… Hân'ın kendülere mahsûs türbeleri olmaduğundan pederleri cenbinde medfûn olduğu
ecilden bu
mahalle tahrîr olundu. Ammâ cemî‘i evsâfı ve vüzerâsı ve a‘yân-ı ulemâsı bi'l-c …
Târîh-i cülûsu sene (---) ve müddet-i devleti (---) sene ve müddet-i ömr-i azîzi (---) sene oldu. Ve cümle şehzâdegân-ı Murâd Hân (---) neferdir. Cümlesi kendülerden evvel vefât edüp bu türbe içre âsûdelerdir. İllâ Kaya Sultân, Melek Ahmed Paşa'nın akd-i nikâhında olup mu‘ammere kalmışdır. Sultân Murâd Hân'ın kendülere mahsûs türbeleri olmaduğundan pederleri cenbinde medfûn olduğu ecilden bu mahalle tahrîr olundu. Ammâ cemî‘i evsâfı ve vüzerâsı ve a‘yân-ı ulemâsı bi'l-cümle bâlâda mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 104b ·
metinde göster ·
… oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim
ecilden bu
Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen n …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… k-ı dâlden âsî kavimler olmağıla Şâm serhad olup yolları dahi emîn değildir. Ol
ecilden bu
mahalde Paşa ordu-yı İslâm'ın etrâfına karavullar ta‘yîn edüp Şâm askeri babakd …
Sene 1059 târîh-i gurresinde Murtezâ Paşa efendimiz Şâm-ı Dârü's-selâm askeriyle bir alay-ı azîm edüp Şâm'ın Gökmeydânı'nda serâperdesinde meks edüp günden güne deryâ-misâl asker cem‘ olup etrâf vilâyetlerden cümle asker cem‘ olup hemân kendü askerinden yetmiş bayrak sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve tatar askeri cem‘ olup on iki bin altmış aded yem asılırdı. Ertesi gün hatt-ı şerîf ile dergâh-ı âlî kapucubaşılarından Kabakulak Mustafâ Ağa gelüp paşayı sefere me’mûr edüp kapucubaşıya bir semmûr ve on kîse ihsân olunup Gökmeydânında on gün meks olunup Müncik Köşkü nâm mahalde zevk [u] safâlar ederken Sıfet Hâkimi Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa ve Sayda-Berût Hâkimi Na‘lbend Alî Ağa cümle askeriyle gelüp Ma‘ânoğlu Emîr Mürhem'den ve Şeyh Sarıhân'dan ve Şehâboğullarından ve Türâbîoğullarından cihân cihân feryâd u nâlân ve şikâyet-i {firâvân} etdiler. Mezkûr şeyhlere âdemler gönderilüp "Bizim mîrîye asla borcumuz yokdur" deyü varan âdemleri kovup "Paşa bildiğinden kalmasın" dedikleri haberi geldikde ertesi nefîr-i rıhletler çalınup Şâmlı Osmân Ağa üç bin çatal fitilli yiğit ile Üsküdar cenginde Gürcî Nebî baş bölükbaşısı Çomar Bölükbaşıyla yeni gelmiş yedi bayrak pür-silâh sarıca yiğitleri Konakçı Şâmlı Osmân Ağa ile talî‘a-i asker olup bir gün mukaddem ileri gitdiler. Ertesi gün Paşa Şâm-ı cennet-meşâm'dan kalkup cânib-i cenûba sengistân dar boğaz olan Mize Boğazı'n geçüp nâhiye-i Banyas'da Cebelü's-Selh dibinde meks olunup cümle dağlara ve kayalara ve boğazlara pusular ve karavullar ve kemîngâh yerlere asker pusulayup ol gice anda yatıldı. Zîrâ bu Şâm etrâfı Dürüzistân ve yigirmi yedi bî-mezheb kavmi fırak-ı dâlden âsî kavimler olmağıla Şâm serhad olup yolları dahi emîn değildir. Ol ecilden bu mahalde Paşa ordu-yı İslâm'ın etrâfına karavullar ta‘yîn edüp Şâm askeri babakdır deyü paşa askerinden ba‘îd meks etmek fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34a ·
metinde göster ·
… lan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ verirdi. Ol
ecilden bu
sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cînân …
Kadîm-i evvelde İdrivne kral-ı dâllinin şikârgâhı bir hıyâbân-ı kûyâğistân bir koru-yı kân-ı gülistân idi. Ba‘de'l-feth Şehîd Murâd Hân halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdet içün bir savma‘a ve câ-be-câ ba‘zı maksûreler inşâ edüp imâr eder. Andan Ebü'l-feth pederi Koca Murâd Hân-ı Sânî bu bâğ-ı İrem içre nehr-i Tunca kenarınca niçe tâk-i Havernâklar ve niçe tâk-i nüh-tâk-i tumturaklı kulleli kasr-ı âlîler ihdâs eder. Her mülûk birer âsâr edüp gûyâ bâğ-ı İrem mânend-i Peçevî-yi dilcû-yı Sirem olup tâ Sultân Süleymân Hân asrına gelince devlet-i Âl-i Osmân şân u şöhret [ü] şevket bulup yevmen fe-yevmen terakkîde olmağıla Süleymân Hân diyâr-ı Alaman gazâlarına rağbet etmeğile bu Edirne'yi âşiyân edinüp bu mekân-ı mübârekden her tarafda olan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ verirdi. Ol ecilden bu sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cînân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160b ·
metinde göster ·
… î'den Şeyh Dühük hazretleri binâ etmişdir kim anlar kutbiyyete kadem basdıkları
ecilden bu
câmi‘-i pür-envârda bir rûhâniyyet vardır kim cümle züvvârın vücûduna lerzân vâ …
Ve câmi‘-i Dühük, bu câmi‘i İmâdiyye'de Dühük kal‘asın binâ eden Âl-i Abbâsî'den Şeyh Dühük hazretleri binâ etmişdir kim anlar kutbiyyete kadem basdıkları ecilden bu câmi‘-i pür-envârda bir rûhâniyyet vardır kim cümle züvvârın vücûduna lerzân vâki‘ olup icâbet-i du‘â mercû olunur bir ma‘bedgâh-ı Sünniyândır. Ammâ Şî‘îler de bu câmi‘e mu‘tekıdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314b ·
metinde göster ·
şehir günden güne sevâd-ı mu‘azzam olmadadır. Hattâ seyyâhân-ı berr [ü] bihâr i …
Ol ecilden bu şehir günden güne sevâd-ı mu‘azzam olmadadır. Hattâ seyyâhân-ı berr [ü] bihâr içre bu rûy-ı arzda ekâlîm-i seb‘a add olunduğu gibi bu şehr-i Tokat bilâd-ı seb‘adandır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 25a ·
metinde göster ·
… e askeri kal‘adan taşra çıkmışlar ve taburlarında savaşa hâzır-bâş olmuşlar. Ol
ecilden bu
şehirden aslâ bir sûzen şikâr alamadık.
Ammâ bu şehr-i Prandaporosk bir karlı yayla-yı azîm balkan dibinde vâkı‘ olmağile birkaç gün evvel küffârları cümle sarp dağlara girmişler ve askeri kal‘adan taşra çıkmışlar ve taburlarında savaşa hâzır-bâş olmuşlar. Ol ecilden bu şehirden aslâ bir sûzen şikâr alamadık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b ·
metinde göster ·
… Dâdyân olup tüvânâ ve bahâdır âdemler olmak ile Timur Hân'a itâ‘at etmedikleri
ecilden bu
şehr-i Irâk-ı Dâdyân'ı muhâsara edüp yedi gün yedi gecede bu şehrin yedi aded k …
Hulâsa-i kelâm niçe mülûkdan mülûka bu şehr-i azîm kalup âhır-ı kâr Dağıstân pâdişâhlarının tahtgâhı olup eyle amâristân olmuş kim hâlâ iki merhale yerlerde âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ammâ Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûç edüp vilâyet-i Kırım'da Tohtamış Hân üzre gelirken bu Irâk-ı Dâdyân halkı Gürciyyü'l-asıl kavm-i Dâdyân olup tüvânâ ve bahâdır âdemler olmak ile Timur Hân'a itâ‘at etmedikleri ecilden bu şehr-i Irâk-ı Dâdyân'ı muhâsara edüp yedi gün yedi gecede bu şehrin yedi aded kal‘asıyla şehri harâb u yebâb edüp pâdişâhları olan Bahsan Sultân'ı katl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 160b ·
metinde göster ·
Mâ-tekaddem küffâr asrında bu küçük kapu dibindeki kullede bir gemi limanı kapusu var. Cümle kayıklar andan içeri kal‘anın içine girirler imiş. Hâlâ ol liman kapusu dîvâr ile örtülüdür kim bu liman kapusu kemeri üzre olan kullenin nehr-i Ten'e nâzır cânibinde on arşın yüksekde bir kanatlı arslan tasvîri var. Çâr köşe beyâz mermer üzre tasvîr olunmuşdur. Üstâd-ı nakkâş Freng-i Mânî mermer-bür bu arslana bir emek sarf etmiş kim gören anı zî-rûh zann eder. Ol ecilden bu kulleye arslan kullesi derler. Ammâ kavm-i Freng böyle kanatlı arslan tasvîrlerine San Marko ve Santa Marko derler. Hattâ Bundukânî dedikleri Venedik küffârının sancağ u bayraklarında taşıdıkları kanatlı esed sûretidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184a ·
metinde göster ·
… ldeli nâm dîvâne akar suyun tarafı bir şâhin ve zağanos âşiyânlı kayalardır. Ol
ecilden bu
kal‘anın aslâ handakı yokdur. Ve cenûb tarafına Kızıldeli {nehri} akup duran âb …
Ve cümle iki kat dîvârında birer aded metîn kullelerdir. Lâkin handakı yokdur ve olacak handak yeri de yokdur ve handak lâzım da değildir, zîrâ bu kal‘anın ba‘zı yerleri evc-i âsımâna kad keşân olmuş iki minâre kaddi uçurum ve yalçın kayalardır. Bâ-husûs garb tarafı ki nehr-i Kızıldeli nâm dîvâne akar suyun tarafı bir şâhin ve zağanos âşiyânlı kayalardır. Ol ecilden bu kal‘anın aslâ handakı yokdur. Ve cenûb tarafına Kızıldeli {nehri} akup duran âbdır. Ol cânibinde dahi handakları olmayup gâyet metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205a ·
metinde göster ·
… şehirde her ne murâd edinsen bulunur, illâ su bulunmaz. Miskâl ile su bulunduğu
ecilden bu
şehirde aslâ çeşme ve sebîlhâne ve hammâm yokdur.
Sudan gayri bu şehirde her ne murâd edinsen bulunur, illâ su bulunmaz. Miskâl ile su bulunduğu ecilden bu şehirde aslâ çeşme ve sebîlhâne ve hammâm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277b ·
metinde göster ·
… havâle kayaları vardır kim bu kayalardan kurşum kal‘a içre tavuk gezdirmez. Ol
ecilden bu
kal‘anın kara cânibi sarp ender sa‘bdır. Ve cümle beş yüz adım kara cânibi kara …
Bu kal‘anın ölümü kara tarafındaki handak aşırı olan havâle kayalardandır, zîrâ bu mahallin havâle kayalarından taş atsan kal‘a içine el taşı düşer, tâ bu mertebe havâle kayaları vardır kim bu kayalardan kurşum kal‘a içre tavuk gezdirmez. Ol ecilden bu kal‘anın kara cânibi sarp ender sa‘bdır. Ve cümle beş yüz adım kara cânibi kara taşlı karadır. Mâ‘adâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası deryâdır. Hemân bu kal‘a cezîre olmağa beş yüz adım kayalı yeri kalmışdır, eğer anı kesseler bu kal‘a be-dürüstî cezîre olurdu. Ve hâlâ bu kal‘a dâ’iren-mâdâr yalçın kaya üzre vâki‘ olmuşdur. Cenûb tarafı bir çâh-ı gayyâ-misâl seng-i hârâ olduğundan mâ‘adâ ol taraflarda aslâ kal‘a dîvârı olmayup hemân bir kal‘a-i Hudâyîdir. Ve dahi yukaru kal‘aların şimâl tarafında aşağı varoş kal‘asına ener kal‘anın büyük kapusu önünde bir lonca köşkü var, limana nâzırdır kim cümle liman ve aşağı şehir ayak altında nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 280a ·
metinde göster ·
… a merhûm oldu, deyü nakl etdiler. Ve bu ahvâl tevâtür üzre meşhûr-ı âfâkdır. Ol
ecilden bu
dıraht-ı garîbe bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
El-hâsıl sun‘-ı Hudâ bir turfe ağacdır. Ve sene (---) târîhinde rûzgâr-ı zorkârın zorundan bir dalı kırılup Hasan Beşe nâmında bir âdem bulup mezkûr nihâli alup hânesine götürünce hâtûnu bu nihâli âteşe urup râyihasından ol avret ve üç câriye ve üç ma‘sûmları ve civârında olan âdemlerden dırahtın râyihasın şem edenlerden ol mahalde on yedi âdem Q 23b bir demden cân verirler. "Bu ahvâl karîbü'l-ahd oldu" deyü niçe ihtiyâr âdemler şehâdet etdiler. Ol zamândan berü bu dırahtın sâyesine bile varmağa havf ederler. Ve mezkûr Hasan Beşe'nin bir kolu meflûc olup niçe sene felc marazıyla mu‘ammer olup yakın zamânda merhûm oldu, deyü nakl etdiler. Ve bu ahvâl tevâtür üzre meşhûr-ı âfâkdır. Ol ecilden bu dıraht-ı garîbe bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
… Ammâ bu kapu önünün handakı gâyet ensizdir ammâ gâyet amîkdir. Ve ensiz olduğu
ecilden bu
kal‘aya Süleymân Şâh toprağı bu mahalden sürmüşlerdir. Hâlâ âsâr-ı türâb zâhir …
Ve bu Karanlık kapunun iç yüzü eğri ve büğrü yol ile dörd kat kapudur. Ammâ bu kapu önünün handakı gâyet ensizdir ammâ gâyet amîkdir. Ve ensiz olduğu ecilden bu kal‘aya Süleymân Şâh toprağı bu mahalden sürmüşlerdir. Hâlâ âsâr-ı türâb zâhir ü bâhirdir. Ve bu koldan Sarı Rüstem Paşa kal‘a-kûpluk edermiş. Hâlâ kal‘anın sîne-i pürkînesinde niçe bin gülle-i hadîd âşikâredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y115b ·
metinde göster ·
… r âb-ı rahmet nâzil oldukda cümle hâr [u] hâşâki limana götürüp liman dolar. Ol
ecilden bu
şehir gâyet pâkdir ve her husûsda pâk ü pâkîzelerdir.
Ve cümle sokakları yedi yüz kırk sokakdır. Cümle şâhrâhları kuş gözü safra taşı döşelidir. Ve dâ’imâ herkes hânesi önün ve dükkânı önün şeb [u] rûz pâk edüp hâr [u] hâşâk dökmezler, gâyet ayıbdır ve hâkim tarafından ta‘zîr ederler, zîrâ mezbele dökseler âb-ı rahmet nâzil oldukda cümle hâr [u] hâşâki limana götürüp liman dolar. Ol ecilden bu şehir gâyet pâkdir ve her husûsda pâk ü pâkîzelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y120b ·
metinde göster ·
… muhâsarada bunlar dest-i Rûm'dan ve Ermeni ve Çingân'dan şehîd olmuşlardır. Ol
ecilden bu
şehirde Urum ve Kıbtî ve Yarmeni mu‘ammer olmaz ve gelmezler, ammâ Yahûdî çokdu …
Hazret-i Ömer hilâfetindeki muhâsarada bunlar dest-i Rûm'dan ve Ermeni ve Çingân'dan şehîd olmuşlardır. Ol ecilden bu şehirde Urum ve Kıbtî ve Yarmeni mu‘ammer olmaz ve gelmezler, ammâ Yahûdî çokdur. Cümlesi muhattem ve siyâh poşu işlerler. Bu Sahâbe-i kirâmları ziyâret edüp kıble cânibine müteveccih olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y195a ·
metinde göster ·
… ve Kara Görgüz fethine giderken bu belîdeye uğrayup cümlesin katl-i âm eder. Ol
ecilden bu
deyrde ruhbân yokdur, hemân hâli üzre durur.
Karye-i azîm-i Sabastiyye: Bir bayır üzre ma‘mûr belîde imiş. Hâlâ içinde müslim ve nasârâ vardır. Bu bayır üzre bir deyr-i âlî var kim binâsın gören mebhût olur. Bir musanna‘ manastırdır, bir vâcibü's-seyr deyrdir. Bu manastırda ve bu şehirde sâkin olan kavmi, Me’mûn Halîfe Mısır'dan Tartûs ve Kara Görgüz fethine giderken bu belîdeye uğrayup cümlesin katl-i âm eder. Ol ecilden bu deyrde ruhbân yokdur, hemân hâli üzre durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y204b ·
metinde göster ·
… in kesâfetin def‘ etmeğiçün Sultân Kayıtbay bu mahalde altı ay sâkin olurdu. Ol
ecilden bu
yaylağı imâret edüp hâlâ Kayıtbay yaylası derler bir havâdâr, dilküşâ ve ferah- …
Bu hamâsîn günlerinin kesâfetin def‘ etmeğiçün Sultân Kayıtbay bu mahalde altı ay sâkin olurdu. Ol ecilden bu yaylağı imâret edüp hâlâ Kayıtbay yaylası derler bir havâdâr, dilküşâ ve ferah-fezâ ve cân-safâ yerdir. Bulak ile Mısır ile bu Kayıtbay yaylası şekl-i müsellesdir, mâbeyne-hümâları birer sâ‘atlik Y 136a yo[l]dur. Serâpâ bâğ u bâğçe-i amâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y135b–Y136a ·
metinde göster ·
… ir ile ve yetmiş fîl yükü hayme ve hargâh ile sefere gidüp zahîreleri kalmaduğı
ecilden bu
Hafîr-i kebîr kadısına ve kâyimmakâmına hatt-ı yâ(?) sinbedeli kâğızlar ya‘nî s …
Der-akab kâyimmakâm Dâyimüddîn ile mahkemeye varup neccâbların mektûbları tilâvet olunup meğer hâkimü'l-vakt Kör Hüseyin Beğ Fûncistân melikinin fermâniyle Fûncistân diyârının âsî melikleri üzre yüz bin asker-i zâğî ile ve elli mancınık ile ve kırk deve zahâyir ile ve yetmiş fîl yükü hayme ve hargâh ile sefere gidüp zahîreleri kalmaduğı ecilden bu Hafîr-i kebîr kadısına ve kâyimmakâmına hatt-ı yâ(?) sinbedeli kâğızlar ya‘nî sinbede mühürlü emirler gelüp a‘yân-ı vilâyetden zahîre istemiş. Derhâl cincâleler ya‘nî dellâllar nidâ edüp iki günde üç bin deve yükü zahîre cem‘ edüp üç bin asker ile Hafîr kal‘asından hakîr dahi bile çıkup Nîl kenârınca inbât rüzgârı üzre ol gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y397a ·
metinde göster ·
… en Arz-ı Mukaddese suyu var mı deyü Yemen ve Cidde gemilerinden su isterler. Ol
ecilden bu
tarafdaki suların (---)(---) bu kuyuların dâ’imâ hıfz ederler. Ba‘zı hânelerde …
Ve bu cezîrenin keşişleme cânibi karadır, beri tarafdan ezân sadâsı istimâ‘ olunur, ol tarafda leb-i deryâda üç aded kulle-i kadîmler vardır, birbirlerine karîbdir, tüfeng menzilidir. Sevâkin cezîresinde su olmayup bu tarafda olan suları hıfz içün bu üç kıt‘a kulleleri binâ etmişlerdir. Ve gelen kârbân ve âyende vü revendegân bu Sevâkin'e ubûr edince mutahassın olmağiçün bir cây-ı menâs kullelerdir. Bu kulleler olmasa Zengî kavmleri Sevâkinliye bir katra su vermezlerdi ve Sevâkinli susuzlukdan helâk olurlardı olmuşlardır olur. İlâ-yevminâ hâzâ gelen gemilerden Arz-ı Mukaddese suyu var mı deyü Yemen ve Cidde gemilerinden su isterler. Ol ecilden bu tarafdaki suların (---)(---) bu kuyuların dâ’imâ hıfz ederler. Ba‘zı hânelerde su sarnıcları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436a ·
metinde göster ·
… rınca çöl çölistân olmağile kum deryâsı gelüp yıldan yıla şehri gark ediyor. Ol
ecilden bu
şehr içre niçe bin sarây-ı âlî ve niçe yüz hân u hammâm ve dekâkînler ve imâret …
Ve bu şehrin garb tarafın kum gark ediyor. Zîrâ tâ Fes diyârına ve Merânkûş vilâyetine ve Tarabulus'a varınca çöl çölistân olmağile kum deryâsı gelüp yıldan yıla şehri gark ediyor. Ol ecilden bu şehr içre niçe bin sarây-ı âlî ve niçe yüz hân u hammâm ve dekâkînler ve imâretler henüz harâb olmadadır. Ve hukemâ-yı kudemâdan Batlîmûs-ı Yûnân'ın sarây zemîninde eflâke ser çekmiş bir sommâkî amûd-ı müntehâ var kim tâ zirve-i a‘lâsına cihân-nümâ bir kasr-ı âlîsi var imiş, Batlîmûs dâ’imâ bu kasrda ibâdet edermiş, hâlâ bir temâşâgâh-ı ünâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·