… ydânı önündeki (---) Paşa mektebinde sâkin olurlardı. Akrabâları dahi atları ve
donları
ile anda olurlardı. Ve bizzât kendüleri dahi lehceleri Boşnak lisânı üzre fesâh …
eş-Şeyh Sultân-ı Melâmiyyûn Hazret-i Kapanî Mehemmed Efendi: Ve dahi Geysûdâr Mehemmed Efendi derlerdi. Zîrâ pâ-bürehne ve ser-bürehne olup geysûları mergûle mergûle ve fetîle fetîle pîç u pîç ham-be-ham kâkül-i perîşân bir dervîş-i zîşân olduğundan Geysûdâr lakabıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne idi. Sayf [u] şitâda bir beyâz imroz kebesinden gayrı "Lâ-cübbete velâ-sivâllâh" deyü destinde bir teberi eksik değil idi. Gelibolu etrâfındandır derlerdi. Ammâ Peçuy-ı Sirem mânend-i bâğ-ı İrem taraflarında akrabâları kabaniçeli ve kopçalı çakşırlı âdemler gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Arabacılar meydânı önündeki (---) Paşa mektebinde sâkin olurlardı. Akrabâları dahi atları ve donları ile anda olurlardı. Ve bizzât kendüleri dahi lehceleri Boşnak lisânı üzre fesâhat ü belâğat sâhibi olup tekellüm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112b ·
metinde göster ·
… ttân gibi olur. Ba‘dehû hayyâl iplik eğirüp âbdest makramaları ve latîf ve zîbâ
donlar
ve gömlekler edüp a‘yân-ı İslâmbol'a ve pâdişâha hedâyâ getirirler. Hatta Kaya …
Garîbe ve acîbe-i Üçkilise: Bu deyrin büyüğü Enûşirvân binâsıdır. Anda senede bir kerre kırk elli bin kefere vü fecere dîb-i Firengistân'dan cem‘ olup bu Üçkilise dağının zirve-i a‘lâsında, pür-çemenzâr sahrâda bir halıça-i atîkleri vardır, anı döşerler ve ol dağlarda ne kadar nebâtât u giyâhât makûlesi nâfi‘ edviye-i ahşâbâtlar var ise cümle nebâtâtı bir azîm kazan içine koyup mezkûr halıça üzre saçayak koyup kazanı ana tahmîl edüp mezkûr halı üzre germâ-germ âteş edüp kâmil bir sâ‘atde kazgan içre cümle nebâtât ve kerefis ve mi‘denüvâz pişüp bir sâ‘at yanan âteşden aslâ halıça yanmayup niçe bin âdem temâşâsına hayrân olur, vâcibü's-seyr bir halıçadır. Ba‘dehû ta‘âm-ı nebâtâtı cümle keferelere bezl edüp teberrüken hokkalar ile dib-i Firengistâna götürüp ba‘zılar ol mahalde yiyüp hamd ü zevk u safâ ederler. 294a Hakîr bu ahvâli râhiblerden su‘âl etdim: "Vallahi bu halıça oldur kim Hazret-i İsâ bu halıça üstünde rahm-ı mâderden müştakk olmuşdur ve İsrâ‘ilî havfinden bir gâra kapanup on iki halîfeleriyle dağdan otluk cem‘ edüp bu halıça üzre pişirirdi. Ve Benî İsrâ‘îlî İsâ Nebî'den mu‘cize isteyüp bu halıça üzre bir melik ölüsün ihyâ etdi. Ve cümle İsrâ‘îlîye mu‘cize içün bu halıça üzre ta‘âm pişirüp bezl-i it‘âm etdi. Ba‘dehû bu halıça Buhtunnasr eline girdi. Andan Enûşirvân'ın eline girüp bu deyri bînâ etdikde yılda bir kerre üzerinde ta‘âm pişirüp yine pâk u pâkîze edüp boğçalar içre başımıza berâber hıfz ederiz. Hattâ "Süleymân Hân Nahçevân seferine geldikde bu seccâde üzre iki rek‘at namâz kıldı" deyü rivâyet etdiler. Ammâ halıça-yı ibret-nümâ ne harîrdir, ne pembedir ve ne sûfdur. Bir gûne zincâbî elvân bir seccâde-i kebîrdir. Lâkin gâyet sakîldir. Ammâ bu hakîrin akl-ı kâsıriyle eyle mülâhaza etdim ki cezîre-i Kıbrıs'da (---) nâm mahalde bir kûh-ı azîm vardır. Hikmet-i Hudâ ol kûhun taşını tokmak ile döğüp kettân gibi olur. Ba‘dehû hayyâl iplik eğirüp âbdest makramaları ve latîf ve zîbâ donlar ve gömlekler edüp a‘yân-ı İslâmbol'a ve pâdişâha hedâyâ getirirler. Hatta Kaya Sultân efendimize Sultân Murâd Hân latîfe edüp "Kayam, sana kayadan hâsıl olma bir taş gömlek vereyim" deyü bir don gömlek ihsân etmişdi. Birkaç eyyâm Kaya Sultân kayadan kamîsı giyüp kirlendikde âteşde yakup pâk ve beyâz olup ibret içün yine giyerdi. Hayâl ü rakîk bir gömlek idi. Ekseriyyâ a‘yân-ı kibârda çokdur. Hattâ Kapudan Hüsâmzâde hakîre bir makramasın bağışlayup mülevves oldukda Melek Ahmed Paşa huzûrunda âteşe yakup gül-i pembe-misâl oldu. Allahu a‘lem mezkûr halıça dahi Kıbrıs taşından dokunmış ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b–294a ·
metinde göster ·
… çerden Abdâl Hân'ın en ulu oğlu Bedir Beğ ve dahi küçüğü Nûruddehr Beğ câme-hâb
donlarıyla
başlarında birer arakıyye kelle-pûşlarıyla nümâyân olup yanıma gelüp,
"Aya, böyle haber gelmeden murâd [u] maksûdu ne ola?" deyü perîşân-hâtır tahta'l-kahve tenâvül ederken yine harem kapusu açılup içerden Abdâl Hân'ın en ulu oğlu Bedir Beğ ve dahi küçüğü Nûruddehr Beğ câme-hâb donlarıyla başlarında birer arakıyye kelle-pûşlarıyla nümâyân olup yanıma gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9b ·
metinde göster ·
… e başladılar ve amân u zamân vermeyüp gözümüz görürken onunu dahi kırup atların
donların
almağa başladılar.
Biz dahi cân bâzârına düşüp "Sehel tâzîyânelere berekât" deyüp giderken gerüye nazar etdik. Bizden ayrılan on nefer refîklerimize gerüdeki katiller yetişüp cenge başladılar ve amân u zamân vermeyüp gözümüz görürken onunu dahi kırup atların donların almağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… tar askeri dahi haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup
donlarımız
çıkarup cümle atlarımız soyup arkanlarla çayırlara salup atlar dahi bizim gibi …
Ammâ bu kal‘a asker-i İslâm'ı görünce azîm top şâdumânları edüp zîr-i kal‘ada meks olunup gerüde kalan kırk elli bin arabalar ile bize imdâd gelen kefereler dahi gelüp kara nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur handakı kazmağa başladılar. Meğer Rakofçi kralın Erdel memleketinden çıkup geliyorduğun haber almışlar. Gerçi Tatar askeri dahi haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup donlarımız çıkarup cümle atlarımız soyup arkanlarla çayırlara salup atlar dahi bizim gibi râhat olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… rım, bu anda bu cevârîlerin esbâb [u] eskalleri ve halhalları ve bilezikleri ve
donların
veresiz" dedikde cümle kızların esbâbların getirüp geydirdiklerinde hemân Hasan …
Hasan Paşa eydir: "Tîz şahbâzlarım, bu anda bu cevârîlerin esbâb [u] eskalleri ve halhalları ve bilezikleri ve donların veresiz" dedikde cümle kızların esbâbların getirüp geydirdiklerinde hemân Hasan Paşa merdlik edüp cümle câriyeleri taht-ı revânları ve tavâşî ağaları ve ba‘zı esîr olmuş kapucubaşılarıyla esbâbları ve katarların verüp yanlarına on bayrak sekbân koşup her bir kızlara ve tavâşîlere belağan mâ-belağ ihsânlar edüp Murtazâ Paşa'ya,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70a ·
metinde göster ·
… varınca hemân buz obrulup gözümüz önünde bu kadar bin küffâr-ı hâksâr atları ve
donlarıyla
buz altına geçüp cümle gark olduğun küffârlar görünce hemân şehirden ve Galata …
Mukaddemâ niçe bin küffâr ol buhayre buzu üzre şehr-i Yaş'a ve Yaş'dan Galata'daki tabura buz üzre varup gelirlerdi. Bu kerre Tatar şehri âteşe urunca buz üzre beş bin mikdârı kâfir cân havliyle varınca hemân buz obrulup gözümüz önünde bu kadar bin küffâr-ı hâksâr atları ve donlarıyla buz altına geçüp cümle gark olduğun küffârlar görünce hemân şehirden ve Galata taburuna giremeyenler ol şiddet-i şitâda dağlara düşüp firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102a ·
metinde göster ·
… ölünde gazâ günlerinde gark olan küffârların cümle lâşe-i murdârların atları ve
donlarıyla
gölden çıkarup cümle raht u bahtları ve âlet-i silâhları ve bellerinde kemerler …
Bu şehrin niçe gûne ahvâl-i pür-melâllerine kırk günde vâkıf olup niçe bin gûne seyr [ü] temâşâlar ederek ser-i kârda olan kefereler ile hüsn-i ülfet edüp her bâr ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup niçe kerre bu şehrin şimâli tarafında rub‘ sâ‘at ba‘îd yerde bâğ-ı İremlerde Beğ, Ahmed Ağa efendimize ziyâfet-i uzmâlar eyleyüp gûnâ-gûn hedâyâlar verirdi. Hattâ bir kerre mukaddemâ Yaş gölünde gazâ günlerinde gark olan küffârların cümle lâşe-i murdârların atları ve donlarıyla gölden çıkarup cümle raht u bahtları ve âlet-i silâhları ve bellerinde kemerlerin bile bizimle gelen tevâbi‘ u levâhık olan asker-i İslâm'a bu kadar mâl [u] menâli hibe eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 108a ·
metinde göster ·
… le sıkma çarıkdır ve "Baldır duruda" dedikleri gibi baldırları çıplakdır, hattâ
donları
bile yokdur, hemân bellerin[d]e birer dimi bol paçaları var. Ekseriyyâ gömlek n …
Ayaklarında cümle sıkma çarıkdır ve "Baldır duruda" dedikleri gibi baldırları çıplakdır, hattâ donları bile yokdur, hemân bellerin[d]e birer dimi bol paçaları var. Ekseriyyâ gömlek nedir bilmezler, eğinlerinde birer mashara daracık ve kısacık kebe geyerler, göğüsleri ve omuz başları cümle açıkdır. 35b Ve kelem serleri ne kadar kazan kadar ise ol kadar küçücük tâkıyyeleri var kim ancak bir fincan kadarca tâkıyyeyi iplik ile iki yanından bağlayup boğazına ipliği geçirüp tâkıyyeyi başına geyer, ammâ Hudâ âlimdir eyle kelle-i kebîr üzre ol tâkıyye gûyâ âriyetî durur, geyilecek hâli yok bir arakiyye-i siyâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a–35b ·
metinde göster ·
… fengleri ve terkilerinde birer kızıl abâdan yağmurlukları ve birer heybelerinde
donları
ve gömlekleri ve at na‘lları ve mıhları ve beyâz beksumat ve peynirleri ve onar …
Dördü dahi yaranmış ve işlemiş katana kâfiri atları ve cümle atların âlât-ı silâhları ve eğer kaşında ikişer ve terkilerinde kezâlik ikişer kol tüfengleri telatin altun yaldızlı kuburları ile musanna‘ tüfengleri ve terkilerinde birer kızıl abâdan yağmurlukları ve birer heybelerinde donları ve gömlekleri ve at na‘lları ve mıhları ve beyâz beksumat ve peynirleri ve onar yem kadar cakları terkilerinde var idi. Lâkin rahtları cümle kayış idi, ammâ kılıçları eski Alman idi ve gümüşlü külüngleri, boy tüfengleri gâyet musanna‘ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… dâne gümüş sahanlar ve bir gümüş kulplu tâs ve bir beyâz ihrâm içinde gûnâ-gûn
donlar
ve gömlekler ve esbâblar bulup hüddâmlarım getirdikde hemân hakîr şâd-ı merk ol …
Hikmet-i Bârî nasîb ender nasîb-i yârî gulâmların bir kaçı dağlar içre gezüp şikâr-ı kelepürler ararken iki cak arpa ve iki cak beyâz beksumat ve bir cerre şarâb-ı bî-hicâb ve çanta çanta kebâblar ve iki gümüşlü musanna‘ kılıçlar ve bir sîm kadeh ve bir altun arak kadehi ve meclis başında altı dâne gümüşlü bıçaklar ve altı dâne gümüş sahanlar ve bir gümüş kulplu tâs ve bir beyâz ihrâm içinde gûnâ-gûn donlar ve gömlekler ve esbâblar bulup hüddâmlarım getirdikde hemân hakîr şâd-ı merk olayazdım ve beyâz ihrâmı âteş başına döşeyüp Sedd-i İskender-vâr lenger bırağup bu esbâbların ahvâlinden haber sordurdukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… tâ‘ aslâ yokdur. Yedikleri et, geydikleri etin derileridir. Hattâ gömlekleri ve
donları
bile deridir, ammâ ne deridir, gûyâ beyâz Hıtâyî kâğızdır.
Ammâ ihvân-ı bâ-safâ-yı müstemi‘îne şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim, eğer bu kavm-i Kılmağın envâ‘ın ve üç kerre Maskov diyârın nehb ü gâret edüp bildiğimiz ve anladığımız mertebe bu iki kavmin ahvâlâtların mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek Hudâ'ya ayândır mecmû‘a-i nâ-matbû‘amız başka bir mücelled kitâb olur. Bu kadarca tahrîrât ile iktifâ edüp elçi beğ ile Azak vilâyeti tarafına çıkmağa sa‘y ederken Taysı Şâh Kalmığ'ın sefere gidenleri bî-hisâb mâl-ı ganâ’imler ile gelüp cümle Kalmık sürûrlarından [e]lçiye destûr verüp azm-i râh mahallinde bu hakîre Taysı Şâh ve oğlu Moyinçak Şâh ikişer at ve ikişer sığın yavruları derisinden Hıtâyî kâğız gibi mücellâ ve rakîk kürkler ve ikişer aded Noğay ve Heşdek esîri gulâmları ihsân etdi. Ve refîklerime de hem-çünân birer ton sığın derisi kürkleri ve birer re’s atlar verdi. Ve elçi bana "Es'sehî mâ melek" deyüp on bin koyun ve beş bin sığır verdi, zîrâ anlarda akçe pul ve gayri metâ‘ aslâ yokdur. Yedikleri et, geydikleri etin derileridir. Hattâ gömlekleri ve donları bile deridir, ammâ ne deridir, gûyâ beyâz Hıtâyî kâğızdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
nass-ı kâtı‘ı delîl olup, hâlâ Hazret-i İdrîs Cennet-i Me’vâ'da hulle
donları
biçer, derler. Zîrâ terzîlikde ve ilm-i kitâbetde üstâd-ı kâmil idi. Terzîlerin …
nass-ı kâtı‘ı delîl olup, hâlâ Hazret-i İdrîs Cennet-i Me’vâ'da hulle donları biçer, derler. Zîrâ terzîlikde ve ilm-i kitâbetde üstâd-ı kâmil idi. Terzîlerin ve kâtiblerin silsilesi ana müntehîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y10a ·
metinde göster ·