Ba‘dehu cümle guzât-ı müslimîn âlât-ı silâhları ile keştîlere süvâr olup âmâde durdular. Tâ ki Kâğızhâne'de Timurtaş Paşa'nın binâ etdüği elli pâre büyük kadırgalar dahi Eyyûb'dan tarafa zâhir olup rû[z]gâr-ı muvâfık ile bâdbânların küşâde edüp içinde olan mücâhidîn top u tüfenglerin endâht ederek gülbâng-ı Muhammedî ile Tershâne İreminin yanında olan Okmeydânı donanmasına kavuşup bir hây-hûy bir sadâ-yı Allâh Allâh zâhir olunca kal‘ayı muhâsara eden guzât-ı müslimîn dahi kuvvet-i kâhireye gelüp azîm ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl esnâsında cümle donanma-yı hümâyûn'a asker-i İslâm dolup karşu tarafa geçdiklerin kâfir görünce akılları başlarından gidüp acz ızhâr etmeğe başladılar. Ve dahi ol günün hücûmunda kal‘anın taraf taraf rahnedâr yerlerin görüp âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
… kuş aşağı akup en nihâyetindeki top kâlıbına akup balyemez top ise nısf sâ‘atde
dolup
fi'l-hâl keçe ile sarılmış bir gûne mülemma‘ yağlı çamur vardır, tuç ırmağı yol …
Hemân kim ibtidâ âteşden tuç deryâsın halâs mahalline gelince cümle (---)(---) sâ‘at olduğu sâ‘at muvakkıt haber edüp dökücübaşı ve gayrı üstâdlar keçe esbâbları ile tuç deryâsı ağzın demir çapalar ile "Allâh Allâh" deyüp açdıklarında tuç deryâsı âteş gibi akmağa başlayınca yüz adım yerde olan âdemlerin yüzlerine ve esbâblarına gûyâ alev yapışır. Ba‘zı temâşâcılar ve vüzerâlar üzerlerine beyâz çarşaf alup sadâ-yı gülbâng-i Muhammedîye rehâ buldurunca iki taraf niçe yüz kurbânları zibh etdükçe tuç deryâsı âteş gibi yokuş aşağı akup en nihâyetindeki top kâlıbına akup balyemez top ise nısf sâ‘atde dolup fi'l-hâl keçe ile sarılmış bir gûne mülemma‘ yağlı çamur vardır, tuç ırmağı yolun anınla sed edüp andan yukaruda bir gayrı top yolun açup ana dolmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı civacıyân: Dükkân beş, nefer 10, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Ancak bir ma‘den-i sun‘-i Hudâ'dır. Leh vilâyetinde Daniska iskelesi'nden gelir. Ammâ bu hakîr sene 1071 târîhinde merhûm Seydî Ahmed Paşa ile Erdel Macaristânın harâc-güzâr edüp Rakofçi la‘îni katl etdüğimiz sene bu hakîr çete ve potura kovarak Nagbanya Ejder kal‘ası altında kemîngâhda yatırken bir kirechâne gördük, esîrlerimizden Macar lisânı üzre su’âl etdik. Meğer ol mahalde bir gûne beyâz göz göz olmuş değirmen taşı dağlar gibi yığılmış, anlara âteş edüp anlardan civa akup hafirlere dolup civayı köpek derisi tulumlarına korlar, gayrı yerde durmak ihtimâli yokdur, böyle bir ma‘dendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b ·
metinde göster ·
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… llesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile
dolup
her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İ …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… kapuların asker ihâta edüp Atmeydânı'nın iki başından yeniçerileri Atmeydânı'na
dolup
sadâ-yı Allah Allah ile tarafeynden gülbâng-ı Muhammedî sadâsı cihânı dutdu. He …
Ve'l-hâsıl yigirmi beş aded sâhib-i fetvâ imzâsıyla sadrıa‘zam telhîsiyle (---)(---) [katline hatt-ı şerîf sâdır olup] yeniçeri ve cebeci ocakları mâh-ı şevvâlin onuncu gün yevm-i selâse idi, orta Câmi‘de tekrâr meşveret edüp Atmeydânı'na bir mütekellim âdem gönderüp çorbacı-ı mezbûru katl edince cümle} yeniçeri ve cebeci ocağı ve gayrı askerî tâ’ifesi Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfi dibinde cem‘ olup cümle meşâyihân fukarâlarıyla tevhîd ü tezkîr ederek sadrıa‘zam ve yeniçeri ocağı ve cümle asker tâ’ifesi Atmeydân'ın ve Yeni Câmi‘in yedi tarafdan kapuların asker ihâta edüp Atmeydânı'nın iki başından yeniçerileri Atmeydânı'na dolup sadâ-yı Allah Allah ile tarafeynden gülbâng-ı Muhammedî sadâsı cihânı dutdu. Hemân Atmeydânı'nda olan pür-silâh sipâh yiğitleri yeniçeri üzre küheylân atların Atmeydânı'nda at bırağup bir hücûm etdiler kim hakkâ bârekallah ancak olur. Niçe âdemi dendân-ı tîğdan ve rîh-ı bî-emân-ı sinândan geçirüp bî-bâk ü bî-pervâ merkezlerinde karâr edüp yine yeniçeri cânibinden varan atlılar yine birbirlerine hücûm edüp bir epeyce elbeşti dahi etdiler. Ammâ bu hücûmda niçe sipâh hâk-i mezellete düşüp Yeni Câmi‘ hareminden kafadârları gelüp şehîdlerin aldılar. Hemân yeniçeri çavuşları ve çorbacıları yeniçeriye "Koma kurdlarım" deyüp tâ vasat-ı meydâna köpek cengi ederek geldiklerinde sipâh Atmeydânı'nda kalmayup cümle Yeni Câmi‘ haremine mâl-â-mâl olup cümle demir kapuları seddidüp demir pencereleri sedd [ü] siper edüp içerden taşra yeniçeriye kurşum ve oku bârân-ı la‘net gibi yağdırup ân-ı vâhidde yüz yetmiş yeniçeriyi şehîd ve niçe yüz âdem mecrûh olup sipâh siper ardında yeniçeri Atmeydânı'nda kaldı ve sipâh minârenin altısına dahi çıkup pür-nakıl olup minâreler ve harem kubbeleri üstünden Atmeydânı'nda yeniçerilere eyle kurğuşum urdular kim yeniçeri bî-emân kaldı. Âhir yeniçeriler Ahmed Hân Türbesi tarafındaki Kurrâ kubbeleri ve medrese kubbeleri ve niçe hânelerin dâm [u] bâmları üzre çıkup Yeni Câmi‘ haremi içre olan sipâha kurşumu eyle yağdırdılar kim bu kerre sipâhın atları kurşum zahmından sipâhları târmâr edüp niçe yüzü de kurşumdan helâk olup hemân yeniçeriler Atmeydânı'ndan "Allah" ile demir pencerelerden ankebût-vâr urûc edüp taşra harem kapuların kırup hücûm edince cümle sipâh Yeni Câmi‘in iç haremine mâl-â-mâl olup derûn-ı câmi‘e dahi girüp mahsûr olup harem pencerelerinden taşra haremde olan askere oku kurşumu urup taşrada olan asker cân ve baş kaydına düşdüler. Hikmet-i Hudâ Yeni Câmi‘in altı minâresinin kapuları taşra hareme vâkı‘ olmuşdur. Hemân yeniçeriler minârelerin kapuların kırup dal-kılıç minâreden yukaru çıkdıklarında celeb sipâhlar kuşluk vaktinde öyle ezânı okumağa başlayup niçesin minârede katl ve niçesin kayd-bend ile "vakitsiz ezân okuyan yalancı mü’ezzinin hâli budur" deyü aşağı indirüp kelle paça ederlerdi. Ba‘dehû yeniçeriler altı aded minârelerden iç harem içre olan sipâha havaliden eyle kurşumlar urdular kim beyâz mermer-i hâm üzre pembe-misâl cesed-i insândan cereyân eden hûn-ı ahmer-gûndan cümle mermerler la‘l-gûn oldu. Bu hâli sipâh görüp haremin üç kapusun açup yeniçeriler üzre üç yerden dal-satûr-ı sipâh olup fakîrlerden câmi‘e avdet eder kalmayup cümlesi yeniçeri destinde şehîd oldular. Niçe yüzü câmi‘-i şerîf içre girüp kapandılar. Yine pencerelerden câmi‘ içre kurşumlar urup câmi‘ kapuların kal‘ edüp dal-sâtûr-ı Bektâşî urarak câmi‘ içinde ibrişim haliçeler üzre sipâh kırarak kimi namâz kılarak kırılırdı, kimi Kur’ân-ı azîm okuyarak Hazret-i Osmân gibi şehîd olarak kırılırdı. Câmi‘in cemî‘î der-i dîvârında ve câmlarında ve kıbâblar üzre mestûr olan kurşumlarda kurşum darbından bir rahnedâr olmadık yer kalmamışdı ve derûn-ı câmi‘de Kelâm-ı İzzet'i gerdeninde iken gerdeninden kılıç geçen ibâdullahın hadd [u] pâyânı yok idi. Hulâsa-i kelâm, kâmil yedi buçuk sâ‘at {kâr-zâr eylediler kim eğer Kahramân-ı bî-emân ol kâr-zârda olsa Nerîmân-ı nerm-râm olurdu. Veyâhud perhâş-ı bî-kârda ceng-cûyân olan dilâverân-ı mübârizânın merdâneliklerin Rüstem-i zamân ve Zâl-ı bî-amân istimâ‘ etse meddâhân-ı sipâhiyân ol[urdu]. El-kıssa yeniçeri bî-hisâb sipâhiyân bî-tâb olmağıla cenge iktidârları olmayup "El-firâru mimmâ lâ yutak, min süneni'l-mürselîn" mâ-sadakınca sipâhın karârı firâra mübeddel olup her biri bir cânibe perîşân oldular. Sipâhdan bî-aded ve yeniçeriden mürd az oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371b ·
metinde göster ·
… e yârı / Geçüp yazıyı da deryâ-yı Nîl-veş / İdüp cûş [u] hurûşu akdı seyl-veş /
Dolup
cümle su Harkila Ovası / Su içre kaldı evlerin binâsı / Kaçup halkı sudan hep d …
Beni bir kerre nûş eden ricâleŞefâ‘at ile yalvar Zü'l-celâleBu şevk ile tamâm etdi figânıHemân alçaklara oldu revânıOlup cârî fiğânı zârı gûyâOvalar oldu gûyâ misl-i deryâTahassun etmeğe hâk-i gubârıGetürüp yapdılar sedd ile yârıGeçüp yazıyı da deryâ-yı Nîl-veşİdüp cûş [u] hurûşu akdı seyl-veşDolup cümle su Harkila OvasıSu içre kaldı evlerin binâsıKaçup halkı sudan hep dağa çıkdıKi tufân-veş olup dünya su akdıKral yanına geldi cümle âdemDediler nolıser bu hâl-i âlem
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
… yveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile
dolup
gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘ind …
Sebeb-i azl-i Melek Ahmed Paşa bâ nefir-i âm, gulgule-i ehl-i hıref, bâ ığvâ-yı Siyâvuş Paşa ve Ebû Sa‘îd Efendi: Sarrachâne'den Âhîler ibtidâ bayrak ve tabl u kudûm kaldırup cümle dükkânları kapanup ve câmi‘leri kapanup "Ümmet-i Muhammed olan sancak dibine gelsin. Pâdişâha rik‘a sunalım!" deyü yüz elli bin ibâdullah-ı el-kâsibu habîbullah ile iktisâb edinen cümle ehl-i sûk pür-silâh, sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup deryâ-misâl benî Âdem temevvüc ederek sene 1061 şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin dördüncü bâzârtesi gün idi kim Daşnık Mirza ve Hanîfi Halîfelerin nâ-hak kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne döküldüğünün on ikinci gün sonra idi kim Atmeydânı'nda yer yer sedâ-yı Allah Allah evce peyveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd u vâveylâ-yı Allah Allah dediklerinde bu sadâ pâdişâh-ı cem-cenâb tarafına mün‘akis olup Bâb-ı hümâyûn sedd olunup topları kulleler üzre âmâde etmek ferman olunup Bâb-ı hümâyûn burcundan Haseki Ağa, taraf-ı pâdişâhîden su’âl edüp "Ey ibâdullah! Bu cem‘iyyet-i kübrâ nedir" dedikde "Bize zulm eden vezîria‘zamı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı 102b ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'yi ve Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa'yı ve Koskafurûnlu Muhzır Ağa'yı ve Kudde Kethüdâ'yı ve Tokkapuluyu ve Gümrük Emîni'ni ve Vâlide Sultân'ı ve Bektâş Ağa'yı ve Kara Çavuş Yeniçeri Ağasın ve Kul Kethüdâsı Çelebi Ağa'yı ve Alahoz Mehemmed Efendi'yi ve Sarı Kâtib'i ve Bostâncıbaşı'yı ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'yi ve'l-hâsıl Celâlî Hasan Ağa'dan ve İpşir Paşa'dan mukaddemâ gelen defter üzre cümle yüz elli aded âdemi istemeziz, katl olunup vezîr ma‘zûl olup sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa olsun" deyü Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd [u] figâna âheng edüp bu haber sa‘âdetlü pâdişâha vardıkda Servikapusu'ndan haseki ağa, paşaya gelüp "Sa‘âdetlü pâdişâh selâm edüp şu guluvv-i âmın aslı nedir, bunları bir vech-i ma‘kûl ile perîşân eylesin" deyüp gitdikde paşa dahi feryâdcılardan bir alay ihtiyârları ve dindâr meşâyihleri ve mükehhal gözlü, başı misvâklı, eli tesbihli sâdâtları ve acı sözlü söz anlamaz bî-dâdları çağırup anlar dahi dâd u feryâd ederek Melek Paşa huzûruna çıkup "Sa‘âdetlü vezîr, senden hoşnuduz ammâ Kudde Kethüdâ ve Emîr defterdârı istemeziz. Bize zulmleri hadden efzûndur. Senin haberin yokdur. Azak bahânesiyçün pes-i perdeden bir Mısır hazînesi altunu bu İslâmbol içre cem‘ ediyorlar" Paşa eyitdi: "Ey ibâdullah! Cümle yetmiş bin guruşluk altundur. Andan ziyâde vermen" deyince cümlesi "Ey Allah râzı ola. Nola verelim! Ve istimâ‘ etdik kim Azağ'a bir yıldan berü hazîne varmayup ağaların pârelemişler. Siz dahi Kudde Kethüdâ'yı ve Emîr Paşa'yı pâre pâre edin. Tesellî-i hâtır bulalım. Tiz haklarından gelin. Yoksa biz onların haklarından gelecek vakti biliriz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunlara "Ben sâdât-ı kirâmdan olan Emîr Paşa'yı katl edemem. Emr, şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyü her birine birer hulvu'l-kelâm ile şifâ-yı sadr cevâblar verüp munsıf olanları kâ’il olup dem çekmediler. Bî-insâf olanlar "Mardalı esbâb istemeziz. Hemân nukûd akçe guruş alup altın veririz" deyü feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102a–102b ·
metinde göster ·
… ulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne
dolup
Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve noh …
Sebeb-i azl-i Melek Ahmed Paşa bâ nefir-i âm, gulgule-i ehl-i hıref, bâ ığvâ-yı Siyâvuş Paşa ve Ebû Sa‘îd Efendi: Sarrachâne'den Âhîler ibtidâ bayrak ve tabl u kudûm kaldırup cümle dükkânları kapanup ve câmi‘leri kapanup "Ümmet-i Muhammed olan sancak dibine gelsin. Pâdişâha rik‘a sunalım!" deyü yüz elli bin ibâdullah-ı el-kâsibu habîbullah ile iktisâb edinen cümle ehl-i sûk pür-silâh, sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup deryâ-misâl benî Âdem temevvüc ederek sene 1061 şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin dördüncü bâzârtesi gün idi kim Daşnık Mirza ve Hanîfi Halîfelerin nâ-hak kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne döküldüğünün on ikinci gün sonra idi kim Atmeydânı'nda yer yer sedâ-yı Allah Allah evce peyveste olup İslâmbol içre velvele ve gulgule ve depdebe ve feryâd [u] fiğân ile dolup gürûh gürûh Bâb-ı hümâyûn önüne dolup Şeyhülislâm Azîz Efendi Ayasofya câmi‘inde kalup herkes âlet-i silâhıyla ve nohut ve zerdestesiyle kimi ucu yanmış köseği odunuyla ve koyunlarında birer somunlar ile Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd u vâveylâ-yı Allah Allah dediklerinde bu sadâ pâdişâh-ı cem-cenâb tarafına mün‘akis olup Bâb-ı hümâyûn sedd olunup topları kulleler üzre âmâde etmek ferman olunup Bâb-ı hümâyûn burcundan Haseki Ağa, taraf-ı pâdişâhîden su’âl edüp "Ey ibâdullah! Bu cem‘iyyet-i kübrâ nedir" dedikde "Bize zulm eden vezîria‘zamı ve Defterdâr Emîr Paşa'yı 102b ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'yi ve Çavuşbaşı İbrâhîm Ağa'yı ve Koskafurûnlu Muhzır Ağa'yı ve Kudde Kethüdâ'yı ve Tokkapuluyu ve Gümrük Emîni'ni ve Vâlide Sultân'ı ve Bektâş Ağa'yı ve Kara Çavuş Yeniçeri Ağasın ve Kul Kethüdâsı Çelebi Ağa'yı ve Alahoz Mehemmed Efendi'yi ve Sarı Kâtib'i ve Bostâncıbaşı'yı ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'yi ve'l-hâsıl Celâlî Hasan Ağa'dan ve İpşir Paşa'dan mukaddemâ gelen defter üzre cümle yüz elli aded âdemi istemeziz, katl olunup vezîr ma‘zûl olup sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa olsun" deyü Bâb-ı hümâyûn önünde feryâd [u] figâna âheng edüp bu haber sa‘âdetlü pâdişâha vardıkda Servikapusu'ndan haseki ağa, paşaya gelüp "Sa‘âdetlü pâdişâh selâm edüp şu guluvv-i âmın aslı nedir, bunları bir vech-i ma‘kûl ile perîşân eylesin" deyüp gitdikde paşa dahi feryâdcılardan bir alay ihtiyârları ve dindâr meşâyihleri ve mükehhal gözlü, başı misvâklı, eli tesbihli sâdâtları ve acı sözlü söz anlamaz bî-dâdları çağırup anlar dahi dâd u feryâd ederek Melek Paşa huzûruna çıkup "Sa‘âdetlü vezîr, senden hoşnuduz ammâ Kudde Kethüdâ ve Emîr defterdârı istemeziz. Bize zulmleri hadden efzûndur. Senin haberin yokdur. Azak bahânesiyçün pes-i perdeden bir Mısır hazînesi altunu bu İslâmbol içre cem‘ ediyorlar" Paşa eyitdi: "Ey ibâdullah! Cümle yetmiş bin guruşluk altundur. Andan ziyâde vermen" deyince cümlesi "Ey Allah râzı ola. Nola verelim! Ve istimâ‘ etdik kim Azağ'a bir yıldan berü hazîne varmayup ağaların pârelemişler. Siz dahi Kudde Kethüdâ'yı ve Emîr Paşa'yı pâre pâre edin. Tesellî-i hâtır bulalım. Tiz haklarından gelin. Yoksa biz onların haklarından gelecek vakti biliriz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunlara "Ben sâdât-ı kirâmdan olan Emîr Paşa'yı katl edemem. Emr, şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyü her birine birer hulvu'l-kelâm ile şifâ-yı sadr cevâblar verüp munsıf olanları kâ’il olup dem çekmediler. Bî-insâf olanlar "Mardalı esbâb istemeziz. Hemân nukûd akçe guruş alup altın veririz" deyü feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 102a–102b ·
metinde göster ·
emn [u] emân olmaz oldu. Lâkin mülûk murâd edinse Kapudan Paşa donanma-yı hümây …
Ve iskele başında ve gayri mahallâtlar içre cümle üç yüz aded mahzenlerdir. Zîrâ tüccâr kânıdır. Ve cümleden mükellef Serdâr hânıdır. Ammâ şehrine göre dekâkînleri azdır. Meyhâneleri serâpâ sazdır, bâde erbâbı cümle Lazdır ve sulehâsı gâyet azdır, ammâ âb [u] havâsı latîf yazdır. Ve bender iskelesi azîm olmağıla beher sene bin pâre şayka ve karamürsel ve zarbune ve çekelve gılâl doldurup İslâmbol'a giderler. Zîrâ bu bender Dobruca vilâyetinin iskelesi olmağıla galle ve sâ’ir hubûbât çok olur. Ammâ zâlim iskelenin limanı kıble ve gün doğusına nâzır ağzı açık olmağıla talattum-ı deryâ dağlar gibi gelüp dörder beşer demir üzre gemilerin yatmağa iktidârları olmayup hemân yüklerin alup yelken yırtup firâr ederler. Zîrâ her sene çok gemiler helâk olur. Ammâ Yanko ibn Madyan kral devrinde iki kapulu bir liman-ı azîm imiş. Hâlâ umk-ı deryâda dağlar gibi liman taşları tertîb üzre râyegândır. Hâlâ yine gelen keştîler bu liman temeli hudûdu içre yatarlar, ammâ zâlim gemiciler safra taşları limana taşlar döke döke liman dolup emn [u] emân olmaz oldu. Lâkin mülûk murâd edinse Kapudan Paşa donanma-yı hümâyûn ile varup limanı tathîr edüp gayri safra limana dökmeseler, dökeni gemi cundasına salb etseler liman selâmet olurdu. Allah tathîrin müyesser ede. Zîrâ gâyet elzem-i levâzımından liman-ı dâr-ı îmândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
cümle hûş [u] tuyûr andan bârân-ı rahmeti nûş edüp atşânı ferâmûş ederler. Bu d …
Mesîregâh-ı azîz eş-Şeyh Balı Efendi: Yine bu hıyâbân içre bir savma‘a-i ma‘bedgâhdır. Dıraht-ı azîmlerin kesretinden bir şecerenin berg [ü] bârı vefretinden âfitâb-ı âlem-tâbın tâb [u] tüvânı zemîne te’sîr etmez. Böyle bir hıyâbân-ı sâyedârdır. Anda bir müdevver kaya vardır. Hazret-i azîz-i mükerrem Balı Efendi ol kaya üzre tâ‘at [u] ibâdât etdüğü secde yerinde re’s-i mübârekleri taşa te’sîr etdüğü mahal nümâyândır. Matar-ı rahmet, ol seng-i hârâdaki re’s-i şerîfi çukuruna dolup cümle hûş [u] tuyûr andan bârân-ı rahmeti nûş edüp atşânı ferâmûş ederler. Bu dahi ibret-nümâ bir mesîregâhdır. Ve ana karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141b ·
metinde göster ·
Ve Sadrıa‘zam dahi Melek Ahmed Paşa ile "Azm-i hudûd-ı Acem!" deyüp doksan bin askerle Derne ve Derteng ve Semâvât ve Bayat ve Debâlâ ve Vâsıt ve Gerend hudûdlarına varup şâh ile hudûdlar kesüp akd-i sulhlar olup tarafeynden elçiler çıkup Kara Mustafâ Paşa der-i devlete gelüp Melek Ahmed Paşa efendimiz Diyârbekir'de kalup cânib-i Bağdâd nizâm u intizâm buldu. Ba‘dehû Melek Paşa Murâd Hân'ın fermân-ı pinhânı üzre Kürdistân'da İmâdiyye Muzûrî Hâkimi Sultân Yûsuf Hân'ı ele getirüp niçe bin âdemin katl edüp hânı kal‘a-i Diyârbekir'de haps edüp ba‘dehû bin kîse mâlın alup bu intikâm haberi Murâd Hân'ın hâlet-i nez‘ine varınca Murâd Hân'a bu meserreti dediklerinde "İlâhî Melek Ahmed, mu‘ammer olup düşman şerrinden emîn olasın!" deyü hayr du‘â edüp nîm sâ‘atden dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya sene 1048 târîhinin mâh-ı (---)(---)(---) merhûm olup şehr-i İslâmbol vâveylâ ile dolup Murâd Hân'ı Atmeydânı'nda pederi cenbinde defn edüp bürâder-i kîhteri olan Sultân İbrâhîm ibn Ahmed Hân'ı taht-nişîn pâdişâh-ı müstakil etdiler. Melek Ahmed Paşa Murâd Hân'ın mevtin istimâ‘ edüp "el-Hükmü lillah!" deyüp Yûsuf Hân'ın bin kisesin alup kal‘adan ıtlâk edüp yine mansıbın mukarrer eder. Yûsuf Hân da yıkılup mansıbına gider, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339a ·
metinde göster ·
… anın kapağına bâğlı ipi çeküp içine Şatt dibinden buz pâresi gibi âb-ı hayât su
dolup
taşra çekerler ve nûş ederler. Ammâ gûyâ buz pâresi komuşlardır. Hakkâ ki Şatt' …
İbret-nümâ-yı diğer-i musanna‘: Bu şehr-i Bağdâd'da gâyet şiddet-i hâr üzre olduğundan nehr-i Şattu'l-Arab hammâm 343b suyu gibi cereyân eder. Bağdâd'ın sâhib-i tab‘ olan kimesneleri bu kumkumanın ağzını berkidüp kapağına bir ip ve kumkumanın boğazına bir ip bâğlayup bir taş dahi bâğlayup kumkumayı Şatt'a atup ka‘rına inince mezkûr kumkumanın kapağına bâğlı ipi çeküp içine Şatt dibinden buz pâresi gibi âb-ı hayât su dolup taşra çekerler ve nûş ederler. Ammâ gûyâ buz pâresi komuşlardır. Hakkâ ki Şatt'ın dibi gâyet sovukdur. Ammâ bir kulaç kadar suyu germâ ve bî-sermâdır. Ve Bağdâd'ın önünde Şatt'ın ka‘rı yigirmi ve on beş ve on yedi zirâ‘dır ammâ aşağılarda deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 343a–343b ·
metinde göster ·
… up gerdeninin sol tarafında bir mâdde zâhir olup beş on günde gerdeniyle ensesi
dolup
bir somun kadar kırmızı mâdde çıkup cemî‘i kurâ vü kasabâtlardan ve tâ Erdel ve …
Hikmet-i Hudâ-yı Lem-yezel paşa-yı deryâ-dil Varna cenginde ve kal‘a ta‘mîr ü termîminde şiddet-i hârda başı açık durduğundan Mankalya şehrinde mizâc-ı şerîfleri şikeste olup günden güne bî-tâb ü bî-mecâl olup gerdeninin sol tarafında bir mâdde zâhir olup beş on günde gerdeniyle ensesi dolup bir somun kadar kırmızı mâdde çıkup cemî‘i kurâ vü kasabâtlardan ve tâ Erdel ve Eflâk ve Boğdan'dan cerrâh ve hekîm-i hâzık fassâdlar getirüp her biri birer gûne devâ edüp aslâ ilâc-pezîr olmayup günden güne paşanın hâli mükedder olup niçe yüz aded ağalar hemân berren ve bahren firârî tahallüs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
… urla'ya kendülerin urduklarında nehr-i Turla bu kadar kerre yüz bin at ayağıyla
dolup
su bügendi. Alt yanı sığ kalup niçe bin Tatar sudan seğirde seğirde geçdiler. N …
El-azametullâh haşr [u] neşirden bir Kerbelâ günü olup kırk yedi bin Tatar askeri yüz elli bin bârgîrler ile nehr-i Turla'ya kendülerin urduklarında nehr-i Turla bu kadar kerre yüz bin at ayağıyla dolup su bügendi. Alt yanı sığ kalup niçe bin Tatar sudan seğirde seğirde geçdiler. Niçe bin Tatar dahi gemiyle ve pot ile ve tulum ile tarfetü'l-ayn içre geçüp tulumlardan tîrkeş ve kılıçları ve cümle esbâbların çıkarup geyindiler ve tarfetü'l-ayn içre atlandılar. Meğer Leh kralı tarafından on bin Leh askeri imdâda gelüp hâzır imiş. Anlar bizi sol tarafımızda görünen Kamaniçe kal‘asına götürmeyüp yıldız cânibinde Durujunka vilâyetine götürdiler kim Nûreddîn Sultân ol tarafda imiş. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 40a ·
metinde göster ·
Hemân Murtazâ Paşa gördü kim kal‘a-i Haleb içre celâlîler
dolup
iş işden geçdi. Hemân ol gece Murtazâ Paşa sarâyın halvet edüp pes u perdeden i …
Hemân Murtazâ Paşa gördü kim kal‘a-i Haleb içre celâlîler dolup iş işden geçdi. Hemân ol gece Murtazâ Paşa sarâyın halvet edüp pes u perdeden iptidâ Kadrî Paşa'yı ve vâlî-i vilâyet Dutsak Alî Paşa'yı ve Çetrefiloğlu Hasan Paşa'yı ve tegeltisi ağarmış kâr-âzmûde iş görmüş hayırhâh-ı devlet mu‘temed kocalardan kokonos kocaları nihânîce sarâyına çağırup sûre (---)Arapça nassına itâ‘aten müşâvereye şurû‘ etdiklerinde ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74a ·
metinde göster ·
Hemân gâzîler mukaddemâ alınan firkatelere şahbâz yiğitler
dolup
"Avanta" deyü kâfirler üzre vardıkda, hemân kâfirler beş altı pâre firkate ile …
Hemân gâzîler mukaddemâ alınan firkatelere şahbâz yiğitler dolup "Avanta" deyü kâfirler üzre vardıkda, hemân kâfirler beş altı pâre firkate ile boğaz ağzına cân atdılar, ammâ iki tarafda bin aded tüfeng-endâz kuş uçurmağa komazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145b ·
metinde göster ·
… n üç firkate dahi kâfirleriyle alup kenâra gelüp ol üç firkatelere dahi gâzîler
dolup
cümle dokuz pâre firkateler ile cümle guzât bu liman içre altı aded firkateler …
Hemân kal‘a kapudanı şarik küffâr ve gayrı nâ-bekâr [u] füccâr gemilerin başdan kara edüp bâğlara dökülünce cümle guzât bu yayan kâfirler üzre at bırağup cümlesin dest ber-kafâ der-çember ve der-zencir ve niçeleri tu‘me-i şemşîr olup gemileri der-kenâr kalınca üç aded firkatelere dahi Hilevne yeniçerileri binüp der-akab mezkûr küçük adadan üç firkate dahi kâfirleriyle alup kenâra gelüp ol üç firkatelere dahi gâzîler dolup cümle dokuz pâre firkateler ile cümle guzât bu liman içre altı aded firkateler dahi mâl-ı ganâ’imleriyle alınup, hulâsa-i kelâm sağîr ü kebîr cümle yigirmi dokuz pâre firkateler[den] ancak biri boğaz ağzında atılan tüfenglerden halâs oldu ve niçe kâfirler firkatelerden kendüleri deryâya atup gark oldu. Birkaç gemilerin âteşe urduklarında içinde mecrûh olan kâfirler, âyet sûre (---)(---)(---)Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre niçeleri suda gark oldu ve niçeleri âteşde ark u hark oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145b ·
metinde göster ·
… arâyına ve ba‘zı hânedânlara ve kapu yanında olan kubbe su hazînesine âb-ı nâbı
dolup
ol kubbe çeşmesinden bay u gedâ su alup def‘-i atşân ederler bir kâr-ı küffâr v …
Ve bu tophâneye muttasıl bir çâh-ı mâsı var, kâmil yüz kulaçdır, suyu tâ nehr-i Tuna'dan lağımlar ile gelir bir müdevver kuyudur kim suyunu dollâblar ile atlar çeküp paşa sarâyına ve ba‘zı hânedânlara ve kapu yanında olan kubbe su hazînesine âb-ı nâbı dolup ol kubbe çeşmesinden bay u gedâ su alup def‘-i atşân ederler bir kâr-ı küffâr vâcibü's-seyr bir çâh-ı nâmdârdır. Ve bu kuyu etrâfı ve mezkûr tophâne altı ve paşa sarâyı altı ve gayri hânedânların altları cümle zîr-i zemînler ve su sarnıçları ve mehâzinler ve cebehâne ve bârûdhâne ve gayri mühimmât [u] levâzımât duracak mahzenlerdir kim niçe yerde (yerde) Tuna'ya nâzır pençereleri cümle demir kafesli ve demir kapaklı manzaralardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… r fursatı ganîmet bilüp kal‘a şarampavlarından yol bulup cümle Tatar şehir içre
dolup
cümle yigirmi bin kadar esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle sîr olup iri cengâver …
Kal‘ası yok, ammâ etrâfı sa‘b palanka ve amîk handaklı bir şehr-i azîmdir kim cümle yigirmi bin bâğ-ı İrem-misâl hânedânlı şehr-i müzeyyen idi. Ân-ı sâ‘atde kavm-i Tatar rûzgâr-ı zor-kârın üst yanına çıkup kırk bin Tatar yaylarının çilelerine ikişer aded tabur okları gezleyüp her oka birer kibrît bağlayup bu kadar âteşli okları şehir içre bârân-ı la‘net gibi yağdırup şehrin tahta örtülü hânedânları rûzgârın şiddetinden çayır çayır yanmağa başlayınca cümle küffâr âteş-i lât-ı melât-ı mühmelât içre kalup küffâr bu vâveylâda iken hemân Tatar fursatı ganîmet bilüp kal‘a şarampavlarından yol bulup cümle Tatar şehir içre dolup cümle yigirmi bin kadar esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle sîr olup iri cengâver Kazakların cümle dendân-ı tîğdan geçirüp bî-bâk ü bî-pervâ bu şehr-i Heyvar'da iki gün ve iki gece alacıklarımızda meks edüp hamd-i Hudâ bunda dahi elime üç aded pençe-i âfitâb Korol gulâmı ve bir aded müstesnâ bikr-i nâ-şüküfte kızoğlanı ve niçe sîm ü zer âvânî eşyâlar elime girdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126b ·
metinde göster ·
… k gibi ayn-ı Berezniçse tulû‘ edüp Paşa sarâyı köşkleri altında havz-ı azîmlere
dolup
andan geçüp şehir içre Tabahâne çârsûsunda isti‘mâl olup andan niçe âsiyâb-ı da …
Ve bu şehrin taraf-ı şarkîsindeki beyâz kayadan bir beyâz billûr-i sâf-nijâd-i berrâk gibi ayn-ı Berezniçse tulû‘ edüp Paşa sarâyı köşkleri altında havz-ı azîmlere dolup andan geçüp şehir içre Tabahâne çârsûsunda isti‘mâl olup andan niçe âsiyâb-ı dakîklere uğrayup andan niçe yüz bâğçelere ve müşebbek bostânlara uğrayup andan sahrâ içre cereyân, andan nehr-i Tinetiho'ya mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
cümlesi cân bâzârına düşüp eyle bir batak deryâsı içre cezîre-misâl bir kal‘a-i …
Ammâ iç kal‘asına cemî‘i küffâr dolup cümlesi cân bâzârına düşüp eyle bir batak deryâsı içre cezîre-misâl bir kal‘a-i dâr-ı dâl ellerine girüp cân havliyle şeb [ü] rûz cenge âheng ederler, ammâ beri tarafda Sokollu Koca Mehemmed Paşa'nın sa‘y [ü] ihtimâmıyla ve bezl-i ihsân [u] in‘âmıyla bunun dahi buheyresin orta kal‘adan taş ve toprak ve ağaç ve çul ve tobra ile fışkılar ve kütük odunlar ile doldura doldura siperlenerek bu iç kal‘a hâ’itine varup niçe bin serdengeçdi gâzîler kal‘a altında siperlenirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b ·
metinde göster ·
… ıa‘zam İbrâhîm Paşa tarafından cengler olmada, ammâ çi fâ’ide, ordu içre küffâr
dolup
şikâra müstağrak olup yağmâ etmede ve hazîne üzre haçlı peykerlerin diküp niçe …
Câ-be-câ Cığalazâde ve Sadrıa‘zam İbrâhîm Paşa tarafından cengler olmada, ammâ çi fâ’ide, ordu içre küffâr dolup şikâra müstağrak olup yağmâ etmede ve hazîne üzre haçlı peykerlerin diküp niçe bin küffâr sandûkalar üzre çıkup otururlar. Ammâ pâdişâh ordu kenârında alem-i Resûlullâh ile bir püşte üzre durup huzûrunda sipâh ve yeniçeriler germâ-germ ceng edüp sancağ-ı resûl önünde kırılmada. Pâdişâh bu hâli görüp yanında hâzır olan Hoca Efendi'ye eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 39b ·
metinde göster ·
… z bin küffâr alır, hîn-i muhâsarada kal‘ayı halâs içün gelen imdâdlar bu tabura
dolup
ceng edeler. Hâlâ bu kal‘a-i Komaran'ın on beş bin kefere leşkeri mevcûddur.
Ve bu Komaran adası içre üç yüz mikdârı ma‘mûr köyler vardır kim bu köyler içre bir tabur-ı azîm kazmışlar, yüz bin küffâr alır, hîn-i muhâsarada kal‘ayı halâs içün gelen imdâdlar bu tabura dolup ceng edeler. Hâlâ bu kal‘a-i Komaran'ın on beş bin kefere leşkeri mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a ·
metinde göster ·
Ve niçe yüz yerde câ-be-câ maksûreler önünde niçe yüz gûne çarhları sular deverân etdirdikçe niçe yüz çeng ü rebâb ve şeştâr ve ıklığ ve çöğür ve rebâb ve erganonları ve nâkûs 52b ve mizmerâtları cümle su dollâblarının çarhları birer san‘at ile çalar kim bu dahi bir ibret-nümâyı temâşâgâhdır. Yine niçe yerde dahi ney gibi kaval ve düdük ve miskal ve dankiyo ve çağırtma düdüklerin envâ‘ların su çarhları körükleri çeküp rûzgâr ile körükler dolup andan mezkûr sâzlara körüklerden rûzgâr urup cümle rehâvî makâmında sâzlardan âheng-i gûnâ-gûnlar çıkup gûyâ Hüseyin Baykara fasılları olur kim ağreb ü garâ’ibden su çevirir çarhların körük sâzlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52a–52b ·
metinde göster ·
tercümânlar çâsârın hattını okuyup mefhûmu ma‘lûm-ı kral olunca hemân kral kalk …
Hemân gördüm ki, kralın gözleri yaş ile dolup tercümânlar çâsârın hattını okuyup mefhûmu ma‘lûm-ı kral olunca hemân kral kalkup bu hakîrin koltuğuna girüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 92a ·
metinde göster ·
… âmlarında yağmurlar kesret ü vefret üzre yağdığından yerler şişüp yer yarıkları
dolup
cümle balmûmu taşra çıkar. İşte "Eflak diyârında balmûmu yerde biter" dedikleri …
Başka boyarlıkdır kim Eflak vilâyetinin gâyet âbâdân yerleridir. Hattâ balmûmu yerde biter. Meselâ şiddet-i hârdan yerler çatlayup bal arılarının azgınları ol yerin çatlaklarında bal yeyüp kalır. Şitâ eyyâmlarında yağmurlar kesret ü vefret üzre yağdığından yerler şişüp yer yarıkları dolup cümle balmûmu taşra çıkar. İşte "Eflak diyârında balmûmu yerde biter" dediklerinin aslı budur. Hakkâ ki gâyet mahsûllü nâhiyedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 99b ·
metinde göster ·
Kırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar- …
Ammâ bu Kırım'ın Or handakı mürûr-ı eyyâm ile dolup Kırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar-ı Kalmak dahi Kırım'a girmeğe râh-ı âsân buldular. Hemân efendimiz Mehemmed Geray Hân sene (---) târîhinde vilâyet-i Kırım'ın âdem deryâsın ve dör[d] kerre yüz bin esîr keferelerin bu Or mahalline cem‘ edüp mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı üzre handakın toprağın şarkdan garba bir sâ‘atlik yerün handakın tathîr edüp iç yüzde handak toprağı dağlar gibi yığıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a ·
metinde göster ·
… ndak kesmeyüp kalır, zîrâ Ten cânibinde kal‘a dîvârların ba‘zı zamân nehr-i Ten
dolup
handak kesecek yeri yokdur, su gark eder. Bu hisâb üzre Azak kal‘ası üç bölük k …
Der-fasl-ı toprak kal‘a: Mâ-tekaddem bu kal‘a hâricinde etrâfı handaklı Karatayak nâmıyla ma‘rû[f] kal‘asız bir varoş-ı ma‘mûr imiş. Maskov Kazağı bu varoşu nehb ü gâret ede ede kâbil-i süknâ olmayup âhır-ı kâr sene 1025 târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında Sencüvân Paşa nâm bir müdebbir-i benâm orta hisâra muttasıl bir metîn ve sa‘b ve taş dîvârlı ve çâr-kûşe bir metîn ve müstahkem kal‘a edüp iki cânibine 185a handak-ı azîm kesüp nehr-i Ten cânibine handak kesmeyüp kalır, zîrâ Ten cânibinde kal‘a dîvârların ba‘zı zamân nehr-i Ten dolup handak kesecek yeri yokdur, su gark eder. Bu hisâb üzre Azak kal‘ası üç bölük kal‘a-i acâ’ibdir. Ve üçünün dahi dîvârları birbirlerine muttasıldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184b–185a ·
metinde göster ·
… mış Geray Hân'dır. Hâlâ ba‘zı yerleri mürûr-ı eyyâm ile tîn ü türâb u rimâl ile
dolup
suyu her bâr akmaz.
Ammâ bu nehr-i Güğemli gerçi donmuş sudur ammâ ibtidâ menba‘ı iki aylık yoldan tâ Heyhât sahrâsının ortasından cereyân edüp bu mahalde Azak deryâsına karışdığı yer bir azîm boğazdır kim Heyhât sahrâsına girmiş sazlı ve kamışlı körfez boğazdır. Bu nehrin tulû‘u tâ Bahr-i Harez kenârı yakınında nehr-i azîm Edil'den ayrılup Heyhât içre iki aylık yol gelüp Azak bahrine bu mahalde katılır, ammâ bu nehri ibtidâ Heyhât sahrâsı amâr olsun deyü nehr-i Edil'den ayırup akıdan Tohtamış Geray Hân'dır. Hâlâ ba‘zı yerleri mürûr-ı eyyâm ile tîn ü türâb u rimâl ile dolup suyu her bâr akmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·
… mmâ şimdi el-hâlete hâzihi üzre mürûr-ı eyyâm ile hâr-ı hâşâk rimâl-i türâb ile
dolup
sığ olup gâyet derin yerleri iki kulaç olup iri gemiler giremeyüp limanın taşra …
Bu kal‘anın limanı yıldız rû[z]gârı tarafına vâki‘ olup amelî binâ eylemişdir. Yohsa hudâyî liman değildir. Kefere asrında yüz iki yüz pâre gemiler alırmış, ammâ şimdi el-hâlete hâzihi üzre mürûr-ı eyyâm ile hâr-ı hâşâk rimâl-i türâb ile dolup sığ olup gâyet derin yerleri iki kulaç olup iri gemiler giremeyüp limanın taşrasında lenger endâht olup yatırlar. Ammâ Koron kal‘asın liman tarafına dolaşırken sıkandil şakulası ile üç kulaç sudan taşra dolaşalar, zîrâ kal‘a burnunda sığlar vardır. Dahi taşra dökündü kayalar vardır. Bu mahallerden taşrası on iki karış sudur. Gemilere bu kal‘a altında gâyet ihtirâz lâzımdır. Limana girmeyüp kal‘anın kıble tarafında demir korlarsa kenârda yakın yerde taşlıkdır. Bir mîl mikdârı alarka denizde yatmak gerekdir. Ve içmeğe su hâcet olursa gemiler yatdığı yere karşu bir burunda vâfir su çıkar. Sandallar başdan kara olup su önüne varup iki üç adım alarkadan suyu alup bî-zahmet yine sandallara girüp giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 272a ·
metinde göster ·
… andiye kan ile sürh-gûn olup Kandiye altında Kanlı Mağârâlar kan ile Kanije-vâr
dolup
rûy-ı arz cesed-i küffâr ile Şecer-i Vakvâk (gibi) dibi gibi zeyn oldu. Âye[t] …
"Meded senden yâ Îsâ, tut bizi" dediklerinde Hazret-i Îsâ Nebî'nin rûhâniyyet-i şerîfeleri bu küffârları emr-i Hak ile dutup pây-beste ve dil-haste ve şikeste beste dest-i asker-i İslâma verüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî usta Kassâb köçekleri 298b bu Fransa-i dıransa cünûd-ı cünübün eyle kırdılar kim Hudâ-yı Lem-yezel hakkıyçün Kanlı Mağârâların kayaları üzre hûn-ı insân cereyân seyl-i revân olup sahrâ-yı Kandiye kan ile sürh-gûn olup Kandiye altında Kanlı Mağârâlar kan ile Kanije-vâr dolup rûy-ı arz cesed-i küffâr ile Şecer-i Vakvâk (gibi) dibi gibi zeyn oldu. Âye[t] sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298a–298b ·
metinde göster ·
Ve yine iç kal‘a kapusunun solundaki yol iç kal‘a dîvârıdır kim handakı
dolup
tarîk-i azîm olup yeniçeri odaları cümle bu iç kal‘a dîvârı önündeki yoldadır k …
Ve yine iç kal‘a kapusunun solundaki yol iç kal‘a dîvârıdır kim handakı dolup tarîk-i azîm olup yeniçeri odaları cümle bu iç kal‘a dîvârı önündeki yoldadır kim kâmil altmış arşın enli yoldur. Hâlâ bu şâhrâh üzre her bâzâr günleri hafta bâzârı durmak fermân olunup cem‘iyyet-i kübrâ olup bir tarafında at bâzârı ve bir tarafında koyun bâzârı ve bir semtinde sığır bâzârı ve bir köşe-i puçesinde avret bâzârı durur, ammâ oğlan bâzârı cümleden işlek râygân bâz[âr-ı] mîdehetân-ı muğlimândır. Bu yolun bir tarafı tophâneye ve bir tarafı Hünkâr câmi‘ine gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316b ·
metinde göster ·
… ân-ı Muhammedî tilâvet etmek bu abd-i kemtere müyesser olup cümle guzât kal‘aya
dolup
cemî‘i küffâr aman ile taşradakı mahalle köylerine gidüp kal‘a feth olduğuna bu …
Ammâ hamd-i Hudâ bu sene 1081 sâl gazâsında Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ibn İbrâhîm Hân devletinde bu def‘a-i sânîde be-dest-i Serdâr Alî Paşa bu kal‘ayı ân-ı vâhidde asâkir-i İslâm ile muhâsara edüp derûn-ı kal‘adan küffârın "amân" deyü feryâd [u] figânlarına bakmayup her tarafdan küffâr-ı hâksâra göz açdırmayup küffârın (...) tarafdan suların kesdiklerinde küffâr-ı dûzah-karâr bilâ-ceng [ü] cidâl dendân-ı bedenler üzre "Amân el-amân ey güzîde-i asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp beyâz amân bayrakları diküp kal‘a feth oldukda hamd-i Hudâ bu abd-i kemter ibtidâ dalkılıç olup kal‘a kapusu üzre ibtidâ ezân-ı Muhammedî tilâvet etmek bu abd-i kemtere müyesser olup cümle guzât kal‘aya dolup cemî‘i küffâr aman ile taşradakı mahalle köylerine gidüp kal‘a feth olduğuna bu ebyât târîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 333b ·
metinde göster ·
… arı anı kesüp deryâ akıdup Mora cezîre olmuş. Ammâ hâlâ mürûr-ı eyyâm ile hafri
dolup
kara olmuşdur. Ammâ yine yedi yüz elli mîl cezîre add olunur. Ve on sekiz Kahka …
Cezîre-i Mora: Cânib-i erba‘ası deryâdır. Lâkin Gördüs nâm kal‘ası cânibinde bir deryâdan bir deryâya sekiz bin adım karadır. Mâ-tekaddem selef kralları anı kesüp deryâ akıdup Mora cezîre olmuş. Ammâ hâlâ mürûr-ı eyyâm ile hafri dolup kara olmuşdur. Ammâ yine yedi yüz elli mîl cezîre add olunur. Ve on sekiz Kahkahâ-misâl kal‘ası ve yetmiş limanı var, bir vâsi‘ cezîredir. İbtidâ Ebü'l-feth fethidir ve nısfı Bâyezîd-i Velî fethidir ve üçüncü Süleymân Hân fethidir, tamâm. Ve bu cezîrenin kıblesi cânibinde Termiş kal‘ası önünde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y124a ·
metinde göster ·
… n ve Fes u Merânkeş ve Sûdân vilâyetleri cezîre oldu. Mürûr-ı eyyâm ile bu dahi
dolup
mu‘attal oldu.
Ba‘dehu Mısır pâdişâhlarından Muhammed Ekrâd hazretleri İmâmu'ş-şâfi‘î ta‘lîmiyle niçe kerre yüz bin benî âdem ile Süveys'den Abbâsiyye içinde Bilbeys kurbundan buhayre-i Tîne'ye(?) varınca kesüp Süveys deryâsın Akdeniz'e mahlût edüp yetmiş sene bu hâl üzre cârî olup Mısır ve Funcistân ve Fes u Merânkeş ve Sûdân vilâyetleri cezîre oldu. Mürûr-ı eyyâm ile bu dahi dolup mu‘attal oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y385a ·
metinde göster ·
… ladı. Ale'l-akab Şehzâde Selîm dahi beş yüz pâre gemi ile on bin asker gemilere
dolup
muvâfık eyyâm ile bir gecede Kefe limanına çıkup Kefe kal‘asına girüp Tatar Hân …
Hemân Şehzâde Selîm oğlu Süleymân dahi tüvânâ yiğit olmuşdu. Babası Sultân Bâyezîd'e Süleymân'ına Kefe tahtı hükûmetin ricâ eyleyüp ricâsı kabûl oldukda oğlu Süleymân'a beş bin benem dîger nîst diyen asker verüp iki yüz pâre gemi ile Tırabuzan'dan üç yüz mîl bir muvâfık eyyâm ile Kefe'ye varup ber-taht nişîn olup başına asker cem‘ etmeğe başladı. Ale'l-akab Şehzâde Selîm dahi beş yüz pâre gemi ile on bin asker gemilere dolup muvâfık eyyâm ile bir gecede Kefe limanına çıkup Kefe kal‘asına girüp Tatar Hân'dan Mengli Geray Hân ile mülâkat olup keşf-i râz eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y41b ·
metinde göster ·
… gürememişler. İlâ hâze'l-ân bir kârhâne-i devrândır. Dâ’imü'd-dehr deverân edüp
dolup
boşalup cümle mahlûk-ı Mısır andan kifâflanmadadırlar. Zâdekellâhu ta‘âlâ. Seki …
Bu anbâr-ı Yûsuf'un îrâd [u] masârıfına cemî‘i vüzerâ ve benem dîger nîst diyen Q 239aP 236a ehl-i kalem olan ferîdü'd-dehr akl-ı Arasto kimesneler bu anbârın îrâd [u] masrafına akıl ergürememişler. İlâ hâze'l-ân bir kârhâne-i devrândır. Dâ’imü'd-dehr deverân edüp dolup boşalup cümle mahlûk-ı Mısır andan kifâflanmadadırlar. Zâdekellâhu ta‘âlâ. Sekiz sene bu hakîr dahi andan hissemend idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y217a ·
metinde göster ·
… l beri kal‘a tarafında kayığ u firkate ve limanda yatan gemi sandallarına asker
dolup
küffârın alduğı Ömer Ağa şaykasına varup yetişüp sadâ-yı Allâh Allâh ile şâdumâ …
Hamd-ı Hudâ öbür gemiye dahi bir top-ı kûp isâbet edüp rahnedâr olunca der-ân demirlerin kesüp bâdbânların küşâde kılup sağa sola tiramola edüp dâğ-ı derûnundan kal‘a cânibine bir kat alabanda toplar atup deryâya çıkup gitdükde derhâl beri kal‘a tarafında kayığ u firkate ve limanda yatan gemi sandallarına asker dolup küffârın alduğı Ömer Ağa şaykasına varup yetişüp sadâ-yı Allâh Allâh ile şâdumânîler ederek limana çeküp Ömer Ağa tâze cân buldu. Ve içinde yüz kırk beş ibâdullâhın pâ-bendlerin şikest edüp halâs edüp ol gün îd-i adhâ olup cümle ibâdullâh hakîre hayır du‘â etdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y331a ·
metinde göster ·
… keçi ve yedi horos ve yedi yılan ve yedi kedi boğazlayup kanları menhar havzuna
dolup
cümle kavm ellerin bu kana bulaşdırup ellerin mezkûr kayaya sürdüler. Ve sultân …
Anda yedi deve yedi koyun ve yedi keçi ve yedi horos ve yedi yılan ve yedi kedi boğazlayup kanları menhar havzuna dolup cümle kavm ellerin bu kana bulaşdırup ellerin mezkûr kayaya sürdüler. Ve sultân dahi "Eyle edin" dedi. Hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y424b ·
metinde göster ·