yüdebbiru vallahu yukaddir" tatar Sâlih dörd gün mukaddem gidüp Nusaybin nâm şe …
Bu şehr içre on gün meks edüp seyr [u] temâşâ ederken mukaddemâ bâlâdâ Körköy nâm mahalde gelen Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş'u dörd gün haps edüp Sâlih Paşa karındaşı Murtaza Paşa'ya ulak Sâlih'i gönderüp "Gâfil me-bâş, başın gider" deyü mektûblar göndermişdi. Hikmet-i Hudâ "el-Abdü yüdebbiru vallahu yukaddir" tatar Sâlih dörd gün mukaddem gidüp Nusaybin nâm şehr-i harâbe vardıkda bir gice at üzre sar‘a dutup depesi üzre menzil-i hânda ser-nigûn olup mebhût olup meyyit-i müteharrik-misâl yatar. Beri tarafda paşanın dörd gün sonra gönderdiği Murâd Haseki, Murtazâ Paşa'ya yetişüp "Sa‘âdetli Pâdişâh, sultânımı kapudan paşa eyledi. Müjde bizimdir" deyü birer semmûr kürk ve birer kîse harc-ı râh sikke-i hasene verüp râh-ı Bağdâd'dan avdet edüp Diyârbekir'de Bezikîoğlu hânesinde Murtazâ Paşa meks etdüğü mahalde Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş "emr pâdişâhın" deyüp Murtazâ Paşa'nın başına kapucularla üşüp kellesin teninden cüdâ edüp onuncu günde ânî gördük, şehr-i Merzifon'a Murâd Haseki ve Mülakkab Çavuş mahkemeye gelüp Murtazâ Paşa ile Çaylak Kapucıbaşı'nın baş kutular ile mahkemede emânet koyup paşaya geldiklerinde, ne kâdirler paşanın yanına bî-haber varmağa, paşanın cümle iç gılmân-ı hâssalara haberdâr olup hançer belde ve kabza elde âmâde olup Haseki ve Çavuş berk-i hazân-misâl dir dir ditreyüp kapunun eşiğin bûs edüp saff-ı na‘lde ayak üzre karâr etdiklerinde paşa eydür: "Bre kâfirler! Ol mazlûm Murtazâ Paşa'yı niçe katl etdiniz. Ben hod sizin cemî‘î esbâblarınızı ve eğer ve teğeltilerinizi aramış idim. Sizde 348a kapudanlıkdan gayrı hatt-ı şerîf görmedim. O, merhûmun katli hattın kande hıfz etmişdiniz. Allah'ı severseniz doğru söylen" deyü yemîn verdikde hemân Murâd Haseki "Vallahi devletli Vezîr! Biz emir kuluyuz, fermân pâdişâhındır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b–348a ·
metinde göster ·
… bulgur kusup bir kerre yan verüp bir kerre hîle edüp gerüye dönek edem sandı. "
El-abdü
yüdebbiru vallahu yukaddir, bre Celâlîler bozuldu" deyince sekiz sâ‘at ceng-i a …
Bu mahalde Çarhacı Defterdârzâde efendimiz Âl-i Osmân askerine nevbet vermeyüp Celâlîlere göz açdırmayup yedinci hamlede kendü askerinden niçe yüz nâmdâr serdâr yiğitleri şehâdet şerbetin nûş etdiler. Âhir-i kâr hâh nâ-hâh sene (---) târîhinin mâh-ı (---) gününde mu‘cizât-ı Muhammedi'l-Mustafâ berekâtıyla bâd-ı nesîm-i nusret Çarhacı Mehemmed Paşa tarafına esüp Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı'nın derûnlarına ra‘b u bîm düşüp Mehemmed Paşa efendimiz sebebiyle bozulup Bulgurlu dağında bulgur kusup bir kerre yan verüp bir kerre hîle edüp gerüye dönek edem sandı. "El-abdü yüdebbiru vallahu yukaddir, bre Celâlîler bozuldu" deyince sekiz sâ‘at ceng-i azîmden sonra el-azametullah Üsküdar sahrâsında olan Âl-i Osmân askeri talattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp cemî‘i mîr-i mîrânlar ve sâyîr mîr-i livâlar ve piyâde ve esb-süvâr asâkir-i nusret-mü’esser tablların döğerek ve cemî‘i yeniçeriyân meydân-ı Arasat günü yerden çıkar gibi meterîslerinden çıkup her biri birer ejder-i heft-sere dönüp pâ-bürehne çâpük olanlar "Bre Gürcî keferesi bozuldu!" deyüp serdâr çarhacı Mehemmed Paşa cümle askeriyle Gürcî Nebî'nin asker-i menhûsu ardına düşüp sâ’ir guzât-ı müslimîn dahi Celâlîlere Kayış pınarında ve Çamlıca'da ve Bulgurlu'da ve Sarı Kadı'da tâ Kocaeli hudûdlarına varınca kova kıra Kayış pınarında Celâlînin kayışların arkalarından çıkarup kellelerin der-i Devlete getirüp mallarıyla muğtenim olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû İslâmbol bânîi Alina kızı Makedone bu Edirne'yi imâr etdi. Andan Hazret-i İsâ asrında Rûm kral-ı dâllerinden İdrivne nâm bir kral bir kal‘a-i azîm binâ edüp onun ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i zîbâ olup İdirven'den galat Edirne nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup dest-i Bulgar ve Sırf tâ’ifeleri destinden nice ban ve Hersek kral ellerine girüp günden güne eyle imâr oldu kim cihet-i erba‘ası üç günde devr olunurdu. Ba‘dehû Sırf tâ‘ifesi Rûm keferisine tağallüb edüp kal‘a-i Kostantin'in taşra kal‘ası ki kal‘a-i Silivri'den tâ Karadeniz kenarında Terkoz kal‘asına varır dört kat kal‘a ve dört kat handak idi. Bu kadar binâ-yı azîmi Sırf kralı münhedim edüp ancak hâlâ imâr kalan bu İslâmbol'un bu iç kal‘ası kaldı. Sırf kralı İslâmbol'dan bu kadar mâl-ı ganâ’im aldı. Mansûr [u] muzaffer avdetde Edirne şehrin dahi kavm-i Rûm'a rağmen nehb ü gâret edüp ihrâk bi'n-nâr eyleyüp bî-hisâb mâl-ı firâvân ile cümle Sırf kefereleri muğtenim olup tahtgâhları olan Sofya şehrine gitdiler. Andan yine Rûm keferelerinden Kavala kal‘ası sâhibi Filikos oğlu Kavala'da bir kenz-i azîm bulup ol mâl-ı firâvân ile alâ-rağmi'l-a‘dâ var kuvveti bâzûya getirüp Edirne şehrin ol kadar imâr etdi kim cemi‘i dünyâda İdrivban nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir imâristân idi. Bir dahi millet-i Mesîhiyye'den bir kral istîlâ etmesin içün cemî‘i Nasârânın re’y-i hüsnüyle Kuds-i Şerîfe vakf eyleyüp her sene bu Edirne'den Kudüs'e yedi milyon altın gönderirler idi. Takrîb ile bir millet-i Nasârâ Edirne'ye tamah etmeyüp eyle imâr oldu kim gûyâ Macar diyârında Feşe şehri gibi ve Peçevî Sirem mânend bâğ-ı İrem gibi oldu. Amma "el-abdü yüdebbiru vallahi yukaddir". Kârhâne sâhibi fâ’il-i muhtâr Allah'ın hikmetinden haberleri yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148b ·
metinde göster ·
… rdârı dûrbîn-i âkıbet-endîş Bâkî Paşa bu işe hâşâ sümme hâşâ rızâ vermedi. Ammâ
el-abdü
yüdebbiru vallahu yukaddiru Erdebil'de Karçığa Hân haber alup seksen bin asker …
İnhizâm-ı sânî def‘a, be-sahrâ-yı Serâv: Bu ma‘lûmumuzdur kim sene 1027 târîhinde Sultân Osmân Hân asrında Vezîr Dilâver Paşa ve Vezîr Halîl Paşa Acem serdârı olup Tebrîz'e vardılar. Acem sulha rağbet etmişken hâkim Osmân-ı gâfilin gurûruyla sû-i tedbîrine uyup Tatar Hânı kırk bin yiğit ile Erdebil üzre talî‘a-i asker edüp gitmede. Beri tarafda ordu defterdârı dûrbîn-i âkıbet-endîş Bâkî Paşa bu işe hâşâ sümme hâşâ rızâ vermedi. Ammâ el-abdü yüdebbiru vallahu yukaddiru Erdebil'de Karçığa Hân haber alup seksen bin asker ile çıkup Kehrevân dağlarına ve Serâv yollarında kemîngâhlara askerin âmâde eder. Bunlar da Tatar-ı sabâ-reftâr askeriyle azm-i Erdebil deyüp Serâv sahrâsına ılgar ile gelüp meks etdiklerinde dörd günlük yolu bir günde almış atları yorgun olmuş ve kendileri argın kalmış hemân Kızılbaş askeri her tarafdan "Şâh! Şâh!" deyüp kılıç urmağa başlar. Cümle asker bî-tâb u bî-mecâl iken yine üç sâ‘at ceng edüp âhir Kızılbaş'da meydân kalup illâ Tatar Hân ile ileri serdâr olan Bıyıklı Hasan Paşa ve Arslan Paşa ve Diyârbekir Vâlîsi Mustafâ Paşa, ve niçe mîr-i mîrânlar cümle şehd-i şehâdeti nûş, gam-ı dünyâyı ferâmûş eylediler. Ve Kara Bali Paşa ve Elmacı Mehemmed Paşa ve Rişvânlı Mustafâ Paşa bunlar ve niçe yüz ümerâlar esîr olup yigirmi altı bin âdem bu Serâv-ı menhûs sahrâsında şehîd oldular. Hâlâ üstühânları yığın yığın zâhir ü bâhirdir. Bu dahi bir nuhûset-i ekber idi. Hattâ bizler {şimdi} Serâv şehri içre seyr ü temâşâ tarîkiyle kahvehâneler önünden güzer etdiğimizce bayâtî makâmında usûl ile Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar Cığaloğlu'nun münhezim olduğunu ma‘niyyât-ı bî-ma‘nîleri yüzünden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 305b ·
metinde göster ·
yüdebbiru vallâhu yukaddiru". fehvâsınca tedbîrleri takdîre mutâbık gelmeyüp câ …
Bu kerre evdeki hisâb bâzâra uymayup "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". fehvâsınca tedbîrleri takdîre mutâbık gelmeyüp cân havli ile baş kurtarmak içün her gemiye tahammülünden ziyâde binüp "Beri otur ve öte otur" deyü yüklerin dahi ziyâde yükledüp gemileri yokuş yukaruya te’enniyle giderken karadan guzât-ı müslimînler bunlara yetişüp dalyan tüfengler ile bunlara kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup kayıkları içre sığınacak yer yok. Bu kerre kürek çeker kimse de kurşumdan görünmez. Âhir gemileri der-kenâr olup kimisi kendüyi nehr-i Özü'ye atup çoğu gark-ı âb olup kimin Özü'den kayıklar ile değşirüp ve niçe yüzü kayıklara girmeden mest kâfirler cân korkusundan kendüyi Özü nehrine urup gark oldu. Ve ba‘zı kayıklar kâfir ile Karadeniz'e nehr-i Özü akındısıyla akup giderken boğaz ağzında Küçük Hasan Paşa ve Kılburun kal‘ası sekdirme gülleler atup gemilerin gark edüp mâlları gemileriyle kenâra çıkup ganîmet olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
… rmak içün bu tasavvur-ı fikr-i fâsid ile tarh olunmuş bir kal‘a etmişler, ammâ "
El-abdü
yüdebbiru vallâhu yukaddiru". bu kal‘a böyle hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuşk …
Gâyet bataklı ve çataklı handak san‘atlarıdır kim her köşe başında olan evlerin ve gayrı evlerin cümle bu handaklı yollara nâzır mazgal 66b delikleri ve saçma top delikleri ile ârâste olmuş sokak başlarında sa‘b kal‘a-misâl evler var kim eğer şehre düşman girirse bu evlerden düşmana top ve kurşum ve taşı bârân-ı la‘net gibi yağdırmak içün bu tasavvur-ı fikr-i fâsid ile tarh olunmuş bir kal‘a etmişler, ammâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". bu kal‘a böyle hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuşken cümle binâ etdikleri hîle vü hud‘a hebâ olup bu kal‘ada aslâ ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olunmadan Akkirmân kal‘ası feth oldukda bu kal‘anın miftâhları ve cümle mükemmel cebehânesiyle Sultân {Bâyezîd'e} bâ-sulh {kal‘ayı} teslîm edüp içine ibtidâ Gedik Ahmed Paşa girüp kabza-i tasarrufa aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a–66b ·
metinde göster ·
… Sakmar ve Eçetvâr ve Husvâr ve Kaşa nâmân kal‘alar üzre gitse gerek idi, ammâ "
El-abdü
yüdebbiru vallâhu yukaddiru".
Yohsa Köpürlü ol deryâ-misâl asker ile bu Yanova kal‘asından mâ‘adâ kal‘a-i Arat ve Varât ve Sekelhit ve Şarbatağ ve Sakmar ve Eçetvâr ve Husvâr ve Kaşa nâmân kal‘alar üzre gitse gerek idi, ammâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru".
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 122a ·
metinde göster ·
Ammâ bu kal‘anın deryâ getirdiği handakdan aşrı karada bizim Kırka hâkinde bu kal‘aya sehel havâle bir kayalı püşte-i pest var. Anda bir Fostiçse-i azîm, ya‘nî bir siper-i kal‘a etmiş kim gûyâ bu dahi bir sedd-i Kahkaha'dır. Üstünde fırça gibi topları dizmişdir. Başka kesme kaya handak-ı amîk var, ammâ deryâ sehel ba‘îd olmağile handakında suyu yokdur, lâkin handakdan hâric niçe bin elvân muhîl [ü] şeytanatlar ile gûnâ-gûn şarampav kazıkları ve parmaklıkları ve lağımlar etmiş. Hattâ esîrlerimizin nakilleri üzre bu Fostiçse'nin yer altından ve kal‘a handakı içindeki deryâ 141a altından Zadra kal‘asına gider yol vardır, derler. Ol mülâhaza ile bu yolu yer altından etmiş kim eğer karada olan Fostiçseyi Türk alırsa içinde olan kâfirler kal‘aya firâr edeler ve kal‘adan anlara imdâd gideler, ammâ inşâ’allâh "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". mazmûnu üzre Cenâb-ı Allâh fethi müyesser etmişse bu re’y [ü] tedbîrleri sû-i tedbîr olur, ammâ hikmet-i Hudâ bu mezkûr Fostiçse tabyasının dahi havâlesi vardır. Bu havâleye balyemez topları koyup Fostiçse'i döğe döğe berbâd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140b–141a ·
metinde göster ·
… -misâl Ser‘asker Alî Paşa'nın otağına varup gulû-yı âmm etdiler, ammâ ne çâre. "
El-abdü
yüdebbiru vallâhu yukaddiru.
Seydî Ahmed Paşa ve yeniçeri ordusu ve Budin ordusu ve bizim Melek Ahmed Paşa'nın Rûmeli ordusundan asker-i deryâ-misâl Ser‘asker Alî Paşa'nın otağına varup gulû-yı âmm etdiler, ammâ ne çâre. "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185b ·
metinde göster ·
… hiyel ü şeytanatları sû-i tedbîr olup her işleri küffârın mu‘attal oldu, zîrâ "
El-abdü
yüdebbiru vallâhu yukaddir", Cenâb-ı Kibriyâ'nın takdîr-i ezelîsinde bu kal‘a d …
Hamd-i Hudâ bu re’y [ü] tedbîr ile âmâde olan kal‘a Süleymân Hân'ın eline suhûletle girüp derûn-ı hisârda olan köşe topları [âteş] edüp(?) asker-i İslâm kırılmadan dest-i İslâm'a girüp cümle hiyel ü şeytanatları sû-i tedbîr olup her işleri küffârın mu‘attal oldu, zîrâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir", Cenâb-ı Kibriyâ'nın takdîr-i ezelîsinde bu kal‘a dest-i İslâm'a girmek mukadder imiş kim elhamdülillâh hâzâ min fazli rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81a ·
metinde göster ·
yüdebbiru vallâhu yukaddir, çünki Süleymân Hân kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil …
Hikmet-i Hudâ El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir, çünki Süleymân Hân kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek deryâ-misâl askeriyle Mihaç sahrâsına gelüp Lagoş Kral ile neberd-i azîm edüp Lagoş Kral'ın yedi kerre yüz bin leşkerin kırup Lagoş Kral dahi ol meydân-ı ma‘rekede dahi bir batlakda gark olup başı ârâyiş-i nîze oldukda Süleymân Hân Lagoş Kral'ın cümle atların alup kal‘a-i Budin'i feth edüp kralın atlarıyla Süleymân Hân'ın atlarına bu âhûr müyesser oldu, aceb hikmet-i Hudâ'dır. Elsine-i nâsda darb-ı meseldir kim "Evdeki hisâb bâzâra uymaz" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 86a ·
metinde göster ·
yüdebbir vallâhu yukaddir dir. Garâ’ib bu kim bir sû-i tedbîr buyurdusu ile yen …
Ve bu Raba inhizâmı günü rûz-ı mahşer olduğuna aslâ şübhem kalmadı ve Rabbü'l-âlemîn'e i‘tikâd-ı tâmım dahi ziyâde oldu, zîrâ cümle vüzerâ hüsn-i tedbîr etdim zann edüp müşâvereler etdiler, ammâ El-abdü yüdebbir vallâhu yukaddir dir. Garâ’ib bu kim bir sû-i tedbîr buyurdusu ile yeniçeri meterisden çıkması bahâne olup meydân-ı ma‘reke kâfirde kaldı, ammâ evvel mesâfe meydân-ı şecâ‘at asker-i İslâmda idi. Âyet, sûre-i Naşrah'de Arapça nass-ı şerîfi delîl-i kat‘îdir kim bu âyet-i şerîfeyi bu cengde müşâhede etdim, zîrâ bozmak ve bozulmak Allâh elindedir, ammâ bir ânda Cenâb-ı Bârî niçe yüz bin gûne sun‘ını icrâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22a ·
metinde göster ·
… feth oldukdan sonra kızılbaş-ı bed-ma‘âşı ortadan kaldırmak âsân olurdu. Ammâ "
El-abdü
yüdebbiru vallâhu yukaddir" Cenâb-ı Kibriyâ'nın hikmeti var.
Ammâ eğer beş on gün dahi kazılsa nehr-i Edil'in bir fırkası nehr-i Ten'e mahlût olup Azak'dan nehr-i Ten ile azîm gemiler girüp nehr-i Edil'e varup nehr-i Edil ile Bahr-i Harez'e girüp andan asker-i İslâm'a her mühimmât ve her zahîre varmak âsân olup donanma gemilerimiz gitmek mümkin olurdu. Ve Gence ve Şirvân ve Şamâkî ve Şâbûrân ve Niyâzâbâd ve Demirkapu ve Bakü ve Gîlân kal‘aları ve vilâyetleri feth oldukdan sonra kızılbaş-ı bed-ma‘âşı ortadan kaldırmak âsân olurdu. Ammâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir" Cenâb-ı Kibriyâ'nın hikmeti var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
… ora umûmen yedi yüz yetmiş mîl ihâta eder bir cezîre-i âsûde-hâl olmuşdu, ammâ "
El-abdü
yüdebbiru ve Allâhu yukaddiru" ol kral-ı dâll-ı bed-fi‘âl Âl-i Osmân'dan havf e …
Ammâ zamân-ı kadîmde bu Gördüs kal‘asının karası olan bir denizden bir denize olan zemîni Venedik krallarından Pirinc-pirim ban nâm bir cudam kefere Ebü'l-feth'in Mora üzre geleceğin ilm-i nücûm kuvvetiyle bilüp Mora vilâyetin ada etmek içün bu Gördüs mahallinden kesüp iki Körfez deryâsı boğazların birbirlerine kavuşdurmağa mübâşeret edüp üç kat handak dahi kesüp handakların iç yüzlerine on aded kal‘a-i metîneler yasamış idi ve iki deryâyı birbirlerine kavuşdurmuş idi. Vilâyet-i Mora umûmen yedi yüz yetmiş mîl ihâta eder bir cezîre-i âsûde-hâl olmuşdu, ammâ "El-abdü yüdebbiru ve Allâhu yukaddiru" ol kral-ı dâll-ı bed-fi‘âl Âl-i Osmân'dan havf edüp bu mahalli kesüp deryâ etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259a ·
metinde göster ·
… üp bu Hanya kal‘asına iki tabya-i azîm dahi zamîme edüp metânet üzre eder. Ammâ
el-abdü
[yüdebbiru] vallâhu yukaddir kişi elbette korkduğuna uğrayısar.
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân Selîm-i Sânî be-dest-i Kara Mustafâ cezîre-i Kıbrıs'ı üç yılda Venedik elinden feth etdikde yine Venedik kâfiri dibelik havfe düşüp bu Hanya kal‘asına iki tabya-i azîm dahi zamîme edüp metânet üzre eder. Ammâ el-abdü [yüdebbiru] vallâhu yukaddir kişi elbette korkduğuna uğrayısar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 284a ·
metinde göster ·