… ağası olursa ol dahi selîmî ile orta kapunun sağ tarafında yeniçerilerin dîvân
durduğu
mahalde meks eder. Çavuşbaşı ve kapucular kethudâsı ve mîrialem ve çakırcıbaşı …
Ve cümle erbâb-ı dîvânın libâsların bir gûne tarza komak Süleymân Hân'dan kaldı. Evvelâ Yedikubbe vezîri ve kapudan paşa ve sadrıa‘zam selîmî destâr ile vezâret ile yeniçeri ağası olursa ol dahi selîmî ile orta kapunun sağ tarafında yeniçerilerin dîvân durduğu mahalde meks eder. Çavuşbaşı ve kapucular kethudâsı ve mîrialem ve çakırcıbaşı ve emîr-i âhûr ağa ve çâşnigîrbaşı ve müteferrikabaşısıyla bunlar başlarına mücevvezeler geyüp ve üst-i muvahhidî atlas hil‘at geyüp her biri merkezlerinde karâr ederlerdi. Ve dörd bölük ağaları ve silihdâr ve sipâh ağaları ve cümle dîvân çavuşları ve yetmiş kalem re’îsleri cümle mücevvezeler ile üst hil‘atları geyüp herkes merkezlerinde karâr edüp me’mûr olduğu işlerine mukayyed olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56b ·
metinde göster ·
… eri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at
durduğumu
, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldi …
Bu kerre Hacı Nâsır eydir: "Bildim ki beni balık yudup giderek vücûdum mahv olup ana gıdâ olurum. İbtidâ dübürüm kaynakları ve kaba uyluklarımın derileri soyulup erimeğe başladı. Ammâ derûnumdan Feyyâz-ı Mutlak'a teveccüh edüp halâsım ricâ etdim. Ammâ yine balık karnında aslâ hareket etmeyüp bir vâsi‘ sıyrıncak yerde iki ellerimle yoklayup dururken anı gördüm, olduğum balık karnı ra‘d gibi gürleyüp cân havliyle elimdeki bıçağın sabıyla ucunu berk dutdum, bir zamândan gördüm ki berk-i hâtif gibi gitdiğim hayâllendim, bir zamândan sonra gördüm ki kâhî baş aşağı kâhî baş yukaruya takla ata ata bî-tâb kaldım. Ba‘dehu yine ke'l-evvel balığın karnında asûde-hâl oldum. Ammâ cânım sıkılmağa başlayup gördüm ki benim karnında olduğum balığın ciğerleri ve bagırsakları talab talab ede ede hareketden kaldı. Bilmem ne kadar sâ‘at durduğumu, anı gördüm benim karnında olduğum balık erimeğe başladı. 'Yâ Rabbî bu ne hâldir' diyerek elimle uyluklarıma yapışdım, benim dahi etlerim kopmağa başlayınca aklım başıma gelüp bire meded kuvvet-i kuvâ bedende iken hemân balığın ağzına sürünerek varup bî-bâk taşra çıkdım, ammâ bir muzlim yer dahi var. ‘Yâ Rabbî bu ne ola’ deyü sürüne sürüne bir mahalle vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b ·
metinde göster ·
… e-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl
durduğuna
hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… ı Evvel lâşe-i küffârları seyr [u] temâşâ ederken iki kellesiz küffâr ayağ üzre
durduğun
görüp "Sübhânallah! Bu ne sırdır?" dedikde Baba Ni‘metullah eydür kim "Her bir …
Zamân-ı Selçuk'da on iki derveze idi. Âl-i Osmân'da dördü kalup gayrileri sedd etdiler. Ammâ iç kal‘asının cirmi ma‘lûmum değildir ve cümle çâr-kûşe seng-i ebyaz ile gûnâ-gûn tasarruf-ı hendese-i mi‘mârî ile fürûşlu ve zîhli ve mukarnaslı ve gûyâ Alâ’iyye kulleli üstâdâne binâ olunmuş şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘dır. {Bu kal‘a-i Konya Sultân Alâ’eddîn Keykubâd b. Gıyâseddîn müceddeden binâ etdükden sonra şâhin âşiyânından süzülür gibi cânib-i erba‘asında olan düşman diyârlarına süzülüp şikârlar alup niçe yüz feth-i fütûhlar etdi. Âhir Erzurûm kurbunda niçe havâricîler zuhûr edüp diyâr-ı İslâm'ı nehb [u] gâret etdiklerinde anların üzerine sefere gidüp intikâm almak sadedinde iken Erzurûm kurbunda Kubâdiyye nâm bir mahalde oğlu Gıyâseddîn devlet-i dünyâ içün pederi Alâ’eddîn'e zehir verüp sene 600 târîhinde merhûm olup cümle müddet-i hilâfeti 26 sene olmuşdur. Ba‘dehû askeri kâtil oğlunu katl edüp oğluyla pederi na‘şını Konya'ya getürüp defn etdiler. Âl-i Selçukıyân-ı Rûm'un âhiri bu Alâ’eddîn'dir. Cümle on dört nefer Selçukiyân'dır}. Sene 600 târîhinde Sultân Alâ’eddîn inkırâz-ı nesl bulup cümle a‘yân [u] eşrâf [u] ulemâ ü sulehâ izniyle Ertuğrul Beğ doğrulup geldüğiyçün anı diyâr-ı Yunan'a beğ ta‘yîn etdiler ammâ müstakil pâdişâh olup sikke ve hutbe sâhibi olmadan Söğüdcük nâm kal‘a cenginde şehîd olup yerine oğlu müstakil pâdişâh olup Osmân Beğ derlerdi. Hurûcuna târîh "Evvelâ Osmân" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Âl-i Osmâniyân'ın ibtidâ neşv [u] nemâsı bu şehirden zuhûr etmişdir ve Sultânu'l-ulemâ hazretlerinin du‘â-i hayrı berekâtıyla behremend-i berhordâr olup ınkırâzu'd-devrân devletleri müebbed ola deyü yetmiş aded kibâr-ı evliyâullah Horâsân'da Yesu şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretleri huzûrunda hayr du‘â ve senâlar edüp yedi yüz fukarâsıyla Hacı Bektâş-ı Velî'yi Devlet-i Âl-i Osmân'a mu‘în ü zahîr ola deyü gönderüp Osmân Beğ merhûm olup Orhân Gâzî ile Hacı Bektâş-ı Velî Bursa fethinde bulunup Bursa'nın fethine ve Osmâncığun mevtine târîh "feth-i Bursa" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Zîrâ Osmân Hân deryâ-misâl asker ile Bursa'[y]ı muhâsara edüp nikrîz zahmetine mübtelâ olup gitdikçe illeti müştedd olduğunda ciğer-kûşesi Orhân Şehzâdeyi serdâr-ı mu‘azzam edüp Orhân Bursa'yı feth edüp ılgâr ile müjdesin pederine götürmeye gitdükde Bursa feth olduğu mahal Osmân Gâzî rûh teslîm edüp Orhân müstakil pâdişâh olup Hacı Bektâş-ı Velî Orhân hilâfetinde yeniçeri tâ’ifesin peydâ edüp "Âl-i Osmân oğulları üzerine nâzır olalar!" deyü du‘â-yi hayr [u] senâ etdiklerinden ilâ hâze'l-ân Âl-i Osmân'ın her işi yeniçeri tâ’ifesiyle âsân olur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'nde Priştine şehri ile Vuçütirin kal‘ası sahrâsı ki Kosova nâmıyla mevsûf sahrâda Miloş Koblaki nâm kral-ı dâllin üç kerre yüz bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp mansûr u muzaffer olmuşken Gâzî Hudâvendigâr ya‘nî Koca Murâd Hân-ı Evvel lâşe-i küffârları seyr [u] temâşâ ederken iki kellesiz küffâr ayağ üzre durduğun görüp "Sübhânallah! Bu ne sırdır?" dedikde Baba Ni‘metullah eydür kim "Her bir küffâr yüz bin küffârın katl olduğuna nişândır kim iki küffâr başsız ayak üzre dururlar" derken hemân lâşe-i küffârların içinden cebe ve cevşene müstağrak olmuş küffar dal-bıçak olup Gâzî Murâd Hân'ı ol mahal şehîd edüp Miloş Koblaki kâfiri dahi pâre pâre ederler. Bir rivâyetde Miloş-i la‘în tebdîl-i câme elçilik bahânesiyle gelüp dest-bûs ederken Murâd Hân'ı şehîd eder. Anınçün Devlet-i Âl-i Osmân'da her kankı elçi olursa pâdişâh yanına getirmeyüp iki yanından kapucular kethüdâsı ve çavuşbaşı dutup 11b taht-ı pâdişâhîden bir uzun hil‘at yeni uzanmışdır anı öper. Hâlâ âyîn-i Osmânî budur. Anda Murâd Gâzî'nin kalbini ve derûnunda olanları Kosova sahrâsında defn edüp hâlâ üzerinde bir kubbe-i âlî binâ olunmuşdur. Sene 1071 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz Bosna'dan ma‘zûlen Rûmeli eyâletine mutasarrıf olup gelirken bu kubbe-i Murâd Hân'a gelüp harâb binâsın ta‘mîr ü termîm edüp cânib-i erba‘asına havlı dîvârı gibi bir metîn dîvâr çeküp içini bâğ-ı İrem edüp kubbe-i kadîmi beyâz [beyz-i] münevver edüp eczâ-hânlar ve türbedârlar ta‘yîn eyledi. Ezîn-cânib ol asrda cesedini, Murâd Hân-ı sa‘îd-i şehîdin, Bursa'ya getürüp Eski Kaplıca nâm mahalde câmi‘-i kebîri cenbinde defn etdiler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ol asrda Konya ümerâlarından Karamânoğulları Gâzî Hudâvendigâr'ın Kosova'da şehîd oldukların istimâ‘ edüp cümle kavm-i Yunaniyân isyân [u] tuğyân edüp Konya'da Karamânoğlu hâkim oldu. Ba‘dehû sene 792 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân deryâ-misâl asker ile yıldırım gibi yetişüp Konya kal‘asın yıldırım urur gibi urup kal‘aya emân u zamân vermeyüp feth edüp müstakıllen henüz dârü'l-mülk-i Selçukıyân olan dâr-ı emân-ı bilâd-ı Karamân-ı Konya'ya mâlik oldu. Kânûn-ı Süleymân Hân tahrîri üzre hâlâ başka eyâlet-i Karamân-ı dâr-ı îmândır kim hâlâ paşa tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden paşasının hâss-ı hümâyûnu altı yüz altmış bin yetmiş bir akçedir. İki bin asker ile bu eyâleti zabt edüp elli bin guruş tahsîl edüp sefer eşer. Bu eyâlet-i Karamân'da hazîne defterdârı ve defter kethüdâsı ve defter emîni ve çavuşlar kethüdâsı ve çavuşlar emîni vardır. Ve eyâletinde yedi sancakdır. Evvelâ Konya şehri paşa tahtı sancağıdır. Andan livâ-yı Kayseriyye ve livâ-yı Niğde ve livâ-yı Beğşehri ve livâ-yı Kırşehri ve livâ-yı Akşehri ve livâ-yı Aksarây cümle bu livâlardır. Ve eyâlet-i Karamân'da kılıc-ı ze‘âmet 68 ve kılıc timar 2111 ve hâss-ı defterdâr-ı hazîne-i Karamân 65.000 ve hâss-ı kethüdâ-yı defter-i Karamân 65.000 ve hâss-ı defterdâr-ı timar-ı Karamân 65.000. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşıları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 11a–11b ·
metinde göster ·
… âye-i Resûlullah'da olmuş idi. Zîrâ bu Harkil Kayser'in Hazret-i Ömer Medîne'de
durduğu
yerde parmağıyla Kayser'in gözün çıkarup kör Harkil olup niçe kim hayâtda idi, …
Ebü'l-feth Gâzî tahrîri üzre Karamân eyâletinde mu‘âf u müsellem Haremeyn-i Muhteremeyn evkâfı şehr-i ma‘mûrdur. Âsitâne-i sa‘âdetde dârüssa‘âde ağası kânûn-ı pâdişâhî üzre nâzır-ı nüzzârıdır. Anların tarafından bir muhteşem ağa-yı zîşân yüz atlı ile hükûmet eder. Cemî‘i mülûk-ı İslâm'da olalı Haremeyn evkâfıdır. Hattâ dest-i küffârda iken Kral Harkil-i bed-fi‘âl bu şehrin suyu mu‘cize-i Resûl ile cereyân etdüğün görüp gerçi îmâna gelmedi ammâ Hazret-i Ömer'e ve gayri emîrü'l-mü’minînlere her sene hedâyâ gönderüp bu şehri, himâye-i Resûlullah'da olmuş idi. Zîrâ bu Harkil Kayser'in Hazret-i Ömer Medîne'de durduğu yerde parmağıyla Kayser'in gözün çıkarup kör Harkil olup niçe kim hayâtda idi, halîfelere hedâyâ gönderirdi. İlâ hâze'l-ân halîfelerin himâyesinde olup Haremeyn hâkimi zabt eder. Karamân paşasının tevâbi‘i aslâ te‘addî edemez ve bir hâkimi dahi şerî‘at tarafından üç yüz pâyesiyle şerîf kazadır ve cümle (---) aded âbâdân nâhiye kurâları vardır. Senevî yedi kîse mezkûr nevâhîlerden hâsıl olur. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı ve su taksîminde mîr-i âbı ya‘nî su ağası vardır. 16b Eğer bu şehirde su ağası olmasa şeb [u] rûz kan kavgâ eksik olmazdı. Zîrâ bu şehir Peygamber Pınarı dağı dibine vâkı‘ olup şehrin cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve şimâli tarafı cümle Harkil Ovası add olunup bu ferah-fezâ-yı dilküşâda cümle yiğirmi altı bin müseccel ve makyûd bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlar vardır. Cümle gayr-i mü‘cizeler ile re’y olmağa muhtâc olduğunda bir su hâkimi vardır. Cümle bâğ u bâğçelerden su hakkı olup Haremeyn'e surre gider ve bu şehr-i İrem cümle (---) aded (---) örtülü fevkânî ve tahtânî sarây-ı âlîler ve hânedân-ı ma‘mûrlar ve büyût-ı zîbâlar ile ârâste ve her hânede birer mâ’-i câriye ve havz u şâdırvânlar ile pîrâste olmuş şehr-i âbâdân [u] müzeyyendir. Cümle (---) aded câmi‘dir. Cümleden Koca Mehemmed Paşa câmi‘i Süleymân Hân vezîri câmi‘i olmağıla Mi‘mâr Sinân binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 16a–16b ·
metinde göster ·
yerde yedi sekiz sâ‘at bir deryâ cengi temâşâ etdik kim müddet-i medîd ömrümde …
Hudâ âlimdir karada durduğumuz yerde yedi sekiz sâ‘at bir deryâ cengi temâşâ etdik kim müddet-i medîd ömrümde görmemiş idim. Ba‘dehû paşa ba‘zı hâneleri ve topdan münhedim minâreyi imâr etdi. Ammâ karada kalan kâfir kalyonun küffâr-ı hîlekâr bir san‘at etmişdir kim akıllar perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41b ·
metinde göster ·
Ve cümle on sekiz aded hân-ı azîmlerdir. Zîrâ gâyet memerr-i nâs olup haftada iki kerre bâzâr-ı azîm durduğundan âdem deryâsı cem‘ olmağıla ma‘mûr hânları çokdur. Evvelâ dörd hânı serâpâ kurşumludur. Cümleden ma‘mûr u mükellef imâret hânıdır kim âyende vü revende içün kârbânsarây-ı hasbîdir. Ve çârsû başında Ahmed Efendi hânı ve Tekyecizâde hânı ve Odabaşı hânı Hızır Ağa yolundadır. Ve Yumurucakzâde hânı ve Akçakoyunoğlu hânı ve Osmân Dede hânı ve Dâvûdzâde hânı ve Hidâyetullah Çelebi hânı ve katır na‘lbendi Mustafâ Beşe hânı ve Kızılbaşzâde hânı ve Hüsâm Dede hânı ve bunlar hân-ı ma‘mûr, mihmânsarây-ı tüccârân, âyende vü revendegândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 107a ·
metinde göster ·
yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmü …
Ve mine'l-acâ’ib, rüyâ-yı sâliha-i hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ: Paşaya hakîr eyitdim: "Sultânım bu gice menâmımda cümlemiz İslâmbol'da imişiz. Cenâb-ı şerîfiniz Bâğçekapusunda bir kalyon inşâ etmişsiz. Ammâ karada durduğu yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmüş, ayâ bu kalyon bu karadan selâmetle deryâya niçe iner, deyü ta‘accüb ederlerken tarîk-i hâcegân-ı Nakşîbendiyye'den bir fukarâ gelüp eydür: İnşâallah bu kalyon karadan dünyâ deryâsına selâmetle iner yine çıkar, deyü cümle halk mâbeyninde bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin âdem cem‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları atılup geminizi karşu Kurşumlu Mahzen önüne yedek ile götürüp anda yedi yerde demir bırağup yatdı. Cümle halk-ı âlem bu geminin temâşâsına gelüp bu geminin şurası şöyle burası böyle gerek, deyü sizin geminin hakkına gûnâ-gûn müşâvere ederlerdi. Ol mahalde bir saçlı Frenk hakîm gelüp eyitdi: Biz bu deryâda çok gemi gördüm. Ammâ böyle yeraklı ve yasaklı, kerastesi metin ve içi dışı sağ gemi görmedim. Ammâ başında havâlesi çokdur ve içinde safra yokdur. Bu deryâ fırtınasına dayanmaz. Altını bu geminin elbette yağ sürüp kalafat etmek gerek ve dümen evinden kurbânlar edüp kan akıtmak gerek. Ve direği bu kalyona gâyet havâledir, kesmek gerek kim bu gemi dünyâ fırtınasından halâs ola, deyüp hakîm Frenk bu gûne kelimât-ı nasâyihleri söyleyüp gidicek hikmet-i Hudâ bir fırtına-i azîm olup sizin geminiz yedi demir üzre yatamayup beş demiri kırılıp demirler deryâda kalup sizin gemi iki demir üzre serserî talattum-ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden gemiciler feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı, sa‘âdetlü pâdişâhın fermânıyla on pâre kayığa askerile süvâr olup sizin kalyonun cânib-i erba‘asına üşüp gemiler içine girdiler. Anı gördüm, mukaddemâ gelen Frenk hakîm bostâncıbaşıya eydür: Sultânım bu geminin halâsın isterseniz elbette bu geminin direğin kesesiz. Zîrâ bu gemiye bu direk çok havâledir, deyince cümle bostâncı ve baltacılar direğe balta urup deryâya uçurdukları ân deryâ fırtınası teskîn olup geminiz halâs olup Kurşumlu Mahzen önünde karâr etdi" deyü bu vâkı‘ayı paşaya mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr etdiğimde paşa bu vâkı‘ayı cân kulağıyla istimâ‘ etdikde iç ağalarına "Beni bu döşekten kaldırın" deyince kaldırup bir gayri köşede girde-bâlişe dayanup nâliş ederek sadâ-yı zenbûr gibi söyleyerek eydür: "Bu rü’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice sen beni vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a–144b ·
metinde göster ·
… ısırmadılar. Lâkin içlerinden bir ulu kara karınca beli ince inciğime tırmaşup
durduğundan
hayli gocunurdum. Anı gördüm, bir siyâh kara karınca arık u za‘if topraklı yer …
"Görürüm kim bir alây kara karıncalar ayağıma üşüp yürürler ammâ ısırmadılar. Lâkin içlerinden bir ulu kara karınca beli ince inciğime tırmaşup durduğundan hayli gocunurdum. Anı gördüm, bir siyâh kara karınca arık u za‘if topraklı yer üzre seğirderek bu kadar bin âdemi geçüp bana gelüp ayağıma çıkup ısırdı ve gâyet pek pek acıtdı. 267b Ben dahi cân havliyle iki elimle baldırımı sığardım. Cümle ayağıma çıkan karıncalar helâk olup yere döküldüler. Anı gördüm niçesi dahi cânlıca. Anlara merhamet edüp içlerinden bir kaçın çıkarup on altısın Evliyâ'ya verüp bunları yuvalarına koduydum. Bir kaçın Van Ağası Demircioğlu'na verüp var şunları deliklerine ko, inşâallah halâs olur derken meğer ölmüş karıncalar içinde ayağım ısıran kara za‘if karınca sağ imiş, ey imdi seni dahi âzâd edeyim, deyü ol karıncayı yerden alup Yûsuf Kethudâ'ya verüp "Şu karıncayı timâr eyle." dedim. Ve ölü karıncalar içinde elli altmış kadar diri karıncaları çıkarup pabucumla urup helâk eyledim, Allah hayr eyleye." deyü vâkı‘ayı takrîr eyledükde cümle "Hayr ola!" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a–267b ·
metinde göster ·
{Bu gârın içi gûyâ} bir sahrâdır. Üzerine ol kûh-i bülend sâyebân olmuşdur. Bu kûh-ı ibret-şükûh direksiz durduğundan "Kûh-ı Bî-sütûn" derler ve "Ferhâd kesdi" deyü isnâd ederler 309b ammâ galat fikr ederler. Ferhâd'ın kesdiği dağlar Amâlika kûhlarında Amasiyye kal‘asında kesdiği su yolları dağlarıdır kim hâlâ Ferhâd'un tîşe vü {pîşesi} yerleri zâhir ü bâhirdir. Ammâ bu kûh-ı Bî-sütûn makdûr-ı beşer değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309a–309b ·
metinde göster ·
Kefîl Peygamber derler. Ammâ asıl Zülkifl Nebî'dir. Zîrâ Kur’ân-ı Azîm'de ve Fu …
Ziyâret-i Hazret-i [Zül]kefîl Peygamber {ibn Hazret-i Eyyûb} aleyhi's-selâm: Bir kubbe-i pür-envârın içinde medfûndur. Bir fersah yerden nümâyân kubbe-i âlîdir. Bu âsâr-ı azîmenin ve bu hayrât-ı (---) nın bânîsi bizzât Hazret-i Ömer'dir kim Basra kal‘ası fethine sa‘âdetle geldiklerinde binâ etmişlerdir. Cemî‘i Arab-ı Urbânın zî-kıymet metâ‘ları bu Kefîl Peygamber'in kubbesinde emânet durduğundan Kefîl Peygamber derler. Ammâ asıl Zülkifl Nebî'dir. Zîrâ Kur’ân-ı Azîm'de ve Furkân-ı Mecîd'de dahi sûre-i (---) ve Ve Arapça(---)(---)(---) lafzıyla yâd olunmuş peygamberdir. Kabr-i münevveresinde eyle mehâbet var kim ziyâretine vardıkda gaşş olur. Bunda emânet olan mâl-ı firâvâna bir ferd-i âferîde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 353a ·
metinde göster ·
bildiler kim Kûfe diyârına ibtidâ zâhir olan nûr yerinde cesed-i Alî'dir, deyü …
Ve kırk gün kırk gice bu nûr, ber-devâm durduğundan bildiler kim Kûfe diyârına ibtidâ zâhir olan nûr yerinde cesed-i Alî'dir, deyü Hazret-i İmâm Hasan ve İmâm Hüseyin ve niçe bin muhibb-i Hânedân-ı Alîyân bir yere cem‘ olup müşâvere-i netîce edüp "Hâk-i Kûfe'de nûr-ı Alî hâk-i Medîne'de nûr-ı Muhammedü'l-Mustafâ tulû‘ edüp evc-i semâda birbirleriyle iki nûr-ı mübîn cem‘ oldu." deyü müttefekun aleyh olup kırk birinci gün Medîne ve Kûfe'den tulû‘ eden nûreyn-i bedreyn-i münîreyn gâyib oldukda İmâm Hasan ve İmâm Hüseyin nûr tulû‘ eden mahalle müfîd ü muhtasar bir kubbe inşâ etdiler. İmâm Hasan Medîne'de merhûm olduğu gün kubbe-i pür-envârın bir tarafı münhedim oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355a ·
metinde göster ·
… deryâ-dil Varna cenginde ve kal‘a ta‘mîr ü termîminde şiddet-i hârda başı açık
durduğundan
Mankalya şehrinde mizâc-ı şerîfleri şikeste olup günden güne bî-tâb ü bî-mecâl …
Hikmet-i Hudâ-yı Lem-yezel paşa-yı deryâ-dil Varna cenginde ve kal‘a ta‘mîr ü termîminde şiddet-i hârda başı açık durduğundan Mankalya şehrinde mizâc-ı şerîfleri şikeste olup günden güne bî-tâb ü bî-mecâl olup gerdeninin sol tarafında bir mâdde zâhir olup beş on günde gerdeniyle ensesi dolup bir somun kadar kırmızı mâdde çıkup cemî‘i kurâ vü kasabâtlardan ve tâ Erdel ve Eflâk ve Boğdan'dan cerrâh ve hekîm-i hâzık fassâdlar getirüp her biri birer gûne devâ edüp aslâ ilâc-pezîr olmayup günden güne paşanın hâli mükedder olup niçe yüz aded ağalar hemân berren ve bahren firârî tahallüs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
"Amân sultânım, işte Eflâk ve Boğdan küffârı sizin bu Benderde
durduğunuz
haberin işidüp Rakofçi'dan dahi on bin aded katana Macar Eflâğ ve Boğdan'a imdâ …
"Amân sultânım, işte Eflâk ve Boğdan küffârı sizin bu Benderde durduğunuz haberin işidüp Rakofçi'dan dahi on bin aded katana Macar Eflâğ ve Boğdan'a imdâd gelüp yarın ya öbür gün elbette sizi bir su geçidinde basarlar" deyü haber verdiklerinde Paşa-yı müdebbir gelen çaşıtlar ile ileri bir ağasın çarhacı olan yalı ağasına ve üç aded mîr-i mîrânlar haber gönderüp anlar âmâde olmada, beri tarafda Paşa kâmil 15 sâ‘at hâk-i Bender'de gidüp nehr-i Yişnevic'i atlar ile ayakdan geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm Kuzu Ali Ağa'nın nakli üzre bu cengde yedi kral idiği kefere tevârîhlerinde bu cenge Seleşdi kralları cengi derler. Her kralın yüzer bin askeri olup yedi kerre yüz bin küffârın dörd kerre yüz bini kılıçdan geçdiği muhakkakdır, zîrâ bu cengde mürd olan keferelerin lâşe-i murdârları içre o[n d]örd aded kellesiz kâfir ayağ üzre gezüp durduğu niçe guzât-ı müslimîn görmüşler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65b ·
metinde göster ·
… e ile kurşumu alup bir sarı sünger gibi şey ile kurşumun bu kadar zamândan berü
durduğu
yerdeki uyuşuk kanları ve sarı sulu ahlâtları cümle sünger ile alup süngeri şar …
"Âferîm sad bârekallâh işte sen bu ilme mukayyed olsan üstâd-ı kâmil cerrâh olurdun ve imâ‘n-ı nazar ile takayyüd edüp bakdığından bildim ki bu dünyâda çok şey görmüşsün", deyüp hemân acele ile mecrûh herîfin beynisi yanından bir çifte ile kurşumu alup bir sarı sünger gibi şey ile kurşumun bu kadar zamândan berü durduğu yerdeki uyuşuk kanları ve sarı sulu ahlâtları cümle sünger ile alup süngeri şarâb ile yaykayup yine kafâ içini ve beyni etrâfların pâk ü pâkîze silüp hemân yine acele ile kafâyı yerine koyup depesinden ve çenesi altından yassı kayışlarla muhkem sarup meydân-ı mahabbete bir kutu getirüp kodu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… sin denilirse hâlâ bir merhale yerde yüz bin kadar âsâr-ı binâ kıbâblar müheyyâ
durduğundan
mâ‘adâ Kırım kapusu iç yüzünde Mengli câmi‘inin kurbunda bir amûd-ı müntehâ mer …
İşte Kırım-ı Atîk'in harâbistân olmasına sebeb budur. Eğer bu hakîrden su’âl olunursa bu kadar amâristân âbâdân vardır kim tahrîr etmişsin denilirse hâlâ bir merhale yerde yüz bin kadar âsâr-ı binâ kıbâblar müheyyâ durduğundan mâ‘adâ Kırım kapusu iç yüzünde Mengli câmi‘inin kurbunda bir amûd-ı müntehâ mermerin sadrına cemî‘i imâret-i Kırım'ı evkâf sâhiblerinin esmâlarıyla tahrîr etmişler. Hakîr andan ahz edüp bu mecmû‘a-i müsevvedâtımıza tahrîr etdik. İnşâallâh dahi mahalliyle bâkî olan imâretleri henüz terkîm olunur. El-hâletü hâzihî kelâmı üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 137b ·
metinde göster ·
… tehâlar üzre amûd-misâl deste-çûb kûbları ve salıkları ve gürzleri cümle maslûb
durduğu
bâlâda mastûrdur. Andan,
Ziyâretgâh-ı Şehinşâh Menûçehr {ibn Huşeng ibn Eyreç ibn Ferîdûn}: Îrân u Tûrân ve Semengân ve Laristân ve Moltân pâdişâhlarından bir ulu pâdişâh-ı kişver-keş ve adû-küş idi. Bu Menûçehr Hazret-i Nûh'a îmân getirüp gemiye girenlerdendir. Hazret-i Mûsâ'ya dek mu‘ammer olup ana dahi îmân getirmiş ulu pâdişâhdır kim yüz yigirmi yıl pâdişâhlık edüp yedi yüz sene mu‘ammer olmuşdur. Şehr-i Kazan'ın hâricinde bir künbet-i ahzar içinde medfûndur. Seng-i mezârında müddet-i ömrü ve müddet-i saltanatı cümle tahrîr olup hakîr andan ahz edüp tahrîr etdim. Ve bu Menûçehr ile Sâm u Nerîmân ve Zâl u Köstehem hem-asr oldukları ecilden evlâdları Menûçehr yanında yatup kendüleri Heyhât sahrâsının kıblesi cânibinde Irâk-ı Dâdyân şehri hâricinde medfûnlardır. Ve cemî‘i âlât-ı silâhları ser-i pâları uçlarında kâ’im olan amûd-ı müntehâlar üzre amûd-misâl deste-çûb kûbları ve salıkları ve gürzleri cümle maslûb durduğu bâlâda mastûrdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
… bir tarafda bağlayup Kalmık Tatarı bir orman içine girüp gitdi, ammâ yine gidüp
durduğu
yerde Kalmık görünür, ammâ kimesne aslını bilmez, illâ hakîr ve paşa ve dîvân e …
"Bize meded eyle olsun" deyüp Kalmık başı her ne taleb etdiyse ma‘a'z-ziyâde verüp Kalmık anı alup bir tarafda bağlayup Kalmık Tatarı bir orman içine girüp gitdi, ammâ yine gidüp durduğu yerde Kalmık görünür, ammâ kimesne aslını bilmez, illâ hakîr ve paşa ve dîvân efendisi bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
… miş kim vâcibü's-seyrdir. Hâlâ şimdiki hâlde bu taşı on bin âdem bir yere gelse
durduğu
yerden hareket etdirmeğe kâdir değildir, ammâ evâ’il-i a‘sârda bir pehlivân kal …
İbret-nümâ-yı acîbe: Mezkûr havz-ı azîmin kurbunda bir çâr-kûşe hammâm kubbesi-misâl bir beyâz mermer yekpâre kubbe vardır. Bir pehlivân ol taşı arkasına alup dağdan bu mahalle getirüp Feylekos Hak[î]m kızının {mezârı} üstüne koyup üstâd-ı mermer-bür bu mermeri oyup bir kubbe-i musanna‘ etmiş kim vâcibü's-seyrdir. Hâlâ şimdiki hâlde bu taşı on bin âdem bir yere gelse durduğu yerden hareket etdirmeğe kâdir değildir, ammâ evâ’il-i a‘sârda bir pehlivân kaldırmış. Hâlâ ol mermer kubbe üzre lisân-ı Yûnânca Feylekos Hakîm kızı ismini ve bu taşı getiren pehlivânın ismini yazup pehlivân ismi Amlâka'dır demiş. Dahi bu mahalde niçe bin aded yekpâre mermerden sandûka mezârlar var ve niçe bin ibret-nümâ-yı âsârlar var. Eğer mâ-vaka‘ı üzre bu harâbistânı tahrîr eylesek tazyî‘-i evkât mükerrer olur. Andan yine cânib-i garba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217a ·
metinde göster ·
… bî-gırrende ve bî-dirrende çeşme imiş, zîrâ kıçı üzre oturup ağzın hevâya açup
durduğundan
ve ön ayakları önünde yek-pâre havz-ı azîm olduğundan ma‘lûmdur kim çeşme-sâr o …
Ammâ hakîr kemter-i fakîr bu arslan tasvîrine im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Kefere asrında bu sübû‘-ı bî-gırrende ve bî-dirrende çeşme imiş, zîrâ kıçı üzre oturup ağzın hevâya açup durduğundan ve ön ayakları önünde yek-pâre havz-ı azîm olduğundan ma‘lûmdur kim çeşme-sâr ola. Ağzından âdem gevdesi kadar âb-ı hayât su pertâb edüp havza dökülüp cümle keştîbânlar andan sulanırlarmış. Ammâ âb-ı hayât suyunun menba‘ı Atina şehrinin şark tarafında iki sâ‘at ba‘îd Deli dağ derler, bir kûh-ı ser-bülend vardır, andan künkler ile âb-ı hayât su gelüp bu arslan sûretinin ağzından akarmış. Hâlâ su gelen yerleri âşikâre durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b ·
metinde göster ·
… ıskıyye ve şâzrevân ve havzı ve selsebîller ve câm-ı Cem ta‘bîr etdikleri câmın
durduğu
amûd-ı ibret-nümûn bu köydedir. Ve çok âsârları mürûr-ı eyyâm ile münhedim olmu …
Karye-i Velanova: Cânib-i erba‘ası bâğ u bâğçe ile müzeyyen yetmiş Urum hâneli bir ma‘mûr köydür. Ve câ-be-câ müselmânları vardır. Âl-i Osmân neslinden Cem Şâh, Sultân Bâyezîd ile ceng edüp âhir münhedim oldukda Menteşe hâkinde bu Malta'ya ubûr edüp bu karyeyi ana hâs verirler, hâlâ bu karyede olan ibret-nümâ âsâr-ı acîbe binâlar ve gûnâ-gûn fıskıyye ve şâzrevân ve havzı ve selsebîller ve câm-ı Cem ta‘bîr etdikleri câmın durduğu amûd-ı ibret-nümûn bu köydedir. Ve çok âsârları mürûr-ı eyyâm ile münhedim olmuşdur. Andan Cem Sultân firâr edüp Fransa'da karâr edüp Bâyezîd Hân tarafından taleb olundukda bi'z-zarûrî bir saruşın âdemi zehirli ustura ile tırâş edüp boğup, Cem'dir deyü Âsitâne'ye irsâl edüp Bursa'da Murâdiyye'de defn ederler, hâlâ Fransa ol zu‘m üzre- Y 122b -dirler kim böyle hîle edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y122a–Y122b ·
metinde göster ·
Ve Paşa sarâyı dahi başka bölmedir. Ve alt yanında limana nâzır balyemez toplar
durduğu
hisâr-pîçe başka bölmedir. Ve çârsû bölmesi ve Hünkâr câmi‘i bölmesi, el-hâsıl …
Ve Paşa sarâyı dahi başka bölmedir. Ve alt yanında limana nâzır balyemez toplar durduğu hisâr-pîçe başka bölmedir. Ve çârsû bölmesi ve Hünkâr câmi‘i bölmesi, el-hâsıl yedi bölme sa‘b hisâr-ı sedd-i İskender'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y135a ·
metinde göster ·
… meydândır. Ve ibâdetgâh-ı erbâb-ı züvvârândır. Ammâ bu Sahra-i şerîfin mu‘allâk
durduğundan
ziyârete gelen ehl-i züvvâr görüp havf [u] haşyet çekmesin içün ve niçe hâmile …
Andan aşağı bir vâsi‘ meydândır. Ve ibâdetgâh-ı erbâb-ı züvvârândır. Ammâ bu Sahra-i şerîfin mu‘allâk durduğundan ziyârete gelen ehl-i züvvâr görüp havf [u] haşyet çekmesin içün ve niçe hâmile hâtûn bu gâra girüp Sahra-i şerîfi mu‘allâk görünce, âh deyüp havfinden niçe kerre vaz‘-ı haml etmiş hâtûnlar vâki‘ olmuşdur. Ol ecilden halîfe-i selefin biri Sahra altına bir ince dîvâr çekmişler kim halk havfden berî olup huzûr-ı kalb ile ibâdet edeler. Ammâ ne mümkün yine dîvâr ile Sahra mâbeyninde parmak girir ve ba‘zı yerine el girir aralıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214a ·
metinde göster ·
Ve yağ mahzeni köşesinden yine haremin iç yüzünden imâret küpleri
durduğu
bucağa varınca yüz elli adımdır. Ve bu mahalden yine iç yüzünden Bâb-ı Rahmet'e …
Ve yağ mahzeni köşesinden yine haremin iç yüzünden imâret küpleri durduğu bucağa varınca yüz elli adımdır. Ve bu mahalden yine iç yüzünden Bâb-ı Rahmet'e varınca anı ubûr edüp Bâb-ı Selâm'a gelince yüz yetmiş adımdır. Bu hisâb üzre bu câmi‘-i şerîf iç yüzünden altı yüz toksan adımdır, taşradan bin adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y281b ·
metinde göster ·
… zîmi yapar. Hikmet-i Hudâ Sultân Hasan'ı askerî aşkıyâları İmâm Hüseyin'in başı
durduğu
havuz kenârında Hüseyin gibi Hasan'ı şehîd edüp hûn-ı Hasan Hüseyn yerine rîzân …
Ba‘dehu sene 764 mürûrunda Sultân Hasan bu câmi‘i inşâ edüp İmâm Hüseyn'in ser-i sa‘âdeti yerinde zâhir olan gölün yerinde teberrüken bu havz-ı azîmi yapar. Hikmet-i Hudâ Sultân Hasan'ı askerî aşkıyâları İmâm Hüseyin'in başı durduğu havuz kenârında Hüseyin gibi Hasan'ı şehîd edüp hûn-ı Hasan Hüseyn yerine rîzân olup ol ân havuzun suyu kurur. Ba‘dehu evlâd-ı Sultân Hasan ve vezîr Şeyhûn mezkûr havuza bir sâkıye edüp hâlâ câmi‘-i pür-envârın havuzu sâkıye kuyusuyla dolar. Ve hâlâ havz-ı Sultân Hasan makâm-ı re’s-i İmâm Hüseyn'dir, deyü tecdîd-i vuzû’ edüp rûh-ı Hasan'ı ve Hüseyn'i yâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y95a ·
metinde göster ·
… haşr olup cemî‘-i erbâb-ı ma‘ârifin ârâmgâhı bir behişt-âsâ haremdir. Ba‘zı cân
durduğu
yerden balık sayd eder. Ba‘zı kimesne soffalardan âbdest alup ibâdet eder. Bu m …
Câmi‘u'l-Mahmûdiyye: Nîl kenârında bir dürr-i beyz-âsâ câmi‘u'n-nûrdur. Tûlen ve arzan yüz onar ayakdır. İki yan ve bir kıble kapusu ve bir tabaka Rûm tarzı minâresi ve derûn-ı câmi‘de on beş amûdlu bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Asâleten haremi yokdur, ammâ leb-i Nîl'de harem şeklinde cânib-i erba‘ası soffalı bir mesîregâh teferrücgâh yerdir kim cümmeyz ve bîd-i sernigûn ve üzüm şecerleri sâyesinde cümle yârân-ı bâ-safâ anda haşr olup cemî‘-i erbâb-ı ma‘ârifin ârâmgâhı bir behişt-âsâ haremdir. Ba‘zı cân durduğu yerden balık sayd eder. Ba‘zı kimesne soffalardan âbdest alup ibâdet eder. Bu mahalde biriken bir kân-ı zurafâ ve dâr-ı şifâ bir kahvehânesi vardır. Ba‘zı ahibbâ mücevher ü mutantan kahve-i Yemenî nûş edüp râhatü'l-ebdân hâsıl edüp ezânlar kırâ’at-i evvelinde ibâdet edüp câmi‘-i Mahmûdî'de hamd u senâ edüp Mahmûd'da mahmûdâne hayr du‘â ederler. Y 353b Böyle bir câmi‘-i pür-envârdır. Dâyimâ cemâ‘at-ı kesîreden hâlî değildir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y353a–Y353b ·
metinde göster ·
… suyu evvelki pehlivâna getürdiler, gördüler kim eleminden ve harâret-i âteşden
durduğu
yerde cân teslîm edüp kapkara yanmış. Evvel dahi kara kura arık za‘îf âdem idi. …
Der-akab beş tulum suyu evvelki pehlivâna getürdiler, gördüler kim eleminden ve harâret-i âteşden durduğu yerde cân teslîm edüp kapkara yanmış. Evvel dahi kara kura arık za‘îf âdem idi. Derhâl bu ahvâl melike pür me’âl ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·