balığın çeküp alıp uçkurun bağlayarak iskele başına gelüp hapsi balığı aldığı m …
Mâhîlerinin memdûhâtların beyân eder: Evvelâ cümleden levrek balığı ve kefâl balığı gâyet kalaklı balıkdır ve kalkan balığının kalağı yokdur. Ammâ âh cânım kalkan balığı gâyet lezîzdir. Nisâ tâ’ifesi yiseler elbette hâmile kalır. Devr-i Âdem'den beri nef‘i tecrübe olunmadadır. Ve birer karışdan ziyâde kırmızı başlı kızılca tekir balığı kızılbaşlı olmağıla bu dahi lezizdir. Ve kaloz balığı ve erba‘înde uskumru balığı ve niçe bin elvân mâhîleri vardır. Ammâ memdûh olan zikr olunan balıklardır. Bunlardan ziyâde muhabbet edüp üzerine bin cân ile kurbân olup bey‘ [u] şirâsı mahallinde ceng [ü] cidâl edüp kan etdikleri mâhî cânım hapsi balığıdır. Rûz-ı hamsînde zâhir olduğiyçün hamsi balığı derler ve hamsîn gününde çıkmasının sebebi İskender-i Kübrâ asrında bir üstâd-ı kâmil gelüp ruhbân ve bıtrîklere gıda olsun içün Moloz kapusundan taşra derya içinde bir amûd üzre bir hamsi balığı sıfatında bir tuç balık tılsım edüp rûz-ı hamsînde ol mâhîden bir sadâ zâhir olunca Karadeniz'de olan cümle hamsi balıkları Tarabefzûn limanına gelüp sâhil-i bahre düşerler. Ba‘dehû Hazret-i Risâlet-penâh sa‘âdetle rahm-i mâderden rûy-ı dünyâya kadem basdıkda niçe bin mutalsamât u âteş-gede-i Nemrûd sönüp mutalsamlar münhedim olup bu hamsi tılsımı dahi yıkılup deryâya düşer. Lâkin deryâya müte‘allık tılsımât olmağıla hâlâ ameli nâfiz olup her sene yevm-i hamsînde hapsi mâhîleri karaya düşdükde yâhûd meneksile nâm kayıklarla mâl-â-mâl iskeleye geldikde balık dellâlları vardır, bu lisân ile nidâ eder: "Ey muhterûn, ey muhterûn. Esi çıfata zûn, den hurdesin, samur bâdâ taraşa, ey lefte karûn, ahnı kulup ipsarya, ala pamun, ey ümmet-i Muhammet ala pamun" deyüp bir gûne mürver ağacından boruları var. Bir kere sûr urunca azamet-i Hudâ eğer cemâ‘atle namâzı kılar istimâ‘ ederse ol ân namâzı bırağup hamsi balığına segirdirler. "Namâz bulunur ammâ hapsi bulunmaz" deyü câmi‘de imâm ve mü’ezzin dahi namâzı bozup "Ahçacuğumla bir makrama hapsi var" deyü ol nâzik sırmalı makramalara balığı koyup reftâr ederek balığın suyun akıdup giderken ba‘zılar balığın suyu akdığına acıyup "Bre palığın suyın ya ne akıdırsın, suyına bir pilavcık salsana" deyü birbirlerine 253a latîfe ederler. Yine murâd olan latîfedir. Bir kerre Çiço Hüseyin nâm bir kimesne ehliyle halet-i muhammışda ala-vere safâsında iken {balık dellâlının boru çalduğun istimâ‘ edüp} ehlinden balığın çeküp alıp uçkurun bağlayarak iskele başına gelüp hapsi balığı aldığı meşhûrdur, ammâ hakîr görmedim. Lâkin bir kerre balık meneksile borusu çalınınca (---)(---) hammâmından beş dâne uryân âdemler arak-âlûd olup har har soluyarak balık kayığına cân atup bellerindeki peştemâllarına balığı doldurup avret yerleri zâhir olur. Balıkçı bunlardan akçe isteyüp uryân âdemde akçe olmamağla balıkçıya kefîl vermiş. Balıkçı "Balık emîni kefîl ve yemîn almaz, hemân akçedür" deyince "Bre âdem, işte şu âdemler şâhid olsun imanım sana verdim" dermiş. Balıkçı da "Ben, kendim namâzlı îmânımdan bezdim, al benimki de senin olsun" demiş. Bu gûne hapsi balığı latîfeleri Tarabefzûn şehir oğlanları zurefâsı mâbeyninde darb-ı mesel olmuş latîfeler vardır. Ve yine Tarabuzun zurefâları Çiço re‘âyâlarına ulaşup derler kim, Tekerleme:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b–253a ·
metinde göster ·
ayrıldığına mâtem ederken bir oğlu da gidüp Hân ağlayarak kaldı, ammâ Çerâkese …
Ne çâre, Hân dahi tâc [u] taht u raht u baht u ehlinden ayrıldığına mâtem ederken bir oğlu da gidüp Hân ağlayarak kaldı, ammâ Çerâkese kavmi şehzâde-i âzâdeyi aldıklarından dünyâ kadar hazz edüp bir yaylım kurşum-ı tüfeng atup şâdımânlar edüp türkîlerinden
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154b ·
metinde göster ·
… rinin mahbûb-ı matlûbu meşhûr ammâ mahbûbelerin görmedim. Ve şehir ahâlîsi dahi
ehlinden
mâ‘adâ havâtînlerin görmezler. Kendilerinin nakilleri üzre Râbi‘a-i Adeviyye me …
El-hâsıl cezîre-i Mora vilâyetinde üç yüz elli pâre şehir ve yigirmi dörd aded kazâ yerde bu Koron şehrinin mahbûb-ı matlûbu meşhûr ammâ mahbûbelerin görmedim. Ve şehir ahâlîsi dahi ehlinden mâ‘adâ havâtînlerin görmezler. Kendilerinin nakilleri üzre Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde zâhide sâhib-cemâle havâtînleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271b ·
metinde göster ·
intikâl eden mâlı taleb içün Mekke'den Hazret-i Resûl ile Medîne'ye geldükde Ha …
Ve vâlideleri Emîne Hâtûn ehlinden intikâl eden mâlı taleb içün Mekke'den Hazret-i Resûl ile Medîne'ye geldükde Hazret altı yaşında idi. Pederi mirâsın alup vâlidesi ile Mekke'ye gelirken İbn Yemâm nâm mahalde vâlidesi Emîne Hâtûn dahi merhûm olup Hazret yedi yaşına bâliğ idi. Anadan dahi yetîm kalup vâlidesi akrabâları Emîne Hâtûn'un na‘şın Mekke'ye götürdüler. Bir rivâyetde anda defn edüp Hazret-i Risâlet ba‘de'l-hicre Ebû Enâm nâm mahalden vâlidesi cesedin çıkarup Bakî‘de defn etdi, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y351b ·
metinde göster ·
me’zûn olmayup karâfe ziyâretine gider. Ehli dahi kande idin, deyü su’âl etmeğe …
Ve bu günlerde bir hâtûn aslâ ehlinden me’zûn olmayup karâfe ziyâretine gider. Ehli dahi kande idin, deyü su’âl etmeğe kâdir olamaz, zîrâ nikâh böyle mün‘akid olmuşdur. Gayrı husûsda dahi ehl-i Mısır, kande idin, deyü su’âl edemez. Zîrâ azîz-i Mısır Züleyhâ'ya nice mağlûb idi, hâlâ ehl-i Mısır ol zamândan berü avretlerine mağlûblardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y246a ·
metinde göster ·