… klar üzre iki tabaka dahi amûd-ı müntehâlar üzre tâk-ı Havernaklar üzre kubbe-i
eflâk
misilli bir kâse-i ser-nigûn ve rusâs-ı hâss-ı nîlgûn ile mestûr bir kubbe-i az …
"İşte ben de geldim" deyü zâhir olup hazîne-i mühimmâtı küşâde edüp yine Ayasofya'ya şürû‘ edüp cümle (---) yüz sommâkî amûdlar üzre tâk-ı nuh-tâklar üzre iki tabaka dahi amûd-ı müntehâlar üzre tâk-ı Havernaklar üzre kubbe-i eflâk misilli bir kâse-i ser-nigûn ve rusâs-ı hâss-ı nîlgûn ile mestûr bir kubbe-i azîm ma‘mûr etdiler kim felek-i atlas-ı bûkelemûnda böyle kubbe-i ibret-nümûn misl-i kablihâ ve ba‘dihâ binâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34a ·
metinde göster ·
… dım ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına bin adım ba‘îd bir püşte-i âlî üzre
eflâke
ser çekmiş bir kubbe-i serâmeddir kim bu günde eyle bir kubbe-i azîm binâ olunm …
Evvelâ câmi‘-i Ayasofya, İslâmbol kal‘asının cânib-i şarkîsi nihâyetinde Âhûrkapu tarafı deryâsına bin adım ve şimâlî tarafına Sarâyburnu deryâsına bin adım ba‘îd bir püşte-i âlî üzre eflâke ser çekmiş bir kubbe-i serâmeddir kim bu günde eyle bir kubbe-i azîm binâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… yıldan bi-emrillâh fethi müyesser olup ol mezkûr minâre pâyesi üzre Ebü'l-feth
eflâke
ser çekmiş bir şerîfeli tarz-ı kadîm bir tula şeşhâne minâre-i mevzûn inşâ etdi …
Üç yıldan bi-emrillâh fethi müyesser olup ol mezkûr minâre pâyesi üzre Ebü'l-feth eflâke ser çekmiş bir şerîfeli tarz-ı kadîm bir tula şeşhâne minâre-i mevzûn inşâ etdirmişdir kim hâlâ kaddi (---) kademe minâre-i serâmeddir. Ba‘dehu sene 981 târîhinde Bâb-ı hümâyûn köşesinde Sultân Selîm-i Sânî bir kadehli bir beyâz seng-i sengîn ile zıh zıh bir minâre-i mevzûn etmişdir {kim} ibret-nümâdır. Bunda olan mukarnez ve medîne ve zıhlar bir minârede yokdur. Ammâ Ebü'l-feth minâresinden alçakdır. Cümle (---) kademedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36a ·
metinde göster ·
kad çekmiş bir kubbe-i müdevver-i âlîdir. Ve kıble tarafında mihrâb üzre ve kıb …
Eşkâl-i câmi‘-i Bâyezîd Hân-ı Sânî ya‘nî Bâyezîd-i Velî: Evvelâ çâr-pâye-i âlî üzre eflâke kad çekmiş bir kubbe-i müdevver-i âlîdir. Ve kıble tarafında mihrâb üzre ve kıble kapusu üzre nîm kubbeler dahi kubbe-i kebîre zamîme olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
mânend bî-mânend kubbe-i nîlgûndur. Lâkin Ayasofya kubbesi bu kadar âlî değildi …
Hakkâ ki kubbe-i eflâke mânend bî-mânend kubbe-i nîlgûndur. Lâkin Ayasofya kubbesi bu kadar âlî değildir. Kaddi elli sekiz zirâ‘ binâ-yı âlîdir, dahi âlî binâ olunmamasının aslı zemîni gâyet mürtefi‘ kûh-ı bâlâ üzre vâkı‘ olmuşdur. Ve hareminin sağ tarafında kefere zamânı su sahrîci bir fecc-i amîk sarnıc vardır. Ve yine hareminin şimâlî tarafında "Kırk Nerdübân" nâmıyla ma‘rûf elli dörd kademe bir nerdübân ile nüzûl olunur bir uçurum yerdir. Bu iki uçurum ortasındaki püşte üzre bu câmi‘ vâkı‘ olmağile zelzeleden masûn [u] mahfûz olmasıyçün âkıbet-endîş Mi‘mâr Sinân-ı hurdedân câmi‘i alçak edüp çâr-dîvâr üzre inşâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a ·
metinde göster ·
… tâbe serâhu bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim bu kubbenin nazîri bu kubbe-i
eflâk
altında yokdur. Zîrâ üstâd-ı şîrînkâr bir kubbe-i sağîr üzre bir kat kubbe-i âl …
Evsâf-ı hıyâban-ı merkad-i pür-envâr: Mihrâb önünde bir sehm-i tîrkeş menzili bir gül [ü] gülistân [u] hıyâban-ı nısf-ı cihân içre meşhed-i Süleymân Hân tâbe serâhu bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim bu kubbenin nazîri bu kubbe-i eflâk altında yokdur. Zîrâ üstâd-ı şîrînkâr bir kubbe-i sağîr üzre bir kat kubbe-i âlî dahi inşâ edüp biri {biri} içinde böyle musanna‘ kubbe bir diyârda vâkı‘ olmamışdır. Bu tarz-ı acîb ü garîb görülmemişdir. Ve bunda olan müşebbek ve mukarnas mermer tasnî‘âtları bir amâristânda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45a ·
metinde göster ·
… esâsına şürû‘ edüp yedi yılda üç bin yedi yüz göz kemerlerdir kim ba‘zı yerleri
eflâke
ser çekmiş ikişer üçer kat kantaralardır. İslâmbol içre girüp Atbâzârı kurbünde …
Hemân bism-i İlâh ile bir kîse altunı mezkûr uyûnun başına nisâr edüp esâsına şürû‘ edüp yedi yılda üç bin yedi yüz göz kemerlerdir kim ba‘zı yerleri eflâke ser çekmiş ikişer üçer kat kantaralardır. İslâmbol içre girüp Atbâzârı kurbünde Yanko'nun Kırkçeşme kemerleri üzre geçirmek iktizâ edüp şehr-i İslâmbol içre mezkûr âb-ı nâbı taksîm eyleyüp şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ ervâhların şâd eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu küffâr bu kadar hayme ve hargâh ile Kilis kal‘ası altına varup Tekelü Mustafâ Paşa'nın otağın kırup ceneral-i la‘în başına serdârın selîmîsin geyüp âdet üzre dîvân-ı Âl-i Osmân etdikde Kilis kal‘asının cümle a‘yân [u] eşrâfı ve serdârı ve dizdârı taşra çıkınca kemîngâhda olan küffâr der-akab kal‘aya müstevlî olup bu takrîb ile Kilis kal‘ası gibi eflâke ser-çekmiş bir kal‘a-i metîni kabza-i tasarrufa alup cümle a‘yân-ı kal‘ayı ehl [ü] iyâlleri ile esîr etdiler. Bu gûne nuhûset Âl-i Osmân devletinde bir târîhde olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 78a ·
metinde göster ·
Ve bu haremin dahi etrâfında dörd kapudur. Ve iki minâre-i âliyesi var kim
eflâke
ser-çekmiş serpûşu nuhâs-ı mutallâdır kim şa‘şa‘asından merdüm-i insân hîreleni …
Ve bu haremin dahi etrâfında dörd kapudur. Ve iki minâre-i âliyesi var kim eflâke ser-çekmiş serpûşu nuhâs-ı mutallâdır kim şa‘şa‘asından merdüm-i insân hîrelenir üçer tabaka musanna‘ minâreteyn-i serâmedeyndir. Ammerekallâhü Ta‘âlâ ilâ inkırâzı'd-devrân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 88a ·
metinde göster ·
… mâ‘adâ hân-ı azîm yokdur. Ve bir hânesinde çâr-kûşe bir cihân-nümâ kullesi var
eflâke
ser çekmişdir. Develiği ve ıstablı bin aded at ve katır alur. Ortasında câmi‘i …
Çârsû-yı tavîl hân-ı Vâlide Kösem Sultân ümm-i Gâzî Murâd Hân ve İbrâhîm Hân. Bu hân mukaddemâ Cerrâh Mehemmed Paşa'nın sarâyı idi. Mürûr-ı eyyâm ile münhedim olup vâlide-i merhume, tahtânî ve fevkânî üç yüz hâne-i şeddâdî inşâ etmişdir kim hâlâ şehr-i İslâmbol içre Mahmûd Paşa ve bu hândan mâ‘adâ hân-ı azîm yokdur. Ve bir hânesinde çâr-kûşe bir cihân-nümâ kullesi var eflâke ser çekmişdir. Develiği ve ıstablı bin aded at ve katır alur. Ortasında câmi‘i var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 94a ·
metinde göster ·
ser-çekmiş bir binâ-yı âlîdir. Cümle revzenleri cânib-i şarka deryâ aşırı Üsküd …
Bu hammâm bir sedd-i âlî üzre olmağile eflâke ser-çekmiş bir binâ-yı âlîdir. Cümle revzenleri cânib-i şarka deryâ aşırı Üsküdar'a ve Kadıköyü'ne nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 97b ·
metinde göster ·
Evvelâ Sultân-ı Büdelâ Hasan Dede: Ebü'l-feth câmi‘inin Boyacılarkapusu dâhilinde sâkin idi. Eflâke ser-çekmiş kat-ender-kat tabaka tabaka külbe-i ahzânlar binâ etdirirdi. Ammâ aslâ kâbil-i süknâ değil idi. Ol mertebe âlî idi kim Ebü'l-feth minâresine berâber olup neccârlar dahi fevkinde bir mismâr mıhlamağa cür’et edemezlerdi. Niçe gûne keşf [u] kerâmâtları zâhir olmuşdu. Âhir bir gece bir rîh-ı akîm esüp külbe-i Hasan'ın hüsnün bozup münhedim edüp ale's-sabâh Hasan Dede'yi savma‘asında kefenini sarılı bulup Kestelzâde yanında defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
… adımdır. Ve taşra harem-i kebîrinde altı aded çınâr-ı azîmler var kim her biri
eflâke
ser-çeküp şâhaları sâyesinde ehl-i teferrüc kesb-i hevâ ederler. Bu haremin dah …
Kıble kapusundan mihrâbâ tûlu (---) adımdır ve bir yanından bir yanına (---) adımdır. Ve taşra harem-i kebîrinde altı aded çınâr-ı azîmler var kim her biri eflâke ser-çeküp şâhaları sâyesinde ehl-i teferrüc kesb-i hevâ ederler. Bu haremin dahi dörd kapusu vardır, garb tarafı kapusunun yemîn [ü] yesârında kırk aded medrese hücreleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125b ·
metinde göster ·
… Ammâ Ebü'l-feth'in binâ etdüği Kalata Kullesi yüz on sekiz zirâ‘-ı bennâdır kim
eflâke
ser-çekmişdir, tâ zirve-i a‘lâsı rusâs-ı hâs ile mestûrdur. İslâmbol kal‘ası bi …
Ba‘zı kulleleri seksener zirâ‘-ı mekkîdir. Ammâ Ebü'l-feth'in binâ etdüği Kalata Kullesi yüz on sekiz zirâ‘-ı bennâdır kim eflâke ser-çekmişdir, tâ zirve-i a‘lâsı rusâs-ı hâs ile mestûrdur. İslâmbol kal‘ası bir yerden dâ’iren-mâdâr nümâyân değildir, illâ bu Galata Kullesinden şekl-i müsellesi râyegândır. Ve küşâde hevâda Bursa'ya hâ’il cebel-i Ruhbân bi'l-müşâhede nümâyândır, dûrbîn ile Bursa'nın cümle imâretleri râyegândır. {Bu kulle üç fersah yerden nümâyândır ve şekl-i müdevverdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 128b ·
metinde göster ·
ser çekmiş bir cebel-i bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında bir tekye-i bülend idi. Hâl …
Andan mesîregâh-ı Büyük Çamlıca, eflâke ser çekmiş bir cebel-i bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında bir tekye-i bülend idi. Hâlâ pâdişâhımız kendilere mahsûs bâğ-ı cihân nâmıyla bir bâğçe-i âlî etdi kim bu hakîrin andaki kasr-ı bülende târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143b ·
metinde göster ·
… yninde tâ haşeb cisre varınca çınâr-ı müntehâlar var kim Hudâ âlimdir, her biri
eflâke
ser çeküp herbirinin şu‘beleri üzre niçe yüz bin balıkcıl kuşları âşiyân edüp b …
Ve bu mahalde nehr-i zülâlin tarafeyninde tâ haşeb cisre varınca çınâr-ı müntehâlar var kim Hudâ âlimdir, her biri eflâke ser çeküp herbirinin şu‘beleri üzre niçe yüz bin balıkcıl kuşları âşiyân edüp başlarındaki cığaların düneklerine bırağup Emîrgûneoğlu bâğçesi üstâdı alur. Ve bu belîdenin garbî cânibinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
… eşer değildir. Ba‘zı kemerler bir dağdan bir dağ mâbeyninde vâkı‘ olup üçer kat
eflâke
ser çekmiş kehkeşân-âsâ kemerlerdir kim vâcibü's-seyrdir. Buna karîb,
Mesîregâh-ı Su Kemerleri: Sene (---) târîhinde Süleymân Hân on bin kîse harc edüp bu mahalden İslâmbol'a bin bir göz cisrler ile âb-ı nâbdan nişân verir su getirmişdir kim hakkâ bu binâlar kâr-ı dîv-i Süleymân'dır kim makdûr-ı beşer değildir. Ba‘zı kemerler bir dağdan bir dağ mâbeyninde vâkı‘ olup üçer kat eflâke ser çekmiş kehkeşân-âsâ kemerlerdir kim vâcibü's-seyrdir. Buna karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
… pâdişâhîde on çift âhû-yı Hoten gözlü rakkâs mehpâreler raksa âgâz etdüklerinde
eflâk
dahi çarh-ı semâ‘a başlayup huzûr-ı pâdişâhîde eyle bir fasl ederler kim Zühre …
Ardı sıra sırık hammâlları üzre gümrükhâne misâli bir kâh-ı Âzerbâycân içre havz u şâzrevânlar tasnîf edüp fevvâreleri pertâb edüp cereyân etmede., Niçe çârkâb yasdıklar ve incü dikme mak‘adlar ve Isfehân-ı nısf-ı cihân halîçeleri üzre hûr [u] gılmânlar kasr içre oturan erbâb-ı devletlere sükkerî ve mu‘amberîn kahve-i Yemenîler ve çay ve bâdyân ve sa‘leb ve mahleb bezl edüp bu kasr içre Gümrük Emîni Koca Alî Ağa ile latîfe ve şakalar ederler tâ ki alayköşkü'ne karîb vardıklarında çârkâb ve zer-ender-zer zerdûz cibinliklerin içinden kırk elli aded üstâd-ı kâmillerden hânende ve sâzendeler fasla başlayup alayköşkü dibinde tevakkuf edüp huzûr-ı pâdişâhîde on çift âhû-yı Hoten gözlü rakkâs mehpâreler raksa âgâz etdüklerinde eflâk dahi çarh-ı semâ‘a başlayup huzûr-ı pâdişâhîde eyle bir fasl ederler kim Zühre engüşt ber-dehen edüp Hüseyin Baykara fasılları ederek 179a ubûr edüp gümrük emîni ve tershâne emîni kasrdan taşra çıkup zemîn-bûs etdiklerinde Murâd Hân buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178b–179a ·
metinde göster ·
… e niçe kerre yüz bin elvân fişekleri evc-i semâya âteş ile atarlar kim her biri
eflâk-i
bî-bâke urûc edüp ba‘zıları ser-nigûn nüzûl ederken her birinden niçe bin kanâd …
Evvelâ bu âteşbâzân-ı fişengciyân kal‘a fetihleri donanmasında, şeb-i muzlimde deryâya niçe yüz kayıklar ile niçe kerre yüz bin elvân fişekleri evc-i semâya âteş ile atarlar kim her biri eflâk-i bî-bâke urûc edüp ba‘zıları ser-nigûn nüzûl ederken her birinden niçe bin kanâdîl-i necm-i geysûdâr hâsıl olup zemîni rûşen eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b ·
metinde göster ·
… ne düşüp ikinci fişek iki vukıyye bârûd ile hafîf olup ol dahi hevâda âteş alup
eflâke
çıkar. Bu dahi tamâm olacak mahalde buna muttasıl üçüncü fişek dahi âteş alup ö …
Ve bir gûne hevâyî fişekleri var kim üçer kamışlı üçer kerre hevâya çıkar. Evvelki hammâl fişek üç vukıyye bârûd-ı siyâh ile memlûdur, ana âteş edince evc-i âsumâna çıkup necm-i sağîre gibi nümâyân olurken ana muttasıl bir fişek dahi âteş alup evvelki zemîne düşüp ikinci fişek iki vukıyye bârûd ile hafîf olup ol dahi hevâda âteş alup eflâke çıkar. Bu dahi tamâm olacak mahalde buna muttasıl üçüncü fişek dahi âteş alup öbürü yere düşer. Bu üçüncü fişek eyle çıkar kim tâ verâ-yı ebre girüp içinde demir teller ile demir kinedli badaluçka fişekler içinde keskin İngilis bârûdıyla memlû ol fişek âteş alınca gûyâ bulutlar pâre pâre olup bir sît [ü] sadâ evc-i âsumânda kopar kim ra‘d-ı âsumânî bu fişeng sadâsının yanında bir pişşe cenâhı sadâsıdır. İhtimâldir kim istimâ‘ eden kerrûbiyânlar "Allâhümme ıhfaznâ min âfâti'l-ins" diyeler tâ bu mertebe gürleyüp zemîn [u] âsumân bu âsumânî fişeng lerzesinden dir dir ditrer. Böyle üç tabaka biri birinden âlî evce çıkar fişekler yaparlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b ·
metinde göster ·
… hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri ipden nerdübân ile
eflâke
kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile kelimât etmeğe yakın olm …
Evvelâ kâr-ı pesendîde-i âlem pehlivânân-ı resenbâzân ya‘nî cânbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri ipden nerdübân ile eflâke kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile kelimât etmeğe yakın olmuşlardır. Evvelâ Üsküdarlı Mehemmed Çelebi ve Mağribli Hacı Nâsır ve iskenderiyyeli Hacı Alî ve Harputlu Şaşı Hüsâm ve Bursalı Kubâdî ve Arabgîrli Kara Şücâh ve Kamberoğlu ve Kız Pehlivân, bunlar pâdişâh huzûrunda terâzûlü ve terâzûsüz kubâdî pabuc ile ve kimi ellerinde birer desti ile arkalarında birer hımâr ile ve kimi ellerinde dal kılıç ile ve'l-hâsıl iki yüz altmış pâre âlet-i bâzbâzân ile arz-ı ma‘rifet edüp Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsındaki top-ı feleke kadem basmış Arab u Acem ve Hind ü Yemen pehlivânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 204a ·
metinde göster ·
… lvele ve gulgule ve debdebe ve hengâme-i elîm ederler kim Zühre raks edüp tâs-ı
eflâk
çın çın ötüp geçerler.
Bu bâlâda tahrîr olunan on aded nefes ile dehânî sâzları cümle yek-dil, yek-cihet olup umûmen sâzende-i nağarazâncıyân neferât 500. Beş yüz nağarazenleriyle makâm-ı uzzâl ve şehnâzla bir fasl-ı azîm ve bir velvele ve gulgule ve debdebe ve hengâme-i elîm ederler kim Zühre raks edüp tâs-ı eflâk çın çın ötüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208a ·
metinde göster ·
Hezârfen Ahmed Çelebi: ibtidâ Okmeydânı minberi üzre yıldız rûzgârı şiddetinde kartal kanatlarıyla sekiz tokuz kerre eflâkde pervâz ederek ta‘lîm edüp ba‘dehu Sultân Murâd Hâ[n], Sarâyburnu'nda Sinânpaşa köşkünden temâşâ ederken Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsından Ahmed Çelebi lodos rûzgârıyla uçup Üsküdar'da Doğancılar meydânına düşdüğü müsbettir. Ba‘dehu Murâd Hân bir kîse altun ihsân edüp Hezârfen Ahmed Çelebi'yi Cezâyir'e nefy-i ebed edüp anda merhûm oldu. Ahmed Çelebi hakkında Murâd Hân, bu âdemden pek havf edecekdir kim her ne murâd edinse elinden gelir, deyü nefy etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
ve mâ-fîhe ki ızhâr u ayân eyledi: Bu cümle acâ’ib u garâ’ib ve yir ü gök ve me …
Evvelâ hamd edelim, Hâlık-ı eflâke ve mâ-fîhe ki ızhâr u ayân eyledi: Bu cümle acâ’ib u garâ’ib ve yir ü gök ve melek-i cennet ve rıdvân ve dahi hûr ile gılmân ve gül ü sünbül ü reyhân ve mül ü bülbül ü destân ve dahi çeşme-i hayvân ve dürr ü lü'lü ü mercân ve meh-i mihr-i dırahşân. Mesnevî
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b ·
metinde göster ·
… dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvârları
eflâke
ser çekmişdir ve esâsı bir yalçın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî …
Bahâr eyyâmı Hazret-i Süleymân Bursa'ya gelüp Cebel-i Ruhbân'da Belkîs kız ile yayla faslı ederlerdi. Emîn Nebî'nin du‘âsı berekâtiyle Bursa tûfândan sonra imâristân-ı Emînullah'dır. Ammâ kal‘anın bânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin bu kal‘a bir köhne bünyâddır. Devr-i felekden berü ber-karâr bir dârü'l-karâr, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir kim cümle der-i dîvârları eflâke ser çekmişdir ve esâsı bir yalçın sebz-gûn kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî bir kal‘a-i metîndir. Tûlânîsi şarkdan garba vâkı‘ olmuşdur. Şimâl ve yıldız cânibi evc-i semâya ser çekmiş kayalar üzre vâkı‘ olmuş kal‘adır. Ol tarafı uçurum olmağıla üç tarafında aslâ handak yokdur. Ammâ Bunarbaşı tarafında ve Değirmânlar mahallesi tarafında ve Kebîr mahallesi tarafında fecc-i amîk handakları vardır. Mürûr-ı eyyâm ile handakı imâr olmayup Celâlî Karayazıcı ve Sa‘îd-i Arab ve Kalenderoğulları nâmân celâlîler, Bursa'yı muhâsara edüp handakların rimâl [ü] türâb ile memlû olmuşdur. Ammâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası esâsında taşlar var kim her biri hammâm kubbesi kadar seng-i azîmlerdir. Andan ma‘lûmdur kim benî Âdem binâsı değildir. Ba‘dehû Kaydefâ destine girüp ba‘zı burc [u] bârûlarını ta‘mîr [u] termîm edüp lisân-ı Yunan üzre târîhleri vardır. Ve bu kal‘a, Keşiş dağının dâmenine vâkı‘ olmağıla lodos rüzgârı ve şarkî rûzgârından emîndir. Cümle evleri, şimâl ve yıldız rûzgârı cânibine nâzırdır kim Filedâr sahrâsı cümle bâğ u bâğçesi ve besâtînleri ile nakş-ı bukalemûn-vâr nümâyândır. Kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi, on bir bin adımdır ve altı bin bedendir ve altmış yedi kulle ve cümle beş kapudur. Evvelâ cânib-i cenûba Bunarbaşı Kapusu ve yine cenûba Zindân Kapusu ve Kaplıca Kapusu garba mekşûfdur ve Balıkbâzârı Kapusu. Ez-în-cânib bu kal‘a, cemî‘î düvelde Rûm keferesi elinde kalmışdı. Yedi kerre Konya'dan Âl-i Selçûkiyân ikişer kerre yüz bin leşker-i bî-pâyân ile gelüp yedişer sekizer ay muhâsara edüp vakt-i şitâ geldikde bî-feth rücû‘ edüp giderlerdi. Tâ ki Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i zuhûrunda evvelâ Osmân 222b lafzı senesi târîhinde [661] Osmân Gâzî ibtidâ-i cülûsunda üç kerre muhâsara edüp üçüncüde Osmân Gâzî nıkris zahmetine mübtelâ olup âhir üçüncüde dahi feth edemeyüp yine Konya'ya müteveccih olup izn-i şerîfiyle Şehzâde Orhân Çelebi ile Şeyh Hacı Bektâş-ı Velî'yi seksen bin asker-i İslâm ile Bursa'ya gönderüp muhâsara etdiklerinde amân vermeyüp kal‘a-i Bursa'nın Kapluca cânibinde bir kulle-i azîm ve Bunarbaşı'nda dahi bir kulle-i kebîr binâsına mübâşeret edüp yedi ayda bu kulleler temâm olup Bursa'yı kemâ(n)-kân muhâsarâya şürû‘ edüp Kapluca tarafından Orhân Beğ, Bunarbaşı tarafındaki kulleden Orhân Beğ'in birâderzâdesi Timur Beğ ve Balabancık Beğ dağ tarafındaki havâle yerinden muhâsara edüp cânib-i erba‘adan imdâda gelen küffârları cümle dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütehassın olan keferelere kaht [u] galâ müstevlî olup âhir-i küffâr bir sene muhâsaradan sonra vere ile bâ-sulh kal‘ayı Orhân Gâzî'ye sene 722 târîhinde teslîm etdiler. Osmân Gâzî'ye müjde ile Orhân seğirdüp vardıkda, Bursa feth olduğu sâ‘at Osmân Gâzî rûh teslîm edüp oğlu Orhân Gâzî müstakil padişâh olup Hâcı Bektâş-ı Velî ile Bursa'ya gelüp ibtidâ taht-ı Âl-i Osmân olup ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân oldu kim gûyâ bir bâğ-ı İrem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222a–222b ·
metinde göster ·
… tmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim
eflâke
ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzir …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
… lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı
eflâk
bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu ka …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… âlîsi vardır. Taşra harem-i kebîrinde azîm çınar-ı müntehâlar var kim her biri
eflâke
ser çeküp sâyesinde cemî‘î cemâ‘at kesb-i safâ ederler. Bursa'nın bir teferrücg …
Evsâf-ı Câmi‘-i Murâdiyye ibn Çelebi Mehemmed Hân : Bursa'nın cânib-i garbında şehirden taşra başka bir kasabadır kim hân ve câmi‘ ve imâret ve mesâcid ve tekye ve medârisleriyle ma‘mûr ve müzeyyen bâğ u bâğçeli rabta-i âbâdândır. Bir ma‘mûr ve şîrîn ve rûşen-âbâd ibâdetgâh-ı kadîmdir kim bânîsi Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân pederi Koca Sultân Murâd Hân-ı Sânî'dir kim iki kerre Rûm'a pâdişâh olmuşdur. Edirne'de merhûm olup na‘ş-ı şerîfin Bursa'ya getirüp bu câmi‘in sâhasında medfûndur, ammâ câmi‘-i pür-envârı eyle rûhâniyyetli câmi‘-i dilküşâdır kim âdem oğlanı şeb [u] rûz i‘tikâf niyyeti ile yatup kalkup taşra çıkacağı gelmez. Tâ bu mertebe câmi‘-i münevverdir ve iki kubbe ve kıble kapusundan mihrâba tûlu yüz elli ayakdır ve arzı altmış ayakdır. Mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahfili sade güzeli tarz-ı kadîmdir ve bir kıble kapusu var. Ve bu câmi‘in târîhi "Zîde ammere men ammerehu" sene 850, bir tabaka bir minâre-i âlîsi vardır. Taşra harem-i kebîrinde azîm çınar-ı müntehâlar var kim her biri eflâke ser çeküp sâyesinde cemî‘î cemâ‘at kesb-i safâ ederler. Bursa'nın bir teferrücgâh yerinde vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i selâtîndir kim niçe şehzâdeler bunda medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… edik, derler. Câmekânı bir vâsi‘ sahrâ üzre kubbe-i azîmlerdir kim gûya kubbe-i
eflâkdir
. Bin âdem alır câmekân bir mekân-ı kebîrdir. Beyt:
Evsâf-ı Yeni Kaplıca: Bir kapalı yerde vâkı‘ olmuş, bu dahi Eski Kaplıca gibi cümle imâreti kurşum örtülü binâ-yı azîmdir. Mâ-tekaddem binâ-yı muhtasar imiş. Süleymân Hân gelüp niçe kerre görüp nikrîs marazından şifâ bulup sadrıa‘zamı olan Sarı Rüstem Paşa'ya "Şunda bir binâ-yı azîm ile bir hammâm binâ eyle" deyü fermân etdikde sene (---) târîhinde bu Yeni Kaplıca'yı Rüstem Paşa binâ etmişdir. Semerkand, Belh, Buhârâ ve Lûristan ve Moltan seyyâhları, böyle musanna‘ binâ-yı metin ve azîm hammâm görmedik, derler. Câmekânı bir vâsi‘ sahrâ üzre kubbe-i azîmlerdir kim gûya kubbe-i eflâkdir. Bin âdem alır câmekân bir mekân-ı kebîrdir. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b ·
metinde göster ·
… müsâfirhâne olup atlar bağlanır. Rûm ve Arab ve Acem'de bir göz meşhûr-ı âfâk,
eflâke
ser çekmiş cisr-i azîmin biri dahi budur.
Ve bir çârsûsu dahi Gökdere üzre Iğrandı Cisri üzre yemîn ve yesârda iki yüz cüllâh dükkânlarıdır. Her dükkânın içerisindeki hücrelerinin pencereleri, cereyân eden Gökdereye nâzırdır. 229a Ve bu cisr dükkânlarının üzerleri cümle toloz kemerler ile mebnî olup kurşum ile mestûrdur. Bu cisrin iki başında kal‘a bâbları gibi demir kapular üzre mazgal delikleri vardır. Bâbları sedd oldukda bir yerden zafer mümkün değildir ve bu cisrin bir tarafı boşdur. Hân gibi müsâfirhâne olup atlar bağlanır. Rûm ve Arab ve Acem'de bir göz meşhûr-ı âfâk, eflâke ser çekmiş cisr-i azîmin biri dahi budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b–229a ·
metinde göster ·
… Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede
eflâke
ser çekmiş çınar-ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd-i ser-nigûn ve ar‘ar u şim …
Ve mesîregâh-ı Abdâl Murâd Sultân: Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde bir püşte-i âlî üzre bir vâdîdir kim cümle şehr-i Bursa ferâde ferâde her âsâr-ı binâsı nümâyândır. Ve bir çemenzâr-ı ferah-fezâ zemîni vardır kim sun‘-ı Perverdigâr ile arzı gûyâ yeşil dühâvî katîfe ile döşenmişdir. Ve bu âsitânede eflâke ser çekmiş çınar-ı müntehâlar ve kara ağaçlar ve bîd-i ser-nigûn ve ar‘ar u şimşâd ve servî dırahtları var kim sâye-i zıll [u] himâyesinde on bin âdem meks etse kifâyet eder. Ba‘zı dırahtda yaban asmasından ve habl-i kavîden salıncaklar vardır. Yârân u dilberân-ı zarîfânlar binüp salınup birbirlerine salıncak kolanı çekerler ve birkaç yerinde mecma‘-ı zurefâ mastaba soffaları ve namâzgâh soffaları vardır ve matbah-ı it‘âmlarından mâ-i cârîler ile kebâb dollâbları vardır. Germâ-nerm âteşde kebâbı su çevirüp bir kebâb olur, âdem çevirmeğe ihtiyâc değildir. Âb [u] hevâsı ve medd-i basarı yerinde hoş hevâ bir mesîregâhdır. 229b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a–229b ·
metinde göster ·
… ardı. Anınçün Keşiş Dağı derler. Bursa şehrinin cânib-i kıblesinde şehre hâ’il,
eflâke
ser çekmiş bir kûh-ı bâlâdır.
Bu nâm ile müsemmâ olmasının sebebi oldur kim Ayasofya'dan bıtrîk ve râhibler riyâzat ile tayerân edüp bu cebelde meks edüp sâkin olurlardı. Anınçün Keşiş Dağı derler. Bursa şehrinin cânib-i kıblesinde şehre hâ’il, eflâke ser çekmiş bir kûh-ı bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
, Rabbu'l-‘ızze yüz kırk sekiz cibâl-i azîm halk edüp rûy-ı zemîne kilid urmuşdu …
Evvelâ Hâlık-ı eflâk, Rabbu'l-‘ızze yüz kırk sekiz cibâl-i azîm halk edüp rûy-ı zemîne kilid urmuşdur kim vech-i arza zelzele vâkı‘ oldukda bu dağlar mismâr gibi zemîni zabt eder. Bu kûh-ı azîmlerin hakkında Hallâk-ı âlem Kur’ân-ı Azîm'inde buyurur. Âyet Arapça buyurmuşlardır. Tefsîr-i şerîfinde "mekâlîd", kilid ile tefsîr olunmuşdur. Ya‘nî "Habîbim, biz dağları yer yüzüne kilid gibi kilidleyüp halk etmişiz", diğer âyet-i şerîf Arapça âyetleri bu ma‘nâyı îhâm eder. Ve seyyâhân-ı hukemâ-yı kudemâ eyle vâkıf-ı esrâr olup yazmışlar kim "İklîm-i evvelde 19 cebel-i azîmdir, iklîm-i sânide 27 cebeldir, iklîm-i sâlisde 31 cebeldir, iklim-i râbi‘de 24 kûhdur, iklîm-i hâmisde 29 cebeldir, iklîm-i sâdisde 36 dağdır, iklîm sâbi‘de 32 cibâl-i azîmlerdir" deyü cümle coğrâfiyye, Atlas Minor'da, Paya Monat'da (?) ve cümle hey’et kitâblarında bu cebel-i azîmler böyle tahrîr olunmuşdur. Ammâ cümle cebellerin başı Cebel-i "Kâf"dır kim Cenâb-ı Bârî, hakkında âyet Arapça âyeti nâzil olmuşdur kim cebel-i Kâf dünyayı ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
… rünmez. Ammâ ba‘îd yerleri bir bir temâşâ olunur bir mekân-ı âlîdir. Bu mahalde
eflâke
ser çekmiş yalçın kayalar vardır kim kimi ejderhâ gibi kimi fil-sıfat, kimi keş …
Menzil-i Bakacak: Bunda dahi dırahtistân içre meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâs edüp keklik avı ve mâhî avları ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim leyle-i Ramazânın hilâli nümâyân olur mu ve olmaz mı deyü hilâl-i Ramazâna bakdıklarıyçün "bakacak" derler. Eğer hilâli görürlerse ol Bakacak mahallinde âteşler yakup aşağı şehre işâret ederler. Anda dahi kal‘adan toplar atılur sabahı sâ’im olurlar. Bakacak mahalli fîl hortumu-misâl şehre hâyil bir yalçın kayadır. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp, aklı perîşân olur. Bu mahalden Bursa'nın Filedâr sahrâsında olan kurâ ve kasabât u mezâri‘ ve bâğ u besâtîn nehr-i Nilüfer ile saky olmuş sahrâ, nakş-ı bukalemun olmuş sahîfe-i evrâk gibi nümâyândır. Ol kadar âlî kûh-ı bülenddir kim şehr-i Bursa altına girüp Ulu Câmi‘ ve iç kal‘a ve Bedâsten semtleri aslâ görünmez. Ammâ ba‘îd yerleri bir bir temâşâ olunur bir mekân-ı âlîdir. Bu mahalde eflâke ser çekmiş yalçın kayalar vardır kim kimi ejderhâ gibi kimi fil-sıfat, kimi keştî, kimi ukâb gibi gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe ve acîbeli muhavvif ve mehîb kayalar vardır. Andan yine atlara süvâr olup kıble cânibine yokuş yukaru yine sünbülistân ve tûtyâ-yı reyhânistân içre ubûr ederken bu mahallerde dıraht-ı müntehâlar yokdur. Ancak çemenzâr [u] şükûfezâr yerlerdir. Beşinci sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… lardır. Kâmil beş sâ‘atde kulle-i cihân Keşîş Dağı'nın tâ zirve-i a‘lâsıdır kim
eflâke
ser çekmişdir. Aşağıda bulutlar şehr üzre geçdiği görünür, tâ bu mertebe âlîdir …
Ve yine Keşiş Dağı'nda Süleymân Hân Bınarı'ndan yine yokuş yukarı karsız ve ağaçsız çemenzâr yerlerdir, ammâ şükûfeleri yokdur, çıplak dağlardır. Kâmil beş sâ‘atde kulle-i cihân Keşîş Dağı'nın tâ zirve-i a‘lâsıdır kim eflâke ser çekmişdir. Aşağıda bulutlar şehr üzre geçdiği görünür, tâ bu mertebe âlîdir. Aşağı Bursa'dan iki günde bu kulleye çıkılır, ammâ müşkildir. Gâyet cebel-i âlî olduğundan kar ve dıraht ve sâ’ir eşcâr durmak ihtimâli yokdur. Çıplak kayalı zirve-i a‘lâdır kim kıble cânibinde Kütâhiyye dağı görünür. Cânib-i şarkda Söğüt dağları görünür, canib-i garbda deryâ aşrı Rûmeli tarafında Gelibolu dağları görünür. Bulutsuz küşâde hevâ oldukda şems-i âteş-tâbın ziyası İslâmbol kal‘ası üzre pertev fer urdukda Yedi kulleleri ve Sultan Ahmed Câmi‘inin 231a altı aded minâreleri ve Ayasofya Câmi‘i râygân nümâyândır. Tâ bu mertebe kûh-ı bâlâdır kim âdem bir kaya daldasına pinhân olmasa rûzgâr âdemi doğancı pefteresi gibi hevâya atar, gâyet şedîd rîh-ı akîmi olur. Bu cebelin tâ zirve-i a‘lâsında bir mezâr-ı tavîl vardır. Cânib-i erba‘asına iri taşlar ile hudûd etmişler, andan ma‘lûmdur ki mezârdır. Lenduhâ oğlu Sağdâ'nın mezârıdır derler. Hazret-i Hamza havfinden bu cebelde sâkin olup bunda yatır deyü efvâh-ı nâsda şâyi‘dir. Ve bu kabr kurbunda bir zîr-i zemîn mağara vardır, yokuş aşağı hayli gider, muzlim bir gâr-ı azîmdir. İçinde yetmiş seksen hûrde gârlar dahi vardır. Kefere zamânında İslâmbol'da Ayasofya kubbesi üstünden ruhbânlar uçup bu gârlarda sâkin olurlarmış. Ba‘zı kayalarda lisân-ı Latîn üzre iki bin yıllık târîhli hatt-ı Yunanîler vardır. Ve teferrüce çıkan erbâb-ı ma‘âriflerin hüsn-i hatları vardır. Bir temâşâgâh-ı cebel-i müntehâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b–231a ·
metinde göster ·
… seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve
Eflâk
ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. …
Bu takdîrce sâdât-ı Horâsân'ın, Hünkâr hakkında sahîhü'n-neseb olduğuna şübheleri yokdur. Şüphe eden âsim olur, el-ıyâzen billah. Ammâ Tevârih-i Ayn-ı Âlî'de böyle tahrîr eylemiş, lâkin karîne yakındır. Ammâ künye-i ecdâdlarıyla tahrîr eylemiş. Evvelâ Seyyid Muhammed Hacı Bektâş b. Seyyid Mûsâ Nişâbûrî b. Seyyid İshak es-Sâkin-i Râye b. Seyyid İbrâhîm-i Mükerremü'l-Askerî b. Seyyid Mûsâ eş-şehîr bi-Ebî Sebha b. Seyyid İbrâhîm el-Murtazâ el-Asgar b. el-İmâm Mûsâ Kâzım rahmetullahi aleyhim ecma‘în. Fe lâcerem İbrâhîm el-Mücâb Muharrem Sultân-ı Horâsân İmâm-ı Alî b. Mûsâ Rızâ'nın li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir. Zirâ ki imâm-ı velâyet-me’âb İbrâhîm-i Mücâb ve Abbâs ve Kâsım ve Hamza nâm büzürgvârân-ı me‘âlî {cenâb-ı} cümle bir anadan olmağla İmâm Mûsâ'nın otuz yedi evlâdı miyânında memdûh ve mümtâz olmuşlardı. Ya‘nî ki sıfât-ı "Necmetü'n-nübüvve" diye şöhret bulmuşlardı. Pes Hacı Bektâş-ı Velî'nin peder-i azîzi Seyyid Mûsâ-yı Mükerrem, "Nişâbûrî" lakabıyla şöhret bulmuşdur. İmâm Mûsâ Rızâ vefâtından sonra Horâsân vilâyetinden göçüp şehr-i Nişâbûr'da sâkin oldular. Anda Şeyh Ahmed nâm bir azîzin Hateme nâm bir duhterin alup Hacı Bektâş-ı Velî ol kerîmeden tevellüd etdi ve beyne's-sıbyân salâh [u] diyânetle ser-efrâz olup Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin halîfelerinden Şeyh Lokmân ki Horâsân erenlerindendir. Vâlid-i büzürgvârı Hacı Bektâş'ı Şeyh Lokmân'a tilâmîzliğe verüp Hacı Bektâş anlardan ulûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsîl eyledi. Azîz hazretleri Horâsân'da ulu sultân idi. Hatta İmâm Ca‘fer asrında olmağıla İmâm-ı Ca‘fer mübârek kendü hırka-i şerîfin Bâyezîd-i Bistâmî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde emânetdir, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine hıfz etdiler. Anlar dahi cemî‘î Horâsân erenleri huzûrunda hırkayı Hacı Bektaş-ı Velî'ye teslîm edüp tevhîd [u] tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın giydikleri on iki imâm işâretli on iki terkli tâc-ı beyâz ve cübbe yenli abâ-yı beyâz hırka idi. Ammâ irşâdı Hoca Yesevî'den görüp Rûm erenlerinden olmağla izin taleb edüp yedi yüz fukarâ ile Seyyid Muhammed-i Buhârî-i Saltık ile Hacı Bektâş'ı Rûm'da Osmâncığa gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i Arabî ve Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olup sohbet-i hâs edüp Orhân Gâzî asrında Hacı Bektaş-ı Velî iştihâr bulup yeniden çeri ya‘nî yeni-çeri peyda edüp Rûm diyârların Orhân ile ma‘an feth edüp yedi yüz fukarâlarının cümlesin feth olunan şehrlerde sâhib-i seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm'da yedi yüz âsitâne-i Bektaşiyân vardır. 234a Ba‘dehû Hacı Bektâş-ı Velî sene (---) târîhinde yine Orhân hilâfetinde merhûm olup Orhân, cenâze-i Sultân'a hâzır olup Kırşehri'nde defn etdiler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233b–234a ·
metinde göster ·
… n kılâ‘ları ve niçe yüz büleydeleri feth edüp bir senede yedi kerre Anadolu'dan
Eflâk
ve Boğdân'a geçüp feth etdiğiyçün Emîr Sultân Yıldırım lafzıyla mülakkab edüp " …
Evvelâ Rûmeli'nde Üsküp kurbunda feth-i kal‘a-i Kıratova ve Üsküp ve Vidin ve Vodine ve Hıroz ve Yanbolu ve Silistre ve Uruscuk ve Yergögi ve Nigebolu ve Anadolu'da Alaşehr ve Beğşehri ve Seydîşehri ve diger Konya ve Aydın ve Saruhan ve Ayasuluk ve Milâs ve Balat ve Teke ve Menteşe ve diğer Osmâncık ve Kastamonu ve Amasiyye ve Aksarây ve Niğde ve Kayseriyye ve Sivas ve Erzincân ve Malatiyye, bu zikr olunan kılâ‘ları ve niçe yüz büleydeleri feth edüp bir senede yedi kerre Anadolu'dan Eflâk ve Boğdân'a geçüp feth etdiğiyçün Emîr Sultân Yıldırım lafzıyla mülakkab edüp "Yıldırım Hân" dediler. Ol sene İslâmbol'u derya-misâl askerle muhasara edüp zor-ı bâzû ile kadı nasb edüp icrâ-yı şer‘-i mübîn olurdu. Unkapanı'ndan tâ Gül Câmi‘e varınca yedi yüz hâne-i müslimîn ile ma‘mûr olup Aya Kapusu'nun iç yüzünde Sirkeci Tekyesi mahkeme ve Gül Câmi‘ ibâdethâneleri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234b ·
metinde göster ·
… fçabolu ve Köprülü ve tekrâr Eflağı ve Boğdan'ı harâca kesüp Urusçuk karşusunda
Eflâk
hudûdunda Tuna kenarında kal‘a-i Çöl ya‘nî Yergögü kal‘asın binâ edüp asker kod …
Evvelâ Rûmeli'nde feth-i kal‘a-i Peravadi ve Ofçabolu ve Köprülü ve tekrâr Eflağı ve Boğdan'ı harâca kesüp Urusçuk karşusunda Eflâk hudûdunda Tuna kenarında kal‘a-i Çöl ya‘nî Yergögü kal‘asın binâ edüp asker kodu. Anadolu'da kal‘a-i Mudurnu ve tekrâr feth-i Kastamonu, niçe feth [u] fütûhâtlar edüp iki yüz altmış hutbesi tilâvet olunur. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 235b ·
metinde göster ·
… nizi derler, âdem gâ’ib olur. Bi-emrillahi Te‘âlâ anda dıraht-ı azîmler var kim
eflâke
ser çeküp her birinin sâyesinde on bin koyun sâyelenir, güneş te’sîr etmez, bî- …
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbat [ve] mahsûlâtının memdûhâtından şehrin cânib-i şarkîsinde olan dağlara ağaç denizi derler, âdem gâ’ib olur. Bi-emrillahi Te‘âlâ anda dıraht-ı azîmler var kim eflâke ser çeküp her birinin sâyesinde on bin koyun sâyelenir, güneş te’sîr etmez, bî-had ü bî-pâyân dağlardır. Bu kûh-ı hıyâbân içre gûnâ-gûn tahtalar biçilir. Bıçkı değirmânları vardır kim ta‘rîf ve tavsifi mümkün değildir. Mısra‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 243a ·
metinde göster ·
… mî‘î cemâ‘at ibâdet ederler. Ve bir tabaka minâre-i musanna‘ı serv-i bâlâ-misâl
eflâke
ser çekmişdir. Ve bu câmi‘in der-i dîvârlarının bir sıra taşları mücellâ sengle …
Ve garb tarafındaki rabtda Câmi‘-i Hâtûniyye: Selîm Hân-ı Evvel, bu Tarabuzun'da mütevellid olmağile vâlide-i mükerremesi binâ etmişdir bir câmi‘-i rûşendir. Sâfî (---) mestûr bir minâreli câmi‘u'n-nûrdur. Gâyet metîn evkâfı vardır. Hatta Polata Bâzârı nâmıyla ma‘rûf olan kasaba bu Hâtûniyye evkâfıdır ve niçe ma‘mûr kurâları dahı vardır. Yekpâre kubbe-i mînâsı içre her şeb kanâdîller ile müzeyyen olup cemî‘î cemâ‘at ibâdet ederler. Ve bir tabaka minâre-i musanna‘ı serv-i bâlâ-misâl eflâke ser çekmişdir. Ve bu câmi‘in der-i dîvârlarının bir sıra taşları mücellâ senglerdir ve bir saffı beyâz ve musaykal hucerâtlar ile inşâ olunmuşdur. Târîh-i câmi‘ budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251a ·
metinde göster ·
… az ve Hayduşak ve Leh ve Çeh ve Korol ve Tut ve Kırako ve Rus on iki kavmdir ve
Eflâk
ve Boğdan ve Sirce ve İsfah ve Felemenk ve Dunkarkız ve Danimarka ve İngilis ve …
Acem'den hâsıl olan keferelerin ibtidası Menûçehr'in evlâdlarından dördü firâr edüp Eğre cânibinde tavattun edüp "Siz kimsüz?" deyü su‘âl etdiklerinde "Men-i çehâruz" ya‘nî "dörd âdemiz" dediler. Men-i çâr'den galat "Macar" kavmi oldular kim on beş aded kavm keferelerdir. İbtidâ Orta Macar [ve] Erdel Macar ve Seykel ve Saz ve Hayduşak ve Leh ve Çeh ve Korol ve Tut ve Kırako ve Rus on iki kavmdir ve Eflâk ve Boğdan ve Sirce ve İsfah ve Felemenk ve Dunkarkız ve Danimarka ve İngilis ve Nemse ve İngiltere ve Dış Fransa ve Hırvad [ve] Macar ve Boşnak anlardandır. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a ·
metinde göster ·
… -) mâh-ı (---) minde (---) Girây Hân ile seksen bin Kırım askeri ve yigirmi bin
Eflâk
ve Boğdan cündi ve Erdel-i erzel kralı ile Azak altından kalkup kal‘a-i Azak di …
Azak kal‘ası altında sene (---) mâh-ı (---) minde (---) Girây Hân ile seksen bin Kırım askeri ve yigirmi bin Eflâk ve Boğdan cündi ve Erdel-i erzel kralı ile Azak altından kalkup kal‘a-i Azak dibinde deryâya mahlût olan nehr-i Tün'i bunlar ile ve atlar ile yaldayup karşu tarafa geçüp yine bir dahi nehr-i Ulu Tün'i geçmeğe ihtimâm-ı tâm edüp sekiz kerre yüz bin atları nehr-i Ulu Tin'e urunca bi-emrillah nehr-i Tün bügenüp su az akmağa başlayınca hemân Tatar Hân beş-on bin atlı kapu kuluyla nehr-i Ulu Tün'in alt tarafından suya urup bügenmüş su özengilerine çıkmadan Hân hazretleri karşu tarafa ubûr etdi. Ve gayrı asker-i Tatar sadak ve savat ve kûpalların tulumlar içre koyup at kuyruklarına bağlayup bir sâ‘atde sekiz kerre yüz bin küheylân ağırmak atlar Ulu Tün nehr-i azîmin geçüp yigirmi bir sâ‘atde cânib-i garba Heyhât sahrâsı içre Tatar ılgarıyla gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… neccim Hasan Kefrî ve Müneccimek Efendi ve Sadreddînzâde Efendi, bunlar fünûn-ı
eflâkde
her biri tekmîl-i fünûn etmiş kimesnelerdir, bunlar ilm-i usturlâb üzre gördüle …
Bu fetvâ-yı şerîfi pâdişâh-ı Cem-cenâb destine alup gûya bir habl-i metîne yapışdı. Ol gün Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine varup anda Şeyhülislâm (---)(---) Efendi kemerine iki yerden "niyyetü'l-gazâ" deyüp 269b Hazret-i Ömer kılıcın bend kılup Tershâne bâğçesine göç edüp iki yüz pâre kadırgayı cemî‘î levâzımâtıyla itmâm edüp asâkir-i İslâm ile leb-ber-leb etdi. Ve elli pâre kadırga Unkapanı'nın iskelesine yanaşup donanma ağası (---)(---) Ağa ve kul kethüdâsı ve başçavuş ve serdâr-ı mu‘azzam muhzırı ve cümle otuz altı oda yeniçeri ve cümle on bin mevcûd ism [ü] resmli yeniçeri ve on oda topçu ve on oda cebeci, bunlar dahi beş bin asker olup yeniçeriler kadırgalara ve topçu ve cebeciler mavnalara girüp âmâde oldular. Beri cânibden eyâlet-i Rûmeli eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, kapusu askeriyle ve eyâletinde olan yigirmi dörd sancak beği askerleriyle cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar yigirmi iki bin seksen asker cebelüleri ve beldârları ile cümle yigirmi yedi bin asker olup Boğazhisâra gitmeğe me’mûr oldular. Ve Mora ve Sirem ve Semendire ve Bosna ve Hersek sancakları Mora cezîresinde Benefşe kal‘asında gemilere girmeğe me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Anadolu'da olan vezîr (---) Paşa, on dörd sancağında olan cümle kılıç ve ze‘âmet 199 ve kılıç timar 5589'dur, bu erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelüleri ile ve beldâr [u] çerâhorlarıyla ve paşasının askeriyle cümle yigirmi bin askeri müsellah olup Boğazhisâr'a me’mûr oldular. Ve eyâlet-i Kapudan Paşa ve eyâlet-i Şâm ve eyâlet-i Haleb ve eyâlet-i Diyârbekir ve eyâlet-i Mar’aş ve eyâlet-i Adana ve eyâlet-i Karaman ve eyâlet-i Sivas ve eyâlet-i Tarabefzûn, bu eyâletler cümle paşası askeriyle ve timar ve ze‘âmet sâhiblerinin kânûn üzre cebelüleri ile cümle yetmiş bin asker olup cümlesi Boğazhisâr'da gemilere girmeğe me‘mûr oldular. Ve cümle asker sürücü hasekiler ve kapucubaşılar cümle eyâlet askerlerin Boğazhisâr'da âmâde etdiklerinin haberi gelince Âsitâne-i sa‘âdetde dörd aşağı bölükler dahi keştîlere ağalarıyla girüp âmâde oldular. Bin elli (---) nevrûz-ı sultânîsinde Sarâyburnu'nda iki yüz pâre kadırga ve başdarde ve kalita ve on iki kara ejdehâ-misâl mavna ve yüz pâre firkate ve karaka ve karavana ve kalyon ve bürten ve binek ve potaç ve şıtıye ve şayka ve karamürsel ve darbuna nâm keştîlere dahi lağımcı ve beldâr [u] çerâhor ve mühimmât, levâzımat [u] cebehâneler koyup cümle yedi yüz pâre yelken Sarâyburnu'ndan lenger-endaht olup cümle ser-i kârda olan a‘yân-ı kibâr gemilerinin filikalarına süvâr olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa köşkünde cümle ulemâ ve sulehâ [ve] vüzerâlar ile huzûr-ı İbrâhîm Hân'a varup cümle sefer-i hümâyûna me’mûr olan vüzerâ ve mîr-i mîrân kapudanlara ve ağalara ve çorbacılara bin yedi yüz aded hil‘at-ı fâhireler giydirilüp du‘â-yı hayr [u] senâ ile herkes gemilerine gidüp Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve Şeyhülislâm kalup pâdişâh-ı Aristo-tedbîr, Yûsuf Paşa serdârın destin destine alup ikisi bir kûşeye varup İbrâhîm Hân eydür "Bak a Yûsuf, sen ne cânibe sefere gidersin" dedi. Yûsuf Paşa eyitdi "İnşâallahu Te‘âla Malta gazâsına giderim" dedi. İbrâhîm Hân eydür "İnşâallah bi-takdiri'l-Hayyi'l-Kayyûm cezîre-i Girid gazâsına seni me’mûr eyledim. Olmaya kim bu cevâbı bir âdeme ifşâ idesin. Aslâ bir ferd-i âferîdenin rûhunun haberi olmasın. Malta gazâsına me’mûruz, demeden gayrı ağzından bir cevâb sâdır olmasın. İbtidâ yolun üzerinde olan cezîre-i Girid önünden ubûr edüp Malta'ya doğru azîmet eyle. Ba‘dehû Mora cezîresinde bir iki gün mihmân olup andan bir gice kalkup gerü cezîre-i Girid'e avdet edüp vakt-i Şâfî‘îde cezîre-i Girid'e asker döküp ibtidâ Todori kal‘alarını feth edüp bir sığınup yatacak yer eyle, andan kal‘a-i Hanya'ya er döküp muhâsara edüp feth eyle. Sana nasîhat [ve] vasiyyetim budur. İnşâallah ba‘de'l-feth mansûr ve muzaffer geldikde sana ıvazın ederim ki huzûr-ı Hakka yüzü ak gidesin. Ammâ su‘âl edenlere Malta'ya giderim, deyü gidesin kim sâ’ir düşman haberdar olmaya. Zîrâ "Üstür zehebeke ve zihâbeke ve mezhebek' buyurmuşlardır" deyü İbrâhîm Hân Yûsuf Paşa'ya bu gûne tenbîh ü te’kîd edüp iki kat zer-ender-zer hil‘at-i fâhire giydirüp "Yürü Allahu Rabbi'l-âlemîn mu‘în ü zahîrin olsun" 270a deyü hayr-du‘â ile Yûsuf Paşa zemîn bûs edüp kayığıyla başdardaye gelüp Müneccimbaşı Çelebi Efendi ve Müneccim Hasan Kefrî ve Müneccimek Efendi ve Sadreddînzâde Efendi, bunlar fünûn-ı eflâkde her biri tekmîl-i fünûn etmiş kimesnelerdir, bunlar ilm-i usturlâb üzre gördüler kim sa‘d sâ‘at dâhil olunca serdâr-ı mu‘azzama eyitdiler: "Sultânım, bu ân eyyâm-ı sa‘ddir, hareket buyurun!" Dedikleri gibi hemân Kapudan Paşa-yı Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa "salpa demir" deyüp beş yüz yerden çeng-i harbîler çalınup ibtidâ başdardaden gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ba‘dehû bir yaylım tüfenk ve bir yaylım toplar sadâları evc-i âsumâna peyveste olup rûy-ı deryâ barud-ı siyâh dûdından Bahr-i siyâh dibelik siyâh oldu. Ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsından zemîn u âsumân pür olup bu minvâl üzre üç yaylım tüfenk ü top ve gülbâng-i şâdmânî olup başdarda-i hümâyûn ibtidâ avanta edüp çalıcı mehterbaşısı segâh faslı ederek Sinân Paşa Köşkü önüne geldikde Musâhib Yûsuf Paşa pâdişâhı ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'yı selâmlayup ubûr edince cümle keştîler alay alay turna katarı Sarâyburnu'ndan taşra çıkınca cemî‘î keştîler bâdbânların küşâde kılup bir yaylım top dahi şâdmânları edüp cümle keştîler murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup eyyâm-ı muvâfık ile Akdeniz'e doğru müteveccih oldular. Cümle ahâlî-i İslâmbol bu eyyâm-ı mübârekde eyyâm-ı muvâfık oldu. "İnşâallah mansûr ve muzaffer olurlar" deyü elsine-i nâsda güft u gû olup cümle ibâdullah hayr du‘â etdiler. Bu hakîr dahi Yûsuf Paşa efendimizin mü’ezzinbaşısı olup başdarda-i hümâyûnda Hazîne Kâtibi İbrâhîm Çelebi ile mankadaş olup şîr-hor-ı mâ ve katr-i nebât yiyerek mu‘azzez ve mükerrem zevk u safâ ile bir gün bir gicede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a–270a ·
metinde göster ·
… ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i
eflâkden
haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin a …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… etinde Şebin Karahisâr sancağı hâkinde nâhiye ve yüz elli akçe kazâdır. Kal‘ası
eflâke
ser çekmiş bir yalçın kaya üzre sengîn binâ çâr-kûşe kal‘a-i ra‘nâdır. Dâiren-m …
Evsâf-ı kal‘a-i Koylıhisâr: Ebü'l-feth havfinden Sultân Uzun Hasan binâ etmişdir. Hikmet-i Hudâ yine sene (---) târîhinde Ebü'l-feth feth etmişdir. Erzurûm eyâletinde Şebin Karahisâr sancağı hâkinde nâhiye ve yüz elli akçe kazâdır. Kal‘ası eflâke ser çekmiş bir yalçın kaya üzre sengîn binâ çâr-kûşe kal‘a-i ra‘nâdır. Dâiren-mâdâr cirmi bin üç yüz adım küçük kal‘adır. İçinde yüz hânesi ve anbarları ve cebehânesi ve su sarnıçları ve cânib-i garba 284a bir demir kaplu kapusu var. Dizdârı ve yetmiş neferâtları ve taşrasında yüz hâneli varoşu ve bir câmi‘i ve bir kaç dükkânlarından mâ‘adâ âsâr-ı binâları yokdur. Kal‘adan on yedi pâre top atılup şâdmânlar oldu ve ahâlî-i kal‘a hedâyâlarıyla gelüp paşa-yı kâmkâra buluşdular. Ve huzûr-ı vezîrde on koyun kurbân edüp on altun ihsân alup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b–284a ·
metinde göster ·