: Cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk olmağıla reng-i rûyları dâ’ima humret üzr …
Der-vasf-ı reng-i rûy ve kâr [u] kesb-i ehl-i beled: Cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk olmağıla reng-i rûyları dâ’ima humret üzredir. Ahâlîsinin bir fırkası paşa ü beğ ve zâ‘im ü zu‘amâ ve erbâb-ı timar ve ehl-i hizmetdir. Bir zümresi ulemâ ü kudât u meşâyih-i vazîfe-hârân [u] eimme ü hutebâ ve eczâ-hânândır. Bir zümresi dahi tüccâr u avân ve ehl-i hizmet [ü] ehl-i hırefdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
: Erbâb-ı ma‘ârif ve tekye-şinâsân çelebîleri gâyet çokdur. Fesâhat ve belâğat ü …
Der-ta‘rîf-i lisân u libâs-ı ehl-i beled: Erbâb-ı ma‘ârif ve tekye-şinâsân çelebîleri gâyet çokdur. Fesâhat ve belâğat üzre kelimât ederler. Sâ’ir re‘âyâları "Şuna çokuşarak iş kayuralım, şu işi âlâtelâyı görelim, onatca er imiş" deyü bu gûne lisânları var. Esbâbları semmûrlu ağayânî ve çuka ferâceli, vasatü'l-hâli bogasi giyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
… t [u] kûhu berf-i İlâh ile memlû idi. Paşa niçe cür’et sâhibi yiğitlere ve niçe
ehl-i beled
kulağuzlara ihsân [u] in‘âmlar edüp ayaklarına at kılından ve kazıldan örülmüş …
{Der-beyân-ı şitâ-yı âlâm-ı şedâ’id-i Direklibel}: Hikmet-i Hudâ bi-emri Hudâ bir dipi ve boran dahi kopdu kim tâ sabâha dek beş karış kar yağdı. Ba‘de'l-fecr borular çalınup "göç"dür deyü haber olunca herkes boruzânlara cereb-i (?) şîrinler çalup ale's-sabâh olunca cümle yiğitlere eğer Hazînedâr Alî Ağa ve Kethüdâ Boşnak Alî Kethüdâ va‘de-i kerîmeler eyleyüp ne hâl ise cümle bâr [u] bengâhları devvâbâtlara tahmîl eyleyüp hâh-nâ-hâh bâr-ı belâ-yı azîmler ile dipi ve boran ve şebe çekerek Direklibel nâm mahalle geldikde hevâya yine bir gûne teğayyür-i tâm gelüp bir mertebe şitâ-yı elîm ve bir selc-i azîm nâzil oldu kim cümle halk el-azametullah deyü cân-ı {azîzlerinden} bîzâr olup âlem-i hayretde kalup bir serd-i rîh-ı ıanâ ve bir sarsar-ı bâd-ı fenâ zâhir oldu kim nüzûl eden berf-i nâre ne devâb, ne ünâs, belki hannâs u sevvâs bile tahammül edemeyüp ne karara ârâmgâh ve ne yol belli ve ne bedraka-i râh ve ne şa‘îr ü ne giyâh, ancak zâhirde müşâhede olunan halk hayâtda zann olunurdu, ammâ cümlesi meyyit-i müteharrîk idi. Direklibel nâm mahallin beli ve deşt [u] kûhu berf-i İlâh ile memlû idi. Paşa niçe cür’et sâhibi yiğitlere ve niçe ehl-i beled kulağuzlara ihsân [u] in‘âmlar edüp ayaklarına at kılından ve kazıldan örülmüş paçılalar giyüp kar üzre yol aramağa gitdiler. Vasf-ı pâçile oldur kim: Kürdistân'da ve Acem diyârında kar çok yağsa kalbur gibi bir çemberdir, içini at kılı kazılıyla pâbuç gibi örüp ol çemberi ayaklarına giyüp kar üzre yürürler. Şâhidî hazretleri
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349a ·
metinde göster ·
… otak develeri ve matbah ve dış kilâr ve ahûr ocağı ağırlığı yigirmi aded yarar
ehl-i beled
kulağuzlar ile vakt-i seherde ba‘zı atlılar dahi ubûr etdiler.
Menzil-i karye-i Karakeçili: Bu dahi Çorum sancağı hâkinde iki yüz hâneli Etrâk köyüdür. Kızılırmağ'a bir sâ‘at karîbdir. Bu köyde ol gice yine azîm karlar ve dipi ve boranlar olup sekbân ve sarıca haşerâtları cümle ehl [ü] ıyâlleri hânelerinden çıkarup beşikleri ma‘sûmlarıyla kar üzre bırağup kuyuların kazup ve kapu eşiklerin kırup atları seyishânelerin re‘âyâ tennûrlarının başına çeküp Merzifon'dan berü Gümüş'de ve Dankazâ'da olan fezâhat [u] zulümleri Yûsuf-ı Haccâc etmemişdir. Her ne hâl ise ale's-sabâh bu Karakeçili köyünden kalkup Kızılırmağ'ın Çâşnigîr köprüsüne gitmeyüp Karakeçili geçidine gelüp sû’-i tedbîr edüp karşu tarafa geçmek murâd edinüp bir kaç menzil Çâşnigîr cisrine gitmediler. Meğer bî-emân geçid imiş. Gerçi kar teskîn oldu ammâ şiddet-i şitâ ol mertebede kim âdem at üzre, atlar zemîn üzre durmada berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Ne hâl ise cümle askere alay çavuşları tenbîh edüp ibtida paşanın otak develeri ve matbah ve dış kilâr ve ahûr ocağı ağırlığı yigirmi aded yarar ehl-i beled kulağuzlar ile vakt-i seherde ba‘zı atlılar dahi ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a ·
metinde göster ·
… -i Sakarya kenarınca Ağaç denizi nâm çengelistân ve hıyâbân-ı ormanistândır kim
ehl-i beled
olmayan garîbü'd-diyâr âdemlerin niçesi gâ’ib olmuş vahşî canavarlara ve kuttâ‘ …
Andan cânib-i şimâle cisri ubûr edüp nehr-i Sakarya kenarınca Ağaç denizi nâm çengelistân ve hıyâbân-ı ormanistândır kim ehl-i beled olmayan garîbü'd-diyâr âdemlerin niçesi gâ’ib olmuş vahşî canavarlara ve kuttâ‘u't-tarîk harâmîlere harem olmuş bir bî-amân dağıstân yerdir. Bu kuyâğıstânda eyle gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar var kim kadd [ü] kâmetleri eflâke ser çekmiş şecer-i azîmlerdir kim şems-i âteş-tâbın te’sîri yokdur, eyle sâye-dâr dâğlardır. Tefne ve ardıç ve çam ve uhlamur dırahtlarının şükûfeleri râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar {olur} bu kûh-ı hıyâbân içre niçe bin tahta biçecek bıçkı değirmânları ve niçe bin gemi kerasteleri kesici kâtı‘u'ş-şecer-i bî-merhemet Etrâkları vardır. Fursat bulurlarsa âyende vü revendeden benî Âdem dahi keser. Bu dağlar dörd sancak yer hudûdında vâkı‘ olmuş, hakkâ ki ağaç deryâsıdır. Bir tarafı Bursa sancağında nihâyet bulur ve İzmit sancağı ve Bolu sancağı ve Kocaili sancağı hadlerinde cümle ağaç denizi vardır. Dâiren-mâdâr bir ayda devr olunur, bahr-i şeceristândır. Ammâ güzîde yerleri bu Geyve yolu üzre vâkı‘ olmuşdur. Bu Geyve'den üçüncü sâ‘atde leb-i Sakarya'da bir yalçın kaya üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369a ·
metinde göster ·
… e bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle
ehl-i beled
Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kı …
Menâkıb-ı diğer : Yine bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv edüp Osmân Hânı şehîd ederler. Hikmet-i Hudâ Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp kırk bin dizçöken kızılbaşı dendân-ı tîgden 58a geçirüp mezkûr şecerin kırk yerden kanlı su akması alâmeti bu gûne zuhûr etdi. Ve bir haşeb-i azîmi kırılması, Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp Âsitâne-i sa‘âdetine varınca merhûm olması alâmetidir. Bu gûne misâl Mısır'da dahi Cevşî dağında elbette bir pâdişâh merhûm olsa bir azîm dahra-pâre kopar. Bu dahi bir alâmet-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded haşeb-i azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü mü’min ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b–58a ·
metinde göster ·
… âhîm Hân'a iki fil hedâyâ giderken bizim Turhal sahrâsında meks etmişler. Cümle
ehl-i beled
ve cemî‘i kurâ ve kasabât halkı seyr [u] temâşâlarına gitdiler. Biz dahi beş on …
"Sultânım üç sene mukaddem Hind pâdişâhından Sultân İbrâhîm Hân'a iki fil hedâyâ giderken bizim Turhal sahrâsında meks etmişler. Cümle ehl-i beled ve cemî‘i kurâ ve kasabât halkı seyr [u] temâşâlarına gitdiler. Biz dahi beş on kız gökçek bir yere gelüp arabalara binüp seyrine vardık. İşte yakın geldik inin arabalardan deyü giderken yanımdaki hatunlar ‘Allah, bu ne ulu hayvân olur!’ deyü söyleşirler. Ben de ‘A nene, kanı fil?’ deyü ileri vardım. Beş direk üstünde bir kara dam gördüm. Bir direği sallayup kımıldardı. ‘Anama! kanı filcik?’ deyü ileri vardım. Hemâm cümle âdemler ‘Bre bre kız! İleri varma!’ derken anı gördüm. Ol kara büyük dam yürüyüp bir şey beni kapup hevâya kaldırup bir karanlık ıssı yerde kaldım. ‘Meded hây’ deyü feryâd edüp dörd yanıma çıblaklandım. Elim ayağım ısıcak ete yapışırdı. Bir sâ‘atden sonra anı gördüm beni bir şey alup taşra aydınlığa bırakdı. Aklım başımdan gidüp üç sâ‘at cânsız yatdım. Beni alup eve götürmüşler. Anı bilirim kim günden güne karnım şişüp üç yıldan bu filceğizi doğurdum. Bir ay yaşayup sonra ebe karı subaşı iğvâsıyla fil oğlumu katl eylediler. Hakkımı hakk eyle!" deyü feyrâd etdikde cümle ahâlî-i Turhal ve ehl-i İnebâzâr ve kavm-i Kazova böyle şehâdet edüp Murtezâ Paşa yetmiş aded kimesneleri cümle zencîre urup haps edüp yigirmi günde cümlesinden yigirmi bin guruş alup fil yavrusun tuzlayup "Âsitâne-i sa‘âdete 79b gönderirim" deyü hıfz ederdi. Bi-sırr-ı Hudâ bu hâl böyle olup manzûrumuz olmuşdur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79a–79b ·
metinde göster ·
Medrese ve dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsi yokdur. Ammâ on bir aded mekteb-i sıbyân-ı ebcedhânı ve üç aded hammâmı ve üç aded hânları ve iki yüz aded dükkânları var. Sene (---) târîhinde Köprülüzâde Ahmed Paşa Kethüdâsı Ebü'l-hayr İbrâhîm Ağa çârsû içinde iki başı dervezeli ve kârgîr kiremit örtülü bir şâhrâh üzre yüz aded dekâkîn-i nev-binâ bir bezzâzistân inşâ edüp şehre şöhret vermiş. Hudâ âfet-i şöhretden emîn ede. Ve kurbunda bir bezzâzistân hammâmı binâ etmiş kim bir bezek-ârâdır. Ve bu şehir susuzluk ile meşhûr idi. Cümle ahâlîsi çâh-ı mâ-i şûrelere muhtâclar idi. Hattâ Dervîş Mehemmed Paşa vâlî-i Özi iken bu şehirde muhâfaza beklerken bu Hacıoğlu kazâsından askerine kırk bir bin guruş su içirdiği kütüb-i sicillât-ı mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde mürakkâmdır. Bu mâl cümle re‘âyâ vü berâyâ kîsesinden çıkmışdır. Hâttâ efendimiz Melek Ahmed Paşa aslahu'z-zalame iken üç ayda askerine üç bin guruşluk su içirmemişdir. Böyle bir kaht mâlı şehirdir kim re‘âyâ paşalara arabalar ile fıçı fıçı su taşırlar. Bu zulm-i sarîh bir diyâra mahsûs değil iken yine Köprülüzâde kethüdâsı İbrâhîm Ağa bu şehre hasbeten-lillah yetmiş bin guruş masrûf edüp Rûznâmeci İbrâhîm Efendi çerâğı Babadağlı Bekir Ağa ilkâsı ve mübâşeretiyle iki konak yerden dağları ve deşt-i hâmûnları deşüp kehrîzler ile bir âsiyâb yürüdür âb-ı hayâtı bir senede şehr-i Hacıoğlu'na getirüp dokuz mahallede dokuz aded uyûn-ı câriye inşâ edüp ahâlî-i şehir harâret-i atşândan müstağnî olduklarından mâ‘adâ cemî‘i hayvânâtları ve bâğ u gaytânları Arapça le hayât bulup 122b cümle besâtîn ve hadîkaları ravza-i rıdvândan nişân verir oldu. Bu kerre ehl-i beled "Sâhibü'l-hayrât şehrimiz sele aldırup çamur olur oldu" deyü sâhib-i hayra teşekkî etdiler. Ol keremkâr dahi merdüm-kârlık edüp mâlından üç bin guruş dahi ifrâz edüp çeşme râhlarına ve gayri şâhrâhlara memerr-i nâs içün kaldırımlar yapup şehri tathîr eyledi. Mezkûr çeşmelerin târîhleridir ki tahrîr olundu:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122a–122b ·
metinde göster ·
… etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı
ehl-i beled
bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın m …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… ak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle
ehl-i beled
bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân k …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Hasan Badrak: Bu Malatıyye hudûdunda iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ve bir hânlı ma‘mûr karyedir. Ammâ şiddet-i şitâ olmağile askerin tekâlîfine tahammül edemeyeceklerini bilüp {ehl-i beled} evlerin mâllarıyla bırağup dağlara firâr etmişlerdi. Cümle asâkir-i Melek Ahmed Paşa bunda hayli zahmet çeküp atlar sabahdan aç kaldılar. Hikmet-i Hudâ bu hakîr câmi‘in minâresine çıkam derken bir çuval arpa ve bir garar saman bulup atlarım ıyd-ı adhâ etdi. Bu kurâ halkı dahi şâhsevenlerdir. Ammâ câmi‘i Sultân Uzun Hasan'ın olmak ile Hasan Badrık derler. Türkman mâbeyninde Sultân Hasan'a Badrık lakab komuşlardır. Zîrâ sene (---) târîhinde Tercân sahrâsında Uzun Hasan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzî ile ceng-i azîm edüp iki kerre yüz bin âdemi dendân-ı tîğ-ı Mehemmed Hân'dan geçüp yüz bini esîr-i pây-beste olup hatta oğlu Ya‘kûb Şâh da esîr oldu. Uzun Hasan Şâh-ı gümrâh yetmiş âdem ile firâr edüp cânib-i Âzerbaycân'da halâs edüp inhidâmına târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b ·
metinde göster ·
… yâ henüz üstâd-ı bennâ destinden rehâ bulmuş bir namâzgâh-ı niyâzgâhdır. Cemî‘i
ehl-i beled
istiskâ du‘âsına bunda cem‘ olurlar müstecâbü'd-da‘ve bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir …
Hâne-i Hazret-i Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî ibn Hüseyin Gâzî-i Horasânî: Bizzât Hazret-i Battâl Gâzî'nin maskat-ı re’sleri bu şehr-i Malatıyye olmağile hâlâ hâne-i külbesi mezkûr bâğ-ı Aspuzu içre bir müfîd ü muhtasar hâne idi. Rûhâniyyet-i Battâl Gâzî ile yedi yüz yıldan berü zerre mikdârı binâsına rahne gelmeyüp ziyâretgâh-ı azîm olmağile efendimiz Melek Ahmed Paşa muhibb-i hânedân olmağile bu âsitânenin cânib-i erba‘asından tevsî‘ edüp müceddeden bir kubbe-i âliye ve gûnâ-gûn maksûreler inşâ edüp ehl-i teferrüc içün matbahlar ve niçe yüz aded bakır âvânîleri vakf edüp türbedârına 197a teslîm edüp ahâlî-i vilâyeti nâzır-ı nuzzâr edüp sicillâtda terkîm ü tastîr olundu. Hâlâ bir tekyegâh ve ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır. Âyende vü revende fukarâ-yı Bektaşîyân'dan mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl fukarâları eksik değildir. Hâlâ ravza-i Rıdvân'dan nişân verir bir tekyegâh-ı gül-i gülistândır. Hamd-i Hudâ be-dâri'l-imâr birkaç kerre dahi uğrayup ziyâreti müyesser olup makâm-ı Seyyid Gâzî olması cihetiyle zerre ve şemme mikdârı bir tarafı rahnedâr olmayup gûyâ henüz üstâd-ı bennâ destinden rehâ bulmuş bir namâzgâh-ı niyâzgâhdır. Cemî‘i ehl-i beled istiskâ du‘âsına bunda cem‘ olurlar müstecâbü'd-da‘ve bir ma‘bedgâh-ı kadîmdir ve bu makâm-ı şerîf kurbünde Seyyid Ahmed Derrânî ve Kırklar makâmı ve Hazret-i Şeyh Şâmî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b–197a ·
metinde göster ·
… ğinden Dehdîvân dahi derler. Hâlâ ol cây-ı mürtefi‘de bir mastaba esâsı vardır.
Ehl-i beled
andan gâfildir kim o cebelden cümle Van deryâsı ve Van kal‘ası ve Rahova sahrâs …
Evvelâ kal‘anın hâ’ilinde Dehdîvân nâmıyla meşhûr bir kûh-ı bülend vardır, ol cebel-i âlî üzre İskender-i Zülkarneyn kal‘a-i Bitlîs'i hazînedârı olan Bedlîs elinden kal‘ayı feth etmek içün bu dağda on gün müşâvere ve dîvân etdiğinden Dehdîvân dahi derler. Hâlâ ol cây-ı mürtefi‘de bir mastaba esâsı vardır. Ehl-i beled andan gâfildir kim o cebelden cümle Van deryâsı ve Van kal‘ası ve Rahova sahrâsı ve Muş ovası ve Deliklikaya deresi el-hâsıl ol kadar eflâke ser çekmiş kûh-ı bî-hemtâ değil iken ana hâ’il olan kûh-ı bülend-i azîmin mâverâsında olan sahrâlar ve kurâ vü kasabâtlar cümle nümâyândır. Bu kûh-ı bülend üzre medfûn olan mutalsamâtların ilâ hâze'l-ân te’sîri ile her taraf böyle nümâyândır, ammâ halk bundan bî-haberdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225b ·
metinde göster ·
… sım üzre ilm-i vefk ile "Müsâfirem müsâfirem" hattı tahrîr olunmuşdur. Hâlâ bir
ehl-i beled
ve bir garîbü'd-diyâr-ı nâ-beled bu şehre girdikde üç kerre "Müsâfirem" deyü ni …
Hikmet-i Hudâ Hârûnu'r-Reşîd hurmesi bu şehri âbâdân etdikde bir kehene-i cihân-bân bulup bu akreb içün bir tılsım edüp Navan nâm deyrde defn edüp ol tılsım üzre ilm-i vefk ile "Müsâfirem müsâfirem" hattı tahrîr olunmuşdur. Hâlâ bir ehl-i beled ve bir garîbü'd-diyâr-ı nâ-beled bu şehre girdikde üç kerre "Müsâfirem" deyü nidâ ederek şehre girer. Bi-emrillah kendüye bir zarar isâbet etmez. Böyle bir mutalsamdır. Hatta Baba Abdî-i Horasânî 323b refîkımız Anadolu diyârında Balıkesri şehrinde pire derdinden müteezzî oldukda pire içün bir şikâyet-âmîz Nâme-i Bergûs edüp bu Kâşiyân'ın akreblerin esnâ-yı ebyâtda yâd eylemişdir. Ebyât-ı Bergûsiyye:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323a–323b ·
metinde göster ·
Bir âb-ı hayât nehr-i sağîre kenârında birkaç aded su değirmânları var, etrâf kurâlardan dahi sâ’ir ehl-i beled gendümleri getirüp tahhânlar herkesin gılâlın öğüdüp öşrün alur meşhûr değirmân-ı mahsûldârlardır. Andan yine çöl ile cânib-i cenûba 4 sâ‘at şiddet-i hârda gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 398a ·
metinde göster ·
… is olup kethüdâ olmuşdu. Aleyhi mâ yüstehakk cezâsın buldu" deyü cümle aşîretin
ehl-i beled
hân ile sulh edüp hemân hakîr Haydar Kethüdâ ve üç aded Haydar huddâmı ve beş a …
Hele cümle ulemâ vü sulehâ mâbeyne girüp {eyitdiler}: "Bu Haydar Kethüdâ Melek Ahmed Paşa'yı bu şehre getürmeğe ba‘is olup kethüdâ olmuşdu. Aleyhi mâ yüstehakk cezâsın buldu" deyü cümle aşîretin ehl-i beled hân ile sulh edüp hemân hakîr Haydar Kethüdâ ve üç aded Haydar huddâmı ve beş aded hân nökeri kanları hebâya gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… edüp hedâyâ ile ordu-yı İslâm bay oldu, ammâ mukaddemâ "Hân gelmesi" haberinde
ehl-i beled
havfa düşüp cemî‘i esbâb [u] eskallerinin zî-kıymetlerinin Kiyu şehri ensesinde …
Netîce-i merâm her elsine-i muhtelifede birer gûne ismi vardır. Meğer bu şehr-i mu‘azzam içinde sâkin olan müdebbir ve kâr-âzmûde âkıbet-endîş iş erleri Hân-ı âlîşânın bu kal‘ayı nehb u gâret edeceklerinin haberin alup vakt-i seherde cümle küffâr hedâyâlarıyla Hân'ın pây-ı semendine yüzler sürüp mutî‘ [u] münkad olup şehirlerin halâs edüp defter-i cerâyimlerine nazar olunmayup afv kalemiyle amân yarlığ-ı belîğ-i Cengiz Hânî yazılup Kırım askerinden üzerlerine şîrîn beğlerinden bir beğ on bin Tatar ile kadağacı koyup ahâlî-i şehir ile hüsn-i ülfet edüp ve Hân'a vezîr-i Maskov ziyâfet-i azîmler edüp hedâyâ ile ordu-yı İslâm bay oldu, ammâ mukaddemâ "Hân gelmesi" haberinde ehl-i beled havfa düşüp cemî‘i esbâb [u] eskallerinin zî-kıymetlerinin Kiyu şehri ensesinde Kiyu dağı mağârâlarına firâr edüp anda tahassun etmişler idi. Tatar-ı adû-şikâr haber alup hâh-nâ-hâh ol gârlardan niçe bin esîr ve mâl-ı ganâ’im çıkarup Kiyu şehri halkından esîr olanlara aslâ sâhib çıkmayup kal‘ayı bırağup mağârâlara dayandıklarında "Aleyhi mâ yestahik" deyüp Tatar kavmi bu kadar mâl-ı Karûn'a mâlik oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 46b ·
metinde göster ·
… -gâye şîrîn âb-ı hayâtdır kim İslâmbol'da gûyâ Kâğızhâne suyudur ve bunda cümle
ehl-i beled
esbâbların gasl edüp aslâ sabun sürmeden her siyâbları gül pembe-misâl beyâz ol …
Sitâyiş-i buhayre-i Gölikesri: Bu buhayre-i âb-ı zülâlin dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil yigirmi dörd mîldir ve müdevverü'ş-şekilden tûlânîce şekl-i bâdemî vâki‘ olup umku elli kulacdan ekall fecci vardır, ammâ kenâreleri beşer onar kulaç yerleri vardır. Gâyetü'l-gâye şîrîn âb-ı hayâtdır kim İslâmbol'da gûyâ Kâğızhâne suyudur ve bunda cümle ehl-i beled esbâbların gasl edüp aslâ sabun sürmeden her siyâbları gül pembe-misâl beyâz olur. Anıniçün bu şehirde sabun makbûl değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 178b ·
metinde göster ·
… havâ ve hoş-mâ humma-i rûşinâdır. Ve yüzden mütecâviz ev hammâmları vardır deyü
ehl-i beled
53b(beled) tefâhür kesb ederler.
Ve cümle iki aded hammâm-ı râhatu'l-ervâhı var. Biri İskender hammâmı, câmi‘inin önünde kâr-ı kadîm germâb-ı rûşinâ-yı latîfdir. Biri dahi Sinân Efendi hammâmı hoş-binâ ve hoş-havâ ve hoş-mâ humma-i rûşinâdır. Ve yüzden mütecâviz ev hammâmları vardır deyü ehl-i beled 53b(beled) tefâhür kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a–53b ·
metinde göster ·
Ve bunda konağımız sâhibi olan İmâm Şa‘bân Efendi ve Mustafâ Dede kırk üç yıldır kim gündüz sâ’im ve gece kâ’im olup otuz yıldan berü hatm-i şerîf ile kazâya kalan 55a namâzların ve teheccüd ve işrâk ve salât-ı ebvâbîn ve secde-i şükre müdâvemet edüp aslâ bir kimesne ile hem-sohbet olup bir kimesnenin ta‘âmların yemezler ve zî-rûh kısmından dahi bir şey tenâvül etmezler ve aslâ harâm esvâb geymezler. Ve kârları koyun yününden beyâz şeyh abâsı dokuyup kifâf-ı nefs edinüp halkdan münzevî iki nefer sulehâ-yı ümmetden âdemlerdir deyü hüsn-i hâl [ü] salâh-ı ahvâllerine cümle ehl-i beled şehâdet edüp hamd-i İlâh hânelerine konup ni‘metlerin tenâvül edüp du‘â-yı hayrlarıyla behre-mend olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b–55a ·
metinde göster ·
: Cümle serhadli esbâbı geyüp semmûr ve gayri kalpak ve kubâdî ve pâbuç geyerler …
Der-kıyâfet-i ehl-i beled: Cümle serhadli esbâbı geyüp semmûr ve gayri kalpak ve kubâdî ve pâbuç geyerler ve Boşnakça kelimât ederler, ammâ gâyet mü’min ve muvahhid sulehâ-yı ümmetden garîb-dost halûk ve halîm ve selîm âdemleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58b ·
metinde göster ·
… bî-pâk ü bî-pervâ girüp ahâlî-i Budin'e böyle imdâd ve zahâ’ir geldiğinde cümle
ehl-i beled
tâze cân bulur.
Beri tarafda mukaddemâ Budin içinden çıkup etrâf kılâ‘ları mutî‘ [u] münkâd etmeğe giden asâkir-i İslâma serdâr olan Kâsım Paşa Budin'in muhâsara olduğun istimâ‘ edüp der-akab üç bin yeniçeri ve üç bin kendü askeri ve on bin aded Yanoş gulâm kralın kendü asker-i Macarı cümlesi kal‘a-i Peçoy'dan balyemez toplar ve niçe bin araba zahâ’irler ile bir gece ale'l-gafle cümle küffâr hâb-ı râhatda iken cümle asker mühimmât [u] levâzımâtlarıyla kal‘a-i Budin'e bî-pâk ü bî-pervâ girüp ahâlî-i Budin'e böyle imdâd ve zahâ’ir geldiğinde cümle ehl-i beled tâze cân bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75a ·
metinde göster ·
… er bu zîr-i zemîn sarnıçlarda cem‘ olup vakt-i muhâsarada dollâblar ile çekilüp
ehl-i beled
nûş ederler azîm hayrâtdır.
Ve dahi Tophâne meydânı ve Balı Paşa meydânı ve bu sarây meydânı altı serâpâ tâk-ı Kisrâlar üzre zîr-i zemîn sarnıçlardır. Ve bu meydânların ve etrâfında olan imâretlerin ve Kızılelma sarâyının cümle dam u bâmlarından nüzûl eden bârân-ı rahmetler bu zîr-i zemîn sarnıçlarda cem‘ olup vakt-i muhâsarada dollâblar ile çekilüp ehl-i beled nûş ederler azîm hayrâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82a ·
metinde göster ·
… bir seyishâne pîşkeş verüp yine atları ehl-i kurâya emânet verüp ba‘dehu cümle
ehl-i beled
ile ve a‘yân-ı Pojagacık ile vedâlaşup kışla köyümüzden yarar kulağızlar alup g …
Bu şehr-i Pojagacığı tamâm seyr [ü] temâşâ edüp mahkeme-i şer‘a varup kışla emirlerimizi kadı efendiye kırâ’at etdirüp sicill-i şer‘-i Resûl-i mübîne emr-i şerîfimiz kayd olunup a‘yân-ı vilâyet kışla köyümüzün zahîre bahâsıyçün ve ücret-i kadem-i şer‘îmiz içün hakîre üç yüz aded Sivilye guruş ve on aded hüddâmlarıma yigirmişer guruş verüp her ay başında onar araba pirincimiz ve bal ve yağ ve şem‘-i aselimiz ve darçın ve biber ve unumuz ve buğdayımız ve sâ’ir zahâ’irlerimizden mâ‘adâ atlarımıza saman ve odun ve arpa getirmeği der-uhde edüp hakîre bir at ve bir seyishâne pîşkeş verüp yine atları ehl-i kurâya emânet verüp ba‘dehu cümle ehl-i beled ile ve a‘yân-ı Pojagacık ile vedâlaşup kışla köyümüzden yarar kulağızlar alup gayri yollar ile sayd [u] şikâr ederek ve niçe kılâ‘ u kasabâtları temâşâ ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI mük. 137b ·
metinde göster ·
… ânib-i şimâlîsi ve taraf-ı garbîsi serâpâ dağları mahsûldâr bâğlardır. Ve cümle
ehl-i beled
kayıklara ve çırnıklara süvâr olup karşu tarafdaki bâğ-ı İremlerine ve cinîn ü …
Bu nehrin cânib-i kıblesi şehr-i mu‘azzamdır. Cânib-i şimâlîsi ve taraf-ı garbîsi serâpâ dağları mahsûldâr bâğlardır. Ve cümle ehl-i beled kayıklara ve çırnıklara süvâr olup karşu tarafdaki bâğ-ı İremlerine ve cinîn ü gaytânlarına geçüp ayş [ü] işret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147a ·
metinde göster ·
… vâbı ve bir dizdârı ve yigirmi aded merdüm-i hisârı var, ammâ ulûfeleri yokdur.
Ehl-i beled
kendüleri ulûfe verirler, zîrâ Kotur'a bu kal‘aya gâyet yakın olmağile bu kasab …
Ancak bir küçük topu ve cânib-i cenûba bir bâbı ve bir bevvâbı ve bir dizdârı ve yigirmi aded merdüm-i hisârı var, ammâ ulûfeleri yokdur. Ehl-i beled kendüleri ulûfe verirler, zîrâ Kotur'a bu kal‘aya gâyet yakın olmağile bu kasaba halkı şeb [ü] rûz aslâ huzûr edemeyüp kılıçları bellerinde ve tüfengleri ellerinde ve sadâ-yı Allâh Allâh dillerinde tâ sabâha dek âmâde olup karavul bekleyüp kâhîce Kotur kâfiri Uskokların esîr eder bir alay garîb ehl-i ırz gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148a ·
metinde göster ·
… r. Bir hammâm dahi dâ’imâ mu‘attaldır, ammâ ev hammâmları çokdur. Kâhîce anlara
ehl-i beled
de girüp gasl ederler.
Der-medh-i hammâm-ı râhat-ı cân: Ancak bir hammâmı şiddet-i şitâda işler, mâh-ı Temmûz'da mesdûd durur. Bir hammâm dahi dâ’imâ mu‘attaldır, ammâ ev hammâmları çokdur. Kâhîce anlara ehl-i beled de girüp gasl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 354b ·
metinde göster ·
… da katre-misâl kadar eksilmeye. Seng-i hârâdan kesme aşren fe-aşr bir havuzdur.
Ehl-i beled
mutalsamdır, derler. Bu havuza hâ’il kûh-ı balâ üzre,
Zamân-ı evvelde Ayasuluk şehrile bu Bodurine şehri birbirlerine muttasıl imiş. Ammâ bu Bodurine şehrinin dağlarında mağâralar var kim içinde deryâ-misâl âdem gezse gâyib olur. Kehfler ve gâr ve sarâylar ve devdehhâneler var kim âdem hayrân olur. Ve hâlâ bu vîrân içre bir havz-ı azîm vardır, cihân halkı lümûm ü hücûm edüp suyunu taşısalar deryâda katre-misâl kadar eksilmeye. Seng-i hârâdan kesme aşren fe-aşr bir havuzdur. Ehl-i beled mutalsamdır, derler. Bu havuza hâ’il kûh-ı balâ üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70b ·
metinde göster ·
… n olmağile ahâlî-i memleket Celâlî ve Cemâlî Karayazıcı ve Sa‘îd Arab havfinden
ehl-i beled
bir yere cem‘ olup Arapça nass-ı fermânı üzre meşveretlerinde yek-dil [ü] yek …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde bu şehir gâyet ma‘mûr [u] âbâdân ve ma‘mûr u müzeyyen büldân olup ankâ bâzergânlar sâkin olmağile ahâlî-i memleket Celâlî ve Cemâlî Karayazıcı ve Sa‘îd Arab havfinden ehl-i beled bir yere cem‘ olup Arapça nass-ı fermânı üzre meşveretlerinde yek-dil [ü] yek-cehet olup vilâyetlerinin celâlîden havflerin rikâb-ı hümâyûna arz edüp arz-ı hâllerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y74a ·
metinde göster ·
bu yaylada dağ u bâğ u râğ ve ırağ u yakın hıyâbânlar içre külbeler inşâ edüp e …
İlâ yevminâ hâzâ cümle ehl-i beled bu yaylada dağ u bâğ u râğ ve ırağ u yakın hıyâbânlar içre külbeler inşâ edüp ehl [ü] ıyalleriyle cümle ehl-i hiref kesb-i tarâvet edüp safâ ederler. Ve cümle ehl-i sanâyi‘ esnâfât bir telmîzin sâhib-i seccâde etmek murâd edinse cümle ehl-i sûk bu mesîregâhda teferrüc edüp ni‘met-i vâfireler tenâvül olunup du‘â ve senâ ile şâkirdlerin revâne edüp pîrperver edüp hayır du‘â ile Süleymân Hân'ın rûh-ı şerîfin yâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y79a ·
metinde göster ·
… içinde deveyi pinhân etmiş. Bulunup ba‘de's-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle
ehl-i beled
havf u haşyete düşüp dağlardan develerin getirüp iki bin deve mikdârı huccâca u …
Ve bu şehrin halkı gâyet âsîlerdir. Beş âdemden ahâlî-i vilâyet şikâyet edüp zencîre uruldu. Ve bir âdem bir huccâcın devesin serîka edüp bir hânda saman içinde deveyi pinhân etmiş. Bulunup ba‘de's-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle ehl-i beled havf u haşyete düşüp dağlardan develerin getirüp iki bin deve mikdârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on konak yer götürmek şartıyla develerin verüp huccâca hidmet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y266a–Y266b ·
metinde göster ·
… bir serâmed nahl değildir, çatal çataldır. Ve berki dahi gayri gûne olduğundan
ehl-i beled
bildiler kim Muhammed Emîn bed-du‘â etdi. Der-akab,
"Hurmâları da kendüler gibi âsî olup mahsûl vermesin" buyurduklarından anıniçün Âsî Hurmâ derler. Hakîkatü'l-hâl evce ser çekmiş nahl-i hurmâları var ammâ mahsûlleri bir gûne iri âsî hurmâdır. Bir semîn temrdir ve çekirdeğinin içi boşdur. Biberdân ve nemekdân ederler, iri hurmâdır. Tenâvül eden serâsîme olur. Ve eşcârı sâ’ir hurmâ gibi bir serâmed nahl değildir, çatal çataldır. Ve berki dahi gayri gûne olduğundan ehl-i beled bildiler kim Muhammed Emîn bed-du‘â etdi. Der-akab,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y267b ·
metinde göster ·
istikbâle çıkup rûznâmeci ve cümle erbâb-ı dîvân ve Çerâkese beğleri ve yedi bö …
Kureyn'den şehr-i Bilbeys'e karîb gelirken cümle ehl-i beled istikbâle çıkup rûznâmeci ve cümle erbâb-ı dîvân ve Çerâkese beğleri ve yedi bölük ağaları istikbâle gelüp dest-bûs ederler. Anda dahi azîm dîvân olup yine şarkıyye kâşifi tahtı olmağile ziyâfet ve cümle me’kûlât [u] meşrûbât dörd gün anındır, on beş kîse masrûf eder. Ve bu dîvânda Âyid Urbânı şeyhi sâhib-i direk olup asâkir-i İslâm bir hoş ubûr etdükleriyçün meşîhatı kendüye mukarrer olup hil‘at-ı fâhire ile behremend olup beş küheylân feres ü ferîse ve hayller getirdiler kim herbiri bir sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y185b ·
metinde göster ·
Ve sâhil-i bahre karîb eş-Şeyh Mehemmed Efendi: Karîbü'l-ahd imiş. Cümle
ehl-i beled
menâkıbların nakl ederler kim Serîr-i Sakatî mertebesinde ulu sultân imiş. Hâlâ …
Ve sâhil-i bahre karîb eş-Şeyh Mehemmed Efendi: Karîbü'l-ahd imiş. Cümle ehl-i beled menâkıbların nakl ederler kim Serîr-i Sakatî mertebesinde ulu sultân imiş. Hâlâ kabr-i şerîfinin hâk-i amber-pâkinden zâtülcenbe mübtelâ bir kimse gülâb ile ezüp içirseler Y 343b bi-emrillâh şifâ bulur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y343a–Y343b ·
metinde göster ·
… re etrâfına ve şehrin bâğçelerine bî- bilâ-hisâb tuyûr-ı vahşî-i gûnâ-gûn gelüp
ehl-i beled
sayd edüp kifâflanırlar ederler. Ve gömleklik beyâz kenârlı ketân bezi meşhûrdu …
Ve vakt-i şitâda buhayre etrâfına ve şehrin bâğçelerine bî- bilâ-hisâb tuyûr-ı vahşî-i gûnâ-gûn gelüp ehl-i beled sayd edüp kifâflanırlar ederler. Ve gömleklik beyâz kenârlı ketân bezi meşhûrdur. Ve Menzilâvî mahbûbu dahi meşhûrdur ki,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y355a ·
metinde göster ·