Balıklava kal‘asın evsâfın dahi tahrîr etmeğe mübâşeret edecek mahalde {sene (- …
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-ı Balıklava: Bu diyâr-ı Kırım'ın âb [u] hevâsı ve imâret [u] âsârların seferlere gitmeden bir vakt-i ta‘tîl bulmadığımızdan evsâf-ı Kırım'ı tahrîre cür’et edemedik. Bu Balıklava kal‘asın evsâfın dahi tahrîr etmeğe mübâşeret edecek mahalde {sene (---) târîhinde mâh (---)} Ucalı Sefer Re’îs nâm bir kimesnenin şaykasına üç yüz elli nefer kimesne ile gemiye girüp ol gice keştî içre yatup muhavvif ve muhatara vâkı‘alar gördüm. Def‘-i belâ içün taşrada ba‘zı fukaralara tasadduklar verüp yine gemiye girüp salpa demir edüp sandal ile limandan taşra çıkup Arapça ve dahi Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre sa‘d-i sâ‘ate nazar etmeyüp ve dâ’ire-i ricâlü'l-gaybe amel etmeyüp yıldız rûzgârıyla yelken yırtup mütevekkilen-ala'llâh deyüp muvâfık-ı eyyâm ile bir gün bir gice pupa gidüp Karadeniz'in tahmînen ortasına vardık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b ·
metinde göster ·
… ir yalçın kaya üzre sa‘b u metîn kal‘adır. Ammâ murâd [u] merâmımız üzre temâşâ
edemedik. Bu
limanda Rûmeli eyâletinin yigirmi yedi 270b sancağının sefere me’mûr olan ask …
Andan (---) mil cezîre-i Değirmenlik, Âl-i Osmânındır ve kapudan paşa hâssıdır, anı ubûr edüp andan (---) mil Temâşâlık Burnu, anı geçüp andan (---) mil kal‘a-i Atina'yı geçüp andan (---) mil kal‘a-i Termiş, Mora cezîresindedir, anı geçüp andan (---) mil kal‘a-i limân-ı azîm Anapoli, Anapolya dahi derler, Mora cezîresinde limân-ı kebîrinin nihâyetinde bir yalçın kaya üzre sa‘b u metîn kal‘adır. Ammâ murâd [u] merâmımız üzre temâşâ edemedik. Bu limanda Rûmeli eyâletinin yigirmi yedi 270b sancağının sefere me’mûr olan askerini cümle me’kûlât, meşrûbât [ve] ma‘ûnetleriyle gemilere sepişdirüp bir gün bir giceden sonra kûs-i irtihâller çalınup andan yine fırışka yıldız rûzgâr ile (---) mil gidüp kal‘a-i Benefşe, limansız açık yer olmağıla ale'l-acele bunda olan asâkir-i İslâmları alup ol gün yine eyyâm ile Menekşe Burnu'ndan (---) mil ezîre-i Girid
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 270a–270b ·
metinde göster ·
… ar ve siyâh zift ve katran gibi yağlı toprakdır. Âhir bed râyihasından tahammül
edemeyüp bu
türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb ederek yine atlarımıza süvâr olup vakt-i g …
Menâkıb-ı Bel‘am ibn Bâ‘ûr: Hikmet-i Hudâ bir gün bir cebelin dâmeninde cirid oynarken hakîr atdan tekerlenüp at başın alup "Kandesin Eğerlidağ?" deyüp urûc etdi. Hemân hakîrin cân başına gelüp bir gayrı ata süvâr olup esb-i firârîyi birkaç gulâmımızla kovarak tâ Eğerlidağ'ın zirve-i a‘lâsına çıkup atı anda dutup süvâr oldum. Ol mahâlde bir kabr-i tavîl görüp "Allahu a‘lem bir ulu ziyâretdir" deyü rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edüp piyâdece adımlayup kaddi kâmil seksen adım geldi. Başı ayağı ucunda birer serâmed amûd-ı zenbûrîler dikilmiş, ammâ bunun ziyâret [u] temâşâsına meşgûl iken bir bed râyiha hakîri ve gulâmlarımı sermest edüp çâkerlerim burunlarını dutdular. Kabri üzre nazar etdim, ancak kabri üzre olan türâb tencerede bulkur gibi kaynar ve siyâh zift ve katran gibi yağlı toprakdır. Âhir bed râyihasından tahammül edemeyüp bu türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb ederek yine atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Tebrîz kapusundan içeri dâhil olup ba‘de'l-mağrib Paşa huzûruna vardığımızda "Şükür sağlığa, hele atını cümle bisâtıyla buldun mu", dediler. "Belî buldum ve Eğerlidağ'da bir kabr-i tavîl-i evliyâullahı ziyâret etdim" deyü kabri gördüğüm üzre paşaya hikâyet edince hemân Erzurûmlu Ca‘fer Efendi, musannif ve mü’ellif ve sulehâ-yı ümmetden azîz kimesne idi, ol eyitdi: "Sakın Evliyâ Çelebi! Ol maşadı bir dahi ziyâret etme. Ol Hazret-i Mûsâ bed-du‘âsıyla imânsız gitmişdir, anâ Bel‘am ibn Bâ‘ûr derler. Niçe yüz yıl mu‘ammer olup âhir Hazret-i Mûsâ'dan sonra dâğ-ı derûnundan diyâr-ı Mısr'ı terk edüp bu dağda olup hâlâ kabri sayf u şitâda leş gibi kokup türâbı yağıyla cehennem azâbı çeküp kaynar" dedikde bu hakîr-i pür-taksîr âlem-i hayretde kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a ·
metinde göster ·
… n'e ve Palu'ya ve Diyârbekir'e giden, bu nehr-i Furât'ı gemiyle geçmeyince ubûr
edemez. Bu
şehri üç gün seyr [ü] temâşâ edüp niçe erbâb-ı ma‘ârifleriyle ihtilât-ı hüsn-i …
Bu şehrin arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî (---) iklîm-i râbi‘den olmağıla hevâsı mu‘tedildir. Lâkin şâhrâh üzre vâki‘ olmamağıla kârbân yolu değildir. Bir hılâf-ı sengistân içre vâkı‘ olup nehr-i Furât bu şehrin cânib-i şarkîsinde Erzurûm dağlarında Dumlu Sultân cebelinden gelüp bu şehri reyy edüp bu kal‘a kayasın dolaşup cânib-i garba cereyân ederek İzoli Ekrâdı içinden ubûr ederek Bingöl'den nehr-i Murâd dahi bu nehr-i Furât'a (---)(---) mahallinde mahlût olup nehr-i Furat Malatıyye kurbunda Kömür Hânı geçidinden cereyân eder. Malatıyye'den Harput'a ve Eğin'e ve Palu'ya ve Diyârbekir'e giden, bu nehr-i Furât'ı gemiyle geçmeyince ubûr edemez. Bu şehri üç gün seyr [ü] temâşâ edüp niçe erbâb-ı ma‘ârifleriyle ihtilât-ı hüsn-i ülfet edüp paşanın mâ’il-i mâlı olan Kuruçay voyvodasının muhâsebesin görüp bevâkî mâldan yedi yüz guruş alup bu hakîre ücret-i kadem yüz guruş verüp Tuzlaemîni Emîr-i ahûr Hasan Ağa'dan bekâyâ mâl içün yüz elli guruş alup andan refîkler ile cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 340b ·
metinde göster ·
… ezâristândır kim seng-i mezârlarında olan târîhlerin bir âdem bir sâlde kırâ’at
edemez. Bu
vâdî-i hâmûşânda niçe yüz evliyâ-yı kirâm ve meşâyih-i ızâm ve niçe bin musanni …
Ve ziyâretgâh-ı Karâke-i Kübrâ: Sûr-ı Kazvîn'in müşebbek kapusu kurbünde bir mezâristândır kim seng-i mezârlarında olan târîhlerin bir âdem bir sâlde kırâ’at edemez. Bu vâdî-i hâmûşânda niçe yüz evliyâ-yı kirâm ve meşâyih-i ızâm ve niçe bin musannifîn u mü’ellifîn ve müfessirîn ü muhaddisînden kümmelîn kimesneler var kim tahrîr ü terkîm olunmak mümkin değildir. Hatta Kân-ı Sahbâ nâm bir mekân-ı cebbâne-i benâm vardır. Ol Mahall-i İcâset'de üç bin sahâbe-i güzîn medfûn olduğu muhakkakdır. Zîrâ şeb [u] rûz bu mahalde nûr berk urup rûz-ı nevrûz olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316b ·
metinde göster ·
… tabyaları var ammâ şey değillerdir. Hîn-i muhâsarada biri dahi hücûma tahammül
edemezler. Bu
varoşun cirmi kâmil dörd bin altı yüz adımdır.
Bu kal‘a-i sûr-ı azîm leb-i deryâda şekl-i murabba‘ bir alçak taş dîvârlı ve handaksız rabât-ı müzeyyendir. Ve etrâfında câ-be-câ tabyaları var ammâ şey değillerdir. Hîn-i muhâsarada biri dahi hücûma tahammül edemezler. Bu varoşun cirmi kâmil dörd bin altı yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286b ·
metinde göster ·
… aşağı derk-i esfelde medfûndurlar. Ne‘ûzübillâh benî âdem aşağı bakmağa cür’et
edemez. Bu
kal‘anın bu kullesi kayalar üzre tâ bu mertebe eflâke ser çekmişdir kim efvâh-ı …
Ve şehr-i Gedüs bir sengistân dar boğaz içinde bir dere kenârında vâki‘ olmuş dere ve depeleri zeyn etmiş kat-ender-kat ma‘mûr hâne-i zîbâlardır. Bu cânib hânelerinin yüzleri cânib-i şarka nâzırdır ve derenin karşu tarafında çârsû-yı bâzâr olan evlerin dahi yüzleri şarka nâzırdır. Ve bu taraf evlerinin karşu kıble tarafı evc-i âsumâna ser çekmiş kal‘a-i bâlânın kayasıdır kim aktâr-ı arzı geşt [ü] güzâr eden seyyâhân-ı berr ü bihâr cânbâz tâ’ifesi pehlivânları yigirmi otuz yılda bir kerre bir azîm cem‘iyyet-i kübrâ ile bu şehr-i Gedüs'e gelüp birbirlerin imtihânen bu kal‘a kayasına resen bağlayup gûnâ-gûn arz-ı mahâretler gösterüp Y 20b urûc eden post sâhibi ser-çeşme pehlivân olur. Niçesi pâre pâre olur. Hâlâ aşağı derk-i esfelde medfûndurlar. Ne‘ûzübillâh benî âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Bu kal‘anın bu kullesi kayalar üzre tâ bu mertebe eflâke ser çekmişdir kim efvâh-ı nâsda Cânbâz kullesi derler, meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y20a–Y20b ·
metinde göster ·
… îr nûn yutduğuna peşîmân olup yedi deryâyı yedi kerre deverân eyleyüp âhir hazm
edemeyüp bu
Sayda kurbunda karye-i Ciyeyye'de balık karaya düşüp Hazret-i Yûnus'u taşra çık …
Hakîkatü'l-hâl cemî‘i ulemâ-yı Sayda ve Beyrût, şâm-ı Tarabulus Y 192a bu i‘tikâddadırlar kim Hazret-i Yûnus bin Mitte ümmetlerinden rûger[dân] olup Musul diyârından bu mahalle gelüp bir keştîye süvâr olup Mısır'a giderken zevrakları telattum-ı deryâya uğrayup kur‘a ile deryâya bir kaç âdem atarlar. Hikmet-i Hudâ kur‘a-i menhûsun biri Hazret-i Yûnus'a düşüp emân vermeyüp deryâya atarlar. Hemân ol dem bir nûn dem çeküp Hazret-i Yûnus'u bel‘ edüp kırk gün kırk gece nûnun karnında mihmân olup fakîr nûn yutduğuna peşîmân olup yedi deryâyı yedi kerre deverân eyleyüp âhir hazm edemeyüp bu Sayda kurbunda karye-i Ciyeyye'de balık karaya düşüp Hazret-i Yûnus'u taşra çıkardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191b–Y192a ·
metinde göster ·
… r. Ammâ bu askerin izdihâmından Mısır'ın alayı yollarında âdem âdemi söküp ubûr
edemez. Bu
tertîb üzre cümle asker arz-ı kâlâ ederek Âdiliyye'ye varup hayme ve hargâhları …
Mukaddemâ emîr-i hac alayı ile altı pâre toplar gitmiş idi. Bu alayda toplar yokdur, bu askerî tâ’ifesi Mısır içinden tüfengler atarak gülbâng-i Nebî çekerek ubûr ederler. Ammâ bu askerin izdihâmından Mısır'ın alayı yollarında âdem âdemi söküp ubûr edemez. Bu tertîb üzre cümle asker arz-ı kâlâ ederek Âdiliyye'ye varup hayme ve hargâhlarında meks edüp Mısır'da kalanlar ile vedâlaşup kalan kalır, giden gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y205b ·
metinde göster ·
Anda Dâvûd el-Garb hazretleri bir âsitâne-i kübrâda medfûndur kim niçe bin keşf [ü] kerâmâtları zâhir ü bâhir olup cümle menâkıb kitâblarında ve Tabakât-ı şa‘râvî'de mastûrdur. Abdülkâdir el-Cîlânî ve Cüneyd-i Bağdâdî ve Ahmed-i Bedevî ve İbrâhîm-i Dessûkî mertebesinde emr-i azîm ulu sultândır kim hâlâ mutasarrıfîndendir. Ba‘zı kimesneler zî-kıymet metâ‘ın anda bırağup Hind'e Yemen'e gidüp selâmet geldikde mâlın alır, bir kimesne vaz‘-ı yed edemez. Bu mertebe ulu sultândır. Andan Mansûre hâkinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y359a ·
metinde göster ·
… ün ve beş gün olursa da kabız durur, tâ ki Nîl kenârına varmayınca def‘-i hâcet
edemez. Bu
hâk-i amber-pâkde koyundan ve at ve deveden gayrı hayvân besleyemezler, zîrâ ne …
Bu azîzin havfından cümle ehl-i kal‘a taşrada sâkinlerdir. Derûn-ı kal‘ada aslâ bir âdemî-zâd yokdur. Ziyâretine varanlar kal‘a kapusundan içeri dâhil olunca pây-bürehne varırlar. Kal‘ada değil bu kal‘a binâ olunduğu cezîrede bir kimse tebevvül ü tegayyuz etmeğe kâdir değillerdir. Tekâzâ-yı hâceti gelirse de üç gün ve beş gün olursa da kabız durur, tâ ki Nîl kenârına varmayınca def‘-i hâcet edemez. Bu hâk-i amber-pâkde koyundan ve at ve deveden gayrı hayvân besleyemezler, zîrâ necâsetleri necâset-i galîzadır. Tâ bu mertebe ulu sultândır kim bu cezîrede bir kimesne fi‘l-i şenî‘ edemez ve harâmî ve zâlim giremez ve kimse teşelşül edemez. Meşhûr-ı âfâk kutb-ı ale'l-ıtlâk mutasarrıfînden ulu sultândır. Ve halkı mü’min ü muvahhidîn Berberî kavmidir. Hastaları ve ma‘sûmları def‘-i hâcet etdükde mecurlara eder, ba‘dehu tâ Nîl'e dökerler. Bu derd-i elîmi dâ’imâ çekerler. Bunu ziyâret edüp yine cenûba Y 403a Nîl çetince sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402b–Y403a ·
metinde göster ·