… kûpları vardı kim rû-yı deryâda bu üç kovan toplarından kuş uçmak muhâl idi. Ol
ecilden
deryâ tarafı havfından İslâmbol emîn idi.
Ve Kostantîn asrında Kurşumlu Mahzen kurbündeki Tophâne'de beş yüz top âmâde idi. Hâlâ demir kapuları zâhirdir. Ve Sarâyburnu'nda kezâlik beş yüz pâre top mevcûd idi. Ve Kızkullesinden taşra leb-i deryâda cânib-i erbâ‘aya nâzır ejder-i âteş-feşân-misâl yüz pâre balyemez top-ı kûpları vardı kim rû-yı deryâda bu üç kovan toplarından kuş uçmak muhâl idi. Ol ecilden deryâ tarafı havfından İslâmbol emîn idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 15a ·
metinde göster ·
… alup var makdûrların cânib-i berre sarf edüp deryâ tarafından havfleri olmadığı
ecilden
ecelleri fikirlerine gelmezdi. Zîrâ Sarâyburnu'nda beş yüz pâre top ve Kurşumlu …
Derûn-ı kal‘ada mahsûr olan küffâr-ı muhîlkâr iki kerre yüz bin fecere-i müşrikîni cem‘ edüp cemî‘i burc [u] bârûlar üzre niçe bin muhîl [u] şeytanatlar ihdâs edüp dâ’iren-mâdâr kal‘a murg-ı semendervâr âteş-i Nemrûd içinde kalup var makdûrların cânib-i berre sarf edüp deryâ tarafından havfleri olmadığı ecilden ecelleri fikirlerine gelmezdi. Zîrâ Sarâyburnu'nda beş yüz pâre top ve Kurşumlu Mahzen tarafında beş yüz pâre top ve Kız Kullesi'nin enderûn [u] bîrûnunda kirpi gibi iki yüz pâre top-ı kûp ile âmâde olup bu üç yerin toplarından rû-yı deryâda kuş uçmak ihtimâli yokdur deyü cânib-i bahre mukayyed olmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
"Kaçan kim Osmânlı'dan Cem Şâh'ın katline fermân geldükde Osmânlı'nın mahkûmu olmamak içün Osmânlı'ya nisbeten ve Cem Şâh kendü kızları evlâdı olduğu ecilden Cem Şâh'a merhamet edüp Cem'e müşâbih gayrı âdemi zehirleyüp na‘ş-ı Cem'dir deyü İslâmbol'a gönderdiler. Sonra Cem Şâh Tış Fransa vilâyetine müstakil pâdişâh olup sizin Sultân Selîm Mısır'ı feth etdükde beri tarafdan azîm hedâyâlar ile Cem Kıral, Sultân Selîm'e gazân mübârek ola, deyü nâmeler ile hedâyâlar gönderdi. Hâlâ Fransa kıralları Cem Kıral neslindendir. Ve Fransa'nın Âl-i Osmân ile karâbeti Bâyezîd Hân'ın vâlidesi ve Cem Kıral zürriyeti olması cihet iledir" {deyü} bu tahkîkleri etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b ·
metinde göster ·
… dişâh oldu. Ammâ sehel aklında hiffet olup beytü'l-mâl-ı müslimîni itlâf etdiği
ecilden
cümle vükelâ-yı devlet cem‘ olup Mustafâ Hân'ı hal‘ etdiler. Saltanat (---) and …
Fî 23 Zilka‘de sene 1026. Ahmed Hân'ın şehzâdeleri henüz sağîr olmağile bürâder-i cân-berâberi Sultân Mustafâ pâdişâh oldu. Ammâ sehel aklında hiffet olup beytü'l-mâl-ı müslimîni itlâf etdiği ecilden cümle vükelâ-yı devlet cem‘ olup Mustafâ Hân'ı hal‘ etdiler. Saltanat (---) andan yerine Sultân Osmân'ı halîfe etdiler. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 61a ·
metinde göster ·
… sânîde Kara Murâd Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Kul ile hüsn-i zindegânîsi olmaduğı
ecilden
sadâretden azl olunup eyâlet-i Şâm ihsân olunup Hamâ'da Arnavud Mehemmed Paşa s …
Andan def‘a-i sânîde Kara Murâd Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Kul ile hüsn-i zindegânîsi olmaduğı ecilden sadâretden azl olunup eyâlet-i Şâm ihsân olunup Hamâ'da Arnavud Mehemmed Paşa sarâyında haste-hâl olup anda merhûm olduğunda Arnavud Paşa kendü türbesine Murâd Paşa'yı defn eder. Zîrâ Arnavud Paşa, Murâd Paşa sadâretinde bu türbeyi binâ ederken Arnavud Paşa'nın hedâyâsıyla bir kapucubaşısı Murâd Paşa'ya hedâyâları teslîm edince Murâd Paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 81a ·
metinde göster ·
Melek Ahmed Paşa'ya fermân-ı şehriyârî gelüp kat‘-ı menâzil ederek Âsitâne-i de …
Ol ecilden Melek Ahmed Paşa'ya fermân-ı şehriyârî gelüp kat‘-ı menâzil ederek Âsitâne-i devlete gelüp ba‘de'z-zifâf Melek Ahmed Paşa kubbe altında üç ay olup sene (---) târîhinde merhûm olup Eyyûb Sultân mezâristânında Kiçi Mehemmed Efendi üstâdının ayağı ucuna defn edüp bu garîb Evliyâ bî-kes kaldı. Hudâ kerîmdir. Sene (---) târîhinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86a ·
metinde göster ·
… Hân'ın kendülere mahsûs türbeleri olmaduğundan pederleri cenbinde medfûn olduğu
ecilden
bu mahalle tahrîr olundu. Ammâ cemî‘i evsâfı ve vüzerâsı ve a‘yân-ı ulemâsı bi' …
Târîh-i cülûsu sene (---) ve müddet-i devleti (---) sene ve müddet-i ömr-i azîzi (---) sene oldu. Ve cümle şehzâdegân-ı Murâd Hân (---) neferdir. Cümlesi kendülerden evvel vefât edüp bu türbe içre âsûdelerdir. İllâ Kaya Sultân, Melek Ahmed Paşa'nın akd-i nikâhında olup mu‘ammere kalmışdır. Sultân Murâd Hân'ın kendülere mahsûs türbeleri olmaduğundan pederleri cenbinde medfûn olduğu ecilden bu mahalle tahrîr olundu. Ammâ cemî‘i evsâfı ve vüzerâsı ve a‘yân-ı ulemâsı bi'l-cümle bâlâda mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 104b ·
metinde göster ·
… alâmetler vardır kim manzûr-ı hâs [u] âmdır kim {bâlâda ale't-tafsîl mastûr} ol
ecilden
Ebü'l-feth imârâtına bezl-i himmet edüp (---) aded göz tershâne ve bir dîvânhân …
Evvelâ bu Kâsımpaşa tâ zamân-ı kadîmde ma‘mûr manastırlık imiş, kefere mâbeyninde şehr-i Ayalonka nâmıyla meşhûr imiş. Ammâ ba‘de'l-feth mezâristân-ı ümmet-i Muhammed olması fermân olunur. Zîrâ Abdülmü’min Melik hilâfetinde Mesleme ve Eyyûb-ı Ensârî ve Hârûnu'r-Reşîd ve Yıldırım Bâyezîd Hân'da dahi İslâmbol'un nısfı ve Galata'nın nısfı feth oldukda yine Kâsımpaşa'da 125a Tershâne ardı cümle mezâristân olup sahâbe-i kirâm ve evlâd-ı evlâd-ı zevi'l-ihtirâmlar medfûn olduğu müsbetdir kim hâlâ mezâristânlarında seng-i mezârları kûfî hatt ile tahrîr olunmuş alâmetler vardır kim manzûr-ı hâs [u] âmdır kim {bâlâda ale't-tafsîl mastûr} ol ecilden Ebü'l-feth imârâtına bezl-i himmet edüp (---) aded göz tershâne ve bir dîvânhâne-i kapudan paşa {ve bir câmi‘} inşâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b–125a ·
metinde göster ·
… mil ve cerrâh-ı kâmil olmasa ol şehirde ve orduda olmak câ’iz değildir. İmdi ol
ecilden
ibtidâ hukemâ ve kehhâl esnâfları tahrîr olundu.
bu mazmûnca bir şehr-i azîmde yâhûd bir ordu-yı azîmde hâkim ve hekîm-i hâzık ve fassâd-ı âmil ve cerrâh-ı kâmil olmasa ol şehirde ve orduda olmak câ’iz değildir. İmdi ol ecilden ibtidâ hukemâ ve kehhâl esnâfları tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… alınan koyun ve kuzu ve sığır ve câmûs ganîmetleri cümle Ma‘dî Kereb'in idi. Ol
ecilden
ibtidâ çif[t]lik ve mandıra ve eğrek ve saya ve ağıl ve tokat yapup içine ter-o …
Ve bunların pîri cümle Ma‘dî Kereb Gâzî'dir kim cümle gazâdan alınan koyun ve kuzu ve sığır ve câmûs ganîmetleri cümle Ma‘dî Kereb'in idi. Ol ecilden ibtidâ çif[t]lik ve mandıra ve eğrek ve saya ve ağıl ve tokat yapup içine ter-oğlanları komak cümle Ma‘dî Kereb Gâzî'den kalmışdır. Hazret-i Resûl izniyle yetmiş nefer kimesnenin kemerin Hazret-i Hamza-i bâ-safâ ammi-i Muhammedü'l-Mustafâ bağlamışdır. Evvelkisi bu Ma‘dî Kereb'dir. Kabri (---) medfûndur, gâyet mün‘im Sahâbe-i kirâm idi ve şecî‘ ve bahâdır idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
… van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol
ecilden
göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i me …
Garâbet bu kim bir kelb ve hınzîr yılda iki kerre yavrulayup sekizer onar enikleri ve göblezleri ve fino ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve karaca ve sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak gerek idi. Ammâ bi-emrillâh koyun seher-hîz olduğundan rîh-i rahmete nâ’il olup Hak celle ve alâ dölüne ve döşüne berekât verir. Ammâ hınzîr bütün gece burnuyla yeri nadaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar ve kelb dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol ecilden göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i merâm bu celeb-keşân askeri dahi cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
… kkân-ı seyyâfân 205, ve cümle neferât 1007 dîn-i mübîn kılıç ile âşikâre olduğu
ecilden
cümle ehl-i hırefe takaddüm olundu. Cümle ehl-i sefer ve ehl-i hazar bu esnâfa …
Dükkân-ı seyyâfân 205, ve cümle neferât 1007 dîn-i mübîn kılıç ile âşikâre olduğu ecilden cümle ehl-i hırefe takaddüm olundu. Cümle ehl-i sefer ve ehl-i hazar bu esnâfa muhtâcdır kim her müslimin hânesinde elbette birer şemşîr-i âteş-tâb lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 181a ·
metinde göster ·
… kılıcından gayrı Ispahân kârhânesi kılıcı bile dest-i kuvvetine dayanmazdı. Ol
ecilden
hatt-ı şerîf ile kılıçcıbaşı olmuşdu.
Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ ol kadar şemşîrbâz iken bu Sağır Dâvû[d] kılıcından gayrı Ispahân kârhânesi kılıcı bile dest-i kuvvetine dayanmazdı. Ol ecilden hatt-ı şerîf ile kılıçcıbaşı olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 181a ·
metinde göster ·
… : Seydî Ahmed Paşa vilâyetidir. Şimâl cânibinde Çerkes kavmiyle meşâ oldukları
ecilden
lisân-ı Çerkes ve lisân-ı Abazaca fasîh bilirler idi. Bin şeci‘ tüvânâ bahâdırl …
Vilâyet-i Sadşe : Seydî Ahmed Paşa vilâyetidir. Şimâl cânibinde Çerkes kavmiyle meşâ oldukları ecilden lisân-ı Çerkes ve lisân-ı Abazaca fasîh bilirler idi. Bin şeci‘ tüvânâ bahâdırlardır. Bunların şûr [u] şerrinden Çerkez ve Abaza dâ’imâ hazer üzre olduklarından Arıt kavmi bunlara aman verüp Arıt iskelelerine esir ve şem‘-i asel ve zerdeva getirüp ticâret ederler. Ve Takaku Çerkezi dahi emân ile 257b gelüp gemilerde ticâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a–257b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû niçe yüz kerre bu 316b Demirkapu kal‘ası muhâsaralar çeküp kâh harâb ve kâhî imâr olup âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis vezîrlerinden Özdemiroğlu Osmân Paşa serdâr-ı mu‘azzamlık ile deryâ-misâl cüyûş-ı muvahhidîn cem‘iyyetiyle bu kal‘a altına vardıkda derûn-ı kal‘ada olan Sünniyân şâh-ı gümrâh tarafından hâkim olan Çerâğ Halîfe'yi kayd-bend edüp cümle revâfızları dendân-ı tîğdan geçirüp cümle kızılbaşların başların ârâyiş-ı sükû[n] edüp Demirkapu hânını kellelerle Ordu-yı İslâm'da kal‘a miftâhların Osmân Paşa'ya teslîm edüp Çerâğ Hân'ın kellesin galtân edüp çerâğı sönüp şâmı ahşâm olur. Ba‘dehû cemî‘î guzât-ı müslimîn Allah Allah ile kal‘aya girüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet edüp müjde haberleri der-i devlete gidüp Osmân Paşa müstakıllen Şirvân eyâletine hâkim [ü] serdâr-ı mükerrem bu kal‘a-i Demirkapu'yu ta‘mîr u termîm edüp gûyâ bâb-ı hadîd-i cedîd-i metîn olup bu kal‘adan cemî‘î guzât-ı müslimîn diyâr-ı Şirvân'a şebhûnlar salup yetmiş pâre kılâ‘-ı metîneleri kabza-i teshîre alup eyâlet-i azîm olur ve bin aded yeniçeri ve dörd bölük sipâhîleri ağalarıyla ve on oda cebeci ve on oda topcıyân-ı dergâh-ı âlî ve altmış aded top-ı kal‘a-kûp ve beş yüz sandûka cebehâne ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtın tekmîl ve mükemmel edüp yeniden üç bin kul konup ve Revâli eyâleti on beş bin asker ile muhâfız kalup adl [ü] adâlet ederek ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân olur kim gûyâ Şâm-ı cennet-meşâm olur. Deşt-i Kıpçak tarafından ve Çerkes ve Dağıstân tarafından yollar açılup diyâr-ı Kırım'dan Tatar askeriyle mühimmât ve levâzımâtlar gelmede ve mukaddemâ feth olan Ahıska ve Revân ve Gence ve Tiflis ve Tomanis ve Şemahı câniblerinden serhad askerleri gelüp gitmeden ol kadar imâristân olur kim gûyâ adl-i Ömer ile ma‘mûr olmuş bir diyâr olur. Tâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ cülûsu senelerinde sipâh ve yeniçeri zorbaları ısyân [u] tuğyânı mahallinde şâh-ı Acem fırsat bulup sene (---) târîhinde imdâd gelmedüğü ecilden emân ile kal‘ayı Şâh (---) teslîm edüp cümle guzât-ı müslimîn Dağıstân'a, andan Çerkezistân'a, andan diyâr-ı Kırım'a dâhil olurlar. İlâ yevminâ-hâzâ bu kal‘a-i sedd-i üstüvâr dest-i Acem'de ol kadar ma‘mûrdur kim gûyâ vilâyet-i Şirvân'da imâristân-ı Enûşirvân'dır. Hâlâ dest-i Acem'de hânlıkdır ve kadılıkdır. Ve on iki hükûmetdir kim münşî ve kelenteri ve darûgası ve yasavulu ve korucu ve dizçöken ağası ve çiğyiyen akası ve iki bin dizçöken tülüngisi var. Cümle-i cümele tokuz bin şâhseven ve şâh destinden dolu içmiş nökeri vardır. Bu kal‘a hânıyla mülâkât olup leb-i deryâda burc-ı Kaytak Hân üzre deryâya nâzır bir sarây-ı âlîyi döşeyüp dâ’imâ seyr [ü] temâşâ ederdik. Revân ve Gîlân ve Bakü hânlarının mektûb-ı muhabbet-uslûblarından hazz edüp şeb [u] rûz tatyîb-i hâtırımızla mukayyed idi. Seksen sâle bâliğ bir kırçıl hân-ı nâ-bâliğ Şâhseven Şefî‘ Hân nâm bir hân-ı hâm idi kim şeb [u] rûz mest-i nevrûz idi. Lâkin nükte-şinâs ve şi‘r-âşnâ ve hattât ve hoş-sohbet hân idi. Hakîre beş tümen harc-ı ma‘ûnet verüp rûz-merre ta‘yînâtımız matbah-ı Keykâvûs'dan mihmândârlar dârımıza getirirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316a–316b ·
metinde göster ·
… idir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol
ecilden
her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar ü …
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
… oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim
ecilden
bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Se …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… sözlü idi. Zîrâ âlem-i sabâvetinde alt çenesinde on dörd aded sinni yok idi. Ol
ecilden
ba‘zı edâ-yı hurûfda icrâ-yı mahâric-i hurûf edemezdi. Ve henü[z] sakal salup b …
Hılye-i Murtazâ Paşa: Kâmet-i tâm ve esmerü'l-levn, müdevverü'l-vech, yassı alınlı ve siyâh kaş ve siyâh müje kirpikli ve alâ gözlü ve lüknet sözlü idi. Zîrâ âlem-i sabâvetinde alt çenesinde on dörd aded sinni yok idi. Ol ecilden ba‘zı edâ-yı hurûfda icrâ-yı mahâric-i hurûf edemezdi. Ve henü[z] sakal salup bir mahbûbü'l-kulûb olmuş idi. Sinesi vâsi‘, beli ince, bâzûları tüvânâ, tabanları efendisi Tabanıyassı gibi yassı, halûk ve halîm ü selîmü'l-kalb âlüfte vü âşüfte ve şûh u şakrak ve satranç-bâz u şimşîr-bâz ve zor-bâz u tüvânâ şehbâz er idi. Ve dâ’imâ zîbâ ve zerbâf ve Hıtâyî alacalar giymeğe mâ’il idi. Zîrâ gâyetü'l-gâye zen-dost olup mahbûb-dostlara dost değil idi. Ol ecilden üç yüz altmış içağalarında on beş yaşında mahbûb gulâmı yok idi. Cümle otuzar kırkar yaşında Rüstem-i şavarıb şehbâz fetâ yiğitleri var idi. Bu Üsküdar sahrâsında cümle içgulâmlarına yüzer guruş ve silâhdâr [u] çukadâra birer kîse ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b ·
metinde göster ·
… mâ’il idi. Zîrâ gâyetü'l-gâye zen-dost olup mahbûb-dostlara dost değil idi. Ol
ecilden
üç yüz altmış içağalarında on beş yaşında mahbûb gulâmı yok idi. Cümle otuzar k …
Hılye-i Murtazâ Paşa: Kâmet-i tâm ve esmerü'l-levn, müdevverü'l-vech, yassı alınlı ve siyâh kaş ve siyâh müje kirpikli ve alâ gözlü ve lüknet sözlü idi. Zîrâ âlem-i sabâvetinde alt çenesinde on dörd aded sinni yok idi. Ol ecilden ba‘zı edâ-yı hurûfda icrâ-yı mahâric-i hurûf edemezdi. Ve henü[z] sakal salup bir mahbûbü'l-kulûb olmuş idi. Sinesi vâsi‘, beli ince, bâzûları tüvânâ, tabanları efendisi Tabanıyassı gibi yassı, halûk ve halîm ü selîmü'l-kalb âlüfte vü âşüfte ve şûh u şakrak ve satranç-bâz u şimşîr-bâz ve zor-bâz u tüvânâ şehbâz er idi. Ve dâ’imâ zîbâ ve zerbâf ve Hıtâyî alacalar giymeğe mâ’il idi. Zîrâ gâyetü'l-gâye zen-dost olup mahbûb-dostlara dost değil idi. Ol ecilden üç yüz altmış içağalarında on beş yaşında mahbûb gulâmı yok idi. Cümle otuzar kırkar yaşında Rüstem-i şavarıb şehbâz fetâ yiğitleri var idi. Bu Üsküdar sahrâsında cümle içgulâmlarına yüzer guruş ve silâhdâr [u] çukadâra birer kîse ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b ·
metinde göster ·
… eş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol
ecilden
bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete geti …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… k-ı dâlden âsî kavimler olmağıla Şâm serhad olup yolları dahi emîn değildir. Ol
ecilden
bu mahalde Paşa ordu-yı İslâm'ın etrâfına karavullar ta‘yîn edüp Şâm askeri bab …
Sene 1059 târîh-i gurresinde Murtezâ Paşa efendimiz Şâm-ı Dârü's-selâm askeriyle bir alay-ı azîm edüp Şâm'ın Gökmeydânı'nda serâperdesinde meks edüp günden güne deryâ-misâl asker cem‘ olup etrâf vilâyetlerden cümle asker cem‘ olup hemân kendü askerinden yetmiş bayrak sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve tatar askeri cem‘ olup on iki bin altmış aded yem asılırdı. Ertesi gün hatt-ı şerîf ile dergâh-ı âlî kapucubaşılarından Kabakulak Mustafâ Ağa gelüp paşayı sefere me’mûr edüp kapucubaşıya bir semmûr ve on kîse ihsân olunup Gökmeydânında on gün meks olunup Müncik Köşkü nâm mahalde zevk [u] safâlar ederken Sıfet Hâkimi Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa ve Sayda-Berût Hâkimi Na‘lbend Alî Ağa cümle askeriyle gelüp Ma‘ânoğlu Emîr Mürhem'den ve Şeyh Sarıhân'dan ve Şehâboğullarından ve Türâbîoğullarından cihân cihân feryâd u nâlân ve şikâyet-i {firâvân} etdiler. Mezkûr şeyhlere âdemler gönderilüp "Bizim mîrîye asla borcumuz yokdur" deyü varan âdemleri kovup "Paşa bildiğinden kalmasın" dedikleri haberi geldikde ertesi nefîr-i rıhletler çalınup Şâmlı Osmân Ağa üç bin çatal fitilli yiğit ile Üsküdar cenginde Gürcî Nebî baş bölükbaşısı Çomar Bölükbaşıyla yeni gelmiş yedi bayrak pür-silâh sarıca yiğitleri Konakçı Şâmlı Osmân Ağa ile talî‘a-i asker olup bir gün mukaddem ileri gitdiler. Ertesi gün Paşa Şâm-ı cennet-meşâm'dan kalkup cânib-i cenûba sengistân dar boğaz olan Mize Boğazı'n geçüp nâhiye-i Banyas'da Cebelü's-Selh dibinde meks olunup cümle dağlara ve kayalara ve boğazlara pusular ve karavullar ve kemîngâh yerlere asker pusulayup ol gice anda yatıldı. Zîrâ bu Şâm etrâfı Dürüzistân ve yigirmi yedi bî-mezheb kavmi fırak-ı dâlden âsî kavimler olmağıla Şâm serhad olup yolları dahi emîn değildir. Ol ecilden bu mahalde Paşa ordu-yı İslâm'ın etrâfına karavullar ta‘yîn edüp Şâm askeri babakdır deyü paşa askerinden ba‘îd meks etmek fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34a ·
metinde göster ·
mahkeme kadılarına rağbet yokdur. Bu dahi bir nazargâh-ı ibret-nümâdır. Nasârâ …
Bu diyârın mahkemesi âsitâne-i Şem‘ûn'dur. Ol ecilden mahkeme kadılarına rağbet yokdur. Bu dahi bir nazargâh-ı ibret-nümâdır. Nasârâ tâ’ifesi kezâlik bir müşkil işleri olsa bu âsitâneye gelüp Şem‘ûn-ı Safâ'nın kendi hattıyla ceyran derisi üzre Hazret-i İsâ'ya nâzîl olan İncîl-i sahîh bu âsitânededir. Nasârâ ol İncîl'e el urup yemîn ederler. Mücrim olan havf edüp el uramaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
… a‘zâsı hareket ederse pâre pâre olur. Zîrâ cümle vücûdu buz olup donmuşdur. Ol
ecilden
meyyiti belinden ve boynundan ve uyluklarından ve kollarından pâre pâre olmasın …
Mu‘âraza-i hakîr, eyitdim: "Bre cânım, bir âdem Erzurûm'un şiddet-i şitâsında merhûm olsa ibtîdâ ol merhûmu defn edecekleri yire onbeş yigirmi yük odun yığup âteş-i Nemrûdlar yakup rûy-ı zemîn mülâyim oldukdan sonra lahdi güç ile Ferhâdî külünkler ile kazup bu minvâl üzre beş altı sâ‘atde bir mezâr gücile kazılır ve ba‘dehû meyyiti tâbutiyle getirüp defn ederken lahde lütfile korlar kim meyyitin aslâ bir uzvu hareket etmeye. Zîrâ meyyitin bir a‘zâsı hareket ederse pâre pâre olur. Zîrâ cümle vücûdu buz olup donmuşdur. Ol ecilden meyyiti belinden ve boynundan ve uyluklarından ve kollarından pâre pâre olmasın deyü pek sarup vârisleri mürde-şûylara ve kabr-kenlere mâllar verüp bir hoşça defn edin, deyü ricâ ederler. Böyle şiddet-i kavî olunca hançer ile zemîni kazup kemer ile altunu yire gömmek niçe olur ve buludu nişân etmeğile niçe mâl bulınur. Âdetullah bunun üstüne eyle cârîdir kim cemî‘i kevâkibler ve seb‘a-i seyyâreler ve şems ü kemer ve bulutlar deverân u seyerân etmek üzre halk olunmuşdur. On ay bulut niçe bir yerde ber-karâr olur. Bir ân durmaz, gâ’ib olur" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b ·
metinde göster ·
… aneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları
ecilden
Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
… âmeninde olmağıla şehrin cümle hânedânlarının yüzi cânib-i şimâle mekşûfdur. Ol
ecilden
havâsı bâd-ı sabâ-misâl bir gûne-i râhatü'l-ervâh havâsı vardır kim seher-hîz o …
Sitâyiş-i havâ-yı nesîm-i hûb-i câvidân: Şehrin zemîni cebel-i Ercis dâmeninde olmağıla şehrin cümle hânedânlarının yüzi cânib-i şimâle mekşûfdur. Ol ecilden havâsı bâd-ı sabâ-misâl bir gûne-i râhatü'l-ervâh havâsı vardır kim seher-hîz olan cân şemmü'l-hevâ etdikde hevâ-yı nesîmin müşâhede eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65b ·
metinde göster ·
… Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol
ecilden
ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günl …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
Niçeler Ziştova derler. Niçeler Ziştavi derler. Niçeler Ziştva derler. Ammâ sebeb-i tesmiyyesi Zişva nâm bir Eflâk hatmanı binâsıdır kim Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'n feth [ü] fütûh etmeğe başladıkda anın havfinden Ziştva bu kal‘ayı binâ edüp ol ecilden Ziştva kal‘ası derler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî fethidir. Nigebolu sancağı hâkinde voyvadalıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlârıdır. Kethüdâyeri ve serdârı vardır. Kal‘ası, nehr-i Tuna kenarında bir yalçın püşte üzre şekl-i murabba‘ seng-binâ bir küçücük kal‘a-i ra‘nâdır. Cânib-i şarka bir kapusu var. Derûn-ı kal‘ada dizdârhânesi ve bir câmi‘i ve neferâthânesi ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve bir kaç şâhî topları var. Ve Tuna'ya nüzûl eder su yolları vardır. Ammâ cirmi ne kadar olduğu ma‘lûmum değildir. Yedi aded kullesinin zirve-i a‘lâları tahta şındıra örtülüdür. Ammâ kal‘anın hâricinde yine sâhil-i Tuna'da varoşu üç yüz hânedir. Cümle şındıra tahta örtülü bâğlı ve bâğçeli hânelerdir. Ensesi dere ve depeli bağlardır. Bir câmi‘i ve bir hânı var. Hammâmı yokdur. Ve yigirmi aded dükkân-ı muhtasarı vardır. Re‘âyâsı ekseriyyâ Eflâk ve Bulkar'dır. Ve a‘yânı yokdur. Ammâ bâğları çokdur. Ve hevâsı latîfdir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 113a ·
metinde göster ·
… sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten süflîdir. Ol
ecilden
nehr-i Edil deryâsı kal‘a-i Azağa gelirdi. Bu hakîrin Mehemmed Girây Hân asrınd …
{Der-sitâyiş-i nehr-i azîm Edil}: Ammâ ru-yı arzda Cenâb-ı Bârî cümleden büyük Moskov diyârında nehr-i azîm Edil'i halk etmişdir kim tulû‘undan gurûbına gelince kırk mil ve elli mil arzı vardır. Ve umkı yigirmi kulaç ve otuz kulaç derindir. İbtidâ tulû‘ı Moskov diyârının cânib-i garbîsinde bahr-i Muhît kenarındaki dağlardan tulû‘ edüp yedi aylık yol cânib-i şarka cereyân edüp Heyhât sahrâsının şark tarafı nihâyetinde bahr-i Haraz'a (---) koldan derya-misâl mahlût olur. Moskov gemileri ve Acem'in Bakü ve Demirkapu ve Gilân gemileri bu nehre girüp Moskov'a tüccâr-ı sevdâgerân götürürler. Hattâ Murâd Hân-ı Sâlis'de Sokollu Mehemmed Paşa kal‘a-i Azak dibinden cereyan eden Ten nehrinin başı, Edil nehrine üç menzil olmağıla nehr-i Edil'den hafirler kazup nehr-i Ten'e mahlût etmeğe iki sene çalışup husûle gelmişken bi-emri Hayy [u] Kadîr şiddet-i şitâ gelüp asker kırılup cümle mühimmât anda kalup Moskov ahz eylemişdir. Eğer ol Edil ile nehr-i Ten birbirine mahlût olsa İslâmbol'dan gemilerle cümle asker-i İslâm cebehâne ve mühimmâtlarıyla Karadeniz'den Azak bahrine, andan nehr-i Ten ile tâ nehr-i Edil'e, andan gemiler ile Acem diyârında Demirkapu'yu ve Bakü'yü ve Şirvân [u] Şemâkı'yı ve Gîlân'ı bî-bâk ü bî-pervâ zabt etmek mümkin idi. Allahümme yessir. Hâlâ mülûk-ı Âl-i Osmân murâd edinse emr-i sehildir. Zîrâ Edil nehrine handaklar varmağa bir sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten süflîdir. Ol ecilden nehr-i Edil deryâsı kal‘a-i Azağa gelirdi. Bu hakîrin Mehemmed Girây Hân asrında Edil handakları manzûrumuz olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115a ·
metinde göster ·
… e korkarlar kim niçesinin temevvüc-i Tuna'dan beli kırılup kenarda düşerler. Ol
ecilden
Demirkapu'dan aşağı müteferrika geçmeyüp geçen dahi çıkmayup mâbeynde hâsıl ola …
Ammâ bu morinanın pereme kadar müteferrikası nâdir olur. Zîrâ anlar Tuna sedd-i İslâmı önünde Tuna Demirkapusu ve Tahtalı nâm girdâbların fırtınalarından ubûr etmeğe korkarlar kim niçesinin temevvüc-i Tuna'dan beli kırılup kenarda düşerler. Ol ecilden Demirkapu'dan aşağı müteferrika geçmeyüp geçen dahi çıkmayup mâbeynde hâsıl olan müteferrika balıklar bu Silisre önünde elbette sayd olunur. Bu temâşâgâh-ı Tuna üzre sekiz ay durup ba‘zı emînler fâ’ide eder. Niçeleri müflis olur, baht-ı müsâ‘id olmağa lâzım bir devletdir. Zîrâ Tuna kenarında olan kırk elli pâre kılâ‘ kulları ve Kili ve Akkirmân ve Özi'nin beş pâre kal‘a neferâtları cümle bu Tuna emîninden vazîfe-i mu‘ayyenelerin almalıdır. Meksûr olursa haps eder ve erzâkından alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121a ·
metinde göster ·
… ‘dehû yine Hazret-i Risâlet-penâhın ağzı yârıyla binâ olunup karâr etmişdir. Ol
ecilden
üstâd Mi‘mâr Sinân bu Edirne'de Selîmiyye kubbesin binâ ederken Ayasofya kubbes …
Ba‘dehû yine Hazret-i Risâlet-penâhın ağzı yârıyla binâ olunup karâr etmişdir. Ol ecilden üstâd Mi‘mâr Sinân bu Edirne'de Selîmiyye kubbesin binâ ederken Ayasofya kubbesini Hazretin ağzı yârıyla binâ etdikleri mahalden bir vakıyye mikdârı kireci Ayasofya kubbesinden kazıyup Selîmiyye kubbesi kirecine mahlût edüp bu Kubbe-i Selîm Hân'ı Mi‘mâr Sinân bu takrîb ile inşâ etmişdir kim inşâallah ilâ mâşâallah inkırâzu'd-deverân bu kubbe-i Selîm Hân mü’ebbed olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154b ·
metinde göster ·
… lan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ verirdi. Ol
ecilden
bu sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cîn …
Kadîm-i evvelde İdrivne kral-ı dâllinin şikârgâhı bir hıyâbân-ı kûyâğistân bir koru-yı kân-ı gülistân idi. Ba‘de'l-feth Şehîd Murâd Hân halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdet içün bir savma‘a ve câ-be-câ ba‘zı maksûreler inşâ edüp imâr eder. Andan Ebü'l-feth pederi Koca Murâd Hân-ı Sânî bu bâğ-ı İrem içre nehr-i Tunca kenarınca niçe tâk-i Havernâklar ve niçe tâk-i nüh-tâk-i tumturaklı kulleli kasr-ı âlîler ihdâs eder. Her mülûk birer âsâr edüp gûyâ bâğ-ı İrem mânend-i Peçevî-yi dilcû-yı Sirem olup tâ Sultân Süleymân Hân asrına gelince devlet-i Âl-i Osmân şân u şöhret [ü] şevket bulup yevmen fe-yevmen terakkîde olmağıla Süleymân Hân diyâr-ı Alaman gazâlarına rağbet etmeğile bu Edirne'yi âşiyân edinüp bu mekân-ı mübârekden her tarafda olan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ verirdi. Ol ecilden bu sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cînân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160b ·
metinde göster ·
… reyân edüp zemîni sâfî kumsal olduğundan temel tutmayup cisrler münhedim olduğu
ecilden
ahşâbâtdan cisr-i azîmlerdir.
Andan ve Ekmekçizâde Ahmed Paşa cisri, nehr-i Tunca üzre gâyet cisr-i musanna‘dır. Büleyde-i Demirdeşe andan gider. Ne mikdâr göz idüğü ma‘lûmum değildir. Ammâ ibret-nümâ kantara-i ra‘nâdır. Andan sonra nehr-i Arda üzre iki yerde burdinar ağaç direkler ile mebnî cisr-i azîmlerdir kim bunlar dahi vâcibü's-seyrdir. Niçe mülûk bu cisrleri kârgîr binâ inşâ etmişlerdir. Lâkin nehr-i Arda dîvânevâr cereyân edüp zemîni sâfî kumsal olduğundan temel tutmayup cisrler münhedim olduğu ecilden ahşâbâtdan cisr-i azîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163b ·
metinde göster ·
Kürdistân u Türkmanistân olmağile dağ u bâğ [u] râğ ve yakîn u ırağlarında ceng [ü] cidâldan ve harb [ü] kıtâldan halkı hâlî değillerdir. Ol ecilden üstâd-ı kâmil cerrâhları bî-hisâbdır. Ammâ cümleden Câmi‘-i Kebîr kurbünde üstâd Kara Rıdvân, kârında pehlivân-ı zîşândır. Ve cerrâh, (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… l Şâh münhezim olup firâr etdükde ahâlî-i Ahlad'ın bir cây-ı menâsları olmaduğu
ecilden
Erzurûm altında Selîm Hân-ı Evvel'in pây-ı semendlerine yüz sürüp "Pâdişâhım, e …
Uzun Hasan Şâh bu inhizâm derdinden merhûm olmağile şehr-i Ahlad yine imâr olmayup harâb kaldı. Âhir İrân-zemîn şâhları destine girüp Şâh İsmâ‘îl mutasarrıf iken sene 920 târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel'[ün] Çıldır gazâsı ki, meşhûr-ı âfâkdır, Selîm Hân'ın dest-i kahriyle hâh nâ-hâh İsmâ‘îl Şâh münhezim olup firâr etdükde ahâlî-i Ahlad'ın bir cây-ı menâsları olmaduğu ecilden Erzurûm altında Selîm Hân-ı Evvel'in pây-ı semendlerine yüz sürüp "Pâdişâhım, ecdâd-ı ızâmının medfûn oldukları Ahlad şehrinde bize bir kal‘a bünyâd eyle." deyü ricâ etdiklerinde bu halka ihsân-ı firâvânlar edüp kal‘a binâ etme sevdâsında olmayup Kızılbaş-ı nâtıraşa imdâd eden Mısır sultânının boybeği olan Mar‘aş hâkimi Âl-i Zülkadir Sultân Alâüddevle üzre (---) paşayı serdâr eyleyüp Göksun sahrâsında Alâüddevle'yi dahi münhezim edüp yetmiş bin kadar Türkman-ı bî-girân-ı bed-gümân askerin dendân-ı şemşîr-i âteş-tâbdan geçirüp Alâüddevle'nin kelle-i bî-devletiyle yetmiş aded boy beğlerinin kellelerin Mısır'da Sultân Gavrî'ye gönderüp "Hâzırbâş ol kim Mekke ve Medîne pâdişâhı olasın ve Kızılbaşa kırk bin kırmızı şalvarlı Çerkes-i nâkes askeri gönderesin, hâzır-bâş ol!..." deyüp sene 921 târîhinde Gavrî üzre varup Haleb kurbünde Mercidâbık nâm sahrâda Sultân Gavrî'nin yüz bin askerin bi-emri Hudâ kırup Gavrî Haleb'e ve Şâm'a ve Gazze'ye ve Mısır'a firâr edüp sene-i âtîde yine Selîm Hân ile Arz-ı Hasan'da ya‘nî şehr-i Belbîs sahrâsında ceng-i azîm edüp bi-iznillah yine Gavrî askeri cümle seyf-i Selîm'den geçüp Sultân Gavrî dahi ol cengde bir seccâde üzre başsız şehîd bulunduğu müsbetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239a ·
metinde göster ·
… k mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol
ecilden
cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
… arı merhûme oldukda kapudan taşra Arapça ile ol zamân kapudan taşra çıkar. Ol
ecilden
cümle ehl-i ırz âdemlerin hânelerinde ev hammâmları vardır kim kavl-i sahîhleri …
Şehrin kibârlarının takrîrleri üzre şehir içre cümle yedi yüz ev hammâmlarımız vardır kim her bir hammâm hâs u âm olmağa lâyık hammâmlarımız vardır deyü tefâhur kisb ederler. Hakkâ ki kelâmlarından dürûğ u lâğ yokdur. Zîrâ bu Van halkı gazûb u lecûc ve sâhib-gayret ü sâhib-nâmûs âdemler olduklarından havâtînlerinin birisi taşra düğüne ve derneğe ve bir yere çıkdıkları yokdur. İllâ hâtûnları merhûme oldukda kapudan taşra Arapça ile ol zamân kapudan taşra çıkar. Ol ecilden cümle ehl-i ırz âdemlerin hânelerinde ev hammâmları vardır kim kavl-i sahîhleri üzre yedi yüz ev hammâmı olduğu muhakkakdır ve ba‘de'z-zuhr âm hammâmlarına ricâl girmeyüp hammâmları olmayan tâ’ife-i nisvân girer. Ammâ ol hammâmların avretler gideceği başka sokakları var kim ol yollardan ba‘de'z-zuhr ricâllerden bir ferd-i merd geçmeğe kâdir değillerdir. Ol avretler râhında şehirliden bir âdem görseler amân vermeyüp bilâ-su‘âl katl ederler, ta bu mertebe nisvânların sakınurlar, gayûr kavimdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 257b ·
metinde göster ·
… d edüp, ili vilâyeti gâret edüp sulha muğâyir nâ-şer‘î dest-dırâzlıklar etdiğün
ecilden
kuttâ‘u't-tarîk olduğuna şüphemiz kalmayup nass-ı kâtı‘la vücûdun şecere-i bî-m …
Devlet-i Âl-i Osmân'ın mûhini olan sen ki Abdâl Hân-ı dâl nâm şakî-i pür-ızlâl, kavm-i Rujikiyân eri, âr [u] nâmûsdan berî vü ârî olup "Âl-i Abbâsiyân neslinden ve Sultân Evhadullah'ın ırk-ı tâhirindenim." deyü ol zu‘m-ı fâsid ile la‘anallahu'd-dâhilu ve'l-hâric la‘netin kabûl eden Hâricîlerden ashâb-ı rıfz-ı ilhâd ve erbâb-ı fitne vü fesâd, ehli ile âlûde olan Yezîdî-Ekrâd, urûk-ı nâ-tâhirindensin kim mezâhib-i erba‘adan hâric olan Hâricî ve Ca‘ferî ve Cebrî ve Kaderî ve Hulûlî ve Hurûfî ve Zemînî ve Hamzavî ve vâsi‘î-mezheb olan fırak-ı dâldan bir bî-mezhebler ile ihtilât etmiş Hâricî mezhebin ve cemî‘i mudhıkân u kışmirân u mutrıbân zümresiyle lû‘b u lehve meşgûl ve hem-celîs ü hem-enîs olup fısk u fücûr ile âlûde olup ve Arapça ıtâbına mu‘âteb olan dalâlet-âbâd hâkimi Abdâl Hân-ı bî-mecâlsin kim bu hakîr mülk-i diyâr-ı Erz[urûm] vâlîsi iken etdiğin şenâ‘at ü şekâvet ve cinâyetlere "Tâze yiğitdir!" deyü mezâ-mâ-mezâ diyerek afv ederdim. Henüz sen bu sinn-i sâlde iken ıslâh-ı nefs etmeyüp âyende vü revende ehl-i tüccârın bâc bahânesiyle {tâcların kapup} yüklerün çözüp ale'l-kabz mâlların ucuz bahâ ile alursun ve Erzurûm eyâleti hâki müşânda olan Malazgird Beği Mehemmed Beğ'in kırk bin aded gûsfendlerin sürüp elin memleketin nehb ü gâret edüp üç yüz aded âdemlerin katl edüp serlerine serbendleri dâr olan Halitî ve Çekvânî ve Celüvî ve Rûzikî 261a nâm Yezîdî Ekrâdı kabâ’illerin başına cem‘ eyleyüp dâr-ı diyârları hasâre etdirüp âyende vü revendegândan kapu kullarının eşedd-i ukûbet ile mâlların alup kolların kesüp mecrûh edersin ve her cânibe dest-dırâzlık edüp kuttâ‘u't-tarîklık edersin. Hatta dâr-ı diyârında olan ulemâ-yı Ekrâd, "Niçün böyle edersin", deyü va‘z u nasîhat etdiklerinde, "Kürdistân'dır, birbirimiz mâbeyninde gûşmâl içün gâhîce müşâmızda olan kimesneleri gâret etmek kânûn-ı Âl-i Abbâsiyân'dır." demişsin. Sana Âl-i Osmân devletinde emr-i Hudâ ile bir gûşmâl ideyim ki gûşine mengûş olup ehl-i ıyâlinle halka-begûş zer-harîd gibi Âl-i Osmân'a kul olasın. Hatta bu abd-i ahkarın derûnunda cilve-ger olan mel‘anetini ilhâm-ı Rabbânî ile azharu mine'ş-şems bilüp on gün hânende pinhân olup Rahova nâm mahalde haymen içre tek ü tenhâda sana pend ü nasîhatler edüp, ey cânım hân nitekim ben Van eyâleti hâkimi iken müşânızda olan ümerâlar ile ve ehl-i tüccâr ile ve re‘âyâ vü berâyâlar ile hüsn-i zindegâne eyle, deyü vasiyyet eylediğim bu maslahatlar içün idi. İmdi ol pendnâmelerimiz sana zerre kadar te’sîr etmeyüp bu kadar fitne vü fesâd edüp, ili vilâyeti gâret edüp sulha muğâyir nâ-şer‘î dest-dırâzlıklar etdiğün ecilden kuttâ‘u't-tarîk olduğuna şüphemiz kalmayup nass-ı kâtı‘la vücûdun şecere-i bî-meyvesin kat‘ etmek helâldir kim el-âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b–261a ·
metinde göster ·
… n çakal etimiz niçün zebûndur deyü elli deyenek urup halk içinde rüsvây olduğum
ecilden
nâmûs edüp Sincâr'dan bir gicede Mardin kal‘asına, andan Hasankeyf'e, andan bu …
Kara Alî eydür: "Ol zamân çakal etimiz niçün zebûndur deyü elli deyenek urup halk içinde rüsvây olduğum ecilden nâmûs edüp Sincâr'dan bir gicede Mardin kal‘asına, andan Hasankeyf'e, andan bu Bitlîs hânına gelüp kul olup ehl [ü] ıyâl sâhibi oldum. Ammâ ol zamândan berü elli deyenek acısı hâlâ derûnumda durur. Bî-günâh idim, hâlâ hakkım sultânımın üstünde kalmışdır." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
"Hânım, Acem tüccârın ve yeniçeri sevdâgerânın bâc içün rencîde-hâtır etdiği
ecilden
Van gümrüğü mu‘attal kaldı. Âhir paşa birkaç kerre tenbîh etdiğinden mütenebbih …
"Hânım, Acem tüccârın ve yeniçeri sevdâgerânın bâc içün rencîde-hâtır etdiği ecilden Van gümrüğü mu‘attal kaldı. Âhir paşa birkaç kerre tenbîh etdiğinden mütenebbih olmayup üstüne yetmiş bin asker ve bu kadar gemilerle Van deryâsından toplar çeküp hânın üzerine varup bin altmış beş Ramazân'ının yigirmi beşinci pazarertesi gün {Bitlîs} hânı askerine bir seyf-i Melek uruldu kim felekde melekler pesend eylediler. Âhir-ı kâr Bitlîs hânı firâr edüp nâbûd olup ciğer-kûşesin yerine hân etdi." dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302b ·
metinde göster ·
… î'den Şeyh Dühük hazretleri binâ etmişdir kim anlar kutbiyyete kadem basdıkları
ecilden
bu câmi‘-i pür-envârda bir rûhâniyyet vardır kim cümle züvvârın vücûduna lerzân …
Ve câmi‘-i Dühük, bu câmi‘i İmâdiyye'de Dühük kal‘asın binâ eden Âl-i Abbâsî'den Şeyh Dühük hazretleri binâ etmişdir kim anlar kutbiyyete kadem basdıkları ecilden bu câmi‘-i pür-envârda bir rûhâniyyet vardır kim cümle züvvârın vücûduna lerzân vâki‘ olup icâbet-i du‘â mercû olunur bir ma‘bedgâh-ı Sünniyândır. Ammâ Şî‘îler de bu câmi‘e mu‘tekıdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314b ·
metinde göster ·
… mertebe böyle bir kûh-ı azîm-i mahsûldârdır ve ma‘âdin-i hadîd gâyet çokdur. Ol
ecilden
sularının nef‘i yokdur. Bu kûh-ı Demâvend'in şimâlinde,
Evsâf-ı yaylağ-ı kûh-ı Demâvend: Bir cebel-i kûh-ı serbülenddir kim zamân-ı kadîmde yedi aded sûr-ı metîneler ile âbâdân hâlâ biri ma‘mûrdur kim kal‘a-i Demâvend nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup sene 995 târîhinde Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Cığalzâde Sinân Paşa kal‘a-i Demâvend'i yedi günde feth edüp hâk ile yeksân etmişdi. Ve kûh-ı Demâvend'den beş kerre yüz bin koyun sürmüşdü. Hâlâ yine bu yaylada on kerre yüz bin devâbât makûlesi vardır. Bu yaylanın şark cânibinde yaylayan Avşarî ve Kehrânî ve Dümbülî ve Dümdümî Türkmanânı yayla hakların Acem Şâhı tarafından Rey şehri hânı alur. Ammâ yine bu kûh-ı Demâvend'in cânib-i kıblesinde ve taraf-ı garbîsinde yaylayan Urbân u Türkman u Ekrâd-ı Zıbarı'nın {yaylamakların} İmâdiyye hâkimi ve Akra beği alırlar. Tâ bu mertebe böyle bir kûh-ı azîm-i mahsûldârdır ve ma‘âdin-i hadîd gâyet çokdur. Ol ecilden sularının nef‘i yokdur. Bu kûh-ı Demâvend'in şimâlinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 326b ·
metinde göster ·
… hû yüz on beş sene ma‘mûr u müzeyyen durdu. Andan kavm-i Alkamî munkatı‘ olduğu
ecilden
harâb olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir dahi eyle ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri …
Tevârîh-ı Hıtat-ı Mıkdısî kavli üzre mastûr u mezkûrdur kim Kûfe şehri kırk kerre ma‘mûr u âbâdân ve kırk kerre harâb u yebâb oldu. 348b Kırk birinci kerre Emîrü'l-mü’minîn Hazret-i Ömerü'l-Fârûk radıyallahu anh hilâfetleri zamânında fermân-ı şerîfleri ile ma‘mûr u âbâdân oldu ki hicret-i Nebeviyye'nin on yedi senesinde ve bir rivâyetde on altısında idi. Ba‘dehû yüz on beş sene ma‘mûr u müzeyyen durdu. Andan kavm-i Alkamî munkatı‘ olduğu ecilden harâb olmuşdur. Ammâ yine inşâallah bir dahi eyle ma‘mûr ola kim bir zirâ‘ yeri bin altuna bey‘-men-yezîd ola. Vallahi Ta‘âlâ a‘lem.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a–348b ·
metinde göster ·
… bin yıl ibâdet edüp âhir-ı kâr Hazret-i Âdem'e secde etmeyüp Allah'a âsî olduğu
ecilden
merdûd olup yine vatan-ı aslîsi olan 395b edîm-i arza Hazret-i Âdem ve Havvâ …
Hülâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifede niçe İblîs esmâları vardır ammâ biz muhtasar kıldık. Hatta ıstılâh-ı sûfiyyûnda ismine Nedîm derler. Hatta bâlâda tahrîr olunduğu üzre Hazret-i Risâlet ile {İblîs} yedi sâ‘at kelimât edüp anda dahi merdûd olup gitdikde Hazret-i Alî buyurmuşlardır kim "Eğer İblîs mel‘ûn olmasa iyi musâhib olurdu. Zîrâ devr-i dünyâdan berü mu‘ammer olup çok umûr u ser-encâmlar görmüşdür, ammâ la‘îndir." buyurmuşlardır. Ammâ cemî‘i elsinede ismi yâd olunsa la‘n edüp isminden nefret ederler. Ammâ sâhib-i sülûk olan kimesneler dillerin zabt eylemek içün İblîs'e ve Yezîd'e la‘net demeğe revâ görmemişler. Netîce-i kelâm bu edîm-i arzda ve yedi kat ka‘r-ı zemînde ve yedi kat gökde ismi vardır. Hatta lisânları olmayan kavm-i bî-zebânlarda ya‘nî dilsizler lisânı üzre şeytânın işâreti sağ elinin salavât parmağın sağ gözü yanına koyup parmağın eğri etse şeytân demek işâretidir. Ammâ be-kavl-i Cerîr-i Taberî ve be-kavl-i Keşşâf hazretleri ve Sultânu'ş-şüyûh Hazret-i Ekber Arabî ya‘nî eş-Şeyh Muhyiddînü'l-Arabî bunlar müttefekun aleyhdirler kim evvelâ İblîs bâlâda tahrîr olunduğu üzre cân kavminden bir âbid ü zâhid gulâm-ı necîb idi. Cenâb-ı Kibriyâ bu Hâris-i İblîs'e melâyikeleri imdâd verüp âsî olan cân kavimlerin kırup rûy-ı arzda İblîs yedi bin yıl pâdişâh olup zühd [ü] takvâsıyla bile Cenâb-ı Allah'a takarrub edüp kâhîce âsumâne urûc edüp yedi kat gökde ve sekiz kat uçmakda cemî‘i melâyike-i kerrûbânlara karışup emr-i Hak ile cümle meleklere mu‘allim olup yedi kat göğün her katında yedişer bin yıl ibâdet edüp âhir-ı kâr Hazret-i Âdem'e secde etmeyüp Allah'a âsî olduğu ecilden merdûd olup yine vatan-ı aslîsi olan 395b edîm-i arza Hazret-i Âdem ve Havvâ ve yılan ve tâvûs ile dördü rûy-ı zemîne dergâhdan hubût etdiklerinde cenâb-ı Allah Racîm'e ibtidâ nefsi havâle kıldı. Zîrâ Âdem ile Havvâ cennetde hırâmânî reftâr [u] güftâr ederlerken İblîs anların cimâ‘ına hased edüp Âdem'i ta‘kîb ederdi. Rûy-ı arzda ana dahi Allah şehveti havâle edüp serserî vü sergerdân ve zâr u giryân gezerdi ve dâ’imâ cânından bezerdi. Âhir sihr-i efsûn ile hâkden kendüye bir dişi peydâ edüp anınla cimâ‘ ederdi. Eşinün ismin Sanâ‘ koyup her anda niçe bin kerre serçe kuşu gibi cimâ‘ ederdi ve cimâ‘ı dahi hemân kuş gibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395a–395b ·
metinde göster ·