… â ve şîb ü zerbâf ile bu zikr olunan âletlerin saplarını sarup gûnâ-gûn şakalar
ederek bir
hây-hû ile ubûr ederler. Andan,
Andan arabalar üzre yüz elli mikdârı furunlar içre hâs ekmek pişirerek ubûr ederler. Ve arabalar üzre hamîr yoğururak ve pişiriciler kolların sığayup furundan etmek çıkararak "Ala vere" diyerek ve gayrı tâ’ifeleri omuzlarında furun kürekleri ve söngeleri ve gelberileri ve furundan âteş çekecekleri cümle dîbâ ve şîb ü zerbâf ile bu zikr olunan âletlerin saplarını sarup gûnâ-gûn şakalar ederek bir hây-hû ile ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161a ·
metinde göster ·
kenâra çıkup bî-tâb [u] bî-mecâl rimâl üzre yatırken anı gördüm, ol balık kendü …
‘Bu balık durdukça oturduğum mahal karnıdır’ deyüp elimle yoklayup bildim ki incecik deridir. Ağzından taşra çıkmak mümkün değil. Hemân Allâh'a sığınup elimdeki bıçağile balığın aşağı tarafına bir bıçak nice urdumsa karnı yarılup bir deryâ içre çıka-düşüp elimdeki bıçağile rû-yı deryâya çıkup şinâverlik ederek 164a bir kenâra çıkup bî-tâb [u] bî-mecâl rimâl üzre yatırken anı gördüm, ol balık kendüyi deryâdan taşra hevâya pertâb ederek ve deryâyı cûş [u] hurûşa getirüp burnunun iki deliklerinden minâre-misâl deryâyı şâzrevân edüp pur putur olup gûyâ başdarda kadırga gibi deryâ üzre şinâverlik ederek Harkova tarafına doğru gidüp Mostarlı Mustafâ Paşa önünde bi-emrillâh ol balık karaya düşer."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163b–164a ·
metinde göster ·
… in arkalarında varullar ile sirke taşıyup "Ey sirke" deyü halk üzre sirke nisâr
ederek bir
hây-hû ile,
Bu esnâf arabalar üzre dükkânların gûnâ-gûn fıçılarla ve katremîz şîşelerle zeyn edüp piyâdelerinin arkalarında varullar ile sirke taşıyup "Ey sirke" deyü halk üzre sirke nisâr ederek bir hây-hû ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 170b ·
metinde göster ·
… Mağrib-zemînde Cezâyir vilâyetine varup erbâb-ı ma‘ârif ve zürefâsıyla ihtilât
ederek bir
gün bir âsitâneye varup görse kim yedi seneden berü kendinin gâ’ib olan ta‘aşşu …
Hikmet-i Hudâ bir gün bu remmâyı âşiyânlarından uçurup evc-i âsumânda pervâz u çevlân ederken hikmet-i Hudâ kazâ-yı âsumânî bir ra‘d ü berk ve zulemât olur kim Bursa içinde âdem âdemi görmeden kalup cümle halk feza‘ u çeza‘a başlar. Âhir-i kâr bir gün bir gece bu zulemât Bursa üzre ber-karâr olup Sa‘dîzâde'nin güvercinleri gelmeyüp aklı başından gidüp âhir dâğ-ı 191a derûnundan başın alup Arab u Acem seyâhati olup cihânı geşt [ü] güzâr ederek diyâr-ı Mağrib-zemînde Cezâyir vilâyetine varup erbâb-ı ma‘ârif ve zürefâsıyla ihtilât ederek bir gün bir âsitâneye varup görse kim yedi seneden berü kendinin gâ’ib olan ta‘aşşuk etdüği güvercinler kim Rûm'a mahsûs olan murg-ı zeyreklerdir. Esnâ-yı kelâmda sâhib-i hâneye nezâketle bu kuşları sorup hâne sâhibi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b–191a ·
metinde göster ·
Bu cümlesi vakt-i seherden deryâ gibi temevvüc edüp cereyân
ederek bir
günde ubûr edüp her esnâf Yenibâğçe kurbünde Husrev Paşa türbesinde İslâmbol ka …
Bu cümlesi vakt-i seherden deryâ gibi temevvüc edüp cereyân ederek bir günde ubûr edüp her esnâf Yenibâğçe kurbünde Husrev Paşa türbesinde İslâmbol kadısı (---) Efendi hânesi önüne elbette varmaları kânûndur kim, zîrâ cümle ehl-i hırefin narh [u] terâzûlarına nâzır [u] nuzzâr olan İslâmbol mollâsıdır ve cemi‘yyetlerine me’mûr olup anın hükm-i tassarruflarındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215b ·
metinde göster ·
… âkânîleri ve tablların ve tabl-bâzların döğerek balaban ve cura sûrnâ fasılları
ederek bir
alay-ı İrân-zemîn gösterdiler kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunma …
Ve niçe sultânlar dahi cümle sûr libâsların geyinüp muhteşemâne 314a arz-ı kâlây ederek on binden mütecâviz çapur askeri gibi derme çatma ve Terekeme ve Moğol ve Boğol ve Kımık ve Kumuk ve Kılmak ve Gökdolak ve Moğan ve Kazak tâ’ifelerinden ecnâs-ı mahlûkât âriyetî libâçe ve libâslar ile pür silâh olup kerrenây ve nefîr-i Efrâsiyâb'ların çalarak ve kös-i Hâkânîleri ve tablların ve tabl-bâzların döğerek balaban ve cura sûrnâ fasılları ederek bir alay-ı İrân-zemîn gösterdiler kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Hemân bu asker içinden Revân hânı at bırağup gelirken refîkımız Şemahı hânı eydür "Hey Evliyâ Aka! Mine heze Revân hânı geledir" dedikde hân gelüp ibtidâ hakîr ile at üzre görüşüp musâfaha idişüp ba‘dehû Bakü hânıyla bilişüp ve Gîlân hânıyla öpüşüp tâ Bakü kal‘asına üç sâ‘atde varınca âşnâ olduk. Andan zeyl-i Bakü'ye varınca kal‘anın burc [u] bârûlarından ve leb-i deryâda âmâde olan kullelerden ol kadar top endaht edüp şâdmânîler oldu kim kal‘a-i Bakü mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup hakîre hayli cebe satdılar. Meğer bu Bahr-i Haraz'ün karşu garb cânibinde Moskov kralının Ejderhân ve Balhân ve Sarây ve Haşdek ve Türk kal‘alarından elçiler gelüp sûr içün hedâyâlar getirmişler. Bu top şâdmânlarının bir aslı da anlara kal‘anın cebehânesi ve istihkâmın göstermek imiş. Bu hâl üzre kal‘a-i Bakü'ye bin elli yedi senesi mâh-ı Muharrem'inin evvel cum‘a gününde dâhil olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313b–314a ·
metinde göster ·
… r kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât
ederek bir
gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
… âsıralardan me’zûn olup sâkin olur. Niçe müddet bu âb-ı nâbın safâsın sürüp nûş
ederek bir
gün ecel câmın nûş edüp dâr-ı bekâya irtihâl eder. Kabr-i şerîfi ulu âsitânedir …
Bu nehr-i zülâl hâtıriyçün Dumlu Sultân, Hazret-i Risâlet'den sonra bu nehre Cenâb-ı İzzet'in nazarı ta‘alluk etmişdir, deyü bu nehrin matla‘ında Kayâsıralardan me’zûn olup sâkin olur. Niçe müddet bu âb-ı nâbın safâsın sürüp nûş ederek bir gün ecel câmın nûş edüp dâr-ı bekâya irtihâl eder. Kabr-i şerîfi ulu âsitânedir. Ve karyesi iki yüz hâneli mü’min, muvahhid, müselmân köyüdür. Kasaba-misâl câmi‘i ve zâviyesi ve sûk-ı muhtasarı vardır. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
… alup yine var kuvveti bâzûya getirüp ura kıra kırılarak, İpşirliyi allak bullak
ederek bir
siyâh kaytas at-ı sâfinât ile İpşir askerin söküp kendünün târumâr olmuş ordusu …
mazmûnunca İpşir Paşa hîle ve hud‘aya sâlik olup Varvar Alî Paşa askerine hâb [u] hargûş verüp ale'l-gafle basup ömürleri kemânın yasup Varvar askerin kırmağa başladılar. Ammâ Varvar nefsinde hayli bahâdır, dilâver, server-i hünerver [ve] merd-i meydân gürbüz er idi. Bu hâli görüp üç yüz iç ağalarıyla Allah deyüp İpşir askerinin bir cânibinden kılıç urup koyuldu. Ammâ çi-fâ’ide, ba‘de harâbu'l-Basra der-ceng-i evvel gâfilâne cümle kafadâr serdârları ve cengâver erleri sa‘îd ü şehîd ve kimi cânib-i erba‘aya mûr-ı mâr-misâl târumâr olup Varvar, İpşir askeri içinde deryâda katre ve güneşde zerre-misâl kalup yine var kuvveti bâzûya getirüp ura kıra kırılarak, İpşirliyi allak bullak ederek bir siyâh kaytas at-ı sâfinât ile İpşir askerin söküp kendünün târumâr olmuş ordusu içinden çıkup ânî gördük bu hakirin olduğu dağa doğru at boynuna düşüp gelerek karârı firâra mübeddel ederek gelmede. Hemân İpşir askeri Varvar'ın akabine düşdüler ve Çerkeş ensesindeki dağda yetişüp Varvar'ın başına üşdüler. Fakir Varvar ol mahalde dahi urba kuşak ile beyâz sâde giymiş dal kılıç olup niçesin atdan aktardılar. Âhir bir mel‘ûn bir hışt urup mecrûhan atdan yıkup atın aldılar ve bir kaç tevâbi‘in paşa üzre ceng ederken şehîd etdiler. Âhir paşayı bir gayrı ata bindirüp İpşir Paşa huzûruna götürmede. Varvar'ın askerin İpşirli kovmada ve kırmada ve yağma ve alan ve talân etmede ve soymada ve katl etmede. Gûyâ ol gün mahşerden bir nişân oldu. Ânî gördük, bir niçe yüz Varvar askeri kümelenüp bizim temâşâ etdiğimiz dağ cânibine doğru firâr edüp gelirler. Akîblerince İpşirli kovup gelirler. Hemân hakîr "Bre meded! İki asker mâbeyninde kalırız, bre yârânlar aşağı şehre inelim" deyü Çerkeş ahâlîsinin a‘yân [u] kudâtıyla atlarımıza süvâr olup aşağı indik. Çerkeş hânının cânib-i erba‘asında leş leşe çitilmiş kimin soyarlar ve kimin kırarlar, bir vâveylâ ve mâtem "Bre meded mahkemeye varalım" deyüp mahkemeye geldikde kadı mahkeme kapusun sedd edüp bizi mahkemeye komak istemez. Hele mukaddemâ içerde emânet duran huddâmlarımız "Bizim Efendi geldi" deyü kadıya haber edüp Kadı Nesîmî Efendi, havfinden kendüsü kapuya gelüp "Evliyâ Efendi, birâder-i cân-berâberim, siz misiz?" deyince "Belî, biziz" deyüp güç ile kapuyu açup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne girüp hıfz [u] emânda olup mahkeme pencerelerinden bu Çerkeş sahrâsında olan hengâme yedi sâ‘at kâmil ceng [ü] cidâli ve harb [u] kıtâli seyr [u] temâşâ edüp âlem-i hayretde kaldık. Eğer bu rüsvâ-yı âmlığı ve bu gûne fezâhat u bed-nâmlığı tahrîr eylesek başka bir sergüzeştnâme olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a ·
metinde göster ·
Menzil-i Ortaköy: Aksarây sancağında yüz elli akçe pâyesiyle başka kazâdır. Bir vâsi‘ mahsûldâr fezâda bâğlı ve bâğçeli ve câmi‘ ve mesâcidli kasaba-misâl ma‘mûr köydür. Bu karyeye tâbi‘ cümle otuz altı pâre nâhiye kurâlarıdır (---)(---)(---)(---)(---). Andan yine cânib-i şimâle ma‘mûr [u] âbâdân kurâları ubûr ederek bir menzilde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 69b ·
metinde göster ·
… ar içre gidüp kâh esb-süvâr ve kâh piyâde reftâr ile gûnâ-gûn müşâvere-i güftâr
ederek bir
kûh-ı bülendin zirvesine urûc etdik kim meğer ana kûh-ı Taklaban derlermiş. Hak …
Ve Bitlîs'e girecek dere ağzın sedd-i İskender ile ol kadar metîn etmiş kim andan dahi bir kuş uçamaz ve büyük Dehdîvân üzre hânın vezîri makâmında Çâker Akası yüz elli bayrak tüfeng-endâz ile çıt-a-çıt olup başka kal‘a-misâl bir meteris etmiş kim gûyâ sedd-i Kahkahâ'dır. Ve karşu alçak Dehdîvân'da kezâlik zirve-i a‘lâsında kal‘a-i Demâvend-vâr bir meteris edüp hânın ikinci akası Arab Halîl Ağa kapanup anda dahi mûr-ı mâr-misâl asâkir-i kerrâr âmâdelerdi. Paşa-yı mubassır im‘an-ı nazar ile nazar edüp "Bu tarafdan bunlara zafer mümkin değildir." deyüp Dehdîvân-ı âlî tarafında dağlar içre gidüp kâh esb-süvâr ve kâh piyâde reftâr ile gûnâ-gûn müşâvere-i güftâr ederek bir kûh-ı bülendin zirvesine urûc etdik kim meğer ana kûh-ı Taklaban derlermiş. Hakîkat andan bir kerre düşen takla atarak kendüyi Bitlîs şehrinde bulur. Bu kûh-ı bâlâdan aşağı nazar etdiğimizde el-azametullah Bitlîs şehrinin cânib-i etrâfın âdem deryâsı ihâta edüp pür-silâh âmâde dururlar. Ve kal‘a-i Bitlîs'in burc u bârûları toplar ile ârâste ve asâkir-i firâvân ile pîrâste olup cümle dendân-ı bedenleri sancağ u bayrağ-ı gûnâ-gûnlar ile zeyn olmuş. Paşa-yı {dûrbîn-fikr} eline dûrbînin alup hayli mesâfe-i ba‘îde 264b olan yerleri dûrbîn ile temâşâ edüp ne cânibden bu şehre yürüyüş ideceğin gözden geçirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a–264b ·
metinde göster ·
… k u mellak ve silâhdan bî-gallak neylesin, kâh atıyla ve kâh piyâde çomar cengi
ederek bir
kerre atına süvâr olur. Görse at beş altı yerde yaralanmış, bu kerre atda aslâ …
Çomar-ı fakîr ıslak çıplak ve şallak u mellak ve silâhdan bî-gallak neylesin, kâh atıyla ve kâh piyâde çomar cengi ederek bir kerre atına süvâr olur. Görse at beş altı yerde yaralanmış, bu kerre atda aslâ dermân kalmamış. Âhir atdan me’yûs olup hemân Çomar yine Rüstemâne piyâdece dal satûr olup cengleşerek leb-i deryâda Süren Baba nâm bir ziyârete girüp ceng ederken bir pencere deliğinden biri Çomar'a bir kurşumu alnından urunca şehîd edüp başın Hakkarî hânına getirirler. Ba‘dehû "Yigitdir" deyü başını cesedi yanına götürüp ol Süren Baba cenbinde medfûndur. Hâlâ ziyâretgâh-ı inâsdır. Hatta Melek Ahmed Paşa efendimize ol cengde hâzır olup Çomar kılıcından kurtulanlar bu sergüzeşt-i Çomar'ı böyle nakl edüp paşa dahi ziyâret eyledi. Hâlâ eyâlet-i Van-ı Şirvân'da ve mâbeyn-i gâzîyânda Çomar'ın sergüzeşti dâstân-ı dûstândır. Hatta bir gâzî yiğit Çomar'ın kabrini kârgîr bina ile imâr edüp Çomar kendüyi deryâya atup uçduğu kayaya Çomar'ın târîhin taşa yazmışdır. Hakkâ ki sikkeyi mermerde kazmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
… hûnlar revân oldu. Ve bu hay hûdan sonra cümle muhibbân-ı dûstân kanların revân
ederek bir
tevhîd-i sultânî etmişlerdir kim cümlesi mest [ü] hayrân oldu. Ba‘de't-tevhîd m …
Netîce-i kelâm ol gün yevm-i âşûrada fezâ-yı Dergezîn hûn-ı insân ile rengîn olup zemîn-i Dergezîn lâle reng olurdu. Ve cemî‘i âşıkân-ı sâdıkânın dâğları üzre dâğ dâğ oldu. Ve her birinin sîne ve bâzûlarından ahmergûn hûnlar revân oldu. Ve bu hay hûdan sonra cümle muhibbân-ı dûstân kanların revân ederek bir tevhîd-i sultânî etmişlerdir kim cümlesi mest [ü] hayrân oldu. Ba‘de't-tevhîd meydân-ı muhabbete deste-hânlar gelüp niçe bin sahûn mümessek âşûralar ve ta‘âm-ı hûşek pilav u muza‘fer pilav-ı dûzde büryânlar geldiler ve cümle mahlûk-ı Hudâ tenâvül etdiler. Ve bu sahrâda ol gün niçe bin yerde âşûra ve sâ’ir ni‘met-i nefîseler tenâvül olunup ba‘de'l-asr şehr-i Dergezîn'e gitdiler. Bu dahi bir gûne bir mesîregâh idi kim vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 313a ·
metinde göster ·
… bette ana müte‘allık kitâblar vardır." diyerek cebel-i Heremeynleri kam‘ u hedm
ederek bir
kubbe-i yekpâre zâhir olup anı kam‘ edüp derûn-ı kubbeye duhûl edüp gördüler ki …
Ammâ sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Me’mûn Halîfe diyâr-ı Bağdâd'dan diyâr-ı Mısr-ı Kâhire-i mağziyye-i Ümm-i Dünyâ'ya gelüp şehr-i Fustât ki Mısr-ı atîkdir, anın mukâbelesinde nehr-i Nil aşrı Cîze şehri garbîsinde nîm sâ‘at Heremeyn dağları nâmıyla ma‘rûf üç aded amelî ve çâr-kûşe dağlardır kim ikisi dörder yüz arşın âlî binâ olunup evc-i âsumâna ser çekmişlerdir. Biri gâyet alçacık yine çâr-kûşe amelî seng-binâ kûh-ı sağîredir. Hâlâ bu kûhlara elsine-i nâsda Fir‘avn dağı derler. Me’mûn Halîfe bu kûh-ı bülendlerde defîne vardır deyü bu kûh-ı Heremeynleri asker-i deryâ-misâline ve üstâd-ı kûh-kenlere bu kûhları nakb u kam‘ u hedm etdirüp yetmiş günde güc ile bir defîne mâla râst gelüp anda bir seng-i hârâ üzre hatt-ı Hazret-i İdrîs-i hoş-nüvis ile bir hacer zâhir olup böyle tahrîr etmiş kim "Ey bu makâlîd-i âlîlerden defîne istihrâcına mukayyed olan mülûk. Ne kadar cidd ü cehd-i tâm-ı ihtimâm itsen renc [ü] anâ çeküp ifnâ-yı vücûd etdiğin günlerin masrûfu kadar mâla mâlik olursun, ve's-selâm. Ammâ ilm-i târîh ve ilm-i evvelîn ü âhirîn istersen, hâsıl olup bu edîm-i arzın ibret hırmeni mahsûlün dirersin, ve's-selâm. Ve illâ dahi ziyâde tama‘-ı hâma düşersen ifnâ-yı vücûd edersin, hatmü'l-kelâm." deyü merkûm seng-i hârâda bu gûne hatları Me’mûn kırâ’at etdikde cemî‘i ulemâsıyla Me’mûn Halîfe müşâvere edüp kenz-i Kârûn'dan ferâğat edüp "Hemân bize ilm-i evvelîn ü âhirîn lâzımdır. Elbette ana müte‘allık kitâblar vardır." diyerek cebel-i Heremeynleri kam‘ u hedm ederek bir kubbe-i yekpâre zâhir olup anı kam‘ edüp derûn-ı kubbeye duhûl edüp gördüler kim mâl-â-mâl deve kemikleri ve fil ve gergerdân üstühânlarıyla leb-ber-leb olmuş bir kubbe-i nüh-tâk cümle kemikler üzre hatt-ı gûnâ-gûnlar yazılmış ve niçe bin gûne rümûzlar kazılmış. O kubbeden içeri bir tuç bâb-ı sağîre nümâyân olup ol dervezeyi hâh nâ-hâh küşâde kılup gördüler kim bir kubbe-i ser-bülend-i nuh-tâkı eflâke kemend atmış ammâ derûn-ı kubbe kat-ender-kat kitâb-ı müstetâblar ile mâl-â-mâl.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 399b ·
metinde göster ·
… ek ola. Safâ geldiniz" deyü Paşa efendimize ve cemî‘i ağavâtlarımıza hayır du‘â
ederek bir
alay-ı azîm ile bin altmış sekiz saferinin yigirmisinde kal‘a-i Silisre sarâyın …
"Gazânız mübârek ola. Safâ geldiniz" deyü Paşa efendimize ve cemî‘i ağavâtlarımıza hayır du‘â ederek bir alay-ı azîm ile bin altmış sekiz saferinin yigirmisinde kal‘a-i Silisre sarâyına dahil olup efendimiz yine re‘âyâ vü berâyâlara adl [ü] adâlet etmeğe başladı. Ol hafta Köpürlü Mehemmed Paşa'dan bir ağasıyla bir mektûb gelüp mefhûm-ı kelâmı ol kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 68b ·
metinde göster ·
… ri; celâlîleri, hınzîr depeler gibi depeleyüp emvâl [u] erzâkların nehb u gâret
ederek bir
sâ‘at-i nücûmîde kal‘a-i Haleb'in enderûn [u] bîrûnunda üç binden mütecâviz kel …
Ve ol gün Haleb kefereleri ve Ya‘kûbîleri ve Yahûdîleri; celâlîleri, hınzîr depeler gibi depeleyüp emvâl [u] erzâkların nehb u gâret ederek bir sâ‘at-i nücûmîde kal‘a-i Haleb'in enderûn [u] bîrûnunda üç binden mütecâviz kelleler Haleb sarâyı meydânına galtân olup şehr-i Haleb lâşe-i murdârlarıyla telvîs olup bu hâl üzre cünd-i celâlîye bir tîğ-i âteş-tâb urulmuşdur kim vücûdları sahîfe-i rûzgârdan seyf-i müczem ile hak olup cümle Anadolu ve Karaman ve Mar‘ayş ve şâm ve Haleb ve Trablus ve Diyârbekir ve Erzurûm eyâletleri sekbân ve sarıca celâlîleri şerrinden emîn oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74b ·
metinde göster ·
… e kovarak kırarak her bir yiğit birer ve ikişer kelle ile hırren fe-hırren ceng
ederek bir
gayrı gediklerden serdâr-ı mu‘azzam önüne geldiklerinde cümlesine belağan mâ-be …
Bir gün Çavuşzâde kolundan bir azîm lağım atıldı ve hayli {dîvâr} yıkılup açıldı velâkin kal‘anın rûy-ı dîvârı irtifâ‘ nihâyetinde olup içerden küffâr def‘-i a‘dâ etmeğile yürüyüşün gerüsü yürümeyüp dîvâr 124a üzre üç yüz aded cengâver serdengeçdi {Semendire} yiğitler kalup gördüler kim askerin gerisi gelmeyüp bunlar ortada kaldılar. Hemân cümlesi yek-dil [ü] yek-cihet olup dal kılıç şehir içre yürüyüp küffâr-ı murdârları şehir içre kovarak kırarak her bir yiğit birer ve ikişer kelle ile hırren fe-hırren ceng ederek bir gayrı gediklerden serdâr-ı mu‘azzam önüne geldiklerinde cümlesine belağan mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar ile tîmâr ve ze‘âmetler ihsân olundu. Bunların akabince derûn-ı hisârdan iki yüz aded kefere ve fecereler taşra amân ile çıkup gitdiler. Bunlara Tatar askeri râst gelüp esîr edüp ol gün bir alay-ı azîm ile seksen bin Tatar ve dör[d] kerre yüz bin atlarıyla kal‘adan top menzili ba‘îd gelüp meks etdiklerinde küffâr bu kadar asker-i İslâm'ı görüp kal‘adan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b–124a ·
metinde göster ·
… mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler
ederek bir
ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdik …
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin Yanvan bu şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâne-i külbe-i ahzânlar binâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu zemînin âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… r urûkunu şemşîr-i zafer-luhûk ile kat‘ etmeğe kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil
ederek bir
gün bir gece Kemen Yanoş taburuna ılgar ile yetişüp vakt-i Şâfi‘îde altmış bin …
Meğer Küçük Mehemmed Paşa ol gece ale'l-fevr on altı bin salt cürd atlı müsellah ve mükemmel serhad gâzîleriyle Küçük Mehemmed Paşa Kemen Yanoş-ı la‘în-i bî-dînin şevket-i iktidâr urûkunu şemşîr-i zafer-luhûk ile kat‘ etmeğe kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bir gün bir gece Kemen Yanoş taburuna ılgar ile yetişüp vakt-i Şâfi‘îde altmış bin küffâr serhoş ve nâ-hoş ve ser-pûş ve âhen-pûş içre hınzîr gibi hor hor horlayup yatırlarken hemân bir kerre cümle guzât derûn-ı dilden ve cân u gönülden Allâh Allâh'a rehâ buldurup bir tarafdan dahi gülbâng-ı Muhammedî ile asker-i İslâm at bırağup küffâr ile bir uğraş [u] savaş-ı perhâş ile gûnâ-gûn serbâzlıklar edüp hâh nâ-hâh gâziyân-ı ser-firâzlar küffârı davrandırmayup eyle sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim tarfetü'l-ayn içre salât-ı fecr-i Hanefîye varınca cemî‘i kâfiri çakıl taşı gibi yere döküp Kemen Yanoş-ı melâ‘în ilm-i nücûmdan gâyet haberdâr olduğundan bu kâfir sürüsü içre bulunmayup üç yüz mikdârı kefereler ile bir köşede atlanırken ana da asker-i kerrâr yetişüp anı da meydân-ı ma‘rekede kelle perrân paça edüp câ-be-câ yerlerde mahmûr evkâr yatan kâfirleri kıra kıra orduları ve kara çadırların ve cümle hınto arabaları ve cemî‘i atların kabza-i tasarrufa alup kırk bir bin küffârın kellesiyle ve yedi bin aded katana kâfirleri ve torompete ve nâkûs ve haçlı peykerleri ve kırk pâre topları ve bin altmış hınto arabaları ve sâ’ir bârhâne ve âvânîleriyle yedinci günde ordu-yı İslâm'a bir alay-ı azîm ile bu kadar bin kelle-i küffâr ârâyiş-i nîze olup gûyâ bir orman gibi sırıklar üzre kelleler gelüp serdâr-ı mu‘azzamın serâperdesi önünde cümle kelleleri galtân edüp Serdâr Ali Paşa safâsından Küçük Mehemmed Paşa'ya iki kürk geydirüp beline bir murassa‘ tîğ ve bir hançer-i zü'l-fecâm ve bir çâ[r]kâb-i tîrkeş ve başına bir şâhin kanadı sokup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25b ·
metinde göster ·
… endüyi suya urup şinâverlik edüp gâh ayakları yere değüp yürür ve gâh gavvâslık
ederek bir
cezîreye geçüp yine hakîre teveccüh edüp tîz tîz ve sık sık melemeğe başladı, s …
Bir gül [ü] gülistân ve nahlistân ve bostân yerler. Hemân mezkûr gûsfend kendüyi suya urup şinâverlik edüp gâh ayakları yere değüp yürür ve gâh gavvâslık ederek bir cezîreye geçüp yine hakîre teveccüh edüp tîz tîz ve sık sık melemeğe başladı, suya girdi ve yine çıkdı ve yine me me deyü melerdi. Gûyâ lisân-ı hâl ile sen de bu cânibe gel, geç selâmetdir der idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… nden birer gûne san‘at ahz edüp bu câmi‘de icr[â] ederek ve cümle makdûrun sarf
ederek bir
tâ‘atgâh-ı Sübhânî etmişdir kim diyâr-ı Rûm'da misli yokdur. Meğer Kudüs-i Şerî …
Hakîkatü'l-hâl bir sâhib-i tab‘ velî-ni‘am ve sâhib-i kerem ve Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî-misâl bir hoş-hısâl keremkârî imiş. Hattâ mâl dirîğ etmemek ile bennâsı olan Mi‘mâr Ramazân, yigirmi bir aded binâ etdiği cevâmi‘lerin her birinden birer gûne san‘at ahz edüp bu câmi‘de icr[â] ederek ve cümle makdûrun sarf ederek bir tâ‘atgâh-ı Sübhânî etmişdir kim diyâr-ı Rûm'da misli yokdur. Meğer Kudüs-i Şerîf'de Mescid-i Sahrâtullâh ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146b ·
metinde göster ·
… ğir kökünün mahsûlâtından meşhûr-ı âfâk olup Ungurus banları dahi zamîme-i binâ
ederek bir
sedd-i sedîd kal‘a-i üstüvâr olur.
Ba‘dehu âb [u] hevâsının letâfetinden ve eğir kökünün mahsûlâtından meşhûr-ı âfâk olup Ungurus banları dahi zamîme-i binâ ederek bir sedd-i sedîd kal‘a-i üstüvâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179b ·
metinde göster ·
Hemân bizim guzât-ı müslimîn bu meydân-ı ma‘reke-i hâmûn içre küffâr ile bir yaylım neberd-i dilîrâne ile bir kârzârlık ederek bir elbeşti eyledik kim tarfetü'l-ayn içre hayli küffârın kelleleri meydân-ı arbedede galtân olunca küffâr hakkâ ki dilîrâne bir eyi hamle edüp şarâb-ı bî-hicâb te’sîriyle domuz topu olup geldiklerinde hemân cümle guzât bir kerre kâfire yan verüp küffârları sahrâya çekdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
… in çaldırarak ve haçlı bayrakların baş aşağı açdırarak bir şenlik ve şâdımânlık
ederek bir
alay-ı azîm ile,
Menzil-i Hunka: Bir vâsi‘ sahrâda bir mürtefi‘ topraklı bayırdır, ammâ amelî yığılmışdır. Anda bir gece gâyet tedârik üzre yatup ertesi ale's-seher cemî‘i kâfir kellelerin birer dâne sırıkların üstüne ârâyiş-i nîze şekilli edüp ve kâfirlere davulları ve boruları ve torompetelerin çaldırarak ve haçlı bayrakların baş aşağı açdırarak bir şenlik ve şâdımânlık ederek bir alay-ı azîm ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 9a ·
metinde göster ·
Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir ve cümle halkı şeb [u] rûz Seçan ve Filek ve Germat ve Semendire kâfirleriyle ceng-i cidâl ederler gâyet gâzî şehbâz fetâları vardır. Ve nehr-i Zakve Seçan dağlarından gelüp bu kal‘a-i Hatvan batağından geçüp cânib-i kıbleye cereyân ederek bir günde kal‘a-i Sonlok handakından geçüp hemân kal‘a dibinde nehr-i azîm Tise'ye mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 35a ·
metinde göster ·
… bir olup baş iki ve kollar dörd ve ayakları dahi dörd olup bir hayli zamân devr
ederek bir
havuz içine düşüp gâ’ib olup bir zamândan sonra iki gulâm âdem başlı ve gevdele …
Ertesi gün paşaya kral vâlidesi konaklarımıza karîb kendü bâğçesinde bir ziyâfet-i azîme edüp ol kadar seyr-i temâşâlar etdik kim diller ile ta‘bîr [u] tavsîf olunmaz. Hattâ bir pehlivân kefere meydân-ı mahabbete gelüp def ü kudûm çalarken iki gulâmı semâ‘ ederken birbirlerine uryânen sarılup iki gulâmın vücûdları bir olup baş iki ve kollar dörd ve ayakları dahi dörd olup bir hayli zamân devr ederek bir havuz içine düşüp gâ’ib olup bir zamândan sonra iki gulâm âdem başlı ve gevdeleri pul pul ejdehâ gevdeli ve dörder ayaklı iki ejdehâ bâğçe içinde halkı birbirlerine katup her birinin ağızlarından âteşler dıraht-ı müntehâların tâ zirve-i a‘lâsındaki yaprakların yakup cümle şecerelerin berk-i bârları berk-i hazân gibi âteşden yere dökülüp iki ejdehâ meydân-ı ma‘rekede birbirleriyle ol kadar boğuşup kovuşup oynaşup çiftleşdiler ve yılan gibi birbirlerine (yine) sarmaşdılar ve havuza düşüp havuzun suyun cemî‘i halkın üstüne saçdılar. Ve yine halk üzre âteş-i Nemrûdları ağızlarından püskürüp niçe yüz temâşâcılar firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… olur. Kureyş nâm pelîde Tuna sâhillerinde yüzdürüp(?) bu Kureyş geşt [ü] güzâr
ederek bir
hâk-i pâk-i anber-âsâ zemîni beğenüp anda tavattun edinüp amâr eder.
Be-kavl-i tevârîh-i Macar İrşek ibtidâ bânîsi Hazret-i Ömer hilâfetinde şer‘ile gözün kısâs etdirmeğe rızâ vermeyüp Benî Kureyş kabîlesinden Cebel-i Elheme Hazret-i Ömer'den firâr edüp Antakiyye'de kayser-i Rûm'a ilticâ edüp dahl düşer. Ol dahi Cebel-i Elheme'ye Şâm-ı Trâblûs deryâsı sâhilinde sarp sengistân dağları verüp Cebel-i Elheme anda sâkin olup kal‘alar binâ etdiğinden hâlâ ol diyâra Cebel-i Elheme nâmıyla Cebeliyye derler. Anda Hazret[-i Ömer] Kudüs-i Şerîf'i feth etdikde Cebel-i Elheme Cebeliyye'de karâr-dâde olamayup havfinden gemilere ehl [ü] ıyâlleriyle binüp on yedi evlâdıyla Akdeniz deryâsından geçüp İşpanya'ya varırlar. Ol dahi Avlonya dağlarında Kuryeleş nâm dağı bunlara cây-ı vatan verir. Birkaç evlâdları İslâmbol'da Ciniviz kralına gelüp birine Karadeniz sâhilinde Abâza'ya da Abaza dağların ver[ir] Çerâkise'ye Çerkes dağların verir, Lazka'ya Gönye dağların verüp Laz kavmi olur. Kureyş nâm pelîde Tuna sâhillerinde yüzdürüp(?) bu Kureyş geşt [ü] güzâr ederek bir hâk-i pâk-i anber-âsâ zemîni beğenüp anda tavattun edinüp amâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 100a ·
metinde göster ·
… kîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî âdemler gırîv [ü] feryâd
ederek bir
hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirden bir nişâne idi.
Ammâ el-azametullâh bu kadar kerre yüz bin hayvânât bu nehr-i Turla'ya girdiklerinde nehr-i Turla deryâ-misâl büğenüp gûyâ akmaz oldu. Hemân cümle salt atlı Tatarların âk olup kazaklanmış âdemleri büğenmiş suyun alt yanından geçdiklerinde nehr-i Turla gibi deryâ-yı azîm atlarının karınlarına çıkup çıkmayup tarfetü'l-ayn içre bilâ usret geçdiler, ammâ fakîr koyun ve sığır ve sâ’ir hayvânâtlar 106b ve benî âdemler gırîv [ü] feryâd ederek bir hây hû ile ubûr etmişlerdir kim gûyâ yevm-i haşirden bir nişâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106a–106b ·
metinde göster ·
… letâfet ve tarâvetinden bu ev sâhibi âdem tenâsül bularak niçe gözlü evler inşâ
ederek bir
mu‘azzam köy olup ismine Gözlü Ev derler. Gözlü Ev'den galat meşhûr olup hâlâ G …
Sebeb-i tesmiyesi oldur kim sene (---) târîhinde bu sâhil-i bahre Tohtamış Geray Hân Tatarlarından bir kişi gelüp bu mahalde tavattun edince obasının yerine obası gibi depesi delik bir gözlü ev binâ edüp hevâsının letâfet ve tarâvetinden bu ev sâhibi âdem tenâsül bularak niçe gözlü evler inşâ ederek bir mu‘azzam köy olup ismine Gözlü Ev derler. Gözlü Ev'den galat meşhûr olup hâlâ Gözlev derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118a ·
metinde göster ·
mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâs …
Bi-kavli müverrihân-ı Âl-i Cingiziyân ibtidâ kavm-i Tatar bu Kırım memleketine Ciniviz keferesi elinden mâlik olan sene (---) târîhinde Cuci Hân ve Ertoğmır Hân ile kırk bin Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr kavimleri bu cezîre-i Kırım'a eye çıkup vâdî-i Kırım'ı geşt [ü] güzâr ederek bir mahalde bir cây-ı menâs beğenmeyüp illâ bu Eski Salâcık deresin kendülere münâsib görüp küffâr havfinden bu dere içinde bu Eski Salâcık kal‘asın yasayup ba‘dehu ensesindeki kayalar üzre mezkûr kal‘a-i Gevherkirmân'ı, ya‘nî Çufud kal‘asın Ciniviz elinden feth ederler, ammâ bu Eski Salâcık burnundan hazz edüp şarkdan garb tarafına dörd bin adım enli bir dere içinin iki başlarında ve iki câniblerindeki yalçın kayalar evc-i âsumâna berâber serâmed kayalar olup cümle kayaların altları kûh-ı Bî-sütûn gibi boş olup mağâra mağâra inler ve üzerleri şâhîn ve zağanos yuvalı kızıl kayalar olup aslâ bir tarafdan düşman enüp çıkmak mümkin olmaduğun Cuci Hân ve Ertoğmır Hân bilüp bu dereyi kendülere cây-ı amân bulup bu derenin iki başları daracık olan yerlerine iki başında kayadan kayaya dere ağzına kal‘a dîvârları çekmişler ve birer ağaç kapu yasamışlar. Hâlâ ol kapular durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123b ·
metinde göster ·
"Cümle şerâ’it-i İslâmın elzem-i levâzımların kabûl edüp mü’min olmuş, ammâ tîz bu bizim nâmemiz götür, selâmımız teblîğ edüp kelime-i tevhîdi ve âmentü billâhi ve me[lâ’i]ketihî ve kütübihî ve rusulihî âyetlerin ta‘lîm edüp gelesin" deyü dîvân-ı Resûl'den Mu‘âz'ı kovup yine Mu‘âz kat‘-ı menâzil ederek bir yılda vilâyet-i Kazan'a gelince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 132a ·
metinde göster ·
Andan karye-i Köpekler'den aşağı Gümülcine sahrâsında cânib-i garba giderek nehr-i İrça'yı geçüp bir sâ‘at gidüp nehr-i Karacaoğlan'ı dahi geçüp bu nehreyn-i sağîreyn Karıl(?) yaylalarından gelüp ikisi bir olup Gümülcine sahrâsında cereyân ederek bir sâ‘at gidüp Akdeniz'e mahlût olur, ammâ karye-i Mûsâ Çelebi'den 6 sâ‘at sahrâlardan gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 208a ·
metinde göster ·
… idârım olmayup sabâhdan esb-süvâr olup sarp sengistân dağları deverân ü seyerân
ederek bir
günde at ile devr edüp vakt-i gurûbda Osmân Paşa yanına geldikde kâmil on dörd …
Hattâ hakîr piyâde adımlamağa iktidârım olmayup sabâhdan esb-süvâr olup sarp sengistân dağları deverân ü seyerân ederek bir günde at ile devr edüp vakt-i gurûbda Osmân Paşa yanına geldikde kâmil on dörd sâ‘atde sür‘at ile devr etmiş oldum, ammâ atların ayaklarında na‘lları kalmadı. Tâ bu mertebe sengistân dağları ihâta etmiş kal‘a-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 216b ·
metinde göster ·
… çıkarup bî-dendân kalup yine sâkin olduğu kehf-i garîbân anda tâ‘at [u] ibâdât
ederek bir
ferd-i âferîdeden bir nân nemek kabul etmeyüp subh [u] mesâ kırk vukıyye bir to …
Ba‘zılar Summî Alî Dede, ba‘zılar Söylemez Alî Dede derlerdi. Ordu-yı İslâmın cânib-i cenûbîsinde Çamaşır deresi kenârında bir gâr-ı yetîmân içre erbâb-ı tîmârdan bir kimesne terk-i dünyâ olup halkdan münzevî bir kûşe-i vahdetde sâkin olup aslâ dünyâ kelâmın söylemeyüp işrâkıyyûn müştâkıyyûn (---)(---) -ıyyûn fukarâlığın kabûl edüp dâ’imâ summun bükmün durup gündüz sâ’im ve gece gündüz kâ’im tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl olup erbâb-ı tîmârdan bir dostu beher leyl birer çanak buğday çobrası getirüp anınla kifâflanırken bir gün cümle otuz iki dişlerin çıkarup bî-dendân kalup yine sâkin olduğu kehf-i garîbân anda tâ‘at [u] ibâdât ederek bir ferd-i âferîdeden bir nân nemek kabul etmeyüp subh [u] mesâ kırk vukıyye bir top güllesin mağârânın bir köşesine döğe döğe mağârânın kayasın un gibi etmeği kâr edinmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 299a ·
metinde göster ·
… ün cemî‘i bânûlar sünbül-i hevâ etmek içün dağ [u] râğ u bâğları geşt [ü] güzâr
ederek bir
hayli mesâfe-i ba‘îde yerlere giderler.
"Bizi bir kerre taşra çıkarın, kesb-i hevâ edelim" dediklerinde kapudan ve elçi ve sâ’ir iş erleri kızların ricâların kabûl eyleyüp kesb-i tarâvet etsinler deyüp cemî‘i kızları İşpanya kralı kızıyla taşra çıkarup üzerlerine çetr-i mülemma‘lar ve sâyebânlar kurup birkaç gün sâhil-i bahrde ayş [u] nûşa meşgûl olup bir gün cemî‘i bânûlar sünbül-i hevâ etmek içün dağ [u] râğ u bâğları geşt [ü] güzâr ederek bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerlere giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319a ·
metinde göster ·
… âdemler ile yine atlarımıza süvâr olup bu ne temâşâ-yı garîbedir deyü tefekkür
ederek bir
sâ‘atde yine,
"Hâlâ bizi cenâbınıza gönderdiler" deyü üç kıt‘a mektûbları getiren âdemler ile yine atlarımıza süvâr olup bu ne temâşâ-yı garîbedir deyü tefekkür ederek bir sâ‘atde yine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ bu hakîr iki haftada bu cây-i müferrihde Dârâ-vâr dârât [u] azametle fakîrânece zevk [u] safâ edüp Hakk'ın ihsânına hamd [ü] senâ ederek ibâdet edüp pâdişâhâne safâlar etdim. Ba‘dehu Mühürdâr Paşa efendimizden âhirü'l-emr müfârakat mukarrer oldukda hüsn-i rızâları ile me’zûn olup hakîre iki yüz bundukanî Venedik altunu ve yine bir semmûr paçası serhaddî yol kürkü ve bir kat esvâb ve yine bir Alman sâ‘ati ve bir Cezâyir kürdesi kılıç ve bir Cezâ’ir tüfengi ve bir eğerli küheylân at ve huddâmlarıma serâpâ onar guruş ve birer saya çuka ve birer Sakız atlası ihsân edüp dest-i şerîfin bûs edüp feza‘ [u] çeza‘ ile birbirimiz ile vedâlaşup kethudâsıyla bizi aşağı Sakız şehrindeki sarây-ı azîmine gönderüp bâğ-ı İremli ve gül [ü] gülistân bostânlı âbâdân kurâlar ubûr ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y55a ·
metinde göster ·
… elâmete çıkarın yâhûd şu dağları geçirin ve beni bir köye düşürün" deyü kelimât
ederek bir
vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden bir azîm asker nümâyân olunca bizim re …
"Beni selâmete çıkarın yâhûd şu dağları geçirin ve beni bir köye düşürün" deyü kelimât ederek bir vâsi‘ sahrâ içre giderken hemân ileriden bir azîm asker nümâyân olunca bizim refîklerimizin başlarına âteş düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y93b ·
metinde göster ·
… binden bâğ u bâğçeler içre leb-i deryâ ile Memi Paşa kemerlerin seyr [ü] temâşâ
ederek bir
sâ‘atde,
Hamd-i Hudâ bu kal‘ayi seyr [ü] temâşâ edüp ve cemî‘i gâzîleri ile vedâlaşup İstanköy cezîresine geçmek içün kal‘anın şimâl cânibinden bâğ u bâğçeler içre leb-i deryâ ile Memi Paşa kemerlerin seyr [ü] temâşâ ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y104a ·
metinde göster ·
… manı kurbunda Akdeniz'e mahlût olur. Bu nehir kenârınca sun‘-ı Hudâ'ları temâşâ
ederek bir
sivri yalçın kayacık üzre,
Nehr-i Avari: Tâ Beğşehri dağlarından cem‘ olup Köserelik limanı kurbunda Akdeniz'e mahlût olur. Bu nehir kenârınca sun‘-ı Hudâ'ları temâşâ ederek bir sivri yalçın kayacık üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y142a ·
metinde göster ·
… n'dan Hârûnü'r-Reşîd ve oğlu Me’mûn Halîfe ve niçe mülûkler dahi binâ-yı zamîme
ederek bir
âsitâne-i azîm olmuşdur. Mürûr-ı eyyâm ile târîh-i Hicret-i Nebeviyye'nin (---) …
Ba‘dehu Âl-i Abbasiyyân'dan Hârûnü'r-Reşîd ve oğlu Me’mûn Halîfe ve niçe mülûkler dahi binâ-yı zamîme ederek bir âsitâne-i azîm olmuşdur. Mürûr-ı eyyâm ile târîh-i Hicret-i Nebeviyye'nin (---) senesinde Âl-i Atabegân-ı Ekrâd Nûreddîn eş-şehîd şâm halîfesi iken düşmen-i dîn olan İşpanya'da Papa nâm la‘în-i bî-dîn cümle kıssîs ve bıtrîk ve ruhbânlar ile meşveret-i fâside edüp eytdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y283b ·
metinde göster ·
… stân içre deve kuşları ve tavşan ve ceyrânlar huccâc içine girüp sayd [u] şikâr
ederek bir
hây hû ile ubûr edüp yine [deve]kuşu yumurtaları bularak ve levzünnebî yiyerek …
Ziyâret-i şeyh (---) cenbinde bir câmi‘i var ve bir âb-ı hayât kuyusu var. Bunda karâr etmeyüp yine çöl [ü] çölistân içre deve kuşları ve tavşan ve ceyrânlar huccâc içine girüp sayd [u] şikâr ederek bir hây hû ile ubûr edüp yine [deve]kuşu yumurtaları bularak ve levzünnebî yiyerek çölün nihâyetinde sol cânibimizde gücile nümâyân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y307b ·
metinde göster ·
hây hûy bir kütürdü ve bir hengâme olurdu kim ta‘bîr olunmaz.
Ve cümle ehl-i hıref dükkânların pâk ü pâkîze döşeyüp herkes yârânları ile zevk [u] safâ ve dakku'l-hanek ederek çay ve bâdyân ve kaşîr ve sa‘leb ve mahleb ve kahve ve şerbet ve leben-i hâlis nûş ederek her dükkân önünde ve ba‘zı hânede mutrıbân ve hânendegân Y 331b ve gavâzî duhter-i pâkîze-ahterler savt-ı hazîn ile mevâl uzzâl kasâyidlere âgâze edüp rakkâslar raks ederek bir hây hûy bir kütürdü ve bir hengâme olurdu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y331a–Y331b ·
metinde göster ·
… hibbâ ile vedâ‘ ederek ve Mu‘allâ ziyâretgâhları içre sûre-i et-Tekâsür tilâvet
ederek bir
sâ‘atde,
Bin seksen iki Zilhiccesi'nin yigirmi altıncı günü Mısır'dan gelen üç bin askerin bini Mekke'de muhâfazacı kaldı. Ertesi Mağrib huccâcı Medîne-i münevvereye revâne oldular. Yigirmi yedinci gün kırk bin huccâc-ı Mısır ile Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye müteveccih olup yine Y 367b umreye niyyet edüp âlât-ı silâhımız ile esb-i tâzîlere süvâr olup ba‘zı ahibbâ ile vedâ‘ ederek ve Mu‘allâ ziyâretgâhları içre sûre-i et-Tekâsür tilâvet ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y367a–Y367b ·
metinde göster ·
Ammâ bin seksen üç Muharrem'inin yedinci gecesi cemî‘i ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutabâ ve P 152a meşâyihân ve a‘yân [u] eşrâf-ı Medîne Harem-i şerîfe cem‘ olup on iki bin kanâdîller ile derûn-ı câmi‘ ve minâreler zeyn olup bin yerde şem‘-i asel-i kâfûrîler ve fânûs-ı cinânlar ile çerâğân olup Hazret-i Risâlet nûr-ender-nûr içinde nûr-ı mahz idi, hemân nûrun alâ-nûr oldu. Saf saf ve esnâf esnâf huzzâr-ı meclis yerli yerlerinde oturup meydân-ı hareme bir kürsî götürüp mevlûd-hân urûc edüp makâm-ı hicâza âgâze edüp müveşşehler âheng ederek bir mevlûd-ı şerîf tilâvet etdi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368b ·
metinde göster ·
… ne nehr-i Nîl'den cem‘ olmuş bir buhayreye dökülüp andan yedi aylık yol cereyân
ederek bir
kolu cânib-i şimâle Reşîd'e ve bir kolu Dimyât'da ve birkaç tur‘a kollar dahi d …
Ve bu cezîreyi Nîl-i mübârek tâ ortadan şakk edüp, cezîrenin cânib-i cenûbunda yedi aylık yol, ıssız, beyâbân çöl [ü] çölistân, mesmûm, hayvânâtdan muhâtara yerlerde Cebelü'l-kamer'den nehr-i Nîl tulû‘ edüp anda yine nehr-i Nîl'den cem‘ olmuş bir buhayreye dökülüp andan yedi aylık yol cereyân ederek bir kolu cânib-i şimâle Reşîd'e ve bir kolu Dimyât'da ve birkaç tur‘a kollar dahi deryaya dökülür. Ammâ bu Reşîd ve Dimyât kolları ana kollardır. Deryâ-misâl Akdeniz'e mahlût olduğu yerlere "Merecü'l-bahreyni yeltekıyân" derler. Üç yüz mîl acı deryâyı tatlı edüp deryânın rengin humret üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y30b ·
metinde göster ·