… içinde anlar kim tandılar toḳşurlar taŋrıda aḍınkı yol içinde toḳşuŋlar yekler
dostlar
birle bütünlükin yek alı erür küçsüz
76 anlar kim bittiler toḳşurlar taŋrı yolı içinde anlar kim tandılar toḳşurlar taŋrıda aḍınkı yol içinde toḳşuŋlar yekler dostlar birle bütünlükin yek alı erür küçsüz
… tansa sizler neteg kim tandılar bolsa sizler beraber teŋ yime tutmaŋlar olardın
dostlar
ançaḳa tegi kesilmeginçe taŋrı yolı içinde eger yüz ewürseler tutuŋ olarnı öldü …
89 arzuladılar eger tansa sizler neteg kim tandılar bolsa sizler beraber teŋ yime tutmaŋlar olardın dostlar ançaḳa tegi kesilmeginçe taŋrı yolı içinde eger yüz ewürseler tutuŋ olarnı öldürüŋ olarnı az vaḳtda bulsa siz olarnı yime tutmaŋlar olardın dost hem yariçi
18 aydı cuhudlar hem tersalar: biz taŋrınıŋ oġlanları-miz hem
dostları-miz
. ayġıl: nelük ḳınar sizni yazuḳlarıŋız birle kendü sizler ademi siz andın kim t …
18 aydı cuhudlar hem tersalar: biz taŋrınıŋ oġlanları-miz hem dostları-miz. ayġıl: nelük ḳınar sizni yazuḳlarıŋız birle kendü sizler ademi siz andın kim törütti yarlıḳayur kimni tilese hem ḳınayur kimni tilese ol taŋrıḳa köklerniŋ hem yerlerniŋ mülki hem ol iki araḳı aŋar ol yanış
51 ey anlar kim bittiler tutmaŋlar cuhudlarnı hem tersalarnı
dostlar
olarnıŋ amarısı amarınıŋ dostı kim kim dost tutsa olarnı sizdin ol olardın ol t …
51 ey anlar kim bittiler tutmaŋlar cuhudlarnı hem tersalarnı dostlar olarnıŋ amarısı amarınıŋ dostı kim kim dost tutsa olarnı sizdin ol olardın ol taŋrı köndürmez zalim boḍunlarnı
23 ey anlar kim bittiler tutmaŋ atalarıŋıznı ḳarındaşlarıŋıznı
dostlar
eger sewseler küfrni iman üze kim kim dost tutsa olarnı sizdin bu ögür olar zal …
23 ey anlar kim bittiler tutmaŋ atalarıŋıznı ḳarındaşlarıŋıznı dostlar eger sewseler küfrni iman üze kim kim dost tutsa olarnı sizdin bu ögür olar zalimler
3 bilgil taŋrıḳa din ḳatıḳsız anlar kim tuttılar anda aḍın
dostlar
ayurlar: tapmaz-miz olarḳa meger yaġutġalar bizni taŋrıḳa yawuḳluḳ. ol taŋrı hü …
3 bilgil taŋrıḳa din ḳatıḳsız anlar kim tuttılar anda aḍın dostlar ayurlar: tapmaz-miz olarḳa meger yaġutġalar bizni taŋrıḳa yawuḳluḳ. ol taŋrı hükm ḳılur olar ara anıŋ içinde kim olar anıŋ içinde tartışıġlı ol ol taŋrı köndürmez anı kim [ol] yalġançı tanġan turur
1 ey anlar kim taptılar tutmaŋlar meniŋ yaġımnı yime siziŋ yaġıŋıznı
dostlar
kemşür sizler olar birle dostluḳnı çın-oḳ tandılar aŋar kim keldi sizke çın-–lı …
1 ey anlar kim taptılar tutmaŋlar meniŋ yaġımnı yime siziŋ yaġıŋıznı dostlar kemşür sizler olar birle dostluḳnı çın-oḳ tandılar aŋar kim keldi sizke çın-–lıḳdın çıḳarurlar yalavaçnı hem sizni anıŋ üçün [kim] tapsa sizler taŋrıḳa iḍiŋiz eger andaġ erse kim çıḳtıŋızlar erse toḳış üçün meniŋ yolumda tilemek üçün meniŋ ḫoşnudluḳumnı yaşrur siz olarḳa dostluḳnı men bilür men anı kim kizler sizler anı kim aşkare ḳılur siz kim ḳılsa anı sizdin rastlıḳ üze yitürdi köni yolnı
ve tevâbi‘leri ile sayd [ü] şîkâra başlayup cem‘iyyet-i kübrâya mâlik oldu. Ve …
Beri cânibde Abaza günden güne eski dostları ve tevâbi‘leri ile sayd [ü] şîkâra başlayup cem‘iyyet-i kübrâya mâlik oldu. Ve cümle etdiklerin bir bir takrîr edüp kerr ü fer sâhibi oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66b ·
metinde göster ·
… kılları gidüp ağızlarından salyarları akar ve ter ü tâze beyâz halkaçini mahbûb
dostlar
görünce bir gayrı vâkı‘a görürler. Hâsıl-ı kelâm dükkânların zülbiyyât ve katr- …
Esnâf-ı helvâcıyân-ı bîrûn: Dükkân 170 ve neferât 400, bunlar dükkânların tahtırevânlar üzre akmişe-i fâhireler ile zeyn edüp ve gûnâ-gûn helvâ-yı pişmâniyeler ve sâbûnî ve tahîne ve helvâ-yı ebyaz ve mâhîce ve kırma bâdem ve samsa ve helvâ-yı kettân ve helvâ-yı gâzîler ve arşın helvâsın şehir oğlancıkları gördükde akılları gidüp ağızlarından salyarları akar ve ter ü tâze beyâz halkaçini mahbûb dostlar görünce bir gayrı vâkı‘a görürler. Hâsıl-ı kelâm dükkânların zülbiyyât ve katr-ı nebât-ı hamavîler ve yetmiş elvân helvâlar ile dükkânların zeyn edüp seyrâncılar üzre helvâ nisâr edüp şakalar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
… âh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb
dostlara
kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb d …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… a çapar Özbek atı Acemâne eğeri ve licâmıyla ihsân edüp cümle ihtilât etdiğimiz
dostlarımızla
vedâlaşup ertesi ale's-sabâh hân-ı âlî-şân askeriyle süvâr olup kerrenây [u] kö …
Kend-i Mirza İmâd: Nâhiye-i Dîdeherd hâkinde sekiz yüz hâneli âbâdân kenddir. Andan 7 sâ‘atde yine şehr-i Tebrîz-i dilâvize dâhil olup niçe gün dahi zevk [u] safâ edüp cümle kelenter ve darûga ve mihmândârlar bin baş kârbân âmâde edüp Hoy cânibine ve şehr-i Behistân hânına ve kal‘a-i Çûres hânına ve Revân hânına hakîre ri‘âyet edüp her menzilde nâmdâr kulağızlar verilmesiyçün mektûblar terkîm olundu. Ve Paşa-yı âlîşân efendimize nâme-i muhabbet-üslûblar yazılup on katar tâvûsî deve yükü pirinç ve huşk-i engür ve sâ’ir huşk-i Abbâsî emrûd ve gülnâr ve âlûlar verdi ve iki küheylân karaçabuk atı ve dörd aded alaca çapar atı verdi. Ve iki Gürcî gulâmlarının ellerinde dîbâ ve zerbâf ve zencîrbâf ve müşk [ü] anber-i hâm ve peten bâf-ı akmişe-i fâhireler ile Gürcî gulâmların verdi. Ve hakîre on tümen Abbâsî ve iki tümen bisitî ve bir Gürcî gulâmı ve bir semmûr Acemâne kürk ve bir kat Acemâne câme ve iki kürk-i kebûtî ve altı aded serbend hanî ve bir katar yükü mâya tavûsî-devesiyle Revân pirinci ve bir karaçabuk atı ve bir alaca çapar Özbek atı Acemâne eğeri ve licâmıyla ihsân edüp cümle ihtilât etdiğimiz dostlarımızla vedâlaşup ertesi ale's-sabâh hân-ı âlî-şân askeriyle süvâr olup kerrenây [u] kös-i Hakâniyânın ve sûr-ı Efrâsyab'ın döğüp çalarak bizi göndere gidüp Tebrîz hâricinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306b ·
metinde göster ·
haber gönder. Karz-ı hasen bir kaç yüz kîse dahi alup kuş cânlarınız halâs edin …
Kapudan içeri girdikde anı gördüm, bu hammâm câmekânının soffaları üzre iki yüz aded çatal fitilli sekbân u sarıca cellâdları âmâde idiler. Anı gördüm, bu câmekânın havz-ı kebîri su ile leb ber-leb olup ol rûz-ı zemherîrde Kudde Kethüdâ ve Moralı Defterdâr ve Mehemmed Efendi, üçünün dahi gerdenlerinde tokuz zincir ile uryân u büryân ve giryân u nâlân havz içinde iki gün iki gice imiş aç u zâc bir kamîs u serâvile muhtâc olduklarından mâ‘ada her gice cellâdlardan biner tâziyâne kırbaç yiyüp niçe gûne işkence ederlermiş. Hemân Kudde Kethüdâ'yı ol hâl-i diyergûnda görüp aklım başımdan gitdi. Yanına varup üçünün dahi destlerinden bûs etdim. Zîrâ veliyy-i ni‘metlerim idi. Kudde Kethüdâ eydür "Evliyâm bu ne hâldir?". Hakîr eyitdim: "Şimdi sâhib-i devlet yanında idim. Kudde halâs olmak dilerse üç bin kîse versin ve beş bin kîse paşa versin ve Mehemmed Efendi bin kîse versin. Yohsa üçünü de katl ederim, deyü yemîn etti" dedim. Hele Kudde 185a bin kîse ve defterdâr iki bin kîse ve mevkûfâtî beş yüz kîse ve beş yüz cild kitâb-ı müstetâb verecek oldular. Bu kerre İpşir Paşa kethüdâsı Sâlîh Ağa eydür "Ey Mehemmed Kethüdâ, Kırşehri'ndeki kırk bin koyun niçe oldu ve Diyârbekir Çermik'i şehrindeki bin kîse niçe oldu ve Van'da Mallı Kaya Çelebi ortağındaki beş yüz kîse altun niçe oldu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa karındaşı Anton Ermenî kâfirdeki iki bin kîse malınız niçe oldu" deyince Kudde Kethüdâ eydür "İşte Evliyâm, bilür, ol Kırşehri'ndeki sahrâ çiftlikde kırk bin koyun anlar cümle Melek Paşa'nındır ve Çermik'de menim mâlım yokdur. Cümle karındaşım Hacı Mûsâ Ağa'nındır ve andaki mâl cümle Kaya Sultân'ındır. Kaya Sultân Van'da Kaya Çelebi ile taş kayasıyla ortaklardır. Altunlarda menim alâkam, bir ahçam ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân çıkarup fakîr Kudde'nin ve hakîr Defterdâr'ın vücûdlarına üç yüz kırbaç urup figânları evce peyveste olup ol zahm-âlûd ile ol şiddet-i şitâda yine havz içine koyup âh [u] enîn etmeğe başladılar. Hakîr eyitdim: "Bre Mehemmed Kethüdâ cemî‘i dostlara haber gönder. Karz-ı hasen bir kaç yüz kîse dahi alup kuş cânlarınız halâs edin" dedim. Bunlar eyitdiler "Ya biz hapisde iken bizlere kim bir fülus-ı ahmer inanırlar. Bizi bir hapisden ıtlâk etsinler, ba‘dehû sâhib-i devletin murâd [u] merâmları üzre mâl bulup halâs olalım" dediler. Hakîr İpşir Paşa'ya varup bu kelâmları söyledim. "Anlar hapisde iken dahi ol kadar mâlı verirler. Anlar eyi âdemlerdir, yohsa şimdi anları katl ederdim" dedikde hakîr yine gelüp istimâ‘ etdiğim üzre İpşir Paşa'nın sözlerin bir bir takrîr eyledüm. Hâh-nâ-hâh üçüncü gün Defterdârdan üç bin sekiz yüz kîse ve sarâyında olan cümle emvâl u erzâkların ve cümle ser-i kârda olan tevâbi‘lerin haps edüp anlardan dahi iki bin kırk kîse mâl tahsîl eyleyüp Diyârbekir'de Bakkaloğlu'na ve Mehemmed Çelebi'ye ve karındaşı Hacı Mûsâ'ya ve Mehemmed Kethüdâzâde İbrâhîm Beğ'in cümle mâl [u] erzâkların mîrîye zabt u rabt etmek içün kapucubaşılar gidüp kendülerini kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı şehriyârîler Diyârbekir Valisi Firârî Mustafâ Paşa'ya emirler gitdi. Ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'nin mâlı yok idi. Amma cümle Melek emlâki ve çiftliği ve akarâtları mîrîye ahz u kabz olunup her gün yine bunları gûnâ-gûn işkence ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b–185a ·
metinde göster ·
… tüfeng-endâz Kardaş Kazak ve şeremet Kazak ve Sirge Kazak ve Andırya Kazak nâm
dostlarımızla
Rakofçi kral üzre varmadayız.
"Benim efendim, sultânım, hâlâ kırk yedi bin asker-i Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ile diyâr-ı Kırım'dan Ramazân-ı şerîf ıydını kılup ılgar ile Durujunka Kazağı vilâyetinde Aksu kenârında kal‘a-i Ladicin altında kırk bin tüfeng-endâz Kardaş Kazak ve şeremet Kazak ve Sirge Kazak ve Andırya Kazak nâm dostlarımızla Rakofçi kral üzre varmadayız.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 39b ·
metinde göster ·
ile Killik burnu nâm mahalde zevk u safâ edüp ale's-sabâh yine cümle yârân-ı bâ …
Andan birez yârân dostlar ile Killik burnu nâm mahalde zevk u safâ edüp ale's-sabâh yine cümle yârân-ı bâ-safâ ile (---) Paşa bâğçe[sinde] zevk u safâlar ederken pâdişâh-ı bâ-vakâr dağlara sayd [u] şikâra geçüp gitdi. Hamd-i Hudâ bu bâğçe-i İremezâta uğramayup ubûr edüp zevkimize mâni‘ olmadı. Bir acâ’ib ü garâ’ib tarz [u] tarh-ı mergûb ve bir şekl-i ibret-nümâ-yı mahbûb üzre mebnî bir bâğ-ı İremdir kim her semtinin birer gûne pesendîde maksûreleri ve havuz u şazrevân-ı selsebîl ve fevvâreleri ne diller ile ta‘bîr ve ne kalemlerle tahrîr ve tastîr olur değildir. Hakkâ ki Konya'nın bâğ-ı Merâm'ından nişân verir. Bunda olan çeşme-i cân-bahşın târîhidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94a ·
metinde göster ·
… araba pâdişâh mâlı ve kırk araba dahi me’kûlât [ü] meşrûbât ve niçe serhaddimiz
dostları
kefere ve beğlere esîr olan gâzîler içün rızıklar geliyor". "Yakın mıdır?" dedi …
"Sultânım, Bihke kapudanı yiğitlerindeniz. İşte Bihke kapudanı vekîli ve Ferbi(?) kapu[d]ânı ve Veyd(?) kapudan ve İbrâhîm Beğ Yanova asker[i] ve sizin âdemleriniz cümle on iki araba pâdişâh mâlı ve kırk araba dahi me’kûlât [ü] meşrûbât ve niçe serhaddimiz dostları kefere ve beğlere esîr olan gâzîler içün rızıklar geliyor". "Yakın mıdır?" dedikde, "Katlanursız, şallâhi henüz gelecekleri zamândır" dedikde, katlanmağa sabra tâkat kalmayup aslâ bir yerde meks [u] ârâm etmeyüp cânib-i kıbleye beş sâ‘at yürüdük. Hamd-i Hudâ ol tarafdan ve bizim tarafdan İslâm bayrakları nümâyân olunca iki askerimiz birbiriyle mülâkat olup, arabalara girüp cümle mührümle mevcûd bulup kadının arz [u] mahzarına ve a‘yân-ı Bihke ve Korpa'nın mektûblarıyla her şeyi mevcûd bulup yine beş sâ‘at gerü deyüp vakt-i gurûbda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160a ·
metinde göster ·
Hemân ormanlar içre pinhân olmuş âdemlerin cümlesi mecrûh meydân-ı mahabbete çıkup niçe piyâde bîçâre ve âvâreler yanıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim hasta ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atalardan kalmış sözdür, "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, ammâ ba‘zı yaralulara "Gayret eylen şehbâzım" deyü tesellî-i hâtır vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü bakarak giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çatal atlı Tatar dostlarımız gelüp, Hudâ cümlesin yarlığasın, gerçi Tatar-ı adû-şikâr, tîz-firâr bî-karârlardır, ammâ bize karîb gelüp hakîr cümlesine ricâ edüp asker-i İslâm'ın mecrûh olanların cümle boş atlarına bindirüp cümle koş kol yedekler olup cümle altı yüzden mütecâviz mecrûh ve meksûru'l-bâl ve bî-mecâl yiğitler atlar üzre huzûr ile giderken kâmil iki sâ‘at yer gidüp câ-be-câ şühedâlarımız cümle başsız ve zekerlerinin sünnet yeri nâhunları kesilmiş ve bu taraflarda dahi niçe mecrûhlar gelüp cümle Tatar atlarına bindirüp giderken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav tavlanmış ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
… üp eyi katanalar ve yarar kapudanlar düşürmüşsüz, hemân ucuz vermen" deyü ba‘zı
dostlar
esîr kapudanların bahâların takdîr etdiler.
"Sad bârekallâh, merhabâ ey yüz aklığı edüp eyi katanalar ve yarar kapudanlar düşürmüşsüz, hemân ucuz vermen" deyü ba‘zı dostlar esîr kapudanların bahâların takdîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
… Efendi'ye bir yem ve Cebecibaşı Alî Ağa'ya ve Samsoncubaşı Abdî Ağa'ya ve gayri
dostlara
kifâyet mikdârı birer yem verüp bu tertîb üzre iki cak yükü şa‘îrleri cemî‘i ve …
Anda Gedüslü Efendi'ye on yem ve Hacızâde Efendi'ye beş yem ve Sadrıa‘zam Kethudâsı İbrâhîm Ağa'ya on yem ve kâtibi Selîm Efendi'ye bir yem ve Cebecibaşı Alî Ağa'ya ve Samsoncubaşı Abdî Ağa'ya ve gayri dostlara kifâyet mikdârı birer yem verüp bu tertîb üzre iki cak yükü şa‘îrleri cemî‘i velî-ni‘amlarıma bezl edüp anlar da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 26b ·
metinde göster ·
… ırmızı yüzlü ve şîrîn sözlü gulâmları olur. Hattâ Kırım diyârının muğlim mahbûb
dostları
bunda gelüp gulâmpârelik ederler. Hattâ bir sefîh-i mühmel ü cühmel sayyâd-ı gu …
Ammâ bu çufudlar gerçi İsrâ’ilî ve Mûsevîlerdir, Tevrât ve Zebûr okurlar, ammâ aslâ çufud lisânı bilmezler, cümle Tatarca kelimât ederler. Ve cümle mor çukadan Tatar kalpağı geyerler, şapka geymezler. Ve gâyet mahbûbları çokdur, zîrâ bu Menkûb’un âb [u] hevâsının letâfetinden Yahûdî piçelerin reng-i rûyları humret üzre marâlî ve gazâlî gözlü kırmızı yüzlü ve şîrîn sözlü gulâmları olur. Hattâ Kırım diyârının muğlim mahbûb dostları bunda gelüp gulâmpârelik ederler. Hattâ bir sefîh-i mühmel ü cühmel sayyâd-ı gulâm bu ebyâtı terennüm etmiş. Beyt-i mâlâ-ya‘nî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122a ·
metinde göster ·
var. Sen bir ma‘lûm âdemsin" deyü hakîre ta‘zîm edüp me’kûlât [ü] meşrûbâtıları …
"Âdem senin ne çok pâdişâh dostların var. Sen bir ma‘lûm âdemsin" deyü hakîre ta‘zîm edüp me’kûlât [ü] meşrûbâtılarımız ile bir sarâyı konak verdi. Ammâ bir söz anlar bir kapudandır kim yigirmi bin askere ve yigirmi bin Heşdek müselmânları re‘âyâ-yı ümmet-i Muhammed'e mâlikdir kim şeb [ü] rûz Kalmık Tatarlarıyla ceng-i azîm ederler. Lâkin bu Heşdek re‘âyâsı olan ümmet-i Muhammedlerin üzerlerine hâkimleri yine kendülerden Kazan Alp Baymirza'dır. A‘yânları şehir içre olurlar. Niçe bini şehir hâricinde nehr-i Edil kenârında obalarıyla sâkin olurlar. Bunların dahi aslı Tatar'dır. Hemân Noğay gibi obalarıyla konup göçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168a ·
metinde göster ·
… çiftleşüp gezerler. Bu yemişlerden alup saklayup Çîn ü Mâçîn'e dönüşde getirüp
dostlarımıza
hedâyâ veririz. Anlar da karılarıyla cimâ‘ etmeden bîzâr olurlar.
Ve bu ka‘bemiz sahrâlarında ötücü kuşlardan gayri bir hayvân olmaz. Yerde gezer arslan kadar iki ayaklı ve kanatlı ötücü kuşlar yere dökülen yemişleri yerler ve çiftleşüp gezerler. Bu yemişlerden alup saklayup Çîn ü Mâçîn'e dönüşde getirüp dostlarımıza hedâyâ veririz. Anlar da karılarıyla cimâ‘ etmeden bîzâr olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177b ·
metinde göster ·
, zîrâ ticâret ile geçinirler. Ekinleri ve gılâl mahsûlleri yokdur. Cümlenin kâr …
Ammâ cümlesi garîb dostlardır, zîrâ ticâret ile geçinirler. Ekinleri ve gılâl mahsûlleri yokdur. Cümlenin kâr [u] kisbleri şehrinin cânib-i erba‘asında ikişer sâ‘atlik yer dağlar serâpâ bâğlardır. İncîri ve üzümü meşhûrdur, anın ile geçinirler. Tâ Afyon Karahisârı'ndan ve Tavşanlı şehrinden katırcılar gelüp bu şehre buğday getirüp üzüm kurusuyla değişirler. Halkının kâr [u] kifâfları bu gûnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y24b ·
metinde göster ·
… mütevâzı‘, halîm ü selîm mübârek âdemler hedâyâları ile gelüp hayme hayme gezüp
dostların
bulup, dostları olmuşlar dahi birer a‘yâna intisâb edüp müşerref oldular. Ve cü …
{Ve Dâr-ı Cürf dahi derler.} Cânib-i erba‘ası yüce çıplak dağlardır. Dahi nice şâm'dan bu mahalle gelince cümle cibâller Urbânı gibi uryânlardır. Aslâ eşcârâtdan bir şey yokdur. Ancak vâdîlerinde muğaylân ve hurmâ ve santa ve misvâk ağaçları çokdur. Bu Dâr-ı Vedâ‘da cümle hayvânâta şa‘îr ve fûlleri verilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup cümle ahâlî-i Medîne-i münevvere bu mahalle istikbâle geldikleriyçün Vâdî-i istikbâl derlermiş. A‘yân-ı Medîne ve delîller beyâz kisveler ile mülebbes yüzü nûrlu gözü hûrlu sözü şîrîn yanakları gülberk-i Çîn Y 276a mütevâzı‘, halîm ü selîm mübârek âdemler hedâyâları ile gelüp hayme hayme gezüp dostların bulup, dostları olmuşlar dahi birer a‘yâna intisâb edüp müşerref oldular. Ve cümle Hüseyin Paşa hazretlerine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y275b–Y276a ·
metinde göster ·
… ü selîm mübârek âdemler hedâyâları ile gelüp hayme hayme gezüp dostların bulup,
dostları
olmuşlar dahi birer a‘yâna intisâb edüp müşerref oldular. Ve cümle Hüseyin Paşa …
{Ve Dâr-ı Cürf dahi derler.} Cânib-i erba‘ası yüce çıplak dağlardır. Dahi nice şâm'dan bu mahalle gelince cümle cibâller Urbânı gibi uryânlardır. Aslâ eşcârâtdan bir şey yokdur. Ancak vâdîlerinde muğaylân ve hurmâ ve santa ve misvâk ağaçları çokdur. Bu Dâr-ı Vedâ‘da cümle hayvânâta şa‘îr ve fûlleri verilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup cümle ahâlî-i Medîne-i münevvere bu mahalle istikbâle geldikleriyçün Vâdî-i istikbâl derlermiş. A‘yân-ı Medîne ve delîller beyâz kisveler ile mülebbes yüzü nûrlu gözü hûrlu sözü şîrîn yanakları gülberk-i Çîn Y 276a mütevâzı‘, halîm ü selîm mübârek âdemler hedâyâları ile gelüp hayme hayme gezüp dostların bulup, dostları olmuşlar dahi birer a‘yâna intisâb edüp müşerref oldular. Ve cümle Hüseyin Paşa hazretlerine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y275b–Y276a ·
metinde göster ·
… ba‘zısı huccâca istikbâle Y 386b çıkdıkda tâ bu Küpler mahalline gelüp herkes
dostları
ile mülâkat ve müşerref olurlar. Andan vakt-i şâfi‘îde 3 sâ‘atde,
Ve kânûndur kim Mısır'da niçe bin a‘yân [u] eşrâfın âbkeşân ne kadar develeri var ise her sene huccâc-ı müslimîn Mısır'a girirken bu Küpler nâm mahalde niçe yüz husrevânî küpler ve taş tekneler ve havz-ı azîmler varise cümle Mısır a‘yânı develeri râviyeleri ile birer nevbet su getirüp mezkûr küpleri pür eyleyüp cümle huccâc ve gayri sâhib-i ihtiyâc ve gayri hayvânât-ı ac bu âb-ı hayevândan nûş edüp def‘-i atşân etdiklerinde sâhibü'l-hayrâta hayır du‘â ederler. Zîrâ bu mahalle gelince dörd konak yerlerde sular acıdır. Andan huccâc bu Küpler'den kalkup yola revâne olurlar. Ve ekseriyyâ Mısırlının ba‘zısı huccâca istikbâle Y 386b çıkdıkda tâ bu Küpler mahalline gelüp herkes dostları ile mülâkat ve müşerref olurlar. Andan vakt-i şâfi‘îde 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y386a–Y386b ·
metinde göster ·
… dem ile bizi Hilevne sahrâsında Tekeli Paşa'ya vâsıl olup tâze cân bulduk. Ammâ
dostlarımızdan
kimse bulmadık, cümle dest-i küffârda şehîd olmuşlar. Küffâr kal‘a-i Kilis'i al …
Hikmet-i Hudâ, bir gece hâb-âlûd iken ihtilâm şeklinde bir şey vâki‘ oluyor, ammâ belimin ağrısından hâbdan bîdâr olup câmehâb üzre tururken belim boşanup kızıl kan ve irin ve nefis bir sâ‘at cereyân edüp vasla vasla nâzil olup yedi gün dahi hasta kaldım. Ba‘dehu ifâkat bulup Dizdâr Mehemmed Ağa bir at ve bir kat esbâb ve sâ’ir a‘yân-ı devlet ikrâmlar edüp tatyîb-i hâtırım ile mukayyed olup bize bir hizmetkâr verüp bir hayli âdem ile bizi Hilevne sahrâsında Tekeli Paşa'ya vâsıl olup tâze cân bulduk. Ammâ dostlarımızdan kimse bulmadık, cümle dest-i küffârda şehîd olmuşlar. Küffâr kal‘a-i Kilis'i almışlar ve içindeki askerin kırmışlar. Lâkin Tekeli Paşa nefîr-i âm edüp ahâlî-i vilâyet ile vilâyeti muhâfazaya başladı. Hakîr varup kendüye buluşdum. Bir at ve bir kat esvâb ihsân etdi. Âşinâlık ezelî idi, bizim Melek Ahmed Paşa'nın kayın babası ve Kaya Sultân validesin dutardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124b ·
metinde göster ·
… îden iki yüz deve verirler. Ve bin deve dahi kendü mâlıyla alup kifâyet etmeyüp
dostları
imdâd edüp beş yüz deve dahi hâsıl eder. Cümle iki bin deveye mâlikdir, zîrâ cü …
Hakîkatü'l-hâl Mısır emîrü'l-haccı azîm dârâta mâlikdir. Hattâ kethudâsı Mısır sultânı gibi mücevvezesi üzre bir otağa sorguc sokar, zîrâ vekîl-i sultândır. Ve mîrîden iki yüz deve verirler. Ve bin deve dahi kendü mâlıyla alup kifâyet etmeyüp dostları imdâd edüp beş yüz deve dahi hâsıl eder. Cümle iki bin deveye mâlikdir, zîrâ cümle Mısır huccâcı kendüye muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y200a ·
metinde göster ·
… ta, anı dahi götürürler. Ve niçe yüz deve Nîl suyu hedâyâ götürürler. Ve herkes
dostlarına
niçe bin kutu şeker-i nebât ve hulviyyât u zülbiyyât ve yoğurd gönderirler. Huc …
Bu asker huccâca varmasa huccâc selâmetle Mısır'a gelmemesi mukarrerdir. Zîrâ tüccâr iki üç bin deve yükü bakla ve şa‘îr ve pirinc ve un ve bal ve yağ ve beksumât ve'l-hâsıl kuş südü, yumurta, anı dahi götürürler. Ve niçe yüz deve Nîl suyu hedâyâ götürürler. Ve herkes dostlarına niçe bin kutu şeker-i nebât ve hulviyyât u zülbiyyât ve yoğurd gönderirler. Huccâc âcizmânde iken ve zâr zebûn fürûmânde iken ve cümle hasta ve yorgun argın ve develeri durgun ve huddâmları dargın Ezlem'e geldikleri gibi tâze cân bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y206a ·
metinde göster ·
… tlar getürürler. Hemân üç bin deve yükü Nîl suyu Mısır a‘yânları huddâmları ile
dostlarına
mukâbil gönderirler. Zîrâ Akabe'den berü Tîh sahrâsında ve Mesâni‘ [ve] Acrût m …
Anda dahi etrâf vilâyetlerden beş altı bin deve ve bagal ve hımâr ile altı yedi bin tüccâr-ı pür-silâh gelüp bilâ-hisâb me’kûlât [u] meşrûbâtlar getürürler. Hemân üç bin deve yükü Nîl suyu Mısır a‘yânları huddâmları ile dostlarına mukâbil gönderirler. Zîrâ Akabe'den berü Tîh sahrâsında ve Mesâni‘ [ve] Acrût menzillerinde su yokdur. Ve cümle tüccârın bârları arpa ve bakla ve şeker ve bal ve yağdır. Dahi ziyâde getürdükleri boş develerdir. Bu mahalde paşa emr edüp Mısır içinde ne kadar cemmâl ve taş-keşân develeri var ise cümlesin Akabe seferine sürerler. Ba‘dehu Akabe beği Âdiliyye'den topların atup Akabe'ye gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y207a ·
metinde göster ·