… eri imzâsıyla mümzâ olup hâlâ zürriyetinden olmamız cihetiyle tevliyet-i mezbûr
elimizde
olup keyfe mâ-yeşâ mutasarrıfız. Ol takrîb ile dâ’imâ evkâfnâmelerimize nazar e …
Ol asırda büyük dedemiz Yavuz Er Beğ Ebü'l-feth'in mîrialemliği hizmetinde olup İslâmbol fethinde dedemiz ma‘an bulunup Unkapanı'nın iç yüzünde Sağrıcılar câmi‘i zemîninde olan binâları dedemiz mâl-ı ganâyim ile kabz edüp ba‘de'l-feth bir câmi‘ ve yüz dekâkîn inşâ etdirüp câmi‘ine vakf etmişdir. Bu hakîrin İslâmbol içre mütevellid olduğu hânemizi gazâ mâlında[n] dedemiz binâ edüp sâkin olurlar. Ve binâ etdüği câmi‘in ve dekâkîn ü büyûtların berâtları Ebü'l-feth'in tuğra-yı garrâsıyla ve hüccet-i şer‘iyyelerin imzâları Emîr Buhârî hazretleri imzâsıyla mümzâ olup hâlâ zürriyetinden olmamız cihetiyle tevliyet-i mezbûr elimizde olup keyfe mâ-yeşâ mutasarrıfız. Ol takrîb ile dâ’imâ evkâfnâmelerimize nazar edüp Ebü'l-feth'in hilâfeti târîhleri ve tulû‘-ı zuhûru mazbûtumuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
… isyân etmemişlerdir. Bu Erdel diyârına Hak bereket versin dörd kerre seferinde
elimize
belağan mâ-belağ mâl-ı ganâyim üsârâ girmişdir.
Bu Eyâlet-i Erdel dörd sancakdır. Bir kavmi Hayduşak'dır, bir kavmi Erdel'dir, bir kavmi Seykeldir, bir kavmi Saz Macarı'dır. Cemî‘i zamânda {Saz kavmi} Âl-i Osmân'a isyân etmemişlerdir. Bu Erdel diyârına Hak bereket versin dörd kerre seferinde elimize belağan mâ-belağ mâl-ı ganâyim üsârâ girmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51a ·
metinde göster ·
… yedi esîr ve yigirmi at ve üç semmûr ve bir çift sîm üzengi ve gayrı sîm âvânî
elimize
girdi. Târîh-i güfte-i Kemen Yanoş-ı esîr:
Hamd-i Hudâ bu gazâda bu hakîrin destine on yedi esîr ve yigirmi at ve üç semmûr ve bir çift sîm üzengi ve gayrı sîm âvânî elimize girdi. Târîh-i güfte-i Kemen Yanoş-ı esîr:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84a ·
metinde göster ·
… esnelerin geydüği hırkalar, Arapça hadîs[i] üzre yenlerin kısa eylemekdir kim
elimi
alâyık-ı dünyâdan çekdim, demekdir.
Ve hırkanın 148b alâmeti sâhib-i sülûk olan ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at kimesnelerin geydüği hırkalar, Arapça hadîs[i] üzre yenlerin kısa eylemekdir kim elimi alâyık-ı dünyâdan çekdim, demekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148a–148b ·
metinde göster ·
… rûnü'r-Reşîd hılâfetinde şehîd olmuşdur. Bu tekyede olan fukarâya Balıkhisâr'da
elimize
giren âmedân-ı ihsân-ı Hüdâ'dan on guruş tasadduk ve üç aded kurbân zebh eyleyü …
Yaz meydânı ve kış meydânları vardır. Cümle Çubukovası ve Yabanovası ve Murtatovaları cümle ayak altında nümâyândır. Ve bu âsitânenin evkâfı gâyet çokdur. Ve senede bir kerre azîm mevlûdü olup kırk elli bin adem cem‘ olur. Zîrâ bu Hüseyin Gâzî, İmâm Hüseyn evlâdından sâdât-ı kirâmdan olup İmâm Hüseyn gibi bu Hüseyin Gâzî dahi dest-i küffârda dîn-i mübîn uğuruna sene 244 târîhinde Hârûnü'r-Reşîd hılâfetinde şehîd olmuşdur. Bu tekyede olan fukarâya Balıkhisâr'da elimize giren âmedân-ı ihsân-ı Hüdâ'dan on guruş tasadduk ve üç aded kurbân zebh eyleyüp Şeyh Memi Cân Dede'nin hayr du‘âsın alup cümle fukarâ gülbâng-ı Muhammedî çekdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 355b ·
metinde göster ·
… zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp
elimiz
kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûk …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… e hakîr ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akçe almadan
elimiz
değmez oldu. Arapça .
Andan devlet yâver olup baht [u] tâli‘ mes‘ûd olup cemî‘i a‘yân-ı devlet ehl-i havâyic şeb [u] rûz sarâya gelüp gitmeğe başlayup âdem deryâsı izdihâmından sarâyımızda bir hatve arz-ı hâliye kalmayup yedi günde mâl deryâsı cereyân edüp yedi günde yedi bin kîse hâsıl oldu. Netîce-i merâm cümle tevâbi‘ [u] levâhık ve hakîr ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akçe almadan elimiz değmez oldu. Arapça .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96a–96b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Piyâle Paşa feth-i fütûh haberiyle pây-ı taht-ı Süleymân Hân'ı bûs edüp Sakız cenerali huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp İslâm ile müşerref oldukda eydür "Pâdişâhım, ecdâdın Yıldırım Bâyezîd Hân asrında Karadeniz'in Rûm canibinde Babadağı şehri kurbunda Köstence kal’ası bizim Ceneviz kralının idi. Yıldırım Han ceddin zor-ı bâzû ile ol kal‘ayı cebren ve kahren elimizden alup cümle bakıyyetü's-seyfimiz gemilerle Kefe'ye firâr etdikde Köstence kal‘ası harâbında liman kapusu eşiği altında yedi küp altun ve cevâhir medfûndur. Anları çıkarmağa bu hakîri mübâşir edüp eyle bir gencîne-i firâvân pâdişâha müyesser ola" dedikde derhâl Süleymân Hân Zâl Ceneviz kapudanlığından İslâm ile müşerref olana dergâh-ı âlî kapucubaşılığı ihsân edüp üç yüz tevâbi‘iyle şehr-i Köstence'ye varup ol mahall-i kenzden eliyle komuş gibi defîneyi çıkarup yedi aded Husrevânî leb ber-leb Takyanusî filoriden mâ‘adâ niçe bin aded âlât-i silâh ve niçe bin kıt‘a la‘l u yâkût ve elmas u zümürrüd çıkar kim hesâbın Hallâk-ı ezel bilür. 126a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125b–126a ·
metinde göster ·
… âhîde Melek Ahmed Paşa efendimiz huzûrunda hil‘at-ı pâdişâhî ile behremend olup
elimize
Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve tershâne emîninden temessükâtlar ve huccet-i ş …
Bu bâlâda tahrîr olunan hizmet-i pâdişâhîleri fermân-ı hümâyûn üzre beş ayda tahsîl edüp Tershâne-i âmireye teslîm etdiğimiz mukâbelesinde dîvân-ı pâdişâhîde Melek Ahmed Paşa efendimiz huzûrunda hil‘at-ı pâdişâhî ile behremend olup elimize Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve tershâne emîninden temessükâtlar ve huccet-i şer‘iyyeler alup yine efendimiz Melek Ahmed Paşa hizmetinde âsûde-hâl idik. Meğer İpşir Paşa Haleb'den gelmeyüp İslâmbol içer bir hay huy güft-gû olup cümle halk İpşir'in gelmesinde şekk [ü] şübhede idiler. Ve ser-i kârda olan kimesneler havflerinden İpşir İslâmbol'a gelmeyüp Celâlî olmasına ve Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa gibi Üsküdar'da İpşir bozulup bir cânibe firâr etmesin isterlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… e bre" deyüp tarfetü'l-ayn içre bunlara karîb vardıkda cümle başları bırakdırup
elimize
teklîf-i mâlâ-yutak edüp Mahmûdî Beği İbrâhîm Beğ ileride bulunup hânlılar da B …
Bu haber-i mûhiş paşaya gelince, "Bre bre" deyüp tarfetü'l-ayn içre bunlara karîb vardıkda cümle başları bırakdırup elimize teklîf-i mâlâ-yutak edüp Mahmûdî Beği İbrâhîm Beğ ileride bulunup hânlılar da Bitlîs derelerine girme sadedinde iken İbrâhîm Beğ anları çevirüp çoğunun atları kalup Bitlîs deresine cân atam derken anları da kayd ü bend edüp çıt-a-çıt tüfengleşerek paşa dahi yetişüp altı yüz hân askerinden ancak iki yüz ellisi piyâde sengistâna düşüp halâs oldular. Üç yüz ellisi hemân ol mahalde dendân-ı tîğdan geçüp cümle kelleleri paşa leşkeri yanında bırakdırup bizim şehîdlerin iki yüz aded kellelerin hemân ol mahalle bir dere içre bir bayır altında defn edüp ba‘de'l-asr ordu-yı İslâm'a girüp paşa eydür: "Bre bre şu nâmerd hân gerçi hânesinde mihmân olduğumuzda bize hokkabâz şekilli göründü ammâ müdebbir imiş. Kemîngâhlarda yiğit saklarmış. Tiz dellâllar nidâ eylesünler kim her kim çete ve yağma ve talana giderse katl ederim." deyü yemîn edüp münâdîler nidâ edüp ol gice cemî‘i ümerâlara fermânlar gidüp taraf taraf cânib-i erba‘ada ince karavullar ta‘yîn olunup "Herkes çadırlarında hâzır-bâş olsunlar ve çadırlarından bir hay huya çıkmasınlar ve ata binmesinler ve âteş yakmasınlar ve tüfeng atmasınlar." deyü gûnâ-gûn tenbîh ü te‘kîdler olunup ordunun cânib-i erba‘asına birer tüfeng menzili ba‘îd kat-ender-kat ince karavullar konulup herkes haymesinde hâzır-bâş dururlardı. Zîrâ imdâda gelmeyen Kürdistân beğlerinden havf olunurdu. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân'ın umûr-dîde olduğundan ve müdebbir ü mubassır olup hıyel u şeytanatda yegâne-i asr u ferîdü'd-dehr olduğundan ve asker-i bî-pâyân olduğundan hân bir gice ale'l-gafle şîrînlenüp bir hîle ile şebhûn eder deyü paşa ve asker-i İslâm havf ederlerdi. Ammâ Allah âlim ü dânâdır, ol hân-ı âlîşân âlüfte vü âşüfte hân-ı mazlûm bir şeyden haberi yok iken bir alây gammâz-misâller hân-ı bî-günâhı paşaya gamz ide ide cümle müfsidîn ü hâsidînler hâh-nâ-hâh hân-ı bî-günâhı âk edüp cenge âheng etdirdiler. Âhir Hân dahi gayret-i hamiyyet-i Âl-i Abbâsiyân'ı vücûda getirüp otuz kırk bin asker başına cem‘ eyleyüp bu gûne harekâtlar eyleyüp Ahlat kal‘asından berü kâh bizim asker Hân tarafından ve kâh Hân askeri bizim tarafımızdan kelle ve dil alırlardı. Ammâ Paşa-yı müdebbire Pinyanişî beği tarafından bir dil gelüp meğer gâyet fasîh ü belîğ söz ebesi diller imiş, Paşa'ya eydür: "Sultânım, ol hân-ı bed-gümân-ı bî-îmân Ekrâd-ı Yezîdî'den ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî ve Çelevî'den ve Tüvanî ve Mervânî 265a ve Beddî ve Nankî ve Küvarî ve Güvaşî ve Bezikî ve Mornî ve Kanahî'den ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kavm-i Yezîdîlerden kâmil yigirmi bin tüfeng-endâz ve kırk bin cürd atlı hayyâl-i mümtâz cem‘ edüp vezîri Çâker Ağa ile bu Ekrâd a‘râb-ı hâne-harâblar Hâna imdâd etmeğiçün kûh-ı Dehdîvân'ın Cehennem deresinden bu gice sizi basacaklardır." deyü bu hânın asker-i bî-pâyânı evsâfın ve mehâbet-i dârât-ı azamet-i salâbeti tarafın ol kadar ta‘rîf u tavsîf etdi kim gûyâ Sâm [u] Nerîmân'ı ve Zâl [u] Güstehem'i meddâhlar medh etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b–265a ·
metinde göster ·
… in her şeylerine tahammül ederiz ammâ Çâr-yâr-ı Güzîne sebb ediyorlar. Korkarız
elimizden
bir hatâ çıkar. Buna bir ilâc görün. Yohsa vallahi bir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı …
Hemân bizim Alî Beğ eyitdi: "Sultânım bu Acem'in her şeylerine tahammül ederiz ammâ Çâr-yâr-ı Güzîne sebb ediyorlar. Korkarız elimizden bir hatâ çıkar. Buna bir ilâc görün. Yohsa vallahi bir kaç Kızılbaş-ı teberrâyı katl ideriz." dediler. Hakîr eyitdim: "Bre âdemler, edebinizle olunuz. Islâh-ı âlem size mi kaldı. Bir kaç gün çârsû-yı bâzâra çıkman." deyü tenbîh [u] te’kîd etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291b ·
metinde göster ·
Andan Melik Sırfeyâîl eyitdi. "Yâ Resûlullah, şer‘ile huzûrunda da‘vâm var. Dünyâ halk olunaldan berü Dârü's-sakalân şehr-i Nasîbîn bizim kânımız idi. Şimdi sana nübüvvet geldiği mahalde şehr-i Nasîbîn'den ervâh-ı habîse Melik Tahlîc ile ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl edüp anlar bizi bu hâle koyup anlardan ve bizden bu kadar cân u cinn helâk olup âhir münhezim olup huzûruna geldim. Amân yâ Muhammed, vatanımız elimizden gitdi." deyü feryâd etdiğinde hemân Hazret-i Risâlet-penâh tecdîd-i vudû edüp eydür:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393a ·
metinde göster ·
Sırfeyâîl-i tayyibe eydür: "Yâ Nebî! Bu Tahlîc-i habîse benim mülk-i mevrûsumu elimden aldı kim dâr-ı dünyâ duralı abâ-an-ceddin mekânımız idi. Şimdi bu Tahlîc bu İblîs askeriyle yek-dil [ü] yeh-cihet olup bizi şihâb ile helâk edüp mülkimiz elimizden aldı." deyü da‘vâ etdikde Tahlîc, ervâh-ı habîse tarafından şeytân aleyhi'l-la‘ne söze başladıkda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkd …
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… u ve ne karardı ve bozardı. Âteşin harâreti bile te’sîr etmeyüp âteşden çıkarup
elimize
aldık. Gûyâ buz pâre gibi idi. Niçe şey’leri Paşa'ya verüp ol dahi Âsitâne'de K …
Hakîkatü'l-hâl niçe bisâtları âteşe bırakdık. Ne yandı ve ne kavruldu ve ne karardı ve bozardı. Âteşin harâreti bile te’sîr etmeyüp âteşden çıkarup elimize aldık. Gûyâ buz pâre gibi idi. Niçe şey’leri Paşa'ya verüp ol dahi Âsitâne'de Kaya Sultân'a hedâyâ gönderdi ve hâlâ hakîrde niçe gûne şey’leri vardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37a ·
metinde göster ·
… r yükü hemân yanımızda olan seksen yedi aded haşerât âdemler ve haya huya gidüp
elimizin
kiri ve yüzümüzün karası kalup altı yük akçeyi efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya gö …
Ez-în-cânib bâlâda tahrîr olunan Babadağı kazâsının (---) pâre mezkûr kurâlarından kudûmiyyemiz ve Kili kal‘ası meremmât mühimmâtiyçün ve Paşa'nın zahîre bahâsıyçün cümle altı yük akçe ale't-ta‘cîl tahsîl edüp 68a hakîr dahi kendimizin kudûmiyye ve mübâşereti ve cüz-i ma‘dûd kalemiyye ve avâ’id-i fevâ’idim içün üç kazâ yerden üç yük akçe-i semm-i helâhil peydâ edüp bir yükü hemân yanımızda olan seksen yedi aded haşerât âdemler ve haya huya gidüp elimizin kiri ve yüzümüzün karası kalup altı yük akçeyi efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya göndermek sadedinde iken ol gün konakçı ile Paşa'nın tuğu gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67b–68a ·
metinde göster ·
sol eline alup Ayasofya'da bir gûne namâz kıldık, ammâ ömrümde eyle bir helc [u …
Hemân Sun‘îzâde Efendi eydir: ‘Elem çekme şehîd. Emr Hakk'ındır kim Allâh sana da kadirdir’ deyüp, boğazından beyâz Kişmirî şalın çıkarup benim arkama şalın örtüp hemân sağ elimi sol eline alup Ayasofya'da bir gûne namâz kıldık, ammâ ömrümde eyle bir helc [u] melc namâz kılmadım, ammâ imâmımız Sun‘îzâde şeyhülislâm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77a ·
metinde göster ·
… n anlar bizi kendi hâlimize kosunlar. Bak beş aydan berü bu kadar bin asker ile
elimiz
vilâyetimiz harâb etdiğinizden gayrı hâlâ defterimizde mastûrdur. Altı aydan be …
"Hâşâ, biz bu serhadde sulha mugâyir iş edüp sizin harâb etdiğiniz kal‘alara er koyup amâr edeyiz. Ancak Osmânlı'dan havf edüp kadîm-i eyyâmdan bizim olan kal‘alarımız amâr ederiz. Hemân anlar bizi kendi hâlimize kosunlar. Bak beş aydan berü bu kadar bin asker ile elimiz vilâyetimiz harâb etdiğinizden gayrı hâlâ defterimizde mastûrdur. Altı aydan berü kırk üç bin âdemimiz esîr etmişsiz" dedikde, hakîr eyitdim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… du, ammâ ceng hâlidir. Zanca derler Allâh elinde bir hâldir kim Allâh onu bizim
elimize
giriftâr eyledi, lâkin kendi esîr düşünce bizden sekiz bin altmış cân toprağa d …
Bir âkıl ve müdebbir ve mutabassır kefere idi. Hattâ Bihke kapudanı içün eydir: "Bârekallâh, kapudan nefsinde bahâdır dilâver erdir. Yedi hersekimiz içinde dolusu içilirdi ve nâmı yedi dîvânda okunurdu, ammâ ceng hâlidir. Zanca derler Allâh elinde bir hâldir kim Allâh onu bizim elimize giriftâr eyledi, lâkin kendi esîr düşünce bizden sekiz bin altmış cân toprağa düşürüp, anlardan kırk 162a Türk öldü ve yetmişi esîr oldu. Kapudan gidi kendisi esîr olunca bizden beş aded yarar kapudanlarımı kapudan kendi eliyle at üzre kesüp kendi de ağır gövde ile atdan tekerlenüp üç bin Hıristiyânımız yanına vardıklarınca Tatar niçe âdemlerimiz dahi kırup âhir kendüyi bağlayup bu kadar yıldır esîr-i bend-i zincir idi. Elhamdülillâh şimdi elimizden kurtulup öldürdüğü Hıristiyânlarımızın âhiretde cevâbın veregitsin" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b–162a ·
metinde göster ·
Bir âkıl ve müdebbir ve mutabassır kefere idi. Hattâ Bihke kapudanı içün eydir: "Bârekallâh, kapudan nefsinde bahâdır dilâver erdir. Yedi hersekimiz içinde dolusu içilirdi ve nâmı yedi dîvânda okunurdu, ammâ ceng hâlidir. Zanca derler Allâh elinde bir hâldir kim Allâh onu bizim elimize giriftâr eyledi, lâkin kendi esîr düşünce bizden sekiz bin altmış cân toprağa düşürüp, anlardan kırk 162a Türk öldü ve yetmişi esîr oldu. Kapudan gidi kendisi esîr olunca bizden beş aded yarar kapudanlarımı kapudan kendi eliyle at üzre kesüp kendi de ağır gövde ile atdan tekerlenüp üç bin Hıristiyânımız yanına vardıklarınca Tatar niçe âdemlerimiz dahi kırup âhir kendüyi bağlayup bu kadar yıldır esîr-i bend-i zincir idi. Elhamdülillâh şimdi elimizden kurtulup öldürdüğü Hıristiyânlarımızın âhiretde cevâbın veregitsin" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b–162a ·
metinde göster ·
… dururlar" dedikde biz dahi Tatar gâzîlerimizle bir yere cem‘ olup müşâvere edüp
elimizde
olan esîrlerin elleri kılıca yapışmağa kâdir olanları ân-ı vâhidde kılıçdan geç …
"Bire meded küffâr boğazın ağzın almış ve azîm ağaçları kırıntılar dökmüş. Sol tarafda pür-silâh olup dururlar" dedikde biz dahi Tatar gâzîlerimizle bir yere cem‘ olup müşâvere edüp elimizde olan esîrlerin elleri kılıca yapışmağa kâdir olanları ân-ı vâhidde kılıçdan geçirdik. Ve cümle sığır ve koyunları sıyırup saldık. Ve cümle arabaları tabur gibi ederek kâfir bizi beklediği Bortin boğazı nâm mahalle varup tekrâr müşâvere edüp küffâr aşağı boğazı beklerken yüz aded tüfeng-endâz yiğitlerimiz dağdan kâfirlerin üzerlerine bir yaylım kurşum yağdırdıkları gibi bizler dahi Tatarlar ile iki yüz yiğit dere içinden "Allâh" deyüp koyuldukda hamd-i Hudâ küffârı boğaz ağzından koparup atlıların atlımız, piyâdelerin piyâdelerimiz kıra kıra ol ân yüz kelle ve iki yüz Macar ve iki avret esîr edüp mukaddemâ kırdığımız(ın) esîrlerin ivazın Hudâ-yı Barî yârî olup bu kadar mâl-ı ganâ’im alup bırakdığımız sığırları dahi çözüp {ve esîrleri alup}4a hamd-i ilâh esîrlikden halâs olup serserî giderken on iki aded esîr Macarlarımız eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b–4a ·
metinde göster ·
… develer gerdânı gibi yılanlar ve çıyanlar ve akrebler sokarak her âdemin azâb-ı
elimi
tasvîrlerin görenler hemân terk-i dünyâ edüp her şeyden tâ’ib ü tâhir olup yeme …
Zîrâ üstâd-ı nakkâş-ı Fireng-i Mânî Erjeng, Sannâ‘-ı Lem-yezelin celâl tarafın yazup halkı korkutmak içün eyle bir dâr-ı dûzah ve nîrân tasvîri yazmış kim ol cehennem dereleri içre ibâdullâhın neft ve katrân ve âteş-i sûzân içinde kebâb-ı pur-putur ve kokoç olup zebânîler urarak develer gerdânı gibi yılanlar ve çıyanlar ve akrebler sokarak her âdemin azâb-ı elimi tasvîrlerin görenler hemân terk-i dünyâ edüp her şeyden tâ’ib ü tâhir olup yemeden ve içmeden el çekeceği gelüp âdeme bir dehşet ü vahşet hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
… ed şühedâların meydân-ı dîvâna kodular ve "Bu kadar esîr [ve] mâl-ı ganâ’imimiz
elimizden
aldılar" deyü serdârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve ka …
"Emir şer‘-i Resûl-i mübînindir. Bugünkü gün bizim serdâr-ı mu‘azzamımız bir vezîr-i mu‘azzamsın. Bu dîvân-ı pâdişâhîde bizim hakkımız hak eyle. Biz bir alay ulûfesiz garîb gâzîler olup dîn-i mübîne imdâda gelevüz, terk-i diyâr edüp cân ve başdan olavuz ve dîn karındaşı olavuz, bizi kâfir kırar gibi yeniçeriler kırup böyle edeler" deyü on yedi aded şühedâların meydân-ı dîvâna kodular ve "Bu kadar esîr [ve] mâl-ı ganâ’imimiz elimizden aldılar" deyü serdârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve kartlar ve atalıklar ve batırlar cümle şıpırtma kalpakların yere urup ağladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
… 54b⟧ ve Köpürlüoğlu'na senden şikâyet ederiz. Nedir bu senin etdiğin. Nezâketle
elimizden
hayduk kâfirlerin almak mı isterdin? İşte ol kırk aded kâfirleri de kılıçdan ge …
"Baka ağa, sen vezîria‘zam ağası isen biz de İbrâhîm Kethudâ'nın hocası Evliyâ Çelebi'yim. Şimdi gazâya gidüp İbrâhîm Kethudâ'ya 54b ve Köpürlüoğlu'na senden şikâyet ederiz. Nedir bu senin etdiğin. Nezâketle elimizden hayduk kâfirlerin almak mı isterdin? İşte ol kırk aded kâfirleri de kılıçdan geçirdik. Dağda bu kadar yiğitlerimiz şehîd olup bunda bu kadar yaralımız var. Yedi sâ‘at ceng-âşûb etdik. İmdâdımıza yetişmediğinden gayri bize yaygara edüp mâl-ı ganâ’im almak istersen, ayıb değil midir? Mü’min olana böyle etmek düşer mi?" deyü niçe gûne güft [ü] gûyumuz olup hele mâbeyne nâ’ib ve imâmlar ve niçe munsıf cemâ‘atler girüp cümlemizle barış görüş edüp beleğan-mâ-belağ zahîrelerimiz verüp "Gazânız kutlu olsun" demeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a–54b ·
metinde göster ·
… ı mahzarın ve hâss ağası üzerimize asker çekdiğin cümle nakîr ü kıtmîr yazdırup
elimize
hüccet-i kâ’ime ve habl-i metîn senedler alup kadıya beş guruş mahsûl verdik.
"Belî bir kez ol tarafda bir köyde nikâha gitmişdik. Sekiz sâ‘at kâmil ceng edüp gülbâng çekdiğ[in]izi istimâ‘ edüp sizden birkaç yaralı kefereler bizim olduğumuz köye gelüp ikisi mürd olup beş kâfir hâlâ anda mecrûhen yatırlar" deyü kadı ve ahâlî-i vilâyet cümle şehâdet edüp mâcerâ-yı sergüzeştimizin kadıdan arz-ı mahzarın ve hâss ağası üzerimize asker çekdiğin cümle nakîr ü kıtmîr yazdırup elimize hüccet-i kâ’ime ve habl-i metîn senedler alup kadıya beş guruş mahsûl verdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
alup cümle kelleleri ve tabılları mahkeme önünde zemîne bırağup kelleler pây-ı …
Bu hüccet [ü] burhânı da elimize alup cümle kelleleri ve tabılları mahkeme önünde zemîne bırağup kelleler pây-ı ünâsda galtân olup kadı efendi cümlemize şehir içre yâfte ile konaklar verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 55a ·
metinde göster ·
… de cem‘-i hâtıra olmamağile ancak kendü sergüzeşt ü serencâmımız olup bu gazâda
elimizden
cüz'î ve küllî hayırlı işler dahi gelmek ile ale'l-fevr bu gûne terkîm olunmuşd …
Ve sâ’ir ahibbâ vü sâdıkân u ârifân u âşıkân-ı ashâb-ı divelden niyâz olunur ki iksârda olan özrümüz kabûl edeler, zîrâ bu kadar seyâhat-i kesretde ve bu kadar meşakkat-i vefretde cem‘-i hâtıra olmamağile ancak kendü sergüzeşt ü serencâmımız olup bu gazâda elimizden cüz'î ve küllî hayırlı işler dahi gelmek ile ale'l-fevr bu gûne terkîm olunmuşdur, ammâ hakkâ ki bu Ciğerdelen sahrâsı cengi cemî‘i küffâr-ı bedkârların bu âna dek niçe bin inhizâmlarına bu ceng-i Üstürgon-ı ibret-nümûn dibâce-i defterleri olmuşdur. Hâzâ min fazlı Rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107a ·
metinde göster ·
… kal‘ayı verirseniz, biz sizi ibtidâ kırarız, sonra Türk de bizi kırsın, kal‘ayı
elimizden
alsın" deyü Macar küffârıyla Nemse küffârı mâbeyninde bir güft ü gû ve bir kîl …
"Eğer siz Türk'e kal‘ayı verirseniz, biz sizi ibtidâ kırarız, sonra Türk de bizi kırsın, kal‘ayı elimizden alsın" deyü Macar küffârıyla Nemse küffârı mâbeyninde bir güft ü gû ve bir kîl u kâlde iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118a ·
metinde göster ·
… içeri ağası hânesine nüzûl edüp ol gün Dobra-Venediklilerin koyun da‘vâlarıyçün
elimizde
olan Sührâb Mehemmed Paşa'nın buyurdu-yı şerîfiyle mahkeme-i şer‘-i Resûl-i müb …
Hulâsa-i kelâm iki gün iki gece bu yaylada gûnâ-gûn zevk u safâlar edüp andan yine yokuş aşağı 3 sâ‘atde enüp yine Nova kal‘asında konağımız olan yeniçeri ağası hânesine nüzûl edüp ol gün Dobra-Venediklilerin koyun da‘vâlarıyçün elimizde olan Sührâb Mehemmed Paşa'nın buyurdu-yı şerîfiyle mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne varup cümle a‘yân-ı vilâyet huzûr-ı şer‘a gelüp hâzır olduklarında bu hakîr buyurdu-yı şerîfi kırâ’at etdirüp sicill-i şer‘a buyurdu kayd olup cümle a‘yân-ı vilâyetin mazmûn-ı buyurdu-yı şerîf ma‘lûmları olunca cümle huzzâr-ı meclis eyitdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 156a ·
metinde göster ·
… ku çevirüp hâlâ ceng etmedeyüz, amân bize imdâd edin, yohsa hazîne-i pâdişâhîyi
elimizden
Uskoklar alır" deyü haber gelince derhâl Sührâb Mehemmed Paşa kethudâsıyla beş …
"Amân sultânım, Foça boğazında bizi Kotur Uskoku çevirüp hâlâ ceng etmedeyüz, amân bize imdâd edin, yohsa hazîne-i pâdişâhîyi elimizden Uskoklar alır" deyü haber gelince derhâl Sührâb Mehemmed Paşa kethudâsıyla beş yüz aded müsellah piyâde yiğitler ve üç yüz aded mükellef ü mükemmel cürd atlı gâzîler âmâde oldukda paşa-yı müdebbir eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159b ·
metinde göster ·
… sı hâkinde binâ edüp murâdı er ve geç bizim Kanije kal‘asını bu kal‘a sebebiyle
elimizden
alır. Bu cevâba ne dersiz ve ne re’y [ü] tedbîr edersiz" dedikde cümle ihtiyârl …
"Yâ bu kal‘aya ne 183b çâre edelim. Nitekim küffâr bu kal‘ayı bizim Kanije kal‘ası hâkinde binâ edüp murâdı er ve geç bizim Kanije kal‘asını bu kal‘a sebebiyle elimizden alır. Bu cevâba ne dersiz ve ne re’y [ü] tedbîr edersiz" dedikde cümle ihtiyârlar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183a–183b ·
metinde göster ·
… dururken biz her ne cânibe müteveccih olsak küffâr dahi bu kal‘adan çıkup bizim
elimiz
vilâyetimiz harâb u yebâb edüp elbette ve elbette rehzenlik etmesi mukarrerdir. …
"Ey ağalar, yahşı müşâvere etdiniz, ammâ bu küffârın elin vilâyetin nehb ü gâret ederken bu kal‘a burada böğür igi gibi küffâr-ı dûzah-karârın bu karârgâhı Kanije kurbunda dururken biz her ne cânibe müteveccih olsak küffâr dahi bu kal‘adan çıkup bizim elimiz vilâyetimiz harâb u yebâb edüp elbette ve elbette rehzenlik etmesi mukarrerdir. Ve sâ’ir kılâ‘larımızın varoşlarından mâ‘adâ hark u hasâret ve gâret ü hıyânet etmedik yer mi kor" dedikde hemân cümle Kanije gâzîleri Boşnakça,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b ·
metinde göster ·
… sker içre şâhrâha varsak ihtimâldir Sadrıa‘zam bu esîrleri duyup kalîl bahâ ile
elimizden
alalar, yâhûd dildir deyü söyledüp boyunların vuralar. Bu ganîmetler ile anlar …
"Ne dersiz oğlanlar biz bu esîr kâfirler ile asker içre şâhrâha varsak ihtimâldir Sadrıa‘zam bu esîrleri duyup kalîl bahâ ile elimizden alalar, yâhûd dildir deyü söyledüp boyunların vuralar. Bu ganîmetler ile anlar elden gideler ve aç asker içine bu kadar terkimizdeki caklar ile zahîreyi asker görüp yağmâ etmeleri mukarrerdir, biz dahi durmayup mâlımız vermemek içün ceng etmemiz mukarrerdir. Ammâ umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdandır, 26a bu kerre umûm içre ölmek iktizâ eder. Elbette bizim bu zahîremize asker sarılıcılardır, zîrâ kâmil yigirmi altı gündür kim Sadrıa‘zamın bile atları cümle meşe ağacı filisleri ve çamurlu otlukları yerler. Kâfir korkusundan asker ordudan bir fersah ve nîm merhale taşra gidemeyüp askerin girîbânları niçe kerre kâfir alduğu ecilden herkes atların gözleri önünde (---) çamura bağlayup atları ve kendüleri açdır. Bizde bu kadar zahîreleri görünce askerin elbette yağmâ etmeleri mukarrerdir. Gelin oğlanlar sizinle sağ tarafımızda asker ve sol tarafımızda dağlar kenârın kollayarak gidelim" deyü niçe bin gûne müşâvereler etdikde Sührâb gulâm eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b–26a ·
metinde göster ·
… l bir konak ile ta‘yînâtlarımız verüp ibtidâ bu kal‘a kapudanı konağımıza gelüp
elimizde
olan kral hattına bakup her ne ki fermân olundu ise bi't-tamâm zahîre ve ta‘[y] …
Ve nehr-i Tuna'dan altı sâ‘at ba‘îd bir sahrâ-yı lâlezâra vâki‘ olup aslâ havâlesi yokdur. Tula binâ bir şekl-i muhammes bir metîn kal‘adır. Üç bin askeriyle kapudanı İşpanya vezîrine karşu çıkup alay-ı azîm ile kal‘aya girirken top şâdımânları edüp hakîre bâğ-ı İrem-misâl bir konak ile ta‘yînâtlarımız verüp ibtidâ bu kal‘a kapudanı konağımıza gelüp elimizde olan kral hattına bakup her ne ki fermân olundu ise bi't-tamâm zahîre ve ta‘[y]înâtlarımız ve tuhaf hedâyâlarımız verüp on aded avret ve on nefer gulâm ve on rîf şarâb getirüp şarâbı nevbetçi kefereler zehr-i mâr gibi nûş edüp avretleri redd edüp hüddâm gulâmları alıkoyup andan ale's-seher yine kalkup cânib-i şimâle 4 sâ‘atde Akyayla'yı geçüp eyle bir tell-i bâlâdır kim cemî‘i sahrâlar aşağıda nakş-ı Mânî gibi bâğ u bâğçe ve mezâri‘âtlarıyla nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74a ·
metinde göster ·
… "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp amân ile çıkup Erdel diyârına varup hâlâ
elimizde
olan Varat kal‘asın bu Varat nâmıyla binâ etdiklerinden ismine Varat derler. Bi …
Hâlâ Tımışvar eyâletinde nehr-i Tuna kenârında bir yalçın kaya üzre sa‘b kal‘a imiş. Evliyâ Mahmûd Paşa Güvercinlik kal‘asın feth edüp bu kal‘ayı balyemez toplar ile Güvercinlik kal‘asından döğe döğe derûn-ı Varat'da olan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr "El-amân ey asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp amân ile çıkup Erdel diyârına varup hâlâ elimizde olan Varat kal‘asın bu Varat nâmıyla binâ etdiklerinden ismine Varat derler. Bir rivâyetde zikri sebkat etdiği üzre Varat kal‘ası içre Menûçehr evlâdları ol sâhib-kırânların tuçdan altun yaldızlı atları sûretleri tılsımât olduğundan var atlardan galat Varat derler, deyü efvâh-ı nâsda söylenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94b ·
metinde göster ·
… kaya kaya tuz çıkarup tuz emînine verirler. On bin guruş hâsıl olur emânetdir.
Elimizde
olan yarlığı emîn görüp vâfir ri‘âyet edüp bir altun ulûfemizi verüp bizimle ge …
Menzil-i karye-i Tuzla: Bir acı göl kenârında üç yüz aded toprak örtülü ve dîvârları sığır tezeği ve deryâ eriştesiyle binâ olunmuş evlerdir. Cümle halkı cabalıkdır kim gölden kaya kaya tuz çıkarup tuz emînine verirler. On bin guruş hâsıl olur emânetdir. Elimizde olan yarlığı emîn görüp vâfir ri‘âyet edüp bir altun ulûfemizi verüp bizimle gelen refîkleri kaytarup gayri sekbânlar hâzırladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117b ·
metinde göster ·
Andan yine Bâğçesarây'a gelüp on gün dahi meks edüp zevk [ü] safâlardan sonra hân hazretlerinin kâ’immakâmı olan Kilarcıbaşı Hasan Ağa'dan hân hazretlerinin elimizde olan yarlığ-ı belîğ-i şâhîsi mûcebince ihsân [u] in‘âmlar aldık, zîrâ hân hazretleri dahi Or kal‘ası muhâfazasında olup şehri ve vilâyeti kısta verdi. Anıniçün Bâğçesarây'da durmayup hân Or kıstavından gelince Kırım vilâyetin temâşâ etmeğe teveccüh etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 132b ·
metinde göster ·
Buna Defter-i Hâkânî'de ada-yı Şâhî derler kim altmış yedi mîl cezîredir. Üç tarafını Karadeniz'in Çoçka boğazı sığlarıdır. Kıble tarafı Heyhât sahrâsıyla Çerkezistân arasından gelen Kuban nehri kenârında şekl-i müseddes bir şîrîn ve ma‘mûr ada-yı Şâhîdir kim içinde seksen pâre Çerkes kurâları vard[ır]. Bu mahalle Mehemmed Geray Hân geçince karşu Kırım tarafında kavm-i Tatar ülüşe kalup "Hay meded, Hân âsî olmayup elimizden kaçdı" deyü hayli te’essüf çeküp târumâr oldular. Hân hazretleri Tatardan kurtulup kal‘a-i Taman'da kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 144b ·
metinde göster ·
… î-hâsılı verüp yerine pür-mahsûl izakilse cezîresin aldı. Ammâ bu Zakilse bizim
elimizde
iken ol kökden kimsenin haberi olmayup Girid mankırı gibi bir fülûs-ı ahmer hâs …
Ve bu cezîre-i Zakilse'de pırankop(?) derler bir gûne kök peydâ olur. Bundan Frengistân'a niçe bin yük yük götürürler. Ve niçe bin denk beyâz sekerled ve beyâz saya çukaları Frengistân'dan yük yük getirüp bu cezîrede mezkûr kök ile la‘l-gûn çukalar boyanup bu kökden her sene niçe yüz bin altun hâsıl olur. Anıniçün Venedik kâfiri bize Aya Mavra gibi kal‘a-i bî-hâsılı verüp yerine pür-mahsûl izakilse cezîresin aldı. Ammâ bu Zakilse bizim elimizde iken ol kökden kimsenin haberi olmayup Girid mankırı gibi bir fülûs-ı ahmer hâsıl olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 263b ·
metinde göster ·
… ınızca kal‘amıza girse gerek. Bu kerre sizin sebebinizle bizim Kandiye kal‘amız
elimizden
gitse gerek" dedikde hemân Fransa cenerali ve serdâr olan şehzâdesi eydir:
"Siz kal‘adan taşra çıkup Türk'ü kıralım derken Türk askeri sizi kırarsa siz dahi kaça kaça elbette kal‘aya girmeğe gelse gerek. Türk askeri dahi sizi kova kova ardınızca kal‘amıza girse gerek. Bu kerre sizin sebebinizle bizim Kandiye kal‘amız elimizden gitse gerek" dedikde hemân Fransa cenerali ve serdâr olan şehzâdesi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297b ·
metinde göster ·
"İmdi siz Türk'ü kırup bozulmayacağınıza ve kal‘a kapusun üzerimize kapayup bozulursak bizi kal‘aya koman, dediğinize bizim elimize bir huccet-i Îsâ verin, ba‘dehu taşra Türk'ü kırmağa çıkın" dediğinde hemân cümle Fransa kapudanları ve cenerali ve Fransa kralzâdesi Venedikli eline huccet-i bâtılların verüp Venedikli de Kandiye nısfın ba‘de's-selâme verecek olacağı huccet-i bâtılaların verüp Venedikli de Kandiye nısfın ba‘de's-selâme verecek olacağı huccet-i bâtılaların verüp hemân ol gece derûn-ı kal‘adan (---) bin aded küffâr-ı Fransa piyâdesi pür-silâh ve (---) bin aded atlı Fransaları bî-felâh kal‘adan taşra nısfu'l-leylde çıkınca Venedikli kal‘a kapuların sedd edüp âlem ağyârdan bî-haber olup her biri birer köşede Fransa'nın ahvâlleri neye müncer ola deyü müterakkıb olup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297b ·
metinde göster ·