… ikdârı toprak örtülü hâne-i tahtânîleri vardır. Bir hânı ve bir hammâmı ve kırk
elli kadar
dükkânı vardır. Sengistân ve Kürdistân yer olmağıla ol kadar ma‘mûr şehr değild …
Azerbaycân şâhı Ziyâeddîn binâsı ve Azerbaycân hâkinde yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘dan tulânîce bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîndir. Erzurûm hâkinde (---) sancağı hudûdudur. Dizdârı ve neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Van feth oldukda ahâlîsi itâ‘at edüp miftâhları pâdişâha teslîm edüp halkı cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden berî oldular. Niyâbetdir, serdârı ve kethüdâyeri yokdur. Bir câmi‘i ve altı yüz mikdârı toprak örtülü hâne-i tahtânîleri vardır. Bir hânı ve bir hammâmı ve kırk elli kadar dükkânı vardır. Sengistân ve Kürdistân yer olmağıla ol kadar ma‘mûr şehr değildir. Ammâ halkı gâyet şecî‘ ve bahâdır merd-i Hudâ server-i hünerverlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291b ·
metinde göster ·
… ı bir dere kenarında çâr-kûşe seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâcıkdır. Dizdârı ve yüz
elli kadar
mezheb-i Kaderî neferâtları vardır. Câmi‘i ve mesâcidleri ve bir müfîd [ü] muht …
Evsâf-ı kal‘a-i Bârdûz: Kars hâkinde Kerîmeddîn Hâtûn binti Akkoyunlı el-Melik İzzeddîn bînâsıdır kim kal‘anın atebe-i ulyâsı cenbinde celî hat ile târîhi mestûrdur. Kal‘ası bir dere kenarında çâr-kûşe seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâcıkdır. Dizdârı ve yüz elli kadar mezheb-i Kaderî neferâtları vardır. Câmi‘i ve mesâcidleri ve bir müfîd [ü] muhtasar hammâmı vardır. Çârsû-yı bâzârı ve hânları ve gayrı imâretleri ve bâğ u bâğçesi yokdur. Andan yine kıbleye (---) sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a ·
metinde göster ·
… fâr-ı dûzah-karârın çoğu mest [u] medhûş iken beri tarafda Seydî Ahmed Paşa yüz
elli kadar
iç ağalarıyla ve sâ’ir Tortum gâzîleri ve yolda imdâda gelen Mikrilistân ve Gür …
Nehr-i Çoruğ kenarıyla ertesi gün ale's-sabâh Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibine varup anı gördük, cümle küffâr-ı bed-girdâr [u] murdâr Kazak-ı Ak, derûn-ı kal‘ada mâl-â-mâl olup hâç-peyker ile kal‘anın burc [u] bârûların zeyn edüp asâkir-i İslâm'ı gördüklerinde derûn-ı kal‘adan küffâr "Yâ jûj, yâ jûj" sadâsına rehâ buldurdu. Ve derûn-ı kal‘ada bî-bâk u bî-pervâ mütavattın olup yetmiş pâre şayka kayıkların zeyl-i kal‘aya bend edüp dururlar. Derûn-ı kal‘ada olan küffâr-ı dûzah-karârın çoğu mest [u] medhûş iken beri tarafda Seydî Ahmed Paşa yüz elli kadar iç ağalarıyla ve sâ’ir Tortum gâzîleri ve yolda imdâda gelen Mikrilistân ve Gürcîstân piyâdeleriyle bir ağızdan "Allah Allah!" deyüp der-ceng-i evvel göz karardup sâhil-i nehrde yatan gemilerine girüp der-ân amân vermeyüp gemilerin iplerin kesüp cereyân ederek yetmiş pâre kayıklar ile Karadeniz'e çıkup kayıklar içre beşer onar mikdârı mest [ü] medhûş kayık dîdebânlarının kimini dendân-ı tîğdan geçirüp kimini pây-beste ve dil-hâste esîr edüp anlara kürek çekdirerek cümle guzât şâdmân ederek yetmiş pâre kayıkları kal‘adan top menzili bâ‘id Hopan tarafı cânibine bir liman şekilli yerde kayd-bend edüp cümle küffâr derûn-ı kal‘adan mahsûr olup kayıklarıyla halas olmadan me’yûs olup yaralanmış hınzır gibi kudurup âteş-feşânlığa başladılar. Beri tarafda guzât-ı müslimîn gitdikçe çoğalup kal‘aya yürüyüş etmeğe mühimmâtlar görülüp küffârdan alınan şaykaların direk ve küreklerinden derhâl nerdübânlar edüp ve Mikrilistân'dan Laz meneksileleriyle gelen Mikril kayıklarının direklerin çıkarup nerdübânlar ve kayıkların karaya çıkarup siper gibi kal‘a altına çekerek kal‘anın cânib-i şarkîsinde ve cenûbına a‘lâ meterisler olup cümle guzât-ı müslimîn ve Gürcîstân ve Mikrilistân Aznavurları rûz-ı rûşende zîr-i kal‘aya meterise girüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hîlekâr taşradan İslâm askeriyle serdâr kal‘aya kurşumlar urup her tarafdan hücûmlar edüp küffârın bir bölüğü bayrakların açup kal‘adan taşra guzât-ı müslimîn üzre hücûm edüp beri tarafdan Gâzî Seydî Ahmed Paşa kendü tevâbi‘iyle üç yüz mikdârı tüvânâ şehbâz dilâver [ü] serverleriyle "Allah! Allah!" deyüp kassab-ı cömerd köçeği gibi dâl satûr-ı Muhammedî olup göz açdırmayup küffâra eyle satûr-ı mücezzem urdılar kim küffârın gerü bakmağa dermânı olmayup meğer nehr-i Çoruğ kenarında bir kaç aded gemileri kalmış, anlara cân atup leb-ber-leb olunca gemileri gark olup âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329a ·
metinde göster ·
… ] hevâsı ve binâsı gâyet latîfdir. Ve dörd hânı ve yedi mekteb-i sıbyânı ve yüz
elli kadar
dükkânı vardır. Şâhrâh şehir olmayup sapa yerde vâki‘olmağıla çârsû-yı bâzârı v …
Üç tekyesi ve iki hammâmı var. Eski hammâmın âb [u] hevâsı ve binâsı gâyet latîfdir. Ve dörd hânı ve yedi mekteb-i sıbyânı ve yüz elli kadar dükkânı vardır. Şâhrâh şehir olmayup sapa yerde vâki‘olmağıla çârsû-yı bâzârı ve sâ’ir imâretleri ol kadar müzeyyen değildir. Lâkin Tapan Ahmed Ağa nev binâ-yı kârgîr bir bezzâzistân inşa etmiş, tarafeyninde cümle seksen dükkân-ı cedîdlerdir. Ortası şâhrâhdır ve üzerleri mestûrdur. Tarîk-i âm üzre kar ve yağmur yağmadan emîn bir çârsû-yı hüsn olmuşdur. İki başında kavî kapuları vardır. Her şeb mesdûd durup içinde dîdebânları vardır. Zîrâ bu dekâkînlerde zî-kıymet mâl-ı firâvân vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a ·
metinde göster ·
… ı Şâm hedâyâlarıyla paşaya gelüp müşerref olup cümle hedâyâları makbûl olup yüz
elli kadar
hedâyâ gelen at ve kısrakları cümle ağavâtlarına ihsân eyleyüp sâ’ir me’kûlât [ …
Menzil-i karye-i Harasta : Üç yüz hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘li ma‘mûr (---) köydür. Burada cemî‘i a‘yân-ı Şâm hedâyâlarıyla paşaya gelüp müşerref olup cümle hedâyâları makbûl olup yüz elli kadar hedâyâ gelen at ve kısrakları cümle ağavâtlarına ihsân eyleyüp sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi pîşkeşler ile paşanın cümle askeri bây olup hakîre dahi Nâşifzâde'nin hedâyâ gelen atın cümle bisâtıyla ihsân eyledi. İrtesi ale's-sabâh el-azamet-i Hüdâ Şâm-ı cennet-meşâm askeri temevvüc-i deryâ-misâl cûş [u] hurûşa gelüp zırh-ı zirih külâh ve cebe ve cevşene ve gayri âlât-ı silâha müstağrak olup şah-râha iki cânibine kat-ender-kat selâma duranın cıda ve sinân ve hışt ve mızrâğından sahrâ-yı Şâm ormanistâna döndü ve yalman nîzeler şa‘şa‘ası çeşm-i insânı hırelendirdi. Cümle a‘yân [u] eşrâf ve ulemâ vü sulehâ ve meşâyihân ü e’imme ü hutebâ vü mollalar ve sâdât-ı kirâmlar tevâbi‘leriyle atlar üzre selâma durup Emîr-i Hac Sinân Paşa başka asker-i alay gösterüp selâma durdu. Andan Türkmân oğulları İsâ ve Mûsâ Ağa ve Abdüllâm oğulları ve Sinân Paşa oğulları ve Kâsım Ağazâde ve Nasıfoğlu Mehemmed Efendi ve Şâm defterdârı ve Şâm kethüdâyeri ve Şâm çavuşlar kethüdâsı ve emîni ve kâtibi ve cümle (---) aded mücevvezeli ve ablak sorguçlu küheylân atlar üzre elbise-i fâhireye müstağrak olmuş çavuşlar selâma durdular ve Kör Abdüsselâm ve Rahtavân Mustafâ Ağa ve Keyvânoğulları ve Sıfet Hâkimi Yavaşça Mehemmed Ağa ve Sâlih Ağa ve Hüseyin Ağa (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… ınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz
elli kadar
pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i d …
Der-sitâyiş-i tekye-i Mustafâ Baba Sultân: Tekye-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Rûm ve Arab ve Acem'de meşhûr-ı âfâk tekye-i gınâdır. Bir yirden aslâ avâ’id [ü] fevâ’idleri ve çift ve çubukları yokdur. Yüz elli kadar pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden fakr [u] fâka erenleri, dervîş-i dil-rîşânları vardır. Tahtânî bir vâsi‘ meydânı vardır. Şiddet-i şitâda araba ile meydân-ı muhabbete mişe ve pelid dırahtların götürüp alev ber alev yakup cümle âşıkân cânib-i erba‘asında cân sohbeti edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘ıyesine müdâvemet ederler. Hikmet-i Hudâ bu cânların bir yirden cihet-i ma‘îşetleri yok iken her tarafdan nezerâtları gelüp kût edinirler. Pîr-i pîşvâ azîzin kabr-i şerîfi etrâfında ol kadar musanna‘ şeb-çerâğ u kanâdiller ve şem‘dânlar ve alem ü tabl [u] kudûmler ile müzeyyen bir âsitânedir. Şeb [u] rûz matbahında ni‘meti tabh olup âyende vü revende müsâfirîne subh u mesâ ni‘metleri mebzûldur. El-kıssa ulu âsitâne-i Âl-i Abâdır. Andan yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… up rikâb rikâba gidüp önümüz sıra üç yedek küheylân atlar çekilüp cümle iki yüz
elli kadar
pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük, karşu tarafdan b …
Bir gün mukaddem Harmanşâhî nâm mahalden bir mütekellim ve sâhib-i vakâr âdemimizle Rûmiyye hânının kethudâsına haber gönderdikde âdemimiz buluşup dest-bûs edüp "Ale's-seher hareket buyurup teşrîf etsinler." deyü üç araba yükü me’kûlât u meşrûbât ve müsmirrât ü kutr-ı nebât makûlesi hedâyâlarıyla "Hayr-ı makdem!" deyü bir muhabbetnâmeleri gelüp gelen âdemine, riyâ olmaya ırz-ı Âl-i Osmân içün bir haylice şey verüp hakîr de bir destmâl-ı Kaya Sultân içre bir muhabbetnâme hâna gönderüp ale's-sabâh cümle tevâbi‘lerimiz âlât-ı silâha müstağrak olup cümle ıydiyyelerin giyüp hakîr ve Murtezâ Paşa ağası karındaşımız hem-çünân esbâb-ı ihtişâmımızla at başı berâber olup rikâb rikâba gidüp önümüz sıra üç yedek küheylân atlar çekilüp cümle iki yüz elli kadar pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük, karşu tarafdan bir gird-i siyâh evce peyveste olup içinden bir asker zâhir olup kerrenay u nefîr ü surna ve balaban ve kös [ü] dühüller sadası âfâkı dutdu. Anlar gelmede biz varmada, anı gördüm, Acem askeri nümâyân karîb olıcak asker içinde beş on âdemle hân zâhir oldukda hakîr dahi Alî Ağa ile alâylarımızdan taşra anlara karşu at depüp meydân-ı muhabbetde at üzre hân ile öpüşüp görüşüp anlar bize biz anlara muhabbet üzre âşinâlıklar etdik. Hân eyitdi: "Safâ gelmişsüz ve hoş gelüp yüz basa gelmişsüz." dedikde hakîr "Yahşi esen emân bulup güler cemâlinizin şem‘-i münevverine muhabbet ile pervâne olmağa gelmişiz" dedim. Gördü kim Murtezâ Paşalı tarafından bir söz yok. Hakîr ile at başı berâber olup eydür: "Kânûn-ı İrân-zemîn değildir kim, hânlar akrânlarından gayre istikbâle çıkalar. Men Osmânlı'ya muhabbeten karşu çıkmışam." 290b dedikde bildim ki derûnunda gurûriyyet ve müdemmağlık alâmeti var, hemân "Hânım Hak seni hatâdan saklasın. Hazret-i Resûl-i Kibriyâ'nın Ekremu'z-za‘îfe hadîs-i şerîfine imtisâlen Müsâfirinize ikr[âm] etmeğe gelüp deryâ-dillik eylediniz." deyü niçe bin gûne kelimât ederek niçe askerleri çevgân oynayarak Toprak kal‘aya karîb vardıkda bir sâ‘at yire şehrin niçe bin benî Âdemleri istikbâle çıkup şâhrâhın yemîn ü yesârın kat-ender-kat pîr ü cüvân u ağavât selâma durmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290a–290b ·
metinde göster ·
Bu elli kadar marâlî vü gazâlî gözlü, şirîn sözlü ve münevver yüzlü pençe-i âfitâb yüzleri gûyâ mehtâb gulâmları var kim görenin aklı gider, ammâ görmeden aklı olmayanın nesi gider, ussı gider demişler. Hakkâ ki yerinde sükker yemişler. Mezkûr cüvânlardan mâ‘adâ iki bin aded pâk müsellah güzîde Türkmandan Dümbülî nökerleri var kim her biri bir kağan arslana mânend fetâlardır. Ve bu şehrin kadı ve müftî ve dizçöken ağası ve yasavul ağası ve kelenteri var ve altı yüz kadar kal‘a nökerâtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 298a ·
metinde göster ·
… ir vâsi‘ fezâda bin beş yüz hâneli ve bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ü hân u hammâmı ve
elli kadar
dükkânlı kasaba-misâl bir kend-i ra‘nâdır. Cümle halkı şâhsevenlerdir kim hîn-i …
Menzil-i kend-i Şâhseven: Salmas hânlığı hâkinde bir vâsi‘ fezâda bin beş yüz hâneli ve bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ü hân u hammâmı ve elli kadar dükkânlı kasaba-misâl bir kend-i ra‘nâdır. Cümle halkı şâhsevenlerdir kim hîn-i cengde şâh elinden dolu ayak çakır içenlerdir kim cümle teberrâî kızıl Kızılbaş-ı evbâşlardır ammâ gâyet ekin ocağı olduğundan ekseriyyâ halkı dükeli dihkânîlerdir. Ve hemî âb-ı revânları zîr-i zemînden revân idiserdir kim âb-ı yah-pârelerdir. Andan 3 sâ‘at yine şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a ·
metinde göster ·
… thudâsına ve şeyhülislâma semmûr hil‘atler giydirilüp sâ’ir ümerâ-yı a‘yâna yüz
elli kadar
zerdûz hil‘atler giydirilüp üç katar-ı katır yükü zî-kıymet tuhef-i tefârik-i k …
El-azametullah diyâr-ı İmâdiyye'nin pâk ü pâkîze semmûr kürklü a‘yân u eşrâfı ve ulemâ vü sulehâsı ve cümle hânın on bin mikdârı güzîde askeri şal ü şapik ve çarık ile mülebbes olmuş tüfeng-endâz ceyş-i mehîbi cem‘ olup hânın dîvânında yemîn ü yesârda altun ve gümüş kavuklu serbendleri turna telli ve şahin çığalı kapucubaşıları ve zer ü zîvere müstağrak olup âdâb üzre el kavuşup dîvânhâne-i hânda tabl u nefîr ü kudümlere turralar urulup dîvân-ı hâkim tamâm oldukda Murtezâ Paşa efendimizin nâmeleri kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûm-ı hân-ı âlîşân olunca hân eyitdi: "Ey kavm-i İmâdiyye, Murtezâ Paşa karındaşımız bizden bizim duhter-i pâkîze-ahterimizi menkûhalığa şer‘-i Resûl-i mübîn üzre taleb eylemiş, ne buyurursuz?" dedikde cümle a‘yân-ı İmâdiyye "İstihâl istihâl, Allah mübârek eyleye!" denildikde şeyhülislâm-ı İmâdiyye eydür: "Kani Murtezâ Paşa vekîli ve kani ya bu hânın vekîli?" dedikde Murtezâ Paşa kethudâsı meydân-ı muhabbete çıkup hân ile dest be-dest olup Bânû Perî'yi Murtezâ Paşa'ya şeyhülislâm nikâh edüp Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup niçe bin kâse eşribeler nûş olunup Murtezâ Paşa tarafından hâna ve hân kethudâsına ve şeyhülislâma semmûr hil‘atler giydirilüp sâ’ir ümerâ-yı a‘yâna yüz elli kadar zerdûz hil‘atler giydirilüp üç katar-ı katır yükü zî-kıymet tuhef-i tefârik-i kâmyâb makûlesi hedâyâları hâna pîşkeş çeküp Dâvûdî zırhlar ve tuğulka-yı Tâlûtîleri hâna bergüzâr edüp on re’s küheylân-ı sâfinâtu'l-ciyâd misilli atları hâna hedâyâ çeküp hân-ı âlîşân, cihân cihân hazz edüp ol ân Murtezâ Paşa'ya nikâh olduğu müjdecileri gidüp andan İmâdiyye hânının niçe bin sahûn et‘ime-i nefîse ni‘met-i mümesseki meydân-ı muhabbete gelüp bir summât-ı Muhammedî çekilmişdir kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Ba‘de't-ta‘âm Murtezâ Paşa kethudâsına hân kendü sarâyına hücreler döşeyüp anda mihmân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… dârı atlı asker subh-ı sâdık mahallinde nümâyân olup tarfetü'l-ayn içre evvelki
elli kadar
atlılara yetişüp birbirlerine girişüp cenge âheng etmeğe başlayup âhir-i kâr el …
"Ayâ bunlar ne ola? Bizim gibi bunlar da kaçgın mı ola yohsa bizi kovkuncı mı ola?" derken bir mürtefi‘ karlıca depe üzre çıkup gördük. Bu görünen elli atlı kadar âdemlerin ardı sıra yüz mikdârı atlı asker subh-ı sâdık mahallinde nümâyân olup tarfetü'l-ayn içre evvelki elli kadar atlılara yetişüp birbirlerine girişüp cenge âheng etmeğe başlayup âhir-i kâr elli kadar âdemleri gerüden gelenler tarfetü'l-ayn içre kırup atları ve esbâbların alırken biz hemân "Kuskuna kuvvet ve kamçıya berekât" deyüp kaçarken refîk [ü] yâr-ı gârım Menteş Bölükbaşı'ya eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
"Ayâ bunlar ne ola? Bizim gibi bunlar da kaçgın mı ola yohsa bizi kovkuncı mı ola?" derken bir mürtefi‘ karlıca depe üzre çıkup gördük. Bu görünen elli atlı kadar âdemlerin ardı sıra yüz mikdârı atlı asker subh-ı sâdık mahallinde nümâyân olup tarfetü'l-ayn içre evvelki elli kadar atlılara yetişüp birbirlerine girişüp cenge âheng etmeğe başlayup âhir-i kâr elli kadar âdemleri gerüden gelenler tarfetü'l-ayn içre kırup atları ve esbâbların alırken biz hemân "Kuskuna kuvvet ve kamçıya berekât" deyüp kaçarken refîk [ü] yâr-ı gârım Menteş Bölükbaşı'ya eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… kamış örtülü Boğdan evleridir. Ve altı aded kenîseleri çanı nümâyân idi. Ve yüz
elli kadar
yine saz örtülü dükkânlarında asker-i İslâm bey‘ [ü] şirâ edüp kırdığımız kâfir …
Ve cümle sekiz aded tahta örtülü kulleleri var. Ve derûn-ı hisârda ancak altmış yetmiş mikdârı tahta örtülü bâğsız ve bâğçesiz küçük evlerdir. Ve cümle elli mikdârı dükkândır, ammâ taşra varoşı nehr-i Turla'ya doğru bin aded saz ve kamış örtülü Boğdan evleridir. Ve altı aded kenîseleri çanı nümâyân idi. Ve yüz elli kadar yine saz örtülü dükkânlarında asker-i İslâm bey‘ [ü] şirâ edüp kırdığımız kâfirler içün feryâd [u] nâlân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 39b ·
metinde göster ·
Menzil-i hân-ı Mokra: Lisân-ı Boşnakca Mokra sarp taşlığa derler. Bir zîk kayalı sarp dere içinde beş altı aded sağîr ü kebîr kiremit örtülü hânları ve elli kadar fukarâ hâneleri vardır, ammâ âb-ı hayât suları gâyet çokdur, lâkin çârsû-yı bâzârı yokdur. Bu kayalardan aşağı artık tüccârların Sirem arabaları gidemeyüp cümle yükleri bu Mokra'da Komor bârgîrlerine yükledüp şehr-i Sarây'a gider. Bizler dahi andan kalkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… ferrih câmi‘i ve mesâcidleri ve müte‘addid küçük hânları ve bir hammâmı ve kırk
elli kadar
müfîd ü muhtasar dükkânı var. Gayrı sebîl ve çeşme ve medrese ve imâret-i ıt‘âm …
Ve cümle dokuz mihrâbdır. Bir müferrih câmi‘i ve mesâcidleri ve müte‘addid küçük hânları ve bir hammâmı ve kırk elli kadar müfîd ü muhtasar dükkânı var. Gayrı sebîl ve çeşme ve medrese ve imâret-i ıt‘âmları yokdur, ammâ garîb-dost âdemleri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152b ·
metinde göster ·
… e bu kasabada ancak mütevellî içün bir mescid ve bir sarây ve bir hân-ı azîm ve
elli kadar
dükkân ve Arbina nâm bir deyr-i benâm var, cümle kefereler anda âyîn-i bed-nâm …
Ve bu kasabada ancak mütevellî içün bir mescid ve bir sarây ve bir hân-ı azîm ve elli kadar dükkân ve Arbina nâm bir deyr-i benâm var, cümle kefereler anda âyîn-i bed-nâm ederler ve dâr-ı diyâr-ı menhûs hânelerine seg ber-sahrâ giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39a ·
metinde göster ·
müselmân köyü ve bir mescidi var, cümle neferâtlar bu karyede sâkin olurlar. Bu …
Ve bu kal‘a dibinde kırk elli kadar müselmân köyü ve bir mescidi var, cümle neferâtlar bu karyede sâkin olurlar. Bu kal‘anın kıble tarafındaki dağların ardında altı sâ‘at ba‘îd kasaba-i Niş'dir. Bu kal‘adan mağrib cânibine iki bin adım gidüp bir bayır geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58b ·
metinde göster ·
… siyle metîn palankadır. Dizdârı ve seksen aded neferâtları var. Derûn-ı hisârda
elli kadar
tahta örtülü müfîd ü muhtasar hânecikler ve bir câmi‘ ve anbârı var ve taşra va …
Der-hakk-ı eşkâl-i kal‘a-i Darda: Nehr-i Dırava kenârında bir cânibi köprü batağı sâhilinde çâr-kûşe bir haşeb palankacıkdır. Cânib-i garba bir kapusu var, ağaçdır, ammâ burc [u] bârûsu ve cebehânesiyle metîn palankadır. Dizdârı ve seksen aded neferâtları var. Derûn-ı hisârda elli kadar tahta örtülü müfîd ü muhtasar hânecikler ve bir câmi‘ ve anbârı var ve taşra varoşu şeklinde bir hân ve on aded dükkân var, ammâ bâğları yokdur, zîrâ kefere katanası gelüp bâğlarından âdemleri alup esîr edüp gider, gâyet serhad yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b ·
metinde göster ·
… elli akçe pâyesiyle kazâdır. kal‘a dizdârı ve cümle seksen aded neferâtları ve
elli kadar
tahta örtülü hânedânları ve bir câmi‘i ve cebehânesi ve anbâr-ı gılâlı ve yigir …
Menzil-i palanka-i Birnivar: Lisân-ı Boşnakça (---)(---) demekdir. Bânîsi Süleymân Hân'dır. Hâk-i pâki Mihaç sancağıdır ve yüz elli akçe pâyesiyle kazâdır. kal‘a dizdârı ve cümle seksen aded neferâtları ve elli kadar tahta örtülü hânedânları ve bir câmi‘i ve cebehânesi ve anbâr-ı gılâlı ve yigirmi aded şâhî topları ve garba nâzır bir ağaç kapusu ve handakı ma‘mûr bir haşeb palankadır. Ve taşra varoşu yüz aded tahtalı hânelerdir ve bir küçük hânı ve on aded dükkânı var. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘ası Peçoy sahrâsından gelme nehr-i (---) batağıdır. 65a Ve bu azmak su üzre bir haşeb cisr-i metîni var, anı cümle asâkir-i İslâm ubûr edüp 8 sâ‘atde Mihaç sahrâsı içre ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b–65a ·
metinde göster ·
… mle askeriyle pür-silâh olup bu deyri ale'l-gafle basup zîr-i zemînlerinde kırk
elli kadar
evlâd-ı ümmet-i Muhammed bulunup kimi dil bilür ve kimi bilmez. Bu evlâd-ı püse …
Memi Paşa câmi‘i: Tâ Eflâtûn-ı İlâhî halîfeleri binâ edüp bir deyr-i azîme imiş. Hattâ bunun bir köşesinde Eflâtûn'un savma‘ası var, niçe kefereler girüp ziyâret ederler. Ba‘dehu Memi Paşa fermân-ı pâdişâhîyle bir gün cümle askeriyle pür-silâh olup bu deyri ale'l-gafle basup zîr-i zemînlerinde kırk elli kadar evlâd-ı ümmet-i Muhammed bulunup kimi dil bilür ve kimi bilmez. Bu evlâd-ı püserân-ı ciğer-kûşe-i müslimîni guzât-ı müslimîn bu hâlde görüp "Bire urun gâzîler" deyince tarfetü'l-ayn içre cümle kıssîs [ve] bıtrîk ve ruhbân ve patirgâh-ı günâhkârlara bir kılıç urup bu câmi‘i feth edüp Memi Paşa bu deyrün mihrâbın velî edüp Fethiyye nâmında bir câmi‘-i zîbâ-yı pür-nûr etmişdir kim âdem derûn-ı câmi‘den çıkası gelmez. Serâpâ kurşumlu ve haremli ve bir serâmed minâreli eynegâh-ı kadîmdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 67a ·
metinde göster ·
… Ve bir mu‘azzam hânı var ve hâna yakın bir âb-ı hayât kuyusu var. Ve bu mahalde
elli kadar
dükkânları var. Bu belîdenin ensesinde bî-hadd ü bî-kıyâs bâğları var. Cümle as …
Temdîh-i varoş-ı kal‘a-i Pahşa: Bu varoş yalın kat şarampav palankadır. Ve iki kapusu var. Şâhrâh üzre olmak ile bir kapudan girilüp bir kapudan çıkılır. Cümle iki yüz aded şindire tahta örtülü fakîrâne külbe-i ahzân büyûtlardır, ammâ bir kiremit örtülü mükellef câmi‘i var, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Ve bir mu‘azzam hânı var ve hâna yakın bir âb-ı hayât kuyusu var. Ve bu mahalde elli kadar dükkânları var. Bu belîdenin ensesinde bî-hadd ü bî-kıyâs bâğları var. Cümle asker engûrlerin tenâvül edüp ubûr etdiler. Bu dahi latîf havâdâr yerdir. Ve halkı garîb-dost gâzîlerdir kim niçe hastaları hânelerine alup devâlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71a ·
metinde göster ·
… varoş hisâr dahi bir sarp yalın kat palanka ve şarampavlı rabâtdır ve cümle yüz
elli kadar
hâneli ve sarp handaklı ve bir hânlı ve yigirmi dükkânlı ma‘mûr ve sık ve ganîm …
Der-kayd-ı varoş-ı Cânkurtaran: Bu varoş hisâr dahi bir sarp yalın kat palanka ve şarampavlı rabâtdır ve cümle yüz elli kadar hâneli ve sarp handaklı ve bir hânlı ve yigirmi dükkânlı ma‘mûr ve sık ve ganîmet intihâ-i serhaddir. Bunun dahi âb [u] hevâsı latîfdir. Ve bâğ u bâğçeleri cümle bu kal‘a karşusunda cezîre-i Kovin'dedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… âzîleri kâfirin tâ kal‘a-i Pojon altına varup 117b bir kapudan-ı benâm ve yüz
elli kadar
küffâr-ı bî-nâm dil getirüp Sadrıa‘zam bu kâfirleri söyletdikde,
Hattâ bu Aktabya'ya yine küffâr istîlâ etdiği gün Sührâb Mehemmed Paşa kolundan Mar‘ayş vilâyeti gâzîleri kâfirin tâ kal‘a-i Pojon altına varup 117b bir kapudan-ı benâm ve yüz elli kadar küffâr-ı bî-nâm dil getirüp Sadrıa‘zam bu kâfirleri söyletdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117a–117b ·
metinde göster ·
… çevirildi kim beş yılda tamâm olmayacak bir binâ-yı hümâm idi, ammâ henüz içine
elli kadar
sazlı evler binâ olunup bunun dahi cümle sokakları sadranc nakşı tarh olup iki …
Komaran kapusunun taşrasında Sadrıa‘zam Köpürlüzâde serdâr-ı mu‘azzam Ahmed Paşa bir câmi‘-i kebîr binâ edüp kal‘a handakına gelen nehr-i Litre kenârınca kâmil beş bin adım ihâta eder bir varoş-ı azîm handakı kazup birkaç günün içinde dıraht-ı müntehâ direklerinden bir palanka çevirme bir metîn hisâr-ı üstüvâr çevirildi kim beş yılda tamâm olmayacak bir binâ-yı hümâm idi, ammâ henüz içine elli kadar sazlı evler binâ olunup bunun dahi cümle sokakları sadranc nakşı tarh olup iki yerinde tahta kapular vaz‘ olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132a ·
metinde göster ·
Bir hammâm-ı muhtasarı ve bir hân-ı pür-müfîdi ve yüz
elli kadar
dükkân-ı ehl-i hırefi var, ammâ bezzâzistânı ve medrese ve dârü'l-kurrâsı ve im …
Bir hammâm-ı muhtasarı ve bir hân-ı pür-müfîdi ve yüz elli kadar dükkân-ı ehl-i hırefi var, ammâ bezzâzistânı ve medrese ve dârü'l-kurrâsı ve imâret-i dârü'z-ziyâfesi yokdur, lâkin bâğı ve bâğçeleri ve mahbûb u mahbûbeleri ve oda sâhibi gâzîleri gâyet çokdur. Ve âb [u] hevâsı gâyet hûb ve mezra‘aları mergûb bir ganîmet vilâyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 136b ·
metinde göster ·
… lût olur, ammâ bu mezkûr su yolu kullesi kal‘anın cânıdır. Kal‘a dizdârı ve yüz
elli kadar
merdüm-i hisârı ve şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır.
Ve nehr-i Mileşova, Hersek sancağı hâkinde Direl yaylası dağlarından gelüp bu kal‘a-i Mileşova altından geçüp kasaba-i Pirepol içinde nehr-i Lim'e mahlût olur, ammâ bu mezkûr su yolu kullesi kal‘anın cânıdır. Kal‘a dizdârı ve yüz elli kadar merdüm-i hisârı ve şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 143b ·
metinde göster ·
… cağı hâkinde voyvadalıkdır ve Köylüc kal‘ası kazâsı nâhiyesidir. Dizdârı ve yüz
elli kadar
merdüm-i hisârı var, gayri hâkimleri yokdur.
Ba‘dehu küffâr-ı dûzah-firâh istîlâ edüp fâtih-i sânîsi Sultân Bâyezîd-i Velî vezîri Gedik Ahmed Paşa'dır. Bu dahi Hersek sancağı hâkinde voyvadalıkdır ve Köylüc kal‘ası kazâsı nâhiyesidir. Dizdârı ve yüz elli kadar merdüm-i hisârı var, gayri hâkimleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159a ·
metinde göster ·
… yerleri dârü'l-bevâr olup gâzîlerimiz küffârı kova kova yetmiş kadarın esîr ve
elli kadar
dahi kelle paça edüp ancak yedi aded fetâlarımız şehd-i şehâdet câmın nûş edüp …
Hemân küffâr bir yaylım kurşumu yeyüp yüz yetmiş kadar küffâr hâke düşüp âhir karârları firâra mübeddel olup dağlara firâr edüp yerleri dârü'l-bevâr olup gâzîlerimiz küffârı kova kova yetmiş kadarın esîr ve elli kadar dahi kelle paça edüp ancak yedi aded fetâlarımız şehd-i şehâdet câmın nûş edüp îd-i (---) ta‘âmın halâs etdiğimiz (---)(---) kurâsında yeyüp yine sâlimîn ü gânimîn vakt-i asrda sürûr [u] şâdumânlar ederek niçe bin tüfengler atarak esîrlerimizle ve kelleleri ârâyiş-i nîze ederek alay-ı azîm ile şehr-i Mostar'a girüp henüz ol gün îd-ı haccu'l-ekber oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167a ·
metinde göster ·
Zirinoğlu hükmünde bir bataklık kenârında bir azîm palankadır ve içinde kırk
elli kadar
manastırların çanlıkları nümâyân idi, ammâ benî Âdemden bir cân nümâyân değil i …
Zirinoğlu hükmünde bir bataklık kenârında bir azîm palankadır ve içinde kırk elli kadar manastırların çanlıkları nümâyân idi, ammâ benî Âdemden bir cân nümâyân değil idi. Esîrlerimizden su’âl etdiğimizde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 185a ·
metinde göster ·
… îb etmeğe çeteye çıkmışlar ve kal‘a-i Pojaga'dan iki günde gelmişler, ancak yüz
elli kadar
esîr ve sehel mâl-ı ganâ’im bulmuşlar. Ve bunlar cümle beş yüz aded yiğit olmuş …
Meğer bunlar Pojaga sanca[ğ]ı ve Yakova kal‘ası gâzîleri imiş. Anlar dahi "Küffâr Yenikal‘a'da cem‘iyyetde iken vilâyet-i kâfiristân katana kâfirinden hâlîdir ve fursat ganîmetdir" deyü memâlik-i küffârı tahrîb etmeğe çeteye çıkmışlar ve kal‘a-i Pojaga'dan iki günde gelmişler, ancak yüz elli kadar esîr ve sehel mâl-ı ganâ’im bulmuşlar. Ve bunlar cümle beş yüz aded yiğit olmuşlar. Bunlar dahi bizimle pây-berâber olup meydânda şühedâlarımızın leşin komak şartıyla ahd [ü] amân edüp bunlar vilâyet kurdlarıdır, bize delâlet, küffâr-ı dalâlet-şi‘ârın kurâ ve belîdelerin nehb ü gâret ederek dağ u hıyâbân u ormanistân içre giderek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
… n palankadır. Hattâ ileri giden gâzîlerimiz iki yüz aded küffâra râst gelüp yüz
elli kadar
ümmet-i Muhammed esîrlerini kal‘adan çıkarup nehr-i Tise'den bir ark kazup kal‘ …
Sene 939 gurresinde Süleymân Hân kabza-i teshîre alup yine küffâr-ı Zirin istîlâ etmişdir, ammâ hâlâ Nemse çâsârı hükmünde olup Nedajoğlu keferesi tarafından içinde cünûd-ı cünübleri var gâyet metîn palankadır. Hattâ ileri giden gâzîlerimiz iki yüz aded küffâra râst gelüp yüz elli kadar ümmet-i Muhammed esîrlerini kal‘adan çıkarup nehr-i Tise'den bir ark kazup kal‘anın handakına akıtmak isterlerken hemân guzât-ı müslimînimiz hemân fakîr esîr bizim asker-i İslâmı görüp Allâh deyü feryâd edince bizim asker dahi dal-sâtûr-ı Muhammedî olup esîrler üzre müvekkil olan keferelere bizim çarhacılar kılıç bâzârına girüp biz dahi ileriye varup gördük kim bir meydân-ı ma‘reke kurulmuş, hemân bizim yüğrük atlılarımız ileri yetişüp derhâl cenge girişüp bin altmış kadar küffârı kal‘alarına firâr etmeğe komayup cümle kılıçdan geçirüp ancak kapudanlarıyla üç yüz kâfir esîr olup yüz elli aded ümmet-i Muhammed'i cümle esîrlikden halâs edüp hamd ü senâ etdiler, ammâ her birinin ayaklarında yigirmişer ve otuzar vukıyye gelir demir neybeleri var, balta ve keser ve eğelerimiz yok. Âhır-ı kâr bu yüz elli aded esîr müslimînin bindikleri arabalara yine bindirüp iki yüz kadar atları za‘îf yiğitlerimizle bu ümmet-i Muhammed esîrlerin Kopan kal‘amıza gönderdik. Andan kal‘a-i Kapornak'ı ubûr edüp bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 2b ·
metinde göster ·
… olmak kânûn-ı Alman'dır" deyü bu şehri gâyet medh etdiklerinde hemân hakîr kırk
elli kadar
nâmdâr pür-silâh serhadli gâzîleriyle bu şehrün bir top menzili ba‘îde yerinde …
"Hâlâ Alman memleketinden Beç'den ve Prak'dan ve İsizinye 5b şehirlerinden büyük bu Graviçe şehridir ve bundan ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak sevdâsında olman" deyü esîrlerimiz tenbîh etdiler. "Zîrâ bu şehirde çâsârın oğulları ve yâhûd akrabâları bunda hükûmet ederler. Krallar mürd olsa bundakiler kral olmak kânûn-ı Alman'dır" deyü bu şehri gâyet medh etdiklerinde hemân hakîr kırk elli kadar nâmdâr pür-silâh serhadli gâzîleriyle bu şehrün bir top menzili ba‘îde yerinde bir hıyâbânlık mürtefi‘ yerden bu şehri temâşâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a–5b ·
metinde göster ·
çârsû-yı bezzâzistândır. Gerçi şehrine göre sûk-ı sultânîsi azdır, ammâ yine cü …
Ve cümle elli kadar çârsû-yı bezzâzistândır. Gerçi şehrine göre sûk-ı sultânîsi azdır, ammâ yine cümle zî-kıymet metâ‘ bî-minnet bulunur. Lâkin kârgîr bezzâzistânı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 11a ·
metinde göster ·
… b-i şimâle dağlar ve dere ve depeler ve ormanlar ve susuz yerleri geçerken kırk
elli kadar
âdem ol şiddet-i hârda susuz helâk olup der[d-i] belâ çekerek,
Ya‘nî lisân-ı Latince Ördek gölü demek olur bir küçük âb-ı hayât göldür, ammâ hakkâ ki ördeği gâyet çokdur. Ve cemî‘i asâkir-i bî-pâyân bu göl etrâfında meks edüp zevk u safâ etdiler. Bu buhayre kenârında dururken hemân Üstürgon tarafından kırk elli pâre balyemez topların atılduğu istimâ‘ olunup derhâl Sadrıa‘zam nefîr-i rıhletler çaldırup bu Patka gölü kenârından kalkup 12 sâ‘atde cânib-i şimâle dağlar ve dere ve depeler ve ormanlar ve susuz yerleri geçerken kırk elli kadar âdem ol şiddet-i hârda susuz helâk olup der[d-i] belâ çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28a ·
metinde göster ·
… le bir aded hân-ı müsâfirândır. Ve cümle bir aded hammâm-ı gâsılândır. Ve cümle
elli kadar
dükkândır. Ve bu varoşun etrâfı bâğ u bâğçe ve gül-i gülistândır ve halkı gâyet …
Ve cümle (---) aded mihrâbdır. (---) câmi‘i (---)(---)(---)(---) Mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Ve cümle bir medrese-i âlimândır. Ve cümle üç aded mekteb-i sıbyândır. Ve cümle iki aded tekye-i dervîşândır. Ve cümle bir aded hân-ı müsâfirândır. Ve cümle bir aded hammâm-ı gâsılândır. Ve cümle elli kadar dükkândır. Ve bu varoşun etrâfı bâğ u bâğçe ve gül-i gülistândır ve halkı gâyet şehbâz u şecî‘ u bahâdırândır. Hatta gâzîleri gemilere binüp bu kal‘anın mukâbelesinde nehr-i İpol ve nehr-i Gara suları içre gemilerle girüp tâ Leve kal‘ası ve Novigrad kal‘ası altlarından esîr alırlar, bir alay gâziyân-ı mücâhidân yiğitleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28b ·
metinde göster ·
… bir kapulu ve yetmiş kadar tahta örtülü hâneleri ve ve bir câmi‘i ve dizdârı ve
elli kadar
merdüm-hisârı ve kifâyet kadar cebehâneleri var. Bu dahi Sirem livâsı hâkinde İ …
Lisân-ı Macar'da (---)(---) Su demekdir. Sene 927 Süleymân Hân asrında dest-i Rüstem Paşa feth edüp münhedim etmişdir. Ba‘dehu elzem-i levâzımından olmak {ile} ağaç palankadan bir müfîd [ü] muhtasar kal‘a olmuşdur. Nehr-i Tuna sâhilinde şekl-i murabba‘ bir kapulu ve yetmiş kadar tahta örtülü hâneleri ve ve bir câmi‘i ve dizdârı ve elli kadar merdüm-hisârı ve kifâyet kadar cebehâneleri var. Bu dahi Sirem livâsı hâkinde İlok kazâsı niyâbetidir. Defterhâne-i pâdişâhîde bu Keyviz kal‘asının ismi Kerevik kal‘asıdır. Zamân-ı kadîmde ma‘mûr imiş. Hâlâ yine câmi‘i ve mesâcidleri ve medresesi ve mektebleri ve tekyeleri 32b ve hammâmı ve hânları ve iskele başında mahzenleri ve kifâyet kadar dükkânları, bunun dahi bâğ ve bâğçeleri hadden efzûndur. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf iskele (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32a–32b ·
metinde göster ·
… ‘i ve bir mescidi ve hammâmı ve hânı ve seksen mikdârı tahta örtülü hâneleri ve
elli kadar
dükkânları ve dizdârı ve elli kadar merdüm-hisârı vardır, ammâ bâğ ve bâğçesi c …
Tuna azmağı buhayresi kenârında şekl-i murabba‘ bir palanka hisâr olup Pojeğa sancağı hâkinde voyvadalık olup Ösek kazâsı niyâbetidir. Derûn-ı kal‘ada bir câmi‘i ve bir mescidi ve hammâmı ve hânı ve seksen mikdârı tahta örtülü hâneleri ve elli kadar dükkânları ve dizdârı ve elli kadar merdüm-hisârı vardır, ammâ bâğ ve bâğçesi cihânı zeyn etmişdir ve eriği Pojeğa eriğinden lezîz ve firâvândır. Hatta cemî‘i diyârlara fıçılar ile giden Pojeğa eriği ekseriyyâ bu Dal eriğidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 33b ·
metinde göster ·
… ve seksen mikdârı tahta örtülü hâneleri ve elli kadar dükkânları ve dizdârı ve
elli kadar
merdüm-hisârı vardır, ammâ bâğ ve bâğçesi cihânı zeyn etmişdir ve eriği Pojeğa …
Tuna azmağı buhayresi kenârında şekl-i murabba‘ bir palanka hisâr olup Pojeğa sancağı hâkinde voyvadalık olup Ösek kazâsı niyâbetidir. Derûn-ı kal‘ada bir câmi‘i ve bir mescidi ve hammâmı ve hânı ve seksen mikdârı tahta örtülü hâneleri ve elli kadar dükkânları ve dizdârı ve elli kadar merdüm-hisârı vardır, ammâ bâğ ve bâğçesi cihânı zeyn etmişdir ve eriği Pojeğa eriğinden lezîz ve firâvândır. Hatta cemî‘i diyârlara fıçılar ile giden Pojeğa eriği ekseriyyâ bu Dal eriğidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 33b ·
metinde göster ·
kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre tepes …
Andan bu askerin ortasında kırk elli kadar kırmızı şalvarlı cündîler atlar üzre ayakda durarak ve ba‘zısı atlar üzre tepesi üzre durup gûnâ-gûn silâhşorluklar ederek birbirlerine topuzlar atup dutup ve at üzre bağdaş kurup ve diz üzre eğer hânesinde oturup ra‘d-vâr at koşdurup ve atlarının karnı altından girüp öte tarafından çıkup at gerdânına asılup yine ata bilâ rikâb pertâb edüp binüp ve yine at koşdururken atın kolanın çözüp at yıldırım gibi şakıyup giderken eğeri altına alup çıplak at ile koşdururken yine eğeri altına koyup atın eğerleyerek gidüp at üstünde ayak üzre namâz kılup kâhîce at üzre bir ayak üzre durup kimisi at üzre uyuyup her bir cündîler birer gûne lu‘bedebâzlık ve silâhşorluklar ederek ubûr ederlerken küffârlar bu hâl-i sanâyi‘leri görüp âlem-i hayretde kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar g …
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… âdem aşağı Tuna'ya bakmağa cür’et edemez. Bunda dahi kal‘a yoklamasın alup yüz
elli kadar
refîkler ile cânib-i kıbleye 8 sâ‘at gidüp,
Ve bunun dahi iki kapusu var, biri iskele kapusu, cânib-i garba mekşûfdur ve biri kıbleye nâzır şehr-i Sombor'a gider bâb-ı kebîrdir. Ve iskele başında mezâristânı andadır ve emîn hânesi dahi bu iskele başındadır. Ve bu iskele tarafı minâre kaddi âlî yarlar ve bayırlardır kim âdem aşağı Tuna'ya bakmağa cür’et edemez. Bunda dahi kal‘a yoklamasın alup yüz elli kadar refîkler ile cânib-i kıbleye 8 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79a ·
metinde göster ·
… dervîşânı var. Ve cümle beş aded mekteb-i sıbyânı var. Ve cümle Tuna kenârında
elli kadar
cebehâne dükkânı var. Ve cümle elli aded balık mahzenleri var, zîrâ cümle halkı …
Ve cümle iki medrese-i âlimânı var. Ve cümle iki tekye-i dervîşânı var. Ve cümle beş aded mekteb-i sıbyânı var. Ve cümle Tuna kenârında elli kadar cebehâne dükkânı var. Ve cümle elli aded balık mahzenleri var, zîrâ cümle halkı ankâ balık bâzergânlarıdır. Ve gâyet garîb-dost muhibb-i fukarâ veliyy-i ni‘am merd-i Hudâ kimesneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 98a ·
metinde göster ·
dükkânları ve cümle iki aded hânları var. Şehrin zemîni bir mürtefi‘ yere vâki‘ …
Ve cümle elli kadar dükkânları ve cümle iki aded hânları var. Şehrin zemîni bir mürtefi‘ yere vâki‘ olmuş. Âb [u] hevâsı gâyet latîfdir, zîrâ Erdel vilâyeti yaylaklarına gâyet yakındır. Hikmet-i Hudâ biz bunda bir gün beğ boyar beğ büyük vo[r]nikde meks edüp zevk [ü] safâ ederken Âsitâne-i sa‘âdet tarafından bir kefere ulak gelüp "Beğ ma‘zûldür, birisi Esîr Debecioğlu (---) Beğ'e Eflak eyâleti sadaka olundu" deyince hemân küffârlar ve kâ’immakâm ve boyarlar ve vornikler şaşup der-akab ulağı Bukreyş'de ma‘zûl olan (---) beğe haber gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103a ·
metinde göster ·
… yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk
elli kadar
kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
… i Çuçora harâb olup kasaba-misâl bir rabtacıkdır. Yüz hânesi ve iki kenîsesi ve
elli kadar
dükkânları ve nehr-i Brut kenârında gümrükhâneli kasabadır.
Ve bu Çuçora kasabası zamân-ı kadîmde bender şehr-i azîm imiş. Hâlâ sarâyları ve manastırları ve çârsû-yı bâzârları ve cümle 105a sokaklarının alâmetleri zâhir ü bâhirdir. Lâkin Fâtih-i Revân u Bağdâd Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında Kazak-ı âk ve Boğdan-ı fınlak(?) ile iki leşker-i cünüb bu mahalde ceng-i azîm ederken Boğdan beği olan Lipul Beğ Kazağ'a galebe mahallinde ale's-sabâh Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr yetişüp bu mahalde Kazağ'a ve Boğdan'a bir sâtûr-ı Cingizi çeker kim hâlâ cemî‘i küffârların kemikleri dağı püşte püşte yığılıdır. Ve bu mahalde Kazak bir tabur çevirmişdir kim bir günde gücile devr olur. Bu tabur-ı azîmin fethinden sonra Tatar askeri mezkûr Çuçora şehrini ihrâk edüp mâl-ı ganâ’imiyle Kırım'a giderler. Ol asırdan berü hâlâ şehr-i Çuçora harâb olup kasaba-misâl bir rabtacıkdır. Yüz hânesi ve iki kenîsesi ve elli kadar dükkânları ve nehr-i Brut kenârında gümrükhâneli kasabadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 104b–105a ·
metinde göster ·
… e handak olmak da muhâldır. Ancak Freng hisârına açılır bir kapusu var. Ve kırk
elli kadar
evleri ve bir câmi‘i ve gılâl anbârı ve cebehâne hücreleri ve dizdâr hânesi var …
Bu kal‘anın etrâfı yalçın kayalar olmak ile handakı yokdur ve handak olmak da muhâldır. Ancak Freng hisârına açılır bir kapusu var. Ve kırk elli kadar evleri ve bir câmi‘i ve gılâl anbârı ve cebehâne hücreleri ve dizdâr hânesi var, gâyet metîn ve müstahkem hisâr-ı üstüvârdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 140a ·
metinde göster ·
… müslimleri bu ağaç içine bir kıble binâsı mihrâb etmişler. Ağaç içinde yüz yüz
elli kadar
ümmet-i Muhammed sığup ibâdet-i Hak ederler.
Hattâ Noğay Tatarları ve Dağıstân müslimleri bu ağaç içine bir kıble binâsı mihrâb etmişler. Ağaç içinde yüz yüz elli kadar ümmet-i Muhammed sığup ibâdet-i Hak ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·