… ve İkbâl nâm birkaç güzîde hümâm-ı gılmân-ı hâssalar ile biz de başka meşveret
ederdik. Bu
hakîr sâ’im olmağile iftâriyye Şâm fısdığı ve badem kırup dakk u lakk edüp eğle …
Sergüzeşt-i temâşâ-yı mahûf: Paşa Mehemmed Beğ'in haymesine meşverette gitdikde bu hakîr otakda kalup Miftâh gulâm ve Kilarcıbaşı ve İkbâl nâm birkaç güzîde hümâm-ı gılmân-ı hâssalar ile biz de başka meşveret ederdik. Bu hakîr sâ’im olmağile iftâriyye Şâm fısdığı ve badem kırup dakk u lakk edüp eğlenirdim. Anı gördüm, bir al küheylân atlı elinde kantar sırığı ile çiğini kalkanıyla otağın sokakları tınabların kılıç ile pâreleyüp üzerimize at çöğürüp "Hani paşa biti Melek Ahmed Paşa" dedi. Gördük bir dâbbetü'l-arz-misâl bir Kürd â[de]mi. Hemân hakîr eyitdim "Dilersin paşayı?!" dedim. "Şu mızrağı paşanın karnına sokarım" deyü Kür[d] lisânı üzre "Ey kerânjini may kay Paşa yete" deyü Paşa'ya bir harb-i şîrîn çaldı. Miftâh gulâmın 265b aklı gözünde Abazalık olmağile "Gelin şu Kürdü öldürüp atını alalım" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265a–265b ·
metinde göster ·
… gidüp ve bu çöllerde acı sular içüp Kazak ve Kalmık havfin çeküp kat‘-ı menâzil
ederdik. Bu
çölistânda Kılburun kal‘asından cânib-i şarka Kırım cezîresi ağzında tâ Or kal‘ …
Bu gölü geçüp 5 sâ‘at yine taraf-ı şarka gidüp ve bu çöllerde acı sular içüp Kazak ve Kalmık havfin çeküp kat‘-ı menâzil ederdik. Bu çölistânda Kılburun kal‘asından cânib-i şarka Kırım cezîresi ağzında tâ Or kal‘asına varınca otuz sâ‘atlik zemîn-i Heyhât'dır kim şenlik ve şâdımânlıkdan aslâ eser yokdur. Hattâ güneş çölde doğar ve çölde batar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 107a ·
metinde göster ·
… ef olup şeb [ü] rûz tarîk-i Halvetî'nin halka-i zikrine girüp tevhîd [ü] tezkîr
ederdik. Bu
azîz hâlâ vilâyet-i Kırım'da kırk bin mürîde mâlikdir. Bir azîm âsâr-ı binâlı k …
Nehr-i Kaçı kenârında üç yüz evli bâğ u bâğçeli ve iki câmi‘-i kadîmli ve bir hammâmlı ve bir mihmânsarâylı bir ma‘mûr köydür, ammâ gûyâ bir kasaba-i ra‘nâdır. Bunda Hızır Şâh Efendi hazretlerinin tekyesinde mihmân olup her bâr kendülerinin şeref-i sohbetleriyle müşerref olup şeb [ü] rûz tarîk-i Halvetî'nin halka-i zikrine girüp tevhîd [ü] tezkîr ederdik. Bu azîz hâlâ vilâyet-i Kırım'da kırk bin mürîde mâlikdir. Bir azîm âsâr-ı binâlı kârgîr kıbâblarla mebnî bir ulu âsitânedir. Şeb [ü] rûz âyende vü revendelere sofra-i bî-imtinânıyla ni‘metleri bay u gedâ ve pîr [ü] cüvâna mebzûldur. Hattâ bu hakîr-i fakîr küstâhâne bi'l-bedâhe Hızır Şâh Efendi’ye münâsib bu ebyât denilmişdir, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 119b ·
metinde göster ·
… â etdik ve şiddet-i hârdan halâs olduk ve dâ’imâ üzerinde ibâdet edüp istirâhat
ederdik. Bu
hâl üzre yine cânib-i cenûba Nîl kenârınca tokuz sâ‘at gidüp,
Bu kal‘a mukâbelesinde meks olup kal‘a hâkimi beş yüz deve yükü zahîre getürüp ale's-sabâh on bin asker-i Urbân askeri getirüp andan azm-i râh etdükde Hüseyin Kan tarafından hakîre bir fîl hedâyâ getirdiler. Üstünde kasriyle ve huddâmları ile gelüp süvâr olduk. Huddâmlarımız ile kasr-ı Seriyye içinde zevk [u] safâ etdik ve şiddet-i hârdan halâs olduk ve dâ’imâ üzerinde ibâdet edüp istirâhat ederdik. Bu hâl üzre yine cânib-i cenûba Nîl kenârınca tokuz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399b ·
metinde göster ·
… enûba altı gün altı gece mâhitâbda dahi giderdik. Vakt-i sabâhda sayd [u] şikâr
ederdik. Bu
vâdîye,
El-hâsıl dem-beste olduğum temâşâ idi. Andan melik sâyebânına gelüp ta‘am tenâvül etdik. Hakîrin ta‘accüb etdiğine anlar hande ederler. Ba‘dehu bu sahrâdan kalkup yine Nîl cenbinde cânib-i cenûba altı gün altı gece mâhitâbda dahi giderdik. Vakt-i sabâhda sayd [u] şikâr ederdik. Bu vâdîye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y426a ·
metinde göster ·