… neferât 1005, bu kavm, gemicileri berbâd etmişlerdir. Getirdikleri buğdayların
ellerinden
ucuz alup der-anbâr edüp kaht [u] galâ ederek kırât ile bey‘ ederler. Şûm mezmû …
Esnâf-ı navluncıyân-ı buğday ve şa‘îr: Dükkân 400, neferât 1005, bu kavm, gemicileri berbâd etmişlerdir. Getirdikleri buğdayların ellerinden ucuz alup der-anbâr edüp kaht [u] galâ ederek kırât ile bey‘ ederler. Şûm mezmûm mühtekir kavmdır. Ekseriyyâ Unkapanı'nda ve Mısır İskelesi'nde sâkin olur Medân Şârı Türkleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164a ·
metinde göster ·
… ya‘nî bu ikisi beğlerin kadehkârlarıdır kim beğler bu ikisinin meşveretleriyle
ellerinden
şarâb içüp gayrıdan içmez, zîrâ niçe yüz kerre şarâb ile beğleri zehirlemişlerd …
Andan behranik ve kopar, ya‘nî bu ikisi beğlerin kadehkârlarıdır kim beğler bu ikisinin meşveretleriyle ellerinden şarâb içüp gayrıdan içmez, zîrâ niçe yüz kerre şarâb ile beğleri zehirlemişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107b ·
metinde göster ·
… ümerâları musallat edüp bu Venedik ve Hırvat ve Islovin ve Dodoşka kâfirlerinin
ellerinden
dest-i kahr ile yüz yetmiş altı pâre kılâ‘lardan bu tahrîr etdiğimiz kılâ‘lar d …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Süleymân Hân serîr-i saltanatda ber-karâr olunca bu Venedik kâfiri üzre sene 943 Cezîre-i Körfos seferin edüp bi-emr-i Hayy-i Kadîr fethi müyesser olmayup 140b yine diyâr-ı Alman gazâlarına atf-ı inân edüp bu Venedik kâfirleri üzre Gâzî Hüsrev Beğ'i ve Gâzî Murâd Beğ'i ve Gâzî Arnavud Memi Beğ'i ve niçe ümerâları musallat edüp bu Venedik ve Hırvat ve Islovin ve Dodoşka kâfirlerinin ellerinden dest-i kahr ile yüz yetmiş altı pâre kılâ‘lardan bu tahrîr etdiğimiz kılâ‘lar dahi ol asırda cümle feth olmuşdur, ammâ bu kal‘a-i Zadra bin yıldan berü metîn ve müstahkem kal‘a olmağile guzât-ı müslimîn bu kal‘aya nigerân etmeyüp iğmâz-ı ayn ederlerdi, ammâ yine bu Venedik küffârı tek durmayup ilâ hâze'l-ân günden güne bu kal‘aya gûnâ-gûn zamîme-i şeytanatlar edüp bu kal‘ayı gûyâ sedd-i Ye’cûc etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140a–140b ·
metinde göster ·
… ve akmişe ve kâlâ-yı vâlâ makûleleri fürûht olmadan kalup harbende ve şütürbân
ellerinden
düşüp pâymâl-ı rimâl idi ve devâbbât makûlesinin hisâbın Hallâk-ı mahlûk bilir …
Andan mansûr u muzaffer on üçüncü günde yine kal‘a-i Zadra altında asker-i İslâma gelüp lâ-yu‘add ve lâ-yühsâ mâl-ı firâvânların öşürlerin kanû[n]-ı Âl-i Osmân üzre Melek Ahmed Paşa efendimize hisse verüp, andan cemî‘i metâ‘lar mezâd-ı sultânî içre bir bey‘ [ü] şirâlar olmuşdur kim bir gulâm-ı mehpâre on guruşa fürûht olmuşdur ve gayrı emti‘a ve akmişe ve kâlâ-yı vâlâ makûleleri fürûht olmadan kalup harbende ve şütürbân ellerinden düşüp pâymâl-ı rimâl idi ve devâbbât makûlesinin hisâbın Hallâk-ı mahlûk bilir kim bin koyun yüz beş guruşa satıldı ve zehâyir kısmından niçe bin komor bârgîri yükü buğday ve arpa ve darı ve gayrı me’kûlât kısımları var idi. Hamd-i Hudâ böyle bir rahne Venedik kâfirine olmayup sene 1071 mâh-ı Muharrem'inin onuncu gününde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142a ·
metinde göster ·
… e mezkûr tâcı niçe gördük ise eylece tahrîr olunur, ammâ tâc-ı bî-bâc Zirinoğlu
ellerinden
gideli şehinşâhlık iddi‘âsında olmayup ancak yedi herseğin biridir, ammâ ülkesi …
Selîm Hân dahi İslâmbol'a gelince Nemse çârsârı Zirinoğlu üzre hurûc edüp "Tâc-ı İskender'i bana ver", "vermem" deyü üç sene ceng-i azîmden sonra bilâ-mahal koroşnayı Nemse çâsârına verdiler. İnşâ’allâh kal‘a-i Budun'da ve kal‘a-i Bec'de mezkûr tâcı niçe gördük ise eylece tahrîr olunur, ammâ tâc-ı bî-bâc Zirinoğlu ellerinden gideli şehinşâhlık iddi‘âsında olmayup ancak yedi herseğin biridir, ammâ ülkesi çok köpeğin yerdir, ammâ gâyet ma‘mûr diyârları vardır. Hattâ bizim askerimizi beyâz vere bayraklarıyla görüp, kırıntı tabyaları ve kulleleri üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160b ·
metinde göster ·
… abalar üzre hattâ bizim bir arabamız üzre dökülüp cümle Tatarı atlarından yıkup
ellerinden
esîrlerin alup ve koşlarında ne kadar mâl-ı ganâ’imleri var ise alup Tatar bu h …
"Biz piyâde olup kırılarak taburu feth edüp süfl-i yed kalayız, Allâh'dan revâ mıdır?" deyü cümle piyâde yeniçeriler Tatar askeri üzre ve gayri arabalar üzre hattâ bizim bir arabamız üzre dökülüp cümle Tatarı atlarından yıkup ellerinden esîrlerin alup ve koşlarında ne kadar mâl-ı ganâ’imleri var ise alup Tatar bu hâl-i pür-melâli görüp n’eylesin, bu kadar tüfeng-endâzlar esîr ve mâl-ı ganâ’imlere aç kurd gibi sarıldılar. Tatar da hemân atlarına binüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
… a‘îd bir serâmed küçük kubbe altında bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ'yı bir haça gerüp
ellerinden
ve ayaklarından gümüş eğseriler ile haça mıhlamışlar. Bir garâ’ib ü acâ’ib taşd …
Ve cemî‘i sokakları şatranc nakşı tarh olunmuş serâpâ kaldırım döşelidir. Ve her köşede gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe vü acîbe tasvîr olunmuş tılsımâtlar. Hattâ bir tılsımât cin kapusunın yanına karîb bir küçük kal‘a kapusu dahi var, bu kapudan taşra bir adım ba‘îd bir serâmed küçük kubbe altında bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ'yı bir haça gerüp ellerinden ve ayaklarından gümüş eğseriler ile haça mıhlamışlar. Bir garâ’ib ü acâ’ib taşdan oyup vücûd-ı Îsâ ceseden tasvîr etmişler, ya‘nî kâğızda tasvîr olunmuş gibi değildir, hemân kalıb-ı benî Âdem gibi bir timsâldir kim kaddi hâlâ benî Âdem kadlerinin üçü kadar vardır. Üstâd-ı nakkâş sâhib-i suver buna bir tîşe urup eyle bir mermer-bürlük san‘atın icrâ etmiş kim gûyâ haça mıhladıkları zahminden bir bükâ-âlûd çehresi göstermiş kim gûyâ bir sihr-i füsûndur. Ve bir kec-gerdân ve bir kec-nigâh gösterüp gûyâ dîde-i nergislerinden çekîde çekîde katarât-ı nem katre-i yem akar gibi göstermiş. San‘at-ı mutalsam budur kim bu sûret-i Îsâ evâil-i a‘sâr kelimât edüp herkese nice olup olacağın ve âhir demde nice öleceğin söyleyüp gözünden yaşlar cereyân edüp ellerinden ve ayaklarından eğseri zahmı yerlerinden kanlar cereyân edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 29b ·
metinde göster ·
… olup olacağın ve âhir demde nice öleceğin söyleyüp gözünden yaşlar cereyân edüp
ellerinden
ve ayaklarından eğseri zahmı yerlerinden kanlar cereyân edermiş.
Ve cemî‘i sokakları şatranc nakşı tarh olunmuş serâpâ kaldırım döşelidir. Ve her köşede gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe vü acîbe tasvîr olunmuş tılsımâtlar. Hattâ bir tılsımât cin kapusunın yanına karîb bir küçük kal‘a kapusu dahi var, bu kapudan taşra bir adım ba‘îd bir serâmed küçük kubbe altında bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ'yı bir haça gerüp ellerinden ve ayaklarından gümüş eğseriler ile haça mıhlamışlar. Bir garâ’ib ü acâ’ib taşdan oyup vücûd-ı Îsâ ceseden tasvîr etmişler, ya‘nî kâğızda tasvîr olunmuş gibi değildir, hemân kalıb-ı benî Âdem gibi bir timsâldir kim kaddi hâlâ benî Âdem kadlerinin üçü kadar vardır. Üstâd-ı nakkâş sâhib-i suver buna bir tîşe urup eyle bir mermer-bürlük san‘atın icrâ etmiş kim gûyâ haça mıhladıkları zahminden bir bükâ-âlûd çehresi göstermiş kim gûyâ bir sihr-i füsûndur. Ve bir kec-gerdân ve bir kec-nigâh gösterüp gûyâ dîde-i nergislerinden çekîde çekîde katarât-ı nem katre-i yem akar gibi göstermiş. San‘at-ı mutalsam budur kim bu sûret-i Îsâ evâil-i a‘sâr kelimât edüp herkese nice olup olacağın ve âhir demde nice öleceğin söyleyüp gözünden yaşlar cereyân edüp ellerinden ve ayaklarından eğseri zahmı yerlerinden kanlar cereyân edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 29b ·
metinde göster ·
… ân Hân zamânından berü gorona tâcı ve Üstürgon kal‘ası ve üç yüz pâre kal‘aları
ellerinden
gideli devletleri za‘îfdir.
Ve bu kal‘a-i Ovar'dan içeri Üstürgon ve Ustolni-Belgradı tarafına Nemse dahi eğer silâhlı ve eğer silâhsız geçmek muhâldir. Gerçi vilâyet Nemse'nindir, ammâ Macar havfinden ol semtlere Nemse varamaz. Meğer bir azîm küme olup ol zamân gidüp gelir ve birbirleriyle harbe ucıyla söyleşirler ve yine birbirlerinden geçmezler, zîrâ "El-küfrü milletün vâhide"dir. Lâkin Nemse'nin devleti kalındır. Macar'ın devleti Süleymân Hân zamânından berü gorona tâcı ve Üstürgon kal‘ası ve üç yüz pâre kal‘aları ellerinden gideli devletleri za‘îfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
… büyükdür ve pabuçlarının burunları uzundur ve ökçeleri yüksekdir. Ve yaz u kış
ellerinden
eldivanları çıkmak ihtimâli yokdur.
Ba‘dehu Nemse Macar üzre musallat olup re‘âyâ etdi, ammâ Macar kavmi yanında Nemse çufud gibidir, aslâ yürekleri yokdur ve kılıç urup ata binüp fârisü'l-hayl değildir, ammâ yayan tüfenglisi Nemse'nin hakkâ ki âteş-feşândır, ammâ ancak belinde bir şişi var, kaçan tüfeng atsa bir çatal ağaç üzre koyup tüfeng atar, Osmânlı gibi koldan tüfeng atamaz, gözlerin yumup tevekkülli tüfeng atarlar. Ve siyâh şapkaları büyükdür ve pabuçlarının burunları uzundur ve ökçeleri yüksekdir. Ve yaz u kış ellerinden eldivanları çıkmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
… z zamân ver. Şimdi bu esîrlerin sâhibleri yanlarında duruyor. Verdiğin akçeleri
ellerinden
alır", dedikde hakîr dahi "Ma‘kûl" deyüp kîseyi yine cebime koyup yine görmediğ …
"Şimdi ko dursun ahşama karîb yine bu mahalle gelüp geçdiğimiz zamân ver. Şimdi bu esîrlerin sâhibleri yanlarında duruyor. Verdiğin akçeleri ellerinden alır", dedikde hakîr dahi "Ma‘kûl" deyüp kîseyi yine cebime koyup yine görmediğimiz çârsû-yı bâzârları ve mahallâtları ve imâret olan âsâr-ı binâları seyr-i temâşâ ederek ahşama karîb yine mezkûr esîrin yanına varup temâşâ ederken dükkânlar kapanmağa mübâşeret oldukda birkaç kâfirler gelüp bu ümmet-i Muhammed esîrlerinin bellerinden kuşakların çözüp başlarından sarıkları ve kalpakları ve külâhları ve cümle libâsların alup her âdemün koltuğu altlarına birer sâ‘at miftâhların sokup çevirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 59a ·
metinde göster ·
… p üstünü örtüp üstâd gayri işe meşgûl olup üçüncü sâ‘atde azamet-i Hudâ herîfin
ellerinden
ve ayaklarından ve kuyruk sokumu mahalle çıra ağaçları sokduğu deliklerden ol k …
Ve herîfe bir kâse beyâz şerbet verüp üstünü örtüp üstâd gayri işe meşgûl olup üçüncü sâ‘atde azamet-i Hudâ herîfin ellerinden ve ayaklarından ve kuyruk sokumu mahalle çıra ağaçları sokduğu deliklerden ol kadar kırmızı ve sarı balgam gibi koyu koyu dutkal gibi şeyler akdı kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
ve ayaklarından ve mezkûr dübür ardından henüz cerâhatlar ve sarı dutkallar aku …
Ve herîfin ellerinden ve ayaklarından ve mezkûr dübür ardından henüz cerâhatlar ve sarı dutkallar akup vakt-i gurûba yakın herîfe sirkeli kebâb ve bir kâse şarâb verüp ba‘dehu hakîr ahşam karîb olup konağımıza varup cümle temâşâ etdiğimiz paşaya bir bir nakl etdikde paşa ve sâmi‘înden olanlar cümle âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
… ve vücûdu cümle eyle buruşmuş kim gûyâ yüz yaşında âdem gibi buruşmuş ve henüz
ellerinden
ve ayaklarındaki deliklerden sarı sular akmada idi.
Ba‘dehu üçüncü gün yine dâr-ı şifâya varup herîfi seyr-i temâşâ etdim. El-azametullâh herîf tulum gibi bir Batlîmûs kefere iken gûyâ nesh olup eyle kadîd-i mahz olmuş, ammâ yüzünde gözünde nûr kalmayup sadâsı zenbûr-ı asel gibi vızlardı ve yüzü ve gözü ve vücûdu cümle eyle buruşmuş kim gûyâ yüz yaşında âdem gibi buruşmuş ve henüz ellerinden ve ayaklarındaki deliklerden sarı sular akmada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63a ·
metinde göster ·
… r. Ve ba‘zı guruş sikkelerinden açık başlı krallar vardır kim bu gorona anların
ellerinden
giden krallardır kim mahalliyle anlar dahi tahrîr olunur.
Cemî‘i müverrihân-ı Macar ve Latin ve kavm-i Yûnâniyân tahrîrleri üzre ibtidâ bu tâc-ı gorona İskender-i Kübrâ'nındır. Andan Menûçehr'e andan Enûşirvân-ı Dâdyân'a andan Gürcî Açıkbaş'a intikâl edüp andan Menûçehr evlâdlarından Yejderban nâm pehlivân-ı benâm goronayı Gürcî Açık'dan alup başı açık kaldığından hâlâ Açıkbaş derler. Ve ba‘zı guruş sikkelerinden açık başlı krallar vardır kim bu gorona anların ellerinden giden krallardır kim mahalliyle anlar dahi tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67a ·
metinde göster ·
… sârlarının sarây-ı menhûsu imiş. Budin ve Üstürgon ve Ustolni-Belgrad kal‘aları
ellerinden
gitdikden sonra krallar Beç'i taht edinüp anda karâr ederler. İnşâallâh andan d …
Mukaddemâ elçi paşa ile kal‘a-i Beç'e giderken bu kal‘a sağımızda kalup görmek müyesser olmadı, ammâ şimdi manzûrumuz olup nehr-i Tuna kenârında bir sivrice topraklı bayır üzre Tuna'nın cânib-i şimâlinde Uyvar hâkinde Uyvar'a üç merhale yerde çâr-kûşe Şeddâdî bir kal‘a-i metîndir, ammâ hâlâ şarkdan mağrib tarafına tûlânî vâki‘ olup iç kal‘ası Kanije kal‘ası gibi şekl-i murabba‘dan tûlânîdir ve ortası incecikdir, ya‘nî ensizdir demek ola. Ve ol kal‘anın ince yerinde gâyet mürtefi‘ sarây-ı azîm var kim cânib-i erba‘asında niçe yüz şâhnişîn ve revzenler ile müzeyyen bir sarâydır. 75b Meğer mâ-tekaddem krallara mahsûs, bu dahi Nemse çâsârlarının sarây-ı menhûsu imiş. Budin ve Üstürgon ve Ustolni-Belgrad kal‘aları ellerinden gitdikden sonra krallar Beç'i taht edinüp anda karâr ederler. İnşâallâh andan dahi firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75a–75b ·
metinde göster ·
… görinür. Varın kuzular bende bir kerâmet yokdur" deyü ricâlar eder. Âhır-ı kâr
ellerinden
kurtulmayup hemân ol mahalde nehr-i Turla'ya nazar edüp,
"Bizde bir şey yokdur. Boş tobra gibi bir kişiyim. Ve evliyâlara kerâmet göstermek avretler hayz bir şey göstermek gibidir ve âhirete intikâl etmek görinür. Varın kuzular bende bir kerâmet yokdur" deyü ricâlar eder. Âhır-ı kâr ellerinden kurtulmayup hemân ol mahalde nehr-i Turla'ya nazar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106b ·
metinde göster ·
… hi yokdur, ammâ azîm su sarnıçları çokdur. Lâkin mu‘attallardır kim henüz üstâd
ellerinden
çıkmış su sarnıçlarıdır.
Ve bu mahalde Hacı Bay mescidi var, ammâ dükkânlar ve hân [ve] hammâmlar ve medrese ve mekteb ve tekyeler yokdur. Kal‘anın bir arz-ı hâliye kalmış yerleridir, ammâ bâğ u bâğçeleri gâyet çokdur. Ve bu mahalde su dahi yokdur, ammâ azîm su sarnıçları çokdur. Lâkin mu‘attallardır kim henüz üstâd ellerinden çıkmış su sarnıçlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 136a ·
metinde göster ·
… rtibât buldurmuşlardır, ammâ yine cümle kavmi evlerinde ehl-i sanâyi‘dirler kim
ellerinden
bir ma‘rifet kurtulmaz, gâyet çeber u cemşîd-i san‘at âdemleri vardır.
Bu mahal Şağake beğinin tahtıdır kim lisân-ı Çerkes'de pişköv deyü beğlerin sâkin olduğu yerlere pişköv derler, ya‘nî taht ma‘nâsınadır. Kasaba-misâl azîm köydür. Cümle beş yüz elli aded saz örtülü ve çit örülü ve ikişer kapulu biri biri içinde evlerdir. Ve cümle yine çit örülü sarp havlıları vardır. Ammâ bu vilâyetlerde akçe ve pul ve bâğ u bâğçe ve çârsû-yı bâzâr ve hân u hammâm ve kenîse yokdur. Kâfir ve müselmân değillerdir. Kâfir desen gazab-âlûd olurlar. Behey müselmân desen ığmâz ederler. Ve haşri neşri inkâr ederler. "İnsân ot gibi bitüp yitüp giderler" derler. Kâfiri görseler sevmezler, müselmânı görseler hazz eder bir alay dağî ve bâğî ve yağı âdemlerdir. Mezhebleri Mecûsîlerdir. Çârsû-yı bâzâr ve akçe olmadığından her metâ‘ların birbirleriyle değiş dokuş etmek ile irtibât buldurmuşlardır, ammâ yine cümle kavmi evlerinde ehl-i sanâyi‘dirler kim ellerinden bir ma‘rifet kurtulmaz, gâyet çeber u cemşîd-i san‘at âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147b ·
metinde göster ·
Âlât-ı silâhların beyân eder: Cümle ok ve yay ve mızrak taşırlar. Okları Çîn ü Fağfûr hadengleridir, parmak kalınlığı oklardır ve demrenleri el ayası kadardır. Ve demrenin dâ’imâ seng-i ferah nâm bir taş ile bileyüp demreni ustura gibi eder, ammâ oku gâyet 177a yakından atar, zîrâ okları uzağa sürmez. Ammâ tîrkeşinde yâ beş yâ altı kadar okları vardır, ziyâde değildir, zîrâ demrenleri pek ağır demirdir. Ve yayları kol kalınlığı Hıtâ ve Hoten yaylarıdır. Ammâ kılıçları nâdirdir. Lâkin elbette ellerinden mızrakları mukarrerdir. Gâyetü'l-gâye mahâretleri sünü iledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176b–177a ·
metinde göster ·
… ‘zı dilâver server hünerver olan fetâlar suya gark olmuş atlarının yula[r]ların
ellerinden
komayup kendüsi bir küçük buz üzre kalup atı anı buz aralarından çeke çeke ol d …
Ve ba‘zı dilâver server hünerver olan fetâlar suya gark olmuş atlarının yula[r]ların ellerinden komayup kendüsi bir küçük buz üzre kalup atı anı buz aralarından çeke çeke ol dahi kendüyi buzdan buza kenâra yakın olan tarafları ata ata atıyla donuyla Kerç kal‘ası boğazı tarafına selâmet çıkdılar. Cümle asâkir-i İslâm ol yiğidin cür’etine pesend edüp engüşt ber-dehen ve nâhun ber-denden etdiler. Hakkâ ki mu‘cize mertebesi şey etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
Meğer Şîrînliler bu ağavâtları urup tahsîl etdikleri mâlları
ellerinden
alup ağaları vur edüp kovarlar. Hemân ertesi gün Kırım cezîresi içre bir gulû-y …
Meğer Şîrînliler bu ağavâtları urup tahsîl etdikleri mâlları ellerinden alup ağaları vur edüp kovarlar. Hemân ertesi gün Kırım cezîresi içre bir gulû-yı âm hây hûy zâhir olup pür-silâh sadaklı ve savatlı asker kayalar başında deryâ-misâl cem‘ olup Çoban Geray oğlu hânı ve vezîri olan İslâm Ağa'yı görünüşe kapadup, "Biz bu bid‘ati etdirmeziz" deyü Tatar lisânı üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 196a ·
metinde göster ·
kal‘a-i İskenderiyye'yi ve kal‘a-i Reşîd'i ve kal‘a-i Dimyât'ı ve kal‘a-i Askal …
Gerçi hâlâ İsevîler olup kitâb-ı İncîl ve Zebûr ve Furkân okurlar ammâ Tevrât okumazlar ve müselmâna mahabbet ederler, ammâ Rûm ve Yahûdîleri sevmezler. Hattâ Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hilâfetinde Amr ibnü'l-Âs hazretleri serdâr-ı mu‘azzam olup sene (---) târîhinde Mısır üzre geldikde Kıptî meliklerinden Mukavkıs Melik, Amr ibnü'l-Âs hazretlerine imdâd edüp Rûm keferesi ellerinden kal‘a-i İskenderiyye'yi ve kal‘a-i Reşîd'i ve kal‘a-i Dimyât'ı ve kal‘a-i Askalân'ı ve şehr-i Hâsân'ı ve şehr-i Yâfa ve şehr-i Mısır'ı Rûm elinden Amr ibnü'l-Âs'a feth etdirdiler, ya‘nî İslâm kavmine mahabbetleri vardır, ammâ kendileri hâlâ İsevîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 210a ·
metinde göster ·
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
… kâr-ı şeytâniyyeleri perîşân ve ve hâl-i diyer-gûnları tebâh ve kal‘a-i mezbûre
ellerinden
gideceğinden gayri sâ’ir vilâyetleri dahi harâb ve meskenleri bûm-ı gurâb olaca …
den nesîm-i Arapça talattum ve tenessüm etmeğile iki koldan yürüyüşler ahvâline âğâzeler olunup meterislerde ve sâ’ir gediklerde mevcûd ve me’mûr olan asâkir-i zafer-me’serden gayri serdengeçdi nâmıyla Kızıl tabya cânibinden yürümek üzre yigirmi binden ziyâde dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân ve tahsîl-i rızâ-yı Hâlık-ı kevn [ü] mekân ve tekmîl-i hoşnûdî-i Habîb-i Râzık-ı ins [ü] cân merd-i şîrân, şemşîrgîr, hünerverân, dârgîr hâzır u âmâde olup kezâlik Göllük cânibinde dahi bahâdır u dilâver ü şücâ‘ân u nâmdârân yiğitlerden on bin adedden ziyâde gâzîler tîğ-i âteş-te’sîrleriyle küffârların vücûdların sahîfe-i âlemden hakk etmek ârzûsuyla ârzû-yı dîdâr-ı el-Melikü'l-Mennân ve sevdâ-zede-i civâr-ı Habîbü'r-Rahmân ümmîdiyle sâkî-i kevser-i alîden câm-ı şehâdeti nûş etmeğe müterakkıblar iken fermân-ı hazret-i sipehsâlâr-ı celîlü'ş-şân olduklarında derûn-ı kal‘ada mahsûr olan müşrikîn ve küşte-i sergerdân olan düşmen-i dîn ale'l-vechi'l-yakîn habîr ü âğâh olup " Arapça mefhûm-ı şerîfi üzre cünûd-ı Rahmâniyye'nin harekât [ü] cünbüşlerinden düşmen-i bed-kîşinin efkâr-ı şeytâniyyeleri perîşân ve ve hâl-i diyer-gûnları tebâh ve kal‘a-i mezbûre ellerinden gideceğinden gayri sâ’ir vilâyetleri dahi harâb ve meskenleri bûm-ı gurâb olacağın muhakkak bilüp dahi cân u mâllarına emân ve el vilâyetlerine tecâvüz olacak sâhib-kırân-ı kişver-küşâ ve kahramân-ı kîtî-sitâ[n] hazretlerinin âsitâne-i muhalledü'l-erkân âlemü'ş-şânlarından taleb ü afv-ı emân ve ızhâr-ı ubûdiyyet ve inkıyâddan gayri çâre ve dermân bulmayup el-mücâhidü fî-sebîlillâh el-gâzî li-vechillâh el-âlimi'l-âmili'l-vâlîi'l-kâmil vezîria‘zam ve serdâr-ı ekrem vezîr ibn vezîr Fâzıl Ahmed Paşa hazretlerinin pîşân-ı sa‘âdet destgâh-ı nusret-iktirânlarına elçiler irsâl ve ricâ-yı afv [u] emân taleb eylediklerinde edâ-yı kelâm-ı zerrîn ve fikr-i isâbet-i karîn-Âsafları üzre zamîr-i münîr-i hûrşîd nazîrlerinden el-afvu şükrün li'z-zafer mefhûmu cilveger ü leme‘ân edüp buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328b ·
metinde göster ·
… ın katl eylediler kim "Sizin re’y [ü] tedbîriniz ile ‘kal‘ayı Türk'e verüp yine
ellerinden
alırız’ dediniz, şimdi Türk işte kal‘ayı sengi-i Kahkahâ edüp içine on bin aske …
Bu varoşun bin aded tüfeng-endâz kefereleri çıkar. Bu kefereler kendü papasların katl eylediler kim "Sizin re’y [ü] tedbîriniz ile ‘kal‘ayı Türk'e verüp yine ellerinden alırız’ dediniz, şimdi Türk işte kal‘ayı sengi-i Kahkahâ edüp içine on bin asker koyup bir dahi bu kal‘ayı Türk elinden almak muhâl ender-muhâldir ve hâlâ kal‘a altında elli bin Türk askeri getirdiler" deyü dahi niçe söz sâhibi kefere ihtiyârların bu kâfirler katl eylediler kim aceb mel‘ûn ve bî-dîn kavm-i la‘în olduklarından kal‘a tamâm olunca dörd ay kâmil asâkir-i İslâm bu varoşda evler ve çârsû-yı bâzârlar ve hayme [vü] hargâhdan bâzâr yerleri kurup bir azîm ordu-yı İslâm oldu kim cemî‘i zî-kıymet eşyâlar bî-kıymet bulunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 334a ·
metinde göster ·
… gli fecereleri çıkar. Köyleri mutî‘ oldu, ammâ bir lu‘b ile bu kâfirlerin cümle
ellerinden
tüfenglerin dahi almak müyesser [ola]. Âmîn ve yâ mu‘în ve yâ Mühîn.
Bu dörd pâre kurâların bâğ u bâğçeleri cihânı dutmuşdur ve birbirlerine müşâlardır kim aslâ aralarında aralıkları yokdur. Bî-hisâb zeytûn ve incirleri dağları ve taşları zeyn etmişdir. Ve cümle âb-ı hayât kuyuları vardır. Ve dağlarında hâsıl olun palamidi ve pelidi cümle Freng gemilerine fürûht edüp kâr ederler. Ve bu dörd aded kurâlardan cümle iki bin aded tüfengli fecereleri çıkar. Köyleri mutî‘ oldu, ammâ bir lu‘b ile bu kâfirlerin cümle ellerinden tüfenglerin dahi almak müyesser [ola]. Âmîn ve yâ mu‘în ve yâ Mühîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 335a ·
metinde göster ·
… enedik İnebahtı ve Mora vilâyetinin Moton ve Koron kal‘alarının levendâtlarının
ellerinden
Freng-i bed-reng âciz-mânde kalup ve bizim kara tarafında olup Nardalı ve Yanya …
Lisân-ı Rûmca "Aya mavra" gözüm cânım evliyâ demekdir. Bânîsi Bundukanî Venedik Frengidir. Âhır-ı kâr bu kal‘ayı Venedik İnebahtı ve Mora vilâyetinin Moton ve Koron kal‘alarının levendâtlarının ellerinden Freng-i bed-reng âciz-mânde kalup ve bizim kara tarafında olup Nardalı ve Yanyalı ve Pirevezeli gâzîlerinin derdlerinden sene (---) târîhinde Sultân Selîm Hân-ı Sânî asrında be-dest-i Kapudan Kılıç Alî Paşa. Venedik kâfiri der-i devlete elçiler gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342b ·
metinde göster ·
… tasarrufda ikenler sene (---) târîhinde Koca Sultân Murâd Hân-ı Sânî yedi kral
ellerinden
feth edüp Edirne'de kul gulû-yı âm edüp,
Bu mezkûr yedi aded krallar bu şehri iştirâk-i seviy üzre tasarrufda ikenler sene (---) târîhinde Koca Sultân Murâd Hân-ı Sânî yedi kral ellerinden feth edüp Edirne'de kul gulû-yı âm edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 369a ·
metinde göster ·
… i. Cenâb-ı Bârî'nin ihsânı olup an-karîbi'z-zamân anın dahi fethi müyesser olup
ellerinden
cesed-i Yahyâ'yı halâs edeler. "Ve sahîh cesed-i Yahyâ'dır ve hâlâ ter ü tâzedi …
Hamd-i Hudâ Sultân Süleymân Gâzî iki yüz yıldan sonra döğe döğe beş ayda feth edüp andan dahi firâr edüp Misine ile Cezâyir mâbeyninde hâlâ Malta olan cezîrede sâkinlerdir. Ammâ sâ’ir yerlerde ikişer yüz yıl sâkin olurlar idi. Cenâb-ı Bârî'nin ihsânı olup an-karîbi'z-zamân anın dahi fethi müyesser olup ellerinden cesed-i Yahyâ'yı halâs edeler. "Ve sahîh cesed-i Yahyâ'dır ve hâlâ ter ü tâzedir" deyü kendüleri ve niçe esîr müselmânlar şehâdet etdiler. Ve hattâ ba‘zı küffâr Rodos'daki Sencovan câmi‘ine varup bevvâblara birkaç akçe verüp mihrâb yanında makâm-ı Yahyâ’yı ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y119a ·
metinde göster ·
Ol dahi ‘Allâh ile ahdim olsun, karındaşım anlardan intikâm almayınca dünyâ kelâmı etmeyem’ deyü yemîn edüp anıniçün pâdişâhıma hemşîreniz buluşmadı" dediklerinde ol gece sabâha dak Sultân Kayıtbay cümle askerinde on iki bin ahrec atlı asker cem‘ edüp azm-i Hicâz deyüp on gün on gecede Mekke-i mükerremeye varup cânib-i erba‘asın ihâta edüp cümle şürefâyı kayd-bend edüp cümle huccâcdan aldıkları mâlları ellerinden alup Mısır'a gönderüp sâhiblerine redd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312b ·
metinde göster ·
… r. Ülkeleri azdır, ammâ şehbâz keferelerdir. Sikkeleri zoltadır. Ammâ hâlâ Eğre
ellerinden
gideli tenezzülde olup Nemse çâsârına tâbi‘lerdir. Krallarına "Palatınuş" derle …
Bunlar dahi Menûçehr evlâdından geçinirler. Zîrâ lisânlarında çok Fârisî kelimâtları isti‘mâl olunur. Filek ve Semendire ve Germat ve Seçan kal‘aları bunlarındır. Ülkeleri azdır, ammâ şehbâz keferelerdir. Sikkeleri zoltadır. Ammâ hâlâ Eğre ellerinden gideli tenezzülde olup Nemse çâsârına tâbi‘lerdir. Krallarına "Palatınuş" derler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y34b ·
metinde göster ·
… eyü ibrâm [u] ilhâl edince pehlivân ve üç zeberdest insân ile merhûm pehlivânın
ellerinden
ve ayaklarından yapışup böyle terennüm ederlerdi.
"Bu mevtâyı bir hâl eyle, yohsa şimdi sen bilürsün" deyü ibrâm [u] ilhâl edince pehlivân ve üç zeberdest insân ile merhûm pehlivânın ellerinden ve ayaklarından yapışup böyle terennüm ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y422a ·
metinde göster ·
ve ayaklarından sallaya sallaya P 325b âteş-i Nemrûd'un tâ aynü'l-fi‘iline at …
Bu gûne tegannî ile pehlivânın leşin ellerinden ve ayaklarından sallaya sallaya P 325b âteş-i Nemrûd'un tâ aynü'l-fi‘iline atdıkları sâ‘at çayır çayır ve çatır çatır yanmağa başladı. Ve ağzından burnundan cümle sidik fevvâre-misâl çıkup âteş içre neft ü katrân gibi yanardı. Ve gûnâ-gûn alevler evce peyveste olup bed râyiha cümle temâşâcıyânı mebhût u sermest etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y422a ·
metinde göster ·
… ı kesmeğe âciziz. Maymunlar gelüp bizi esîr edüp dağlara götürüp tasarruf eder.
Ellerinden
halâs mümkin değildir; kimi uyur, kimi dîdebânlık eder, bir fırsat bulup rehâ b …
"Dâyimâ bizimle ceng ederler. Dağa çıkup âbinûş ve santa ve zakkûm ve sac ağacları kesmeğe âciziz. Maymunlar gelüp bizi esîr edüp dağlara götürüp tasarruf eder. Ellerinden halâs mümkin değildir; kimi uyur, kimi dîdebânlık eder, bir fırsat bulup rehâ bulmak mümkin değildir. Tasarruf ede ede çok âdemimiz helâk etmişlerdir. Bizde ise âlât-ı silâh yok, bizler az, anlar çok. Ne çâre, âhir bu yerden hareket etmemiz mukarrerdir" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y441b ·
metinde göster ·