… verân u cereyân edüp leb-ber-leb olup gûyâ bir buheyre-vâr talattum ve temevvüc
edüp durur
.
Kal‘a-i Seykel ise bir püşte-i âlî üzre kemâl-i metânet ile metîn ü müstahkem bir sûr-ı üstüvârdır kim bunun bir tabyası cümle Erdel kılâ‘larına yan başı gelir sedd-i Seykel'dir. Bâ-husûs aşağı sûr-ı kebîrinin handak-ı amîki içre nehr-i Seykel deverân u cereyân edüp leb-ber-leb olup gûyâ bir buheyre-vâr talattum ve temevvüc edüp durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23a ·
metinde göster ·
… up durur. Âhır-ı kâr ol rahnedâr yerlere gemi tahtasından kalafatlı tahta dîvâr
edüp durur
. Gûyâ yamalı bir kal‘adır.
Kaçan kim bu kal‘ayı Süleymân Hân 56b garb tarafında bu kal‘ayı döğdükde yıkduğu yer hâlâ vîrândır. Her yıl bir vilâyetden papaslar gelüp zu‘m-ı bâtıllarınca du‘â edüp bir hisâr-ı üstüvâr dîvârı yaparlar kim gûyâ Sedd-i İskender olur. Hemân ki dîvâr tamâm olunca bi-emrillâhi te‘âlâ cümle dîvâr temelinden yıkılup harâb kalır, hâlâ yine harâb olup durur. Âhır-ı kâr ol rahnedâr yerlere gemi tahtasından kalafatlı tahta dîvâr edüp durur. Gûyâ yamalı bir kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56a–56b ·
metinde göster ·
… ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl toprakdan tabyalar ihdâs
edüp durur
ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmaklı ağaç kapular yapmış. Bu …
Ve cümle asker tarfetü'l-ayn içre küffârın taburuna çatdı. Hân hazretleri ise deryâ-misâl asker ile âheste âheste bir çapul yerden gelmede. Ammâ biz küffârı sahrâda coluguruz {râst geliriz} zann ederdik. Meğer küffâr havfinden Süd nehrine arka verüp cümle cünûd-ı anîd velîd-i pelîdiyle ol sahrâya konup üç kat handaklı bir tabur-ı azîm kazup kırk elli bin arabaların ve yigirmi bin hınto arabaların dâ’iren-mâdâr cümle kanad kanada ve tekerlek tekerleğe çitüp tabur etrâflarına arabaları dizüp cümlesin birbirlerine kalın zencîrlerle bağlayup arabaların iç yüzlerine derin handaklar kazup cümle handak toprakların dağlar gibi iç yüzlere yığup üstlerine balyemez ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl toprakdan tabyalar ihdâs edüp durur ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmaklı ağaç kapular yapmış. Bu taburun tâ ortasında bir küçük tabur-ı azîm dahi kazup anda avret ve oğlanları ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inleri koyup kamanup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
… zre beyâz mermer üzre bir San Marko kelbi sûreti tasvîri var, kanatların küşâde
edüp durur
. Gûyâ zî-rûh zann olunur. Ve yine bu kapunun iç yüzünün sol tarafında bir çorba …
Ve bu iç kal‘a kapusu kemeri üzre beyâz mermer üzre bir San Marko kelbi sûreti tasvîri var, kanatların küşâde edüp durur. Gûyâ zî-rûh zann olunur. Ve yine bu kapunun iç yüzünün sol tarafında bir çorbacı neferâtlarıyla muhtesib ağası sâkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 317a ·
metinde göster ·
Hikmet-i acîbe: Hakîr dahi ileriye tekaddüm edüp gördüm: bir tüğlü âdem hizmet
edüp durur
, ammâ dişleri kelb dişi gibi ve çenesi ve burnu uzun, gûyâ bir asferü'l-levn ke …
Hikmet-i acîbe: Hakîr dahi ileriye tekaddüm edüp gördüm: bir tüğlü âdem hizmet edüp durur, ammâ dişleri kelb dişi gibi ve çenesi ve burnu uzun, gûyâ bir asferü'l-levn kelbdir. Kelimât etdükçe dâ’imâ tebessüm eder. Hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y310a ·
metinde göster ·
… e mahv olur. Ve bir yere bu buhayrenin ittisâli yokdur, hemân telattum temevvüc
edüp durur
bir Bahr-i Sefîd'dir.
Ve bu bahr içre yetmiş gûne mâhî olduğu sicilde mastûrdur. Âdem kadar cüssedâr ve sazan ve sindiye(?) ve şilbe balıkları memdûhdur. Gerçi bu buhayre eyle bir bahr-i ummân değildir, ammâ bu bahr içre cemî‘i zî-rûh kısmı mevcûddur. Husûsâ deniz atı vardır. Nîl ile timsâh gelüp mürd olur, mu‘cize-i Yûsuf'dur. Ve bir mu‘cize dahi budur kim mâh u sâl bi'l-gudüvvi ve'l-âsâl Nîl'in nısfı bu tur‘a-i Yûsuf'dan deryâ-misâl cereyân edüp bu buhayreye girüp içinde mahv olur. Ve bir yere bu buhayrenin ittisâli yokdur, hemân telattum temevvüc edüp durur bir Bahr-i Sefîd'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·