… İsrâ’îl'i katl edüp Hazret-i Ermiyâ'yı ve Hazret-i Dânyâl'ı Sıfet şehrinde esîr
edüp bilâ-hisâb
mâl-ı hazâyin cem‘ edüp Yanko ibn Mâdyân'a isyân etmek kasdında olduğun Yanko i …
Hikmet-i Hudâ bir gün bu Yanko ibn Mâdyân ayş [u] nûş edüp mest [u] medhûş câme-i hâb-ı nâzda hâb-âlûd 9a olup yatırken ale's-sabâh serîri ile kendüyi Sarâyburnu nâm mahalde bulup niçe eyyâm anda sâkin olup cemî‘i vüzerâ ve vükelâları ve cümle ser-i kârda olan huddâmları başına cem‘ olup İslâmbol'un Sarâyburnu nâm mahallin âb [u] hevâsından hazz edüp bir kal‘a bünyâd etmeğe ihtimâm etdi. Zîrâ bu Yanko ibn Mâdyân, cihângîr-i kübrâ azîmü'ş-şân bir pâdişâh idi. Cümle Yûnâniyân buna Süleymân-ı Sânî derler. Bunun zamân-ı hilâfetinde Kürdistân'dan Buhtunnasr dîn-i Yahyâ üzre sâhib-hurûc olup hûn-ı Yahyâ Nebî'yi taleb içün Arz-ı Mukaddes'i ve Haleb [ve] Şâm'ı ve Taberistân ve arz-ı Filistîn ve arz-ı Askalân'ı ve arz-ı Hâsân'ı ve bilâd-ı Mısr'da yetmiş pâre şehir harâb [u] yebâb edüp yedi kerre yüz bin Benî İsrâ’îl'i katl edüp Hazret-i Ermiyâ'yı ve Hazret-i Dânyâl'ı Sıfet şehrinde esîr edüp bilâ-hisâb mâl-ı hazâyin cem‘ edüp Yanko ibn Mâdyân'a isyân etmek kasdında olduğun Yanko istimâ‘ edüp karındaşı Yanıvan'ı Buhtunnasr üzre deryâ-misâl asker ile gönderüp kendünün baş vezîri olan Kanator vezîri iki kerre yüz bin asker ile talî‘a-i cüyûş edüp azm-i Buhtunnasr deyüp Karaman sahrâsında iki asker-i bî-pâyân birbirleriyle dokuşup hikmet-i İlâh Buhtunnasr bî-nasr olup bedbaht-ı bî-nusret münhedim olup bu kadar mâl [u] menâl-i firâvânı Yanko'ya gelüp ol mâl-ı ganâyim ile Yanko ibn Mâdyân, Hazret-i Süleymân'ın binâsı ve makâmıdır deyü İslâmbol'un sûruna mübâşeret edüp karındaşı Yanıvan Tuna nehrin İslâmbol içinden cereyân etmeğe ta‘ahhüd edüp Yanko vezîri Kanator'a Yedikulle'yi binâ etmeğe mübâşeret etdi. Silivrice Vezîri Silivri kal‘asın, Burgazice Vezîr Burgaz kal‘asın, Bugados Vezîr Bugados kal‘asın, Ereğliye Vezîr Ereğli kal‘asın, iki karındaş iki vezîr idi, Çekmece kal‘aların ve Terkoziçe Vezîr Karadeniz Boğazı kurbünde Terkoz kal‘asın ve Karadeniz nihâyet bulduğu mahalde Yoroz nâm bıtrîk-ı kıssîs Yoroz kal‘ası ki hâlâ Kavak nâm kasabanın ensesinde Yoroz nâmıyla meşhûr kal‘a-i ma‘mûredir, anı binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b–9a ·
metinde göster ·
… n ve aşkıyâya amân vermeyüp katl edüp asker-i Abdülmü’min gibi geldiğin istimâ‘
edüp bildim
ki bu merd-i kâmildir, günden güne mehâbet [ü] salâbeti yâd olundukda derûnuma …
Ammâ bu Husrev Paşa lalan Âsitâne-i sa‘âdet'den fermân-ı pâdişâhîyle Tokat'dan kalkup üzerime geldikde çaşıtlarım rûz-merre gelüp cümle menâzillerde adl [ü] adâletin ve zabt [u] rabtın ve aşkıyâya amân vermeyüp katl edüp asker-i Abdülmü’min gibi geldiğin istimâ‘ edüp bildim ki bu merd-i kâmildir, günden güne mehâbet [ü] salâbeti yâd olundukda derûnuma bir bîm [u] ru‘b hâsıl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a ·
metinde göster ·
… ib-vakâr gelmemişdir. Ve böyle hûn-rîz iken yine sagîr ü kebîr ile hüsn-i ülfet
edüp bilâ-vâsıta
kelimât ederdi.
El-hâsıl devlet-i Âl-i Osmân'da ve gayrı selâtîn-i islâmiyyeden bu kadar zorâver ve dilâver ü bahâdır ve zâbit ü râbit ve hûnhâr-ı adû-şikâr pâdişâh-ı sâhib-vakâr gelmemişdir. Ve böyle hûn-rîz iken yine sagîr ü kebîr ile hüsn-i ülfet edüp bilâ-vâsıta kelimât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
Diğer alâmet-i Murâd Hân: Bir kerre yine şecâ‘ati tamarları hareket edüp bir hişt-nîze ile on aded deve derileri ile müddakıl(?) Felemenk ve Nemse çâsârından gelme kalkanları elçinin önünde zerk edüp bilâ tereddüd güzer edüp Nemse çâsârı gönderdiği kalkanları {yine Nemse'ye} hedâyâ gönderdi. Hâlâ Beçkapusu'nun kemeri altında hişti ile maslûbdur kim hakîrin manzûru olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… ç ve kül ile suyu bir yirde halt edüp cümle keçileri ol kireçli şerbet ile gasl
edüp bilâ-te’essüf
cümle tüğleri kopup çırçıplak ve uryân ü büryân u giryân ve nâlân kalup fakîr k …
Ve me’kûlât [u] meşrubât [u] sanâyi‘âtının memdûhâtın beyân eder: Evvelâ Engüri paçası, Kütâhiyye paçasına yan başı gelir ve bûy tohumiyle perveriş bulmuş Engürü pasdırması ve tiftik keçisinin eti gûyâ mümessekdir, zîrâ keçileri dağlarında pırnâr yaprağı yerler. Ve tiftik keçisi beyâz süd gibi bir gûne teys-i ebyâzdır kim bu kevn-i atlasda eyle mahlûk halk olunmamışdır. 358a Sûf ipliği bundan hâsıl olur ve gûnâ-gûn elvân pâdişâhlar giydüğü hayâl-i reng-âmiz sûflar bu keçi tüğünden hâsıl olur. Ammâ mezkûr keçinin tüğünü makas ile kırksalar ipliği haşîn olur, ammâ keçinin yünün yolsalar ol kadar mülâyim olur kim gûyâ harîr-i Eyyûb Nebî olur, ammâ fakîr keçileri yolarken feryâd [u] figânları evce peyveste olur, ammâ kibârlar anın dahi feryâd etmemesine yol bulmuşlar. İbtidâ keçileri yolacak mahalde kireç ve kül ile suyu bir yirde halt edüp cümle keçileri ol kireçli şerbet ile gasl edüp bilâ-te’essüf cümle tüğleri kopup çırçıplak ve uryân ü büryân u giryân ve nâlân kalup fakîr keçiler cümle bî-mûy kalırlar. Ve sûfu bunun ipliğinden dokuyup cümle zenânesi ve halkının kârı sûf ve muhayyercilikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 357b–358a ·
metinde göster ·
… ncak ihsân edüp ol taraflarda yetmiş altı pâre babasından kalmış kal‘aları feth
edüp bilâd-ı
İslâmiyeye zamîme olunduğu makbûl-ı şehriyârî olup mezkûr Ahmed Beğ'e Bosna eyâ …
Der-sitâyiş-i kasaba-i Hersek: Sene 861 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzi Bosna diyârında Hersek kralının tahtı olan Bolagay kal‘asın muhâsara edüp fethinde usret çekerken içerden kralın oğlu kemend ile kal‘adan taşra nüzûl edüp Ebü'l-feth huzûrunda İslâm ile müşerref olup kal‘anın fethi mümkin olan yerlerin gösterüp bi-emrillah kal‘a feth olup mâl-ı ganâyimiyle ol kal‘ayı müselmân olan Hersek Kralı zâdesi Ahmed Beğ'e ber-vech-i sancak ihsân edüp ol taraflarda yetmiş altı pâre babasından kalmış kal‘aları feth edüp bilâd-ı İslâmiyeye zamîme olunduğu makbûl-ı şehriyârî olup mezkûr Ahmed Beğ'e Bosna eyâleti ihsân olunup andan vezîr-i âlîşân olduğu mahallerde gazâ mâlından bu Hersek kasabası yeri bir mahsûldâr arz-ı hâliye olup memerr-i nâs-ı huccâc-ı zevi'l-ihtiyâc olmağıla Hersekoğlu Ahmed Paşa bu cây-ı latîfe yedi yüz hâne re‘âyâ meks etdirüp cemî‘i tekâlîfden mu‘âf [u] müsellem olmağiçün ellerine hatt-ı şerîfler verüp ahâlî-i belde ve âyende vü revendeye ibâdethâne olmak içün bir minâreli ve vâsi‘ haremli ve cânib-i erba‘ası kıbâbları sütûnlar üzre ârâste iki kubbe-i âlî ile pîrâste ve mihrâb ve minber-i münîri ber tarz-ı kadîm bir müzeyyen câmi‘-i azîm binâ eder ve bir mescid ve bir medrese ve bir mekteb ve bir tekye ve iki hân ve bir hammâm ve bir imâret-i dârü'l-it‘âm binâ edüp hâlâ cemî‘i âyende vü revende müsâfirîn ü mücâvirînleri mihmânsarâyda meks edüp mihmândârlar kârbânsarâyın her ocağına bir sini ta‘âm çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve şem‘-i revgân getirirler ve her at ve deve başına birer tobra şa‘îr getirüp mihmândârlar hizmet ederler, evkâf-ı azîmdir. Ve cümle yetmiş aded dükkândır. Ve cümle sonradan ihdâs beş aded hânlardır kim cümle binâları kiremitlidir ammâ Hersekoğlu Ahmed Paşa'nın bu kasaba içre cümle câmi‘ ve imâretleri kurşumlu binâ-yı azîmlerdir. Anınçün Hersek kasabası derler. Lâkin âb [u] hevâsı sakîldir, serçe ısıtma dutar. Cümle halkı asfaru'l-levn Etrâk âdemleridir, ammâ ankâlardır. Zîrâ gâyet kâr [u] kisb yeridir. Şehri bir kumsal düz yEre vâkı‘ olmuşdur. Andan cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 4b ·
metinde göster ·
İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım v …
nassı nâzil olmuşdur kim İskender'den mâ‘adâ bu sedd-i Ye’cûc'e Kılmak tâ’ifesi ellişer senede bir kerre cem‘-i vefîr ile karanlık deryâyı şiddet-i şitâda buz üzre ılgar ile yedi gün yedi gicede geçüp yine aydınlığa çıkup andan sedd-i Ye’cûc dâmeninde İskender'in tuçdan çâr-köşe ve çâr revzenli binâ etdüğü mutalsam kubbeye varırlar. Ol kubbe Kılmah kavminin bilâ-teşbîh ka‘beleridir. Ellişer senede bir kere Kılmah'ın anda gidüp Ye’cûc kavminin sadâların istimâ‘ etdikleri müsbitdir. Ammâ Sedd-i Ye’cûc idiğin bilmez bir alay-ı behâ’im makûlesi Kılmahlardır kim Çin u Huten ve Fağfûr u Kozak ve Riyân ü Moskov diyârının mâverâsın ihâta edüp mezkûr diyârlara istîlâ etmiş benî asfer ve gazanfer u şecî‘ u dilîr mezheb-i hulûlî kavimdir. Ammâ anlar sedd-i Ye’cûc'e Cıldırak Tav derler ya‘nî Yalabır Dağ derler. Ammâ kûh-ı Ye’cûc'e kavm-i Ye’cûc sadâsı havfından karîb varamayup ancak sedâların istimâ‘ edüp bilâ-teşbîh İskender binâsı tuçdan kubbe-i ka‘belerine vardıkları inşâallah diyâr-ı Kırım ve Deşt-i Kıbçağ ve vilâyet-i Dağıstân ve Heyhât u Kazan ve Heşdek ü Alatır seyâhatleri etdiğimiz mahalde bu Kılmak ahvâlî ale't-tafsîl tahrîr olunur. Ammâ bu Dağıstân mahallinde olan yüz kırk sekiz kûh-ı bülendin biri kûh-ı Elbruz idi kim sene (---) târîhinde Erzurûm'dan Acem diyârında Şirvân ve Şamahı ve Bâkû ve Demirkapu seyâhatlerinde tahrîr olunmuşdur. Ammâ kûh-ı Elbruz'un misâli bu mezkûr Bingöl yaylağıdır kim zirve-i a‘lâsına iki buçuk günde ve üç günde urûc olunur. Kûh-ı Elbruz'un zirvesi ebrler içre olmağıla muzlimdir ve şiddet-i rîh-i sarsardan berf ü selc ü yah-pâre olamaz ve zirve-i a‘lâsında eşcârât olmayup rîh-i akîm şecerleri bîhinden kal‘ eder. Yalçın kayaları gücile ber-karâr olur. Ammâ gûl-i beyâbânîleri gâyet çokdur. Ol ecilden ve rîh-i şedîdi şitâsından benî Âdem çıkamazlar ve çıkmış yokdur. Ancak üç günlük bâlâ-râh olan yerlerine Kaytak ve Haydak ve Kumuk ve Kımık ve Borgusând ve Çerkez ve Kabartay kavimleri çıkup ba‘zı ma‘âdin çıkarırlar. Yohsa yaylamağa çıkmazlar, zîrâ kendülerinin aslında şehirleri cümle yaylakdır. Ammâ bu Bingöl yaylası iklîm-i hâmisin vasatında asıl zemîni âlî olup kendüsü de üç günlük yol-ıbülend olduğu ecilden zirve-i a‘lâsı küşâde yetmiş aded çemenzâr sahrâ-yı azîmlerdir. Cânib-i garbda bir ucu Kiğı Dağlarıdır. Cânib-i şark tarafından Acem diyârı 88b hâkinde Revân kal‘ası dibinde cereyân eden nehr-i Zengî'nin karşu garb tarafında Osmânlı hudûdunda Ağrı dağına varır. Bir kûh-ı tavîl Bingöl yaylağıdır. Kiğı ile Revân mâbeyninde tûlu on altı konakdır ve bu yaylanın cânib-i şimâli Erzurûm sahrâsıdır kim vasatından nehr-i Furât akar ve cânib-i kıblesi sahrâ-yı Muş'dur. Vasat-ı Muş'dan nehr-i Murâd akup tulû‘u bu kûh-ı Bingöl'dendir kim Furât u Murâd Arz-ı Mukaddes'e cereyân eder. Mezkûr nehreynin ve sahrâtının mâ-beynehümâsında bu Bingöl yaylasının arzı iki menzil ve üç ve dörd menzil yerleri var. Ziyâde değildir, ammâ tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Şimâlinde eyâlet-i Erzurûm ve garbında eyâlet-i Sivas kıblesinde eyâlet-i Diyârbekir ve şarkında eyâlet-i Van ve diyâr-ı Acem olup gâyet ma‘mûr âbâdân vilâyetlerin tâ vasatında bu Bingöl yaylası vâki‘ olmağıla yedi ay benî Âdem ile ma‘mûr olup andan şiddet-i şitâ gelüp herkes sevâhile nüzûl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 88a–88b ·
metinde göster ·
… yıldırım-misâl yerinden şakıyup yüz bin asker ile kal‘a-i Malatıyye'yi muhâsara
edüp bilâ
emân sene 800 târîhinde Yıldırım Hân fethidir.
Ba‘dehû ümerâ-yı Dânişmendiyye'den Emîr Muhammed b. Dânişmend ibn Melik Gâzî kim fâtih-i kal‘a-i Nîkhisâr, ya‘nî Niksar'dır, bu Muhammed-i Dânişmend bu Malatıyye'nin âb u hevâsından ve bahâdır ve şecî‘ tüvânâ fetâlarından hazz edüp ve şehr-i Battâl Gâzî olmağile niçe yüz kise-i Irâk'ı harc edüp sene 583 târîhinde bir kal‘a-i mu‘azzam binâ etdi kim, hâlâ imâr olan kal‘a-i Malatıyye oldur. Yine niçe devletin destine girüp âhir Diyârbekir halîfesi (---)(---) ile Mar‘aş kimi Zülkadir "Bu Malatıyye senindir, benimdir!..." deyü mücâdele esnâsında Malatıyye ekrâdları isyân [u] tuğyânda olup Âl-i Osmân diyârlarında Amasiyye ve Sivas tarafların nehb ü gârete başladılar. Âhir-ı kâr bu ahvâl-i diyergûn Bursa'da Yıldırım Hân'a mün‘akis olup yıldırım-misâl yerinden şakıyup yüz bin asker ile kal‘a-i Malatıyye'yi muhâsara edüp bilâ emân sene 800 târîhinde Yıldırım Hân fethidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193a ·
metinde göster ·
rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
Bu tahrîr olunandan mâ‘adâ bir câmi‘ ve bir medresesinden gayrı hân u câmi‘ ve imâret ü hammâm ve çârsû-yı bâzâr dahi (---)(---). Ammâ ol sengistân içre bâğları var kim gûyâ Ayntâb diyârının bâğları gibi mahsûldâr ve lezîz ü âbdâr üzümü olur. Bu kal‘a cezîre-i Dicle'nin vasatında bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmuşdur kim elbette vilâyetine bilâd-ı rebî‘ derler. Sahrâ-yı Hâmûn'dur kim cümle Kîş ve kabîle-i Tay ve kabîle-i (---)(---)(---) Urbânları sâkin olurlar, bir vâdî-i bî-pâyândır. Bu sahrâ-yı Tîh'in vasatında havâlesiz bir sûr-ı muhkemdir. Cümle halkı darı ekmeği tenâvül ederler ve gâyet beyâz ve mümessek balı olur. Ve bu kal‘a kal‘a-i Nasîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde râhatla varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a-i Musul, kal‘a-i Sincâr'ın cihet-i şarkındadır. İnşâallah bu müsevveddâtımız hey’et üzre kal‘asının eşkâliyle ve sahrâları ve âb-ı revânlarıyla atlas kitâbı tahrîr etdiğimizde böyle tasvîr oluna. Ve bu cebel-i Sincâr'ın cânib-i etrâfı zeylinde kayalardan yetmiş seksen aded uyûn-ı câriyeler tulû‘ edüp bilâd-ı rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213b ·
metinde göster ·
… esin." deyüp murassa‘ eyerli atın müzehheb ü mutallâ sîm-i hâlis rikâbına nazar
edüp bilâ-rikâb
ata süvâr olup sarây meydânında bir kaç müşvâr çevelân edüp cihân kadar hazz et …
Ba‘dehû bade'l-asr hân tarafından eşik ağası gelüp "Buyurun, sizi hân ister." dedikde Van ağavâtlarının mektûbların ve Mahmûdî İbrâhîm Beğ'in koyun tahsîli içün ricânâme mektûbların alup Paşa efendimizin hâna hedâyâ gönderdiği diğer at ki birin altun rahtıyla ve cevâhir zeyniyle pâk u mülebbes eğerleyüp dîbâ zilpûşin yelegendez kılup pâk yedekçiler çekdi. Ve bir zîbâ çul ile yelegendez çeküp yine alâya bizim âdemlerimizin mükellefçeleri bile gidüp hân âdemleri dahi mukaddemce gidüp hân huzûruna iki re’s küheylân atları çekince murassa‘ eğerli atı {hân} görüp aklı gitdi ve öbür atı görüp âlem-i hayretde kaldı. "Paşa pederiniz kayser-zemîn atlarıdır. Ma‘zûr buyurup kabûl eylesinler." deyü hânıma selâm-ı firâvân edüp bu hüssânları hânıma hedâyâ gönderdi ve buyurdular kim eğer hân-ı âlîşân oğlumuzun yanında Pinyaniş fukarâlarının koyunları ricâsı geçerse biz anlara çok küheylân-ı Rûm atları gönderirim ve dünyâ ve âhiret oğlum olsun. İnşâallah şâhdan ben ana Revân hânlığın ricâ ederim. Babası yurdun imâr itsin." dedikde hân bu kelâm-ı müferrihlerinden safâ edüp "Melek vezîr babamız olsun. Bizi beyne'l-akrân mümtâz etdi. Allah da anı serefrâz eylesin." deyüp murassa‘ eyerli atın müzehheb ü mutallâ sîm-i hâlis rikâbına nazar edüp bilâ-rikâb ata süvâr olup sarây meydânında bir kaç müşvâr çevelân edüp cihân kadar hazz etdi ve ikisin dahi huzûrunda gümüş berbende urup atlar cevelân ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292a ·
metinde göster ·
süvâr olup hân huzûruna gûnâ-gûn şaka ederek ve Monla Muhammed'in cenâze namâzı …
Hemân hamd-i Hudâ edüp bilâ-rikâb süvâr olup hân huzûruna gûnâ-gûn şaka ederek ve Monla Muhammed'in cenâze namâzına, "Sihirbâz er kişi niyyetine" deyü Türk lehcesiyle mashariyyât ve mudhikâne turrehât-ı kelimâtlar ederek Monla Mehemmed'in beynisi ile yüzüm gözüm ve esvâblarım evgâr u mülevves hâna selâm verüp, "Gazânız kutlu ola" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11b ·
metinde göster ·
… ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar
edüp bildik
ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘ …
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri üzre yetmiş yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u hotmana alâmetdir kim her hatman kolunda birer ikişer hurde şâhî toplar atılup cemî‘i küffâr bir ağızdan "Yajuj Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo tulumların ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar edüp bildik ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘asına zarar isâbet etmediğinden derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı muvahhidîn hamd edüp cümle paşalı sekbân [u] sarıca yiğitleri kırkar ve ellişer dirhem tüfengleri bir darbdan mazgal deliklerinden kotardıkça küffâr taşrada kurşumu yeyüp meterislerinden baş gösteremezlerdi, lâkin anların lağım hîlesinden havf edüp kal‘anın içinde dîvâr diplerinde lağım yerleri arayup kal‘a dîvârları üzre davullar koyup davullar üzre daru ve buğday döküp lağım hîlesi gözedirdik. Eğer küffâr kal‘a temelin kazup lağım ederse davullar üzre darılar kâfirin külüngi darbından sıçraşırlar. Hamd-i İlah eyle bir lağım hîlesi duyulmadı, ammâ gün be-gün kâfir kırıldıkça anlara nehr-i Özü ile imdâd ve zahîreleri gelmede, ammâ bize imdâd gelmeyüp zahîremiz tükenmede. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî kuyulardan acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcaların ve paşalıların atları acı su içmeden karın ağrısına uğrayup at sâhiblerinin başlarına cihân dâr-ı cahîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… e ile gidecek elçilerimizle ahvâl-i perîşânlarımızı sa‘âdetlü pâdişâha tazallum
edüp bildiririz
" dediklerinde hemân hakîrin elinde Sührâb Mehemmed Paşa'dan emirler var idi kim …
"Lâkin Novalı firkateleri köylerimiz urup Hıristiyanlarımız esîr edüp ve her bâr koyunlarımız ve keçilerimiz ve sığırlarımız sürerler. Eğer koyunlarımız vermezlerse hâlâ şimdi hazîne ile gidecek elçilerimizle ahvâl-i perîşânlarımızı sa‘âdetlü pâdişâha tazallum edüp bildiririz" dediklerinde hemân hakîrin elinde Sührâb Mehemmed Paşa'dan emirler var idi kim Novalıdan Dobra-Venedikli'nin koyunların tahsîl edem.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 153a ·
metinde göster ·
teşvîş ayş [u] nûş edilir. Ol murğzâr bâğlar içre bülbüllerin nağamât-ı hoş-elh …
Ve bu şehrin cânib-i etrâfı bâğlar ve müşebbek bostânlar ve bâğçeler var kim gül-i gülistânları içre cârî âb-ı revânları kenârında kâh-ı Havarnaklarda kesb-i tarâvet edüp bilâ teşvîş ayş [u] nûş edilir. Ol murğzâr bâğlar içre bülbüllerin nağamât-ı hoş-elhân asvât-ı hazînleri âdeme rûh-efzâ safâlar verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90b ·
metinde göster ·
… la kim, eğer bu kavm-i Kılmağın envâ‘ın ve üç kerre Maskov diyârın nehb ü gâret
edüp bildiğimiz
ve anladığımız mertebe bu iki kavmin ahvâlâtların mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek …
Ammâ ihvân-ı bâ-safâ-yı müstemi‘îne şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim, eğer bu kavm-i Kılmağın envâ‘ın ve üç kerre Maskov diyârın nehb ü gâret edüp bildiğimiz ve anladığımız mertebe bu iki kavmin ahvâlâtların mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek Hudâ'ya ayândır mecmû‘a-i nâ-matbû‘amız başka bir mücelled kitâb olur. Bu kadarca tahrîrât ile iktifâ edüp elçi beğ ile Azak vilâyeti tarafına çıkmağa sa‘y ederken Taysı Şâh Kalmığ'ın sefere gidenleri bî-hisâb mâl-ı ganâ’imler ile gelüp cümle Kalmık sürûrlarından [e]lçiye destûr verüp azm-i râh mahallinde bu hakîre Taysı Şâh ve oğlu Moyinçak Şâh ikişer at ve ikişer sığın yavruları derisinden Hıtâyî kâğız gibi mücellâ ve rakîk kürkler ve ikişer aded Noğay ve Heşdek esîri gulâmları ihsân etdi. Ve refîklerime de hem-çünân birer ton sığın derisi kürkleri ve birer re’s atlar verdi. Ve elçi bana "Es'sehî mâ melek" deyüp on bin koyun ve beş bin sığır verdi, zîrâ anlarda akçe pul ve gayri metâ‘ aslâ yokdur. Yedikleri et, geydikleri etin derileridir. Hattâ gömlekleri ve donları bile deridir, ammâ ne deridir, gûyâ beyâz Hıtâyî kâğızdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
Bu mezkûr halîfelerin her biri Hazret-i Îsâ Arapça -ne urûc etdikden sonra her biri birer iklîme seyâhat ederek gidüp dîn-i Îsâ'yı âşikâre edüp diyâr-ı Rûm'u ma‘mûr [u] müzeyyen edüp bilâd-ı kadîm olan Atina ve şehr-i Rûm'da cem‘ olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 256b ·
metinde göster ·
… yokdur, ancak bir hânı var. Lâkin anda âyende vü revende mihmân olamaz. İ‘timâd
edüp bildikleri
âdemleri korlar. Ve dîdebânlar her şeb üzerlerine hân kapusun taşradan sed eder …
Ve kal‘anın tâ vasatında üstü kiremitli bir vâsi‘ Tahıl bâzârı meydânı var. Ve bir kaç çeşmesârı var. Bu âsâr-ı binâlardan gayri kal‘a içinde binâ yokdur, ancak bir hânı var. Lâkin anda âyende vü revende mihmân olamaz. İ‘timâd edüp bildikleri âdemleri korlar. Ve dîdebânlar her şeb üzerlerine hân kapusun taşradan sed ederler. Ve bu kal‘a içre her gece elli âdem pür-silâh dîdebânlık ve pâsbânlık ederler. Gâyet mazbûtdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y95a ·
metinde göster ·
… a Görgüs Y 151a kal‘asın yedi ay döğüp kuvvet-i bâzû ile İşpanya elinden feth
edüp bilâd-ı
İslâma zamm edüp âyîn-i Muhammedî olunurdu.
Anda Ümmü'l-kıyâs'ı ta‘mîr ü termîm edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bu Kara Görgüs Y 151a kal‘asın yedi ay döğüp kuvvet-i bâzû ile İşpanya elinden feth edüp bilâd-ı İslâma zamm edüp âyîn-i Muhammedî olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y150b–Y151a ·
metinde göster ·
… hakkındadır. Hattâ bu elmadan müselles-i şer‘iyye içre beş on dânesin mukaşşer
edüp bile
tabh eylesen bir kâsesin nûş eden hayât-ı câvidân bulup hem mukavvî hem müferri …
Ve tüffâhı gâyet latîfdir ve "Ve râhin râhrâhın misle tüffâh" bunun hakkındadır. Hattâ bu elmadan müselles-i şer‘iyye içre beş on dânesin mukaşşer edüp bile tabh eylesen bir kâsesin nûş eden hayât-ı câvidân bulup hem mukavvî hem müferrih bir latîf eşribe olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y251b ·
metinde göster ·
… m Mekke'de merhûm olup ba‘de'l-fevt cümle ahibbâsıyla ziyâret-i Beytullâh tavâf
edüp bile
tavâf eden ihvânları tavâf etdikleri hac savâbın ol merhûma hibe edeler. Bilâ-ş …
Hâsıl-ı kelâm mevtâya bu ri‘âyet bir diyâr halkına mahsûs değildir. Müjde ol câna kim Mekke'de merhûm olup ba‘de'l-fevt cümle ahibbâsıyla ziyâret-i Beytullâh tavâf edüp bile tavâf eden ihvânları tavâf etdikleri hac savâbın ol merhûma hibe edeler. Bilâ-şübhe ehl-i cennetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y360b ·
metinde göster ·
ol sâni‘u'l-musavvir-i Lem-yezel'in hikmet-i ezelîsi kendü ilmi üzre ol imiş kim mahbûbu Muhammedü'l-Mustafâ'yı edîm-i arza getirüp benî âdem ile zemîni zeyn etmeğiçün yed-i kudretiyle ebü'l-beşer Âdem Safiyyullâh'ı türâbdan halk edüp kendi rûhundan rûh urup kâmil ü mükemmel Âdem Nebî'yi halk etdi. Ve civâriyyete lâyık edüp Cennet-i Me’vâsına koyup cemî‘i kerrûbiyânlar ile ülfet edüp hûrî ve gılmânlar ile zevk u safâ edüp bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp kelimât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1a ·
metinde göster ·
Beri tarafda Rûm kralı Hırkîl nâm la‘în Antâkıyye ve Tarabulus ve Sayda ve Akka nâm mahalden bin pâre gemi ile İskenderiyye kal‘asına altmış bin küffâr-ı dûzah-karâr imdâd gönderüp cümlesi İskenderiyye'den asker-i İslâm üzre hücûm edüp Bilbeys nâm şehir fezâsında cenge âheng etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y15a ·
metinde göster ·
… er sene yedi kîse masrûfu vardır. Üstüne bir kapucubaşı me’mûr olup üç ayda pâk
edüp bilâ-hisâb
muzahrafât çıkarırlar.
Ve bu halîclerin tathîrine her sene Mısır vâlîsinin kethudâsı me’mûrdur. Her hâne sâhibinin hudûdu ne mertebe ise ol kendi haddini tathîr eder. Mâ‘adâsını Cîze ve Kalyûb ve Şarkıyye hâkimi re‘âyâ ve âdemlerinden curâfâ sığırları gelüp tathîr ederler. Beher sene yedi kîse masrûfu vardır. Üstüne bir kapucubaşı me’mûr olup üç ayda pâk edüp bilâ-hisâb muzahrafât çıkarırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y130b ·
metinde göster ·
ü lâ-gâyet taşlar bulunur. Ammâ hakkâk bu hâm taşları hakk edüp perdâht ⟦Y 230a …
Bâlâda evsâfı tahrîr olunan Sebîl-i Allâm nâm mahalde bir gûne elvân hurde taşlar olur. Mısır'da Sebîl-i Allâm taşı meşhûrdur. Ol sahrâda yüz guruşa ve beş yüz guruşa lâ‘l ya‘kût ve elmâsdan mücellâ gûnâ-gûn taşlar bulunur. Ve beşer onar guruşluk aynü'l-hür ve aynü's-semek ve aynü'l-hir makûlesi taşlar firâvândır. Ba‘zı zamân şiddet-i rûzgâr-ı zorkâr cümle rimâli perîşân edüp bilâ-hadd ü lâ-gâyet taşlar bulunur. Ammâ hakkâk bu hâm taşları hakk edüp perdâht Y 230a edince herbiri bir sûrete girüp bî-kıymet iken zî-kıymet fürûht olunur. La‘l-i Bedahşân'dan âbdâr ve elmâsdan fertûr taşlar bulunur. Ammâ Mısır müverrihleri ve ulemâları bu zu‘m üzrelerdir kim İremezâtü'l-imâd binâ-yı Şeddâd ibnü'l-Âd bu Sebîl-i Allâm'da binâ etmişdir, deyü müttefikun aleyhdirler. Hakîkatü'l-hâl bu Sebîl-i Allâm vâdîsinde câ-be-câ binâ-yı azîm temelleri zâhir ü bâhirdir. Ve Kethudâ İbrâhîm Paşa hîn-i azilde bu Sebîl-i Allâm sahrâsında yetmiş yedi gün meks edüp âvâre huddâmlar mankala oynamak içün bu Sebîl-i Allâm taşlarından cem‘ edüp mankala oynarlardı. Ba‘zısı hakkâke verüp yüzük taşı etdirüp cümle huddâmân sâhib-i hâtem oldular. Ya‘nî bu mertebe zî-kıymet taşlar bulunur. Aceb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229b–Y230a ·
metinde göster ·
… rlar, külünden bi-emri Hudâ sırça olur. Mısır'a getirüp natrûn ile bir dahi kal
edüp billûr
olur. Eğer âteşe yakmayup mezkûr otu dibekde döğüp çamur ile mahlût edüp çörek …
Gâsûl: Bir gûne sâbûndur kim İskenderiyye'ye giden Nâsırıyye tur‘ası kenârında hâsıl olur bir nebâtâtdır. Dağlar gibi bir yere cem‘ edüp âteşe ururlar, külünden bi-emri Hudâ sırça olur. Mısır'a getirüp natrûn ile bir dahi kal edüp billûr olur. Eğer âteşe yakmayup mezkûr otu dibekde döğüp çamur ile mahlût edüp çörek çörek ederler. A‘lâ abâ vü kebe ve çuka makûlesi eşyâlar anınla yaykanup sâbûn gibi köpürüp beyâz eder. Ammâ ince dülbend ve ince gömlekler gasil etmeğe yaramaz. Aceb sırdır kim aslı otlukdur, âteşde yanup sırça olur, otluğu toprak ile mahlût olup sâbûn olur gâsûldırlar, bir temâşâdır. Arapça Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y239b ·
metinde göster ·
… 246a⟧ "Hâzâ safrâ" deyü eli ayağı dökülmüş âdemler ile Mısır fellâhları ihtilât
edüp bile
ta‘âm yerler. Bu emrâz-ı muhtelife sârîdir, deyü aslâ havf etmezler. Zîrâ Mısır …
Ve fukarâsının çoğunun ve gayrı âdemlerin yüzünde ve gözünde ve gevdesinde safrâ zahmeti derler bir marîzdir. Çok âdemler ol derde mübtelâlardır. Rûm'da ol maraza Freng zahmeti derler, ya‘nî Freng uyuzunun hüsn-i ta‘bîridir. Y 242b Mısır'da gâyet çokdur ve ayıb değildir. Q 249aP 246a "Hâzâ safrâ" deyü eli ayağı dökülmüş âdemler ile Mısır fellâhları ihtilât edüp bile ta‘âm yerler. Bu emrâz-ı muhtelife sârîdir, deyü aslâ havf etmezler. Zîrâ Mısır'ın miskînhâneleri yokdur. Ammâ sâ’ir diyârlarda başka miskînhâneler vardır, şehir içine komazlar, ahâlî-i vilâyet her sene mâllarının zekâtlarından âyet-i şerîfe emri üzre:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y242a–Y242b ·
metinde göster ·
… letde Y 247a bî-pîrehen yatır. Yanındaki fukarâları bizi şeyhin yanına da‘vet
edüp bilâ-selâm
biz dahi oturduk.
Cümleden mazınne-i kerâme Bulak yolunda (---) mahallesinde Şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî sellemehullâh. Niçe keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur. Ammâ cümleden biri Defterdâr Ahmed Paşa dâmâdı beğ ve mühürdâr Ahmed Ağa ve hakîr ve çâşnigîrbaşı ve birkaç yârân ihvân birkaç vukiyye Füvve nârı alup hedâyâ götürdük. Bir eşekhâne vekâlesi içinde sâkin olurdu. Vardığımız sâ‘at şeyhi toprak içinde yatır gördük. Zahrında bir beyâz kebe kisvesi var, yenlerin geymiş, ammâ avret yerinden aşağı uryân hâk-i mezelletde Y 247a bî-pîrehen yatır. Yanındaki fukarâları bizi şeyhin yanına da‘vet edüp bilâ-selâm biz dahi oturduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y246b–Y247a ·
metinde göster ·
… mehcebînler anadan doğma uryân olup mâlik-i Nîl-misâl nehr-i Nîl'de şinâverlik
edüp bilâ-vâsıta
ve bî-fûta âşık ile ma‘şûk birbirlerin dirâgûş edüp kuc kucağ ve ber-bucağ ve b …
Ve bu mevlûd Nîl kenârında olmak ile cümle ehl-i züvvâr ve ehl-i tüccâr ve ehl-i bihâr bilâ-te’essüf gemilerle gelüp cem‘iyyet-i uzmâ olup mezeden hâlî değildir. Cümle hüsniyyâtından biri budur kim niçe bin pençe-i âfitâbe ve meh-rû gulâm-ı mehcebînler anadan doğma uryân olup mâlik-i Nîl-misâl nehr-i Nîl'de şinâverlik edüp bilâ-vâsıta ve bî-fûta âşık ile ma‘şûk birbirlerin dirâgûş edüp kuc kucağ ve ber-bucağ ve bî-bıçağ râm olurlar. Bunun dahi erbâbı vardır, kimi vahdetde kimi işretde kimi âlem-i hayretde. Bu âlem bir özge temâşâgâhdır. Elhâsıl bu cem‘iyyet-i kübrânın midhatinde lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y300b ·
metinde göster ·
… küffârın i‘ânetiyle ol mâl-ı defâyin ile İşpanya'da üç kerre yüz bin asker cem‘
edüp bilâ-hisâb
keştîler ile bir gün liman-ı İskenderiyye'de lenger-endaht edüp derhâl taşra cü …
Bu hâl üzre üç sene mürûr edüp dördüncü senede İşpanya'ya mâl-ı defâyin ile firâr eden elçi-i la‘în cümle küffârın i‘ânetiyle ol mâl-ı defâyin ile İşpanya'da üç kerre yüz bin asker cem‘ edüp bilâ-hisâb keştîler ile bir gün liman-ı İskenderiyye'de lenger-endaht edüp derhâl taşra cünûd-ı cünübün döküp ale'l-gafle kal‘a-i İskenderiyye'ye istîlâ edüp kabza-i tasarrufa alup kâmil bir sene ikâmet edüp mukaddemâ bâkî kalan künûzları feth edüp bilâ-hisâb mâl-ı Y 317a Kârûn'a mâlik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y316b–Y317a ·
metinde göster ·
… i tasarrufa alup kâmil bir sene ikâmet edüp mukaddemâ bâkî kalan künûzları feth
edüp bilâ-hisâb
mâl-ı Y 317a Kârûn'a mâlik oldu.
Bu hâl üzre üç sene mürûr edüp dördüncü senede İşpanya'ya mâl-ı defâyin ile firâr eden elçi-i la‘în cümle küffârın i‘ânetiyle ol mâl-ı defâyin ile İşpanya'da üç kerre yüz bin asker cem‘ edüp bilâ-hisâb keştîler ile bir gün liman-ı İskenderiyye'de lenger-endaht edüp derhâl taşra cünûd-ı cünübün döküp ale'l-gafle kal‘a-i İskenderiyye'ye istîlâ edüp kabza-i tasarrufa alup kâmil bir sene ikâmet edüp mukaddemâ bâkî kalan künûzları feth edüp bilâ-hisâb mâl-ı Y 317a Kârûn'a mâlik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y316b–Y317a ·
metinde göster ·
… ki Katıyye ve Ümmü'l-Hasan çölüdür, ol hâmûnu Selîm Hân yüz bin asker ile ubûr
edüp Bilbeys
şehri fezâsına vardıkda Abbâs dağları P 278b kemîngâhından Sultân Gavrî yüz b …
Selîm Hân mansûr [u] muzaffer Şâm'a gelüp meştâ fermân edüp evvel bahârda Mısır üzre mütevekkilen alallâh Q 281b deyüp adâlet ederek Arz-ı Hâsân ki Katıyye ve Ümmü'l-Hasan çölüdür, ol hâmûnu Selîm Hân yüz bin asker ile ubûr edüp Bilbeys şehri fezâsına vardıkda Abbâs dağları P 278b kemîngâhından Sultân Gavrî yüz bin küheyl-süvâr ve yüz bin piyâde-i pâ-süvâr tüfeng-endâz yarar ile ale'l-gafle âl-i Osmân askeri üzre koyulup vakt-i seherden tâ vakt-i gurûba dek ceng-i sultânî ve neberd-i hâkânî olup âhir Gavrî askeri üzre ahşam olup dendân-ı tîğ ile kelleleri galtân olup Gavrî dahi gurûrundan bu ceng-i âşûb içre bir seccâde üzre bî-ser cesedi bulunup dâr-ı gurûrdan dârü'l-bevâra ubûr edüp Gavrî ecel gavrına erdi dediler. Netîce-i kelâm u merâm merâm kelâm bâlâda Selîm Hân'ın Mısır fethinde ale'l-ihtisâr tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y318b ·
metinde göster ·
kuc kucağ olacak bir cây-i safâdır. Bu havuzları ubûr edüp yine leb-i deryâ ile …
Bu kulle dibinde atlarımız yedeğe alup deryâda yüzdürerek biz kal‘a kenârınca ubûr edüp içeri limana dâhil olup yine piyâde kal‘ayı seyr [ü] temâşâ ederek leb-i deryâ ile handaksız kenâr ile kumsal üzre giderek Nîl'den gelen Nâsırıyye tur‘asının kal‘a dibinde deryâya mahlût olduğu yerde teferrücgâh havz-ı azîmler ve soffalar vardır. Ba‘zı gurebâ havuzlarda gusül edüp câmeşûyluk eder. Ba‘zı âşıkân ma‘şûkuyla deryâ mâliki-vâr şinâverlik edüp bilâ-vâsıta kuc kucağ olacak bir cây-i safâdır. Bu havuzları ubûr edüp yine leb-i deryâ ile kadırga limanı kenârınca iç kal‘a burnundan bu havuzlara gelince kâmil beş yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y320a ·
metinde göster ·
… âsıdır, derler. Amberiyye sultânı hükmünde iken Özdemir Paşa yedi sene muhâsara
edüp bilâ-feth
avdet etdüklerinde bi-emrillâh bu kal‘a ahâlîsine bir tâ‘ûn müstevlî olup cümle …
Hazret-i Süleymân binâsıdır, derler. Amberiyye sultânı hükmünde iken Özdemir Paşa yedi sene muhâsara edüp bilâ-feth avdet etdüklerinde bi-emrillâh bu kal‘a ahâlîsine bir tâ‘ûn müstevlî olup cümle halkı kal‘adan firâr ederler. İlâ'l-ân Habeş eyâleti hükmünde bâğ u bâğçe ve âb-ı hayât sulu âbâdân yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… ûb vilâyetin rey edüp andan Şarkıyye vilâyetin rey edüp bu şehr-i Bilbeys'i rey
edüp Bilbeys'e
gemiler gelüp zahîre ve metâ‘ alurlar.
Suları kuyulardır, ammâ âb-ı hayâtdır. Ve bu şehir Nîl'den iki merhale yer ba‘îd çöldedir. Ammâ kaçan Nîl tuğyân etse Mısır'da Nîl kesimi olduğu mahalde Ebü'l-meccâne nâm cisr dibinden Nîl kesimi olur, ol cisrin altından cereyân eden Nîl cümle Kalyûb vilâyetin rey edüp andan Şarkıyye vilâyetin rey edüp bu şehr-i Bilbeys'i rey edüp Bilbeys'e gemiler gelüp zahîre ve metâ‘ alurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… seyishânemi dahi keşân-ber-keşân götürmede. Ve Sa‘îd nâm gulâmım ağlayup feryâd
edüp bile
gitmede.
Bu hâl üzre vakt-i Şâfi‘îde göz gözü görecek mahal olunca, mâl cândandır, deyü yine arbede meydânına varup gördüm, cümle Urbân şikârların alup eğer hâneleri esbâb ile ve terkileri gûnâ-gûn havâyicler ile mâl-â-mâl. Ve benim seyishânemi dahi keşân-ber-keşân götürmede. Ve Sa‘îd nâm gulâmım ağlayup feryâd edüp bile gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·