… emlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd
edüp sefere
götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs sa …
Menzil-i hân-ı Çakıt: Nehr-i Çakıt kenarında sene 1047 târîhinde Fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd Hân vezîrlerinden Bayrâm Paşa vezîrin hayrâtıdır ammâ gâyet bî-emân yerde inşâ olunmuş bir hân-ı azîmdir. Cümle yetmiş ocaklı haremli ve ıstabl-ı anterli, türâb ile mestûr kal‘a-misâl ma‘mûr hândır, ammâ imâreti yokdur. Hemân âyende vü revendeler içün bir kârbânsarây-ı ehl-i revândır. Dibinden cereyân eden nehr-i azîm eyyâm-ı bahârda aslâ geçit vermez. Zîrâ Ramazanoğlu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ olur. Ol mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun akar. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından geçüp cânib-i garba cereyân ederek iner, kal‘a-i Tarsûs altında Akdeniz'e munsab olur. Bu hânın cânib-i erba‘asında kurâlar yokdur ammâ yaylağ-ı câmûs-ı top-keşân Rûm ve Arab ve Acem'de Adana câmûsu meşhûr-ı âfâkdır. Bu dağlarda Âl-i Osmân pâdişâhının kırk bin aded kânûn üzre top-keşân câmûsları vardır ammâ ilâ hâze'l-ân hesâb [u] kitâbın Hûda bilür. Kendi biter kendi yiter tamgalı ve tamgasız câmûsları var kim her biri Dâbbetü'l-arz'a ve sevr-i hamele-i arza benzer kara câmûslardır. Bunların hıfz [u] hirâsetleriyçün yedi pâre beledîn ahâlîleri mu‘âf u müsellemlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd edüp sefere götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs saydına kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk ederler. Bu dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm edüp bu dağlar içre küta küt mehterhâne çalup giderken yedi dâne câmûs mehterhâne sadâsın istimâ‘ edüp "alay budur" deyüp hücûm edince derhâl askeri târumâr edüp davullar orman içinde kalup asker pür-silâh bu yedi câmûsa ol kadar hışt u mızrak urup ok ile câmûsların vücûdları kirpi gibi olup niçe kurşum daha urdular, aslâ rûhlarının haberleri olmayup yine dağlara girüp gitdiler. Bu kadar câmûsa Âl-i Osmân pâdişâhından gayri bir mülûk mâlik olmamışdır. Ba‘dehû bu Çakıt Hânı'ndan kalkup yüz bin derd ü mihen ile Çakıt nehrin ubûr edüp yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… iken germâ-germ ceng [u] cidâl ve harb [u] kitâlde iken bunlar Anadolu'da isyân
edüp sefere
gitmediklerinden mâ‘adâ el vilâyet vurup küffâra imdâd etmiş olup serdâr-ı mu‘a …
Eğer "Niçün bir alay ümmet-i Muhammed'in katliyçün hamd edüp gazâ oldu dersin?" deyü su’âl edersen, Âl-i Osmân pâdişâhının serdâr-ı mu‘azzamı Köpürlü Mehemmed Paşa Erdel diyârında Rakofçi Kral üzre dîn-i mübîn uğuruna gazâya gidüp Yanova kal‘ası altında iken germâ-germ ceng [u] cidâl ve harb [u] kitâlde iken bunlar Anadolu'da isyân edüp sefere gitmediklerinden mâ‘adâ el vilâyet vurup küffâra imdâd etmiş olup serdâr-ı mu‘azzam bi'z-zarûrî kâfir ile cengi bırağup Anadolu'yu bu celâlîlerin elinden feth etmeğe gelüp hamd-i Hudâ bu yüzden cümlesin kırup Anadolu diyârı âsûde-hâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75a ·
metinde göster ·
… e kin ve buğz ve adâvet etmek birbirlerine yokdur, ammâ gayri kavim üzre adâvet
edüp sefere
varup düşmanların gâret ederler.
Ve bunlarda hergiz gaybet ve mesâvî ve mâlâ-ya‘nî ve şütûm ve sû-i zan ve kibir ve kin ve buğz ve adâvet etmek birbirlerine yokdur, ammâ gayri kavim üzre adâvet edüp sefere varup düşmanların gâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176a ·
metinde göster ·