… sn-i zindegâne etmek mümkün olmayup emr-i İlâh ile Medîne-i Münevvere'ye hicret
edüp on
sene Medîne'de mutavattın olup ikinci senede sıyâm farz olup ve kıble Kudüs'den …
Bu tarz üzre cümle Ashâb-ı güzîn mâl-ı gazâ ile muğtenim olup ümmet-i Resûlullâh yevmen-fe-yevmen mansûr [u] muzaffer oldular. Ve Hazret-i Risâlet-penâh'a kırk yaşında nübüvvet gelüp müddet-i risâletleri 23 sene oldu ve müddet-i ömr-i azîzleri 63 sene olup nübüvvetden sonra Mekke münkirleri ile hüsn-i zindegâne etmek mümkün olmayup emr-i İlâh ile Medîne-i Münevvere'ye hicret edüp on sene Medîne'de mutavattın olup ikinci senede sıyâm farz olup ve kıble Kudüs'den Mekke'ye:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19b ·
metinde göster ·
… azîm olup bi-emri Hudâ küffâr münhezim olup Burunsuz Kostantîn nâm la‘în firâr
edüp on
bin küffâr beyâz üzre kızıl kanları cereyân ederek cümlesi dendân-ı şemşîrden v …
Andan Yedikulle'de mahpûs sâbıkan Boğdan beği olan Lipul Voyvadaoğlu Cüvân İstifan nâm veledi Boğdan beği edüp Fazlı Paşalı Kemânkeş Ahmed Ağa'yı iskemle ağası edüp Gazzâzoğlu Silâhşör Ahmed Ağa'yı sancak ağası edüp kat‘-ı menâzil Boğdan tahtı olan Yaş altında cümle asker cem‘ olup mâh-ı (---)(---) günü beyâz kar üzre bir ceng-i azîm olup bi-emri Hudâ küffâr münhezim olup Burunsuz Kostantîn nâm la‘în firâr edüp on bin küffâr beyâz üzre kızıl kanları cereyân ederek cümlesi dendân-ı şemşîrden ve peykân-ı teberden cân verüp Cüvân İstifan'ı kurtede hükûmet sâhibi etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85b ·
metinde göster ·
… arafı kuyumcu dezgâhlarında halîfeler işleyecek hücreler ile ârâste bir kârhâne
edüp on
bin sahan ve beş yüz kazgan ve tancere ve sâ’ir bakır âvânları vakf edüp hayrât …
Ba‘dehu Süleymân Hân pâdişâh oldukda kuyumcubaşılara iltifâten Sakkâ çeşmesin binâ edüp önünde bir hevâdâr yerde bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘, hammâmlı ve müte‘addid kâ‘a ve hücreli bir tavîl dîvânhâne-misâl ortası yollu iki tarafı kuyumcu dezgâhlarında halîfeler işleyecek hücreler ile ârâste bir kârhâne edüp on bin sahan ve beş yüz kazgan ve tancere ve sâ’ir bakır âvânları vakf edüp hayrât-ı azîm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186a ·
metinde göster ·
üç nefer kimesnenin ol mahalde ciğerleri ve bağırsakları tarfetü'l-ayn içre taş …
Hikâye{-i münâsib}: Hikmet-i Hudâ bir gün İslâmbol'da Yahûdî mahallesinde ihrâk-ı azîm vakı‘ olup bostâncıbaşı ve yeniçeri ağası yankını söndürmeğe varup bir kaç bostâncı ve yeniçeriler bu tîz-âbcı kârhânesinin birine girüp görseler kim raflar üzre yüz, iki yüz şîşeler içre elvân elvân şarâblar, "bire meded" deyü herbiri birer şî[şe]den nûş edüp on üç nefer kimesnenin ol mahalde ciğerleri ve bağırsakları tarfetü'l-ayn içre taşra çıkup merhûm olup vücûdları âteşe yanup kaldı. Tîz-âb (---)(---) hâsıl olur. Böyle mel‘ûn şeydir kim kîmyâcılara dahi lâzımdır. Ve bu Yahûdîler dahi kîmyâya çalışırlar, ba‘zısı vâsıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
Yedinci, Çelebi kolu: Neferât 200, bunların ser-çeşmesi bir dilbere âşık olup pederinden intikâl eden yüz bin guruş mâlı bu çengîliğe sarf edüp ol kadar murassa‘ât cevâhir bisâtlar ve her fende üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mukallidler peydâ edüp on iki aded nûr-ı mahz, hûrşîd-i dırahşâna müşâbih pençe-i âfitâb rakkâslar peydâ etdi kim her birinin bir işvesi bir ân cân-ı safâya değerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
… bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık
edüp on
bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin bu Çıkrıkcızâde Süleymân taklîd …
"Hayır bir latîf bal verdim" deyüp baldan bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık edüp on bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin bu Çıkrıkcızâde Süleymân taklîd etdikde âdemin gülmeden hayâtı gidüp memât kıyıları nümâyân olurdu. Sâ’ir taklîdleri dahi ana göre idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… iyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân
edüp on
üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffâr …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
birinci gün Moskov kralının çâşıtları Âsitâne tarafından gelirken Tatarlar giri …
{Müşâvere-i kefere-i Kazak-ı Azak}: "Sene-i mâzîde güç ile Âl-i Osmân elinden kurtulduk. Bu kış bize Tatar göz açdırmayup bir tarafdan imdâdımız gelmedi ve bir cânibden kış bizi helâk etdi. Bir tarafdan kaht [u] galâ ve bir tarafdan Tatar-ili vilâyetimiz harâb u yebâb edüp akrabâ ve ta‘allukâtlarımız esîr-i kayd-bend etdiler. Ve bizler dahi Tatar havfinden bu kışda kal‘adan taşra baş çıkarmağa dermânımız olmayup kal‘ayı ta‘mîr u termîm edemeyüp cebehâneden bir vukıyye barudumuz kalmayup sâ’ir âlât-ı silâh ve mühimmâtdan dahi bir şey kalmayup cümle on bin Hıristiyan kaldık. İşte şimdi yine Âl-i Osmân donanmasıyla deryâ-misâl asker ile gelmede. Azak balığı yiye yiye cânımıza tâk deyüp ciğerlerimiz cılk oldu. Âhir bu kal‘ayı Âl-i Osmân elde komaz. Bıldır otuz bir bin Hıristiyanımız mürd oldu. Hâlimiz âhir neye müncer olur. Hemân Tatar ve Âl-i Osmân kal‘ayı muhâsara etmeden bırağalım, yohsa Osmânlının bu gelişinden halâs olmak yokdur", deyüp bir gün kal‘ayı bırağup cümle top u tüfenk ve yât u yarâğların Tün suyu gemilerine tahmîl edüp karârları firâra mübeddel olup nehr-i Tün kenarınca Çerkes-kirmâna ve Horas-kirmâna ve Tuzla-kirmâna ve gayrı kal‘a-i dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Beri cânibden Tatar Hân ile Kal‘a-i Azak altına giderken nehr-i Süd kenarında bir kaç Kazak-ı Ak keferesi dil dutulup Azak Kal‘asından küffârın firâr etdüğün anlardan istimâ‘ edüp ol gün ol gice çapula seğirdir gibi ılgar edüp mâh-ı (---) günü Kal‘a-i Azak altına dâhil olup deyyâr-ı âdem âdemî-zâtdan bir cân bulmayup hirre ve kutta ve kelb ve mûş ve funguzdan bile zî-rûh kısmı bir eser bulunmayup kal‘anın der-i dîvârından ancak bir Ceneviz kullesi kalmış. Bu ahvâl-i pür-meserreti bahren Âsitâne tarafına Tatar Hân arz edüp on birinci gün Moskov kralının çâşıtları Âsitâne tarafından gelirken Tatarlar giriftâr-ı bend edüp Hân huzûrunda fesâhat üzre bî-bâk ü bî-pervâ dediler kim "Biz kırk kimesne ile der-i devletde çâşıdız. Deryâ-misâl asker ile Âl-i Osmân geliyor. Kal‘ayı bırağup kaçasız. Sâ’ir zamâna kıyâs etmeyesiz deyü haber gönderdik. Biz dahi kal‘aya gelirken Tatar'a giriftâr olduk. Emr hânındır" dedikde üçünün dahi şirb-kelle ve pâf-gövde (?) olup cân-ber-cehennem gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263b ·
metinde göster ·
… lundu. Ve bu kal‘a inşâ olunurken yedi kerre Tatar askeri Moskov diyârına sefer
edüp on
beşer yigirmişer bin esîr ile ordu-yı İslâm'a gelüp cümle asker-i İslâm onar gu …
Mâh-ı mezbûrun on üçüncü gün debdebe ve velvelev-i Âl-i Osmân ile deryâ-misâl asker kal‘a-i Azak altına Serdâr-ı Mu‘azzam Civân Kapucubaşı Vezîr Mehemmed Paşa gelüp Kal‘a-i Azağ'ı hâlî buldular. Ammâ küffârın bir hıyel [u] şeytanatı vardır deyü üç gün ârâm edüp dördüncü gün kal‘a zemînine ezânlar okunup kol kol cemî‘-i Eflak u Boğdan'a fermânlar olup Kal‘a-i Azak'ın esâsına Bism-i İllâh ile hafirler kazılmağa mübâşeret olunup üç günde ka‘r-ı zemînden su zâhir olup temeline rahtım-i Horasân ile ısgaralar çatup Timurlenk nâm cezîrede bir münhedim olmuş kal‘a-i atîkden cümle keştîler taş-keşân olmağa me’mûr olup kal‘ayı binâ etmeğe mübâşeret olundu. Bir ayda iki kulle binâ olundu kim kadîm-i evvelde Ceneviz binâsından metîn oldu. Hâlâ bu kal‘a hakkında "Ceng-i Serdâr Deli Hüseyin Paşa, feth-i Bahâdır Girây Hân, binâ-yı Civân Kapucubaşı" deyü Kırım tevârîhinde mestûrdur. Ve ta‘mîr ü termîm olunup yine ke'l-evvel Kefe eyâletinde sancak beği tahtı olup iki tuğ ile mir-i mîrân (---) Paşa muhâfız kalup ve yeniçeri ağası yerine (---) Ağa yigirmi aded yeniçeri odasıyla ve altı topçu odasıyla topçubaşı ve on oda cebeciyle cebecibaşı ve yedi bin kara tayak Tatar askeri muhâfazacı kondu ve yedi sancak beği ve on iki alaybeği ile muhâfazacı yigirmi altı bin asker kondu ve kal‘a içine yetmiş balyemez ve kırk kolomborna ve üç yüz şâhî handak kenarlarına koyup gice ve gündüz ihtimâm-ı tâm ile kal‘a bir gün 264a evvel itmâm etmeğe sa‘y-ı belîğ edüp cemî‘î ammâl ve bennâlara ve sa’ir mühimmât u levâzımâtlara beş bin kîse harc olundu" deyü der-i devlete arz olundu. Ve bu kal‘a inşâ olunurken yedi kerre Tatar askeri Moskov diyârına sefer edüp on beşer yigirmişer bin esîr ile ordu-yı İslâm'a gelüp cümle asker-i İslâm onar guruşa esîr alırlardı. Âhirü'l-emr Moskov kralı "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp elçileri Âsitâne-i sa‘âdet tarafına akd-i sulh etmeğe revâne oldular. Kal‘a itmâm bulup içinde câ-be-câ hâneler imâr olurken Serdâr Mehemmed Paşa, Âsitâne'ye gidüp sâ’ir asâkir-i İslâm dahi vatanlı vatanlarına gidüp hakîr yine Tatar-ı adüv-şikârın Mansûrlu kabâ’iliyle gidüp geldiğimiz yollar ile yine sekiz günde vilâyet-i Kırım'a dâhil olduk. Yigirmi gün yine Bâğçesarây'da zevk idüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263b–264a ·
metinde göster ·
… muşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ
edüp on
pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç o …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… inâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs
edüp on
pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir dey …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… meh-tâblar ve duhter-i pâkîze-ahter ü bintânlar getirüp ordu-yı İslâmı ganîmet
edüp on
guruşa bir mahbûb ve mahbûbe kız ve oğlan vermeğe başladılar. El-hâsıl cümle gu …
Ve bu kal‘a feth olduğunun altıncı günü küffâr-ı hâk-sârın Venedik donanmasıyla altı pâre Malta ve altı pâre Duka ve altı pâre Papa gemileriyle cümle yüz pâre kefere ve fecere gemileri ejder-i heft-ser gibi kal‘aya imdâd geldiler, Gördüler kim kal‘anın limanında Âl-i Osmân donanması mâl-â-mâl olup liman önünde cümle deryâ beğleri ve cümle Cezâyirli âmâde dururlar. Ve kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre alem-i Resûl ile zeyn olup cümle burc [u] bârûlar üzre guzât-ı müslimîn pür olmuş ve nâkûshâneleri minâre olmuş ve her minâre alem-i Muhammedîler ile ârâste ve cümle der-i dîvârları asker-i İslâm ile pîrâste olmuş görünce cümle küffârın zehreleri çâk olup "elvedâ‘ ey Hanya elvedâ‘" deyüp âh [u] enîn ile hâ’ib ü hâsir cânib-i Suda'ya giderken cümle donanma ve Cezâyirli, küffâr üzre avanta ederken küffâr-ı bî-karâr, karâr edemeyüp Suda'ya firâr etdiler. Beri Hanya'da cümle guzât-ı müslimîn bildiler kim henüz kal‘a-i Hanya feth olup muhassılu'l-merâmlarına ve şütür-kâmlarına vâsıl olup İbrâhîm Çelebi kalyonuyla alınan Kızlara ağasının cümle mahbûbe câriyelerini ve cümle zî-kıymet mücevher esbâblarını bulup ve cümle küheylân atları alup ve niçe yüz Mısır hazîneliği mâl ü cebehâne ve milk [u] emlâk alup sâ’ir şühedâların kanları intikâmları alınup cemî‘î düyûrlar ibâdethâne-i müslimîn oldu. Ve böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn, kal‘a-i İskender-i Yunan feth olup sâ’ir diyâr-ı İslâma zamm olundu. Ve bu gazâda olan ceng [u] cidâl Azak'da ve Sultân Murâd Hân ile kal‘a-i Revân ve Bağdâd'da olmamışdır. Ammâ ol gazâlar müverrihler lisânıyla âb u tâb verüp ta‘rîf ve tavsîf eylemişlerdir. Ba‘dehû serdâr-ı mu‘azzam bu cezîre-i Girid içre tokuz pâre şehr-i mu‘azzam-misâl büleydelere ve (---) pâre kal‘alara ve cezîrenin tâ ortasında Isfakıye dağlarında olan re‘âyâ vü berâyâlara her ocakdan mu‘temedün aleyh bî-tama‘ u bî-garaz ve sâhib-i ırz âdemleri istimâletnâmeler ile her kılâ‘ ve büleydelere gönderüp "Elbette gelüp harâc-güzâr olup kal‘aların miftahların pâdişâha teslîm edüp yine evlâd ü iyâlleriniz ile dâr u diyârlarımzda huzûr edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye du‘â idesiz. Ve illâ bu ahde rızâ vermeyenin cümle mâlların nehb u gâret, evlâd [u] iyâllerin esîr ve kendülerin dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirmek mukarrerdir" deyü bu gûne istimâlet ve tenbîhnâmeler cümle cezîre içinde olan kal‘alara gidüp yedi günde Hanya kal‘asının cânib-i erba‘asında üç yüz pâre kurâ bıtrîk ü kıssîsleriyle ve hedâ[yâ] girân-bahâlarıyla gelüp mutî‘ u münkâd oldular. Bunlardan mâ‘adâ küffâr ser-fürû etmeyüp cemî‘î eyâlet vüzerâları ve mîr-i mîrânlara fermânlar sâdır olup "mâlları ve cânları cümle guzât-ı müslimînin olup öşr-i sultânîler versinler", deyü dellâllar nidâ edince el-azametullah yetmiş koldan yetmiş seksen bin guzât-ı müslimîn kol kol bu yedi yüz yetmiş mil cezîre içine müstevlî olup 273a şeb [u] rûz mücâhidîn-i fî-sebîlillah ol kadar mâl-ı ganâ’im ve altun ve gümüş ve bakır avânî metâ‘lar ve niçe âfitâb-ı meh-tâblar ve duhter-i pâkîze-ahter ü bintânlar getirüp ordu-yı İslâmı ganîmet edüp on guruşa bir mahbûb ve mahbûbe kız ve oğlan vermeğe başladılar. El-hâsıl cümle guzât-ı muvahhidîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı Kârûn'a mâlik oldular. Niçe bin garîbü'd-diyâr bu kâr-ı ganâ’imi ve bu sürûr [u] şâdmânı görüp tavattun edüp kaldı. Ve'l-hâsıl bu kal‘a-i Hanya'ya Küçük Hasan Paşa'yı ve on yedi mîr-i mîrânları ve yetmiş aded alaybeğlerin cümle ze‘âmet ve timar sahibleriyle kal‘a-i Hanya'da alıkoyup yigirmi yedi oda ile yeniçeri kethüdâsı ve on oda topcu ve on oda cebeci ve dörd aşağı bölük kalup üç bin Mısır askeri kalup cümle yetmiş yedi bin asker muhafazacı kaldı. Ve derûn-ı kal‘ada yedi bin yedi yüz sağ ve sol ve azeb-i hisâr kaldı. Ve kırk pâre yarar beğ gemileri karşu Menekşe'den asker ve zahîre geçirmeğe kaldı. Ve elli pâre Hanya firkateleri yüzer yiğidiyle kaldı. Mâh-ı mezbûrun (---) günü Serdâr-ı mu‘azzam, Musâhib-i Şehriyârî Yusuf Paşa-yı Hırvâdî cümle kal‘ada kalan vüzerâ ve a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup donanma-yı hümâyûn ile Âsitâne-i sa‘âdete muvâfık-ı eyyâm-ı sa‘d ile rûy-ı deryâda iki yüz pâre bâdbânın küşâde kılup cânib-i garbda Çuka adaları önünden ubûr edüp andan altmış altı mil Mora cezîresi burnunda Manya kâfiri sâkin olduğu mahalli gâret edüp andan yine Manya burnunda Kelli kal‘asını, harâbdır, anı ubûr edüp Kapuspata Burnu'n dahi ubûr edüp ve Menekşe kal‘asın ubûr edüp kal‘a-i Anapoli'de lenger ikâmet edüp anda üç gün meks olunup dördüncü gün müşâvere olunup Venedik'in İstendil cezîresin gâret etmeğe re’y [ü] tedbîr görülüp nefîr-i irtihâller çalınup Anapoli limanından taşra çıkınca Âsitâne tarafından "Gazân mübârek olsun" deyü hatt-ı şerîf ve hil’at-i pâdişâhî ve mücevher şemşîr ve mücevher hançer gelüp "Der-i devlete gelesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olup ol gün eyyâm-ı latîf ile cezîre-i İstendil'i nehb u gâret edüp az şey mâl-ı ganâ’im bulunup kal‘ası evc-i âsumâna berâber ve sa‘b u metîn ve iki aded liman-ı hasîni olup ân-ı sâ‘atde göç topları atılup lodos rûzgâriyle on günde niçe yerlere uğrayup seyr [u] temâşâ edüp kal‘a-i Sakız'a, andan (---) mil kal‘a-i İlimni'ye, andan tekrâr yine (---) mil kal‘a-i Midilli'ye, andan (---) mil yine kal‘a-i Bozca'ya varup bu zikr olunan kılâ‘ları görüp ta‘mîr u termîmine eyâlet paşaları ile biner âdem muhâfazacı koyup ve cümle cebehânelerin mükellef ve mükemmel edüp Bozcaada'dan (---) mil yine kal‘a-i Gelibolu, bunda dahi sulanup dizdârlarına "Basîret üzre olun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp andan yine eyyâm-ı muvâfık ile iki gün iki gicede İslâmbol kurbunda Kızıl Adalar'da lenger-i ikâmet burağup üçüncü gün mâh-ı mezbûrda (---) mansûr u muzaffer Sarâyburnu'na varup huzûr-ı pâdişâhîde eyle şâdmânlar oldu kim ta‘bîr ve temdîh ve tavsîf olunmaz. Ol mahalde Fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp hil‘at-i fâhireler ile şeref-yâb ve hayr-du‘a-yı pâdişâhîyle behre-yâb olup bir Mısır hazinesi mâl-ı firâvân ve bî-hisâb hûr [u] gılmân misilli civân hedâyâlar verdi. Ba‘dehû münâfıkîn ve hasûdîn şerrine uğrayup (---)(---)(---)(---) fakîr Yûsuf Paşa'yı bi-gayr-i hak katl edüp na‘şe-i mübârekin İbrâhîm Hân görüp "Ne güzel beyâz teni vardır" deyü medh ve tavsîf edüp ağladı. "İlâhî Yûsuf! Sana edenler yakın zamânda senin gibi olsun" deyü bed-du‘âlar edüp Cinci Hoca nazar etdi. Ol sâ‘at cümle asker-i İslâm ve cemî‘î mahrûse-i Kostantıniyye ahalisi "vâveylâ ve vâ-veledâ" deyü feryâd [u] figâna âğâze edüp her kafadan bir sadâ-yı güft u gû olup "iyiliğe kemlik" deyü cümle halk bükâ vü nâliş etdiler. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi’a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b–273a ·
metinde göster ·
… klerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl
edüp on
ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. S …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… âyâlarıyla gelüp paşa-yı kâmkâra buluşdular. Ve huzûr-ı vezîrde on koyun kurbân
edüp on
altun ihsân alup gitdiler.
Evsâf-ı kal‘a-i Koylıhisâr: Ebü'l-feth havfinden Sultân Uzun Hasan binâ etmişdir. Hikmet-i Hudâ yine sene (---) târîhinde Ebü'l-feth feth etmişdir. Erzurûm eyâletinde Şebin Karahisâr sancağı hâkinde nâhiye ve yüz elli akçe kazâdır. Kal‘ası eflâke ser çekmiş bir yalçın kaya üzre sengîn binâ çâr-kûşe kal‘a-i ra‘nâdır. Dâiren-mâdâr cirmi bin üç yüz adım küçük kal‘adır. İçinde yüz hânesi ve anbarları ve cebehânesi ve su sarnıçları ve cânib-i garba 284a bir demir kaplu kapusu var. Dizdârı ve yetmiş neferâtları ve taşrasında yüz hâneli varoşu ve bir câmi‘i ve bir kaç dükkânlarından mâ‘adâ âsâr-ı binâları yokdur. Kal‘adan on yedi pâre top atılup şâdmânlar oldu ve ahâlî-i kal‘a hedâyâlarıyla gelüp paşa-yı kâmkâra buluşdular. Ve huzûr-ı vezîrde on koyun kurbân edüp on altun ihsân alup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b–284a ·
metinde göster ·
… e hammâmlı ma‘mûr müselmân ve Yarmeni köyüdür. Bunda Alî Ağa bir ziyâfet-i azîm
edüp on
at ve on kîse ve on katar deve beş katar katır verdi. Andan yine Tercân ovası i …
Menzil-i Tercânlı Alî Ağa Köyü: Tercân ovasında üç yüz hâneli ve bir câmi‘li ve hammâmlı ma‘mûr müselmân ve Yarmeni köyüdür. Bunda Alî Ağa bir ziyâfet-i azîm edüp on at ve on kîse ve on katar deve beş katar katır verdi. Andan yine Tercân ovası içre 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a ·
metinde göster ·
… ir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr
edüp on
bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ- …
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ avlandı kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [u] şikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek zeylinde meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada olanlar bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû emân verüp yahşî bâkireler ve mahbûb gulâmlar hedâyâları getirüp ığmâz-ı ayn olundu. Anı ubûr edüp altı aded nâhiyeler dahi gâret olunup firâvân mâl-ı ganâ’im alındı. Ammâ nevâhîlerin isimleri ma‘lûmım değildir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr edüp on bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ-gûn ile ıskarça olup mâl-ı ganâ’imi ve bakır-âvânî eşyâları asker-i İslâm yüklenmede aciz-mânde oldular. Niçe gâzîler gerüye avdet edüp nehr-i Çoruğ'a varup anda metâ‘ [u] mâl-ı ganâ’imlerin Gönye kal‘asına, andan gemiyle Tarabefzûn'a götürüp girân-bahâ ile her metâ‘ın âkılâne fürûht edüp hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde Azak gazâsına giderken Gönye kal‘asında meks edüp Mikrilistân'ın mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin Ağa elçilik ile gitdikde ma‘an gidip Mikrilistân'ı seyr [ü] temâşâ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
… -i Tayan Ahmed Ağa Çiftliği: Ahmed Ağa, paşayı bunda on gün ziyâfet etmeğe ricâ
edüp on
gün tekâ‘üd içün çavuşlar tenbîh edüp cümle paşa askerine kurâlarda konaklar ta …
Menzil-i Tayan Ahmed Ağa Çiftliği: Ahmed Ağa, paşayı bunda on gün ziyâfet etmeğe ricâ edüp on gün tekâ‘üd içün çavuşlar tenbîh edüp cümle paşa askerine kurâlarda konaklar ta‘yîn olunup bu hakîr paşadan me’zûn olup, Ahmed Ağa âdemleriyle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342b ·
metinde göster ·
… iş. Paşa dahi Engürü câniblerine revâne olmağa atf-ı inâne bezl-i ihtimâm-ı tâm
edüp on
birinci günde yine Çorum sahrâsında,
351a Hulâsa-i kelâm bu fezâda on gün lokmacılık edüp Varvar Paşa'dan tatar gelüp "Benim oğlum! Gâfil olma sakın dahi asker cem‘ eyle. Hemân nevrûz-ı sultânî olup hevâ küşâde olunca Âsitâne'ye azîmet edüp cenâb-ı şerîfiniz ile yine haberleşüp müşerref oluruz" demiş. Paşa dahi Engürü câniblerine revâne olmağa atf-ı inâne bezl-i ihtimâm-ı tâm edüp on birinci günde yine Çorum sahrâsında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a ·
metinde göster ·
… âb asâkir-i İslâm ile Üsküdar bâğçesinde karâr edüp ol ân bostâncıbaşıya fermân
edüp on
iki bin tüfenk-endâz uskukân ile Haydarpaşa bâğçesinden tâ Alî Bahâdır ve Sücâh …
Ve şeb [u] rûz asker-i bî-pâyân gulgule-i velvele-i Rûm ile basîret üzre olup her şeb niçe bin cünd-i müslimîn "Allah yekdir yek!" deyü pâsbân u nigehbânlık ederlerdi ve yedi koldan talî‘a-i asker ve vezîr [u] vüzerâ ve mîr-i mîrânlar çarhacı ta‘yîn olunup günden güne cenge âmâde dururlardı. Ve her gün Gürcî Nebî tarafından sadrıa‘zama çaşıtlar gelüp "İşte fülân menzile geldi ve seksen bin askeri vardır!" deyü haber gelirdi. Hemân sadrıa‘zam Kapudan (---) Paşa'ya fermân edüp kırk pâre donanma-yı hümâyûn kadırgalarıyla beş bin asker ta‘yîn edüp İzmit Boğazı yollarına gidüp Pendik ve Kartal ve Darıca ve Heleke yollarından Celâlîler leb-i deryâ ile geçmesin deyü mezkûr kadırgalar me’mûr olup gitdiler. Ammâ Celâlîler bu kadırgaları yolları üzre âmâde oldukların istimâ‘ edince İzmit şehrine uğramayup bî-hesâb zehâyirlerin zur-ı bâzû ile İzmit şehrinden alup Kocaili sancağı hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre Üsküdar'a gelecekleri haberi geldi. İrtesi gün bizzât sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-haşmet taht-ı başdarda-i hümâyûnına süvâr olup iki bin kadar bostâncıbaşı kayıkları ve sâ’ir sandallar ile on iki bin tüfenk-endâz 31a zeber-dest kurnaz bostâncı şehbâzlarıyla ve on iki bin asker dahi baltacı ve aşçı ve helvâcı ve kilârcı ve ekmekçi ve hâs-âhûr-ı vefâ ve şadırvan ahûru ve yedekciler ve kopilciler ve zülüflü baltacılar ve sâ’ir bî-hisâb asâkir-i İslâm ile Üsküdar bâğçesinde karâr edüp ol ân bostâncıbaşıya fermân edüp on iki bin tüfenk-endâz uskukân ile Haydarpaşa bâğçesinden tâ Alî Bahâdır ve Sücâh Bahâdır bâğlarına varınca bostâncılar kat-ender-kat meterîse girdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30b–31a ·
metinde göster ·
gün tekâ‘üddür" deyü alay çavuşları tenbîh eylediler. Bu şehr-i azîmin dahi evs …
Bu şehre dâhil olurken cemî‘i ahâlî-i Haleb deryâ-misâl olup paşanın alay-ı istikbâline çıkup niçe şâhrâhlar üzre pâyendâzlar edüp paşa Haleb kal‘ası hâricinde Hünkâr Sarâyı'nda meks edüp "On gün tekâ‘üddür" deyü alay çavuşları tenbîh eylediler. Bu şehr-i azîmin dahi evsâfın ale't-tafsîl hacca gitdiğimiz sene cild-i (---) de cemî‘i imâratı ve bânîsi ve vâlîsi ve kal‘a-i âlîsi ve a‘yân [u] eşrâf-ı ahâlîsi bir kerrâs hat ile ta‘rîf ve tavsîf olunmuşdur. Ammâ bu gelişimizde Kevâkibîzâde Efendi'den Halebü'ş-Şehbâ hakkında bu eş‘âr-ı pâkîze-güftârı istimâ‘ edüp bu mahalle tahrîr olundu kim ol şi‘r-i belîğ budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b ·
metinde göster ·
… lerine hedâyâ ile gönderüp hakîre bir at ve bir Gürcî gulâmı ve yüz altun ihsân
edüp on
üç aded refîklarımız ile,
Bu gûne nasîhat-âmîz kırk elli beyt kasîde-i mu‘teberdir, ve's-selâm. Şehr-i Haleb'de bu gûne elfâz-ı hikâyât-ı acîbe ve garîbeler istimâ‘ ederek zevk u safâ ederken Murtezâ Paşa efendimiz bizi mektûb-ı muhabbet-uslûblarıyla Urfa'da Halîlü'r-rahmân şeyhi (---) Efendi hazretlerine hedâyâ ile gönderüp hakîre bir at ve bir Gürcî gulâmı ve yüz altun ihsân edüp on üç aded refîklarımız ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53a ·
metinde göster ·
… ılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet
edüp on
dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i H …
El-hâsıl üç kerre sa‘âdetlü pâdişâh tarafından kapucular kethüdâsı ve baş haseki ağa ve hâsodabaşı gelüp paşayı da‘vet etdiler. Paşa sûre-i (---) âyetinde Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre ben kendümü tehlikeye ilkâ edüp bu Cemâpur askeri cem‘iyyeti içinden huzûr-ı pâdişâhîye varamam, umûma muhalefet kuvvet-i hatâdandır, elbette gidemem dedikde dördüncü def‘ada kapucular kethüdâsıyla Hâsodabaşı Hasan Ağa gelüp "Ya huzûr-ı pâdişâhîye gelirsin, size zarâr yokdur; ya mührü verirsin!" deyince paşa hamd-i Hudâ edüp paşa eydür "Ağalar! Vallahi ben mührü pâdişâhıma üç kerre verdim, almadılardı. Bana bir nân-pâre ihsân eylesinler, bir eyâletine gideyim" deyü mührü kapucular kethüdâsına verüp birer kise altun ve birer hil‘at-ı semmûr verüp "Pâdişâhımın pây-ı sa‘âdetine yüzüm sürerim" deyüp anlar giderken "İşte mührü vezîrden aldık. Dağılın ümmet-i Muhammed" dediklerinde feryâd [u] figânların dahi ziyâde edüp "Biz yetmiş âdemin katlin isteriz" dediler. Hemân Bâb-ı hümâyûn açılup Şeyhülislâm Azîz Efendi'yi içeri huzûr-ı pâdişâha da‘vet edüp yüz elli mikdârı ulemâ ve ser-i kârda olan ihtiyârlar ile muvâcehe-i şehriyârîye varup müşâvere edüp mührü Siyâvuş Paşa'ya verüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek eyleye. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam olasın" dediler ve cümle guluvv-i âm halkı dağılup gitdiler. Hemân ol dem Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı beşer altışar yüz küheylân atlı pür-silâh askerleriyle paşaya gelüp buluşduklarında "Sultânım, niçün bize haber etmeden mührü verdiniz? Senin uğuruna cümle kırılırdık" deyü paşaya ıtâb-âmîz sözler söyleyüp ağladılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet edüp on dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i Hudâ selâmetle halâs oldum. Ammâ sizler şimden gerü başınıza tedârik görün" dedikde "Biz bize bir su‘ûb ne etdikse kendi kendimize etdik" deyüp ağlaşarak paşa ile nân u nemek hakkın helâlleşerek çekilüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa'ya rağmen kapusu önünden ubûr edüp mübârek-bâda varmadıklarından Siyâvuş Paşa müte’ellim oldu. Ertesi gün Hâsodabaşı'yla hatt-ı şerîf gelüp "Benim lalam Melek Ahmed Paşa! Sana Mısır'ı ve Bağdâd'ı ve Budin'i ve Özi eyâletini ihsân etmişimdir. Kankı eyâleti murâd edinirsen bilâ-kalemiyye sadaka olunmuşdur, arz edesin" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelince paşa Özi eyâletin arz edüp üç kise altun ve elli katar-ı katır ve elli katar-ı deve ve bir otak ihsân olunup sa‘âdetlü pâdişâha vedâ‘a varup andan Sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa'ya varup birbirleriyle ol kadar ca‘lî âşinâlık etdiler kim âdem hayrân kalırdı. Niçe bin nasîhat-âmîz kelimâtları birbirlerine söyleyüp ba‘dehû şerbet ve buhûr gelüp ba‘dehû bir semmûr kürk ve iki kîse altun Siyâvuş Paşa bizim paşaya verüp birbirleriyle öpüşüp vedâlaşup andan şeyhülislâma varup andan paşa ortak sarâya gelmeyüp Bismillah ile doğru Edirne kapusundan taşra çıkup paşanın Otakçılar nâm sarâyında meks etdikde paşanın tuğlarıyla ve cümle askeriyle Kudde Mehemmed Kethüdâ mehterhâne-i paşayı döğerek topçulara gelüp meks etdiler. Paşa efendimizin akîbince Kaya Sultân efendimiz dahi göç edüp sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar görülürken 104b işbu sene 1061 târîhinin şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin altıncı çihârşenbe günü idi, İslâmbol içre bir gulgule-i azîm olup İslâmbol kapuları kapanup Bektâş Ağa'ya Bursa sancağı ve Yeniçeri ağasına Erzurûm, Çelebi Kul Kethüdâsına (---) ihsân olunup (---)(---)(---)(---) iken Bektâş Ağa'yı kayd-bend ile bir hammâlın semerli bârgiri üzre Siyâvuş Paşa katl etdi ve Yeniçeri ağasını katl etdi. Sarı Kâtib bu ahvâl-i pür-melâli felâketi istimâ‘ edüp kendüyi bıçağıyla urup katl etdi ve yüz âdemleri katl edüp Bektâş Ağa ve Çelebi Kethüdâ ve (---) Yeniçeri ağasının cemî‘i mülk-i emlâklerin zabt edüp ka‘r-ı zemînden niçe mâl-ı defâyin çıkarup hazîne-i pâdişâhîye teslîm olundu. Yine ol sâ‘atde ümm-i dünya olan Sultân Ahmed Hân hâtûnu olan Osmân Hân'ın, Orhân Hân'ın ve Bâyezîd Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlidesi olan Koca Kösem Vâlide'nin Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa, vâlidenin gîsûların gerdenine bağlayup ma‘nûkan katl edüp ol sâhibü'l-hayrât hâtûnı şehîde eylediler. Ahâlî-i İslâmbol bu hâli istimâ‘ edüp üç gün üç gice derûn-ı İslâmbol'da câmi‘ler ve çarsû-yı bâzârlar kapanup gulgule-i azîm olup pes ü perdeden ve âşikâre niçe yüz âdemler katl olunup İslâmbol içi helc ü melc oldu. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu ahvâlât-ı pür-melâlât-ı çîlât işleri istimâ‘ edince Siyâvuş Paşa hakkında eydür: "Elli altmış gün vezîria‘zam olmak içün ümm-i dünyâ olan efendimiz Murâd Hân ve İbrâhîm Hân vâlidesi fakîreyi mazlûmen bi-gayrı hakkın katl etdi. Ammâ Siyâvuş Paşa iflâh [u] ber-hurdâr olmaz. Hemân Cenâb-ı Bârî anasını ağlatmayup birâderi Hüseyin Beğ sağ ola ve Hudâ selâmetle vezâretden kurtara. Azîm vartada vezîr oldu" deyü Melek Paşa'nın gözleri tas-ı pür-hûna döndü. Andan ertesi gün Siyâvuş Paşa tarafından on aded habbâr mübâşir çavuşlar gelüp "Elbette Özi eyâletine gidersiz!" deyü ibrâm [u] ilhâh edüp paşa "Emir pâdişâhın. Tiz tuğlar gitsin!" deyü çavuşlar huzûrunda tuğları Çekmece'lere gönderüp çavuşlara ihsân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104a–104b ·
metinde göster ·
iki bin Venedik altunu ve bin aded dökme iryal tamgasında onar dirhem altun ve …
Muhallefâtın tahrîr etmeğe hakîri ta‘yîn edüp on iki bin Venedik altunu ve bin aded dökme iryal tamgasında onar dirhem altun ve tokuz kise ve yigirmi sipâh esâmesi ve elli aded kılıç ve gaddâre ve kırk aded raht ve yigirmi abd-i memlûk ve on iki zırh ve yigirmi kalkan ve yedi tüfenk ve kırk mızrak ve yedi semmûr kürk ve iki aded ardı önü nâmûsiyyeli çerge ve on aded muşammalı hayme-i cedîd ve dörd katar-ı üştür ve beş katar-ı ester, ana göre sâ’ir âvânî ve haliçe ve ihrâm-ı gül-gûn bî-hisâb idi. Ve yüz beş kıt‘a kitâb-ı nefîse kim her biri birer mülûk içün tahrîr olunup vüzerâ vü vükelâlar Gınâyî Efendi'ye hîbe edüp böyle kitâb-ı nefîse cem‘iyyeti etmişdi. Bunları cümle tahrîr ve hıfz edüp paşanın izniyle ve kassâm-ı şer‘ defteriyle paşa hazînedârına teslîm etdim. Hemân ol gün paşa Gınâyî Efendi mâlından bir kîse guruş çıkarup techîz ve tekfîni olup şehr-i Sofya içre Sofu Mehemmed Paşa câmi‘i mihrâbı önünde defn etdik. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 145a ·
metinde göster ·
… u döküp andan hareket olunurken hemân hân-ı âlîşân paşa huzûrunda ser ber-zemîn
edüp on
iki ciğer-kûşeleri ve yetmiş yedi aded hâna tâbi‘ aşîret beğleri cümle ubûdiyye …
Hudâ'ya ayân u beyândır kim Melek Ahmed Paşa efendimizin üç bin askerine ve üç bin dahi hân nökerine ve istikbâle gelen şehir a‘yânına ve cânib-i etrâfda olan Kürd ve Köpe haşerâtlarına kifâyet etdiğinden mâ‘adâ çemenzâr üzre niçe bin sahûn ta‘âm-ı gûnâ-gûnu döküp andan hareket olunurken hemân hân-ı âlîşân paşa huzûrunda ser ber-zemîn edüp on iki ciğer-kûşeleri ve yetmiş yedi aded hâna tâbi‘ aşîret beğleri cümle ubûdiyyet edüp ser ber-zemîn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
… Ammâ bu Taht-ı Van'dan yine leb-i deryâ ile cânib-i şimâle niçe kılâ‘ları ubûr
edüp on
günde Van'a gider. Paşa efendimizin bu taraf ile Van'a revâne olduğun hakîr hab …
Evvelâ bu Van deryâsı etrâfın seyâhat edüp ayne'l-yakîn etdiğimiz mertebe Van bahrine mahlût olan nühûrları bildirir :Ammâ bu mahall-i Taht-ı Van'da yol iki fırkadır. Van bahrinin cânib-i cenûbîsindeki sağ tarafa giden sa‘b u sengistân Güzeldere ve Kepân ve kal‘a-i Vastân yoludur kim Hakkarî vilâyeti içre Van deryâsı kenârıyla 237a Van'a gider. Ammâ bu Taht-ı Van'dan yine leb-i deryâ ile cânib-i şimâle niçe kılâ‘ları ubûr edüp on günde Van'a gider. Paşa efendimizin bu taraf ile Van'a revâne olduğun hakîr haber alup biz dahi refîklerimiz ile Taht-ı Van'dan kalkup cânib-i şimâle leb-i deryâ ile giderken Rahova sahrâsının nihâyeti şarkîsi tarafı cümle deryâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236b–237a ·
metinde göster ·
… ûr-ı Muhammedî ururlar kim sekiz bin Kızılbaş'dan ancak elli aded sorhbaş firâr
edüp on
bir aded gâzîler câm-ı şehâdetde şerbet-i şehâdeti nûş etdiklerine bu beyt şâhi …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Âdilcevâz: Evvelâ Zâl Paşazâde bunda hâkim iken bir gice ale'l-gafle sekiz bin şâh nökeri tülüngi Kızılbaş şebhûn edüp bâğlar içinde siyâbi yatarlar. Hemân Zâl Paşazâde istimâ‘ edüp altmış nefer kimesne ile Kızılbaş'a girüp eyle satûr-ı Muhammedî ururlar kim sekiz bin Kızılbaş'dan ancak elli aded sorhbaş firâr edüp on bir aded gâzîler câm-ı şehâdetde şerbet-i şehâdeti nûş etdiklerine bu beyt şâhiddir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243a ·
metinde göster ·
ikinci gün sene 955 Recebi'nin yigirminci gününde Süleymân Hân be-dest-i Rüstem …
On birinci gün derûn-ı kal‘ada mahsûr olan sipehsâlâr Alîcân niçe tülüngî Kızılbaş-ı rîş-tıraşlar ile bir şeb-i muzlimde kemend-i pesendleriyle kal‘adan nüzûl edüp Elkas Mirzâ'nın haymesine varup dahl düşerler. Elkas Mirzâ dahi Süleymân Hân'dan derûn-ı kal‘adakileri ricâ edüp on ikinci gün sene 955 Recebi'nin yigirminci gününde Süleymân Hân be-dest-i Rüstem Paşa-yı vezîr-i celîlü'ş-şân muhâsarasıyla def‘a-i sânîde feth olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 250b ·
metinde göster ·
gün tekâüd fermân olunup mezbûr yigirmi iki aded cebehâne gemileri Tahtıvân lim …
Ertesi gün ordu-yı İslâm'a dellâllar nidâ edüp on gün tekâüd fermân olunup mezbûr yigirmi iki aded cebehâne gemileri Tahtıvân limanına sâlimîn gelüp ve tüfeng şâdımânları olup cümle âlât-ı silâhlarıyla gemilerden çıkarup paşanın otağı önüne ale't-tertîb dizüp levâzımâtlarıyla âmâde oldukdan sonra ba‘de'l-asr serâperde-i vezîrde somât-ı Muhammedî tenâvül olunup gülbâng-ı Muhammedî sadâsı üç nevbet gelüp sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup yetmiş bin guzâtın tüfenglerinden bir yaylım atup ve bir yaylım altı aded balyemez ve dörd aded şâhî darbzenlere de âteşler olup Rahovası Bitlîs kayaları ve dere ve depeleri ra‘d-vâr gürleyüp sâ‘ikasından zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp Bitlîs Hân bu sadâ-yı mûhişi istimâ‘ edüp "Hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ oldu." deyü haber geldi ve yevm-i mezbûrda top câmûslarına me’mûr olan ağaya haber gitdi. Ve ertesi gün bin iki yüz aded fil-i Mahmûdî-misâl câmûslar geldi ammâ dahi sağ kol Kürdistânı beğleri gelmedi ve paşa "Olmaya, illâ hayr!" deyü ığmâz-ı ayn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263b ·
metinde göster ·
El-azametullah diyâr-ı İmâdiyye'nin pâk ü pâkîze semmûr kürklü a‘yân u eşrâfı ve ulemâ vü sulehâsı ve cümle hânın on bin mikdârı güzîde askeri şal ü şapik ve çarık ile mülebbes olmuş tüfeng-endâz ceyş-i mehîbi cem‘ olup hânın dîvânında yemîn ü yesârda altun ve gümüş kavuklu serbendleri turna telli ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup âdâb üzre el kavuşup dîvânhâne-i hânda tabl u nefîr ü kudümlere turralar urulup dîvân-ı hâkim tamâm oldukda Murtezâ Paşa efendimizin nâmeleri kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûm-ı hân-ı âlîşân olunca hân eyitdi: "Ey kavm-i İmâdiyye, Murtezâ Paşa karındaşımız bizden bizim duhter-i pâkîze-ahterimizi menkûhalığa şer‘-i Resûl-i mübîn üzre taleb eylemiş, ne buyurursuz?" dedikde cümle a‘yân-ı İmâdiyye "İstihâl istihâl, Allah mübârek eyleye!" denildikde şeyhülislâm-ı İmâdiyye eydür: "Kani Murtezâ Paşa vekîli ve kani ya bu hânın vekîli?" dedikde Murtezâ Paşa kethudâsı meydân-ı muhabbete çıkup hân ile dest be-dest olup Bânû Perî'yi Murtezâ Paşa'ya şeyhülislâm nikâh edüp Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup niçe bin kâse eşribeler nûş olunup Murtezâ Paşa tarafından hâna ve hân kethudâsına ve şeyhülislâma semmûr hil‘atler giydirilüp sâ’ir ümerâ-yı a‘yâna yüz elli kadar zerdûz hil‘atler giydirilüp üç katar-ı katır yükü zî-kıymet tuhef-i tefârik-i kâmyâb makûlesi hedâyâları hâna pîşkeş çeküp Dâvûdî zırhlar ve tuğulka-yı Tâlûtîleri hâna bergüzâr edüp on re’s küheylân-ı sâfinâtu'l-ciyâd misilli atları hâna hedâyâ çeküp hân-ı âlîşân, cihân cihân hazz edüp ol ân Murtezâ Paşa'ya nikâh olduğu müjdecileri gidüp andan İmâdiyye hânının niçe bin sahûn et‘ime-i nefîse ni‘met-i mümesseki meydân-ı muhabbete gelüp bir summât-ı Muhammedî çekilmişdir kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Ba‘de't-ta‘âm Murtezâ Paşa kethudâsına hân kendü sarâyına hücreler döşeyüp anda mihmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… hbâzdır ve sol vezîri pâyesindedir. Mîr-i Birispi, bu dahi on aded aşîrete hükm
edüp on
bin tüfengliye mâlikdir. Ve üçüncü aşîret mîr-i Veseldân'dır ve döndürcü Kârsân …
Evvelâ Cizre şehrinin cânib-i (---) ba‘îd kal‘a-i Hardekıl beği Cizre hâkiminin sağ vezîri hükmündedir. Ol dahi on iki aşîret beğine hâkim olup on bin askere mâlikdir. Anın baş aşîreti kavm-i Sülupiyân'dır kim cümle üç bin tüfeng-endâzdır ve aşîret-i şehbâzdır ve sol vezîri pâyesindedir. Mîr-i Birispi, bu dahi on aded aşîrete hükm edüp on bin tüfengliye mâlikdir. Ve üçüncü aşîret mîr-i Veseldân'dır ve döndürcü Kârsân'dır ve beşinci Kibriyân'dır ve altıncı Kellehugiyân'dır ve yedinci Jilaniyân'dır ve sekizinci Küçük Zıbarı'dır ve ve on iki aded mîr-i aşâ’irin güzîdesi bunlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 385a ·
metinde göster ·
… lıç ve tirkeş ve bir yorga bârgîr raht u baht u licâmı ve gümüş zeyni ile ihsân
edüp on
bir aded huddâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer kat esvâblar ihsân edüp Bağdâ …
"Evliyâm, pederimiz Melek Ahmed Paşa pederimiz olmasa ve ben anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliyâm sen benimsin ve ben seninim, elem çekme. Dağ dağa kavuşmaz âdem âdeme kavuşur." deyüp üçüncü gün hakîre üç kise guruş ve üç at ve bir küheylân kısrak-ı mu‘teber at ve bir mahbûbe-i cihân bikr-i nâ-şüküfte-i zamâne ve üç aded pençe-i âfitâb-ı âlem-tâb misilli Gürcî gulâmları ve hakîre bir kat yol esvâbları ve bir kılıç ve tirkeş ve bir yorga bârgîr raht u baht u licâmı ve gümüş zeyni ile ihsân edüp on bir aded huddâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer kat esvâblar ihsân edüp Bağdâd'dan ma‘zûl Yeniçeri Ağası (---)(---) Ağa'ya hakîri teslîm edüp gâyet tenbîh ü te’kîd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408b ·
metinde göster ·
bin aded esîr alup bu kadar mâl-ı ganâ’im aldığı haberi geldi.
"Ben bu cezîre-i Girid'de niçe oturayım. Asker yok ve imdâd u zahîre ve cebehâne ve mevâcib yokdur, üskes başım alup Cezâyir'e çıkarım" deyü feryâdcıları gelüp ba‘dehû Hüseyin Paşa cezîre-i Girid'de İsfakiye dağlarında yetmiş seksen pâre kâfir köylerin nehb u gâret edüp on bin aded esîr alup bu kadar mâl-ı ganâ’im aldığı haberi geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7b ·
metinde göster ·
Hân eyitdi: "Evliyâm, işte paşan bu hânedânımızı seksen bin asker ile berbâd
edüp on
Mısır hazîneliği mâlımız gâret olunup bu kadar bednâmlığımız olup mâl [u] menâl …
Hân eyitdi: "Evliyâm, işte paşan bu hânedânımızı seksen bin asker ile berbâd edüp on Mısır hazîneliği mâlımız gâret olunup bu kadar bednâmlığımız olup mâl [u] menâlden ancak bu sandukacığı ehlimiz Zâl Paşa kızı Hânıma Sultân kucağında götürüp halâs eyledi. Ve sizin paşa dahi üzerime gelmeden yedi katar katır yükü mâl-ı hazâ’îni Mudiki dağlarına kaçırmışdım. Hâlâ anlar dahi diyâr-ı Mudiki'dedir, ammâ hele bu pîş-tahtaya bir kerre îm‘ân-ı nazar ile nazar eyle" deyü sandukanın kapağın küşâde etdikde bir kerre nazzâreye aldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10b ·
metinde göster ·
… erinde sehel bürûdet var, zîrâ zamân-ı sadâretinizde ana Anadolu eyâletin ihsân
edüp on
yedi günden Bektaş Ağa ve Çelebi Kethüdâ iğvâsıyla Kütâhiyye'den ma‘zûl eyleyüp …
Hakîr paşaya eyitdim: "Sultânım, meclis emânetdir. Allâhu a‘lem sultânım ile Köpürlü'nün mâbeynlerinde sehel bürûdet var, zîrâ zamân-ı sadâretinizde ana Anadolu eyâletin ihsân edüp on yedi günden Bektaş Ağa ve Çelebi Kethüdâ iğvâsıyla Kütâhiyye'den ma‘zûl eyleyüp hayli zamân Köprülü serseri gezerdi. Lütf eylen, dâ’imâ mektûb-ı dürer-bârlarınızda Köpürlü'ye iltiyâm ü temennâ ve ta‘zîm ve tekrîmlice mektûblar inşâ olunsun" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… hardır kim yedi bin tüfeng-endâz Nemse askerine mâlikdir. Hân'a azîm şâdumânlar
edüp on
araba hedâyâ ve iki yüz araba zahîre verüp ziyâfet-i azîmler etdiler, ammâ bu k …
Bânîsi (---)(---) vech-i tesmiyesi lisân-ı Leh üzre (---)(---) Ammâ beş lisânda birer gûne ismiyle müsemmâ bir Pihar-ı köhne binâdır. Hâlâ Leh kralı hükmündedir, ammâ Krakov vilâyeti hâkinde hâkimi Nemse pihardır kim yedi bin tüfeng-endâz Nemse askerine mâlikdir. Hân'a azîm şâdumânlar edüp on araba hedâyâ ve iki yüz araba zahîre verüp ziyâfet-i azîmler etdiler, ammâ bu kal‘aya iki kerre Maskov kralı renc [ü] anâ çekerek istîlâ edüp yine Leh kralı aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 46a ·
metinde göster ·
… n ile gelüp bu kal‘ayı şeddadî taş binâ ile inşâ edüp yukaru eski kal‘aya ilhâk
edüp on
kulleli bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîndir.
Ba‘dehû sene 1036 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında fermân-ı pâdişâhîyle Piyâle Paşa donanma-yı hümâyûn ile gelüp bu kal‘ayı şeddadî taş binâ ile inşâ edüp yukaru eski kal‘aya ilhâk edüp on kulleli bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a ·
metinde göster ·
… öpüşüp, görüşüp bir kebâb-ı kuzu ta‘âm yeyüp, ol ân üç yük akçe bârgîre tahmîl
edüp on
pastav prankona çuka ve elli top atlas ve on top Firengî basma ve on bârgîr yük …
"Henüz bildim" deyüp, berây-ı maslahat, "hay cânım" deyü öpüşüp, görüşüp bir kebâb-ı kuzu ta‘âm yeyüp, ol ân üç yük akçe bârgîre tahmîl edüp on pastav prankona çuka ve elli top atlas ve on top Firengî basma ve on bârgîr yükü tütün ve hakîre iki yüz Venedik altunu ve aşağıdaki kırk aded tevâbi‘lerime birer donluk saya çukalar ihsân edüp tâ benimle aşağı ovaya gelüp tevâbi‘lerime vâsıl eyleyüp gerüye dönüp cümle bârgîrler dahi bize kalup cümle tevâbi‘lerim âlem-i hayretde kaldılar. Anlara da çukaların ihsân edüp cümle mesrûr u şâdân oldular. Hamd-i Hudâ bu serdengeçdilik ile bir yük akçe yerine üç yük akçe ve bir yük akçe kadar metâ‘ alup bu uslûb üzre Cum‘abâzârı kazâsı mâlı tahsîl olup (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
… ş-gede olan mahal üzre bir kubbe-i azîmin tâ ortasına bir küçük kubbe dahi inşâ
edüp on
iki terek Bektaşî külâhı gibi bir musanna‘ beyâz kubbe-i mücellâdır kim büyük k …
Ammâ bu matbaha üstâd-ı bennâ bir gûne san‘at harc edüp âteş-gede olan mahal üzre bir kubbe-i azîmin tâ ortasına bir küçük kubbe dahi inşâ edüp on iki terek Bektaşî külâhı gibi bir musanna‘ beyâz kubbe-i mücellâdır kim büyük kubbenin ortasına bu küçük kubbe kalın zincir ile mu‘allâk asmış. Cümle âteş anda yanup tâ sultân-ı azîz zamânından berü bu âteş-gedede âteş-i sûzân aslâ sönmeyüp ol zamândan berü çorba kazanları şeb [ü] rûz âteşden inmeyüp cemî‘i âyende vü revendelerin müslim ü mugân u edyân-ı milel-i gûnâ-gûnlara sofra-i bî-imtinânı mebzûl olduğundan mâ‘adâ kilârında "Hayrü't-ta‘âm mâ-hazar" kelâmı üzre şîr-i hurma ve katr-ı nebât-ı Hamavî ve kuş südü, ya‘nî yumurta bile bulunur azîm âsitânedir, gülümün gülü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… en yetişüp bir ağızdan "Allâh Allâh" deyüp kılıç urduk. Ve beş sâ‘at kâmil ceng
edüp on
sekiz hıntovu ikişer atlarıyla ve içinde olan kırk aded pâk ve pâkîze duhter-i …
Ba‘de't-tilâvet-i Fâtiha piyâdelerimizi Tatarların boş atlarına bindirüp üç yüz süvârî bahâdır olup ol gün seğirdüp dağ içinde on sekiz aded münakkaş ve billûr câmlı hınto arabalar ile üç yüz mikdârı Macar-ı füccâr kaçarken yetişüp bir ağızdan "Allâh Allâh" deyüp kılıç urduk. Ve beş sâ‘at kâmil ceng edüp on sekiz hıntovu ikişer atlarıyla ve içinde olan kırk aded pâk ve pâkîze duhter-i nâ-şükefte-i nâçîze pençe-i âfitâb-ı mehtâb kızları ve pençe-i âfitâb gulâmları ve pençe-i nâziş-i dûşiz avretleri ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle cümle yüz otuz bir aded esîrleri dest-ber-kafâ bağlayup kimisi ağlayup kimi ciğer dâğlayup "Zanca Türk" deyerek elleri cenge kâsır kâfirlerin birkaçların kelle ve paça edüp niçesi dağlara firâr edüp anlara ığmâz-ı ayn edüp halâs oldular. Ve bizden ancak bir âdem şehîd olup arabaya koduk. Ve iki âdem dahi mecrûh olup cengden halâs olup selâmet tarafına sâlimîn ü gânimîn gelirken cânib-i erba‘adan sekiz yüz sığır ve altı yüz koyun sürüp yetmiş aded ganîmet atlara Tata[r] gâzîlerimiz ve bazı kefere esîrlerimiz bindirüp ol gece yürüyüp nısfu'l-leylde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b ·
metinde göster ·
… an kalkup cânib-i şimâle giderken Tatar askeri Kemen Yanoş kral ile tabur cengi
edüp on
bin esîr ile ordu-yı İslâm'a dâhil olunca asker-i İslâm içre 5a bir sürûr [u] …
Andan bu Vinçaz kal‘asından kalkup cânib-i şimâle giderken Tatar askeri Kemen Yanoş kral ile tabur cengi edüp on bin esîr ile ordu-yı İslâm'a dâhil olunca asker-i İslâm içre 5a bir sürûr [u] şâdumân ve bir ganîmet-i firâvân oldu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4b–5a ·
metinde göster ·
"On gün müsâfirimizsiz. İnşâallâh hazîne-i pâdişâhî tahsîl
edüp on
birinci günde sizi yollarız" deyü şâfî haber verüp hemân ol ân amân u zamân ver …
"On gün müsâfirimizsiz. İnşâallâh hazîne-i pâdişâhî tahsîl edüp on birinci günde sizi yollarız" deyü şâfî haber verüp hemân ol ân amân u zamân vermeyüp cem‘-i mâla başladılar. Bu hakîr dahi kal‘anın eşkâli ve zemîni ve tarz [u] tarhın ve enderûn [u] bîrûnun seyr [ü] temâşâya başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28a ·
metinde göster ·
yedi kişi dîvân-ı serdârda hil‘at-i fâhireler ile ser-firâz-ı mümtâz kılındık. …
Seraskere hazîneyi teslîm edüp on yedi kişi dîvân-ı serdârda hil‘at-i fâhireler ile ser-firâz-ı mümtâz kılındık. Praşo kapudanları serdâra ve krala hedâyâların verüp anlara dahi hil‘at-i nâdireler ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28b ·
metinde göster ·
… ı ibret-nümûn idi. Henüz yine harâb-âbâd idi. Andan (---) sâ‘atde mukaddemek(?)
edüp on
gün tekâ‘üd etdiğimiz Haçek sahrâsın ubûr edüp,
Menzil-i Sarây-ı Barçay Kral: Mukaddemâ ıhrâk olunmuş sarây-ı ibret-nümûn idi. Henüz yine harâb-âbâd idi. Andan (---) sâ‘atde mukaddemek(?) edüp on gün tekâ‘üd etdiğimiz Haçek sahrâsın ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31a ·
metinde göster ·
Ve kiraz mevsiminde kırk elli bin âdem hayme vü hargâhlarıyla gelüp meks
edüp on
gün on gece ayş [ü] işret edüp bu germâlara girüp âb-ı nâblarından nûş edüp sem …
Ve kiraz mevsiminde kırk elli bin âdem hayme vü hargâhlarıyla gelüp meks edüp on gün on gece ayş [ü] işret edüp bu germâlara girüp âb-ı nâblarından nûş edüp semîn ve cesîm olur. Bu germâlar Düşeniçse şehrine karîb olmağile cümle ehl-i sanâyi‘-i Düşeniçse haymeleriyle bu cây-ı ma‘hûda gelüp kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38b ·
metinde göster ·
iki bin kal‘a mustahfızânları ve on iki bin erbâb-ı tîmâr ve zu‘amâ neferâtları …
Ve cümle kırk sekiz aded kal‘a ağaları edüp on iki bin kal‘a mustahfızânları ve on iki bin erbâb-ı tîmâr ve zu‘amâ neferâtları edüp kal‘a-i Budin'i kemâ yenbağî her eksiği ve gediğin ve cebehânesi ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımât zahâ’ir ve ma‘ûnâtların görüp kâmil ve mükemmel olmak [üzre] bin altmış pâre top koyup üç yüz adedi dendân-ı [be]denlerde ve ebrâc ve tabyalar üzre zeyn edüp mâ‘adâsın der-hazîne ederler. Hâlâ tophânede mâl-â-mâl toplar yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78a ·
metinde göster ·
… "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk elli bin asker ile kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara
edüp on
yedi yerden kal‘ayı döğe döğe cümle hâ’it-i ebrâc, dendân-ı bedenlerin hâke yek …
"Benim Üstürgon kal‘amı kâfire nice verdin ise var eylece feth eyle. Yohsa seni iki pâre ederim" derler. Mehemmed Paşa dahi deryâ-misâl asker ile kat‘-ı menâzil ederek kal‘a-i Budin altında meks etdikde hikmet-i Hayy [u] Kadîr Anadolu'da Celâlî-i Tavîl hurûc edüp Bursa üzre geleceği haberi mesmû‘-ı hümâyûn olup Nasûh Paşa yetmiş bin güzîde asker ile celâlî üzre ta‘yîn olunup Serdâr-ı Mu‘azzam Mehemmed Paşa üzre asâkir-i İslâm az kalup ne çâre yine "Tevekkülen-alallâh" deyüp kırk elli bin asker ile kal‘a-i Üstürgon'u muhâsara edüp on yedi yerden kal‘ayı döğe döğe cümle hâ’it-i ebrâc, dendân-ı bedenlerin hâke yeksân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·
… e üç aded tabya-i azîm ve Muhanad bayırında def‘â üç aded sedd-i metîn siperler
edüp on
yedi yerden kırk aded balyemez toplar ile kâmil on gün on gece kal‘anın sîne-i …
"Şimden gerü suç bizden gitdi" deyü Depedelen nâm mevzi‘de üç aded tabya-i azîm ve Muhanad bayırında def‘â üç aded sedd-i metîn siperler edüp on yedi yerden kırk aded balyemez toplar ile kâmil on gün on gece kal‘anın sîne-i pür-kînesine gülleler ura ura hâit-i dîvârda yollar peydâ olup cümle guzâta yürüyüş tenbîh olunup vakt-i seher yine toplar atılup asâkir-i İslâm gülbâng-ı Muhammedî çeküp yürüdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·