… Âhir bed râyihasından tahammül edemeyüp bu türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb
ederek yine
atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Tebrîz kapusundan içeri dâhil olup ba‘de'l …
Menâkıb-ı Bel‘am ibn Bâ‘ûr: Hikmet-i Hudâ bir gün bir cebelin dâmeninde cirid oynarken hakîr atdan tekerlenüp at başın alup "Kandesin Eğerlidağ?" deyüp urûc etdi. Hemân hakîrin cân başına gelüp bir gayrı ata süvâr olup esb-i firârîyi birkaç gulâmımızla kovarak tâ Eğerlidağ'ın zirve-i a‘lâsına çıkup atı anda dutup süvâr oldum. Ol mahâlde bir kabr-i tavîl görüp "Allahu a‘lem bir ulu ziyâretdir" deyü rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edüp piyâdece adımlayup kaddi kâmil seksen adım geldi. Başı ayağı ucunda birer serâmed amûd-ı zenbûrîler dikilmiş, ammâ bunun ziyâret [u] temâşâsına meşgûl iken bir bed râyiha hakîri ve gulâmlarımı sermest edüp çâkerlerim burunlarını dutdular. Kabri üzre nazar etdim, ancak kabri üzre olan türâb tencerede bulkur gibi kaynar ve siyâh zift ve katran gibi yağlı toprakdır. Âhir bed râyihasından tahammül edemeyüp bu türâbın yağıyla kaynaduğuna ta‘accüb ederek yine atlarımıza süvâr olup vakt-i gurûbda Tebrîz kapusundan içeri dâhil olup ba‘de'l-mağrib Paşa huzûruna vardığımızda "Şükür sağlığa, hele atını cümle bisâtıyla buldun mu", dediler. "Belî buldum ve Eğerlidağ'da bir kabr-i tavîl-i evliyâullahı ziyâret etdim" deyü kabri gördüğüm üzre paşaya hikâyet edince hemân Erzurûmlu Ca‘fer Efendi, musannif ve mü’ellif ve sulehâ-yı ümmetden azîz kimesne idi, ol eyitdi: "Sakın Evliyâ Çelebi! Ol maşadı bir dahi ziyâret etme. Ol Hazret-i Mûsâ bed-du‘âsıyla imânsız gitmişdir, anâ Bel‘am ibn Bâ‘ûr derler. Niçe yüz yıl mu‘ammer olup âhir Hazret-i Mûsâ'dan sonra dâğ-ı derûnundan diyâr-ı Mısr'ı terk edüp bu dağda olup hâlâ kabri sayf u şitâda leş gibi kokup türâbı yağıyla cehennem azâbı çeküp kaynar" dedikde bu hakîr-i pür-taksîr âlem-i hayretde kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a ·
metinde göster ·
… kde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil
ederek yine
Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr h …
ebyâtı üzre vakt-i seherde paşa cümle ordu etrâfına muhâfazacı askerleri koyup Bismillah ile altı bin salt güzîde urguncu ve yağmacı ve tâlâncı asker atlayup ılgar ile cânib-i kıbleye yedi sâ‘at gidüp Kankırı hâkinde Kurşumlıdağı eteğine vardıkda meğer Köprülü'nün çâşıdı varup "İşte Varvar Alî Paşa askeri geldi" deyince tarfetü'l-ayn içre Köprülü çarhası meydân-ı muhabbete çıkup Alî Paşa askeri dahi ileri varup çarha askeri gösterüp gerüde beş koldan kafadar kat kat asker koyup iki çarha birbirine dokuşup bir sâ‘at yahşı ceng-i perhaş [u] savaş olup bir sâ‘atden Köprülü tarafı aslâ dayanamayup münhezim olup beş aded eyâlet askeri kimi dendân-ı tîğdan geçerken kimi Lâ ilâhe illallah der, kimi Muhammedün Resûlullah der, kimi amân ve kimi yamân deyüp bu kadar mahlûk-ı Hudâ târumâr oldular. Köprülü askerin Varvarlı varup koyun kuzular gibi yalayup hayme ve hargâhları ve bâr ü bengâhları ve tevâbi‘at-ı bî-günâhların âhın alup küffâr gibi zincirleri gerdenlerine bend kılup esîr gibi bu kadar müslimîni keşan ber-keşân edüp atdan ve dondan ve katar u mehârdan ve'l-hasıl devlet-i dünyâdan ayrılmış, ömründe piyâde yürümemiş ve ka‘r-ı vakâr sâhibi muhteşem ağaları sekbân ve sarıcalar yalın ayak ve başı kabak piyâde yürüdüp kimin kırarlar, kimin esîr ve kimin âzâd ederler ve ba‘zısına "mâlını kande gömdün" der, işkence ederler ve kimi pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste bu kadar kavm, koyun sürüsü gibi giderlerdi. Ba‘zısını istedikleri yerde katl ederlerdi. Bu kadar fezâhatden mâ‘adâ Âl-i Osmân pâdişâhının üç tuğlu bir ihtiyâr-ı âlî-vakâr Köprülü Mehemmed Paşa'yı ve iki tuğlu Amâsiyyeli Kör Hüseyin Paşa'yı ve iki tuğlu Kara Sefer Paşa'yı ve Amasiyyeli Hacı Efendizâde gibi hânedân sâhibi kimesneleri dest-ber-kafa bağlı hûn ciğerleri dâğlı, çeşm-i pür-hûnları yaşlı ve bâğırları başlı Varvar Alî Paşa'nın tuğları önü sıra boğazlarında tavk-ı la‘net ile zincirler ile akd olunmuş eyle nâzenîn vücûdları ol şiddet-i hârda piyâde giderek "el-hükmü lillah" deyüp her ân ve her sâ‘atde cellâd-ı feleğe muntazır olup lisânlarında kelime-i Tevhîd gitmezdi. Gör felek atlasının hâlin kim bir ân evvel bu kadar kerr u ferr ve dârât [u] azamet sâhibi idiler. Bir ân-ı vâhidde cübbe ve destâra mâlik olmayup piyâde zencîr-keş olup sekbân ve sarıca elinde esîr oldular. Bu hâlde iken gözleri önünde tevâbi‘ [u] levâhıkların katl edüp kılıcının kanın cellâdlar paşaların üzerine silerlerdi. Hulâsa-i kelâm bir vezîr ve beş mîr-i mîrân-ı sâhib-îmân Varvar Alî Paşa'nın üç direkli otâğı sütûnlarında bâr-ı bend zincîrler ile bağlı ve sâ’ir mîr-i mîrânlar ve sâ’ir mîr-i livâlar ve gayrı a‘yân-ı kibârlar yüzü üstüne bağlı idi. Sâ’ir Köprülü ve Hüseyin Paşa ve Kara Sefer Paşa askerleri gayrı çadırlarda esîr [ü] gürisneler idi. Bu mâbeynde Varvar Alî Paşa'nın bir habbeye ve bir lipâçe cübbeye muhtâc ve aç u zevi'l-ihtiyâc olan piyâde seyis ve harbende ve akkâm ve meş‘alcileri ve kâse-şûyları birer katar bâr-ı sakîle ve bu kadar mâl-ı ganâ’ime ve beşer onar aded zırh u zıreh külâhlı ve katlâvî ve cebe vü cevşenli köçeklere mâlik olup Fir‘avn u Şeddâd gibi gurur hâsıl etdiler. Varvar Alî Paşa ise mansûr u muzaffer oldum, deyü enâniyyet da‘vâsında mu‘âmele etmeğe başladı. Ve henüz ısyân [u] tuğyânı zâhir ü bâhir oldu. Ve günden güne ordusunda haşerât-ı Cemâpûr cem‘ olmada. Ve etrâf-ı kazâlarda mîr-i mîrânlar asker sürmeğe ve zehâ’ir sürmeğe me’mûr oldular. Ve ba‘zı mîr-i mîrânlara evâmirler tahrîr edüp "Elbette eyâletin askeriyle bizim ordumuza gelesin ve illâ üzerine asker çekerim" deyü mü’ekked emirler tahrîr olundu. Ve ba‘zı ehl-i ırz ümerâ ve mîr-i mîrânlar ordusuna geldikde cümle otuz yedi bin asker oldu. Bu hâl ile kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek yine Kankırı sancağı hâkinde, menzil-i karye-i Bozoğlan nâm mahalle geldikde hakîr huzûruna varup "Gazânız kutlu olsun. Sultânıma inşâallah mansûr u muzaffer olursız demişdim. Hamd-i Hudâ düşmanları münhedim etdiniz. Ba‘de'l-yevm Cenâb-ı İzzet sizi hıfz [u]363b emânında edüp hemîşe düşmanlarınız böyle münhedim olup serleri ârâyiş-i nîze ola" deyü vâfir hoş-âmed kelimâtlar edüp "Sultânım! Şimden gerü bu kulunuza mektûblar ihsân edüp paşa oğlunuza beni gönderin" dedim. Feth-i kelâm edüp eydür: "Gördün mü Evliyâ'm! Bu kadar düşman askerin ân-ı vâhidde niçe târumâr eyleyüp kırup geçirdim ve niçe vezîrleri zincire urup keşân-ber-keşân götürürüm" dedikde "Gördüm sultânım! Aleyhi mâ-yestahıkku, lâkin merhamet edüp niçesin âzâd edüp Cenâb-ı Bârî sizin dahi niçe müşkil işleriniz âsân ide. Mücrimleriniz cümle ümmet-i Muhammed'dir. Bu kârhâne-i Âl-i Osmân'ın hâli budur. Ulü'l-emre itâ‘at edüp beğler ve paşalar biri biri üzre ceng ide gelmişlerdir. Size lâyık olan yine afv ile mu‘âmele eylemekdir. "Allahümme inneke afuvvun tuhibbü'l-afve fa‘fu annî" buyurmuşlar" dedikçe musırr olup bir âdem âzâd etmeyüp "Sabr eyle, beş on günden sonra görürsün. Hele Küçük Çavuş Paşa oğlum ve İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâroğlu Şehkadı Paşa oğlum ve niçe oğullarım dahi gelsinler dahi neler işlesem gerek" deyü aceb enâniyyet ile ba‘zı gurûrâne kelimâtlar etdi. Hakîr eyitdim "Yâ Sultânım! Bizim efendimize dahi mektûblar yazın. Anlar dahi ordu-yı İslâm cem‘iyyetine dâhil olup dahi ziyâde cem‘iyyet-i kübrâ olsun" dedim. "Hele şimden gerü iş bitdi. Anların gelmesine ihtiyâc kalmadı. Eğer gelirse safâ geldi, hoş geldi" dedi. Bir sâde-dil harem-i hâsda perveriş bulup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363a–363b ·
metinde göster ·
hânemize gelüp merhûm ve mağfûrun leh pederimizden intikâl eden mâlımız alup cü …
Hamd-i Hudâ hânemize cümle dâbbeler ve huddâmlarımızla vâsıl olup ibtidâ vâlide-i müşfikamızın dest-i şerîflerin bûs edüp ve hemşîrelerimin çeşm-i pür-nûrların bûs edüp andan yine atıma süvâr olup ahde vefâ içün ibtidâ Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerin ziyâret edüp anda bir kurbân nezrimizi rızâullah zebh edüp erbâb-ı müstahıkka bezl edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir hatm-i şerîfe bed‘ edüp yine hânemize gelüp ol gice hâb-ı râhatda yatup merhûm ve mağfûrun leh pederim vâkı‘da görürüm "Seyâhat, ticâret [ve] ziyâretin mübârek olup şefâ‘at-ı Resûlullah dahi müyesser ola. Safâ geldin, hoş geldin, hamd-i Hudâ boş gelmedin. Er Sultân tarîkında er köçeği olmuşsun. Bizi hayr du‘âdan unutma" deyü hakîre Bismillah ile sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü üç kerre okudup hâbden bîdâr olup ale's-sabâh akrabâlarımızla Unkapanı'ndan bir kayığa süvâr olup Tershâne ardında mezâristânımıza varup ibtidâ peder-i azîzim ziyâret edüp üç kerre sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü tilâvet edüp ve bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp tâ Ebü'l-feth asrından berü medfûn olan ecdâdlarımız ziyâret edüp bükâ-yı nâliş ederek yine hânemize gelüp merhûm ve mağfûrun leh pederimizden intikâl eden mâlımız alup cümle kabz edüp helâl mâl-ı zülâlimizden iki bin altun Hacc-ı şerîf râhına nezr edüp İslâmbol içre cümle ehibbâ ve dûstânlar ile mülâkât ve müşerref olup cân sohbetleri ederken hikmet-i Hudâ bin elli sekiz Receb'inin on sekizinci gün yevmü's-sebtde vakt-i sabâh İslâmbol içre bir gulgule ve velvele-i Rûm olup cemî‘î askerî tâ’ifesi ve gayrı dâğ-ı derûnu olan dilgîr ibâdullah ve gayrılar guluvv-i âm edüp pür-silâh Atmeydânı'nda ve Etmeydânı'nda ve İslâmbol içre meşhûr on iki meydânda âdem deryâsı cem‘ olup Atmeydânı'na alem-i Resûlullah ile bu kadar mahluk-ı Hudâ cem‘ olup sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b ·
metinde göster ·
… yine atlarımıza süvâr olup sultân ile hakîr atbaşı berâber olup niçe kelimâtlar
ederek yine
sahrâ-yı Podhayiçse'de meks etdik.
Bir sabâh vaktinde ol havâle olan dağlar tarafından bir toz evc-i âsumâna zâhir olup tarfetü'l-ayn içre anı gördük. Nûreddîn Sultân kırk bin Kırım askeriyle nümâyân olunca biz dahi kırk yedi bin aded Bucak Tatarıyla atlanup istikbâle çıkup fi'l-hâl iki asker bir yere cem‘ olup yalı ağası ve hakîr atlarımızdan piyâde olup Nûreddîn Sultân'ın pây-ı semendine yüzler sürüp yine atlarımıza süvâr olup sultân ile hakîr atbaşı berâber olup niçe kelimâtlar ederek yine sahrâ-yı Podhayiçse'de meks etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… rk olup hakîr bu mahalden geçerken cemî‘i şühedâların kabr-i şerîflerin ziyâret
ederek yine
gâh nehr-i Moroş kenârıyla ve gâh ormanlık içre 6 sâ‘atde gidüp bir çemenzârda …
Andan 6 sâ‘atde gâh nehr-i Moroş kenârınca giderken bu mahalde Erdel Kralı Rakofçi nâm la‘în isyân edüp üzerine Budin vezîri Kırçıl Ken‘ân Paşa ve Elçi Hasan Paşa ta‘yîn olunup ceng etdiklerinde Ken‘ân Paşa ve Hasan Paşa münhezimen firâr etdiklerinde Elçi Hasan Paşa bu mahalde bu kadar bin asker-i İslâm ile nehr-i Moroş'a gark olup hakîr bu mahalden geçerken cemî‘i şühedâların kabr-i şerîflerin ziyâret ederek yine gâh nehr-i Moroş kenârıyla ve gâh ormanlık içre 6 sâ‘atde gidüp bir çemenzârda sehel istirâhat edüp, andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120a ·
metinde göster ·
Seydî eydir: "Ben köpek ile kardaş mı olur? Yokdur ve illâ ha ölürüm yokdur" deyü Çerkes lisânı üzre ol dahi niçe gûne ta‘n-âmîz sözler söyleyüp bebr ü pelenk-vâr Rüstemâne apul apul hırâmânî reftâr ederek yine ibrişim haliçeler üzre yâr-ı kadîmi olan Kocadağlı doru atına bilâ-rikâb şâhbâz-ı evc-i istiğnâ gibi süvâr olup yine bî-bâk ü bî-pervâ alayıyla serâperdesine revâne olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184b ·
metinde göster ·
… ket etmede. Bu koyun hemân atımın önüne düşüp meleyerek iltifât nazarıyla nazar
ederek yine
dönüp hakîre bakup meleyerek gider. Hemân hakîr,
Bu temâşâları ederken çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’idi cümle ferâmûş edüp gûyâ hayât-ı câvidân buldum. Altımda atım kezâlik merdâne cünbüş ü hareket etmede. Bu koyun hemân atımın önüne düşüp meleyerek iltifât nazarıyla nazar ederek yine dönüp hakîre bakup meleyerek gider. Hemân hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… re yedi gün yedi gece bu âlâm-ı şedâ’idi çekerek nehr-i Raba'nın kenârında meks
ederek yine
küffâr karşu tarafda tans oynayup hora deperlerdi. Ve erganon ve torompete boru …
Bu hâl üzre yedi gün yedi gece bu âlâm-ı şedâ’idi çekerek nehr-i Raba'nın kenârında meks ederek yine küffâr karşu tarafda tans oynayup hora deperlerdi. Ve erganon ve torompete boruları ve luturyan boruları ve Galye nâkûsların çalarak alay alay ubûr ederlerdi, ammâ ne anlardan bize ve ne bizlerden anlara bir top u tüfeng atılmayup ba‘zı serhadliler ile küffâr su aşırı söyleşirlerdi, zîrâ Raba nehrinin arzı yüz adım kadar ancak enlidir, ammâ yağmurdan derin olup bir ensiz küçük sudur ve karşu cânibine geçmek emr-i asîr oldu ve herkes cânından bîzâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
… u" deyerek Osmân Ağa efendimiz içün bükâ ederek kendi kendime sad-lek gûne levm
ederek yine
azm-i râh edüp ardımızda ve önümüzde bereklik içre giderek bir orman içre girüp …
Andan kalkup "Ah yine bir velî-ni‘metimiz dahi mecrûh oldu" deyerek Osmân Ağa efendimiz içün bükâ ederek kendi kendime sad-lek gûne levm ederek yine azm-i râh edüp ardımızda ve önümüzde bereklik içre giderek bir orman içre girüp ibtidâ haymeyi ve döşemeleri 24b ve sûzeni iki çift Hindkârî mak‘adları ve üç aded kilimleri ve bir boş debbeyi cümle bir yere yığup âteşe verüp gitdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24a–24b ·
metinde göster ·
… erken birbirlerimize nazar edüp "Bir şemmeye dest-dırâ[z]lık etmen" deyü tenbîh
ederek yine
refîklerimizle bir sâ‘atden sonra refîklerimizle selâmetle yine tuç âdemin önün …
Bu garîb ü acîb temâşâları ederken birbirlerimize nazar edüp "Bir şemmeye dest-dırâ[z]lık etmen" deyü tenbîh ederek yine refîklerimizle bir sâ‘atden sonra refîklerimizle selâmetle yine tuç âdemin önünden yüz bin taavvüz ile bî-akl u bî-cân taşra çıkup râhat bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… ğası bezler hedâyâlar ve refîkler alup şimâl cânibinde bâğ u bâğçeler içre ubûr
ederek yine
Honaz kal‘ası altından ubûr ederek altıncı sâ‘atde,
Ba‘dehu bu şehrin a‘yâniyle vedâlaşup ve bir kaç boğası bezler hedâyâlar ve refîkler alup şimâl cânibinde bâğ u bâğçeler içre ubûr ederek yine Honaz kal‘ası altından ubûr ederek altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y96a ·
metinde göster ·
Andan yine cânib-i garba giderek kubbeler altından ubûr
ederek yine
ellinci adımda Bâb-ı Ziyâd şimâle nâzırdır. Ve hareme on üç kademe taş nerdübân …
Andan yine cânib-i garba giderek kubbeler altından ubûr ederek yine ellinci adımda Bâb-ı Ziyâd şimâle nâzırdır. Ve hareme on üç kademe taş nerdübân ile hareme enilir. Ve çârsû tarafına yine eylece on üç ayak taş nerdübân ile çıkılır, gâyet mürtefi‘ bâb-ı âlîdir. Zîrâ bu tarafdan seylâb-ı rahmet çok cereyân eder. Ve bu kapu yan yana üç kapudur. Orta kapu kemeri üzre hatt-ı Karahisârî Y 335a ile müzehheb mermer üzre âye[t]: Arapça âyeti mastûrdur. Ve bu kapudan içeri girdikde cânib-i erba‘ası sütûn-ı mevzûnlar ile müzeyyen bir küçük harem dahi vardır. Yine büyük hareme muttasıldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y334b–Y335a ·
metinde göster ·
Hakîr ol mahalde başka gemi ile yedi sekiz huddâm yârân-ı bâ-safâ ile zevk [ü] safâ ederek gâh şeyh Mustafâ Rûmî, gâh şeyh Osmân-ı Kennâsî, gâh şeyh İn Babî, gâh eş-şeyh Ahmed-i Kalyûbî ile ülfet ederek Nîl-i mübârekin iki tarafında cennet-misâl olan ma’mûr [u] âbâdân Q 264b belîde ve kasabâtların seyr [ü] temâşâ edüp evsâfların tahrîr ederek yine Mısır hâkinde sekiz mîl aşağı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y279a ·
metinde göster ·
… 's-salât cümle ahibbâların şehre gönderüp kendüleri yedi âdem ile tevhîd-i erre
ederek yine
deveyi omuzuna alup azm-i râh ederler. Cemî‘i yetmiş bin huccâc ve cümle ehl-i …
Ba‘de's-salât cümle ahibbâların şehre gönderüp kendüleri yedi âdem ile tevhîd-i erre ederek yine deveyi omuzuna alup azm-i râh ederler. Cemî‘i yetmiş bin huccâc ve cümle ehl-i büldân Y 299b görüp âlem-i hayretde kalırlar. Hakkâ ki acâyib kuvvet-i kudsî sâhibi ulu sultân imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299a–Y299b ·
metinde göster ·
… ve tablların çalarak yine Nîl ile cereyân edüp sâde nağara ve cura zurna faslı
ederek yine
merkezlerine gelüp karâr ederler. Urbân tâ’ifesi ise haymeler ve çârsû-yı bâzâr …
"Bire kocalime, bire gemi, bire elâ gözlü, Sultân Mehemmed Hânî" deyü haykırarak ve tablların çalarak yine Nîl ile cereyân edüp sâde nağara ve cura zurna faslı ederek yine merkezlerine gelüp karâr ederler. Urbân tâ’ifesi ise haymeler ve çârsû-yı bâzâr içre "İllâ yensuru's-sultân" deyü dakkü'l-kef ya‘nî el çarpup leylü'n-nehâr bir hây hûdur kim gûyâ gulgule-i Hind'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y303b ·
metinde göster ·
inbât rûzgârı cânibine bin beş yüz adım gidüp Burc-ı Kebîr demekle ma‘rûf bir s …
Ve bâb-ı Sidre'den taşra yine handak kenârınca kal‘anın metânet üzre binâsın seyr [ü] temâşâ ederek yine inbât rûzgârı cânibine bin beş yüz adım gidüp Burc-ı Kebîr demekle ma‘rûf bir sedd-i Kahkahâ-misâl bir sedd-i İskender kulle-i bî-hemtâdır. Bir köşede vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y320a ·
metinde göster ·