… n bin tüfeng-endâz meterisdedir ve on bin atlı asker dahi âmâdedir. Ve elli bin
eli harbeli
ve çap tirkeşli ve tüfeng-endâz re‘âyâ vü berâyâlar Bitlîs şehrinin cânib-i erb …
Ve bu mahalde Erzurûm eyâletinden Pasin beği güzîde askeriyle ve Avnik beği müsellah cüyûşuyla ve Kuzucân beği mükellef ü mükemmel cündîyle üç aded beğler kânûnları üzre mehterhânelerin döğerek alây-ı azîmler ile paşa huzûrundan ubûr edüp paşadan birer hil‘at-i fâhire ile behremend olup ol ân bu üç aded sancak beğlerin ordu-yı İslâm'ın etrâfında meks etdirüp asker-i İslâm'ın ota otluğa ve zahîreye gidenlere karavul ta‘yîn olunup Van'ın sağ ve solkol ağası yine kalb-i asker ta‘yîn olundu. Ve bu mahalde ota giden fetâlar ve otluğa ta‘yîn olunan Erzurûm beğleri kemîngâhlara âdemler koyup hân tarafından niçe yüz âdemler at ve it oğlanları üzre hücûm edüp kelle almak sadedinde iken hemân kemîngâhdan Erzurûm beğleri ve bahâdıranın Rûm beğleri hân askeri içre girüp bir arbede-i hâs edüp yetmiş kelle-i Rujikiyân ve yigirmi dördü Ekrâd-ı Yezîdiyân dil dutulup kelle ve diller ile Erzurûm beğleri alây ile gelüp paşadan hil‘atler ve serlerine çelengler sancılup cümle kelleleri otak önünde bırakdılar ve paşa dilleri birer birer söyledüp Yağcıoğlu nâm bir mükessirü'l-kelâm dilli dil-i bî-bâk ü bî-pervâ eydür: "Vallahi sultânım hâlâ hânın başında on bin tüfeng-endâz meterisdedir ve on bin atlı asker dahi âmâdedir. Ve elli bin eli harbeli ve çap tirkeşli ve tüfeng-endâz re‘âyâ vü berâyâlar Bitlîs şehrinin cânib-i erba‘asını beşer altışar kat kuşadup ol sengistân içre meterisler yapup hâlâ şehri ihâta edüp muhâfaza ederler ve kal‘aya Kara Alî Ağa nâm bir ağasın üç bin tüfeng-endâz Rujikî ve Haltî ve Çekvânî ve Celüv kavmleriyle kal‘a[y]ı pür edüp muhâfaza ederler. Ve hân dahi bâğında kendü askeriyle bâğını muhâfaza edüp anda dahi kâmil üç bin tüfeng-endâz mevcûddur ammâ sultânım siz sa‘âdetle Âdilcevâz kal‘asına gelen bu bizim Bitlîs şehri içre cemî‘i re‘âyâ vü berâyâ hân askeri zulmünden mâllarıyla dağlara ve taşlara firâr edüp avret u oğlan çekilmede ve evler gâret olunmada. Derûn-ı şehirde bir vâveyla vü figân vardır kim şeb [u] rûz mahşerden bir nişân olmadadır." dedikde paşa-yı müdebbir bu dilin bî-bâk dilinden hazz edüp "Dahi beri gel ne beğlerden imdâd geldi." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a ·
metinde göster ·
refîkler ve firâvân darı ekmekleri ve pişmiş koyunlar ve karpuz ve hûrmâlar ver …
Andan ale's-sabâh hâkim hakîre hecînli ve eli harbeli refîkler ve firâvân darı ekmekleri ve pişmiş koyunlar ve karpuz ve hûrmâlar verüp Nîl kenârına yine cenûba dağlı ve taşlı ve sindiyân ve âbnûs ağacı ormanlı yerleri ubûr ederek iki günde anâ çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y395b ·
metinde göster ·
… Q 320a⟧ P 317a edüp dahi ileri bilâ-hisâb kara nahıra benzer sürü sürü piyâde
eli harbeli
ve beli kırbalı kavmlerin her biri gûnâ-gûn lehce-i mahsûsları ile tegannî eder …
Ertesi ale's-sabâh cümle asâkir-i Berberî pâk libâsların geyüp âlât-ı silâhlariyle iktidârlarına göre kendüleri tezyîn edüp melik-i Berberistân dahi asâkir-i sâhib-sinânların yemîn ü yesâra cenâheyn-vâr tertîb edüp bî-hisâb eli hıştlı esb-süvâr ve hecîn-süvâr askerin dahi talî‘a Q 320aP 317a edüp dahi ileri bilâ-hisâb kara nahıra benzer sürü sürü piyâde eli harbeli ve beli kırbalı kavmlerin her biri gûnâ-gûn lehce-i mahsûsları ile tegannî ederek azm-i râh ederlerdi. Ve melik dahi kendi tevâbi‘leri ile yüz altmış boybeğleri ve kal‘a kanları kûs [u] kebürgelerin çalarak âvâze-i tabl [u] dühül ve kûs [u] makrafa sadâsı evce peyveste olurdu. Bu hâl üzre Nîl kenârınca cânib-i cenûba yedi sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y403b ·
metinde göster ·
… îk asker taleb etdiler. Ale'r-re’s deyüp bin atlı ve bin hecînli iki bin piyâde
eli harbeli
âdemler verdi.
Ba‘de't-ta‘âm bir alay Habeş tüccârları ve yeniçeri Cebertileri gelüp Habeş'e gitmeğe izin isteyüp imdâd ve refîk asker taleb etdiler. Ale'r-re’s deyüp bin atlı ve bin hecînli iki bin piyâde eli harbeli âdemler verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y418a ·
metinde göster ·
… ammâ bunlara bir çâre edemedi. Dağı ve taşı ve râğı ve bâğı ve karîbi ve ırağı
eli harbeli
zâğî benî âdem dutmuşdur.
Ve hâkimleri kendü taraflarındandır, ammâ hükm [ü] hükûmât nedir bilmezler. Kaçan birbirleri mâbeynlerinde bir da‘vâları olsa eğer şehirlerinde bir tüccâr var ise varup ana tanışırlar. Eğer ol âdem hayr u şer ne derse anın hükmüne fermânber olurlar. Gâyet bülhe âdemlerdir. Ammâ şecî‘lerdir; Portakal küffârı bunların şecâ‘atinden vilâyetlerine istîlâ edemedi. Hâlâ ki şehirleri sâhil-i bahrdedir, sâhil-i bahrde olan diyârlar hod küffârın karârgâhlarıdır, ammâ bunlara bir çâre edemedi. Dağı ve taşı ve râğı ve bâğı ve karîbi ve ırağı eli harbeli zâğî benî âdem dutmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·