günler vâkı‘ oldu derler. Hulâsa-ı kelâm bu gâr-ı bârûd üzre ne kadar kâr-ı kad …
Bir rivâyetde Ebü'l-feth'in feth edeceği günler vâkı‘ oldu derler. Hulâsa-ı kelâm bu gâr-ı bârûd üzre ne kadar kâr-ı kadîm binâ-yı azîmler var ise evc-i âsumâna tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp İslâmbol'dan binâ pâreleri Üsküdar tarafında Salacak Burnu'na ve Kadıköyüne düşdüğü pâreler hâlâ zâhirdir.Ve bir pâre-i azîm dahi Tophâne tarafında Fındıklı nâm kasabanın şimâlinde Çizmeciler tekyesi önünde Kabataş nâm bir şeddâdî binâ pâresi deryâ içre yatır. İslâmbol'dan tayerân edüp anda düşdüğü muhakkakdır. Böyle bir mağâra-i azîm idi. Hâlâ yine mülûk murâd edinse zuhûra gelir. Ammâ şehir harâb olup hâsılı harcını ihâta etmez derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
Hîn-i cülûsda hazînede bir fülûs-ı ahmer kalmayup merhûm Sultân Murâd Hân'ın dîn uğuruna masrûf edeceği yedi aded hazîneden dahi bir habbe kalmamış idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78b ·
metinde göster ·
nehr-i Furât ve nehr-i Âsî'dir. Bu iki nehirden gayrı Arz-ı Mukaddes içre cerey …
nass-ı şerîfi dahi delîl-i kat‘îdir kim cemî‘i enhâr-ı azîmler cennet ırmaklarıdır. Ammâ hadîs ile mertebede âlî Ceyhûn ve Seyhûn ve Nîl ü Furât'dır. Ammâ Ceyhûn u Seyhûn diyâr-ı Acem-i Horâsân'da kalup arz-ı Mısır'da kalan nehr-i Nîl'dir. Ammâ Arz-ı Mukaddes'de cereyân edüp rûz-ı mahşerde cemî‘i ehl-i Arasât'ın nûş edeceği nehr-i Furât ve nehr-i Âsî'dir. Bu iki nehirden gayrı Arz-ı Mukaddes içre cereyân eder nehr-i azîmler yokdur. Gerçi bu hadîs ile mertebede âlî olan mezkûr dörd enhârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115a ·
metinde göster ·
… yaşı sümüğüne ve tükrüğü balgamına ve balgamı salyasına karışup timarhâne faslı
edeceği
geldi. Tâ bu mertebe mahbûbü'l-kulûb mahbûb dilberânları vardır. Hakkâ ki ba‘zı …
Ammâ bu hakîr Evliyâ ol dilberânı gördükçe şifâdan me’yûs olup dîvâne-misâl olup gözünün akı karasına ve yaşı sümüğüne ve tükrüğü balgamına ve balgamı salyasına karışup timarhâne faslı edeceği geldi. Tâ bu mertebe mahbûbü'l-kulûb mahbûb dilberânları vardır. Hakkâ ki ba‘zı mecnûn güler cemâl-i bâ-kemâle nazar etdikçe zî-âkıl olur. Zîrâ be-kavl-i hukemâ-yı kudemâ, hûb-rû ve mâ-i cârî ve hoş-âvâz u saz [u] söz, âdemin derûnun küşâde edüp jeng-i gamdan mücellâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b ·
metinde göster ·
muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil e …
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
… e dâ’imâ Kazak niçe yüz pâre şaykalarıyla gelüp buna sarılup bunun önünden ubûr
edeceği
muhakkak olduğundan Murâd Hân'ın tenbîh [u] te’kîdiyle bu kal‘a metânet üzre çâ …
Bu kal‘ayı dahi sene 1036 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ fermânıyla Kapudan Hasan Paşa Çelebi donanma-yı hümâyûn ile gelüp bu kal‘ayı nehr-i azîm Özü kenârında Piyâle Paşa kal‘asına muttasıl şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘ edüp eyle metânet üzre inşâ etmişdir kim öbür kal‘alar bunun yanında gûyâ kara çavlı binâ-yı sâdelerdir, zîrâ nehr-i Özü kenârında vâki‘ olmağile dâ’imâ Kazak niçe yüz pâre şaykalarıyla gelüp buna sarılup bunun önünden ubûr edeceği muhakkak olduğundan Murâd Hân'ın tenbîh [u] te’kîdiyle bu kal‘a metânet üzre çâr-kûşe şeddadî ve rıhtım binâ-yı âlî olup nehr-i Özü kenârında gâyet metîn tabya-i azîmler ve kulle-i metînler ve gûnâ-gûn ceng tasavvuru içün birbirlerin korudur dirsekleri ve kal‘adan aşağı düşmana taş bırağacak medîneli kilvili mukarnaz baca delikleri ile ârâste ve gûnâ-gûn âlet-i silâh-ı ceng ile pîrâste olmuş kal‘a-i metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55a ·
metinde göster ·
… rkud'a gelince elli pâdişâh gele" deyü her pâdişâhı eşkâliyle ve feth [u] fütûh
edeceği
vilâyetleri her pâdişâhın başı ucuna yazmış ve bildiğimiz (pâdişâh) pâdişâhlard …
Hulâsa-i kelâm "Âl-i Osmâncık'dan tâ Sultân Korkud'a gelince elli pâdişâh gele" deyü her pâdişâhı eşkâliyle ve feth [u] fütûh edeceği vilâyetleri her pâdişâhın başı ucuna yazmış ve bildiğimiz (pâdişâh) pâdişâhlardan Sultân Ahmed ve oğlu Sultân Osmân'ı ve Ahmed Hân karındaşı Sultân Mustafâ'yı iki kerre pâdişâh olacağın ve Sultân Murâd H[ân]'ın zorbaları kıracağın ve Revân'ı ve Bağdâd'ı alacağın ve Sultân İbrâhîm Azağ'ı ve Girid'i alacağın ve Kilis'i ve Dirniş'i kâfire vereceğin ve zekerin eline alup şehîd olacağın ve İbrâhîm oğlu Yûsuf-sıfat dilîr Mehemmed Hân'ın elinde bâzı ve doğanı ile Yanova'yı ve kal‘a-i Varat'ı ve Erdel'i ve Uyvar'ı ve Kandiye'yi feth edüp Alaman'da ve Boğdan'da bî-hâsıl serdârları ceng edeceğin ve "Velekad" isimli pâdişâh olacağın ve Esvedü's-safâ nâm bir vezîri olacağın cümle vakt-i sâ‘atleriyle yazmış, hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 17b ·
metinde göster ·
"Bire meded fursat ganîmetdir. Îsâ ve Meryem Ana bize himmet
ede[ce]ği
gün geldi. Budin şimdi bir avret elinde kaldı" deyüp cümle krallar yine baş kal …
"Bire meded fursat ganîmetdir. Îsâ ve Meryem Ana bize himmet ede[ce]ği gün geldi. Budin şimdi bir avret elinde kaldı" deyüp cümle krallar yine baş kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76b ·
metinde göster ·
… ük at südü kımızı ve yağı alınmamış yoğurd yazması ve talkanı ve meşâyihler nûş
edeceği
maksima bozası memdûhdur.
Der-hayât-ı cân-perver-i gûnâ-gûn meşrûbât: Evvelâ niçe yüz âb-ı hayât sularından mâ‘adâ ilik gibi ince el[ek]den geçmiş Tatar bozası ve dörd beş günlük at südü kımızı ve yağı alınmamış yoğurd yazması ve talkanı ve meşâyihler nûş edeceği maksima bozası memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a ·
metinde göster ·
… zahmetine mübtelâ olan kimesneler boğazlarına varınca ol çamura girüp tahammül
edeceği
mertebe çamurda gark olup nısf sâ‘at dursa bi-emrillâhi te‘âlâ cemî‘i emrâz-ı m …
Bu havzdan taşra cereyân eden âb-ı germâbın cem‘ olduğu zemîn-i hârda bir çamur gibi yer vardır. Cümle sızıya ve istiskâya ve cüzâma ve freng zahmetine mübtelâ olan kimesneler boğazlarına varınca ol çamura girüp tahammül edeceği mertebe çamurda gark olup nısf sâ‘at dursa bi-emrillâhi te‘âlâ cemî‘i emrâz-ı muhtelifeden şifâ bulup vücûd-ı bî-vücûdu pür-cûd olup dürr-i beyz-âsâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 213a ·
metinde göster ·
… n eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül
edeceği
gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz …
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup gitdik. Öyle göründü (---)(---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle huddâmlarıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü âlemimde at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4aP 4a ol cebel-i bülendin nısfına urûc etdükde şiddet-i hâr kemâlinde ve hevâ letâfetinde, ammâ sağ tarafımızda berk-i dırahtân üzre yağmur nâzil olmağa başladı. Ammâ gayri cânibde bir katre yağmur alâmeti yok. Hevâya nazar edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir dal üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül edeceği gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz anı yağmur zann etdik. Garîb herîfin bizden aslâ haberi yok. Akl-ı kâsırımız üzere bildik kim bu harâmîlerin dîdebânıdır. Ba‘zı huddâmlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
… câc kâ’ide-i emr-i Hak üzre sabâh namâzın kılup tâ sabâh yeri sararup gün tulû‘
edeceği
mahalle varınca bu Meş‘ari'l-Harâm câmi‘inde vakfeye duralar. Arafât'da bunda b …
Ve bu mahalde câ-be-câ bostân kuyuları vardır. Ve câmi‘ huddâmlarının bir kaç hâneleri vardır. Q 133a Lâkin cemâ‘ati azdır. Ancak mevsim-i hacda ve bu Arafât dönüşünde leyle-i îdın vakt-i şâfi‘îde Mîne bâzârında olan huccâc-ı müslimîn dahi bu câmi‘e cem‘ olurlar. Zîrâ salât-ı îd yerine bu câmi‘de ba‘de salâtu's-subh vakfeye durmak vâcibdir. Durmayup gitseler haccın nâkıs olup fidye-i dem lâzım olur. Cümle huccâc kâ’ide-i emr-i Hak üzre sabâh namâzın kılup tâ sabâh yeri sararup gün tulû‘ edeceği mahalle varınca bu Meş‘ari'l-Harâm câmi‘inde vakfeye duralar. Arafât'da bunda bayram namâzı yokdur. Îd-ı adhâ dedikleri yevm-i arefedir kim ol gün Arafât'a çıkılup mescid-i İbrâhîm'de salât-ı kasr-ı cem‘ ve cebel-i Arafât'da hutbe okunur. Bayram namâzı kılınmaz, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y323a ·
metinde göster ·
Ak Minâre'ye koyup hâlâ cümle züvvâr yüzlerin sürüp ziyâret ederler.
Ba‘dehu ol taş-ı mezkûr devletden devlete düşüp Emeviyyûndan Velîd bin Abdülmelik eline girüp câmi‘-i Ümeyye'nin cânib-i şarkîsinde Hazret-i Îsâ'nın âhir zamânda nüzûl edeceği Ak Minâre'ye koyup hâlâ cümle züvvâr yüzlerin sürüp ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y383a ·
metinde göster ·
… e ni‘metleri mebzûldür. Ve senede bir kerre Seyyid Ahmed el-Bedevî gemileri avm
edeceği
Y 115a günlerde Mısır'ın ne kadar ulemâ ve sulehâ ve eşrâfı var ise bu tekyey …
Sâhil-i Nîl'de fevkânî ve tahtânî bir şâhâne tekyedir, ammâ ol kadar vâsi‘ değildir. Erbâb-ı ma‘ârifden otuz mikdârı pâk ü pâkîze sâhib-i sülûk dervîşleri vardır. Evkâfları metîn olduğundan âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. Ve senede bir kerre Seyyid Ahmed el-Bedevî gemileri avm edeceği Y 115a günlerde Mısır'ın ne kadar ulemâ ve sulehâ ve eşrâfı var ise bu tekyeye gelüp azîm mevlûd olur. Andan yine şehr-i Bulak'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b–Y115a ·
metinde göster ·
… sır fellâhînin bir harâmî ve mansarı bir takrîb ile kâşiflerin eline girüp katl
edeceği
mahalde ol harâmî kâşife iki üç kîse mâl verüp,
Garâbet bu kim kaçan kim Mısır fellâhînin bir harâmî ve mansarı bir takrîb ile kâşiflerin eline girüp katl edeceği mahalde ol harâmî kâşife iki üç kîse mâl verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y159a ·
metinde göster ·
… iğeri hıfz eder. Tâ ki nısfu'l-leylde akrebler şikâra çıkup seyrân edüp mel‘abe
edeceği
mahalde gezerken ciğer râyihasın yerde duyup kelb gibi soylayarak kâsenin kenâr …
Ma‘cûn-ı akreb: Bu dahi bir ibret-{nümâ} temâşâdır. Kalavân evkâfından vazîfehâr veled âdemler vardır kim şeytân anları gördükde e‘ûzubillâh der, anlara sayyâd-ı akârîb derler, on kişidir. Kaçan hekîmbaşı akreb ma‘cûnu yapmak murâd eylese ol sayyâdlar virânistâna varup yerleri çukur çukur kazup her hafir içine birer sırçalı kâse yere berâber edüp kenârların toprağa müsâvî edüp her kâse içine birer pâre ciğer pâresi korlar ve gayrı ciğer pâresin mezkûr sırçalı kâse kenârından yere süre süre ciğeri çeküp yine ciğeri hıfz eder. Tâ ki nısfu'l-leylde akrebler şikâra çıkup seyrân edüp mel‘abe edeceği mahalde gezerken ciğer râyihasın yerde duyup kelb gibi soylayarak kâsenin kenârına varınca gelen düşer, gelen düşer. Sabâha-dek kâse akreb{ler} ile leb-ber-leb olur, taşra çıkamazlar. Sayyâdlar gelüp akrebleri tobralarına doldurup Kalavân mûristânında hekîmbaşıya verüp anlar dahi kuyruğun ve ayakların mıkrâs ile kesüp çömlekler içinde pişirüp yağın başka alup vücûdun şeker ile ma‘cûn ederler. Bir âdem habs-i bevle mübtelâ olsa yarım nohud mikdârı yese mesânesin açar. Gâyet müdrirdir, çok isti‘mâl etmemek gerek, ibret-nümâdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y177a ·
metinde göster ·