… kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene
elli altun
, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… lar nidâ etdirdi kim, "Ordu içinde hân askerinden âdem bulup kellesin getirirse
elli altun
ve bir at donluğu vardır." deyü münâdîler nidâ etdükde bir gicede üç bin kadar …
Aceb hikmetdir kim hânın meterislerinden ve şehr-i Bitlîs'den asker-i Hân bizim orduya açlıkdan firâr edüp gelmeğe başladılar. Paşa istimâ‘ etdi kim niçe Kürdistân beğleri kümelerinde pinhân olmuş, niçe günden hân askeri firâr edüp gelmişlerdir, deyince hemân ol ân paşa-yı müdebbir, "Olmaya kim bir hîle ile hân, askerimiz içre asker koya." deyüp dellâllar nidâ etdirdi kim, "Ordu içinde hân askerinden âdem bulup kellesin getirirse elli altun ve bir at donluğu vardır." deyü münâdîler nidâ etdükde bir gicede üç bin kadar Hân askeri dağlara ve gayrı bâğlara firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a ·
metinde göster ·
… lasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu
elli altun
kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, am …
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… ürlüzâde Ahmed Paşa bizim gibi bu temâşâyı edüp engüşt ber-dehen etdikde babaya
elli altun
ve on akçe terakkî ihsân eder.
Hamd-i Hudâ hayr du‘âsıyla şeref-yâb olduk. Hattâ Sadrıa‘zam Köpürlüzâde Ahmed Paşa bizim gibi bu temâşâyı edüp engüşt ber-dehen etdikde babaya elli altun ve on akçe terakkî ihsân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 97a ·
metinde göster ·
"Benim hemân dağlar gibi sen İbrâhîmim sağ olsun" dedikde hakîre
elli altun
ve on at yemi ve ve üç vukiyye et ve yigirmi ekmek ta‘ayyün edüp hakîri vâcibü' …
"Benim hemân dağlar gibi sen İbrâhîmim sağ olsun" dedikde hakîre elli altun ve on at yemi ve ve üç vukiyye et ve yigirmi ekmek ta‘ayyün edüp hakîri vâcibü'r-ri‘âyâ zümresine ilhâk edüp şeb [ü] rûz bir ân yanından münfek olmazdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116a ·
metinde göster ·
… ırın şunu" deyüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire {geydirüp} ve yüz
elli altun
{verüp} ve serime bir çeleng {takup ve} kendi dest-i şerîflerin bûs edüp,
"Yâ bu {seferde} bile mi idi? Yâ bu Tatar olmuş, işte bu ümmü'l-ahbârdır. Hikmet Lokmân'dan su’âl edelim, çağırın şunu" deyüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire {geydirüp} ve yüz elli altun {verüp} ve serime bir çeleng {takup ve} kendi dest-i şerîflerin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 130a ·
metinde göster ·
… aşa efendimizden elli aded pâk müsellah ve mü’eddeb yiğitleri refîk alup ve yüz
elli altun
ile bir semmûr kürk ihsân alup evvelâ sahrâ-yı Lubomir'den cânib-i cenûba sengi …
Sührâb Mehemmed Paşa efendimizden elli aded pâk müsellah ve mü’eddeb yiğitleri refîk alup ve yüz elli altun ile bir semmûr kürk ihsân alup evvelâ sahrâ-yı Lubomir'den cânib-i cenûba sengistân ve hudûd-ı Firengistân dağların aşup yüz bin renc [ü] anâ çekerek cümle piyâde gâzîlerimiz ile hâzır-bâş olarak 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150b ·
metinde göster ·
… u gulâmımla ortaklaşı alem-i Resûlullâh önünde bu kâfiri kesdik" dedikde gulâma
elli altun
, hakîre seksen altun ve bir küheylân at verüp dest bûs edüp andan Hacızâde çadı …
"Bu gulâmımla ortaklaşı alem-i Resûlullâh önünde bu kâfiri kesdik" dedikde gulâma elli altun, hakîre seksen altun ve bir küheylân at verüp dest bûs edüp andan Hacızâde çadırına varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20b ·
metinde göster ·
… rine koyup kırmızı sudan sürüp hemân bu dünyâda durma mâl kazan" dedikde hakîr "
Elli altun
ver[eyim]" der.
"Eğer yüz altun verirsen sana suları tîzâb gibi kaynatmanın yolun öğredeyim. Her kankı diyârda gezersen dişleri ağrıyan âdemin dişin mâvî su ile çıkarup içinde iliğin dâğlayup dişi yine aldığın gibi yerine koyup kırmızı sudan sürüp hemân bu dünyâda durma mâl kazan" dedikde hakîr "Elli altun ver[eyim]" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
Bunda bir ziyâfet-i azîm tenâvül olunup müsellimden diş kirâsı
elli altun
ve on refîk alup yine ol sahrâ içre Menderes nehri sağ tarafımızda kalup Birgi …
Bunda bir ziyâfet-i azîm tenâvül olunup müsellimden diş kirâsı elli altun ve on refîk alup yine ol sahrâ içre Menderes nehri sağ tarafımızda kalup Birgi dağları dâmeninde cânib-i şarka iki sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y85b ·
metinde göster ·
… kâfir ve üç pastav saya çuka ve on tüfeng verdiler. Ammâ hakîre pes ü perdeden
elli altun
ve iki sâ‘at ve bir altun kadeh verdiler.
Ve bizim firkateye üç aded Freng pîçe pençe-i âfitâb gulâm ve üç soltat kâfir ve üç pastav saya çuka ve on tüfeng verdiler. Ammâ hakîre pes ü perdeden elli altun ve iki sâ‘at ve bir altun kadeh verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y112b ·
metinde göster ·
… udâsının evlâdları hıtân sûrunda bir hafta zevk [u] safâ edüp paşadan bir at ve
elli altun
ve bir katır ihsân alup vedâlaşup Tarsûs'dan kıble cânibine iki bin adım düz sa …
Ve Mahmûd Paşazâde Ahmed Paşa'nın zifâf sûrun ve kethudâsının evlâdları hıtân sûrunda bir hafta zevk [u] safâ edüp paşadan bir at ve elli altun ve bir katır ihsân alup vedâlaşup Tarsûs'dan kıble cânibine iki bin adım düz sahrâ ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y154a ·
metinde göster ·
Âhirü'l-emr vakt-i gurûbda cihân Y 124a başıma dar olup atı bırağup bir ormana kılıcım ve tîrkeşimle girüp yedi gün altı gece dağlar içre vahşî hûş [u] tuyûr ve canavarlar ile ülfet edüp nebâtât köklerin ve ba‘zı meyveleri ile kifâflanırdım. Ammâ piyâde yürümek ile tîrkeş kılıç ve kemerimde seksen esedî ve yüz elli altun kemerim kesüp bî-tâb [u] bî-mecâl etdi. Âhir tîrkeşden okları çıkarup yayı kabzasından kabzıma alup tîrkeşi ve iki tabancalı kol tüfeğin ve silâhın ve belimde kemeri guruşları ile yaylık içine koyup bir kaya altında iri taşları kaldırup kılıcı ve tüfengleri ve kemeri anda Allâh emâneti edüp defn etdim. Andan sebükbâr olup bir dereye gelüp pâk âbdest alup iki rek‘at hâcet namâzı kılup cemî‘i ervâh-ı enbiyâ ve evliyâdan bu Evliyâ-yı bî-riyâ-yı za‘îf ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp âlem-i hayretde iken Boşnak lisânı ve lehcesi ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y123b–Y124a ·
metinde göster ·
… lis şehâdet etdiklerinde paşa şeyhden haz edüp iki yılan dahi huzûrunda yedirüp
elli altun
şeyhe ve on altun yılanbâza ve beş altun Y 126b zehirden halâs olan gulâma ih …
"Ejder gibi yılanım gitdi" deyü feryâd edüp kudurmuş. Paşaya şeyhin ma‘sûmu zehirden halâs etdiğin huzzâr-ı meclis şehâdet etdiklerinde paşa şeyhden haz edüp iki yılan dahi huzûrunda yedirüp elli altun şeyhe ve on altun yılanbâza ve beş altun Y 126b zehirden halâs olan gulâma ihsân edüp def‘-i meclis etdi kim garîb temâşâ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y126a–Y126b ·
metinde göster ·
… ir ibrîşim seccâde ve iki şem‘-i asel ellişer vukiyye ve elli hatm-i şerîf için
elli altun
paşadan hâliyetü'l-hâliyedir.
Ve selef vüzerâları veregeldüği teşrîfât hâliyelerinden ihsân olunageldüği Y 220b üzre Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin kabr-i şerîfine iki yeşil destâr ve iki batman ûd ve bir ibrîşim seccâde ve iki şem‘-i asel ellişer vukiyye ve elli hatm-i şerîf için elli altun paşadan hâliyetü'l-hâliyedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y220a–Y220b ·
metinde göster ·