… Paşa câmi‘ine muttasıl olmağile hemân evkât-ı hamseyi edâ eden cümle ahbâb [u]
dostân bu
tekyeye gelüp zevk u şevkler edüp mağz-ı Kur’ân olan Mesnevî-i Şerîf kitâbın ti …
Bir âsitâne-i Âl-i Abâ'dır. Cümle imârâtı serâpâ kurşum örtülü kârgîr binâ-yı azîmdir. Ve bu hânkâh Hasan Paşa câmi‘ine muttasıl olmağile hemân evkât-ı hamseyi edâ eden cümle ahbâb [u] dostân bu tekyeye gelüp zevk u şevkler edüp mağz-ı Kur’ân olan Mesnevî-i Şerîf kitâbın tilâvet ederler, zîrâ bu şehrin cümle halkı abdâl-meşreb Fârisî-hân pîr ü cüvânân âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a ·
metinde göster ·
"Tîz bu sâ‘at bu otağı götürüp benim bâğçemde kursunlar. Yarın elçi paşa
dostumuza bu
otak içre ziyâfet ederim, sabâh teşrîf buyurun" deyü paşayı da‘vet edüp paşa no …
"Tîz bu sâ‘at bu otağı götürüp benim bâğçemde kursunlar. Yarın elçi paşa dostumuza bu otak içre ziyâfet ederim, sabâh teşrîf buyurun" deyü paşayı da‘vet edüp paşa nola deyüp paşa kral ile dahi niçe gûne sulh [u] salâha müte‘allık kelimâtlardan sonra ne ta‘âm ve ne hil‘at-i fâhire ihsân [u] in‘âm olmadan paşa kraldan me’zûn olup çâsâr baş açup paşaya du‘âlar eyleyüp ta‘zîm [ü] tekrîm ile yine alay ederek cümlemiz konağımıza gelüp paşanın summât-ı Muhammedîsi ta‘âmına eyle dendân urup def‘[-i cû‘] etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… u abd-i kemter bu sene-i mübârekede Girid gazâsına giderken bu şehrin ahbâb [u]
dostânlarıyla bu
yaylağa çıkup on yedi gün zevk [u] safâlar edüp sene 1078 Ramazânu'l-mübârekini …
Hikmet-i Hudâ bu abd-i kemter bu sene-i mübârekede Girid gazâsına giderken bu şehrin ahbâb [u] dostânlarıyla bu yaylağa çıkup on yedi gün zevk [u] safâlar edüp sene 1078 Ramazânu'l-mübârekinin ıyd-ı şerîfin bu yaylakda edüp Hüseyin Baykara cem‘iyyetleri etdik. Hakkâ ki bir cây-ı dilküşâ-yı behişt-i irem-âsâ bir hûb-hevâ dâr-ı ferahfezâ yaylağ-ı Merâm'dır kim mâ-fevkında eyle bir irem-âbâd yokdur kim cümle üç yüz yetmiş aded aynân-ı tecriyânları vardır kim her biri birer gûne âb-ı hayâtdan nişân verir âb-ı nazîfi hıffetde her hafîfden ahaf ve nezâfetde nazîf bî-mânend şarâb-ı kevser nazîf eltaf mâ-i zülâldir. Cümlesi gâyetü'l-gâye hâzımu'l-ifrât âb-ı hayâtlar olduğundan bir âdem bir gûsfend-i semîn yeyüp bu mâ-i cân-perverlerden bir kâse nûş edicek derhâl aç olur. Tâ bu mertebe serî‘u'l-hazm şarâbları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 221b ·
metinde göster ·
… ret ve zevk [ü] safâ ederler kim bir diyâra mahsûs değildir, dillerde dâsitân-u
dostândır, bu
dahi başka bir âlemdir. Mısır'ın evlâd-ı Arabı bu istikbâle ceyşiyye-i bahbahü' …
Ve bu Tophâne'den tâ Bürke'ye varınca dörd sâ‘at şâhrâhın iki tarafı kat-ender-kat hayme ve hargâh bâr [u] büngâh ve serâperdeler ve nâmûsiyye ve sâyebânlar ve sahâbeler ile sahrâ-yı Âdiliyye'de adl [u] dâd olup hayemât-ı gûnâ-gûn ile lâlezâr olur. Üç gün üç gece Mısırlı, huccâc istikbâli savâbdır bahânesiyle eyle ayş u işret ve zevk [ü] safâ ederler kim bir diyâra mahsûs değildir, dillerde dâsitân-u dostândır, bu dahi başka bir âlemdir. Mısır'ın evlâd-ı Arabı bu istikbâle ceyşiyye-i bahbahü'l-huccâc der, ya‘nî huccâc safâsı askeri derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y208b ·
metinde göster ·