… k-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar
edüp binden
mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… içe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr
edüp binden
mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tab …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… ınan atlara süvâr olup bu fezâda olan kurâları 185a cümle nehb ü gârete âheng
edüp binden
mütecâviz esîr alındı, ammâ mahbûb sıbyânları yok idi.
Bu dahi Zirinoğlu hükmünde ve İslovin hudûdunda bir haşeb hisâr-ı üstüvâr idi. Her ne hâl ise varoşunu ıhrâk [edüp] ganîmet almak murâd edindiğimizde meğer varoşunun bir köşesinde iç kal‘a-misâl kal‘ası var imiş. Bize ol kadar toplar atup gülleler urdu kim askerimiz içinde gülleler kellelerimiz üzre kuş gibi sekerdi. Çok atlarımızın ayakların mecrûh edüp cümle boğazlayup atların etlerin yedik. Ba‘dehu ganîmet alınan atlara süvâr olup bu fezâda olan kurâları 185a cümle nehb ü gârete âheng edüp binden mütecâviz esîr alındı, ammâ mahbûb sıbyânları yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184b–185a ·
metinde göster ·
… z suda yaldadırlarken kurşumla küffâr su içinde altı yüz aded gâzîlerimiz şehîd
edüp binden
mütecâviz gâzîler mecrûh beri tarafa çıkdılar. Hattâ bu hakîrin ol asırda bir a …
Bu esmâ’ü'l-hüsnâ (...) Hünkâr câmi‘inde rûy-ı dîvâra tahrîr etmişim. Bu esmâ’ullâh hürmetine Cenâb-ı Kibriyâ bu kal‘ayı masûn [u] mahfûz [ede], zîrâ bu kal‘a dörd beş konak yer İslâm diyârından ba‘îd tâ kâfirin gözü bebeğinde binâ olunmuşdur. Hakkâ ki mahallinde inşâ olunmuşdur, zîrâ bu kal‘a yok iken Izbaraş seferinde münhezim olup yedi gün yedi gece kaçup bu mahalle geldiğimizde meğer kâfir beri kemîngâhlarda katlanırmış. Atlarımız erenlerimiz yorgun argın bu mahalle geldikde kâfir önümüz alup bir ceng-âşûb edüp aldığımız mâl-ı ganâ’imi cümle üsârâları bırağup cân havliyle nehr-i Özü'ye kendümüz urup karşu Şâhînkirmân'a geçüp cân kurtarup niçe yüz atlarımız ve gâzîlerimiz suda yaldadırlarken kurşumla küffâr su içinde altı yüz aded gâzîlerimiz şehîd edüp binden mütecâviz gâzîler mecrûh beri tarafa çıkdılar. Hattâ bu hakîrin ol asırda bir abd-i memlûküm ve iki atım bu Özü suyunda gark-ı âb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111a ·
metinde göster ·
… î cümlesi hıfzındadır. Bundan mâ‘adâ câmi‘-i Ezher'de cemî‘i ulûmda ders takrîr
edüp binden
mütecâviz telâmîzleri vardır. Ve serî‘u'l-beyân hâfız-ı hamele-i Kur’ândır. Câm …
eş-şeyh Harâşî: Harâş nâmında bir belîdeden olmağile karyesinin ismi kendüye alem olup şeyh Harâşî derler, ammâ ism-i şerîfleri (---)'dir. Müfessirîn ü muhaddisînden bir muhaddis ü fâzıl kimesnedir kim Müslim [ü] Buhârî ve Kâmûs-ı Ahterî ve Sıhâh-ı Cevherî ve Füsûs-ı Muhyiddîn el-Arabî cümlesi hıfzındadır. Bundan mâ‘adâ câmi‘-i Ezher'de cemî‘i ulûmda ders takrîr edüp binden mütecâviz telâmîzleri vardır. Ve serî‘u'l-beyân hâfız-ı hamele-i Kur’ândır. Câmi‘-i Ezher medresesinde şeyhü'l-kurrâdır. Binden mütecâviz talebeleri vardır. Kimi İbn Kesîr ve Seb‘a ve Aşere ve Takrîb kırâ’atı tilâvet ederler. Ammâ takrîr-i ders ederken âteş-pâre ve azûbdur. Lâkin feyz-vâr, bir kerre ta‘lîmin istimâ‘ edenin derûnunda en-nakş ke'l-hacer olur, bir dahi simâ‘a muhtâc olmaz. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248b ·
metinde göster ·