Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
… r gözü âdem kolu kalınlığı-misâl cereyân edüp cümle mahlûkât andan def‘-i atşân
eder, aceb
Q 58a hayrât-ı azîmdir. Ve çeşmeler üzre târîhi budur: P 58a
Ve bu mahalde Liman câmi‘i cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Ve bu mahalle karîb liman kenârında bir köşede Kapudan Bekir Paşa'nın dörd göz çeşme-i âb-ı hayâtı var kim cemî‘i âyende vü revende keştîbân andan sulanırlar. Her gözü âdem kolu kalınlığı-misâl cereyân edüp cümle mahlûkât andan def‘-i atşân eder, aceb Q 58a hayrât-ı azîmdir. Ve çeşmeler üzre târîhi budur: P 58a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y117a ·
metinde göster ·
… meks eder. Ammâ gayri tuyûr-ı zü'l-cenâh Mekke üzre bile tayerân etmeyüp avdet
eder. Aceb
sırrullâhdır kim Ka‘be-i şerîfin şerefiyyetin hûş u tuyûr dahi bilürler. Ve bu …
Ve hâlâ Y 340b hudûd-ı Ka‘be'de sayd [u] şikâr harâmdır. Hâlâ haşîş u giyâhâtı biçilmez ve ahcârı hark olunup kireç olmaz. Ve eşcârâtı kezâlik kat‘ olunmaz. Ve tuyûr-ı kebûteri vakf-ı Resûl'dür, rencîde olunmaz, remmâ remmâ huccâc izdihâmında kimseden havf etmeyüp huccâcın kimi başına ve kimi arkasına konarlar. Ammâ aceb hikmetdir, nice kerre yüz bin kebûter vardır, bir dânesi sütûh-ı Mekke'ye çıkup konmazlar. Ammâ çaylak çıplak dedikleri Fir‘avn-ı âk doğanı sütûh-ı Mekke'ye gelüp meks eder. Ammâ gayri tuyûr-ı zü'l-cenâh Mekke üzre bile tayerân etmeyüp avdet eder. Aceb sırrullâhdır kim Ka‘be-i şerîfin şerefiyyetin hûş u tuyûr dahi bilürler. Ve bu haremde aslâ fusûk cidâl olmaz, harâmdır. Cidâl eden mu‘ammer olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y340a–Y340b ·
metinde göster ·
… düp def‘-i cû‘ eder. Hem kendüye nafaka hâsıl eder, hem timsâhı sıkletden halâs
eder, aceb
hikmetdir.
Hikmet-i Hudâ dübürü yokdur. Takâzâ-yı hâceti oldukda Nîl'den taşra çıkup cezîrelerde deverân eder. Bi-emr-i Hudâ sâhil-i Nîl'de pervâz eder bir nev‘a alaca tuyûr vardır, Rûm'da ördek Y 161a gibi ayakları kısa minkârlı ve nâhunlu bir kuşdur, hemân hümâvâr pervâz ederken timsâhı cezîrelerde görüp karakulak arslan yanına nice gelirse bu kuş dahi timsâhın yanına gelüp bir iki cünbüş ü hareket eder. Bi-emrillâh timsâh ol kuşu görünce safâ eder. Ba‘zı timsâhın takâzâ-yı hâceti gelmemişdir, cezîrelerde eşiyle seyrân ederken mezkûr kuşun karnı acığup timsâhın burnun kakalayarak hâh-nâ-hâh timsâhın ağzın açdırır. Ba‘zı timsâh kendi açup mezkûr kuş timsâhın ağzından içeri girüp tâ karnına varup muzahrafâtı depe depe eşe eşe emek çeküp mel‘ûnun necâsetin ağzına getürdükde hemân timsâh gâr-ı yetîmân misâl ağzın açup cümle muzahrafâtın mezkûr kuş taşra çıkarup timsâh safâ eder. Ol kuş dahi muzahrafâtı içre kurdlar bulup tenâvül edüp def‘-i cû‘ eder. Hem kendüye nafaka hâsıl eder, hem timsâhı sıkletden halâs eder, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y160b–Y161a ·
metinde göster ·
… bi Buhayre deryâsıdır kim zehr-i mârdır, ortasından Nîl-i mübârek zülâl cereyân
eder, aceb
himmet-i merdândır. Ba‘zı mahalde telattum-ı bahr ziyâde olup cisirleri bozup b …
Ve Nâsırıyye tur‘asın ibtidâ Hazret-i İbrâhîm asrında Filbatır nâm Kıbtî meliki binâ etmişdir. Ol melikdir kim Sâre Ana'ya iki kerre dest-dırâzlık edüp elleri kuruyup tevbe istiğfâr edüp Hazret-i İbrâhîm'e îmân getürmüşdür. Bu tur‘a anın inşâsıdır. Büyük Nîl kenârında Füvve kasabası kurbunda yine Buhayre hâkinde Dârûd karyesinden kesüp iki konak yer İskenderiyye'ye kesüp getürmişdir. Makdûr-ı beşer değil bir himmet-i âlîdir. Hâlâ içinde altı ay gemiler cereyân eder. Ba‘de zamân mürûr-ı eyyâm ile mu‘attal olup Sultân Nâsır cerf edüp cereyân etdirmişdir. Anıniçün Nâsırıyye tur‘ası derler. İki cânibi Buhayre deryâsıdır kim zehr-i mârdır, ortasından Nîl-i mübârek zülâl cereyân eder, aceb himmet-i merdândır. Ba‘zı mahalde telattum-ı bahr ziyâde olup cisirleri bozup böyle cem‘iyyet-i kübrâ ile ta‘mîr ü termîme Y 312a muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y311b–Y312a ·
metinde göster ·