… edüp bürûdet üzre olduklarında ya er kişi, ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etdükde
elbette
ol gece mâbeynlerine mahabbet çivisi girüp bu tılısmı icrâ eden Aristetalis Hek …
Tokuzuncu tılısm-ı mudhik: Yine Altımermer'de bir amûd üzre tuçdan bir cüvân ve bir mahbûbe-i zamân birbirleri ile sîne-ber-sîne kucuşup dururlardı. Kaçan kim er ve avret hânelerinde birbirleriyle cidâl edüp bürûdet üzre olduklarında ya er kişi, ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etdükde elbette ol gece mâbeynlerine mahabbet çivisi girüp bu tılısmı icrâ eden Aristetalis Hekîm'in rûhu şâd ve mahabbet edenlerin gamgîn gönülleri âbâd olurdu. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… yle hüsn-i zindegâneleri olmasa ya er kişi ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etseler
elbette
birbirlerinden mufârakat vâkı‘ olur.
Onuncu tılısm-ı acîbe: Yine Altımermer'de bir amûd-ı zenbûrî üzre Hekîm Câlinûs rusâs-ı ebyazdan ya‘nî kalaydan iki sûret ihdâs edüp biri bir pîr-i fânî beli bükülmüş, âb-ı rûyı dökülmüş durur. Anın mukâbelesinde bir fertûte-i zamâne şütür-leb ve abûsü'l-vech bir pîre-zen kaddi dutâ olup durur. Er ile avretin birbiriyle hüsn-i zindegâneleri olmasa ya er kişi ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etseler elbette birbirlerinden mufârakat vâkı‘ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
bu şarâbdan nûş edersin" deyü ibrâm [u] ilhâh ile teklîf-i mâlâ-yutâk edüp hâh- …
"Seni katl ederiz, elbette bu şarâbdan nûş edersin" deyü ibrâm [u] ilhâh ile teklîf-i mâlâ-yutâk edüp hâh-nâ-hâh ol mu‘tekid ihtiyâr bir câm bâde nûş edince "Yâ Allâh" deyü ol ân uryân olup hânesine gelüp artık hânesinden taşra çıkmayup alâyık-ı dünyâdan el çeküp halkdan münzevî bir câzibe sâhibi büyük âdem idi. Ammâ Unkapanı'nın iç yüzünde kuyumcular içinde sâkin olup sarâyında âyende vü revendeye ni‘meti eyle mebzûl idi kim bu kadar ni‘met-i uzmâ ve bu kadar masrûf mâl-ı firâvân nereden hâsıl oluduğuna bir kimsenin aklı ermemiş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
… -fi‘âli kayd [ü] bend ile pâye-i serîrime getirsen makbûl-i hümâyûnum değildir.
Elbette
sana başın gerek ise Bağdâd-ı Dârü'l-hilâfe'yi feth edüp mezhebimiz sâhibi Nu‘m …
"Bizzât şâh-ı bed-fi‘âli kayd [ü] bend ile pâye-i serîrime getirsen makbûl-i hümâyûnum değildir. Elbette sana başın gerek ise Bağdâd-ı Dârü'l-hilâfe'yi feth edüp mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit olan imâm-ı A‘zam'ı ve Hazret-i eş-Şeyh Abdülkâdir el-Cîlânî hazretlerin Kızılbaş-ı bed-ma‘âş kallâş nâ-trâş-baş evbâş elinden ol sultânları halâs edesin" deyü hatları gelüp sene 1040 Saferü'l-muzafferinin yedinci günü Bağdâd metrisine girilüp kırk gün muhâsara olunup Acem diyâ[r]larına asker-i İslâm gâret etmeden ganîmet olup âhir şiddet-i şitâ gelmek ile Bağdâd'dan ferâğat edüp avdet etdiklerinde Hille kal‘asına asker konulup andan selâmetle Musul'a dâhil olup kal‘a-i Kahkahâ-misâl ta‘mîr edüp pâye-i serîre i‘lâm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 67a ·
metinde göster ·
… in zemîne koyup yerden güleşmeğe sa‘y edince anınla mukâvemet etmek müşkil olup
elbette
hasmın bir fend ile atup gâlib olurdu.
Bu du‘âmızdan sonra sa‘âdetlü Pâdişâh evren-misâl apul apul meydân-ı mahabbete gelüp, Melek Ahmed Ağa ile yâ Deli Hüseyin Paşa ile hasmâne ba‘de'l-musâfaha kânûn-ı pehlivânân üzre birbirlerine üç kelle pîr-i yârî urup, el dutuşup, öpüşüp görüşüp birbirlerine ejdehâ-vâr sarılırlar idi. Ammâ Hünkâr gazab-alûd olup bir dizin zemîne koyup yerden güleşmeğe sa‘y edince anınla mukâvemet etmek müşkil olup elbette hasmın bir fend ile atup gâlib olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
hasmın bir fen ile zahrın yere getirirdi. Tâ bu mertebe gürbüz er idi.
İşte merhûm Murâd Hân tüvânâ yiğit olmağile mezkûr fünûnların çoğunu bilüp icrâ edüp elbette hasmın bir fen ile zahrın yere getirirdi. Tâ bu mertebe gürbüz er idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… âlâk âmil idi kim anın mukâbelesine bir pehlivân mukâbil duramazdı. Her üstâdın
elbette
bir cânibin muhâlif bulup ana bir darb ururdu kim top karşu verenin matrak topu …
Mu‘arref-i diğer: Ve matrakbâzlıkda ol kadar üstâd-ı kâmil çâpük ü çâlâk âmil idi kim anın mukâbelesine bir pehlivân mukâbil duramazdı. Her üstâdın elbette bir cânibin muhâlif bulup ana bir darb ururdu kim top karşu verenin matrak topundan güzer edüp başına "Matrak-tırak" deyüp ururdu. Ammâ matrakbâzlıkda yüz altmış benddir, ancak yetmiş bendin bilürdü. Ammâ icrâsına kâdir idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72b ·
metinde göster ·
… bana âsî olup deryâ-misâl asker ile taht-ı kadîmim Bursa üstüne gelmededirler.
Elbette
ve elbette Der-i devlete ale'l-acele gelesin" deyü Köpürlü'ye bu hatt-ı şerîf g …
"Erdel kıralın ve Nemse çâsârın kayd [ü] bend ile huzûruma getirirsen makbûl-i hümâyûnum değildir. Anatolu vilâyetlerinde Kara Hasan Paşa ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve kırk aded mîrimîrân ve sâ’ir bî-imân bî-hisâb mîrilivâlar bana âsî olup deryâ-misâl asker ile taht-ı kadîmim Bursa üstüne gelmededirler. Elbette ve elbette Der-i devlete ale'l-acele gelesin" deyü Köpürlü'ye bu hatt-ı şerîf gelince meyyit-i müteharrik olup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84b ·
metinde göster ·
"Erdel kıralın ve Nemse çâsârın kayd [ü] bend ile huzûruma getirirsen makbûl-i hümâyûnum değildir. Anatolu vilâyetlerinde Kara Hasan Paşa ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Tayyâroğlu Ahmed Paşa ve kırk aded mîrimîrân ve sâ’ir bî-imân bî-hisâb mîrilivâlar bana âsî olup deryâ-misâl asker ile taht-ı kadîmim Bursa üstüne gelmededirler. Elbette ve elbette Der-i devlete ale'l-acele gelesin" deyü Köpürlü'ye bu hatt-ı şerîf gelince meyyit-i müteharrik olup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84b ·
metinde göster ·
… âd-ı kâmil ü amâmil-i hâzik fassâd-ı âmil hukemâlar ehl-i derde dâ’-i devâ edüp
elbette
ifâkat bulur bir âsitâne-i cân-bahşdır. El-hâsıl ibret-nümâ mûristân ve bîmâris …
mazmûnu üzre anda olan üstâd-ı kâmil ü amâmil-i hâzik fassâd-ı âmil hukemâlar ehl-i derde dâ’-i devâ edüp elbette ifâkat bulur bir âsitâne-i cân-bahşdır. El-hâsıl ibret-nümâ mûristân ve bîmâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i devâ halk etmişdir.
Elbette
beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey …
{Menâkıb-ı Pîr Merkez Efendi}: Ve pîr-i azîzi Merkez Efendi hayâtda iken fukarâsına buyururlar kim "Şu yerde bir kerre secde ederken zîr-i zemînden bir sadâ geldi kim, 'Ya Şeyh ben şu yerde yedi bin yıl mahpûs bir kırmızı-gûn zülâlden lezîz bir aynü'l-hayâtım senin sebebinle vech-i arza çıkmağa me’mûrum ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i devâ halk etmişdir. Elbette beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey ahibbâ sizinle şu seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ {kendiler} zemîne bir püşt-i pâ urup {ba‘dehu} cümle fukarâ üşüp bir bi’r-i mâ kazarlar kim hâlâ ahmerü'l-levn bir ayn-ı azîmdir. Bu âb-ı hoş-güvârı üç kerre ale's-sabâh tahte'l-kahve tenâvül etmeden nûş etseler bi-emrillâh hummâ-yı rub‘dan ve hummâ-yı muhrikden halâs olur. Merkez Efendi ayazması nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir câh-ı mâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 110b ·
metinde göster ·
… rr-ı sâmin: Bir âdeme üç kerre biri biri akîbince "Şalla Ka‘be'ye gidesin" dese
elbette
ol âdem Mekke'ye revâne olurdu. Hâsıl-ı kelâm bir sebük-rûh, hoş-likâ yârândan …
Sırr-ı sâmin: Bir âdeme üç kerre biri biri akîbince "Şalla Ka‘be'ye gidesin" dese elbette ol âdem Mekke'ye revâne olurdu. Hâsıl-ı kelâm bir sebük-rûh, hoş-likâ yârândan dîvâne idi. Habeş ve Sûdân ve İsvân diyârları seyâhatine düşeli Dîvâne'den haberimiz yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b ·
metinde göster ·
Atmeydânı'nda Sümüklü Dede: Dîvâna giden bir âdeme sümük atsa ol gün dîvânda
elbette
fâ’ideden hâlî olmazdı. Ve eğer bir âdem üzre tükürse dîvânda mu‘âteb olması mu …
Atmeydânı'nda Sümüklü Dede: Dîvâna giden bir âdeme sümük atsa ol gün dîvânda elbette fâ’ideden hâlî olmazdı. Ve eğer bir âdem üzre tükürse dîvânda mu‘âteb olması mukarrer idi. Böyle bir hidmete me’mûr meczûb-ı ilâhî idi. Hadîs-i Kudsî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b ·
metinde göster ·
… si: Bî-zebân bir dîvâne idi. Bi-emrillâh elekden gayrı bir şey tenâvül etmezdi.
Elbette
lekçi avretleri bu dîvânenin yanı sıra gezüp murâd edindiği âdeme işâret edüp o …
Ve Elekçi Dîvânesi: Bî-zebân bir dîvâne idi. Bi-emrillâh elekden gayrı bir şey tenâvül etmezdi. Elbette lekçi avretleri bu dîvânenin yanı sıra gezüp murâd edindiği âdeme işâret edüp ol âdem bir elek alıverüp fi'l-hâl eleği pâreleyüp çemberin atup bürüncüğün helvâ gibi ağzın köpürderek yiyüp çeşm-i mestin süzüp safâ ederdi. Garâbet bunda kim bir hırsıza zindânda cellâdlar işkence etseler ibtidâ ol harâmîye bürüncük yutdurup yine ipile ağzından çıkarırken âdemin zehresi ve ma‘îdesi ağzına gelir, harîr bürüncük böyle bir bed şey iken bu dîvâne bürüncüğü nebât-ı hamavî gibi ekl eder, garîb temâşâdır. Yine böyle iken bu dîvânenin bir merd tebevvül [ü] tağayyuz etdüğin görmemişlerdir. Ve's-selâm. 115a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b–115a ·
metinde göster ·
… hizmet eden bostâncılar cümle sâhib-i sülûk sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir ve
elbette
ber-hordâr olurlar. Zîrâ İslâmbol feth olunca Akşemseddîn hazretleri bu câ-yı d …
Ve bunda hizmet eden bostâncılar cümle sâhib-i sülûk sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir ve elbette ber-hordâr olurlar. Zîrâ İslâmbol feth olunca Akşemseddîn hazretleri bu câ-yı dil-küşâda sâkin olup cümle merdân ve erba‘în çıkarırdı ve hidmet edenlere hayr du‘â ederdi. Anıniçün huddâmları ber-hordâr-ı ömr olurlar. Ve bizzât Ebü'l-feth mübârek dest-i şerîfleri ile yedi servi dikmişdir. Cümleden serâmed mevzûn u hemvâr sebiz-gûn serv(er)lerdir. Ve bir serv dahi {Akşemseddîn hazretleri} mübârek dest-i şerîfleri ile diküp hâsıl etmişdir. Bi-emrillâhi Ta‘âlâ âdetullâh bunun üzerine cârîdir kim serv dırahtı sebiz-gûn olur. Ammâ bu serviyi Akşemseddîn dikmek ile ak serv hâsıl olmuşdur. Hâlâ zamânımızda temâşâgâhdır kim Çimşîrlik havzının kurbünde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b ·
metinde göster ·
… r yerde yiyüp içüp yatup kalkarlar. Hikmet-i Hudâ evlâd-ı evlâdları dahi olursa
elbette
kaşları ve kirpikleri olmaz.
Ve Tekye-i Miskînler, tarîk-i âm üzre şehir hâricinde bir tekyedir. Cümle miskînler anda sâkin olup nezerâtlar ile geçinirler. Şehir içre bir miskîn haber alsalar amân vermeyüp alup tekyelerine götürürler. İsterse a‘yân [u]143a eşrâf [u] kibâr olsun anı miskînler ellerinde olan hatt-ı şerîfleri ile alup miskînhâneye götürürler. Zîrâ dıyâr-ı Rûm'da cüzâm marazı sârîdir deyü şehir içre miskîn turmak memnû‘ olduğundan her şehir hâricinde başka miskînhâneler vardır. Kimse ile ihtilât etmeyüp başka sâkin olurlar. Ammâ Arabistân'ın Mısrında gâyet cüzâm âdem çokdur. Kubâ marazıdır deyü eli ve ayağı dökülmüş âdemler ile bir yerde yiyüp içüp yatup kalkarlar. Hikmet-i Hudâ evlâd-ı evlâdları dahi olursa elbette kaşları ve kirpikleri olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142b–143a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı çâşnigirân-ı vüzerâ ve âşbâzân: Her âşbâz dükkânında
elbette
bir çâşnigîr vardır. Her müşterînin huzûruna ta‘âm getirdikde bism-i İlâh ile e …
Esnâf-ı çâşnigirân-ı vüzerâ ve âşbâzân: Her âşbâz dükkânında elbette bir çâşnigîr vardır. Her müşterînin huzûruna ta‘âm getirdikde bism-i İlâh ile evvel çâşnigîr bir iki lokma tenâvül edüp "buyurunuz" deyü teklîf ederler, kânûn-ı âşbâzân-ı İslâmbol'dur, gayrı diyâra mahsûs değildir, illâ İslâmbol'a mahsûsdur. Pîrleri eş-Şeyh Muhammed Summâtî'dır, Hazret-i Resûl'ün çâşnigîrbaşısı idi. 171b Hazret huzûrunda Hazret-i Hamza belin bağladı. Kabri Kilis şehrinin kıblesi tarafında bir kubbe-i münevver içinde medfûndur, türbedârı vardır, hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a–171b ·
metinde göster ·
… ık yiyen âdemin aklı hafîf olur ve kırk gün bir âdem balık beynisi tenâvül etse
elbette
bî-akl olur, zîrâ balıkda idrâk-i akl halk olunmayup aklı gözündedir ve dâ’imâ …
"Ey imdi leb-i deryâda olursa ömrü içinde balık yememişdir kim böyle kitâb te’lîf etmişdir, zîrâ çok balık yiyen âdemin aklı hafîf olur ve kırk gün bir âdem balık beynisi tenâvül etse elbette bî-akl olur, zîrâ balıkda idrâk-i akl halk olunmayup aklı gözündedir ve dâ’imâ yılan gibi gözü açıkdır, kirpiği ve gözlerinin kapağı yokdur" deyince Buhârâ erenlerinden bu balık evsâfların Yazıcızâde halîfeleri istimâ‘ etdükde:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
… a varınca deryânın iki tarafında ve Üsküdar'da ve'l-hâsıl meyhâne olan yerlerde
elbette
balık bâzârları mukarrerdir, zîrâ ta‘âm-ı tarabdır. Bir Bekrî bürâder, bir balı …
Esnâf-ı balıkcıyân-ı satıcıyân: Dükkân cümle 2000, neferât 3000, bunlar balık avlayıcı değillerdir, satıcı kavvâflardır. Dükkânları Balat'ta ve Fenerkapusu'nda ve Ayakapusu'nda ve Cübbe Alî'de ve Unkapanı'nda ve Yenikapu balık bâzârında ve Kumkapu'da ve Samadya'da ve Nârlıkapu'da ve Pîripaşa'da ve Hâsköy'de ve Kâsımpaşa'da ve niçe yüzü Galata'da ve Tophâne'de ve Beşiktaş'da ve tâ Boğaz'a varınca deryânın iki tarafında ve Üsküdar'da ve'l-hâsıl meyhâne olan yerlerde elbette balık bâzârları mukarrerdir, zîrâ ta‘âm-ı tarabdır. Bir Bekrî bürâder, bir balık başıyla bir gün meze ve nukl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… ler. Ve hâlis yağ yemeleriyçün her şırlugan kârhânelerinde birer dîdebân Yahûdî
elbette
mukarrerdir. Ammâ hakkâ kim ter ü latîf semndir, bedene takviyet verüp vücûdu p …
Ammâ bu esnâfın pîrleri Benî İsrâ’îl zamânında Hâsib-i Mâv idi, kâr-ı kadîmdir. Anıniçün hâlâ isra’îlî 179b Yahûd tâ’ifesi şırlugan yağından ve tereyağından gayrı bir yağ yemek ihtimâlleri yokdur, katl edersen dahi say yağı yemezler. Ve hâlis yağ yemeleriyçün her şırlugan kârhânelerinde birer dîdebân Yahûdî elbette mukarrerdir. Ammâ hakkâ kim ter ü latîf semndir, bedene takviyet verüp vücûdu pembe-misâl eder. Anıniçün Yahûdî pîçelerin vücûdları kulak şahmesi gibi yumuşak olur derler. Netîce bu yağcılar dahi alay ile güzer edüp gûnâ-gûn şakalar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 179a–179b ·
metinde göster ·
… Cümle ehl-i sefer ve ehl-i hazar bu esnâfa muhtâcdır kim her müslimin hânesinde
elbette
birer şemşîr-i âteş-tâb lâzımdır.
Dükkân-ı seyyâfân 205, ve cümle neferât 1007 dîn-i mübîn kılıç ile âşikâre olduğu ecilden cümle ehl-i hırefe takaddüm olundu. Cümle ehl-i sefer ve ehl-i hazar bu esnâfa muhtâcdır kim her müslimin hânesinde elbette birer şemşîr-i âteş-tâb lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 181a ·
metinde göster ·
… anların elinden halâs dahi olamaz, ana köpek necisi kirdimân etmeğe ta‘yîn edüp
elbette
tâ’ib ü tâhir olup bir kâr sâhibi olur. Cümle tabbâğ kârhâneleri 700'dür. Nefer …
İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde on iki mahalde tabbâğ kârhâneleri vardır kim her birinde Âhi Evranî evren-misâl şâhbâzlar vardır kim âdem ejdehâlarıdır. Bunların içine kanlı ve harâmî girse aslâ hâkime vermezler. Ammâ ol kanlı anların elinden halâs dahi olamaz, ana köpek necisi kirdimân etmeğe ta‘yîn edüp elbette tâ’ib ü tâhir olup bir kâr sâhibi olur. Cümle tabbâğ kârhâneleri 700'dür. Neferât cümle 3000 kâmil. Pîrleri Hazret huzûrunda Zeyd-i Hindî'dir, Selmân-ı Pâk'in kemer-bestelerinden onuncu pîr [ü] pîşvâdır. Ca‘fer-i Sâdık'ın Fütüvvetnâme-i Kebîr'inde mastûrdur. Kabri (---)(---)'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… kavim olmağile cümle (---) aded esnâf bunlara bakarlar. Her kankı zamânda olsa
elbette
ser-çeşmelerine Ahi Baba derler. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimizin sene 1006 …
Ammâ bu tabbâğlar bahâdır ve zorba kavim olmağile cümle (---) aded esnâf bunlara bakarlar. Her kankı zamânda olsa elbette ser-çeşmelerine Ahi Baba derler. Merhûm Melek Ahmed Paşa efendimizin sene 1006 târîhinde vezâretden azline bunlar sebeb olmuşdur. Hakkâ ki zorba esnâf-ı bî-insafdırlar. Bunların cümlesi bir yere cem‘ olsa pâdişâhları hal‘ edüp cülûsa kâdirlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194a ·
metinde göster ·
… 105, yine pîrleri Ammâr bin Yâsir'dir. İslâmbol içre cümle yüz elli hammâmdır,
elbette
her hammâmın kapusu dibinde bir pîne-dûz ya‘nî eskici fakîri kifâf-ı nefs içün …
Esnâf-ı pîne-dûzân-ı bâb-ı hammâm: Mekân 105, neferât yine 105, yine pîrleri Ammâr bin Yâsir'dir. İslâmbol içre cümle yüz elli hammâmdır, elbette her hammâmın kapusu dibinde bir pîne-dûz ya‘nî eskici fakîri kifâf-ı nefs içün kâr eder. Anlardan gayrı yerlerde cümle eskiciyân dükkân ve gayrı köşede bin aded fukarâlardır. Bunlar cümlesi alayda başlarında voltan iğneleriyle eski pabuc dikerek ubûr ederler. Ammâ seferde lâzımlı esnâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 196a ·
metinde göster ·
… ğildir kim bin gûne oyunayacaklar vardır, ibret içün Hind ü Yemen'e götürürler.
Elbette
her sene birer muhîl [u] şeytanatlı şeyler peydâ ederler, bu gûne mâhiyyetlerin …
Eyyûb oyuncakcıları dahi arabalar üzre dükkânların kamış borularla ve tırıllarla ve fırlaklarla ve hurde deff ü dümbelek ve kemânce ve sıçan ve kuşlar ve'l-hâsıl bunlarda olan şeytanat ve mashariyyât ma‘sûmlar avudacak mezâmirât ve oyuncaklar bir diyâra mahsûs değildir kim bin gûne oyunayacaklar vardır, ibret içün Hind ü Yemen'e götürürler. Elbette her sene birer muhîl [u] şeytanatlı şeyler peydâ ederler, bu gûne mâhiyyetlerin arz ederek geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205a ·
metinde göster ·
… ler. Bûsırî dahi hicv-i Nebî etmeğe âmâde oldu. Hazret dahi da‘vete icâbet deyü
elbette
ne cem‘iyyet olsa teşrîf buyururlardı. Hemân sa‘âdetle dâhil-i meclis olunca "E …
"Muhammed Yetîmî gelince bir hicve âğâze eyle kim Muhammed müte’ellim ola" dediler. Bûsırî dahi hicv-i Nebî etmeğe âmâde oldu. Hazret dahi da‘vete icâbet deyü elbette ne cem‘iyyet olsa teşrîf buyururlardı. Hemân sa‘âdetle dâhil-i meclis olunca "Es-selâmu aleynâ" deyüp bir köşede karâr edüp esnâ-yı kelâmda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210a ·
metinde göster ·
"Pâdişâhım, işitdim ki sekiz yüz mü’ellif ü musannif ve dörd mezheb şeyhülislâmların ve Bursa monlâsını ve yetmiş fetvâya kâdir ulemâları cümle âteşe yakarmışsın, el-cevâb 'Allâhu a‘lem olur olmaz' demeğe kâdir bir ulemâ kalmadıkdan sonra elbette millet-i Mesîhiyye papaslarının bâtıl şerî‘atlarına muhtâc olmamız mukarrerdir. Elbette kırk elli papas taleb etmeğe bir kulunuz gönderirsiz, bâri hakîri bu kıyâfetle tekur-ı bî-nûra göndürin. Bursa şehrin keşîşler ile doldurup Keşîş dağımızda yine ke'l-evvel karâr etsinler" dedükde Kör Hasan'ın bu gûne ilzâmından {Yıldırım Hân} mülzem olup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210b ·
metinde göster ·
kırk elli papas taleb etmeğe bir kulunuz gönderirsiz, bâri hakîri bu kıyâfetle …
"Pâdişâhım, işitdim ki sekiz yüz mü’ellif ü musannif ve dörd mezheb şeyhülislâmların ve Bursa monlâsını ve yetmiş fetvâya kâdir ulemâları cümle âteşe yakarmışsın, el-cevâb 'Allâhu a‘lem olur olmaz' demeğe kâdir bir ulemâ kalmadıkdan sonra elbette millet-i Mesîhiyye papaslarının bâtıl şerî‘atlarına muhtâc olmamız mukarrerdir. Elbette kırk elli papas taleb etmeğe bir kulunuz gönderirsiz, bâri hakîri bu kıyâfetle tekur-ı bî-nûra göndürin. Bursa şehrin keşîşler ile doldurup Keşîş dağımızda yine ke'l-evvel karâr etsinler" dedükde Kör Hasan'ın bu gûne ilzâmından {Yıldırım Hân} mülzem olup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210b ·
metinde göster ·
… id ana nazîre bir taklîd etmek mümkün değildir. Bir kere dinleyen mahabbet edüp
elbette
irşâd olması mukarrer idi. Zîrâ cemî‘i taklîdi tahkîk-i hakîkî olmak üzre netîc …
Şeyh Şâzilî'den sonra hayâl-i zılla şöhret veren oldur. Hayâl-i zıl perdesi içinde bir küçük perde dahi kurup gâyet hurde tasvîrler ile hayâl-i zıl oynatmak anın te’lîfi idi. Ve gâyet zen-dost olmağile hayâl-i zılda cüvân-nigâr taklîdi ve hoppa taklîdi ve dilsizler taklîdi ve dilenci Arab ve Arnavud taklîdi ve Bekrî Mustafâ ile dilenci kör Arab taklîdi, mîrasyedi çelebi ve devrânî çelebiler ve üç aşkıyâ çelebiler ve cüvân-nigâr ve cüvân ile nigâr hammâma girüp Gâzî Boşnak hammâmda cüvân-nigârı basup Karagöz'ü kîrinden uryân bağlayup hammâmdan çıkarmasın ve Hacı ivad babası Şerbetcizâde taklîdin, ve'l-hâsıl hayâl-i zılde üç yüz pâre taklîdleri vardır kim bir mukallid ana nazîre bir taklîd etmek mümkün değildir. Bir kere dinleyen mahabbet edüp elbette irşâd olması mukarrer idi. Zîrâ cemî‘i taklîdi tahkîk-i hakîkî olmak üzre netîce-i kelâmları cümle tasavvuf idi, yine böyle iken âdem gülmeden bayılırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
… inâ gûyâ Malta ve Alakorna kâfiristânıdır, andan tâ Karadeniz Boğazı'na varınca
elbette
her rabtada meyhâne mukarrerdir, ammâ Ortaköy ve Kuruçeşme ve Arnavudköyü ve Ye …
İslâmbol'un cânib-i erba‘asında meyhâneler çokdur, ammâ vefret üzre olanlar Samadyakapusu'nda ve Kumkapu'da ve Yeni Balıkbâzârı'nda ve Unkapanı'nda ve Cibâlikapusu'nda ve Ayakapusu'nda ve Fenerkapusu'nda ve Balatkapusu'nda ve karşıda Hâsköy'de ve Galata demek meyhâne demekdir kim Allâhümme âfinâ gûyâ Malta ve Alakorna kâfiristânıdır, andan tâ Karadeniz Boğazı'na varınca elbette her rabtada meyhâne mukarrerdir, ammâ Ortaköy ve Kuruçeşme ve Arnavudköyü ve Yeniköy ve Tarabya ve Büyükdere ve Anatolu tarafında Kuzguncuk'da ve Çengelköyü'nde ve Üsküdar'da ve Kadıköy'de cümle bu zikr olunan şehirlerde tabaka tabaka beşer altışar kat meyhânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
Bu cümlesi vakt-i seherden deryâ gibi temevvüc edüp cereyân ederek bir günde ubûr edüp her esnâf Yenibâğçe kurbünde Husrev Paşa türbesinde İslâmbol kadısı (---) Efendi hânesi önüne elbette varmaları kânûndur kim, zîrâ cümle ehl-i hırefin narh [u] terâzûlarına nâzır [u] nuzzâr olan İslâmbol mollâsıdır ve cemi‘yyetlerine me’mûr olup anın hükm-i tassarruflarındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215b ·
metinde göster ·
… a "â â â â" deyüp avret sadâsı gibi gülerdi. Andan sonra her ne su’âl etdilerse
elbette
bir hâl ile halkın su’âllerin lehce-i lisân-ı hâlile anlatmağa cidd ü cehd etme …
"Kabru kabru hafru" deyüp bir zamândan sonra "â â â â" deyüp avret sadâsı gibi gülerdi. Andan sonra her ne su’âl etdilerse elbette bir hâl ile halkın su’âllerin lehce-i lisân-ı hâlile anlatmağa cidd ü cehd etmeği kendüye ilzâm edüp elbette anladırdı. Ammâ ba‘zı âdem gönlünden bir şey dutardı ve muğayyebât-ı hamseden bir nesne su’âl etseler mukayyed olmazdı. Ancak
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
anladırdı. Ammâ ba‘zı âdem gönlünden bir şey dutardı ve muğayyebât-ı hamseden b …
"Kabru kabru hafru" deyüp bir zamândan sonra "â â â â" deyüp avret sadâsı gibi gülerdi. Andan sonra her ne su’âl etdilerse elbette bir hâl ile halkın su’âllerin lehce-i lisân-ı hâlile anlatmağa cidd ü cehd etmeği kendüye ilzâm edüp elbette anladırdı. Ammâ ba‘zı âdem gönlünden bir şey dutardı ve muğayyebât-ı hamseden bir nesne su’âl etseler mukayyed olmazdı. Ancak
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile
elbette
bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve bu …
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… raz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde
elbette
çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür- …
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… at fışkısı döküp rahnedâr olan yerleri fışkı ile kapanup su cereyân eder. Ammâ
elbette
suların lezzeti ve levni müteğayyir olur. Ammâ rûz-ı rûşende fışkı dökmek ihtim …
Cümleden âb-ı hayât-ı Bunarbaşı'dır kim Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde niçe yerde kayalardan pâk sâfî ve beyâz ve rakîk âb-ı nâb çıkup şehr-i Bursa'ya müstevlî olur. Ve Sünderlibaşı ve Çatalkaynakbaşı ve Kepizbaşı ve Naşideresibaşı ve Sobranbaşı ve Ardıçlıbaşı ve Harsudbaşı ve Billur Kaynağı ve Samanlı Kaynak, Yıldırım Hân Keşiş Dağı'nda bir ayn vardır, cereyân edüp gâyib olur, andan saman döküp bu mahalden saman zâhir olduğiçün Samanlı Kaynak derler. Andan Şeker Kaynağı ve Selâm Kayası Kaynağı ve Kral Kaynağı ve Murâd Dede Kaynağı, ve'l-hâsıl on yedi aded kaynağ-ı azîmler vardır kim mâh-ı Temmûz'da bunların birine benî Âdem elin sokup üç taş çıkarmağa kâdir değildir, tâ bu mertebe mâ-i bâridlerdir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup zâlim suyolcuları giceyle su yollarına at fışkısı döküp rahnedâr olan yerleri fışkı ile kapanup su cereyân eder. Ammâ elbette suların lezzeti ve levni müteğayyir olur. Ammâ rûz-ı rûşende fışkı dökmek ihtimâlleri yokdur kim hâkim haklarından gelir. Ammâ sâhib-i tab‘ olan kimesneler mezkûr on yedi kaynaklardan ve niçe yüz pâk çeşmelerden su getirüp nûş edüp safâ ederler. El-hâsıl Bursa demek, sudan ibâret bir kelâmdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 226b ·
metinde göster ·
… emerlerdir ve câ-be-câ yerlerinde demir pencereleri vardır. Ve her kûşe başında
elbette
birer çeşme mukarrerdir kim ikişer lüleli âb-ı hayâtlardır. Rûz-ı temmûzda bu e …
Ve bu cümle zikr olunan on aded esnâfın dekâkînleri bedâstenin cânib-i erba‘asın ihâta edüp cümlesi kârgîr binâ ve tertîb üzre mebnî cümle kurşum örtülü toloz kemerlerdir ve câ-be-câ yerlerinde demir pencereleri vardır. Ve her kûşe başında elbette birer çeşme mukarrerdir kim ikişer lüleli âb-ı hayâtlardır. Rûz-ı temmûzda bu esvâklara huddâmlar çeşmelerden âb-ı hayât nisâr edüp cümle sûklar serdâb-ı hâne-i Bağdâd'a müşâbih olur. Bursa'nın cümle a‘yân-ı kibârı şiddet-i hârda bu kapalı çârsû-yı hüsnlerde oturup hüsn-ı cemâl bâzârı ederler ve bu mezkûr esvâklardan mâ‘adâ niçe yüz yirde tertîb üzre binâ olunmuş bâzâr-ı muhabbetler vardır. 228b Seyyâhân-ı büldânların rivâyetleriyle bu çarsû-yı bâzârların binâsına mu‘âdil bir binâ-yı şîrîn bir diyârda yokdur, illâ Haleb'de ve Edirne'de Alî Paşa çârsûsu vardır, deyü medh ederler. Hakkâ kim Bursa'nın çârsûları İslâmbol'da bile yokdur. Sarrâchânesi dahi bir şâhrâh üzre vâkı‘ olmuş bir müzeyyen çârsûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228a–228b ·
metinde göster ·
zir [ü] zeber olur, gâyet mücellâ taşlardır. Bu kadar yüz yıldan berü bir taşın …
Ve Bursa şehrinin cemî‘î tarîk-ı âmları çakmak taşıyla döşenmiş pâk şâhrâhlardır kim bu dahi bu gûne kaldırımla meşhûrdur ammâ el‘ıyâzen billah kaldırımı çakmak taşı olmağıla at ayağı tayansa elbette zir [ü] zeber olur, gâyet mücellâ taşlardır. Bu kadar yüz yıldan berü bir taşına rahne isâbet etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
girdâb gamına düşüp beş on gün ve bir iki ay yatup metâ‘ı çürümüş tüccâr ve sev …
Zamân-ı kadîmde ma‘mûr ve bender iskele imiş, bir bî-emân girdâb-ı bî-bâd burunda vâkı‘ olmağıla cemî‘î âyende vü revende keştîler elbette girdâb gamına düşüp beş on gün ve bir iki ay yatup metâ‘ı çürümüş tüccâr ve sevdâger ve keştîbân tâ’ifeleri bed-du‘â ide ide bu iskele harâb olup iskele başında bir hân ve bir kaç müsâfirhâne ve bir câmi‘-i muhtasarı var ve birkaç bakkal ve ekmekçi ve bozacı dükkânları var, gayrı âsâr yokdur. Lâkin cânib-i erba‘asında bâğ ve bostânları çokdur. Ve iskele başındaki câmi‘in der-i dîvârlarının rûyında şikâyetnâme-i müsâfirînden bir nokta tahrîr edecek yer kalmamışdır. Zîrâ her gemi bu girdâba düşmeyince halâs olmak mümkün değildir. Elsine-i muhtelife üzre hatt-ı gûnâ-gûn ve hüsn-i hatlar seyr eylemek isteyen girdâb-ı Bozburun'a varup hatları ve dünya kaç bucakdır ol mahbes-i liman-ı belâyı seyr eylesin. Rûy-ı dîvârda bu gûne niçe bin şi‘ir ebyâtlar vardır: Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… up sohbete başladık. Mukaddemâ {tahrîr olunan} Dil İçmesi'nde müshil su içenler
elbette
bunda germ-âb ılıcalarına gelüp tahsîl-i mizâc ederler, bir kûh-ı bâlâ içre ılı …
Menzil-i Germ-âb-ı cihân-nümâ : Bir hâlî kûhistân içre aslâ güneş te’sîr etmez bir hıyâbân-ı kûyâhdır kim her tarafında birer kûşe ibâdethâne külbe-i ahzânları vardır. İki yüzden mütecaviz haymeler var. Biz dahi hayme-i müzeyyen, kuşda kurup sohbete başladık. Mukaddemâ {tahrîr olunan} Dil İçmesi'nde müshil su içenler elbette bunda germ-âb ılıcalarına gelüp tahsîl-i mizâc ederler, bir kûh-ı bâlâ içre ılıcalardır. Yanko b. Madyân zamânı binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… feyz bir nûrânî azîzdir kim bunlardan bir kerre "Bismillah" diyen ma‘sûm-ı pâk
elbette
feyz-yâb olup âlim ve fâzıl olması mukarrerdir. Ve Mekteb-i mükellef-i Hâtûniyy …
Cümle (---) aded mektebdir. Evvelâ Orta Hisâr'da Mekteb-i Ebü'l-feth Gâzî ve Mekteb-i Yeni Câmi‘ Şeyh Ricâlî hazretleri mu‘allim-i sıbyân [ve] sâhib-i feyz bir nûrânî azîzdir kim bunlardan bir kerre "Bismillah" diyen ma‘sûm-ı pâk elbette feyz-yâb olup âlim ve fâzıl olması mukarrerdir. Ve Mekteb-i mükellef-i Hâtûniyye: Câmi‘in cânib-i garbîsinde kârgîr binâ ve kubbe-i ra‘nâ mekteb-i sıbyân-ı fukarâ ve hâs u âmm nâ-resîde tıflân-ı ebced-hânları içün binâ olunmuş bir dârü't-ta‘lîm-i Kur‘ândır kim cümle eytâma cânib-i vakfdan rûz-merreteyn ta‘âmları ve îd-ı şerîfde libâsları ve arakıyye ve serâvîl kamîsları ve surre ve atıyyeleri dâ’imdir. Bu dârü't-ta‘lîmin itmâmına târîhdir "fe-temmet" [920] lafzı kapusu üzre tahrîr olunmuşdur. ve Mekteb-i İskender Paşa: (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) . Meşhûr mektebler bunlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251b ·
metinde göster ·
… r kim sihr-i i‘câzdır. Ve Gurguroğlu bıçağı bir gûne sikkîndir kim anı kullanan
elbette
düşmandan kînin alır, meşhûr-ı âfâk bir gûne mücezzem bıçakdır. Ve bir gûne Tar …
Evvelâ ekâlîm-i seb‘ada kuyumcuları gibi üstâd-ı kâmil zer-gerân bir diyârda yokdur. Hattâ Selîm-i Evvel bu şehrde müştakk olup âlem-i sabâvetinde zer-nişâncılık ilmin tahsîl edüp pederi Bâyezîd Hân ismine Darbhâne-i Tarabefzûn içün sikke kazırdı. Gûyâ sikkeyi mermerde kazırdı. Bu hakîr memsûk Tarabzen akçesin görmişiz. Ve Süleymân Hân dahi bu Tarabefzûn'da doğup Beşiktaş'da Yahyâ Efendi ile süd karındaş olup anınla Kostanta nâm bir zimmînin şâkirdi olup Süleymân Hân üstâd-ı zerger olmuşdur. Ol zamândan bu âna dek kuyumcuları iştihâr bulup bir gûne at rişemesi işlenir kim ol diyâra mahsûsdur ve buhûrdân ve gülâbdân ve kılıç ve gaddâre ve aşcı bıçakları işlerler kim sihr-i i‘câzdır. Ve Gurguroğlu bıçağı bir gûne sikkîndir kim anı kullanan elbette düşmandan kînin alır, meşhûr-ı âfâk bir gûne mücezzem bıçakdır. Ve bir gûne Tarabzon baltası var, nev-peydâ bir gûne balta-i zer-nişân işlenir kim sâ’ir diyârlarda nişânesi yokdur. Ve sadefkârî pîş tahtası ve sandûkası 252b ve sadefkârî rîğdânı ve devâtı ve iskemlesi bir diyârda yokdur, illâ diyâr-ı Hindistân'ın sadefkârîsi ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a–252b ·
metinde göster ·
hâmile kalır. Devr-i Âdem'den beri nef‘i tecrübe olunmadadır. Ve birer karışdan …
Mâhîlerinin memdûhâtların beyân eder: Evvelâ cümleden levrek balığı ve kefâl balığı gâyet kalaklı balıkdır ve kalkan balığının kalağı yokdur. Ammâ âh cânım kalkan balığı gâyet lezîzdir. Nisâ tâ’ifesi yiseler elbette hâmile kalır. Devr-i Âdem'den beri nef‘i tecrübe olunmadadır. Ve birer karışdan ziyâde kırmızı başlı kızılca tekir balığı kızılbaşlı olmağıla bu dahi lezizdir. Ve kaloz balığı ve erba‘înde uskumru balığı ve niçe bin elvân mâhîleri vardır. Ammâ memdûh olan zikr olunan balıklardır. Bunlardan ziyâde muhabbet edüp üzerine bin cân ile kurbân olup bey‘ [u] şirâsı mahallinde ceng [ü] cidâl edüp kan etdikleri mâhî cânım hapsi balığıdır. Rûz-ı hamsînde zâhir olduğiyçün hamsi balığı derler ve hamsîn gününde çıkmasının sebebi İskender-i Kübrâ asrında bir üstâd-ı kâmil gelüp ruhbân ve bıtrîklere gıda olsun içün Moloz kapusundan taşra derya içinde bir amûd üzre bir hamsi balığı sıfatında bir tuç balık tılsım edüp rûz-ı hamsînde ol mâhîden bir sadâ zâhir olunca Karadeniz'de olan cümle hamsi balıkları Tarabefzûn limanına gelüp sâhil-i bahre düşerler. Ba‘dehû Hazret-i Risâlet-penâh sa‘âdetle rahm-i mâderden rûy-ı dünyâya kadem basdıkda niçe bin mutalsamât u âteş-gede-i Nemrûd sönüp mutalsamlar münhedim olup bu hamsi tılsımı dahi yıkılup deryâya düşer. Lâkin deryâya müte‘allık tılsımât olmağıla hâlâ ameli nâfiz olup her sene yevm-i hamsînde hapsi mâhîleri karaya düşdükde yâhûd meneksile nâm kayıklarla mâl-â-mâl iskeleye geldikde balık dellâlları vardır, bu lisân ile nidâ eder: "Ey muhterûn, ey muhterûn. Esi çıfata zûn, den hurdesin, samur bâdâ taraşa, ey lefte karûn, ahnı kulup ipsarya, ala pamun, ey ümmet-i Muhammet ala pamun" deyüp bir gûne mürver ağacından boruları var. Bir kere sûr urunca azamet-i Hudâ eğer cemâ‘atle namâzı kılar istimâ‘ ederse ol ân namâzı bırağup hamsi balığına segirdirler. "Namâz bulunur ammâ hapsi bulunmaz" deyü câmi‘de imâm ve mü’ezzin dahi namâzı bozup "Ahçacuğumla bir makrama hapsi var" deyü ol nâzik sırmalı makramalara balığı koyup reftâr ederek balığın suyun akıdup giderken ba‘zılar balığın suyu akdığına acıyup "Bre palığın suyın ya ne akıdırsın, suyına bir pilavcık salsana" deyü birbirlerine 253a latîfe ederler. Yine murâd olan latîfedir. Bir kerre Çiço Hüseyin nâm bir kimesne ehliyle halet-i muhammışda ala-vere safâsında iken {balık dellâlının boru çalduğun istimâ‘ edüp} ehlinden balığın çeküp alıp uçkurun bağlayarak iskele başına gelüp hapsi balığı aldığı meşhûrdur, ammâ hakîr görmedim. Lâkin bir kerre balık meneksile borusu çalınınca (---)(---) hammâmından beş dâne uryân âdemler arak-âlûd olup har har soluyarak balık kayığına cân atup bellerindeki peştemâllarına balığı doldurup avret yerleri zâhir olur. Balıkçı bunlardan akçe isteyüp uryân âdemde akçe olmamağla balıkçıya kefîl vermiş. Balıkçı "Balık emîni kefîl ve yemîn almaz, hemân akçedür" deyince "Bre âdem, işte şu âdemler şâhid olsun imanım sana verdim" dermiş. Balıkçı da "Ben, kendim namâzlı îmânımdan bezdim, al benimki de senin olsun" demiş. Bu gûne hapsi balığı latîfeleri Tarabefzûn şehir oğlanları zurefâsı mâbeyninde darb-ı mesel olmuş latîfeler vardır. Ve yine Tarabuzun zurefâları Çiço re‘âyâlarına ulaşup derler kim, Tekerleme:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b–253a ·
metinde göster ·
… Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "
Elbette
ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetd …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… veyâhûd muvakkat oldukdan sonra menfa‘atlü zamânda sulh bozulması enfa‘ görülse
elbette
bozmak vâcibdir ve elzem-i levâzımîndendir. Hattâ Hazret-i Risâlet-penâh ehl-i …
Hâzâ sûret-i nâme-i fetvâ-yı şerîf : "Sâbıkan bir vilâyet dârü'l-İslâm'dan olup mürûr-ı eyyâm ile küffâr istilâ edüp cevâmi‘ ve mesâcid ve medâris ve minâre ve mahâfili kefere ve dalâlet-âyîn ile mâl-â-mâl olsa ve niçe ef‘âl-i habîse ile reh-zenlik edüp me‘âbir-i huccâc [u] tüccârı nehb u gâret etseler ve dîn-i Muhammedîye şe’n u rahne verseler ve etrâf-ı âleme evzâ‘-ı kabîhaları isâ‘at eyleseler pâdişâh-ı dîn-penâh hazretleri hamiyyet-i İslâm muktezâsınca diyâr-ı mezkûru küffâr-ı hâk-sâr elinden alup dâr-ı İslâma ilhâk eylemeğe kâdir olur mu? Beyân buyurula. el-Cevâb: Allahu a‘lem pâdişâh-ı İslâm kefere ile ol zamân sulh eylemek meşrû‘ olur kim kâffe-i müslimîne menfa‘at ola. Olmayıcak aslâ sulh meşrû‘ değildir. Menfa‘at müşâhade olunup mü’ebbed veyâhûd muvakkat oldukdan sonra menfa‘atlü zamânda sulh bozulması enfa‘ görülse elbette bozmak vâcibdir ve elzem-i levâzımîndendir. Hattâ Hazret-i Risâlet-penâh ehl-i Mekke ile sulh edüp altıncı senede Hazret-i Alî sulhu bozmağı enfa‘ görüp sulha mugâyir ba‘zı işler işleyüp Hicret-i Nebevî'nin sekizinci senesinde Mekke-i Mükerreme üzre varup bizzât Hazret-i Risâlet-penâh Mekke gazâsında bulunup feth etdiler. Sa‘âdetlü pâdişâh sünnet-i Resûlullah'a iktidâ buyurmuşlar. Gazâların Allah mübârek eylesün. (---)Ketebehu'l-fakîrü'l-hakîr (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a ·
metinde göster ·