablak sorguclar ile tezyîn edüp sakkâlar siyâh çizme ve siyâh meşin
dolamalarla
ve serlerinde turna cığaları ile atların gûnâ-gûn çiçekler ile zeyn edüp piyâde …
Esnâf-ı sakkâyân-ı yeniçeriyân-ı dergâh-ı âlî: Cümle yüz altmış iki aded yeniçeri odalarının yedi yüz sakkâları vardır. Herbiri abraş gül-endâm-misâl küheylân atlarının üzerlerine telâtîn meşkleri ve telâtîn kovaları yükledüp atlarının yeleleri ve kuyrukları ve şikemleri Hasanî Hüseynî Kerbelâ kâtili ve Tuna geçidi kınalı atların sînelerinde ve kusgun ve paldımlarında gûnâ-gûn zîl ü bem çınkıraklar ve her atların başlarında beyâz ablak sorguclar ile tezyîn edüp sakkâlar siyâh çizme ve siyâh meşin dolamalarla ve serlerinde turna cığaları ile atların gûnâ-gûn çiçekler ile zeyn edüp piyâdeleri tarafeynde olan ibâdullâhlara mataralar ve sumaklar ile mâ’-i tâhir bezl edüp "Sakkâ sebîlillâh, şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhlarıyçün sebîl" deyü feryâd ederler. Zîrâ bu tâ’ife dahi ekmekciye yamakdır. Zîrâ ekmek susuz, ev tuzsuz olmaz. Bu sakkâların pîri Selmân-ı Kûfî'dir. Selmân-ı Pâris belin bağladı. Kabri Rey şehrindedir, yüz otuz yaşında âhirete nakl eyledi, cümle sakkâların silsilesi ana çıkar. Ammâ bu tâ’ifenin zâbitleri yeniçeri ocağında bölükbaşılardan bir çorbacı sakkâbaşıdır kim gedik sâhibidir, yoluyla gelüp kethudâyeri ve muhzır ağa olur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160a ·
metinde göster ·
… cümle piyâde olup arkalarında telâtin kırbalar ve libâsları serâpâ siyâh meşin
dolamalar
ve başlarında cığa teller ve gûnâ-gûn şükûfeler ve ellerinde tıhtâb ve câm ve b …
Bu esnâf cümle piyâde olup arkalarında telâtin kırbalar ve libâsları serâpâ siyâh meşin dolamalar ve başlarında cığa teller ve gûnâ-gûn şükûfeler ve ellerinde tıhtâb ve câm ve billûr ve necef tâslar ve kâseler içre âb-ı nâbı mâl-â-mâl edüp içinde billûr ve akîk ve yeşim ve balgamî taşlar şa‘şa‘a verir. Bu gûne altun yaldızlı mutallâ tâslar ile cümle guzât-ı müslimîne,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160b ·
metinde göster ·
… ve zer-ender-zerli akmişe-i fâhire ile {ve tarafeyninde sırma keçeli ve kırmızı
dolamalı
ve başları telli mataracıbaşı elinde cevâhir matara ve tüfengcilerin ellerinde …
Bunlardan sonra ekmekcibaşı destâr-ı mahsûsasıyla ve tuzcubaşı kezâlik ekmekcibaşıyla yan yana ve cümle tevâbi‘leri ve iç gulâmları âlât-ı silâh ve zer-ender-zerli akmişe-i fâhire ile {ve tarafeyninde sırma keçeli ve kırmızı dolamalı ve başları telli mataracıbaşı elinde cevâhir matara ve tüfengcilerin ellerinde mücevher sadefkârî kundaklı tüfengler ile ekmekcibaşı rikâbında yürürler. Gûyâ ekmekcibaşı bir mîrimîrândır. Dîn direği kârında olmağile cümleden mükellef olup ve cümle esnâfa takaddüm olundu ve esnâf-ı azîmdir ki tahrîr olundu}, ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
: Bunların büyük kârhâneleri (---)'dır, ağaları dahi andadır. Sarây-ı hâs'da ola …
Esnâf-ı hayyâtân-ı dolamacıyân: Bunların büyük kârhâneleri (---)'dır, ağaları dahi andadır. Sarây-ı hâs'da olan büyük oda ve küçük oda gılmânları cümle çuka dolama geyerler. Bu esnâfın kârlarıdır kim âsitâne-i kadîmdir, Bedâsten kurbünde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
… dahi andadır. Sarây-ı hâs'da olan büyük oda ve küçük oda gılmânları cümle çuka
dolama
geyerler. Bu esnâfın kârlarıdır kim âsitâne-i kadîmdir, Bedâsten kurbünde.
Esnâf-ı hayyâtân-ı dolamacıyân: Bunların büyük kârhâneleri (---)'dır, ağaları dahi andadır. Sarây-ı hâs'da olan büyük oda ve küçük oda gılmânları cümle çuka dolama geyerler. Bu esnâfın kârlarıdır kim âsitâne-i kadîmdir, Bedâsten kurbünde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
derzibaşılar ve altı yüz neferâtları cümle pâdişâh kullarıdır ve nâzırları hünk …
Bu bâlâda tahrîr oluna[n] hil‘atcı derzibaşı ve dolamacı derzibaşılar ve altı yüz neferâtları cümle pâdişâh kullarıdır ve nâzırları hünkâr hazînedârbaşısıdır. Şöyle ma‘lûm ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
Bunlardan sonra ser-çeşme-i derziyân, hil‘atcı derzibaşı ve
dolamacı
derzibaşı nakîb ve çavuşları ve şeyhleri ve du‘âcılarıyla sekizer kat mehterhân …
Bunlardan sonra ser-çeşme-i derziyân, hil‘atcı derzibaşı ve dolamacı derzibaşı nakîb ve çavuşları ve şeyhleri ve du‘âcılarıyla sekizer kat mehterhâneleriyle ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 192b ·
metinde göster ·
… ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve
dolama
ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurla …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka
dolama
ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ti …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… âr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka
dolama
ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıy …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki
dolama
destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilm …
Ve mine'r-rü’yâ-yı sâliha: Hakîr Evliyâ ol gün ki kal‘a-i Engürü'ye dâhil olup ibtidâ âsitâne-i Hacı Bayrâm-ı Velî'ye varup ziyâretiyle müşerref olup bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp konağımıza gelüp ba‘de'l-ışâ evrâd [u] erkânımız edâ edüp du‘â-i istihâre ile hâb-âlûd olup menâmımda görürüm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilmîzim olan Kösec Bayrâm-ı Velî'ye giderken beni basup geçesin, anı ziyâret edüp bir hatme mübâşeret idesin. Bana bir Fâtîha tilâvet edüp geçmeyesin, lâyık mıdır?" dedi. Hakîr eyitdim "Sultânım cenâb-ı şerîfiniz kimdir? Ben sizi bilmem ve kande sâkin olursun?" dedim. Anlar eyitdi "Âlem-i fetâlığında Güleşciler Tekyesin'de ve Sultân Murâd huzûrunda pehlivânlara du‘âcılık ederken "Engürü'de er yatır, Rûm'da Sarı Saltık, demez miydin. İşte Engürü'de Er Sultân benim. Aşağı tahta'l-kal‘a kurbunda Odunbâzârında bir kesîf kubbe içinde kaldım. Anda gelüp beni ziyâret edüp bir Fâtiha'yla şâd eyle. Sen dahi dünyada ve âhiretde şâd [u] ber-murâd olasın. Sabâh namâzından sonra sana bir âdem göndereyim, hemân bana benzer, anın ile el ele verüp bu şehr içre reftâr ederek bana gelüp ziyâret eyle. Selâmün aleyküm" deyüp gâ’ib oldu. Hemân hâbdan bî-dâr olup pâk âbdest alup vakt-i sabâha muntazır durup ba’de salâti'l-fecr paşadan bir mehter-i enderûn gelüp "Buyurun tahta'l-fıtûra" dedi. "Hayır oğlum! Bu gün sâ’imim" deyü mehteri savdım. Hemân anı gördüm, ahşam vâkı‘amda gördüğüm kimesne çıkageldi. Selâm verüp "Evliyâ Çelebi, siz misiz? Buyurun Er Dede Sultân vâkı‘amızda bizi size gönderdi. Ziyâretine gidelim" dedi. Ammâ sözü gûya yer altında zîr-i zemînden çıkar. 358b Hakkâ yüzü münevver ve sözü şîrin mü’essir, hemân ferâcem giyüp Bismillah ile kapudan taşra çıkup piyâdece giderken ilerü şehri içre on bir mahalde medfûn kibâr-ı evliyâullahları ism [ü] resimleriyle söyleyüp ziyâret etdirüp ba‘zısına "bizim çerâğımızdır" der, ba‘zısına "Azîzim Hâmid Efendi halîfesidir" deyü elime yapışup ziyâret ziyâret gezdiklerimiz de inşâallahu Te‘âlâ tahrîr olunur. Hemân kim elime yapıştı, elinde aslâ kemiği yok idi. Ne cânibe eğsem hamîr gibi eğilirdi. Hemân elin elimden çeküp sağ eliyle bir ziyâret gösterdi ve yine elime yapışdı. Ba‘zı âhirete müte‘allık kelimâtlar ederek Odunbâzârı nâm bir mahalle vardıkda meydânın cânib-i garbîsinde bir kubbe-i sağîr nümâyân olup "İşte Er Sultân kubbesi şudur" deyü sâğ eliyle gösterüp hakîr dahi ol tarafa nazar edince bir dahi yanıma bakdım, ol kimesne gâ’ib olmuş. "Bre meded ben anın elin elimden koyurmasam gerek idim. Bre meded hâlim neye müncer olur" deyü cânib-i erba‘aya vakt-i seherde serâsîme olup gezerdim. Hemân ol şahsı gâ’ib etdiğim bir şâhrâh-ı azîm idi. Önümde ve ardımda görünmeyüp gâ’ib olmuşdu. İmdi şu keçe kaplı küçük kapudan içeri girmiş ola, deyü hemân kapuyu açup içeri girdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş. Bu kadar paşalı ve bu kadar harbende ve harkeşân ve kimi çöğür ve kimi tambura çalup bir hây-hûy kim ta‘bir ü tavsîf olunmaz. Hemân biri "Evliyâ Çelebi! Gel bir bozacığımız iç" dedi. "Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler" deyü hicâbımdan yire geçdim. Hemân taşra çıkup doğru Er Sultân kubbesine varup bâbın açup içeri girdikde "Esselâmü aleyküm yâ pîr-i azîz" deyü bükâ ederek atebe-i süflîsine bu âsî yüzüm rûmâlîde kılup eyitdim "Ey Sultânım! Vâkı‘ama girüp sana bir mürşid-i kâmil vesîle görderirim dedin, ahde vefâ edüp gönderdin. Henüz irşâd olmadan elimden aldın. Kapuna yüz süregelüp ziyâret etdim. Habîb-i Hudâ aşkına beni dünyâ ve âhiretde mahrûm koma. Allah ile ahdim olsun, rûh-ı şerîfiniçün bir hatm-i şerîf tilâvet ideyim" deyüp bir hatm-i şerîfe başlayup kabr-i şerîfinin sandûkası olan yeşil sûf ile mestûr zarfının altına girüp, "Himâye yâ Er Sultân, himâye" deyüp girdim. Ol sâ‘at hâb-âlûd olup eyle gark-ı arak olmuşum kim esbâblarımdan taşra ter çıkup mukaddemâ yine vâkı‘amda gördüğüm gibi Er Sultân'ı evvelki eşkâliyle görüp selâm verdi ve aleyk alup eyitdim: "Sultânım! Bana vesîle gönderdiğin âdemi yitirüp bî-vesîle kalıp kapuna geldim. Beni teh-dest koma" dedim. Hemân eyitdiler: "Sen hâfız-ı Kur’ân olduğundan ve muhibb-i evliyâ olup kibâr-ı evliyâullahın âsitânelerine yüz sürdüğünden mahrûm kalmazsın. Biz sana muhabbetimizden vâkı‘ana girüp sana vesîle göndeririz. Anın eline yapışup bre gel dediğim sabahısı yine ben varup eline yapışdım. Seni tarîk-ı hakka götürür mürşid-i kâmil kim elem çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle benim himâyemde olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî etmesin ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlullah'ı nasîb edüp sıhhat-i bedenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve ilme çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı Azîm'inde âyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a–358b ·
metinde göster ·
… fe cevâhir düğmeli semmûr kapaniçse ile üçer kat tîrkeş ile iki yanında kırmızî
dolamalı
ve zerdûz üsküflü mataracılar ve altun taşlı sâtırlar ile ve dörd yüz aded âlât …
Andan paşanın bir yüğrük bayrağı ve bir dündâr bayrağı ve iki tuğları geçüp ardı sıra paşanın doku[z] aded küheylân atları zer-ender-zer murassa‘a gark olmuş yedekleri ve mücevvezeli yedekçiler emîr-âhûr ağa ile çeküp ardı sıra paşa dîbâ ve şîb ve zerbâf ve murassa‘a gark olup kırmızî katîfe cevâhir düğmeli semmûr kapaniçse ile üçer kat tîrkeş ile iki yanında kırmızî dolamalı ve zerdûz üsküflü mataracılar ve altun taşlı sâtırlar ile ve dörd yüz aded âlât-ı silâha gark olmuş iç ağalarıyla mehterhânesin döğerek bin elli sekiz şevvalinin onuncu günü Şâm-ı cennet-meşâma dâhil olundu. Allah mübârek eyleye. (---)(---)(---)(---)(---)29a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b–29a ·
metinde göster ·
… îr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka
dolama
geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımı …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
Ve bâğçesinin hadd [ü] hasrı yokdur ve cemî‘i meyvesi olur. İllâ hurma ve incir ve zeytûnu ve limon ve turuncu ve narı olmaz. Zîra kış kânıdır kim iklîm-i sâdisin vasatında vâki‘ olmuşdur, lâkin âb [u] havâsı mu‘tedil olduğundan mahbûb u mahbûbelerine nihâyet yokdur. Cümle kızları açık başlı ve siyâh saçlı ve elvân harîr hil‘atlı ve fisdanlı ve kubâdî sarı pabuçlu kızları olur. Kefereleri semmûr kalpak-ı elvân geyüp cümle libâsları elvân çuka ve elvân güderi altun ve gümüş düğmeli dolamalar geyüp zünnâr kuşak ve teybend harîr kuşak kuşanır mülebbes pâk kefereleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… rı cümle çuka ve başlarında Tatar kalpakları göğüsleri ve yenleri gümüş düğmeli
dolama
geyüp ekseri kavm-i 107b tüccârdır. Bir kavmi ehl-i hırefdir ve bir sınıfı as …
Keferelerinin esbâbları cümle çuka ve başlarında Tatar kalpakları göğüsleri ve yenleri gümüş düğmeli dolama geyüp ekseri kavm-i 107b tüccârdır. Bir kavmi ehl-i hırefdir ve bir sınıfı askerîdir kim Tatar gibi tîrkeş taşıyup yarar atlıdır ve cümle millet-i Mesîhiyye'den olup Kitâb-ı İncîl kırâ’at ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a–107b ·
metinde göster ·
… erîfde Arapça fehvâsınca dizleri gözünde çuka serhadli ve Kutmen kürk ve çuka
dolama
ve güderi dolamalar geyüp yenlerinde ve göğüslerinde cümle gümüş düğmelerdir ve …
Ve halkı cümle Boşnak'dır. Serhadli gibi kısa ve daracık esbâb geyerler, zîrâ Hadîs-i şerîfde Arapça fehvâsınca dizleri gözünde çuka serhadli ve Kutmen kürk ve çuka dolama ve güderi dolamalar geyüp yenlerinde ve göğüslerinde cümle gümüş düğmelerdir ve bellerinde kuşakları harîr zünnâr teybend kuşaklardır ve çakşırları gâyet daracık çuka ve beyâz güderi çakşır geyerler ve başlarında aslâ sarık yokdur. Cümle kırmızı ve yeşil çuka semmûr kalpaklar üzre şahin kanatlı tâc geyer bir alay-ı gâzîyân-ı mücâhidândırlar, ammâ ulemâya ve gurebâlara gâyet rağbet edüp zekât ve sadaka verirler ve zenâneleri aslâ kapudan taşra çıkmazlar. İllâ Arapça ile musallâya cenâze namâzına çıkarırlar. Bu husûsda gâyet muta‘assıb kavimdirler, ammâ hakkâ ki kitâb hükmünce ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121a ·
metinde göster ·
… ehvâsınca dizleri gözünde çuka serhadli ve Kutmen kürk ve çuka dolama ve güderi
dolamalar
geyüp yenlerinde ve göğüslerinde cümle gümüş düğmelerdir ve bellerinde kuşaklar …
Ve halkı cümle Boşnak'dır. Serhadli gibi kısa ve daracık esbâb geyerler, zîrâ Hadîs-i şerîfde Arapça fehvâsınca dizleri gözünde çuka serhadli ve Kutmen kürk ve çuka dolama ve güderi dolamalar geyüp yenlerinde ve göğüslerinde cümle gümüş düğmelerdir ve bellerinde kuşakları harîr zünnâr teybend kuşaklardır ve çakşırları gâyet daracık çuka ve beyâz güderi çakşır geyerler ve başlarında aslâ sarık yokdur. Cümle kırmızı ve yeşil çuka semmûr kalpaklar üzre şahin kanatlı tâc geyer bir alay-ı gâzîyân-ı mücâhidândırlar, ammâ ulemâya ve gurebâlara gâyet rağbet edüp zekât ve sadaka verirler ve zenâneleri aslâ kapudan taşra çıkmazlar. İllâ Arapça ile musallâya cenâze namâzına çıkarırlar. Bu husûsda gâyet muta‘assıb kavimdirler, ammâ hakkâ ki kitâb hükmünce ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121a ·
metinde göster ·
ve kopçalı sıkma çakşır ve kubâdî pabuc ve başlarında yeşil serhadli kalpağı ge …
Libâsları cümle çuka serhadli ve çuka dolama ve kopçalı sıkma çakşır ve kubâdî pabuc ve başlarında yeşil serhadli kalpağı geyerler ve zenâneleri kezâlik cümle çuka ferrâce ve yassı baş terpûş üzre beyâz dülbend yaşmak örtünüp mü’eddeb gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 153b ·
metinde göster ·
… e bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma
dolama
geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû …
Ammâ mudhike-i garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma dolama geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû bu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… ve gûnâ-gûn çukadan semmûr ve zerdeva postu kaplı kalpak geyüp gûnâ-gûn çukadan
dolamalarının
yenleri ve göğüsleri altına gümüş düğmelidir ve çakşırları ve kutmenleri cümle …
Bunlar dahi gayri kavm-i Macar gibi yeşil ve kırmızı ve gûnâ-gûn çukadan semmûr ve zerdeva postu kaplı kalpak geyüp gûnâ-gûn çukadan dolamalarının yenleri ve göğüsleri altına gümüş düğmelidir ve çakşırları ve kutmenleri cümle çuka-i rengârengdir ve pâbuçları sarı ve kırmızı kubâdî serhadli pâbucudur. Ve kuşakları cümle harîr zünnâr teybend kuşakdır. Ve bu Macar tâ’ifesi pür-silâh atlı dörder ve beşer tüfengli yarar katanalardır. Bu sipâhları ekseriyyâ güderi dolama ve güderi çakşır geyerler, ammâ avretleri cümle harîr rokla ve gûnâ-gûn fisdân geyüp kızları geysûların ve zenânelerinin başlarında elvân harîr arakıyyeler üzre gûnâ-gûn incü ve la‘l [ü] yâkûtlu istifanlar ile müzeyyen ve dûşîze ve kâlim zenân-ı sâhib-isyânlardır. Bunlar dahi sarı ve turuncî sahtiyandan elvân kubâdî pâbuçlar geyüp gezerler. Cemî‘i Erdelistân keferelerinin ve zenânelerinin esvâbları böyledir. Nemse ve Fireng gibi Eflâtûniyye kara şapkalı değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
… atlı dörder ve beşer tüfengli yarar katanalardır. Bu sipâhları ekseriyyâ güderi
dolama
ve güderi çakşır geyerler, ammâ avretleri cümle harîr rokla ve gûnâ-gûn fisdân …
Bunlar dahi gayri kavm-i Macar gibi yeşil ve kırmızı ve gûnâ-gûn çukadan semmûr ve zerdeva postu kaplı kalpak geyüp gûnâ-gûn çukadan dolamalarının yenleri ve göğüsleri altına gümüş düğmelidir ve çakşırları ve kutmenleri cümle çuka-i rengârengdir ve pâbuçları sarı ve kırmızı kubâdî serhadli pâbucudur. Ve kuşakları cümle harîr zünnâr teybend kuşakdır. Ve bu Macar tâ’ifesi pür-silâh atlı dörder ve beşer tüfengli yarar katanalardır. Bu sipâhları ekseriyyâ güderi dolama ve güderi çakşır geyerler, ammâ avretleri cümle harîr rokla ve gûnâ-gûn fisdân geyüp kızları geysûların ve zenânelerinin başlarında elvân harîr arakıyyeler üzre gûnâ-gûn incü ve la‘l [ü] yâkûtlu istifanlar ile müzeyyen ve dûşîze ve kâlim zenân-ı sâhib-isyânlardır. Bunlar dahi sarı ve turuncî sahtiyandan elvân kubâdî pâbuçlar geyüp gezerler. Cemî‘i Erdelistân keferelerinin ve zenânelerinin esvâbları böyledir. Nemse ve Fireng gibi Eflâtûniyye kara şapkalı değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
… zarîf kelleden nâ-ümîd olup gitdikde hemân küffârın ol necâsetli gümüş düğmeli
dolamasın
ve çakşırın çıkarırken kemerinde yüz beş Ungurus altunu ve bir yüzük ve kırk ta …
"Bire edebsiz âdem" deyü herîf ü zarîf kelleden nâ-ümîd olup gitdikde hemân küffârın ol necâsetli gümüş düğmeli dolamasın ve çakşırın çıkarırken kemerinde yüz beş Ungurus altunu ve bir yüzük ve kırk talar guruş bulundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
… kat kapulardan içeri araba giremez, zîrâ küçücük demir kapulardır ve eğri büğrü
dolamaç
kapu yollarıdır. Bu kapulardan içeri iç kal‘a kapusuna beş ayak taş (taş) nerdü …
Bu üç kat kapulardan içeri araba giremez, zîrâ küçücük demir kapulardır ve eğri büğrü dolamaç kapu yollarıdır. Bu kapulardan içeri iç kal‘a kapusuna beş ayak taş (taş) nerdübân ile çıkılır demir kapucukdur. Bu kapunun atebe-i ulyâsı üzre beyâz mermer üzre Âl-i Osmân'ın tuğrâ-yı garrâsı tahrîr olunmuşdur ve bu tuğrâ içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57b ·
metinde göster ·
… li kalpağı ve R[û]meli halkı tarzı dahi kalpaklar geyüp cümle çuka ferâceler ve
dolamalar
geyüp pâk gezerler. Ve lisânları Boşnakça ve Bulgarca ve Sırfça ve Eflakça dahi …
Der-kıyâfet-i kabâ-yı merd-i meydân: Cümleten halkı kavuk üzre beyâz destâr-ı Muhammedî sararlar ve kimisi Tatar kalpağı ve kimisi serhadli kalpağı ve R[û]meli halkı tarzı dahi kalpaklar geyüp cümle çuka ferâceler ve dolamalar geyüp pâk gezerler. Ve lisânları Boşnakça ve Bulgarca ve Sırfça ve Eflakça dahi a‘lâ bilir, zîrâ dâ’imâ bey‘ u şirâları mezkûr kefereler iledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58a ·
metinde göster ·
… aslâ handakı yokdur ve lâzım da değildir. Bu yalı tarafları da ancak yalın kat
dolama
çit palanka dîvârdır. Câ-be-câ suya enecek suluk kapucukları vardır, nerdübân-ı …
Bu kal‘a Dırava kenârında bir burunda vâkı‘ olmağile üç tara[fı] nehr-i Dırava'dır. Ol taraflar yarlar ve bayırlardır, aslâ handakı yokdur ve lâzım da değildir. Bu yalı tarafları da ancak yalın kat dolama çit palanka dîvârdır. Câ-be-câ suya enecek suluk kapucukları vardır, nerdübân-ı haşeb ile suya enilir. Bu su taraflardan mâ‘adâ kara tarafı ki Şeddâdî dîvârdır, ol tarafda sudan suya varınca toprakdan kesüp kazılmış bir vâsi‘ ve amîk ve arîz handakı vardır. Kefere zamânı içinden Dırava suyu akup handak içinde kefereler balık sayd ederlermiş. Hâlâ mâhîleri sayd edecek bend yerleri handak içinde nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b ·
metinde göster ·
… âsi‘ kapudur. Kıbleli 62a Mustafâ Paşa bu Kıble kapusunun iç yüzünde bir azîm
dolama
binâ bir tabya-i zîbâ inşâ etdi kim gûyâ sedd-i Kahkahâ olup üzerine balyemez t …
Ve cümlesi iki kapudur, biri kıble cânibine nâzır bir vâsi‘ kapudur. Kıbleli 62a Mustafâ Paşa bu Kıble kapusunun iç yüzünde bir azîm dolama binâ bir tabya-i zîbâ inşâ etdi kim gûyâ sedd-i Kahkahâ olup üzerine balyemez topları tezyîn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61b–62a ·
metinde göster ·
Ahâlî-i Ösek cümle serhadli kalpağı ve gûnâ-gûn gümüş düğmeli çuka
dolamalar
geyüp kimi tüccâr kimi züvvâr ehl-i ırz âdemlerdir. Cümle Boşnakça ve Macarca k …
Ahâlî-i Ösek cümle serhadli kalpağı ve gûnâ-gûn gümüş düğmeli çuka dolamalar geyüp kimi tüccâr kimi züvvâr ehl-i ırz âdemlerdir. Cümle Boşnakça ve Macarca kelimât ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b ·
metinde göster ·
… mekteb-i sıbyânı var, gayri imâretleri yokdur, ammâ bu varoşun etrâfı yalın kat
dolama
çit palanka dîvârlı olup iki kapusu ve handakı içinde nehr-i Tuna'yı akıtmışlar …
Ve bir medrese ve bir tekye ve iki mekteb-i sıbyânı var, gayri imâretleri yokdur, ammâ bu varoşun etrâfı yalın kat dolama çit palanka dîvârlı olup iki kapusu ve handakı içinde nehr-i Tuna'yı akıtmışlar, gâyet sarp rabât-ı muhkemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65a ·
metinde göster ·
… Cümle halkı serhadli esvâbı gibi göğsü ve yenleri gümüş düğmeli çukadan kısacık
dolamalar
ve çuka sıkma kopçalı çakşırlar ve teybend harîr kuşaklar ve ökçesi bir sere yü …
Der-kıyâfet-i kabâ-yı merd-i meydân: Cümle halkı serhadli esvâbı gibi göğsü ve yenleri gümüş düğmeli çukadan kısacık dolamalar ve çuka sıkma kopçalı çakşırlar ve teybend harîr kuşaklar ve ökçesi bir sere yüksek kubâdî pâypûşlar ve başlarına cümle cümle beyâz çukadan semmûr kalpaklar geyüp kuşanup pür-silâh kortela kılıç ve şeştüper ve şiş ile gezer bir alay gâzîlerdir, ammâ cemî‘i serhad halkı mâbeyninde bu Peçoy halkı besbellidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68b ·
metinde göster ·
ve zerdûz üsküflü yeniçeriler haftada dör[d] kerre alay ile dîvân kovarlar. İsl …
Ve cümle yeniçerileri gûnâ-gûn çuka dolamalı ve zerdûz üsküflü yeniçeriler haftada dör[d] kerre alay ile dîvân kovarlar. İslâmbol'da yeniçeri odaları gibi şâhrâh üzre kâşî-i Çîn-misâl rûy-ı meh-cebîn münakkaş odaları var. Mehâbet-i İslâm içün dosta düşmana karşu tezyîn olmuş altun toplu ve şâhnişîn ve revzenli kat-ender-kat hücreleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 79a ·
metinde göster ·
… çavi ve şeb-külâh ve yeşil ve kırmızı semmûr kalpak ve kopçalı çakşır ve güderi
dolama
geyerler, ammâ a‘yân-ı kibârları semmûr ve atlas ve sarık geyerler.
Der-kıyâfet-i kabâ-yı eşkâl-i merd-i meydân: Cümle halkının esbâbları Arapça fehvâsınca dizleri gözünde kısa çuka esvâb geyüp başlarında yelken sâlihli ve porçavi ve şeb-külâh ve yeşil ve kırmızı semmûr kalpak ve kopçalı çakşır ve güderi dolama geyerler, ammâ a‘yân-ı kibârları semmûr ve atlas ve sarık geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87b ·
metinde göster ·
… altışar aded çarhlı karabina tüfengleri var. Cümle esbâbları Macar gibi güderi
dolama
geyerler. Gören bunları Macar katanası sanırlar, zîrâ şeb [ü] rûz Macar içinde …
Mezkûr yigirmi aded ağaların cümle (---) aded kal‘a neferâtları vardır, ammâ bunlar cümle kal‘a müstahfızânlarıdır. Kal‘adan ba‘îd aslâ bir yere gitmezler, ammâ kapudan ve askeri ve martolosân ve çeteciyân ve poturacıyân, bunlar çete ve poturalara gidüp baş ve dil alup ba‘zı ulak ve yolcuları götürüp getirmeğe me’mûr askerlerdir, ammâ cümlesi gâyet güzîde bahâdır ve şecî‘ ve nâmdâr yiğitleri var. Cümlesi bir yere seğirdim etseler dörder ve beşer çatal atlar ile seğirdüp her birinin elinde ve belinde ve yeninde ve yakasında ve atlarının eğer kaşlarında ve terkilerinde beşer ve altışar aded çarhlı karabina tüfengleri var. Cümle esbâbları Macar gibi güderi dolama geyerler. Gören bunları Macar katanası sanırlar, zîrâ şeb [ü] rûz Macar içinde ceng etmededirler. Ve cümlesi fasîh ü belîğ Macar lisânı bilirler. Bu lisânlarıyla tâ vilâyet-i Alaman'a gidüp esîr kapup gelirler. Gâyet zehr-i mârdan kattâl asâkir-i sâhib-i celâldirler. Hattâ Budin kavmi bu Üstürgon gâzîlerine mu‘âdil olamaz, zîrâ bunlar hışm-ı sihâm-ı kazâ-yı mübrem gibi bî-amân kavmdirler. Cemî‘i Macaristân'da bir Tatar askerinden bir dahi bu Üstürgon kavminden havf ederler. Hattâ diyâr-ı Alaman'da bir kâfir bir kefereye söğse,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93a ·
metinde göster ·
… ammâ ne mertebe kalın dîvâr idiği ma‘lûm değildir. Hemân devr-i müdevver rıhtım
dolama
Şeddâdî binâ dîvâr üzre aslâ dendân-ı beden ve kulle ve tabya ve peten yokdur. …
Bu kal‘a-i bî-misâlin kara tarafı ise bu gûne metânet üzredir, ammâ Tuna cânibi üç minâre-i bâlâ kaddi yalçın kaya üzre sedd-i metîn dîvâr-ı İskender-var'dır, ammâ ne mertebe kalın dîvâr idiği ma‘lûm değildir. Hemân devr-i müdevver rıhtım dolama Şeddâdî binâ dîvâr üzre aslâ dendân-ı beden ve kulle ve tabya ve peten yokdur. Hemân dîvâr-ı üstüvârı üzre niçe hânedân-ı cihân-nümâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
ve kontuş ve sarık ve kavuk ve çizme ve pâbuç ve birer binek bârgîrler verilsin …
"Tîz bu gulâmların üzerlerine birer kat çuka dolama ve kontuş ve sarık ve kavuk ve çizme ve pâbuç ve birer binek bârgîrler verilsin" deyü fermân edüp ol günde cümle ihsânları alup mükellef ü mükemmel iki köle sâhibi olduk. Eş-şükrülillâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99a ·
metinde göster ·
… rdübânlar ile kal‘adan beş aded kâfir ile Fargaçi kapudan kethudâsı bir al çuka
dolama
geymiş ve kal‘anın Nemse kapudanı bir yeşil çuka dolama geymiş kayığa binüp han …
Bu mahalde küffâr kal‘a içinden kemendli ipler ile bir kayığı handak içine endirüp andan nerdübânlar ile kal‘adan beş aded kâfir ile Fargaçi kapudan kethudâsı bir al çuka dolama geymiş ve kal‘anın Nemse kapudanı bir yeşil çuka dolama geymiş kayığa binüp handakdan çıkup Kaplan Paşa'ya geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
Bu mahalde küffâr kal‘a içinden kemendli ipler ile bir kayığı handak içine endirüp andan nerdübânlar ile kal‘adan beş aded kâfir ile Fargaçi kapudan kethudâsı bir al çuka dolama geymiş ve kal‘anın Nemse kapudanı bir yeşil çuka dolama geymiş kayığa binüp handakdan çıkup Kaplan Paşa'ya geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118b ·
metinde göster ·
… ve Sırf ve Bulgar kefereleridir. Müslimleri cümle dizleri gözünde kısacık çuka
dolamalar
ve elvân çuka kalpaklar geyüp Boşnakça ve Sırfça ve Bulgarca kelimât ederler.
Cümle re‘âyâları Potur Boşnak ve Sırf ve Bulgar kefereleridir. Müslimleri cümle dizleri gözünde kısacık çuka dolamalar ve elvân çuka kalpaklar geyüp Boşnakça ve Sırfça ve Bulgarca kelimât ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI mük. 137a ·
metinde göster ·
Ve bu şehir halkı Arapça hadîs-i şerîfi üzre dizleri gözünde cümle çuka
dolama
ve serhadli ve sıkma kopçalı çakşır ve kubâdî pâypûş ve başlarında gûnâ-gûn elv …
Ve bu şehir halkı Arapça hadîs-i şerîfi üzre dizleri gözünde cümle çuka dolama ve serhadli ve sıkma kopçalı çakşır ve kubâdî pâypûş ve başlarında gûnâ-gûn elvân çukadan semmûr ve zerdeva sedhadli kalpakları geyüp ve cümle kılıçları ve tüfengleriyle gezüp kâr [u] kisb eder bir alay gâziyân-ı mücâhidânlardır ve Boşnakça kelimât eder sofra sâhibi garîb-dost âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
Ve cümle halkı Boşnak'dır. Yine esbâbları cümle çuka dolama ve sünnet üzre kasîr esvâb geyüp kopçalı daracık serhadli çakşırı geyüp Boşnakça kelimât ederek bey‘ ü şirâ eder bir alay hacıyân ve tüccârân âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 169b ·
metinde göster ·