Mesîre-i sânî: Bir kerre bu Dîvânenin vâlidesin tütün içerken dutup haps ederler. Bu Dîvâne, Kara Mustafâ Paşa'ya vâlidesi halâsıyçün dîvâna vardıkda Boynueğri Çavuşbaşı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115a ·
metinde göster ·
… esi kâkül-i dilberân gibi perîşân olup sâyesinde cemî‘i cemâ‘at-i kesîre ibâdet
ederler. Bu
haremin dahi iki kapusu var. Ammâ cânib-i garb kapusundan taşra bir harem-i azî …
Bu nüzhetgâh ile Ebâ Eyyûb kabri mâbeyninde evc-i âsumâna ser çekmiş iki çınâr-ı müntehâlar var kim her şu‘besi kâkül-i dilberân gibi perîşân olup sâyesinde cemî‘i cemâ‘at-i kesîre ibâdet ederler. Bu haremin dahi iki kapusu var. Ammâ cânib-i garb kapusundan taşra bir harem-i azîm dahi vardır. Şecere-i dud ile memdûd dırahtlar ile ârâste ve yedi aded çınâr-ı azîmler ile pîrâste olmuş bir haremdir. İki tarafında âbdest muslukları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 119a ·
metinde göster ·
câ-yı müferrih dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ şehr-i Eyyûb'a mahsûsdur. …
Mesîregâh-ı Deniz hammâmı: Yine kayıklar ile cümle ahibbâ her cum‘a günleri bu Eyyûb şehri önündeki cezîreler mâbeynindeki halîclere girüp cümle âşıkân [u] ma‘şukân-ı müştâkân bilâ vâsıta birbirlerine dirâğûş edüp felekden kâm alup deniz mâlikleri gibi âdem melekleri nîlgûn fûta ile şinâverlik ederler ve her cezîrelerin çemenzârlarında ayş [u] nûş edüp gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp sohbet-i hâsü'l-hâs ederler. Bu câ-yı müferrih dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ şehr-i Eyyûb'a mahsûsdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120a ·
metinde göster ·
… var kim her biri eflâke ser-çeküp şâhaları sâyesinde ehl-i teferrüc kesb-i hevâ
ederler. Bu
haremin dahi dörd kapusu vardır, garb tarafı kapusunun yemîn [ü] yesârında kırk …
Kıble kapusundan mihrâbâ tûlu (---) adımdır ve bir yanından bir yanına (---) adımdır. Ve taşra harem-i kebîrinde altı aded çınâr-ı azîmler var kim her biri eflâke ser-çeküp şâhaları sâyesinde ehl-i teferrüc kesb-i hevâ ederler. Bu haremin dahi dörd kapusu vardır, garb tarafı kapusunun yemîn [ü] yesârında kırk aded medrese hücreleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125b ·
metinde göster ·
… âl etdikde ol kurâ halkı tathîr edüp kavs-ı kuzah-misâl kemerleri {dahi} tathîr
ederler. Bu
kemerin cânib-i erba‘asında ma‘mûr [u] âbâdân korular vardır. Cümle uşşâkân and …
Ve bu havuzlara ve kemerlere nigâhbân üç pâre ma‘mûr kurâlar vardır kim seyl-i rahmet dağlardan hâr [ü] hâşâk getirüp havza idhâl etdikde ol kurâ halkı tathîr edüp kavs-ı kuzah-misâl kemerleri {dahi} tathîr ederler. Bu kemerin cânib-i erba‘asında ma‘mûr [u] âbâdân korular vardır. Cümle uşşâkân anda zevk [u] safâ ederler. Bir acâyib ü garâyib hıyâbânlardır kim medhinde lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
{Esnâf-ı huddâmân-ı gılmân} ve huddâmân-ı gılmân subaşı ve gayrı gılmân-ı hâssa: Subaşı ardı sıra zer-ender-zere müstağrak olup herbiri birer pençe-i âfitâb gılmân mehtâblardır kim sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlar üzre ubûr ederler. Bu gılmân huddâmânın pîrleri zamân-ı kadîmde Hazret-i Yûsuf idi. Ammâ Hazret-i Risâlet asrında bu tâ’ifenin pîr-perverleri Hazret-i Enes ibn Mâlik ve Hazret-i Selmân-ı Pâris'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153b ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm gûr kazanlar cümle 2008 neferdir. Ordu alayı içre pür-silâh olup ellerinde kazma ve kürek ve dillerinde "Sübhânallâh" diyerek bu kadar sulehâ-yı ümmetden kimesneler mü’eddebâne ubûr ederler. Bu tâ’ifenin kârları hîn-i gazâda cemî‘i şühedâları defn etmeğiçün sefere me’mûrlardır. Anların ardı sıra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 154a ·
metinde göster ·
… rdan gayrısı cümle tahsîl olan mâlları iştirâk-i sevî üzre hisse-mend olup gazâ
ederler. Bu
esnâflardan mâ‘adâ bî-garaz hasbeten-lillâh gazâya giden fukarâların hisâbın Al …
İlâhiyyâtların bülend-âvâz-ı Dâvûdî ile tilâvet ederek ubûr ederler. Zîrâ İslâmbol'da ne kadar selâtîn câmi‘leri ve câmi‘-i vüzerâlar var ise anların e’imme ve hutebâları ve mü’ezzinleri huzûrda kalup bu bâlâda tahrîr olunan sefere me’mûr ordu imâmlarına ve mü’ezzinlerine ve mu‘arriflerine ve na‘thânlarına ve huffâz-ı Kur’ân'lara ve cenâze peyklerine birer aylık ulûfelerin verüp imdâd ederler. Anlar dahi sefere giderler. Ammâ Hünkâr mü’ezzinleri iki pay ve sadrıa‘zam mü’ezzinleri birer pay alup sefere giderler. Anlardan gayrısı cümle tahsîl olan mâlları iştirâk-i sevî üzre hisse-mend olup gazâ ederler. Bu esnâflardan mâ‘adâ bî-garaz hasbeten-lillâh gazâya giden fukarâların hisâbın Allâhu Rabbü'l-âlemîn bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a ·
metinde göster ·
… n" deyüp ellerin dak ederek asvâtları evce peyveste olup du‘â hırmeni içre ubûr
ederler. Bu
tâ’ife-i ecinneyi görmeyen dünyâda bir şey görmüş değildir. Andan,
deyüp gayrı tıfl-ı nâ-resîdeler âmîn deyüp üstâdları du‘â ederek mevc mevc ve fevc fevc çemapur askeri gibi gürûh gürûh enbûh gibi ubûr ederler. Niçe kerre yüz bin ferzendân dahi başlarında şeb-külâhları üzre gûnâ-gûn cığalar ve gûnâ-gûn ziller ile kendüleri zeyn edüp ellerinde def ü kudüm ve Eyyûp deblekleri ile "illâ yansuru's-sultân" deyüp ellerin dak ederek asvâtları evce peyveste olup du‘â hırmeni içre ubûr ederler. Bu tâ’ife-i ecinneyi görmeyen dünyâda bir şey görmüş değildir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a ·
metinde göster ·
esnâf hakkında Hazret-i Resûl hadîs buyurmuşlardır:
Esnâf-ı dekâkîn-i hukemâ: 700, neferât 1000, niçe yüz bin dükkânları yokdur. Ammâ hîn-i alayda bunlar tahtırevânlar üzre dükkânların âlât-ı hukemâ ve eşribe hokkaları ve gûnâ-gûn hab şîşeleri ve çifteler ile zeyn edüp {ba‘zı emrâzlı âdemlerin nabızların dutup devâ ederek} ubûr ederler. Bu esnâf hakkında Hazret-i Resûl hadîs buyurmuşlardır:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
Ardları sıra sekizer kat mehterhâne ve kös-i Âl-i Osmâniyân çalınarak ubûr
ederler. {Bu
bâlâda tahrîr olunan Akdeniz kapudanlarına yamak olan yedi aded esnâfların yekû …
Ardları sıra sekizer kat mehterhâne ve kös-i Âl-i Osmâniyân çalınarak ubûr ederler. {Bu bâlâda tahrîr olunan Akdeniz kapudanlarına yamak olan yedi aded esnâfların yekûn dükkânları (---) ve neferâtları cümle (---)} bir acâyib alay-ı bahâdırân-ı muhteşemândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165a ·
metinde göster ·
… r ile ölçerek "Ala bin guruş vere yüz guruş" deyü gûyâ kahve fürûht ederek ubûr
ederler. Bu
esnâflar ale'l-umûm ubûr edüp ardları sıra,
Esnâf-ı tüccâr-ı kahveciyân: Dükkân 200, neferât 300, bunlar ankâ bâzergânlardır, pîrleri Şeyh Şâzilî'dir. Hazret'in izniyle Veys el-Karanî kemerin bağlayup pîr oldu. Yemen'de Veys el-Karanî huddâmı idi ve yine Yemen'de medfûndur. Veys el-Karanî, Hazret'i görmeyüp Hazret'in izn-i şerîfiyle Veys yetmiş kişinin belin bağlayup 166b pîr etdi. İnşâ’allâh cümlesi mahalliyle tahrîr olunur. Bu kahveciyân, cümle pür-silâh olup tahtırevânlar üzre ferde ferde kahveleri kîleler ile ölçerek "Ala bin guruş vere yüz guruş" deyü gûyâ kahve fürûht ederek ubûr ederler. Bu esnâflar ale'l-umûm ubûr edüp ardları sıra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166a–166b ·
metinde göster ·
… bûb gılmânlar ile ubûr edüp dahi akîblerince sekizer kat mehterhâneler ile ubûr
ederler. Bu
dahi güzîde alaydır. {Bu Mısır bâzergânbaşısına yamak olan 12 esnâfdır, dükkân …
Her biri üçer yüz pür-silâh ve müsellah ve müretteb güzîde asker ile ve ba‘zı ankâ, eşbeh bâzergânlar ile at başı berâber rikâb rikâbe olup ubûr ederler. Ardları sıra akmişe-i fâhire ile mülebbes çâker mahbûb gılmânlar ile ubûr edüp dahi akîblerince sekizer kat mehterhâneler ile ubûr ederler. Bu dahi güzîde alaydır. {Bu Mısır bâzergânbaşısına yamak olan 12 esnâfdır, dükkân (---) cümle asker}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 166b ·
metinde göster ·
… -i acilde bu orman sayaları içre koyunları İslâmbol'a getirüp bir günde ganîmet
ederler. Bu
sayalarda cümle beş bin sayacı ter-oğlanları vardır. Bunlar dahi hâzırbaş ubûr …
Evsâf-ı saya-i celebân-ı koyun: İslâmbol etrâfında yedi yüz sayadır. Bunlar dahi koyun emînine hidmet eder, celeblerin koyunlarına sayalardır kim hîn-i acilde bu orman sayaları içre koyunları İslâmbol'a getirüp bir günde ganîmet ederler. Bu sayalarda cümle beş bin sayacı ter-oğlanları vardır. Bunlar dahi hâzırbaş ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı cümle yoğurdcıyân: Kârhâne 500, neferât 1600, bu tâ’ife Eyyûb'da yüz aded kârhâne-i münakkaşlardır kim ıydeynin üçüncü günlerinde niçe bin âdem cem‘ olup yoğurd ve kaymak tenâvül ederler. Bu lezîz yoğurd meğer Bingöl yaylasında ola, gâyet lezîzdir. Ba‘zı cânlar Eyyûb Sultân'ın kerâmetiyle lezîz olmuşdur, derler. Zîrâ anın şehrinde hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167b ·
metinde göster ·
tâ’ifeler dahi kassâblara yamakdır. Zîrâ anların dahi kârları koyun ile itmâm b …
Bunlar dahi bu gûne ubûr ederler. Bu tâ’ifeler dahi kassâblara yamakdır. Zîrâ anların dahi kârları koyun ile itmâm bulur. Anıniçün kaymakcılar ve peynirciler ve yoğurdcular, kassâblar alayı içre alay ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167b ·
metinde göster ·
Bu cümle kurbânların kelle ve paçaların başcıyân alup kâr
ederler. Bu
sığır celeb-keşânları dahi cümle pür-silâh olup dükkân dezgâhsız esb-i sabâ-sür …
Bu cümle kurbânların kelle ve paçaların başcıyân alup kâr ederler. Bu sığır celeb-keşânları dahi cümle pür-silâh olup dükkân dezgâhsız esb-i sabâ-sür‘atlere süvâr olup pür-silâh ubûr ederler, aceb pâk askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
iki esnâfın pîrleri (---)(---), Enes ibn Mâlik nazar-gerdesidir. Kabri (---) m …
Esnâf-ı yahniciyân: Dükkân 100, neferât 255, dükkânlarında yahni bey‘ ederek ubûr ederler. Bu iki esnâfın pîrleri (---)(---), Enes ibn Mâlik nazar-gerdesidir. Kabri (---) medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171b ·
metinde göster ·
… lur bir otdur. Havânlarda döğüp şeker ile yâhûd asel-i hâlis ile tabh edüp ubûr
ederler. Bu
dahi mukavvî ve safrâ ve balgamı ve sevdâyı mahv eder, hoş-hor nefâyis şerbetdi …
Esnâf-ı mahlebciyân: Bunların dahi dükkânları yokdur. Hemân bunlar dahi ıssı şerbetciler gibi ibrîkler ile reh-i râstlarda "Mahleb nefâyis" deyü feryâd edüp ubûr ederler. Mahleb dahi yaylalarda hâsıl olur bir otdur. Havânlarda döğüp şeker ile yâhûd asel-i hâlis ile tabh edüp ubûr ederler. Bu dahi mukavvî ve safrâ ve balgamı ve sevdâyı mahv eder, hoş-hor nefâyis şerbetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172b ·
metinde göster ·
… este deste âvîzeler edüp gûyâ her bir dükkân nigârhâne-i Çîn gibi müzeyyen ubûr
ederler. Bu
esnâf sırmakeşândır ammâ,
Bu tâ’ife tahtırevânlar üzre dükkânların külçe külçe sırmaları ve kılabdanları dükkânlarının yüzüne sırmadan balık ağları gibi urup ve kılabdanları deste deste âvîzeler edüp gûyâ her bir dükkân nigârhâne-i Çîn gibi müzeyyen ubûr ederler. Bu esnâf sırmakeşândır ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175b ·
metinde göster ·
… ıyla ve neferâtlarının omuzlarında onar vukıyye havânlar elleriyle saf saf ubûr
ederler. Bu
esnâflar dahi Âl-i Osmân'da makbûldür.
Bu bârûdcıyân esnâfları dahi arabalar üzre havânlarda gûnâ-gûn bârûdları döğerek ubûr ederler. Ardları sıra bârûdhâne emîni çorbacılarıyla ve çavuşları ve çarhcılarıyla ve neferâtlarının omuzlarında onar vukıyye havânlar elleriyle saf saf ubûr ederler. Bu esnâflar dahi Âl-i Osmân'da makbûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
tâ’ife cümle pür-silâh olup ve küheylân atlara süvâr olup ve binden mütecâviz k …
Bunlar dahi ey kâr ederler. Bu tâ’ife cümle pür-silâh olup ve küheylân atlara süvâr olup ve binden mütecâviz küheylân atları yelkendiz çullar ile keşân-ber-keşân edüp çatal zencîrler ile ubûr ederlerken at bâzâr eder şeklinde bir gavgâ vü feryâdlar ile ubûr edüp atbâzârı emîni ve kâtibleriyle ve yasakcı yeniçerileriyle ve atbâzârı nâ’ibiyle ubûr ederler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… rdûz yasdıklar ile donadup her şâhnişînlerinde mahbûb gulâmlar hidmet edüp ubûr
ederler. Bu
sebzehâne anların dahi kârhânesidir. Anıniçün tavanları ve direklerin atlas ve …
Andan yine bâzârbaşının alay-ı azîmi yürüyüp pâk müsellah askerler içre kızak-ı azîm üzre muhtesib çardağın ve Yemiş İskelesi'nde sebzehâne çardağın meyve-i ibret-nümâlar ile ve niçe yüz zerdûz yasdıklar ile donadup her şâhnişînlerinde mahbûb gulâmlar hidmet edüp ubûr ederler. Bu sebzehâne anların dahi kârhânesidir. Anıniçün tavanları ve direklerin atlas ve dîbâ ve zîbâ ile müzeyyen ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
… nlardan sonra dökmecibaşı alay-ı azîmile sekizer kat mehterhânesin çalarak ubûr
ederler. Bu
yamak olan cümle üç aded esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) asker …
Bunlardan sonra dökmecibaşı alay-ı azîmile sekizer kat mehterhânesin çalarak ubûr ederler. Bu yamak olan cümle üç aded esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) askerdir ammâ güzîde askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189a ·
metinde göster ·
berberbaşıya yamak cümle yedi esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) …
Bu fırka seyishâneler üzre mezkûr sarıkları zeyn edüp ubûr ederler. Bunlardan sonra berberbaşı cümle dilberânlarıyla müsellah ubûr edüp sekizer kat mehterhâne çalarak tayy-ı menâzil ederler. Bu berberbaşıya yamak cümle yedi esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 198b ·
metinde göster ·
musavvirlerin ser-çeşmesi Miskâlî Solakzâde. Ve Tiryâkî Osmân Çelebi, kal‘alar …
Ve bu zikr olunan pehlivânların sûretlerin musavvirân dükkânlarının cânib-i etrâfına zeyn edüp ubûr ederler. Bu musavvirlerin ser-çeşmesi Miskâlî Solakzâde. Ve Tiryâkî Osmân Çelebi, kal‘alar sûreti cengiyle tasvîr etmede Bihzâd-ı Sânî idi. Ve Parmakkapu'da Tâsbâz Pehlivân Alî, pâdişâhların ve serdâr u vüzerâların Revân ve Bağdâd cenglerin yazmada Velî Cân-ı Evvel idi ve gayrı fünûnda dahi Cemşîd-i asr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… keriyle ve şeyh ve nakîbleriyle ve du‘âcılarıyla sekizer kat mehterhâneyle ubûr
ederler. Bu
nakkâşbaşıya yamak cümle on yedi esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve yekûn (-- …
Bu esnâflardan sonra nakkâşbaşı cümle güzîde askeriyle ve şeyh ve nakîbleriyle ve du‘âcılarıyla sekizer kat mehterhâneyle ubûr ederler. Bu nakkâşbaşıya yamak cümle on yedi esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve yekûn (---) askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
… inde çifte köçekler ile pür-silâh olup sekizer kat mehterhâne ile mükemmel ubûr
ederler. Bu
bedâsten kethudâsına yamak olan cümle otuz esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve …
Bunlar alayından sonra Bedâsten-i atîk şeyhleri ve nakîbleri ve du‘âcıları cümlesi bedâsten kethudâsıyla cümle rikâb rikâbe at başı berâber enselerinde çifte köçekler ile pür-silâh olup sekizer kat mehterhâne ile mükemmel ubûr ederler. Bu bedâsten kethudâsına yamak olan cümle otuz esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve yekûnu (---) asker-i bî-pâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 201a ·
metinde göster ·
… cıbaşı güzîde askeriyle pür-silâh olup sekizer kat mehterhânelerin çalarak ubûr
ederler. Bu
doğramacıbaşıya yamak olan cümle tokuz esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cüm …
Andan doğramacıbaşı güzîde askeriyle pür-silâh olup sekizer kat mehterhânelerin çalarak ubûr ederler. Bu doğramacıbaşıya yamak olan cümle tokuz esnâfdır ve cümle (---) dükkândır ve cümle (---) askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202a ·
metinde göster ·
… ü Yemen'e götürürler. Elbette her sene birer muhîl [u] şeytanatlı şeyler peydâ
ederler, bu
gûne mâhiyyetlerin arz ederek geçerler.
Eyyûb oyuncakcıları dahi arabalar üzre dükkânların kamış borularla ve tırıllarla ve fırlaklarla ve hurde deff ü dümbelek ve kemânce ve sıçan ve kuşlar ve'l-hâsıl bunlarda olan şeytanat ve mashariyyât ma‘sûmlar avudacak mezâmirât ve oyuncaklar bir diyâra mahsûs değildir kim bin gûne oyunayacaklar vardır, ibret içün Hind ü Yemen'e götürürler. Elbette her sene birer muhîl [u] şeytanatlı şeyler peydâ ederler, bu gûne mâhiyyetlerin arz ederek geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205a ·
metinde göster ·
… llarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet
ederler. Bu
abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Ây …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
… ş cânlar vardır kim teferrüce varan cânlara dil u cân ile rû-mâlîde edüp hizmet
ederler. Bu
tekyeyi Orhân Gâzî binâ etmişdir. Binden mütecâviz sahan ve tencere ve kazgân-ı …
Tekye-i Abdâl Murâd Sultân: Bursa'ya havâle çemenzâr ve hıyâbân-ı kûyâh, bir teferrücgâh [u] mesîregâh, âsitâne-i Âl-i Abâ, ya‘nî tekye-i Bektâşiyândır. Pâ-bürehne ve ser-bürehne, zeber-dest, tüvânâ, aşk-ı İlâhî ile ciğeri büryân, sînesi sûzân olmuş cânlar vardır kim teferrüce varan cânlara dil u cân ile rû-mâlîde edüp hizmet ederler. Bu tekyeyi Orhân Gâzî binâ etmişdir. Binden mütecâviz sahan ve tencere ve kazgân-ı bakır âvânî vakfı vardır. Cümle 226a ehl-i ziyâret anda sohbet edüp ibâdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 225b–226a ·
metinde göster ·
Ve Bakkallar çârsûsu: Gâyet pâk ve nazîf ve müzeyyen dükkânlardır. Ve hoşâbcıları dükkânları gûnâ-gûn zî-kıymet kâse ve bakraçlar ile ve kalaylı münakkaş bâdiyeler ile zeyn edüp yedi sekiz elvân hoşâb-ı hayevân bey‘ edüp bahâr eyyâmlarında şerbet ve hoşâblar üzre la‘l-gûn gül varakları nisâr edüp hoşâb alanların kâselerine gülâb nisâr ederler, bu dahi bir diyâra mahsûs değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
… hi katl edüp niçeleri esîr-i pâ-beste ve dil-haste çâker-i efkende-misâl hizmet
ederler. Bu
hâl-i pür-melâli ahâlî-i Tarabefzûn görüp nefîr-i âmm ile kal‘a kapuların kapay …
Şehr-i Tarabefzûn'da Yahûdî kavmi olmamasının aslı oldur kim Selîm Hân-ı Evvel hâkim iken iki birâder-i kihter [u] mihter bu şehr içre gâib olur. Cümle hükkâm ve âhâlî-i vilâyet cidd u cehd edüp bulmada âciz-mânde olup ferâğat eder. Âhir mürûr-ı eyyâm ile bir gün bâzâr-ı muhabbetde bir mücellâ kırmızı ve bir musaykal sarı sahtiyân satılır. Ne hoş sahtiyân olur deyü elden ele girerken bir ârif-i billah dervîşin eline girüp sahtiyâna nazar ederken görse kim sahtiyânın gerdeninde bir gûne rumûz-ı künûz-ı hatt-ı acîbe tahrîr olunmuş. Ammâ hat idüğü nâ-ma‘lûm, ancak im‘ân-ı nazar ile nazar eden bilir. Netîce-i merâm, bu dervîş bu sahtiyânları alup dikkat-i tâm ile takayyüd edüp hâh [u] nâ-hâh kırâ’at eder: "Ey bizim ahvâlimize vâkıf olmak isteyen, yigirmi senedir debbâğ Yahûdîler elinde zîr-zemînlerde mahpus olup rızâullâh ve rızâ-i Resûlullah bizi halâs edüp tâ ki acâ’ibât göresiz" deyü sahtiyânlar üzre tahrîr olunmuş. Hemân dervîş-i gayûr dâmen-dermiyân edüp doğru Şehzâde Selîm huzûruna varup hatt-ı merkûmu tilâvet etdükde cümle asker pür-silâh olup Debbağhâne kapusundan taşra çıkup cümle debbâğ Yahûdî kârhânelerin basup tahrîr olunan mağarada mezkûr karındaşları bulurlar. Görseler kim iki pençe-i âfitâb mazlûmların arkalarında derilerini yüzüp birbirine arka arka yapışdırup debbağlık işlerler. Biri ser-i kârda ayağ üzre oldukda o biri arkasında yüklü arkası üzre durur. Altındaki birâderi işinden fâriğ olunca arkasındaki işler. Bu gûne azâb-ı elîm ile bunları bulup niçe yüz Mehemmed isimli ma‘sûmları dahi katl edüp niçeleri esîr-i pâ-beste ve dil-haste çâker-i efkende-misâl hizmet ederler. Bu hâl-i pür-melâli ahâlî-i Tarabefzûn görüp nefîr-i âmm ile kal‘a kapuların kapayup cemî‘î Yahûdîleri avretleri ve beşikde ve kundakdaki oğlanlarıyla katl-i âm edüp şehri tathîr etdiler. Ol asırdan berü ellerinde hatt-ı şerîfleri olup çufudları gördükleri yirde katl ederler. Anınçün Tarabefzûn'da Yahûdî yokdur. Ba‘zı Yahûdîye "Tarabuzun'a varsana" dediklerinde "Başına gelsin" derler. Ehl-i Tarabefzûn, Yahûdîleri aslâ sevmezler. Zîrâ gâyet mü’min ve muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at, halîm ve selîm âdemlerdir. Hak cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 253b ·
metinde göster ·
Kotası kavmi ile Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel …
Evsâf-ı aşîret-i Kutası : Beğlerinin ismi (---). Cümle yedi bin asker olur. İskelelerine Kotası derler. Tahta ile binâ olunmuş hasır örtülü mahzenleri vardır. Köyleri, limana havâle dağlardadır. Limanında Kefe ve Taman gemileri çokdur. Azağ'a sefer-i azîm olduğun bunlardan dahi haber alup birkaç Kırımlı âşinâlar bulduk. Ve her bâr bu aşîret içine Çerkes diyârından Kırım atlıları gelüp bey‘ [u] şirâ ederler. Ankâ ve mutî‘ kavmi vardır. Zirâ yerleri sarp değildir, buğday dahi zirâ‘at ederler. Bundan gayrı tahrîr olunan Abaza diyârlarında cümle pasta darısı ekerler. Bir kilesi yüz kile darı verir. Bu Kotası kavminin dahi evleri cümle sazdan ve tahta örtülü evlerdir. Ocakları ortadadır. On eve bir kabak ta‘bîr edüp cânib-i erba‘aları kal‘a-misâl çit azbarlardır. (?) Cümle hayvanâtların her gice hıfz edüp arslan-misâl kelbleri ile nevbet beklerler. Cemî‘î Abaza aşîretlerinin hâlleri budur. Zîrâ cümle evleri ormanlar içredir. Birbirlerinden havf ederler. Bu Kotası kavmi ile Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel-i suğra üzre bir konakda Jana'ya varılur. Bunlar Çerkesce dahi bilirler. Bunlar Çerkese; Çerkes, bunların limanına emân ile metâ‘ getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… boğda gulâmları var kim âyende vü revendelerin önüne durup cân u baş ile hizmet
ederler. Bu
deyrin birin Enûşirvân binâ etmiş, birini Kayser-i Rûm binâ etmiş, birin Ermen …
Menzil-i Üçkilise: Bu mahal Revân haddindedir. Üç kûh-ı bülend üzre üç deyr-i mu‘azzamlardır kim her birinde yüzer ikişer yüz bıtrîk ve ruhbân ve kıssîs ve mıkdısı Ermeni papasları ve bıtrîkleri var. Ve mahbûb-ı pençe-i âfitâb muğbeçe-i mahbub boğda gulâmları var kim âyende vü revendelerin önüne durup cân u baş ile hizmet ederler. Bu deyrin birin Enûşirvân binâ etmiş, birini Kayser-i Rûm binâ etmiş, birin Ermen Zenân binâ etmiş kim hâlâ beş yüzden mütecâviz bâkire kızlar vardır. Cümle alığsız bakla yerler. Bu deyrlerde her müsâfirîn ve mücâvirîne ol mertebe hizmet ve ikrâm ederler, şîr-i hurma ve katr-ı nebât hamuru yedirüp zer-ender-zer câme-i hâblar döşeyüp cümle atlara çul tobra çıkartmayup hizmet ederler. Millet-i Mesîhiyye'de tâ‘ife-i Ermeni'nin bu düyûrlara gâyet i‘tikâdları olduğundan cemî‘î kâfiristândan bu deyrlere nezîrâtlar gelir, gâyet evkâf-ı metîndir. Her birinde beşer onar mihmândârları ve kırkar ellişer işbâzları vardır kim keşkeği ve herîsesi rûy-ı dünyâda meşhûrdur. Baş mıkdısı olan papası iki yüz ruhbân-ı dalâlet-âyîn ile elçilere ve hakîre ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâlar verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b ·
metinde göster ·
… mâhîleri gibi havz-ı Şâfi‘î'de şinâverlik edüp birbirlerin bî-tekellüf derağûş
ederler. Bu
şehrin ekseriyyâ halkı Gökdolak ve Cüllah'lardır. Âşıkâne ma‘niyyâtlar okurlar, …
Germâb-ı Sidirgi: Şehr hâricinde bâğlar kenarında kubbe-i âlîli ılıcaları vardır kim üçünün dahi aşren-fe-‘aşr havz-ı azîmlerinde Acem mahbûbları sîm-ten mâhîleri gibi havz-ı Şâfi‘î'de şinâverlik edüp birbirlerin bî-tekellüf derağûş ederler. Bu şehrin ekseriyyâ halkı Gökdolak ve Cüllah'lardır. Âşıkâne ma‘niyyâtlar okurlar, hûb bülend savtları vardır. Andan yine cânib-i şarka 13 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294b ·
metinde göster ·
… -‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik
ederler. Bu
havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handâ …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
Kend-i Meküçüvür: Kür kenarında yedi yüz hâneli ve câmi‘ ve hân ve hammâmlı hadîka-i İremli müselmân kendidir. Aslâ kefere yokdur. Bunın dahi ipeği memdûhdur. Kür’ün karşu tarafında Kendere nâm bir azîm kend, cümle keferelerdir. Kayıklarla beri Meküçü[vü]r kendine geçüp hafta bâzârı ederler. Bu kendler Gence hudûdudur. Andan kalkup Kuşlunca 310b belin aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 310a–310b ·
metinde göster ·
… Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları
ederler. Bu
yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl- …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk
ederler. Bu
dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm ed …
Menzil-i hân-ı Çakıt: Nehr-i Çakıt kenarında sene 1047 târîhinde Fâtih-i Bağdâd Sultân Murâd Hân vezîrlerinden Bayrâm Paşa vezîrin hayrâtıdır ammâ gâyet bî-emân yerde inşâ olunmuş bir hân-ı azîmdir. Cümle yetmiş ocaklı haremli ve ıstabl-ı anterli, türâb ile mestûr kal‘a-misâl ma‘mûr hândır, ammâ imâreti yokdur. Hemân âyende vü revendeler içün bir kârbânsarây-ı ehl-i revândır. Dibinden cereyân eden nehr-i azîm eyyâm-ı bahârda aslâ geçit vermez. Zîrâ Ramazanoğlu yaylalarından ve gayri yerlerden niçe bin uyûn-ı câriyeler mahlût olup deryâ olur. Ol mahalde sallar ile ubûr olunur. Gayri zamân at ile geçilir ammâ muhâlifdir, gâyet çoşkun akar. Bu nehr-i azîmin ibtidâ tulû‘u Sis dağlarından gelüp bu Çakıt Hânı altından geçüp cânib-i garba cereyân ederek iner, kal‘a-i Tarsûs altında Akdeniz'e munsab olur. Bu hânın cânib-i erba‘asında kurâlar yokdur ammâ yaylağ-ı câmûs-ı top-keşân Rûm ve Arab ve Acem'de Adana câmûsu meşhûr-ı âfâkdır. Bu dağlarda Âl-i Osmân pâdişâhının kırk bin aded kânûn üzre top-keşân câmûsları vardır ammâ ilâ hâze'l-ân hesâb [u] kitâbın Hûda bilür. Kendi biter kendi yiter tamgalı ve tamgasız câmûsları var kim her biri Dâbbetü'l-arz'a ve sevr-i hamele-i arza benzer kara câmûslardır. Bunların hıfz [u] hirâsetleriyçün yedi pâre beledîn ahâlîleri mu‘âf u müsellemlerdir. Hîn-i seferde niçe binin kemendlerle ve tokanlarla ve kapanlarla sayd edüp sefere götürüp balyemez toplar çekdirirler. Bu dağlarda kaplan gâyet çok olup câmûs saydına kaplan geldikde câmûsun boğaları kaplanı ortaya alıp ol ân emân vermeyüp helâk ederler. Bu dağlar içine gayri âdem dahi giremezler. Hattâ Murtezâ Paşa eyle alay-ı azîm edüp bu dağlar içre küta küt mehterhâne çalup giderken yedi dâne câmûs mehterhâne sadâsın istimâ‘ edüp "alay budur" deyüp hücûm edince derhâl askeri târumâr edüp davullar orman içinde kalup asker pür-silâh bu yedi câmûsa ol kadar hışt u mızrak urup ok ile câmûsların vücûdları kirpi gibi olup niçe kurşum daha urdular, aslâ rûhlarının haberleri olmayup yine dağlara girüp gitdiler. Bu kadar câmûsa Âl-i Osmân pâdişâhından gayri bir mülûk mâlik olmamışdır. Ba‘dehû bu Çakıt Hânı'ndan kalkup yüz bin derd ü mihen ile Çakıt nehrin ubûr edüp yine cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… e ehl-i Ba‘albek bu kûh-ı bâlâya çıkup ziyâret-i havâriyyûn edüp kesb-i tarâvet
ederler. {Bu
Rebve Boğazı dağında muttasıl bir cebel-i azîm vardır. Anda bir kehf-i yetîmân …
Cebel-i Rebve: Şâm'ın cenûbunda bir merhale yerdir. Cümle müfessirîn bu boğaz hakkında sûre-i (---)Arapça nassı nâzil olmuşdur, derler. Bir çengelistân dağdır. Ta zirve-i a‘lâsında Hazret-i İsâ halîfelerinden Hazret-i (---) âsûdedir. Bu cebel üzre Mu‘âviye halîfe iken bir mescid binâ etmişdir. Mâh-ı temmûzda ahâlî-i Kerk ve ehl-i Ba‘albek bu kûh-ı bâlâya çıkup ziyâret-i havâriyyûn edüp kesb-i tarâvet ederler. {Bu Rebve Boğazı dağında muttasıl bir cebel-i azîm vardır. Anda bir kehf-i yetîmân vardır. Cemî‘i Nasârâ ol gârı ziyâret ederler. Cümle ahâli-i Şâm kavli üzre Hazret-i Meryem Hazret-i İsâ'yı bu kehfde vaz‘-ı haml etmiş ola. Sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34b ·
metinde göster ·
… eyüp kumkuma içre bu mahalde gark olduğuna sûre-i Nûh (---) âyet-i şerîfi delîl
ederler. Arapça bu
mahal içündür deyü müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve ale'l-ittifâk Tûfân-ı Nûh …
âyet-i delîl [ü] bürhândır kim cCebel-i Cûdî'de ba‘de't-tûfân sefîne-i Nûh Necî karâr edüp şehr-i Cûde'yi seksen nefer kimesne imâr edüp tavattun edüp evlâd-ı evlâdları münteşir olup cümle târîhde anınçün Hazret-i Nûh'a "Âdem-i Sânî" ve "Eb-i Sânî" dediler. Ba‘dehû ol şehr-i Cûde bir bender şehr-i azîm olup andan cümle evlâd-ı Nûh ve ümmet-i Nûh bu şehirden murâd edindikleri arz-ı hâliyelere istilâ edüp mahsûldâr yerleri imâr etmeğe 35a başlayup ibtidâ Arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş binâ oldu. Andan şehr-i Balîs, andan Mısr-ı Atîk mukâbelesinde Hazret-i İdrîs'in ta‘lîmiyle Cize hâkinde Sureyd Hakîm'in binâ etdüğü Ehrâm dağların bulup anda Heremin nâm bir şehri Kalimon-ı Kehene binâ etdi. Andan sonra hâlâ Mısr-ı Atîk kim ana ol asrda şehr-i Fustât derlerdi, ol imâr oldu. Bi-kavli müverrihîn Hazret-i Nûh Tûfân'dan halâs olduğu gün yevm-i Aşura idi. Herkesde bulunan ta‘âmları bir kazgana koyup tabh edüp tenâvül edüp nâmına "Aşura" dediler, Hazret-i Nûh sünnetidir. Ve ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûhı'n-Necî üç yüz sene mu‘ammer olup üç oğlu dahi oldu. Bir oğlu Hâm'dır, kara Zengiler ve Fir‘avnîler ve Cebbârîn kavmleri bu Hâm'ın zürriyyetinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Sâm'dır. Arab ve Acem ve cümle peygamberler anın sülâle-i ırk-ı tâhirinden vücûda gelmişlerdir. Ve bir oğlu Yâfes'dir. Türk ü Tatar ve Sakâlib Ye’cüc ü Me’cüc bunun neslinden vücûda gelmişlerdir. Bir oğlu Ken‘ân idi. Babası Nûh Nebî ile gemiye girmeyüp peygamber belinden gelüp mürtedd olan ibtidâ bu Ken‘ân'dır. Cümle Mısır Kıptîleri ve Malta kâfiri Arabı ve Cezîre-i Girid'de İsfakiye Arabı Kıptîdendir, zuhûrları Mısır İskenderiyyesi'ndendir kim asılları Kıbtî ve Ken‘ân b. Nûh'a müntehîlerdir. Ken‘ân babasıyla zevrak-ı rahmete girmeyüp bir tuç kumkuma içre me’kûlât meşrûbâtıyla kumkuma içre girüp yeye, içe, sıça devr-i dâ’im gene yeye yeye necâsetinde gark olup Tûfân'da kumkumasıyla bir kenara çıkup hâlâ Mısır'ın sa‘îd-i âlîsi elvâhât evvel-i Nakraveş kurbunda kumkuması bârçeleriyle bir gâr içre yatar. Kabâbıta kavminin ziyâretgâhlarıdır. Hakîr üç kerre uğrayup temâşâ etdik. Deyr-i kadîm-misâl bir gâr-ı yetîmân dâr-ı bî-îmândır kim ol Ken‘ân hakkında sûre-i (---) âyet (---)Arapça nassı bu Ken‘ân hakkında kıbel-i Hak'dan alâ tarîkı'l-kısas Habîb-i Hudâ'ya nâzil olmuşdur. Niçe müverrihler Hâm ve Sâm ve Yâfes Tûfân'da gemi içre bile idi, derler. Ba‘zılar, Tûfân'dan sonra vücûda geldiler, derler. Sahîhi bu ola. Netîce-i merâm Tûfân'dan sonra gemi içre olan seksen nefer kimesneden bu dünyâ benî Âdem ile mâlamâl olduğundan Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî derler. Bir rivâyetde Ferîdûn Hazret-i Nûh ile gemide bile idi. Tatar andan tenâsül buldu, derler. Ferîdûn'un kabri Heyhât sahrâsında medfûn olduğu inşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Ammâ bu Hazret-i Nûh'un ziyâretgâhı olan Kerk-i Nûh karyesi semtinde cebel-i Deyr derler bir kûh-ı bülend vardır. Bir tarafı cânib-i garba, Berût cânibinde Akdeniz'e nâzırdır. O cebel-i müntehâ içre yetmiş iki mezâhib fırak-ı dâlleden Dürüzî Timânî ve Yezîdî ve Mervânî kavmi sâkinlerdir. Ve bu cebelde zikri sebkat eden Ken‘ân b. Nûh aleyhi's-selâmın bir mağarası vardır. Ehl-i Sâm, Ken‘ân babasıyla gemiye girmeyüp kumkuma içre bu mahalde gark olduğuna sûre-i Nûh (---) âyet-i şerîfi delîl ederler. Arapça bu mahal içündür deyü müfessirîn tefsîr etmişlerdir. Ve ale'l-ittifâk Tûfân-ı Nûh ibtidâ bu Bukâ‘ sahrâsındaki nehr-i Tennûr'dan zuhûr edüp cihânı cümle gark etdi. Mezheb-i hukemâda olanlar "Tûfân hemân Arz-ı Mukaddese'de oldu" derler. Eyle ise âyet Arapça nassına göre Hazret-i Nûh'un gemisi cebel-i Cûdî üzre ka[râr] etdikde Cûde ve Musul ve Irâk-ı Acem ve Kurna ve Basra cümle arz-ı mukaddes olmuş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 34b–35a ·
metinde göster ·
Leb-i deryâda İskender-i Kübrâ binâsıdır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Melikü't-Tâhir İşpaniye keferesi elinden feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Şâh'a emân ile vermişlerdir. Sayda hâkinde voyvadalıkdır ve kazâdır. Ve kal‘ası leb-i deryâda bir kal‘a-i azîm ve liman-ı kebîri var. Hâlâ câ-be-câ yerleri mündehimdir. Cirmi altı bin adımdır. Ve üç mahalle ve üç yüz toprak örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve bir deyr-i ma‘mûru var, cümle kefere Aleksandır'ın ma‘bedgâhıdır deyü i‘tibâr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî tekellüm ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir kumsal yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yemen Sinân Paşa binâsıdır. Dizdârı ve merdim-i hisârı elli nefer ile bunda sâkinlerdir. Sekiz rüzgâr-ı zûr-kârdan emîn liman-ı kebîri vardır. Akka limanında gemiler kışlamayup burda yatarlar ammâ kum deryâsı günden güne şehri gark-ı rimâl etmededir. Zamân-ı kadîmde kum tılsımâtı olmak üzre bir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu şehre dâhil olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye gitdiğimiz sene Şâm Tarablusu evsâfıyla mufassal tahrîr olunmuşdur. Bu kal‘ayı seyr [u] temâşâ edüp mahall-i ma‘hûdda cümle asker Nakura Boğazı'n geçmek içün hâs u âm müşâvere edüp Sıfet hâkimi çarhacı olup kırk bayrak sekban sarıca askeri nısfu'l-leylde pür-silâh olup Nakura Boğazı'na varup hâlî bulup pusu yerlerine sepişüp cümle bahâdırân âmâde hâmûş-bâş yatdılar. Ol gice Dürüzîlerden yedi aded çaşıt dutulup Paşa'ya geldükde söyledüp aslâ amân vermeyüp Sûr kal‘ası önünde kelleleri tenlerinden tîğ-ı Murtezâ ile galtân olup ale's-sabâh Nakura Boğazı'ndan feryâdcılar gelüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim bayraklar mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde Sayda-i Berût ve Sıfet askeri gidüp imdâd yetişir. Paşa dahi atlanup cümle asker ile bir sâ‘atde imdâda yetişüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… n gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘
ederler. Bu
şehrin cânib-i (---) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (---)(---) derle …
Cümleden şehr içinde Alâüddevle câmi‘i haremindeki değirman gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘ ederler. Bu şehrin cânib-i (---) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (---)(---) derler, bir cebel-i bülenddir kim vasfında lisân kâsırdır. Ol cebel-i müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir havz-ı azîm vardır. Gûyâ buheyre-misâldır. İsmine Karagöl derler. Şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘at yerdir. Bu Karagöl havzı kurbunda bir sarnıc-ı azîm vardır. Tûlen ve arzen dörder yüz adımdır. Zamân-ı kadîmde Cimcime kayserin bu yaylalarda ve Göksun yaylasında yetmiş bin sürü koyunu ve keçisi ve câmûsı ve sığırı var imiş. Cümle çobânlar bu hayvânâtları sağup süd-i sûdını bu havza döküp andan şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘atlik yer altından beyâz mermer kâriz Cimcime sarâyında havzlara dökülüp andan cümle halka leben-i hâlis bezl olunurmuş. Mâ-bâkîsi matbah-ı Keykâvûs'unda harc olunup âyende vü revendeye südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre matbahına ve gayri levâzımâtına ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu mertebe bir kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehrin bir ucundan bir tarafına horos damdan dama sıçrayup bir dâma giriftâr olmazmış. Hâlâ yine bir ma‘mûr şehr-i müzeyyendir. Bu şehrin cânib-i şarkîsi dağları ardı Elbistân sahrâsıdır. Anda bir nehr cârîdir kim (---) dağlarından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb'ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl olur. Ol nehrin beri cânibi Mar‘aş'dır. Öte tarafı Ayntâb'dır kim mâbeyninde Şîr dağı vardır. Tâ cebel-i Arafât'a müntehî bir kûh-ı bâlâdır. Bu kûhlarda ve büleydelerde cümle Türkmân kavmi sâkinlerdir kim lisân-ı kadîm kelimât ederler. İbtidâ lisânları Tatar-ı Buhârâ'dan (---)(---)(---) kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
Lisân-ı Etrâk-i sahih: On iki nev‘ üzre kelimât ederler. Bu kavmin ibtidâ tulû‘ları Mâverâü'n-nehr'de şehr-i Mâhân'dan hurûc edüp Âl-i Dânişmendiyye ve Âl-i Akkoyunlu ve Âl-i Selçukiyân ile ibtidâ Rûm'un bu diyârlarına kadem basup her biri birer diyâra istîlâ edüp gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır. Lisân-ı Türk-i kadîm lisân-ı Tatar'dır. Anların dahi on iki lisân-ı gûnâ-gûnları vardır. Bu Türkmân lisânı anlardan müteferrikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
… zenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı
ederler. Bu
değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri va …
Evvelâ iki aded dibi yassı Tuna'nın tıransa gemileri gibi gemilerdir ve ikisi birbirine azîm direklerle bend olmuşdur. Bu iki keştî mâbeyninde on arşın mikdârı enli kalın tahtalar ve amûd haşebler ile mebnî dollâbları vardır. Bu dollâbın büyük gemi tarafında gemi içre azîm çarhlar vardır. Büyük çarhın ucunda bir azîm değirmân taşı vardır kim üç çift câmûs ancak bârkeş olur. Bu değirmânlarda şeb [u] rûz ellişer Silistre kilesi un hâsıl olur. Tâ bu mertebe serî‘ deverân eder çarhlardır kim âdemin nazarı iremez. Her âsiyâbın ikişer ve üçer âdemleri ehl [ü] iyâlleriyle değirmânlarda sâkin olurlar. Her biri bir hân-misâl tahta örtülü damlardır. İçinde matbahı ve müte‘addid hücreleri ve revzenleri ve bacaları vardır. Niçesinde furûnları olup tâze poğaça ve ekmek tablı ederler. Bu değirmânların mekânları Silistre kal‘ası önünde herkesin nişânıyla mahalleri vardır, buyurdular ile sâkin olurlar. Zîrâ kal‘a önünde nehr-i Tuna gâyet serî‘ cereyân eder bir girdâb-ı azîmdir. Ammâ bu yetmiş seksen aded değirmânların Tuna üzre ber-karâr olmaları aceb ma‘rifetdir. Meselâ iki gemi birbirine gemi direkleriyle bend olmuşdur. Yaban asmasından bir azîm sepet örüp seng-i hârâ ile sepedi leb-ber-leb edüp ağzın seddiderler. Ve yine yaban asmasından âdem beli kalınlığı avret saçı gibi elli altmış arşın ip örüp değirmân gemilerin Tuna ile cereyân etdirerek tâ değirmân sâhibinin Tuna üzre mahall-i hudûduna geldüğü mahalde mezkûr seddi memlû taş ile nehr-i Tuna'ya uçurup değirmân mahallinde karâr eder. Zîrâ asma ipin bir ucu sepetde ve bir ucu gemide makyûddur. Tamâm vakt-i şitâ karîb olup Tuna nehrinden buz akmağa başladıkda değirmânlar asmadan iplerin kesüp her bir değirmânı birer cezîre limanlarında hıfz edüp yine bahâr mevsiminde icrâ ederler. Azîm temâşâgâh ma‘rifet-i garîbe ve acîbe âsiyâblardır kim her biri beşer kîseye olur ammâ her sene beşer kîse mahsûl verir bir serbest ze‘âmetden a‘lâdır. Ekseriyyâ Silistre a‘yânının bir gûne kârları bu âsiyâblardır ve's-selâm. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121b ·
metinde göster ·
… e kasabâtlardan cem‘ olup metâ‘ların meydân-ı muhabbetde arz-ı kâlâ edüp fürûht
ederler. Bu
şehir re‘âyâsına Dobruca Çıtağı derler, turfe-lisân ve garîb-hey‘et âdemlerdir.
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtından; beyâz ekmeği ve bal suyu meşhûrdur. Ammâ sanâyi‘âtından sırma ile mebrûm telâtin üzre işlenmiş sırmalı tîrkeşleri rub‘-ı meskûnda yokdur. Yüz guruşa sadak işlenüp a‘yân-ı İslâmbol'a hedâyâ gider. Ve şehrin vasatında bir meydân-ı azîm vardır. Haftada bir kerre niçe bin âdem kurâ ve kasabâtlardan cem‘ olup metâ‘ların meydân-ı muhabbetde arz-ı kâlâ edüp fürûht ederler. Bu şehir re‘âyâsına Dobruca Çıtağı derler, turfe-lisân ve garîb-hey‘et âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122b ·
metinde göster ·
… i Mısır'dır. Cümle âyende vü revendenin devvâbları bundan nûş edüp def‘-i atşân
ederler. Bu
haremin bir cânibinde bir azîm imâret-i dârü'z-ziyâfesi var. Her şeb [u] rûz ce …
Derûn-ı şehirde bir kal‘a-i mu‘azzamdır kim içinde iki bin aded şütür alır develiği ve üç bin at alır ıstabl-ı anteri ve kamberîsi vardır. Dahi ehl-i harem a‘yân [u] kibâr içün yetmiş seksen hâne-i müte‘addideli harem hücreleri var. Ve âyende vü revende vükelâ ve vüzerâ sâkin olmağiçün başka tahtânî ve fevkânî ve içli ve taşralı kâ‘aları var. Ve bây [u] gedâ müsâfirîn-i mahlûk-ı Hudâ içün hân-ı azîmin tarafeyninde yan soffaları üzre kâmil iki yüz ocaklı soffalardır. Ve rûy-ı divârda âlât-ı silâh asacak demir çengeller var. Ve cümle atları kayd-bend edecek demir halkalar vardır. Ve yazlık meydânına güvercinlik ta‘bîr ederler bir azîm meydândır kim üzeri eflâke ser çekmiş haşeb kubbedir. Bu meydânın cânib-i erba‘ası ocaksız yaz meydânı soffalardır. Ve taşra haremi dahi beyâz hacer ile döşenmiş bir meydân-ı mu‘azzamdır kim beş bin at alır gûyâ İslâmbol'un Atmeydânı'dır. Bu haremin tâ ortasında müdevver aşren fe-‘aşr bir havz-ı kebîri var, gûyâ bir halic-i Mısır'dır. Cümle âyende vü revendenin devvâbları bundan nûş edüp def‘-i atşân ederler. Bu haremin bir cânibinde bir azîm imâret-i dârü'z-ziyâfesi var. Her şeb [u] rûz cemî‘i müsâfirîn eğer kefere ve fecere bu mihmânsarâyda sâkin ola. Ba‘de'l-mağrib cemî‘i huddâmlar matbah-ı Keykâvûs'dan her ocak başına birer bakır sini içre birer tas buğday çobrası ve âdem başına birer nânpâresi ve birer şem‘-i revgân dânesi verirler ve her at başına birer tobra yem verirler. İlâ mâşâallah sâhibü'l-hayrât böyle vakf-ı dâ’im eylemiş, rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136a ·
metinde göster ·