… ârif ile sohbet edüp ale's-sabâh umûr-ı müslimîni görerek bu gûne zevk [u] safâ
ederek cânib-i
erba‘asında olan düşmanlarından intikâm alup kabza-i tasarrufunda olan memâlik- …
Ve leyle-i erba‘ada sulehâ-yı ümmetden mazanna-yı kirâmlar ile ve leyle-i hamîsde dervîşân-ı dil-rîşân ve sergüzeşt sâhibi erbâb-ı ma‘ârif ile sohbet edüp ale's-sabâh umûr-ı müslimîni görerek bu gûne zevk [u] safâ ederek cânib-i erba‘asında olan düşmanlarından intikâm alup kabza-i tasarrufunda olan memâlik-i Âl-i Osmân üzre kuş kondurmayup cemî‘i re‘âyâ ve berâyâsı emn [ü] amânda idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73a ·
metinde göster ·
… de mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları
ederek cânib-i
Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küff …
Evvelâ gazâ-yı cezîre-i Girid: Sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde ağalarından Mu‘tak olan Sünbül Ağa nâm ankâ-yı zî-şân, beş Mısır hazînesiyle ve elli aded muhassine cevârîler ve niçe âftab gulâm-ı mihbânlar ve kırk aded "es-sâfinâtü'l-ciyâd" makûlesi küheylân atlar ile pâdişâh-ı Cem-cenâb İbrâhîm Hân'dan {Ağa-yı mezbûr} âzâd u me’zûn olup İbrâhîm Çelebi nâm bir re’îs-i mellâhın altı kat anbarlı karavana kalyonuna cümle metâ‘ın üç ayda doldurup beş yüz tevâbî‘-i pür-silâhı ve üç yüz aded sâ’ir tüccâr ve iki yüz keştîbân ve Mısır'a menfâ Esîrî Mehemmed Efendi tevâbi‘iyle cümle bin üç yüz aded ibâdullah ile rûz-ı cum‘ada Beşiktaş nâm mahalde mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânların küşâde kılup top u tüfenk şâdmânları ederek cânib-i Mısr'a revâne oldular. Hikmet-i Hudâ (---) cezîre kurbunda altı pâre Malta küffârı kadırgalarına râst gelüp bir gün bir gice ceng-i azîm edüp sademât-ı topdan kalyon içre olan atlar boşanup guzât-ı müslimîne atlar dahi bir şaşkınlık verüp yine bu hâl ile mücâhidîn ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp limân hevâda kalyon rûy-ı deryâda karadağ gibi kalup altı aded kadırga-i menhûs kalyonun yemîn ü yesârından döke döke kalyonun direği ve kıçı isa başı ve dümeni gidüp bî-cenâh kaldı ve içinde olan guzât-ı müslimînden ancak iki yüz âdem kalup cümle darabât-ı top-ı kûpden şehîd oldular. Hemân kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dal-satûr-ı Muhammedî olup Kızlar Ağası Sünbül Ağa'ya hıtâben "Bre mel‘ûn Arab, ben sana kâfir vardır, gemiye atlar komayalım ve cebehâne ziyâde alalım ve küffârın bir hoş haberin alup çıkalım ve bu kadar yüklü gemi ile deryâya niçe çıkalım, dedim. Sen emr-i şerîf alup beni bu hâl ile küffâra uğratdın" deyü Kızlar Ağasına bir tîğ urup kellesin galtân edince hemân Kızlar Ağasının tevabî‘leri İbrâhîm {Çelebi üzre} ol sâ‘at kılıç üşürüp pâre pâre ederler. Küffâr bu hâli görüp altı pâre kadırga-i menhûs ile kalyonun cânib-i erba‘asına sarılup derhâl kalyon içre soltat-ı kefereyi döküp üç sâ‘at dahi kalyon içre ceng edüp âhir-i kâr küffâr-ı hâk-sâr kalyonu ahz [u] kabz edüp içinde olan cümle ümmet-i Muhammed'i ve Esîrî Mehemmed Efendi'yi esîr edüp kayd-bend edüp kalyonu altı pâre Malta kadırgası yedeğe alup doğru Hanya limanına götürüp lenger-endâz oldular. Kâmil bir ay liman-ı Hanya'da meks edüp cemî‘î mal [u] menâl [u] metâ‘ı ve cümle küheylân atları ve nûr-misâl duhter-i pâkîze-ahterleri ve mahbûb gılmânları gemiden taşra çıkarup kal‘a-i Hanya'da bey‘ u şirâlar edüp cümle duhterlerin bekâretin izâle edüp bu kadar fezâhat ederler. Ba‘zı âkıbet-endîş papas ve bıtrîk ve kıssîs ruhbânlar eydür "Vay biz bu Osmânlı kalyonun ve kızları ve atların bu şehrde görmemek gerek idik. Şimden gerü bu cezîre elden gitdi. Zîrâ kitâbımızda eyle yazar kim bu cezîre-i Girid'e Osmânlı kalyonu gele ve atları gele ve kızları gele ardı sıra Türk gelüp gemisine ve atlarına binüp kızlarıyla cimâ‘ edüp bu cezîrede mülk edinüp evlâd sahibi ola" deyü Çalıpapaslar böyle deyü feryâd ederler. Ba‘zı küffâr bu cevâbları papaslardan istimâ‘ edüp niçe bin küffâr birer bahâne ile cezîrelerinden firâr edüp gayrı diyârlarda karâr ederler. Ol asrda cezîre-i Girid içre dörd kerre yüz bin Urum re‘âyâsı var idi. Ve cezîrenin cânib-i etrâfında yetmiş altı pâre ma‘mûr kal‘a-i metîn var idi. "Cümlesinde on altı bin soltat ve murtat cunûd-ı cünübü vardır" deyü Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize haber geldi. Ba‘dehû bu Kızlar Ağası kalyonunun bu gûne ahvâl-i pür-melâli böyle olduğu sa‘âdetlü pâdişâha mün‘akis olunca fi'l-hâl Venedik balyozun Dîvân-ı Pâdişâhîye da‘vet edüp "Bre bî-dîn mel‘ûnlar, niçün sulha mugâyir iş işleyüp limanınıza bizim gemilerimiz alan düşmanları, gemilerimiz ile limanlarınıza 269a kodunuz. Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân sulhu böyle midir?" deyince balyozlar ve konsoloslar ve konçoloz huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp eyitdiler: "Pâdişâhım! Ahidnâme-i mîsâkımızda böyledir kim sizlerin donanması dahi sâ’ir kefere krallarının gemilerin alup limanımıza girse müsâfirdir, deyü ri‘âyet edüp limanımıza koruz. Yohsa biz ahid-şikenlik edüp hâşâ sümme hâşâ kızlar ağanız gemisiyle almış olayız. Bu habâseti edüp limanımıza giren Malta küffârıdır. Biz dahi anlardan âciziz" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Pâdişâh-ı cem-haşmet buyurdular kim "Ya biz Malta üzre gazâ edersem, bana gemiler verüp imdâd eder misiz?" dedikde "Cân-baş üzre hizmet edüp üç yüz pâre gemi verelim, asker ve cebehâne ve zahîre sizden, gemiler vermek bizden" deyüp ser-ber-zemîn etdiler. Andan cümle balyozlara hil‘at-i fâhireler giydirilüp hâb-ı hargûş verdiler. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268b–269a ·
metinde göster ·
Bundan ubûr edüp aslâ im‘ân-ı nazar ile nazar etmeyüp şâdmânlar
ederek cânib-i
garba cezîre-i Malta diyerek cezîre-i Çukalar, bunlar dahi kefere Venedik hükmü …
Bundan ubûr edüp aslâ im‘ân-ı nazar ile nazar etmeyüp şâdmânlar ederek cânib-i garba cezîre-i Malta diyerek cezîre-i Çukalar, bunlar dahi kefere Venedik hükmünde birbirine karîb kal‘a-i metînli cezîrelerdir. Önünden ubûr edüp (---) mil cânib-i yıldıza meyl edüp Mora cezîresi kenarında kal‘a-i Koron önünden geçüp andan (---) Kal‘a-i Moton-ı metîn önünden güzer edüp (---) mil yine cânib-i garba gidüp Cezîre-i Berak bir küçücek cezîrecikdir, Mora adasına karîbdir, anı geçüp (---) mil,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 270b ·
metinde göster ·
… ağıla kal‘a-i Şamâkı'dan bin mikdârı asker ile alâ tarîkı's-seyr sayd [u] şikâr
ederek cânib-i
şimâle
Ve bu şehr içre cümle kırk dörd aded kârgîr binâ kârbânsarâylardır kim her birinde niçe bin tümen mâl-ı Kârûn'a mâlik sevdâgerân hâcegiyânlar mihmân [u] sâkinândırlar. Ve mihmândârları dükeli yahşı cânlardır. Ve herkes hânesin bî-kıfl sedd edüp çârsû-yı bâzârda metâ‘ın füruht edüp hânesine geldikde yine dükkânçesin metâ‘larıyla hâli üzre bırağup dîdebân u pâsbânlar nigehbânlık ederler. Tâ bu mertebe emn [ü] emân diyâr-ı Şirvân'dır. Cümle bin iki yüz dükkânçelerdir. Ammâ bezzâzistân-ı kârgîri yokdur. Lâkin yine cemî‘î zî-kıymet makûlesi bî-kıymet firâvândır. Ve kahvehâneleriyle dükkân-ı Selmânî'leri gâyet müzeyyen ve mecma‘u'l-irfân ve kân-ı zurefâ ü a‘yândır. Ve hevâsı gâyet i‘tidâl üzre sevâhildir, zîrâ iklîm-i hâmisin nihâyetidir. Ve zemîn-i mahsûldârında pirinç ve pembe ve yedi gûne engûr-ı âbdârı ve Abbâsî ve melçe emrûdu ve harbuzu ve mahbûbu u mahbûbesi memdûh-ı cihân-ârâdır. Ve ekseriyyâ halkı Sünnî, Hanefiyyü'l-mezheb ulemâsı ve sulehâsı vardır. Nihânîce cemâ‘atle namâz kılarlar. Ve bu Şemahı Hânı Takî Hân'da yedi gün mihmân olup zevk u safâlar edüp niçe ehibbâ vü dûstân [u] yârânlar ile hoş sohbetler etdük. Ammâ Takî Hân-ı ber-cân, sâhib-i tab‘ Fârisî-hân, bir civân [u] merd-i meydân ve sâhib-i iz‘ân ve fârisü'l-hayl, dilâver ve server-i hünerver fetâ yiğitdir. Ve yârân-ı bâ-safâlardan Şâhverdi Aka ve Kulu Aka ve Şehrâb Aka ve Hoca Yezden-şîr ve İmirza Ma‘sûm ve Rüstem Aka nâmân a‘yân akalar ile hüsn-i ülfet edüp hândân niçe harîr pârçe hedâyâlar ve on tümen Abbâsî ve bir karaçabuk at ihsânlar alup cümle tevâbi‘lerimize dahi ihsânlar edüp kendüsü dahi Revân Hânı düğününe Bakü kal‘asında sûra med‘uvv olmağıla kal‘a-i Şamâkı'dan bin mikdârı asker ile alâ tarîkı's-seyr sayd [u] şikâr ederek cânib-i şimâle
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313a ·
metinde göster ·
Bu tahrîr olunandan mâ‘adâ bir câmi‘ ve bir medresesinden gayrı hân u câmi‘ ve imâret ü hammâm ve çârsû-yı bâzâr dahi (---)(---). Ammâ ol sengistân içre bâğları var kim gûyâ Ayntâb diyârının bâğları gibi mahsûldâr ve lezîz ü âbdâr üzümü olur. Bu kal‘a cezîre-i Dicle'nin vasatında bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmuşdur kim elbette vilâyetine bilâd-ı rebî‘ derler. Sahrâ-yı Hâmûn'dur kim cümle Kîş ve kabîle-i Tay ve kabîle-i (---)(---)(---) Urbânları sâkin olurlar, bir vâdî-i bî-pâyândır. Bu sahrâ-yı Tîh'in vasatında havâlesiz bir sûr-ı muhkemdir. Cümle halkı darı ekmeği tenâvül ederler ve gâyet beyâz ve mümessek balı olur. Ve bu kal‘a kal‘a-i Nasîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde râhatla varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a-i Musul, kal‘a-i Sincâr'ın cihet-i şarkındadır. İnşâallah bu müsevveddâtımız hey’et üzre kal‘asının eşkâliyle ve sahrâları ve âb-ı revânlarıyla atlas kitâbı tahrîr etdiğimizde böyle tasvîr oluna. Ve bu cebel-i Sincâr'ın cânib-i etrâfı zeylinde kayalardan yetmiş seksen aded uyûn-ı câriyeler tulû‘ edüp bilâd-ı rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213b ·
metinde göster ·
… ân u hammâmların saky edüp şehir içinden cereyân ederek Debbâğhâne önünden ubûr
ederek cânib-i
(---)226b garba cereyân eder.
Bu uyûn-ı câriyelerin her birinde birer hâssa vardır, ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır kim cümle bu merkûm nühûrlar şehr-i Bitlîs'in cânib-i erba‘asındaki kûh-ı bülendlerden tulû‘ edüp şehrin bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânların ve cemî‘i hânedânların ve cümle cevâmi‘ ü hân u hammâmların saky edüp şehir içinden cereyân ederek Debbâğhâne önünden ubûr ederek cânib-i (---)226b garba cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a–226b ·
metinde göster ·
… yüz bin bâğ [u] hadîka-i hayâtları reyy edüp bâğıstân-ı engüristânlarından ubûr
ederek cânib-i
garba Rûmiyye deryâsına munsabb olur. Ammâ kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmağil …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Cihân Şâh'ın Salmas nâm bir vezîri imâr edüp ismine Salmas dediler. Ya‘nî selâm esen kal‘ası demek olur. Bu kal‘a zeyline geldikde bi'l-acele hânı istikbâle çıkup eşik ağasıyla Rûmiyye hânını kendi sarâyına aldı. Murtezâ Paşa ağasın kethudâsına, bizi münşîsine mihmânlığa verüp kal‘ayı seyr ü temâşâya başladık. Ammâ kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin içine vâki‘ olmuşdur. Cânib-i erba‘asına Rûmiyye ve Tesûy ve Kumla ve Karabağlar ve Hoy ve Merend ve Behistân ve Çures hânlarıyla ve sultânlarıyla müşâ bir Salmas sahrâsıdır kim Pasin ve Muş hâmûnlarının beşi kadar bir deşt-i Kıpçak gibi sahrâda vâki‘ olmuş kal‘a-i Salmas'dır. Ammâ şimâle nâzır kal‘a kapusunun içeri girerken sağ tarafında çâr-kûşe bir taş üzre "Emr-i hâzâ's-sûrü'l-metîn, bi-eyyâm-ı Tâceddîn-i âlîşân ve binâ-yı Hâce Nakdî-i Mıkrîzî." deyü tahrîr eylemiş ve sûrunun dâ’iren-mâdârı bin adımdır. 300b Ve. hevâsı bürûdet üzredir. Âb-ı cârîleri cânib-i garbda Kürdistân'ın Pinyanişî ve Abagay kûh-ı bâlâlarından gelüp niçe yüz bin bâğ [u] hadîka-i hayâtları reyy edüp bâğıstân-ı engüristânlarından ubûr ederek cânib-i garba Rûmiyye deryâsına munsabb olur. Ammâ kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmağile bu enhâr-ı zülâller kal‘adan cereyân etmeyüp âb-ı zülâl kuyuları vardır ve taşrada cereyân eden nühûrlar cümle zîr-i zemînden cereyân edüp şâhrâhları üzre çâh-ı mâları var. Âl-i Osmân askerinden Acem bu kuyulardan çok âdem alup esîr etmişlerdir. Bu diyârın cümle suları böyle taht-ı türâbdan ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a–300b ·
metinde göster ·
… ya kal‘ası dağlarından ve Omiş kal‘ası bellerinden gelüp bu cisir altından ubûr
ederek cânib-i
garbda (---) dibinde Akdeniz'e mahlût olur. Bunda Gâzî Baba Ahmed, paşaya bir z …
Ve bu nehir sehel şurcadır. İbtidâ tulû‘u cânib-i şarkda ve taraf-ı cenûbda Dinare dağlarından ve Zadvorya kal‘ası dağlarından ve Omiş kal‘ası bellerinden gelüp bu cisir altından ubûr ederek cânib-i garbda (---) dibinde Akdeniz'e mahlût olur. Bunda Gâzî Baba Ahmed, paşaya bir ziyâfet-i azîm edüp bir hil‘at-i fâhire geydirildi ve Baba Ahmedzâde İsmâ‘îl Ağa on bin yiğide kulağız olup cânib-i cenûbda kâfirin Zadvorya kal‘asına ve dahi Omiş kal‘asına nehb u gâret etmeğe gitdiler, Hudâ âsân getire.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137b ·
metinde göster ·
… ve ciğerleri giryân ve vücûdları sûzân ve lisânlarında Hazret-i Kur’ân tilâvet
ederek cânib-i
şarka (---) sâ‘atlik menzili iki sâ‘atde ılgar ile varup tâ Seykel sahrâsına at …
Dörd bölük Erdel diyârının bir bölüğü bu vilâyet-i Seykel'dir. Bu feth olunan taburdan cümle asker-i İslâm içeri girüp elleri kan ve kılıçları uryân ve sîneleri biryân ve ciğerleri giryân ve vücûdları sûzân ve lisânlarında Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek cânib-i şarka (---) sâ‘atlik menzili iki sâ‘atde ılgar ile varup tâ Seykel sahrâsına at bırağup gitdiklerinde cümle Seykel küffârları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
… e Şebeşvar kal‘asına andan bu Varat kal‘ası dibinden ve handakı içinden cereyân
ederek cânib-i
garbda Göle kal‘asıyla Sonlok kal‘ası mâbeyninde nehr-i Tise'ye mahlût olur.
Bu nehr-i Şebeş Kiriş tâ Erdel vilâyetinde Şebeşvar kal‘asına andan bu Varat kal‘ası dibinden ve handakı içinden cereyân ederek cânib-i garbda Göle kal‘asıyla Sonlok kal‘ası mâbeyninde nehr-i Tise'ye mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 86a ·
metinde göster ·
… Berabaş Kazağı vilâyetin alan u tâlân ederek becenelerinde olan kâfirleri esîr
ederek cânib-i
garba gidüp,
Evvel ve âhir Maskov krallarına tâbi‘ elli bin kadar küffâr-ı Kazak'dır. Hân bunlara nâme ile bir elçi gönderüp nâmeyi kırâ’at etmeden kabûl etmeyüp "Hân bildiğinden kalmasın" deyü elçimizi kovdular. Derhâl Hân dahi Özü nehrin âsân vech ile ubûr edüp yıldız cânibine Berabaş Kazağı vilâyetin alan u tâlân ederek becenelerinde olan kâfirleri esîr ederek cânib-i garba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111b ·
metinde göster ·
… edüp ale’s-sabâh münhedim olan dîvârdan geçüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil
ederek cânib-i
garba yedi gün yedi gecede,
Âhır-ı kâr ol haytın dibinde bir gece meks edüp üç yerden dîvârı münhedim edüp ve ol gece taburdan alınan topları nihânîce yere defn edüp ale’s-sabâh münhedim olan dîvârdan geçüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek cânib-i garba yedi gün yedi gecede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… yine cânib-i şimâle gidüp kasaba-i Üstürka'yı ubûr edüp Ohri gölü kenârın devr
ederek cânib-i
cenûba 5 sâ‘at gidüp,
Evvelâ ulu yolumuz yine Uştuk yaylası iken anda gitmeyüp Ohri sancağında Manya gazâsına me’mûr olan erbâb-ı zu‘amâları ve erbâb-ı tîmârları sefere sürmek içün ba‘zı kurâ ve kasabâtları deverân u seyerân etmek içün Ohri'den yine cânib-i şimâle gidüp kasaba-i Üstürka'yı ubûr edüp Ohri gölü kenârın devr ederek cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 372a ·
metinde göster ·
… n İzmir Körfezi kenârınca kayalı dağlı ve bâğlı yerler ile iki sâ‘at dahi güzer
ederek cânib-i
şarka gidüp,
İzmir Körfezi boğazı ağzında vâki‘ olmuşdur. Urla'ya ve Kuşadası ve Balat şehrine gitmek murâd edinen müsâfirîn İzmir'e uğramayup bu kal‘adan gemilerle ubûr edüp murâd edindiği diyâra gider. Hakîr bunda sehel istirâhat edüp dizdârın futûrun tenâvül edüp andan İzmir Körfezi kenârınca kayalı dağlı ve bâğlı yerler ile iki sâ‘at dahi güzer ederek cânib-i şarka gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y42b ·
metinde göster ·
Ve bu Bâb-ı Halîl'den yine taşra handaksız kal‘a zeylinden ubûr
ederek cânib-i
garba Eğri kulleye varınca dörd yüz adımdır. Ve bu mahal dahi kal‘anın ikinci r …
Ve bu Bâb-ı Halîl'den yine taşra handaksız kal‘a zeylinden ubûr ederek cânib-i garba Eğri kulleye varınca dörd yüz adımdır. Ve bu mahal dahi kal‘anın ikinci rüknüdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y209b ·
metinde göster ·
… b huccâcının başka serdârları Abbâsî alemlerin kaldırup pür-silâh âteş-feşânlık
ederek cânibi
Mısır'a müteveccih oldular. Ammâ garâbet budur kim ol şiddet-i hârda tâ vakt-i …
On binden mütecâviz Mağrib huccâcının başka serdârları Abbâsî alemlerin kaldırup pür-silâh âteş-feşânlık ederek cânibi Mısır'a müteveccih oldular. Ammâ garâbet budur kim ol şiddet-i hârda tâ vakt-i gurûba dek kat‘-ı menâzil edüp vakt-i gurûb ki oldu cümle hayme vü hargâh bâr [u] büngâhların kurup cümle mâlların ortada bir yere yığup etrâfına sıbyân u nisvânların dahi etrâfına bağl [u] hussânların dahi etrâfına cemel heccânların çökürüp cümle hayvânâtlarına alîklerin verüp cümle sağîr ü kebîr Mağribî huccâcı emvâl [ü] erzâkların ihâta edüp el ele kol kola pür âteş tâ sabâha dek bîdâr olup nevbet beklerler. Serdârları üç yüz âteş tüfeng-endâz ile orduların devir edüp bir Mağribî hâb-ı râhata Y 372a vardı ise anı seyf-i kâtı‘ ile başında cânın kat‘ edüp "En-nevmü ahu'l-mevt"e vâsıl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y371b–Y372a ·
metinde göster ·