yâsemen yağı ve sünbül ve gül ve reyhân ve kallemisk yağları bezl ederek ubûr e …
Esnâf-ı ehl-i hıref-i dehhân-ı edviye: Dükkân 80, neferât 115, pîrleri Abdüssamed Zeyyât Basravî'dir, Selmân kemerine şed bağlayup kabri Bağdâd diyârında Kurna kal‘ası mezâristânında ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Kabri türâbından dâ’imâ bir yağlı türâb çıkar. Cüzâm ve ger olan bir âdem hammâmda kîse sürünüp ol yağlı türâbdan sürünse bi-emrillâh halâs olur. Bu esnâfın kârları bâdemden ve servi kozağından ve cevizden ve fındık ve fısdıkdan ve gayrı gûnâ-gûn eşyâlardan edhânlar çıkarup katremîz şîşeleri içre koyup tahtırevânlar üzre dükkânların zeyn edüp halka yâsemen yağı ve sünbül ve gül ve reyhân ve kallemisk yağları bezl ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… kkânlar yapup gûnâ-gûn ve reng-â-reng katâyif rişteleriyle dükkânçelerin tezyîn
edüp halka
katâyif bezl ederek ubûr ederler. Ve lokmacılar dahi seyishâneler üzre dükkânla …
Ve simitciler dahi arabalar üzre furunların ve dükkânların zeyn edüp araba tekerleği kadar simitleri sırıklara geçirüp hammâllarla götürürler ve hurda simitleri dükkânlarına zeyn edüp ehl-i teferrüce simit, halka bezl ederek ubûr ederler. Ve katâyifciler dahi seyishâneler üzre dükkânlar yapup gûnâ-gûn ve reng-â-reng katâyif rişteleriyle dükkânçelerin tezyîn edüp halka katâyif bezl ederek ubûr ederler. Ve lokmacılar dahi seyishâneler üzre dükkânlar binâ edüp gûnâ-gûn fağfûrî ve mertebânî tabaklarla zeyn edüp halka ballı lokma bezl ederek ubûr ederler. Ve gözlemeciler dahi eyledir. Ammâ bu lokmacı ve gözlemeci dükkânlarında birer Yahûdî dîdebân mukarrerdir. Zîrâ Yahûdîler şîr-i revgan yağı yerler, müselmânlar say yağı yerler, gözleme ve lokmaya say yağı komasınlar deyü birer Yahûdî dîdebân bekler, dîdebân olmasa Yahûdîler ol dükkânlardan lokma ve gözleme yemezler, aceb muta‘assıb mel‘ûnlardır. Ve şehriyyeciler dahi seyishâneler üzre dükkânların şamata varakları ve gûnâ-gûn teller ile zeyn edüp "Şehriyye nefâyis cânım" deyü şehriyye satarak ubûr ederler, azîm vezni üzre cem‘iyyet-i kübrâ asker-i bî-pâyândır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160a ·
metinde göster ·
ballı lokma bezl ederek ubûr ederler. Ve gözlemeciler dahi eyledir. Ammâ bu lok …
Ve simitciler dahi arabalar üzre furunların ve dükkânların zeyn edüp araba tekerleği kadar simitleri sırıklara geçirüp hammâllarla götürürler ve hurda simitleri dükkânlarına zeyn edüp ehl-i teferrüce simit, halka bezl ederek ubûr ederler. Ve katâyifciler dahi seyishâneler üzre dükkânlar yapup gûnâ-gûn ve reng-â-reng katâyif rişteleriyle dükkânçelerin tezyîn edüp halka katâyif bezl ederek ubûr ederler. Ve lokmacılar dahi seyishâneler üzre dükkânlar binâ edüp gûnâ-gûn fağfûrî ve mertebânî tabaklarla zeyn edüp halka ballı lokma bezl ederek ubûr ederler. Ve gözlemeciler dahi eyledir. Ammâ bu lokmacı ve gözlemeci dükkânlarında birer Yahûdî dîdebân mukarrerdir. Zîrâ Yahûdîler şîr-i revgan yağı yerler, müselmânlar say yağı yerler, gözleme ve lokmaya say yağı komasınlar deyü birer Yahûdî dîdebân bekler, dîdebân olmasa Yahûdîler ol dükkânlardan lokma ve gözleme yemezler, aceb muta‘assıb mel‘ûnlardır. Ve şehriyyeciler dahi seyishâneler üzre dükkânların şamata varakları ve gûnâ-gûn teller ile zeyn edüp "Şehriyye nefâyis cânım" deyü şehriyye satarak ubûr ederler, azîm vezni üzre cem‘iyyet-i kübrâ asker-i bî-pâyândır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 160a ·
metinde göster ·
… î huzûrunda kemerlerin bağladı. Dükkanların gûnâ-gûn mümessek şekerler ile zeyn
edüp halka
nebât bezl ederek ubûr ederler.
Esnâf-ı şekerciyân: Dükkân 70, neferât 100, pîrleri Hüseyin bin Nusayr'dır, şekercilerin ve helvâcıların silsilesi ana çıkar. Kabri Basra'dadır, anıniçün Basra hulviyyâtı meşhûrdur. Selmân-ı Pâk, Hazret-i Alî huzûrunda kemerlerin bağladı. Dükkanların gûnâ-gûn mümessek şekerler ile zeyn edüp halka nebât bezl ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166a ·
metinde göster ·
… Cüllâbım ve şerbetim lezîz" deyü gezerler. Neferât 300, bunlar dahi eylece ubûr
edüp halka
cüllâb [u] şerbet bezl ederler.
Esnâf-ı cüllâbcıyân ve şerbetciyân-ı piyâde: Bunların dükkânları yokdur. Hemân çârsû-yı bâzârlarda kalaylı bakraçlar ile "Cüllâbım ve şerbetim lezîz" deyü gezerler. Neferât 300, bunlar dahi eylece ubûr edüp halka cüllâb [u] şerbet bezl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… nî giyüp Mirzâ-yı dilâr-emsâl hırâmânî-reftar ve zerafet ve nezaket üzre güftâr
edüp halka
hüsn-i ülfet ederler. Lâkin mahbûblarına rağbetleri yokdur. İbtizâle düşmüş bir …
Ebyâtı mazmûnunca hemîşe hâl-i dünyâ gâh imâr ve gâh harâb olmadadır kim Arapça nassına mazhar olmuşdur. Ammâ Murâd-ı Râbi‘ harâbından sonra imârı cümle on bin iki yüz toprak örtülü hânedân-ı azîmler ile ârâste ve yetmiş aded cevâmi‘ ibâdethâne ile pîrâste ve kırk mesâcid ve yigirmi hân-ı sarây-ı mihmân ve yedi hammâm-ı dilsitân ve bin mikdâr esvâk-ı dükkân ile tezyîn olmada bir şehr-i müzeyyendir. İmârâtının ekseri hayr ve ecr ile mebnîdir. Dördüncü iklîm-i hakîkîde ve on sekizinci iklîm-i örfiyye vasatında olmak ile âb [u] hevâsı sehl şiddet üzre halk olunup bâğı ve bâğçesi azacık olmağıla eşcâr-ı müsmirrâtı dahi kalîldir. Ammâ mahsûlât [u] menbûtâtının memdûhâtından yedi elvân pembesi olur. Meselâ pembe-i zâgî ve monlâyî ve za‘afrânî ve la‘lî ve hâs ve beyâz pembesi ve galle ve hıntası memdûh-ı âlemdir. Ve ehl-i sanâyi‘den her esnâfı mevcûddur, ammâ kalemkârî Behrâmpûrı ve destehân çitleri meşhûr-ı cihân-ı nakş-vândır. Ve cümle sahrâsı vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-iş‘ârdır kim dörd vukıyye kara arpasın bir at yise kifâyet eder. Ol mertebe yağlı arpası ve besâtînlerinde mahzen-i mâ kavunu ve karpuzu olur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin reng-i rûyları ebyazu'l-levndir. Merdânesi zurzuvileli tâc üzre serbend sarup kalemkârî peşk-püş câme giyerler. Ve ayaklarına elvân keçe çakşır ve yeşil ve kırmızı ve nârencî ve turuncî pây-pûş giyerler. Zenâneleri sivri takye giyüp üzerlerine beyâz [câr-ı] ızâr bürünüp pâylarına elvân çizme giyerler. Mahbûbları gûnâ-gûn kebûtî kürkden börk-i Isfahânî giyüp Mirzâ-yı dilâr-emsâl hırâmânî-reftar ve zerafet ve nezaket üzre güftâr edüp halka hüsn-i ülfet ederler. Lâkin mahbûblarına rağbetleri yokdur. İbtizâle düşmüş bir alay zen-dost arasında kalmış mahbûbânlar ve civânânlardır. Ve cümle halkı Şâfi‘îlerdir, ammâ kızıl kızılbaşlardır. "Şâfi‘î mezhebindeniz" deyü da‘vâ-yı merd ederler. Ammâ kizb edüp mezheb-i Ca‘feriyye'de bir alay Hâmisîlerdir. Ammâ ezân kırâ’at olanda evkât-ı hamselerine müdâvemetleri var, ammâ cemâ‘atle aslâ namâz kılmazlar. Cemâ‘at-i kesîrden garîb câmi‘ler vardır kim gûyâ her biri birer cennet-i firdevs-i huld-ı berrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a ·
metinde göster ·
… erdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfın teftîş ve tefahhus etmek cür’et
edüp halka
sûret-i hâkdan görünüp niçe yerlerin ta‘mîr u termîm eder şeklinde celb-i mâl t …
Ve mine'l-bedâyi‘-i âsâr-ı te’sîrü'z-zulm: Menâkıb-ı azîmdir kim vâkıf-ı esrârız, bu hakîr elli altı târîhinde âlem-i seyâhâtde bu şehr-i himâye-i Halîlü'r-rahmân Urfa'ya geldiğimizde Tarabefzûnî Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa bu şehre hâkim idi. Sarâyında mihmân olup subh u mesâ kendüsiyle hüsn-i ülfet ederdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfın teftîş ve tefahhus etmek cür’et edüp halka sûret-i hâkdan görünüp niçe yerlerin ta‘mîr u termîm eder şeklinde celb-i mâl tahsîline düşdü. Ol gice vâkı‘asına bir pîr girüp gâyet kaddi âlî elinde bir asâsı var, dilinde "yâ Kahhâr" ismiyle zikrullah ederek gelüp paşanın pîş-tahtası üzre pençe buyurdusunu alup elindeki asâ ile paşayı döğe döğe tamâm edüp "Benim evkâfıma niçün vaz‘-ı yed etmek istersin?" derken hemân Bâkî Paşa cân havliyle hâbdan bîdâr olup evkâf-ı Halîlullâh'ı yoklamadan fârig olup ale's-sabâh aklı başından gitmiş. Bu vâkı‘ayı imâmına ve hakîre ta‘bîr etdirdikde "Hayr ola sultânım. Fukarâ-yı Halîl'e sadaka ve kurbânlar gönderüp rûhlar içün hatm-ı şerîfler tilâvet etdirin" dedim. Hakîkatü'l-hâl paşa eylece edüp âsitânesine yüz sürüp her şeyden tâ’ib u tâhir oldu. İmdi şehr-i Urfa himâye-i Halîlullâh'da böyle bir nazargâh-ı Halîl'dir. Cümle şehir halkı Halîl-sıfat mahbûbü'l-kulûb mü’min u muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müttakî âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
… l [ü] yek-cihet olup basîret üzre olup hükûmet-i Bitlis'i bir hoşça zabt u rabt
edüp halka
gülünç olman. Bana da bir nânpâre verin. Vâliden ehlimle bir kûşe-i vahdetde si …
"İmdi oğul ben seksen yaşına girüp okum atup, yayım yasup niçe kerre kemânım âsumâna asup felekden nâm [u] kâmlar alup niçe kere bu atlas-gerdûnun germ [ü] serdin çekmişem. Hâşâ sümme hâşâ ben bundan sonra hânlığı kabûl idem. Hemân siz on iki aded ciğer-kûşe ve nûr-ı dîdelerimsiz. Hemân yek-dil [ü] yek-cihet olup basîret üzre olup hükûmet-i Bitlis'i bir hoşça zabt u rabt edüp halka gülünç olman. Bana da bir nânpâre verin. Vâliden ehlimle bir kûşe-i vahdetde sizlere hayır du‘âda olam. Kaldır şu berâtların. Allâh mübârek eylesün" dedi, ammâ ciğeri pür-hûn olarak nutk edüp yukarudan aşağı mu‘âmele-âmiz kelimâtlar ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… im dilim edüp na‘şeleri serâperde-i hümâyûn önünde kalup hünkâr hûnhârlığı icrâ
edüp halka
bir dehşet hâsıl olup, andan sa‘âdetlü pâdişâh kendüye mahsûs İzmit sarâyında k …
İzmit de demişler. Bâlâda mufassal mevsûfdur, ammâ şimdi bu şehr-i İzmid'e böyle bir alay-ı azîm ile sa‘âdetlü pâdişâh girirken şâhrâhın yemîn ü yesârın ahâlî-i şehrin sıgâr u kibârı ve a‘yân [u] eşrâfı ve erbâb-ı esnâf[ı ve] ehl-i hırefi mâl-â-mâl olup pâdişâh yolu üzre selâm almağa istikbâle çıkup cemî‘i ehl-i hırefin ellerinde dîbâ ve şîb ve zerbâf pâyendâzlar döşeyüp sa‘âdetlü pâdişâha ubûdiyyet arz edüp cümle alay ve kâlâ-yı vâlâ-yı dâray u hârâların dahi arz ederek pâdişâh-ı Cem-karîn şehr-i İzmid'e girmişdir kim Rüstem ve Sâm ve Nerîmân eyle mehâbet u dârât-ı azameti görseler idi Nerîmân ve Sâm nerm [u] râm olurdu. Bu mehâbet [u] salâbetle otağa girirken ahâlî-i şehir râh-ı hünkâr üzre niçe kurbânlar etdiklerinden hünkâr koyun kurbânından hazz etmeyüp otak-ı nüh-tâk-ı revâk önünde celâlîden elli aded âdemi kurbân edüp cellâdlar her âdemi rişte rişte ve dilim dilim edüp na‘şeleri serâperde-i hümâyûn önünde kalup hünkâr hûnhârlığı icrâ edüp halka bir dehşet hâsıl olup, andan sa‘âdetlü pâdişâh kendüye mahsûs İzmit sarâyında karâr-dâde olup mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre gâhîce otağa gelüp dîvân-ı şehriyârî edüp ibâdullâha inâyet-i mu‘tâdları üzre iltifât ve istimâletler verüp ihkak-ı hak etdikde elbette yine kösler önünde her dîvân oldukda birkaç âdem celâlî ve cemâlî ve zalemelerden katl olması mukarrer idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
helvâlar ve şeker ve börekler ve fındık ve fısdık ve cevizler ve hurmâ ve leble …
Ve Mısır askerinin ganîmetinden bir hüsn-i hâlleri vardır. Evkât-ı hamsede rada etdikleri mahalde cümle meş‘alleri çerâğân-ı cinân edüp nısfu'l-leylde âyende vü revendeyi kahveye teklîf edüp halka helvâlar ve şeker ve börekler ve fındık ve fısdık ve cevizler ve hurmâ ve leblebi ve kâkler ve akîde ve nebâtları eyle bezl ederler kim Hudâ âlîmdir halkın ekseri cebine şeker ve fındık doldurup yola revâne olduklarında eğlence olur. Ve menzil karîb ise bir sâ‘at yer kaldıkda Bedevî Urbânlarından İbn Halvân derler kırmızı şâllı kırk âdem vardır, bir mürtefi‘ yere çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y376b ·
metinde göster ·