Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… dim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul
edüp aşamışsın
. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… îhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara
edüp aşağı
varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyı …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
müşebbek bostânlara rîzân olur. Ve niçe fıskiyyelerden birer âb pertâb eder. Am …
Bunda olan havz u fevvâreler ve selsebîller Rûm'da yokdur. Ve her havzın cânib-i etrâfında zî-kıymet hurde taşlardan eyle ruhâm-ı gûnâ-gûn döşenmişdir kim gûyâ Hind sadefkârîsi ve pûşiş-kârîsidir ve havzlara gûnâ-gûn div-çehre ve şîr-peykerden ve ejder kellelerinden âb-ı hayâtlar âdem gerdeni kalınlıkda cereyân edüp aşağıda müşebbek bostânlara rîzân olur. Ve niçe fıskiyyelerden birer âb pertâb eder. Ammâ niçe fevvârelerin deliği bir iken ol delikden kırk elli aded 229b âb-ı zülâl geysû-yı dilberân gibi târumâr olur. Garâbet anda kim fevvârenin deliği birdir ve niçe maksûr-ı şirinlerin kıbâbları içre maslûb cam ve tıhtab kâseler vardır şadırvânlar ol cam taslara isâbet edüp bir sadâ-yı hazîn istimâ‘ olunup niçe tas-ı kebîrlerden yine şadırvânların suyu ser-nigûn bârân-ı rahmet gibi nüzûl eder ve niçe fevvâreler üzre maslûb çarhlar vardır. Âb-ı fevvâreler ol çarhlara isâbet etdikde ber-hevâ ol çarhlar deverân ederler ve niçe fevvâreler üzre karpuz kadar ecvef toplar ber-hevâ deverân edüp zîr u bâlâsı seyrân etmededir. Ve'l-hâsıl her diyârın üstâdları birer gûne musanna‘ât-ı ibret-nümâ şeyler etmişlerdir kim diller ile ta‘bîr olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a–229b ·
metinde göster ·
… ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel
edüp aşağı
mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünû …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
… u mahalle karîb bir ayn-ı germâ vardır kim kayadan şadırvân gibi kendüyi pertâb
edüp aşağıdaki
aşren-fe-aşr havz-ı kebîre rîzân olur. Gâyet berrâk bir âb-ı murevvakdır ammâ o …
Ve Ayn-ı hânân: Yine bu mahalle karîb bir ayn-ı germâ vardır kim kayadan şadırvân gibi kendüyi pertâb edüp aşağıdaki aşren-fe-aşr havz-ı kebîre rîzân olur. Gâyet berrâk bir âb-ı murevvakdır ammâ ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Zîrâ üzerinde kıbâbları yokdur. Buna karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
… üzre havf ide ide kâmil bir sâ‘atde urûc edüp yedi kulle ve yedi kat kapu güzer
edüp aşağı
Azebcân kapusuna varılır kim en ednâ pest kal‘a dîvârıdır.
Cânib-i şarkîsinde asla top-ı dırâz güllesi irmez Akkirpi kayaları vardır, ammâ alçak dağlardır. Bu kayanın kıçı çökmüş deve gibi oldukda Van deryâsı tarafına, cânib-i garba nâzırdır. Meselâ bu deve kıçına müşâbih olan yerden üç bin altmış adım kayalar üzre havf ide ide kâmil bir sâ‘atde urûc edüp yedi kulle ve yedi kat kapu güzer edüp aşağı Azebcân kapusuna varılır kim en ednâ pest kal‘a dîvârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251a ·
metinde göster ·
… Fâtiha ile merhûm Süleymân Hân'ın ve anda medfûn olan şühedâların rûhların şâd
edüp aşağıda
zeyn olan ordu-yı camapuru seyr edüp âlem-i hayretde kaldım, ammâ derûn-ı dilde …
Hattâ hakîr "Bu püşte bir kân-ı şühedâ ve bir makâm-ı âlîşândır" deyü hakîr piyâde reviş bu hünka üzre çıkup bir Fâtiha ile merhûm Süleymân Hân'ın ve anda medfûn olan şühedâların rûhların şâd edüp aşağıda zeyn olan ordu-yı camapuru seyr edüp âlem-i hayretde kaldım, ammâ derûn-ı dilden du‘â edüp dedim ki,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101b ·
metinde göster ·
… oğazından atlar gibi fevvârevâr} bir minâre kaddi bir nehr-i azîm havâya pertâb
edüp aşağı
sahrâya cereyân edince ol gece sabâha dak handakda bir katre su kalmayup âdem k …
"Aşağı ovadaki Türk çadırları kalksınlar, zîrâ bu deryâ boşanınca aşağı ova deryâ olup Türk çadırları ve atları ve âdemleri gark olur" deyü kapuyu ol ân sahrâdaki çadırları bir gayrı yere nakl etdiklerinde mezkûr avrat handa[k] kenârından bir delik deldürüp on kulaç yerde bir azîm demir kapu zâhir olup kıflların kırup halkalarına top palamarları bağlayup bu kadar guzât-ı müslimîn ise "Tıramola" deyü halatları çekince el-azametullâh ol su kırılup {bir gürüldü ve sâ‘ika peydâ olup gûyâ Nil-i mübârek Şelâl boğazından atlar gibi fevvârevâr} bir minâre kaddi bir nehr-i azîm havâya pertâb edüp aşağı sahrâya cereyân edince ol gece sabâha dak handakda bir katre su kalmayup âdem kaddi kadar balıklar çamur içre kaldılar kim hisâbın Allâh bilir, ammâ aşağı sahrâda çok at ve âdemler gark-ı âb oldular, ammâ guzât-ı müslimîn de balık yemeden müstağnî oldular. Ol ân mezbûr avrata oğlun verüp oğluyla Yanova'ya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… rdur ve nehr-i Virbaz Biyelemik ve Uluk dağlarından berü gelüp bu mahalden ubûr
edüp aşağı
Yayiçse kal‘ası altında nehr-i azîm Pileve'ye karışır. Nehr-i Pileve dahi Gölhi …
Bosna sancağı kasabâtlarında bundan büyük kasaba yokdur. Bosna paşasının hâssıdır kim subaşısı hâkimdir ve Bosna mollasının niyâbetidir. Nehr-i Virbaz kenârında cenûbdan şimâle tûlânî vâki‘ olmuş bir şehr-i ma‘mûrdur ve nehr-i Virbaz Biyelemik ve Uluk dağlarından berü gelüp bu mahalden ubûr edüp aşağı Yayiçse kal‘ası altında nehr-i azîm Pileve'ye karışır. Nehr-i Pileve dahi Gölhisâr ve Varçal Vakfı kasabası dağlarından gelüp Yayiçse kal‘asının eşiği dibinde nehr-i Pileve beş minâre boyu kayadan uçup aşağı nehr-i Virbaz'a karışdığı mahalli görmeyen bu kevn-i kec-rûda bir şey görmüş değildir. Ba‘dehû iki nehr-i azîm bir olup aşağıda şehr-i Banyaluka içinden geçüp andan aşağı (---) mahalde nehr-i Sava'ya mahlût olurlar, ammâ nehr-i Virbaz bu Üskopya önünde gâyet lezîz âb-ı nâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133a ·
metinde göster ·
düzlük ve topraklı olan yerlerdeki bâğ u bâğçelere mezkûr sular taksîm olup cüm …
Andan aşağı sular cereyân edüp aşağı düzlük ve topraklı olan yerlerdeki bâğ u bâğçelere mezkûr sular taksîm olup cümle cinîn ü gaytânları ve müşebbek bostân-ı gûnâ-gûnları reyy eder. Ve bu uyûn-ı pâkın tulû‘ etdiği mağârâ önünde aşren-fe-aşr bir havz-ı azîmi var. Ol dahi bir mecma‘ü'l-irfân-ı ârifân-ı uşşâkânların yeridir kim bu şehrin cemî‘i mahbûbları bu havz-ı pâka uşşâklarıyla girüp gümüş balığı ve deryâ mâliki gibi bu âb-ı nâbda şinâverlik edüp uşşâklarıyla bilâ-vâsıta kuç-kucağ olup birbirlerin der-âgûş ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 135a ·
metinde göster ·
… on iki aded ejder ağızları tasvîrlerinden âb-ı hayât sular pertâb edüp cereyân
edüp aşağı
mermer havz-ı kebîre dökülür. Ve bu kadeh-i musanna‘ı üstâd-ı kâmil üç aded tuç …
Ve bu havzın tâ ortasında sapsarı altuna benzer sarı pirinçden bir şazrevân kadehi var. İçine on beş âdem murabba‘ otursa sığar. Tâ bu mertebe vâsi‘ dökme pirinç kadehdir. Ve bu kadehin cânib [ü] etrâfında on iki aded ejder ağızları tasvîrlerinden âb-ı hayât sular pertâb edüp cereyân edüp aşağı mermer havz-ı kebîre dökülür. Ve bu kadeh-i musanna‘ı üstâd-ı kâmil üç aded tuçdan öküz kellesi ve üç aded tuçdan kaplıbağa gövdesi {sûretleri} üzre bu şazrevân kadehin bir san‘at ile oturdmuş kim 68b gören âdemin aklı gidüp âlem-i hayretde kalır. Hakkâ ki makdûr-ı beşer değil bir sâhib-i hüner kârıdır kim bu havuz cemî‘i seyyâhân-ı Rûm mâbeyninde meşhûr-ı âlemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a–68b ·
metinde göster ·
… idi, ammâ bizi iç kal‘aya komayup aşağı kal‘a kurbunda kapudanı hakîre ziyâfet
edüp aşağı
kal‘ayı temâşâ eder şeklinde olduk, hayli büyük varoşdur. Birkaç kenîseleri ve …
Aslâ havâlesi yokdur ve içinde bir mu‘azzam kilisesi var, eflâke ser çekmiş bir çanlığı var, gâyet musanna‘ nümâyân idi, ammâ bizi iç kal‘aya komayup aşağı kal‘a kurbunda kapudanı hakîre ziyâfet edüp aşağı kal‘ayı temâşâ eder şeklinde olduk, hayli büyük varoşdur. Birkaç kenîseleri ve çârsû-yı bâzârları ve iki bin mikdârı tahta örtülü evleri ve üç aded varoş kapuları ve etrâfı şarampav handaklı metîn varoşdur, ammâ Bakvan dağlarına doğru bâğları bî-hadd [ü] bî-pâyândır. Lâkin katanası gâyet eşkıyâ dilâver küffârlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 43b ·
metinde göster ·
… önünde neferâtlarıyla oturup nevbet bekler, ammâ ba‘zı zamân kal‘a kapusun berk
edüp aşağı
iskeleye gider.
Ve kal‘a içinde elli aded kiremitli neferâtların evleri vardır. Biri biri üzre kayalara yapışmış evlerin pencereleri cânib-i şimâle ve garbda limana nâzır pencereli hâne-i müfîd [ü] muhtasarlardır. Ammâ ol tarafda bir azîm kullesi liman ağzına nâzır olup anda şâhâne topları vardır kim cümle yigirmi pâre toplardır. Bu zikr olunan âsârlardan gayri derûn-ı kal‘ada aslâ çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâmdan bir nişân yokdur. Hemân kal‘a dizdârı kapu önünde neferâtlarıyla oturup nevbet bekler, ammâ ba‘zı zamân kal‘a kapusun berk edüp aşağı iskeleye gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121b ·
metinde göster ·
… bu şehr-i azîmin cânib-i selâsına bir sûr-ı cedîd ve bir kal‘a-misâl cedîd binâ
edüp aşağı
şehr-i kadîm tâze cân bulup ilâ hâze'l-ân günden güne âbâdân olmadadır.
"Kendü mâlımız ile şehrimizin etrâfına sûr çeküp devlet-i şehriyarîde ehl-i ıyâlimiz ve evlâd [u] ensâbımız ile celâlî zalemesinden emîn olmamız ricâ edüp vâlî-i Anatolu'yu mübâşir taleb ederiz" deyü arzları pâdişâh-ı Cem-cenâbın manzûr-ı sa‘âdetleri olup ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn ile serbevvâbândan Selîm Ağa nâm bir selîmü'l-kalb ağa-yı zîşân gelüp Güzelhisârlı Yûsuf Paşa'ya evâmir-i sultânî Y 74b ve hatt-ı şerîf-i şehinşâhî gelince Yûsuf Paşa rızâ’en-lillâh kendi mâlından bin kîse ve a‘yân-ı vilâyetden üç bin kîse cem‘ edüp Aydın sancağının cümle kazâları re‘âyâ vü berâyâları imdâdı ile taş ve kireç ve kereste ve bennâ ve mismâr ve ahşâbât keşânlık ederek deryâ-misâl asker-i bî-pâyân cem‘ olup sene (---) târîhinde Sultân (---)(---) asrında bu şehr-i azîmin cânib-i selâsına bir sûr-ı cedîd ve bir kal‘a-misâl cedîd binâ edüp aşağı şehr-i kadîm tâze cân bulup ilâ hâze'l-ân günden güne âbâdân olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y74a–Y74b ·
metinde göster ·
… er ve yârân-ı bâ-safâlar ile safâ çerâgâhında gâh gâh zevk [u] safâ ve işretler
edüp aşağı
şehre nüzûl ederken yol üzerinde,
Ve bu gülşen-âbâd makâm-ı ferah-âbâdda kâmil bir hafta Sire şehrinin a‘yân [u] eşrâfıyla ve şu‘arâ ve erbâb-ı ma‘ârifleriyle mu‘ârefeler edüp cân-ı cihân sohbetler ve yârân-ı bâ-safâlar ile safâ çerâgâhında gâh gâh zevk [u] safâ ve işretler edüp aşağı şehre nüzûl ederken yol üzerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y79b ·
metinde göster ·
havuz içre dolar. Bu havuz dahi yed-i kudret ile halk olunmuş bir havz-ı azîmdi …
Ve şehrin fevkinde Su Uçurumu nâm mahal dahi vâcibü's-seyr bir mesîregâh-ı ibret-nümâdır kim arâzî-i ma‘mûrede eyle bir temâşâgâh yokdur. Bir minâre-i bâlâ kaddi kûh-ı Bîsütûn-vâr yalçın kayalardan nehr-i azîm pertâb edüp aşağıda havuz içre dolar. Bu havuz dahi yed-i kudret ile halk olunmuş bir havz-ı azîmdir etrâfında uşşâkân şâd [u] handân olup köşe köşe sohbet ederler. Ammâ nehr-i hayâtın sâ‘ikasından safâ etmeyenler niçe köşede sâyedâr selsebîller vardır, anda zevk ederler. Ve bu havz-ı kebîrin cânib-i erba‘asındaki kayalarda gûnâ-gûn sernigûn dırahtlar hâsıl olup Tûbâ nahli gibi şâhaları zemîne sâye salmışdır. Aslâ zemîne güneş te’sîr etmez azîm koyahdır. Cümle erbâb-ı safâ anda zevk ü safâlar ederler, gûyâ Safâ ve Merve vâdîleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y83b ·
metinde göster ·
… kül ve necâset atarlardı. Âhir-i kâr Selîm Hân Mısır havâtînlerine ulûfe ta‘yîn
edüp aşağı
şehir feth oldu. Hâlâ Mısır'da cevârî ulûfesi Selîm Hân'dan kaldı.
Bu hâl üzre Tumanbay ve Kertbay ve (---) Bay yetmiş seksen kerre aşağı şehre imdâd edüp savaş olurdu. Ve her hânedânların demir kapuların sedd edüp dam [u] bâmları üzre ve şâhnişînleri ve revzenlerinden tâ’ife-i nisvânlar guzât-ı müslimîn üzre taş ve top ve ıssı su ve kül ve necâset atarlardı. Âhir-i kâr Selîm Hân Mısır havâtînlerine ulûfe ta‘yîn edüp aşağı şehir feth oldu. Hâlâ Mısır'da cevârî ulûfesi Selîm Hân'dan kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y52b ·
metinde göster ·
… etdiler ve paşanın aşağı enmesin taleb etdiler. Bilâhire paşayı bilâ-sebeb azl
edüp aşağı
endirdiler. Paşa tevâbi‘i levâhıkı ile Salîbe çârşûsu içinden ubûr edüp Şeyh Ab …
Hikmet-i Hudâ üçüncü gün Rûmeli meydânında cümle asker pür-silâh olup bir gulû-yı âm oldu kim âdem deryâ gibi temevvüc edüp Azebler kapusu önünde Abdülfettâh nâm anbâr-ı Yûsuf kâtibin atından yıkup pâre Y 110b pâre etdiler ve paşanın aşağı enmesin taleb etdiler. Bilâhire paşayı bilâ-sebeb azl edüp aşağı endirdiler. Paşa tevâbi‘i levâhıkı ile Salîbe çârşûsu içinden ubûr edüp Şeyh Abbârî'nin huddâmları paşaya selâma durup paşa şeyhin hâl hâtırın su’âl edüp alay ile Hacı Paşa sarâyında meks edüp anda mihmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y110a–Y110b ·
metinde göster ·
… d Paşa'yı vâlî-i vilâyet gönderildikde ana dahi elli yedi günde mağzûben ma‘zûl
edüp aşağı
endirüp bu fezâhati ve bu bednâmlığı etdiler. Ammâ bu sırdan bir ferdin haberi …
Ve yine bu kavmi ıslâh içün Defterdâr Ahmed Paşa'yı vâlî-i vilâyet gönderildikde ana dahi elli yedi günde mağzûben ma‘zûl edüp aşağı endirüp bu fezâhati ve bu bednâmlığı etdiler. Ammâ bu sırdan bir ferdin haberi yok idi. Hemân min-indillâh ale'l-gafle zâhir oldu. Alimellâh şehidellâh ve kefâ billâh şehîden, Muhammed resûlullâh nakl-i mistâr üzre böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·