… kalup âhir Dîvâneyi ba‘zı müslimler bir kaç guruşa sulh edüp yine ba‘de's-sulh
edebde
dal-kîr mühmele olup lâşe-i Yahûd üzre sepe sepe işeyüp başında şapka ile firâr …
"Bire Çelebi çufuddur, müselmân değildir" dedikçe kimine balgam kimine sümük atarak kimine muşt urarak Yahûdî tâbûtu altından geçmek murâd edindikde cuhûdların akılları başlarından gidüp tâbûtu şâhrâh üzre bırağırlar. Meğer Yahûdîlerin zu‘m-ı bâtıllarınca bir müselmân, Yahûdî meyyiti altından geçse yâhûd üstünden atlasa ol meyyit câzû olup ehl-i cehennem ola. Bu hâl üzre lâşe-i Yahûd meydânda kalup âhir Dîvâneyi ba‘zı müslimler bir kaç guruşa sulh edüp yine ba‘de's-sulh edebde dal-kîr mühmele olup lâşe-i Yahûd üzre sepe sepe işeyüp başında şapka ile firâr etdi. İşte bu gûne bir büdelâ cân idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115b ·
metinde göster ·
… dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd
edebilirsen
bu bezâstende kâr edebilirsin demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasi …
Ve çâr-kûşesinde kal‘a kapuları gibi metîn ve kavî demir kapuları vardır, şimâle nâzır Sahhâflarkapusu, garba mekşûf Takyacılarkapusu, cenûba meftûh Gazzâzlarkapusu. Ve şarka küşâde Kuyumcularkapusu üzre kanatların açmış bir mehîb kuş sûreti vardır. Bu kuş sûretin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u] kesb dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende kâr edebilirsin demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasiyyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
… er bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende kâr
edebilirsin
demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasiyyetdir.
Ve çâr-kûşesinde kal‘a kapuları gibi metîn ve kavî demir kapuları vardır, şimâle nâzır Sahhâflarkapusu, garba mekşûf Takyacılarkapusu, cenûba meftûh Gazzâzlarkapusu. Ve şarka küşâde Kuyumcularkapusu üzre kanatların açmış bir mehîb kuş sûreti vardır. Bu kuş sûretin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u] kesb dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende kâr edebilirsin demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasiyyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
… r latîf bal verdim" deyüp baldan bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu
edebde
part par[t] kavarazânlık edüp on bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin …
"Hayır bir latîf bal verdim" deyüp baldan bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık edüp on bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin bu Çıkrıkcızâde Süleymân taklîd etdikde âdemin gülmeden hayâtı gidüp memât kıyıları nümâyân olurdu. Sâ’ir taklîdleri dahi ana göre idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
azizin duhter-i pâkîze-ahterin alup Orhân Gâzî ol kızdan müştakk olduğu muhakka …
Ammâ Bursa lafzı noksandır. Ba‘dehû ılgar ile Osmân Gâzî'nin na‘şın Bursa'ya getirüp iç kal‘a'da defn etdiler, ziyâretgâh-ı azîmdir. Merhûm ve mağfûrun leh Osmân Gâzî, kable'l-cülûs babası Ertuğrul Gâzî beğliğinde yetmiş pâre şehr feth etmişdir. İbtidâ fethi Kocaili be-dest-i Akçakoca ve feth-i Yalak-âbâd kal‘ası İznik şehrine karîbdir. Ve Osmân Gâzî sâdât-ı kirâmdan Hazret-i eş-Şeyh Edebalı azizin duhter-i pâkîze-ahterin alup Orhân Gâzî ol kızdan müştakk olduğu muhakkakdır. Anınçün Âl-i Osmân, vâlideleri tarafından sâdât-ı kirâmlardandır. Ve eş-Şeyh Hazret-i Tursun Fakîh, Şeyh Edebalı'nın akrabâlarından olup Osmân Gâzî'nin ibtidâ-i cülûsu hutbesin mezkûr Tursun Fakîh tilâvet etdi. Ez-în-cânib Bursa feth-i cedîd olmağıla Kayseriyye ve Konya ve Niğde ve Aydın ve Saruhân ve Lârende ve Dârende ve Mar‘aş diyârlarından ol kadar ümmet-i Muhammed gelüp cem‘ oldu kim âdem deryâsı oldu. Ve Orhân Gâzî derya-misâl cüyûş-ı müslimîn ile cânib-i erba‘ada olan düşmanlara, şahin âşiyânından süzülür gibi süzülüp düşmanlardan intikâm alup mâl-ı ganâyim ile cemî‘î guzât-ı müslimîn muğtenim olup Bursa'yı dahi ma‘mûr u âbâdân edüp Belh [u] Buhârâ ve Horâsân diyârlarında[n] niçe yüz erenler gelüp tavattun etdiler. İlâ hâze'l-ân Bursa ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır. Ammâ ibtidâ manzûrumuz olduğu mahalde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222b ·
metinde göster ·
Ammâ Bursa lafzı noksandır. Ba‘dehû ılgar ile Osmân Gâzî'nin na‘şın Bursa'ya getirüp iç kal‘a'da defn etdiler, ziyâretgâh-ı azîmdir. Merhûm ve mağfûrun leh Osmân Gâzî, kable'l-cülûs babası Ertuğrul Gâzî beğliğinde yetmiş pâre şehr feth etmişdir. İbtidâ fethi Kocaili be-dest-i Akçakoca ve feth-i Yalak-âbâd kal‘ası İznik şehrine karîbdir. Ve Osmân Gâzî sâdât-ı kirâmdan Hazret-i eş-Şeyh Edebalı azizin duhter-i pâkîze-ahterin alup Orhân Gâzî ol kızdan müştakk olduğu muhakkakdır. Anınçün Âl-i Osmân, vâlideleri tarafından sâdât-ı kirâmlardandır. Ve eş-Şeyh Hazret-i Tursun Fakîh, Şeyh Edebalı'nın akrabâlarından olup Osmân Gâzî'nin ibtidâ-i cülûsu hutbesin mezkûr Tursun Fakîh tilâvet etdi. Ez-în-cânib Bursa feth-i cedîd olmağıla Kayseriyye ve Konya ve Niğde ve Aydın ve Saruhân ve Lârende ve Dârende ve Mar‘aş diyârlarından ol kadar ümmet-i Muhammed gelüp cem‘ oldu kim âdem deryâsı oldu. Ve Orhân Gâzî derya-misâl cüyûş-ı müslimîn ile cânib-i erba‘ada olan düşmanlara, şahin âşiyânından süzülür gibi süzülüp düşmanlardan intikâm alup mâl-ı ganâyim ile cemî‘î guzât-ı müslimîn muğtenim olup Bursa'yı dahi ma‘mûr u âbâdân edüp Belh [u] Buhârâ ve Horâsân diyârlarında[n] niçe yüz erenler gelüp tavattun etdiler. İlâ hâze'l-ân Bursa ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır. Ammâ ibtidâ manzûrumuz olduğu mahalde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222b ·
metinde göster ·
… Medrese-i Sultânî ve Medrese-i Bâyezîd Paşa ve Medrese-i Hamza Beğ ve Medrese-i
Edebiyye
ve Medrese-i Gazzâziyye ve Medrese-i Veliyyüddînzâde Ahmed Paşa.
Evvelâ Medrese-i {Manastır'da} Orhâniyye'dir ve Medrese-i Hudâvendigâriyye ve Medrese-i Yıldırım Hâniyye ve Medrese-i Çelebi Mehemmed Hâniyye ve Medrese-i Koca Murâdiyye ve Medrese-i Emîr Sultâniyye ve Medrese-i İsâ Beğ ve Medrese-i Kâsım Paşa {kurb-ı Emîr Sultân} ve Medrese-i Cüneyd Beğ ve Medrese-i Hançeriyye ve Medrese-i Kadrî Efendi ve Medrese-i Molla Yegân ve Medrese-i Monla Fenârî ve Medrese-i Zeynüddîn-i Hâfî ve Medrese-i Sultânî ve Medrese-i Bâyezîd Paşa ve Medrese-i Hamza Beğ ve Medrese-i Edebiyye ve Medrese-i Gazzâziyye ve Medrese-i Veliyyüddînzâde Ahmed Paşa.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 225b ·
metinde göster ·
Âl-i Osmân'ın cedd-i büzürgvârı Osmân Gâzî'nin peder-i azîzidir. İbtidâ bunlar Mâhân diyârından hurûc edüp Âl-i Selçukıyân'dan Sultân Alâ‘eddîn'e üç yüz nefer kimesne ile gelüp niçe ceng-i azîmlerde bulunup bunların yüzünden niçe yüz yüzaklıkları olup Alâ‘eddîn bunları boy beği, edüp tabl [u] sancak sâhibi olup Bursa câniblerin geçüp tâ Kastamonu'ya varınca kılıç urup bi-emrillâh ne cânibe teveccüh etdiler ise mansûr [u] muzaffer olup mâl-ı ganâyimler ile Alâ‘eddîn Şâh'a gelirdi. Hikmet-i Hudâ Alâ‘eddîn bilâ-veled fevt olup inkırâz-ı Selçukıyân oldukda cümle a‘yân-ı Rûm Ertuğrul Hân'ı halîfe nasb edüp sikke ve hutbe sâhibi olmadan Lefke-Söğüt mâbeyninde bir ceng-i azîmde mecrûh olup kendülerinin vasiyyetiyle Osmâncık'ı, diyâr-ı Yunan'a tabl [u] alem sâhibi beğ oldu, sene 699 târîhinde idi. "Evvelâ Osmân" lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Bunların ibtidâ hilâfeti cum‘a hutbesini Osmân ismiyle Tursun Fakîh nâm kimesne kırâ’et edüp sâdât-ı kirâmdan Edebalı nâm azîzin duhter-i pâkize-ahteri şerîfesin alup Orhân andan müştakk olup anınçün Âl-i Osmân'ın vâlidesi tarafından sâdât-ı kirâmdan Osmân Beğ halîfe olunca pederi Ertuğrul Hân'ı bu Söğüt şehrinde defn edüp şehrin imâr edüp ba‘dehû Yıldırım Hân asrında Timur-ı bî-nûr bu Söğüt şehrin yağma ve harâb ve alân u tâlân edüp hâlâ türbe-i pür-envârı eyle mükellef âsitâne değildir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6b ·
metinde göster ·
… ‘ şehirden iki sâ‘at ba‘îd bir buhayre vardır. Bir günde sür‘aten iki âdem devr
edebilür
. Zehr-i mâr-ı semm-i helâhil bir buhayredir. Ba‘zı müverrihler 83b "Bu buhayr …
Evsâf-ı ibret-nümâ-yı buheyre-i Harbûd: Bu şehrin cânib-i garbında bâğ u bâğçeler ile müşâ‘ şehirden iki sâ‘at ba‘îd bir buhayre vardır. Bir günde sür‘aten iki âdem devr edebilür. Zehr-i mâr-ı semm-i helâhil bir buhayredir. Ba‘zı müverrihler 83b "Bu buhayrenin menba‘ı Van deryâsıdır kim zîr-i zemînden menfez bulup bu Harput'da buhayre olmuşdur" derler, zîrâ Van deryâsının balıkları bu gölde dahi bulunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83a–83b ·
metinde göster ·
Ve Mevlânâ Ankud Süleymân Efendi, Anadolu'da Bilecik'dendir,
Edebalı
neslindendir. Osmân Gâzî-i Sânî ile Hotin Seferi'ne giderken merhûm olup Ulucâm …
Ve Mevlânâ Ankud Süleymân Efendi, Anadolu'da Bilecik'dendir, Edebalı neslindendir. Osmân Gâzî-i Sânî ile Hotin Seferi'ne giderken merhûm olup Ulucâmi‘'de medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129a ·
metinde göster ·
… kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup
edebde
ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… el kavuşdur" deyü ta‘lîm ederler. Garâbet bunda kim "Cümle edepsizliği meydânda
edeb
hoşdur, el kavruşun", deyü birbirlerine nasîhat-i hâm ederler. Paşa-yı halîm bu …
Menzil-i kenâr-ı nehr-i azîm Furât: Sûre-i Mürselât'da Arapça âyeti "Bu nehr-i azîm hakkında nâzil olmuşdur, deyü cümle müfessirîn bu nehirdir" deyü tahkîk etmişlerdir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu nehr-i Furât ile Âsî nehrinden gayrı nehr-i azîmler yokdur. Efvâh-ı nâsda Fırat derler ammâ aslında nehr-i Furât'dır kim Erzurûm diyârında Gürcîstân boğazında Dumlu Sultân dağlarından tulû‘ edüp Erzurûm deştleri içre cereyân edüp niçe yüz bin mezâri‘âtları saky ederek kal‘a-i Kemâh altından cereyân edüp İzoli Ekrâdı içine vardıkda Bingöl yaylasından hurûc eden nehr-i Murâd Muş ovasından geçerek kal‘a-i Palu dibinden ubûr ederek İzoli içinde mezkûr nehr-i Furât'a dâhil olduğu bâlâda yine bu cild-i müdevven içre Erzurûm seyâhatinde hadîs-i sahîhleriyle bu nehr-i Furât mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu mahalde sâhil-i Furât'da hayme vü hargâhlarımızla meks edüp hamd-i Hudâ mu‘tedil-hevâ olup beş altı ma‘diye gemileri ve sallar ve potlar peydâ edüp üç günde deryâ-misâl nehr-i Furât'ı karşu tarafa ubûr edüp, vilâyet-i Diyârbekir'de aşîret-i Ekrâd-ı İzoli'ye dâhil olduk. Ammâ udhike-i garîbe oldur kim bu kadar bin askeri ubûr etdiren İzoli Ekrâdı kürekçileri ve keştîbânları edâ-yı hizmetleri mukâbelesinde paşanın râhı üzre uryân u büryân ve şellak u mellak zengûle u hurdeleri ve türtül edepsiz avret yerleriyle küşâde cümlesi sıra ile paşanın selâmına dizildiler. Niçeleri el kavuşmadıklarından ba‘zı uryân ihtiyârları "O paşa-yı âdili o Melek Ahmed Paşa'dır, edep hoşdur, el kavuşdur" deyü ta‘lîm ederler. Garâbet bunda kim "Cümle edepsizliği meydânda edeb hoşdur, el kavruşun", deyü birbirlerine nasîhat-i hâm ederler. Paşa-yı halîm bunlara nazar etmeyüp seksen aded altun ihsân edüp güzer etdükde yine nehr-i Furât'a karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197a ·
metinde göster ·
Hakîr eyitdim: "Sultânım, buyurursuz kim Acem diyârıdır, bir hoşça edebinizle ol, buyurup sekban u sarıca haşerâtları götür, dersiz. Eyle vâsi‘ mezheb diyârda bir sarıca bin gûne habâset etse gerek. Ben anları niçe zabt edeyim. Azîz başınız içün olsun benim baltam yemeğe irtikâb edüp zabt [u] rabtıma râzı olan âdemlerden götürürüm ve pür-silâh u mü’eddeb ve musallî ü ehl-i ırz âdemler götürürüm." dedikde "Âferîn, berhordâr-ı ömr ol. Sen bilirsin" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 285a ·
metinde göster ·
… ir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı katl ideriz." dediler. Hakîr eyitdim: "Bre âdemler,
edebinizle
olunuz. Islâh-ı âlem size mi kaldı. Bir kaç gün çârsû-yı bâzâra çıkman." deyü t …
Hemân bizim Alî Beğ eyitdi: "Sultânım bu Acem'in her şeylerine tahammül ederiz ammâ Çâr-yâr-ı Güzîne sebb ediyorlar. Korkarız elimizden bir hatâ çıkar. Buna bir ilâc görün. Yohsa vallahi bir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı katl ideriz." dediler. Hakîr eyitdim: "Bre âdemler, edebinizle olunuz. Islâh-ı âlem size mi kaldı. Bir kaç gün çârsû-yı bâzâra çıkman." deyü tenbîh [u] te’kîd etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291b ·
metinde göster ·
Bu ebyâtları Mıkdısî yahşı tahrîr etmişdir ammâ hakîr bu kadar ancak işâret
edebildik
ve hâlâ bu harâbe niçe bin Buhtî kavmi ba‘zı kıbâblarda ve zîr-i zemînlerde ve …
Bu ebyâtları Mıkdısî yahşı tahrîr etmişdir ammâ hakîr bu kadar ancak işâret edebildik ve hâlâ bu harâbe niçe bin Buhtî kavmi ba‘zı kıbâblarda ve zîr-i zemînlerde ve hâne-i harâblarda haymeleriyle sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 399a ·
metinde göster ·
… bir cezîre yerdir. Anda efendimiz bir şey tahsîl edemeyüp ancak masrûfun ihâta
edebildi
. Züğürd âdem İslâmbol'a gelse Kaya Sultân ile ne safâ etse gerek" dedim.
Hakîr eyitdim: "Van bir cezîre yerdir. Anda efendimiz bir şey tahsîl edemeyüp ancak masrûfun ihâta edebildi. Züğürd âdem İslâmbol'a gelse Kaya Sultân ile ne safâ etse gerek" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 5b ·
metinde göster ·
ardıma biri bir parmak urunca hemân sıçrayup gördüm ki birkaç pösdeki kürkü gey …
Ve mine'l-acâ’ib rüyâ-yı sâliha-ı Melek Ahmed Paşa: Bismillâh deyüp, "Evliyâ rüyâ-yı sâliham oldur kim, vâkı‘amda çömelüp âbdest alırken edebde ardıma biri bir parmak urunca hemân sıçrayup gördüm ki birkaç pösdeki kürkü geymiş Kazaklar hemân gazab-âlûd olup elimde misvâk ile birkaçının başların yarup kanlarından sen ve bizim Rıdvân Halîfe ve birkaç ağavâtlarımız kanları yalayup içdiniz ve Çerkez Alî ve Arpa Emîni Mustafâ Ağa ve Kürd Haydar ve Elvend Ağalar dahi sizin Urus kanların içdiğinizi görüp anlar dahi kanlarından yalayup cümleniz kanları tükürdünüz" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a ·
metinde göster ·
… e bend-i şalvara rehâ buldurup dâmen der-miyân ve ceyb hemyân edüp başlı başıma
edebde
yesteh-i bârânzede ederken mâ-fevkimde ağaçlık içinden bir catırdı ve bizim(?) …
Bu cengden sonra ber-mûceb-i tekâzâ âlem ağyârdan hâlî deyü bir mahfî köşede bend-i şalvara rehâ buldurup dâmen der-miyân ve ceyb hemyân edüp başlı başıma edebde yesteh-i bârânzede ederken mâ-fevkimde ağaçlık içinden bir catırdı ve bizim(?) gibi bir patırdı kopdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21a ·
metinde göster ·
âdem" deyü herîf ü zarîf kelleden nâ-ümîd olup gitdikde hemân küffârın ol necâs …
"Bire edebsiz âdem" deyü herîf ü zarîf kelleden nâ-ümîd olup gitdikde hemân küffârın ol necâsetli gümüş düğmeli dolamasın ve çakşırın çıkarırken kemerinde yüz beş Ungurus altunu ve bir yüzük ve kırk talar guruş bulundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
Ve kendülerden aslâ cemî‘i zamânda kizb sâdır olmamışdı. Ve az söyleyüp çok ağlayup az gülmüşdü. Ve meclislerinde mâlâ-ya‘nî ve güft ü gûy-ı mesâvî kelimât olmazdı. Bu hâl ile yine huzûrunda edebden hâric olmayan latîfe-âmîz gûnâ-gûn şakalar olunup dişleri görünecek mertebe tebessüm edüp hazz ederdi. Ve hergiz lisân-ı şerîflerinden sikem sikem lafzı makûlesi kelâm-ı fâhişler sâdır olmayup gazab-âlûd oldukları mahal ki bir âdeme şer‘an katl îcâb etse yâhûd katl-i şer‘î hükm olunsa ol âdeme,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48a ·
metinde göster ·
… bâkire ise iki üç kerre aşk ile aksırır. Eğer meftûha ise aslâ aksırmayup belki
edebde
osurur, aceb temâşâdır.
Diğer hâssa-i garîbe: Bir duhter-i pâkîze ahteri bilmeseler, bâkire mi ve yâhûd bikri izâle olup meftûha mı, hemân bu germâbdan burnuna iki üç kerre çekerse eğer be-dürüstî bâkire ise iki üç kerre aşk ile aksırır. Eğer meftûha ise aslâ aksırmayup belki edebde osurur, aceb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85b ·
metinde göster ·
Ammâ bu hakîr bir alay atları kalmış fakîrler ile gerü kalup bu ahvâl-i pür-melâli görüp bu kemtere bir havf u haşyet târî oldu kim "Âyâ bu meydân-ı neberdde câm-ı şehâdetden biz de nûş edebilir miyiz, yohsa selâmetle Uyvar'a çıkabilir miyiz?" deyü cân başıma sıçrayup câm-ı şehâdetden nûş etmeden serhoş olup münhezim olan asker ile ale'l-ittifâk perîşân-hâl ve mağmûm ve diyer-gûn ahvâl kimesneler ile bir yere cem‘ olup firâr ederek birbirimizi çiğneyerek gûyâ rûz-ı mahşerden bir nişân oldu, atından tekerlenen yerde zîr-i zeber olup gayri ayaklanamayup kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124b ·
metinde göster ·
… llidler kim her biri şîrîn-güftâr sebük-reftâr fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân
edebden
hâric olmayan mesîh-i enfâs-vâr mevtâyı güldü[ri]ci mukallidlerden Sûrnâ Ahmed …
Ve yine âlem halkı hâb-ı râhatda bî-haberler iken şâhımın nüdemâlarından birkaç bezle-gûy mağrûr olmuş şîrînkâr üstâd-ı kâmil mukallidler kim her biri şîrîn-güftâr sebük-reftâr fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân edebden hâric olmayan mesîh-i enfâs-vâr mevtâyı güldü[ri]ci mukallidlerden Sûrnâ Ahmed Çelebi ve Edirneli Neyzen Dervîş Receb Çelebi ve Cilve Çavuş ve Çakman Celeb ve Boruzân Osmân Çelebi nâmân mukallidân tarab-efzûnların her biri birer gûne elsine-i muhtelife ile her kavmin bî-ma‘nâ evzâ‘ [u] etvâr-ı bezle kelâmların lehçe-i mahsû[s]larıyla taklîd etdiklerinde âdem gülmeden ussı gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129b ·
metinde göster ·
… se-i ilm-i şer‘î ve mesâil-i fıkıh ve ferâiz ve ilm-i usûl [u] furû‘ [ve] ilm-i
edeb
görülüp bu meclisde edebden hâric bir vaz‘-ı nâ-hemvâr görülmezdi. Cemî‘i zamân …
Hilkati bunun üstüne halk olunmak ile halk ile hüsn-i ülfet hüsn-i hulk ile geçinir. Böyle iken her leyle-i Cum‘ada ve gayri leyle-i mübârekelerde Bâğçesarây'ın müte‘addid ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlerin hânedânına cem‘ edüp ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup mübâhase-i ilm-i şer‘î ve mesâil-i fıkıh ve ferâiz ve ilm-i usûl [u] furû‘ [ve] ilm-i edeb görülüp bu meclisde edebden hâric bir vaz‘-ı nâ-hemvâr görülmezdi. Cemî‘i zamânda salâhü'l-hâli cemî‘i ahlâk-ı hasenelerine gâlibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129b ·
metinde göster ·
Hilkati bunun üstüne halk olunmak ile halk ile hüsn-i ülfet hüsn-i hulk ile geçinir. Böyle iken her leyle-i Cum‘ada ve gayri leyle-i mübârekelerde Bâğçesarây'ın müte‘addid ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlerin hânedânına cem‘ edüp ziyâfet-i uzmâlar tenâvül olunup mübâhase-i ilm-i şer‘î ve mesâil-i fıkıh ve ferâiz ve ilm-i usûl [u] furû‘ [ve] ilm-i edeb görülüp bu meclisde edebden hâric bir vaz‘-ı nâ-hemvâr görülmezdi. Cemî‘i zamânda salâhü'l-hâli cemî‘i ahlâk-ı hasenelerine gâlibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129b ·
metinde göster ·
"Bu da ne güzel pâk mezheb ve sünnet ferâ’izler ve ne güzel pâk
edebdir
, ammâ zekerin bir âdem kesmek bu fenâ mezhebdir. Bu bizim memleketlerimizde bir …
"Bu da ne güzel pâk mezheb ve sünnet ferâ’izler ve ne güzel pâk edebdir, ammâ zekerin bir âdem kesmek bu fenâ mezhebdir. Bu bizim memleketlerimizde bir âdem bir âdemden bir katre kan akıtsa biz ol âdemi katl ederiz. Zîrâ vilâyetimiz şiddet-i şitâ kânı olmak ile teşeniş maraz[ı] vardır. Elde kolda ve başda olan bizlerdeki yaradan âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle tamarları cem‘ olduğu zekeri kesesin, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âdem yetmiş seksen ve yüz yaşına gire, ‘Yeni mezhebin sünnetidir sikinizin uçlarını kesün’ deyü tenbîh etsen deli olan bu sünneti kabûl etmez. Ve Allâh'ın emr etdiği teklîflerden müşted bir teklîf-i mâlâ-yutâkdır kim zekerin kesmiş âdemler helâk olması mukarrerdir, hele dahi ma‘sûmlarımızı kesüp sünnet ederek halkı kılındıralım. Ve evvel bahârda emir Allâh'ın ibtidâ ben sünnet olayım, yohsa bu vakt-i şitâda bu 131b bizim vilâyetimize bu sünnet teklîfi el vermez" dedikde Mu‘âz ibn Cebel eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a–131b ·
metinde göster ·
… a Mürsel ve Kara Kokoca ve Kara Koca ve Kara Ece Ya‘kûb ve Kara Koca Al ve Kara
Edebalı
nâm kırk nefer kara kocalar ile Kapudağı burnundan Bahr-i Rûm'u karşuya sallar …
Ba‘dehu Ertuğrul oğlu Osmâncık Rûm'a sene 699'da müstakil beğ olup Konya'da sikke ve hutbe sâhibi olup Anatolu ıtlâk olunan vilâyetlere ümmet-i Muhammed müstevlî oldu. Ve sene (---) târîhinde Gâzî Süleymân Beğ ibn Orhân Gâzî Kara Mürsel ve Kara Kokoca ve Kara Koca ve Kara Ece Ya‘kûb ve Kara Koca Al ve Kara Edebalı nâm kırk nefer kara kocalar ile Kapudağı burnundan Bahr-i Rûm'u karşuya sallar ve kayıklar ile Rûm'a geçüp ibtidâ Gelibolu hâkine kadem basup "Bismillâhirrahmânirrahîm" dedikleri nass-ı şerîf târîhdir. Andan ol cânibi nehb ü gâret ederek ibtidâ şehr-i İpsala'yı feth edüp salâ verdikleriyçün ibtidâ salâdan galat-ı meşhûr İpsala derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 148a ·
metinde göster ·
… ıkesri hâssın ihsân edüp ‘Yakında bir mansıb-ı âlî de ihsân ederim. İslâmbol'da
edeb
ile otursun’ buyurmuşlar. Var imdi bu hâssın emrin ve bu bizim mektûblarımız gö …
"İşte Evliyâm Mehemmed Paşa'ya sa‘âdetlü pâdişâh Balıkesri hâssın ihsân edüp ‘Yakında bir mansıb-ı âlî de ihsân ederim. İslâmbol'da edeb ile otursun’ buyurmuşlar. Var imdi bu hâssın emrin ve bu bizim mektûblarımız götür. Hedâyâları makbûlümüz olup sana hâs emriyçün iki kîse guruş versin" dedikde hemân hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 203b ·
metinde göster ·