Evvelâ Unkapanı emîni: Bâlâda habbâzân alayında tahrîr olunmuşdur, büyük
emânetdir
. Ru’ûs-ı hümâyûn ile hâkimdir ve kâtibi ve kantârcısı ve du‘âcısı ve kethudâ ve …
Evvelâ Unkapanı emîni: Bâlâda habbâzân alayında tahrîr olunmuşdur, büyük emânetdir. Ru’ûs-ı hümâyûn ile hâkimdir ve kâtibi ve kantârcısı ve du‘âcısı ve kethudâ ve çavuşları ve zelehor hammâlbaşıları ve yedi bölükbaşıları cümle rû’us-ı hümâyûn ile hidmetkârlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a ·
metinde göster ·
… ve'l-hâsıl cümle dühniyyâtdan öşr alup senevî yetmiş yük akçe iltizâm bir azîm
emânetdir
. Dîdebânları ve simsârları ve kolcuları ve reftcileri cümle Amr-ı Ayyâr'dır.
Altıncı, evsâf-ı emânet-i yağkapanı: Ağa bir, neferât üç yüz, kârhâneleri birdir. Galata'da yağkapanı anın mekânıdır, kendisi ve kâtibi ve kethudâsı ve çavuşları cümle ru’ûs-ı hümâyûn ile zabt ederler. Cemî‘i diyârdan say yağı ve zeytûn yağı ve'l-hâsıl cümle dühniyyâtdan öşr alup senevî yetmiş yük akçe iltizâm bir azîm emânetdir. Dîdebânları ve simsârları ve kolcuları ve reftcileri cümle Amr-ı Ayyâr'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175b ·
metinde göster ·
. Seferlerde bundan azîz emânet yokdur. Bir dahi nüzül emîni makbûldür. Ve,
Onuncu, evsâf-ı peksumât emîni: Dahi cümle esnâfıyla ekmekcibaşı neferâtıyla alayında tahrîr olundu, makbûl emânetdir. Seferlerde bundan azîz emânet yokdur. Bir dahi nüzül emîni makbûldür. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176a ·
metinde göster ·
… fa üzre sâkin olur. Pâdişâhın cümle matbahının masârıfı bunun eliyle olur, azîm
emânetdir
kim bu kârhâneye akl-ı Arasto dahi akıl ergirmemişdir. Bunlar dahi pür-silâh va …
Yigirmi dördüncü, matbah emîni: Birdir, neferâtları iki yüzdür. Bu emînin mekânı matbah-ı âmire'nin yanında bir soffa üzre sâkin olur. Pâdişâhın cümle matbahının masârıfı bunun eliyle olur, azîm emânetdir kim bu kârhâneye akl-ı Arasto dahi akıl ergirmemişdir. Bunlar dahi pür-silâh vakâr üzre kilarciyânlar ellerinde kantâr sırıklar ve bellerinde kırk kalem peştemâller ile küheylân atlar üzre ubûr ederler, şecî‘ esnâf-ı dilîrân-ı dilberândır. Ammâ kilar sıçanlarıdır kim {dâ’imâ kilardan incîr ve üzüm ve gayrı şey uğurlarlar.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
. Gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cümle bu şehremîni masârıfıyla olur …
Yigirmi beşinci, esnâf-ı şehremîni: Ağalık değildir kitâbetdir ammâ mahsûldâr emânetdir. Gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cümle bu şehremîni masârıfıyla olur. Muhâsebesi senevî bin kîse, kâhîce iki üç bin kîse ile görülür. İslâmbol kal‘ası ve hünkâr bâğçeleri ve'l-hâsıl mîrî ne kadar meremmât ve cedîd binâlar var ise bu şehremîni eliyle olur. Bu dahi kendü neferâtları üç yüzdür, anlar ile alayda ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
… snâf-ı nüzül emîni: Ağa bir, neferât yedi yüz, bu emîn, seferlerde gâyet makbûl
emânetdir
, cemî‘i vilâyetlerden asâkir-i İslâm içün gelen zahâyirleri buna teslîm edüp ot …
Yigirmi sekizinci, esnâf-ı nüzül emîni: Ağa bir, neferât yedi yüz, bu emîn, seferlerde gâyet makbûl emânetdir, cemî‘i vilâyetlerden asâkir-i İslâm içün gelen zahâyirleri buna teslîm edüp otağı önünde dağlar gibi yığılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… apusunda sâkin olur, emîn-i bî-dîn hâneleri vardır. Üç yüz tevâbi‘e mâlik büyük
emânetdir
.
buyurmuşdur. Lâkin Âl-i Osmân'ın esbâb-ı ihtişâmı çok olmağile masârîf dahi ziyâde olup emr-i Hudâ üzre bu şarâbı men‘ etmeyüp senevî (---) kîse hâsıl olur başka emânet-i kübrâdır, kim bâlâda tahrîr olunan otuz üçüncü emînin biri dahi budur. Galata'da Domuzkapusunda sâkin olur, emîn-i bî-dîn hâneleri vardır. Üç yüz tevâbi‘e mâlik büyük emânetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… i ve kara tarafından gelen tüccârlardan öşr-i sultânî alur, on yük akçe iltizâm
emânetdir
. Şehri, kenar-ı bahrde bir vâsi‘-fezâda vâkı‘ olup kal‘ası bir alçak kayalı yer …
Kostantin Tekürün kızı 221b Mudına binâsıdır. Mudına'dan galat-ı meşhûr Mudanya derler. Hamd-i Hudâ selâmetle bu şehre dâhil olup ibtidâ diyâr-ı gurbetde cum‘a namâzı kılmak bu şehirde müyesser olup hâk-i pâkine rû-mâlîde edüp yüz bin tazarru [u] nâliş ile Cenâb-ı İzzet'e hamd [u] senâ edüp şehr[i] temâşâya mübâşeret etdik. Leb-i deryâda bir bender iskele-i Bursa'dır. Âyende vü revende keştîler içün emîn-i emân bir limân-ı kudretdir. Zîrâ bu Mudanya, İslâmbol halîcinin cânib-i kıblesinde bir köşe-bucağa vâkı‘ olmağıla yedi rûzgâr-ı zûrkârdan emîn [u] mahfûzdur. Ammâ yıldız rîhından sehl mahfûz değildir. Ammâ a‘lâ demir tutar yatak limândır. İskele başında gümrükhânesi vardır. Âyende vü revende keştîleri ve kara tarafından gelen tüccârlardan öşr-i sultânî alur, on yük akçe iltizâm emânetdir. Şehri, kenar-ı bahrde bir vâsi‘-fezâda vâkı‘ olup kal‘ası bir alçak kayalı yerde şeddâdî taş binâ bir rıbât-ı kavîdir. Sene 721 târîhinde Orhân Gâzî şehzâdeliği asrında pederi Osmân Gâzî'nin izniyle ve Sultân Hacı Bektâş-ı Velî'nin du‘âsıyla ibtidâ Orhân Bey bu kal‘ayı feth edüp bir dahi küffâra cây-i menâs ol[ma]ması içün câ-be-câ kal‘âyı münhedim etdi. Ammâ sehl şey ile ta‘mîri ve termîmi mümkindür. Ve bu şehr, Anadolu eyâletinde Gâzî Hudâvendigâr sancağı ki, taht-ı evvel Bursa'dır, anın voyvadalığıdır ve yüz elli akçe kazâdır. Kadıya senevî iki bin guruş hâsıl olur. Ba‘zı zamân Bursa müvellâsına paşmaklık-bahâ ihsân olunur, latîf kazâdır. Şehri cümle (---) hânesi serâpâ kiremit örtülüdür. Üç câmi‘i var (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yedi mihrâb mesâcidleri ve üç hânı ve bir hammâmı ve iki mekteb-i sıbyânı ve iki yüz aded esvâk-ı muhtasarı var. Ammâ medrese ve dârü'l-kurrâ ve dârü'l-hadîsleri yokdur. Zirâ ekseriyyâ cümle halkı Urum'lardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a–221b ·
metinde göster ·
… câde vaslaların istediklerinde birine vermeyüp "Bu vaslaların sahibi var, bizde
emânetdir
. Sâhibi zuhûr etdükde ana teslîm ederiz" deyü halîfelerine böyle buyururlardı. …
Huzur-ı ıhvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola kim Hünkâr hazretleri âlem-i sabâvetde her giz sıbyân ile karışup lu‘b u lehve meşgûl olmadı ve zât-ı şerîfinde hâller zâhir olup niçe dürlü kerâmetler gösterüp lafz-ı dürer-bârlarından envâ‘-ı kelâm-ı hikmet istimâ‘ olunurdu. Cidden dünyâya meyl ve hevâ ve hevese ve nefse mütâbe‘at göstermedi. Hemân gice ve gündüz hâli ibâdet ü tâ‘at ve zühd ü takvâ idi. Hatta Horâsân'da babası Allah emrine varıcak Hacı Bektâş'a sultânlığı arz eylediler, kabûl etmedi. Kırk sene kâmil çille-i merdân çeküp gündüz sâ’im gice kâ’im olup ibâdet ve riyâzete ve zühd ü takvâya meşgûl idiler. Bi-hidâyetillahi Te‘âlâ şöyle yetişmişlerdi ki gice rûhları âlem-i ecsâmdan âlem-i ervâha ubûr kıldıkda kesâyirü'n-nâs nefsleri dünyâ sıfatından görünürdü ve âlem-i kurbda âşinâ olana âşinâlık gösterirdi ve bâtın-ı esrâr-ı nübüvvet ve kemâl-ı ma‘rifetillah ve ilm-i ledün ve velâyet kendülerinden zâhir olurdu. Bir mertebeye vâsıl oldulardı kim "Bâtın-ı esrâr-ı Alî bendedir", derlerdi. Âhir bir gün Horâsân erenleri Hacı Bektâş'dan nişân istediler. Bir cem‘iyyet-i kübrâda cümlesine kerâmet nişânların gösterdi. Âhir "Kânûn-ı meşâyihân üzre sana bir mürşid-i kâmil lâzımdır kim tarîk-ı Hakka gitmene pîşvâ ola" dediler. "Nola bize bir pîr ola kim ehl-i irşâd alâyimin göstere", dedi. Huzûrunda bir kimesne kerâmet alâyimin göstermeğe kâdir olamayup âhir kendüleri cümle Horâsân erenleri huzûrunda mükemmellik mertebesin remz edüp cümle kibâr-ı Horâsân âlem-i hayretde kaldılar, amma min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile Hacı Bektâş-ı Velî, "Bu hakîr-i pür taksîrin ceddi kutbu'l-aktâb, sultânü'l-ârifin, ser-çeşme-i neved u hezâr pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hânefî hazretleri rahmetullahi aleyh'den cihâz-ı fakrı anlardan kabûl edüp anların irşâdına tâbi‘ olduk ve anlardan me’zûn olup irşâd olduk" deyü işâret buyururlardı. Ve cihâz-ı fakr-ı dervîşân kim evvel kubbe elif tâc ve hırka ve seccâde ve çerâğ ve sofra ve alemdir. Cibrîl-i Emîn aleyhisselâm cennetden Hazret-i Muhammed aleyhi's-selâm'a Allah emriyle getirmişdi. Hazret dahi erkâniyle İmâm Alî'ye teslîm etmişdi. Ol dahi oğlu İmâm Hüseyn'e vermişdi. Anlardan İmâm Zeyne'l-‘âbidîn'e değmişdi. Anlardan İbrâhîm-i Mükerrem hazretlerine değmişdi. İbrâhîm-i Mükerrem, Mervân-ı la‘înin hapsinde iken Horâsân'dan Ebü'l-Müslim-i {Mervî} hazretleri hafiyyeten hurûc edüp ol kubbe elîf tâcı ve hırka ve çerağ ve sofra ve alem ve seccâdeyi İbrâhîm-i Mükerrem hapsde iken erkânı ile Ebu Müslîm-i Mervî'ye tapşırdı. O da İmâm Muhammed Bâkır'a tapşırdı. O da oğlu İmâm Ca‘fer'e tapşırdı. O da İmâm Mûsâ Kâzım'a tapşırdı. O da oğlu Sultân-ı Horâsân Alî b. Mûsa Rızâ'ya tapşırdı. O da Sultânu'l-‘ârifîn ser-çeşme-i neved hezâr ceddimiz pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî b. Muhammed Hânefî'ye tapşırdı. Hoca Ahmed-i Yesevî rahmetullahi aleyh doksan bin halîfesi var idi. Her biri beşer onar kerre ol kubbe elif tâcı ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların istediklerinde birine vermeyüp "Bu vaslaların sahibi var, bizde emânetdir. Sâhibi zuhûr etdükde ana teslîm ederiz" deyü halîfelerine böyle buyururlardı. Ta ki Sultân Hacı Bektaş-ı Velî zuhûr edüp Hoca Ahmed-i Yesevî'den irşâd olup ol tâc ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların "Babandan mîrâs cihâz-ı fakrındır" deyü Hacı Bektâş'a 233b tapşırdı. Zirâ bu vasla tâc u hırka vü seccâdeye lâyık olmağa nişânı Hacı Bektâş gösterdi ve her kim ki o kisvetlere ve ol cihâzlara nişân gösterdi, kutbu'l-kübera ki kutbu'l-aktâb mertebesidir ve bu mertebenin bâtını nübüvvet-i Muhammed Mustafa ve velâyet-i Aliyyi Murtazâ'dır. Hassa, bu mertebe irs yüzünden neseb-i Resûl'den gayre müyesser olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233a–233b ·
metinde göster ·
… mî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde
emânetdir
, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine h …
Bu takdîrce sâdât-ı Horâsân'ın, Hünkâr hakkında sahîhü'n-neseb olduğuna şübheleri yokdur. Şüphe eden âsim olur, el-ıyâzen billah. Ammâ Tevârih-i Ayn-ı Âlî'de böyle tahrîr eylemiş, lâkin karîne yakındır. Ammâ künye-i ecdâdlarıyla tahrîr eylemiş. Evvelâ Seyyid Muhammed Hacı Bektâş b. Seyyid Mûsâ Nişâbûrî b. Seyyid İshak es-Sâkin-i Râye b. Seyyid İbrâhîm-i Mükerremü'l-Askerî b. Seyyid Mûsâ eş-şehîr bi-Ebî Sebha b. Seyyid İbrâhîm el-Murtazâ el-Asgar b. el-İmâm Mûsâ Kâzım rahmetullahi aleyhim ecma‘în. Fe lâcerem İbrâhîm el-Mücâb Muharrem Sultân-ı Horâsân İmâm-ı Alî b. Mûsâ Rızâ'nın li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir. Zirâ ki imâm-ı velâyet-me’âb İbrâhîm-i Mücâb ve Abbâs ve Kâsım ve Hamza nâm büzürgvârân-ı me‘âlî {cenâb-ı} cümle bir anadan olmağla İmâm Mûsâ'nın otuz yedi evlâdı miyânında memdûh ve mümtâz olmuşlardı. Ya‘nî ki sıfât-ı "Necmetü'n-nübüvve" diye şöhret bulmuşlardı. Pes Hacı Bektâş-ı Velî'nin peder-i azîzi Seyyid Mûsâ-yı Mükerrem, "Nişâbûrî" lakabıyla şöhret bulmuşdur. İmâm Mûsâ Rızâ vefâtından sonra Horâsân vilâyetinden göçüp şehr-i Nişâbûr'da sâkin oldular. Anda Şeyh Ahmed nâm bir azîzin Hateme nâm bir duhterin alup Hacı Bektâş-ı Velî ol kerîmeden tevellüd etdi ve beyne's-sıbyân salâh [u] diyânetle ser-efrâz olup Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin halîfelerinden Şeyh Lokmân ki Horâsân erenlerindendir. Vâlid-i büzürgvârı Hacı Bektâş'ı Şeyh Lokmân'a tilâmîzliğe verüp Hacı Bektâş anlardan ulûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsîl eyledi. Azîz hazretleri Horâsân'da ulu sultân idi. Hatta İmâm Ca‘fer asrında olmağıla İmâm-ı Ca‘fer mübârek kendü hırka-i şerîfin Bâyezîd-i Bistâmî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde emânetdir, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine hıfz etdiler. Anlar dahi cemî‘î Horâsân erenleri huzûrunda hırkayı Hacı Bektaş-ı Velî'ye teslîm edüp tevhîd [u] tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın giydikleri on iki imâm işâretli on iki terkli tâc-ı beyâz ve cübbe yenli abâ-yı beyâz hırka idi. Ammâ irşâdı Hoca Yesevî'den görüp Rûm erenlerinden olmağla izin taleb edüp yedi yüz fukarâ ile Seyyid Muhammed-i Buhârî-i Saltık ile Hacı Bektâş'ı Rûm'da Osmâncığa gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i Arabî ve Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olup sohbet-i hâs edüp Orhân Gâzî asrında Hacı Bektaş-ı Velî iştihâr bulup yeniden çeri ya‘nî yeni-çeri peyda edüp Rûm diyârların Orhân ile ma‘an feth edüp yedi yüz fukarâlarının cümlesin feth olunan şehrlerde sâhib-i seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm'da yedi yüz âsitâne-i Bektaşiyân vardır. 234a Ba‘dehû Hacı Bektâş-ı Velî sene (---) târîhinde yine Orhân hilâfetinde merhûm olup Orhân, cenâze-i Sultân'a hâzır olup Kırşehri'nde defn etdiler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233b–234a ·
metinde göster ·
… -) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân destine girdi. (---) hâkinde voyvodalıkdır ve
emânetdir
ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve yeniçeri serdârı ve kethüdâyeri ve kal‘a diz …
(---)(---) galatdır. Kayser-i Rûm oğlu Harkıliye binâsıdır. Sene (---) târîhinde Sultan Alâeddîn-i Selçûkî fethidir. Andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân destine girdi. (---) hâkinde voyvodalıkdır ve emânetdir ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve yeniçeri serdârı ve kethüdâyeri ve kal‘a dizdârı ve (---) neferâtı vardır, ammâ müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur, ammâ a‘yân [u] eşrâfı çokdur. Halkı, cümle keştîbân ve kendirciyândır ve a‘vânı yokdur ve uleması çokdur. Herkes iktidârına göre akçe ve gökçe ve pâkça libâslar giyerler. Ve Sinop ile bu Samsun'un mâbeyni deryâdan (---) mildir, karadan (---) konakdır. Ve bu Samsun'un cenûb tarafına Sinop vâkı‘ olmuşdur. Bu Samsun kal‘ası leb-i deryâda (---) üzre Şeddâdî binâ-yı sengîn-âbâddır. Fâtih-i Eğre asrında Urus bu kal‘aya istîlâ edüp kal‘anın câ-be-câ yerlerin münhedim edüp sonra yine ta‘mîr u termîm edüp gayrı dizdâr ve neferâtlar ta‘yîn eyleyüp müstevfâ cebehâneler kodular. Hâlâ mükemmel [u] ma‘mûr kal‘adır. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve yetmiş kullesi ve iki bin bedeni ve (---) kapusu vardır. (---) kapusu (---) nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 247a ·
metinde göster ·
… cük gölcük olup suların yüzünde kaymak gibi yığılup durur. Şâh tarafından başka
emânetdir
kim taraf-ı şâha senevî yedi bin tümen akçe verir. Neft emîninin âdemleri mezkû …
Der-beyân-ı dühn-i neft: Kimi leb-i deryâda ve kimi nâhiye-i Müskir'de bi-emrillah yerden kaynayup çıkar. Lâkin germâb suları gibi ılıca sular gölcük gölcük olup suların yüzünde kaymak gibi yığılup durur. Şâh tarafından başka emânetdir kim taraf-ı şâha senevî yedi bin tümen akçe verir. Neft emîninin âdemleri mezkûr gölceğiz içre girüp kepçelerle nefti cem‘ edüp keçi tulumlarına doldurup diyâr diyâr sudâger tüccâr alup götürürler. Yedi sekiz gûne neft olur, ammâ sarı nefti gâyet makbûldür ve siyâh nefti şâhlıkdır kim cemî‘î Acem diyârının Özbekistân ve Hindistân ve Irâk ve Kürdistân ve Al-i Osmân ve Gürcîstân ve Moğol ve Dağıstân 315a serhadleri haddinde olan kılâ‘lara bu kara nefti götürüp hîn-i muhâsarada şeb-i muzlimde meş‘aller ile kal‘a etrâfına çerâğân ederler ve asker-i İslâm kal‘alarına hücûm etdiklerinde üzerlerine ve hâk-i pâlarına neftli yorgan ve köhne eşyâlar atup âteş-bâzlık ederler ve niçesine dahi kal‘aları ve şehrleri mühimmâtlariyçün lâzımdır. Hattâ Şâh huzûrunda ve cümle der-i devletlerinde çerâğân olan meş‘aller bu Bakü neftinden hâsıl olur. Azîm vezni üzre sun‘-ı Hudâdır. Ammâ şeb [u] rûz nigehbânları var kim âteş değerse inkırâzu'd-devrân sönmeyüp ıhrak-bi'n-nâr olur. Anınçün her neft ma‘deninin kenarında dağlar gibi elenmiş hâk-i pâk âmâde yığılmış durur. Bir neft ma‘denine bir şerer isâbet etse hemân cümle re‘âya ve berâyâ üşüp neft üzre türâb nisâr edüp bi-emrillah def‘ olur. Bundan gayrı ilâcı yokdur. Ve niçe yerde kaya ve gârlarda dahi neft ma‘âdinleri var imiş, ammâ manzûrumuz olan bu Bakü neftidir. Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at leb-i deryâda gidüp nâhiye-i Müskir'de Terekeme obalarında meks eyledik. Bu sahrâlarda Moğol ve Kumuk ve Terekeme ve Yaka Türkmânları vakt-i zemistânda obaları ile meks edüp sevâhillenirler, gâyet mahsûldâr dârü'l-karâr diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b–315a ·
metinde göster ·
Ammâ Defterhâne-i Âl-i Osmân'da Canha tahrîr olunmuşdur. Hâlâ yetmiş yük akçe emânetdir. Anınçün cümle halkı Gümüşhânesi'nde işlemeğe me’mûr olmağun cemî‘î tekâlif-i örfiyye-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellemlerdir. Hâlâ Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufunda yetmiş aded kimi âtıl, kimi işler sîm-i hâlis ma‘âdinleri vardır ammâ bundan a‘lâsı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327a ·
metinde göster ·
… arahisâr derler. Cemî‘î diyârda kuyumculara bundan müstevlî olur. Yedi yük akçe
emânetdir
. Dağlarda hâsıl olur. Şekl-i murabba‘ ve muhammes ve müseddes şekl-i mühr-i Sül …
Der-sitâyiş-i şeb-i Süleymânî: Kudret-i Perverdigâr ile dağlarında bir gûne ahmerü'l-levn şeb olduğundan Şebin Karahisâr derler. Cemî‘î diyârda kuyumculara bundan müstevlî olur. Yedi yük akçe emânetdir. Dağlarda hâsıl olur. Şekl-i murabba‘ ve muhammes ve müseddes şekl-i mühr-i Süleymânî gibi taşlardır. Anınla kuyumcular gümüş ağardırlar ve cerrâhlar sirke merhemine kor ve nasır olan yaraya şeb ekerler. Niçe yüz hâssası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344a ·
metinde göster ·
… . Ve şehr nâ’ibi ve muhtesib ağası ve gümrük emîni ve Engürü tamga ağası, başka
emânetdir
, senevî kırk yük akçe iltizâmdır, ve kal‘a dizdârı ve kethüdâsı ve azebân ağala …
Bu zikrolunan kazâlardan mollasına senevî yigirmi kîse hâssıl olur. Şeyhülislâmı ve Kederzâde nâm beş yüz akçe pâyesiyle nakîbü'l-eşrâfı ve altı yüz menâsıb-ı âlîye mutasarrıf olmuş kadı-yı a‘yânları ve sâ’ir kibârdan eşrâfları bî-hisâbdır. Ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı yerine bir müte‘azzım yeniçeri çavuşu vardır. Zîrâ cümle ahâlîsi kadılar ve askerî ta’ifesidir. Ve şehr nâ’ibi ve muhtesib ağası ve gümrük emîni ve Engürü tamga ağası, başka emânetdir, senevî kırk yük akçe iltizâmdır, ve kal‘a dizdârı ve kethüdâsı ve azebân ağaları ve cebeci ve topcu başıları ve (---) aded pür-silâh kal‘a neferâtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b ·
metinde göster ·
Verdi ağzından dedi kim yâ Ömer / Emr-i Hak'dır sen bunu tut mu‘teber / Bu
emânetdir
senin ağzında bil / Vakti gelince anı sen saklagıl / Anı bel‘ etdi Emîrü'l-mü’m …
Verdi ağzından dedi kim yâ ÖmerEmr-i Hak'dır sen bunu tut mu‘teberBu emânetdir senin ağzında bilVakti gelince anı sen saklagılAnı bel‘ etdi Emîrü'l-mü’minînMustafâ'nın sırrına oldu emînDâr-ı mihnetden çû mihnet dârınaGitdi sultân kodu yârın yerineYâr-ı sânî a‘del ü âlim ÖmerEhl-i İslâm buldu devrinde zaferBir melîkin adı Harkil-Rûm idiKendisi ve cümle kavmi şûm idiGörmediler yüzünü PeygâmberinMu‘cizâtın bilmeyüp ol serverinNâme yazıp gönderüp kavm-i dalâlSandılar kim ola bu işi muhâl
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a ·
metinde göster ·
… benderlerden yetmiş yük akçe hâsıl olup kal‘a-i Kars kulına ulûfe verilir yahşı
emânetdir
.
(---)(---) binâsıdır. Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd dahi Bağdâd'a fâ’ideli iskele-i bender olmak ile gâyet imâr etti. Ba‘dehû niçe mülûkden mülûke intikâl edüp âhir Mısır halîfelerinden Sultân Gavrî vezîri Hayra Beğ destinde iken Birecik'i ve Haleb'i sene 922 târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel'e teslim edüp Urfa eyâletinde sancakbeği tahtı tahrîr olundu. Beğinin hâssı 295.220 akçedir. Erbâb-ı timarı 109 ve erbâb-ı zu‘amâsı 15 var. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Hîn-i gazâda beğinin livâsı altında bin iki yüz aded pâk [u] müsellah asker olur. Yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve cümle yetmiş pâre kurâdır. Bu nâhiye kurâlarından kadıya senevî altı kîse hâsıl olur. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâf vekîli ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi ve iskele başında gümrük emîni ve bâcdârı ve iskele emîni, Kars kulı ağalarından bir muhteşem ağa cemî‘i kelekleri ve ma‘diye gemileri anın hükmündedir. Senevî Sürüced'den gayrı benderlerden yetmiş yük akçe hâsıl olup kal‘a-i Kars kulına ulûfe verilir yahşı emânetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53b ·
metinde göster ·
Eyyûb Mevleviyyeti hükmünde niyâbetdir. Ve (---) evkâfı olup buhayresi
emânetdir
. Kal‘ası leb-i deryâda harâbdır. Şehri leb-i deryâ ile sâhil-i buhayrede nısfı …
Eyyûb Mevleviyyeti hükmünde niyâbetdir. Ve (---) evkâfı olup buhayresi emânetdir. Kal‘ası leb-i deryâda harâbdır. Şehri leb-i deryâ ile sâhil-i buhayrede nısfı düzde ve nısfı bayırlar üzre cümle altı yüz hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayât sulu ve serâpâ kiremit örtülü hâne-i zîbâlardır. Ve cümle on yedi mihrâbdır. Cümleden bayırbaşında Tekye câmi‘i, bir minâreli ve kurşum örtülü câmi‘lerdir. Ve imâreti ve medresesi Abdüsselâm Beğ'indir. Ve Çârşû câmi‘i, cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir minâreli ve kurşum hârpüşte kubbe örtülü câmi‘-i sağîrdir. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve bir hammâmı ve yedi aded kârgîr binâ hânları ve mekteb-i sıbyânları ve üç yüz mikdârı dükkânları vardır. Ve esvâk-ı sultânîsi şâhrâh üzre vâkı‘ olmağıla cümle tarîk-i âmları serâpâ beyâz taş kaldırım döşelidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104b ·
metinde göster ·
… ---) nâm deresinde balık dalyanıdır. Van defterdârı tarafından zabt olunur mîrî
emânetdir
kim ebvâb-ı mahsûlâtından kal‘a kullarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri bu emânetden …
Menzil-i Bend-i Mâhî: Bu dahi Ahlad hâkinde (---)(---) nâm deresinde balık dalyanıdır. Van defterdârı tarafından zabt olunur mîrî emânetdir kim ebvâb-ı mahsûlâtından kal‘a kullarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri bu emânetden beher sene verile gelmişdir. 238b Andan yine cânib-i şimâle sağ tarafımızda Van deryâsı kenârıyla ma‘mûr [u] âbâdân kurâları seyr [ü] temâşâ ederek (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a–238b ·
metinde göster ·
. Allâhu a‘lem sultânım ile Köpürlü'nün mâbeynlerinde sehel bürûdet var, zîrâ za …
Hakîr paşaya eyitdim: "Sultânım, meclis emânetdir. Allâhu a‘lem sultânım ile Köpürlü'nün mâbeynlerinde sehel bürûdet var, zîrâ zamân-ı sadâretinizde ana Anadolu eyâletin ihsân edüp on yedi günden Bektaş Ağa ve Çelebi Kethüdâ iğvâsıyla Kütâhiyye'den ma‘zûl eyleyüp hayli zamân Köprülü serseri gezerdi. Lütf eylen, dâ’imâ mektûb-ı dürer-bârlarınızda Köpürlü'ye iltiyâm ü temennâ ve ta‘zîm ve tekrîmlice mektûblar inşâ olunsun" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… salb [u] siyâset ve cürm [u] cinâyet anın kabza-i tasarrufundadır. Gâyet büyük
emânetdir
. Bu kal‘a önünde nehr-i Tuna üzre emîn ağa azîm balık dalyanları yapup morina v …
Silisre eyâletinde hâkimi yetmiş yük akçe iltizâm sâhibi emîndir kim cümle salb [u] siyâset ve cürm [u] cinâyet anın kabza-i tasarrufundadır. Gâyet büyük emânetdir. Bu kal‘a önünde nehr-i Tuna üzre emîn ağa azîm balık dalyanları yapup morina ve mersin ve çığa ve uştuka ve liçse ve kefal ve som ve lom ve sazan balıkları ve gayrı isimli niçe bin elvân balıkları sayd edüp tuzlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… -ı azîme yemîn-i billâh ve kasem-i tallâh edüp birbirlerinden emîn olup "Meclis
emânetdir
" deyü müşâvereye başladılar.
"Bu sırr-ı hafî burada kala" deyü nân ü nemeğe ve Kur’ân-ı azîme yemîn-i billâh ve kasem-i tallâh edüp birbirlerinden emîn olup "Meclis emânetdir" deyü müşâvereye başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74a ·
metinde göster ·
kim iki yüz âdemle emîni hükûmet eder, zîrâ bu şehrin dağlarında nühâs-ı hâlis …
Hâlâ Üsküb sancağı hâkinde yetmiş yük akçe emânetdir kim iki yüz âdemle emîni hükûmet eder, zîrâ bu şehrin dağlarında nühâs-ı hâlis ve fizza-ı muhlis var kim yedişer kol kalın tamar düzmüş ve fizza-i sâfî çıkar zîr-i zemînden şeb [ü] rûz mücrimler ve mu‘âf u müsellem gümüşhâne re‘âyâları bakır ve gümüşlerin cevherin istihrâc edüp 173a emîne teslîm ederler. Hâlâ derûn-ı şehirde mâ-tekaddem olan darbhânesi durur. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında darbhânesi işleyüp sekizi bir dirhem sîm-i hâlis dirhem ve dinâr kesilüp "Azze nasruhu duribe Kıratova" hattıyla bir gûne meskûk müdevver akçesi var idi. Hakîre görmek müyesser olmuşdur, ammâ hâlâ darbhâne mu‘attaldır, ammâ ma‘deni pey-ender-pey işlemededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 172b–173a ·
metinde göster ·
kim bir Mısır hazînesi hâsıl olur. Cümle serhadlere ve gayrı vilâyetlere tuz bu …
Erdel kralına tâbi‘dir, ammâ başka emânetdir kim bir Mısır hazînesi hâsıl olur. Cümle serhadlere ve gayrı vilâyetlere tuz bu şehirden gider. Cümle kefereleri tuzculardır. Ve bunda tuz çıkan mağâraları görmeyen dünyâda bir şey-i ibret-nümâ görmüş değildir, zîrâ gâyet mahûf u muhâtara ka‘r-ı zemîne varmış her bir ma‘deni derk-i esfele ermiş çâh-ı gayyâdan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim Allâh saklaya. Esîr olan ümmet-i Muhammed'i bu tuz ma‘denine korlar, aslâ halâs olmak yokdur. Ve bu mahalde tuz kayaları dağlar gibi yığılmış idi. Cümle askerin atları ve katır ve develeri ve sığır ve koyunları bu tuzları yeyüp yalayup safâlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5b ·
metinde göster ·
… yalar kenârında Boyana gölü içre çam direkleri üzre balık dalyanları var, başka
emânetdir
kim kal‘a kulu aklâmıdır.
Ve derûn-ı hisârda evler azdır, ancak Sultân Mehemmed câmi‘i kiremit ile mestûr tarz-ı kadîm câmi‘-i pür-nûrdur. Ve yedi sekiz sarnıçları var, bârân-ı rahmet ile memlûdur. Ve kal‘adan Boyana gölüne enecek su yolları vardır kim ahâlî-i kal‘a bilir, taşrada düşman göremez mestûr su yollarıdır, hîn-i muhâsarada anlardan su alırlar, ammâ bu kal‘ada dükkânlar yokdur, ancak yüz aded neferât hânecikleri ve buğday anbârları vardır, ammâ cebehânesi ve şâhâne topları vardır, lâkin Boyana gölü aşırı Torondoş dağından bu kal‘ayı döğdüğü dağ sehel bu kal‘aya havâledir, ammâ kırkar karış top-ı kal‘a-kûp-ı tavîl lâzımdır; eğer küçük toplar ise bu kal‘aya ol havâleden zarar yokdur, zîrâ arada göl vardır. Ve kal‘a dibinde kayalar kenârında Boyana gölü içre çam direkleri üzre balık dalyanları var, başka emânetdir kim kal‘a kulu aklâmıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 33b ·
metinde göster ·
… sayyâdlar kayıklar ile şebeke ağlar ile yedi sekiz ay balık sayd ederler. Başka
emânetdir
kim mahsûlâtı serhad neferâtlarına aklâm kayd olunmuşdur. Bir tarafı hasır sazl …
Der-sıfat-ı eşkâl-i buheyre-i kal‘a-i Tovna: Müverrihân-ı Ungurus bu buheyreye Toğna derler. D[â’i]ren mâdâr cirmi kâmil on mîl ihâta eder. Nehr-i Tuna'dan bir fersah cânib-i cenûba mesâfedir. Kaçan kim evvelbahârda nehr-i Tuna tuğyân etse bu Tovna gölü deryâ olup niçe bin gûne mâhîleri sayyâdlar kayıklar ile şebeke ağlar ile yedi sekiz ay balık sayd ederler. Başka emânetdir kim mahsûlâtı serhad neferâtlarına aklâm kayd olunmuşdur. Bir tarafı hasır sazlığıdır, ammâ suyu gâyet lezîz olduğundan Kanije gölü eğiri gibi eğir kökü olurmuş, ammâ görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70b ·
metinde göster ·
… n nakl etdiğimde hazz etmeyüp "Hele bu söz burda kala" dedikde "Sultânım meclis
emânetdir
" deyü hâmûş-bâş olup yine Sadrıa‘zam dâ’iresinde haymeme varup sâ’ir hüddâmları …
Ve Sadrıa‘zam bu hakîr ile üç sâ‘at-i nücûmî söyleşüp Alaman vilâyetlerinde gördüğümüz âsâr-ı garîbeleri ve binâ-yı acîbe kılâ‘ları su’âl etdikde cemî‘i sergüzeşt [ü] serencâmımız bir bir nakl etdiğimde vâfir hazz etdi, ammâ yolların batak ve çataklarının ve çengelistân-ı bî-amân olduğun nakl etdiğimde hazz etmeyüp "Hele bu söz burda kala" dedikde "Sultânım meclis emânetdir" deyü hâmûş-bâş olup yine Sadrıa‘zam dâ’iresinde haymeme varup sâ’ir hüddâmlarımla hamd-i Hudâ mülâkî olup cümle (---) günde sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup cümle (---) aded kılâ‘lar ve şehr-i azîmeler ve âsâr-ı garîbeler seyr-i temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6b ·
metinde göster ·
… med Hân-ı Sâlis tahrîri üzre Sonlok sancağı hükmünde emînlikdir kim kırk kiseye
emânetdir
. Ve nehr-i Tise kenârında şekl-i murabba‘ bir küçük palanka kal‘adır. Lâkin dol …
Lisân-ı Macar'da (---)(---) demekdir. Bânîsi Seleşti Kral'dır. Sene (---) târîhinde Süleymân Hân Segedin kal‘ası fethine giderken salâbet-i pâdişâhiyye bu kal‘a Macarları tâkat getiremeyüp Orta Macar bu kal‘ayı mu‘attal bırağup firâr etmişlerdir. Hâlâ Mehemmed Hân-ı Sâlis tahrîri üzre Sonlok sancağı hükmünde emînlikdir kim kırk kiseye emânetdir. Ve nehr-i Tise kenârında şekl-i murabba‘ bir küçük palanka kal‘adır. Lâkin dolma rıhtım dîvârı on adım kalın dîvârdır. Ancak etrâfında iki kapusu ve beş aded metîn tabyaları var. Ve cümle iki yüz aded mevcûd kulları ve kal‘a dizdârı ve Sonlok kazâsı nâ’ibi ve Eğre yeniçeri serdârı ve mi‘mârı ve bâcdârı ve harâc ağası ve muhtesibi vardır. Lâkin Süleymân Hân câmi‘inden gayri câmi‘ yokdur. Mesâcidleri ve medrese ve tekyeciği ve mekteb-i sıbyânı ve bir hânı vardır, ammâ hammâmı yokdur. Çârsû-yı bâzârı azdır lâkin bâğı ve bostânları çokdur. Ve kal‘a-i Göle handaklarından cereyân eden nehr-i Keşuş(?) Erdel diyârlarında Macar dağlarında gelüp bu mahalde şehr-i Tise'ye mahlût olur müsta‘mel nehir olmağile suyu memdûh değildir. Ve küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr-ı Orta Macar-ı füccârın tuğyânından bu kal‘a-i Çon[g]rad kulları za‘îf olduklarında yoklama nâmıyla bu kal‘adan hakîr bir habbe almayup ancak cümle neferâtlarının nısfını pür-silâh etdirüp talika nâm arabalara doldurup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78a ·
metinde göster ·
… ne kadar kal‘alar var ise mevâcibleri bu balık dalyanlarından hâsıl olur. Azîm
emânetdir
kim Vidin sancağı beğinin yetmiş yük akçe iltizâmındadır. Hattâ Özü kal‘alarını …
Ve bu Demirkapu'dan aşağı tâ Fethü'l-islâm kal‘asına varınca nehr-i Tuna içre ada adadır. Her adanın araları ikişer ve üçer yüz kadar balık dalyanlarıdır. İki sâ‘atlik yere varınca ol mahallin Tuna'sı içinden aslâ bir karış balık bile halâs olmayup elbette sayd olur. Ve Tuna kenârında her ne kadar kal‘alar var ise mevâcibleri bu balık dalyanlarından hâsıl olur. Azîm emânetdir kim Vidin sancağı beğinin yetmiş yük akçe iltizâmındadır. Hattâ Özü kal‘alarının cümle neferâtları dahi bu mukâta‘adan vazîfe-i mu‘ayyenelerin alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 98a ·
metinde göster ·
… ç gibi kesile kesile hâs ve beyâz ve lezîz tuzdur. Kırk yedi yük akçe iltizâmlı
emânetdir
. Or halkının cümlesi bu Or tuzun çıkarmalarıyçün mu‘âf u müsellemlerdir. Ve müc …
Der-feth-i buhayre-i kal‘a-i Or: Bu Or kal‘asının iç yüzünde bir sahrâ-yı yâbisde bir buhayre-i berrâkdır kim anda Kefe tuz dedikleri tuz bu Or'da hâsıl olup Kefe'ye ve vilâyet-i Kırım'a ve İslâmbol'a ve cemî‘i vilâyetlere gider. Kerpiç gibi kesile kesile hâs ve beyâz ve lezîz tuzdur. Kırk yedi yük akçe iltizâmlı emânetdir. Or halkının cümlesi bu Or tuzun çıkarmalarıyçün mu‘âf u müsellemlerdir. Ve mücrim ve vâcibü'l-katlleri bu tuz buhayresine korlar. Mâh-ı Temmûz'da bu buhayrenin yüzü buz gibi tuz donup bir karış kalınlıkda oldukda kilim kadar pâre pâre kırup dağlar gibi yığup bâzergânlara emîn-i memleha fürûht edüp kal‘a-i Or neferâtlarına ve ulemâ ve meşâyihlerine ve Or beğine ve Or müftîsi ve nakîbi ve kadısına cümle ulûfe verüp mâbâkîsin hazîne edüp hâna gönderir. Dâ’iren-mâdâr beş mîl ihâta eder zehr-i mâr bir küçük buhayredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109b ·
metinde göster ·
… kim gölden kaya kaya tuz çıkarup tuz emînine verirler. On bin guruş hâsıl olur
emânetdir
. Elimizde olan yarlığı emîn görüp vâfir ri‘âyet edüp bir altun ulûfemizi verüp …
Menzil-i karye-i Tuzla: Bir acı göl kenârında üç yüz aded toprak örtülü ve dîvârları sığır tezeği ve deryâ eriştesiyle binâ olunmuş evlerdir. Cümle halkı cabalıkdır kim gölden kaya kaya tuz çıkarup tuz emînine verirler. On bin guruş hâsıl olur emânetdir. Elimizde olan yarlığı emîn görüp vâfir ri‘âyet edüp bir altun ulûfemizi verüp bizimle gelen refîkleri kaytarup gayri sekbânlar hâzırladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117b ·
metinde göster ·
" deyüp hem-celîs ü hem-enîsi ve mûnis gam-güsâr ve gam-horları bir niçe pençe-i …
Ammâ sohbet-i hâssında "Meclis emânetdir" deyüp hem-celîs ü hem-enîsi ve mûnis gam-güsâr ve gam-horları bir niçe pençe-i âfitâb mehtâb mahbûb u mahbûbe Çerkes ve Abaza ve Gürcî cüvânlarından üstâd-ı kül hânende ve sâzendeler dâ’ire ve tanbûr ve santûr ve ceng ve rebâbların ellerine alup ilm-i mûsîkârdan ilm-i edvâr kavli üzre kaviller okuyup darb-ı feth ve nîm-devr [ve] nîm-sakîl usûllerinde aslı ve fer‘i ile on iki makâmı ve yigirmi dörd usûlü ve kırk sekiz terkîbi icrâ edüp Hüseyin Baykara fasılları etdiklerinde müstemi‘ olan yârânlar engüşt ber-dehen edüp dem-beste hayrân kalırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a ·
metinde göster ·
Ammâ hâlâ bir hâkimi dahi gümrük emînidir kim liman kapusu dibinde elli nefer tevâbi‘âtleriyle âyende vü revende gemilerden öşr-i sultânî alup azîm emânetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 139a ·
metinde göster ·
… yedi mîl bir vâsi‘ deryâ göldür. İçinde niçe bin gûne mâhîler sayd olunur başka
emânetdir
kim emîni yüz aded neferâtlarıyla bu buhayreyi zabt eder. Bunu dahi Gâzî Murâd …
{Der-sitâyiş-i buhayre-i Buri}: Ve bu kal‘a önünde kıbleye nâzır bir körfez-i deryâ vardır, tâ deryânın boğazı ağzına varınca kırk yedi mîl bir vâsi‘ deryâ göldür. İçinde niçe bin gûne mâhîler sayd olunur başka emânetdir kim emîni yüz aded neferâtlarıyla bu buhayreyi zabt eder. Bunu dahi Gâzî Murâd Hân mütevellîsi fürûht edüp mahsûlâtın cânib-i vakfa verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 214b ·
metinde göster ·
… ardır. Cümle fecereleri balıkçılar ve tuzculardır. Bunda olan tuz ma‘deni başka
emânetdir
. Cümle kefereleri tekâlîf-i örfiyyeden berî olup tuz çıkarma hidmetine me’mûrla …
Karye-i izvoriç: Yüz elli aded kefere hâneli köydür. Bir mu‘azzam ve ma‘mûr kenîsesi vardır. Cümle fecereleri balıkçılar ve tuzculardır. Bunda olan tuz ma‘deni başka emânetdir. Cümle kefereleri tekâlîf-i örfiyyeden berî olup tuz çıkarma hidmetine me’mûrlardır, ammâ tuzu gâyet lezîz ve beyâz tuzu olup niçe yüz gemi yükü tuz Frengistân'a götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 362a ·
metinde göster ·
… maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem kırk yük akçe hâss-ı hümâyûn mâl-ı pâdişâhîli
emânetdir
kim gökde uçan ve yerde gezen ve gölde yüzen cemî‘i mahlûkât-ı mevcûdât emînin …
Bu Üstürka kasabası ve kal‘ası Ohri sancağı hâkindedir, ammâ hükûmetinin salb [u] siyâseti ve cürm [ü] cinâyeti Ohri gölü emîni hükmünde olup maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem kırk yük akçe hâss-ı hümâyûn mâl-ı pâdişâhîli emânetdir kim gökde uçan ve yerde gezen ve gölde yüzen cemî‘i mahlûkât-ı mevcûdât emînin iltizâmında olup cümle kaçkın köleler ve cemî‘i yuvalar 368b ve bâc u bâzâr ve aded-i ağnâm ve ispençe ve kışla hakkı ve tütün hakkı ve dölüm hakkı ve beytü'l-mâl ve hâss u harâc ve hâne-i avârız el-hâsıl cemî‘i tekâlîf-i örfiyye-i şâkkalar cümle Ohri gölü emîninin hükmünde olup Ohri beğinin aslâ alâkası yokdur. Büyük emânetdir kim iki yüz aded neferâtlarıyla bu hükûmeti fermân-ı pâdişâhiyle zabt [u] rabt-ı tasarruf edüp şeb [ü] rûz gölün etrâfların askeriyle dolaşup hıfz [u] hırâset edüp gölün etrâflarında sayd olunan mâhîlerin öşr-i sultânîlerin alup anın izniyle sayyâdlar balık sayd ederler. Eğer emîninin izinsiz bir kimesne nihânî bir şibr mâhî sayd ederse tecrîm edüp siyâsetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368a–368b ·
metinde göster ·
… cümle Ohri gölü emîninin hükmünde olup Ohri beğinin aslâ alâkası yokdur. Büyük
emânetdir
kim iki yüz aded neferâtlarıyla bu hükûmeti fermân-ı pâdişâhiyle zabt [u] rabt- …
Bu Üstürka kasabası ve kal‘ası Ohri sancağı hâkindedir, ammâ hükûmetinin salb [u] siyâseti ve cürm [ü] cinâyeti Ohri gölü emîni hükmünde olup maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem kırk yük akçe hâss-ı hümâyûn mâl-ı pâdişâhîli emânetdir kim gökde uçan ve yerde gezen ve gölde yüzen cemî‘i mahlûkât-ı mevcûdât emînin iltizâmında olup cümle kaçkın köleler ve cemî‘i yuvalar 368b ve bâc u bâzâr ve aded-i ağnâm ve ispençe ve kışla hakkı ve tütün hakkı ve dölüm hakkı ve beytü'l-mâl ve hâss u harâc ve hâne-i avârız el-hâsıl cemî‘i tekâlîf-i örfiyye-i şâkkalar cümle Ohri gölü emîninin hükmünde olup Ohri beğinin aslâ alâkası yokdur. Büyük emânetdir kim iki yüz aded neferâtlarıyla bu hükûmeti fermân-ı pâdişâhiyle zabt [u] rabt-ı tasarruf edüp şeb [ü] rûz gölün etrâfların askeriyle dolaşup hıfz [u] hırâset edüp gölün etrâflarında sayd olunan mâhîlerin öşr-i sultânîlerin alup anın izniyle sayyâdlar balık sayd ederler. Eğer emîninin izinsiz bir kimesne nihânî bir şibr mâhî sayd ederse tecrîm edüp siyâsetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368a–368b ·
metinde göster ·
… irdâ-girdi tokuz mîldir, ammâ gûnâ-gûn balıkları gâyet çok çıkar. Bu dahi başka
emânetdir
, ammâ ba‘zı zamânda bunu da Ohri emîni zabt eder.
Der-vasf-ı buhayre-i Perespe: Ohri gölünden küçük şekl-i murabba‘ bir buhayrecikdir kim girdâ-girdi tokuz mîldir, ammâ gûnâ-gûn balıkları gâyet çok çıkar. Bu dahi başka emânetdir, ammâ ba‘zı zamânda bunu da Ohri emîni zabt eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 372b ·
metinde göster ·
… , ammâ müselimler değillerdir. Cümle mîrî mâldır kim defterdâr tarafından başka
emânetdir
kim yedi yük akçe iltizâmdır. Her kim şeb serîka ederse tecrîm edüp haps-i ebed …
Bu mezkûr dere içre sekiz yerde la‘l-gûn kuyumcular şebi çıkar kim bir temâşâ-yı azîmdir. Bu derede olan kefere kurâları cümle şeb çıkarmağa me’mûr olup sâ’ir tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf [u] müsellemlerdir, ammâ müselimler değillerdir. Cümle mîrî mâldır kim defterdâr tarafından başka emânetdir kim yedi yük akçe iltizâmdır. Her kim şeb serîka ederse tecrîm edüp haps-i ebed edüp ma‘dende pây-beste ve dil-haste beste-i zencîr olup esîr gibi hidmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378a ·
metinde göster ·
… kâ’immakâmı ve taraf-ı pâdişâhîden gümrük emîni oturup yetmiş yük akçe iltizâm
emânetdir
. Bâcdârları ve dîdebân simsârları ve muhtesibi ve harâc ağası ve şehir subaşısı …
Nâhiyesi cümle (---) aded kurâlardır. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâf kâ’immakâmı ve taraf-ı pâdişâhîden gümrük emîni oturup yetmiş yük akçe iltizâm emânetdir. Bâcdârları ve dîdebân simsârları ve muhtesibi ve harâc ağası ve şehir subaşısı ve şehir kethudâsı ve kappân emîni vardır, ammâ kal‘ası yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 381b ·
metinde göster ·
… âf u müsellem mîrî hâss-ı hümâyûndur. Beş yük akçe mâl-ı pâdişâhî ile iltizâm-ı
emânetdir
. Hâkimi yüz âdem ile hükûmet eder. Bir ferd müdâhale edemez. Cemî‘i Anatolu diy …
Karye-i Ma‘den-i şeb: Mu‘âf u müsellem mîrî hâss-ı hümâyûndur. Beş yük akçe mâl-ı pâdişâhî ile iltizâm-ı emânetdir. Hâkimi yüz âdem ile hükûmet eder. Bir ferd müdâhale edemez. Cemî‘i Anatolu diyârına şeb bundan müstevlî olur. Görmeğe muhtâc bir ma‘den-i acîbedir. Zîr-i zemînden lağımlar kazup bu kurâ re‘âyâları şeb çıkarırlar. Karyesi bir bayır başında bâğ u bâğçeli ve yüz evli tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf karyedir. Andan yine garba,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y21a ·
metinde göster ·
Menzil-i Tuzla-i Melemen-i emînde meks edüp temâşâ etdik. Beş yüz akçe mîrî
emânetdir
kim hâss-ı hümâyûndur. Cemî‘i Germiyan ve Aydın ve Sarhan ve Karahisâr vilâyetl …
Menzil-i Tuzla-i Melemen-i emînde meks edüp temâşâ etdik. Beş yüz akçe mîrî emânetdir kim hâss-ı hümâyûndur. Cemî‘i Germiyan ve Aydın ve Sarhan ve Karahisâr vilâyetlerine ve'l-hâsıl yigirmi dörd sancak yire her sene niçe kerre yüz bin deve yükü tuz bundan müstevlî olur, azîm emânetdir. Yetmiş seksen âdem ile enüp binüp hükûmât edüp mâl-ı pâdişâhî ve kendüye on kîse fâyizi tahsîl eder, a‘lâ hükûmetdir. Ve ibret-nümâ bir tuzladır. Zî-rûh kısmından bu tuz içre her ne mahlûk düşse bi-emrillâh tuz olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y41a ·
metinde göster ·
… ancak yire her sene niçe kerre yüz bin deve yükü tuz bundan müstevlî olur, azîm
emânetdir
. Yetmiş seksen âdem ile enüp binüp hükûmât edüp mâl-ı pâdişâhî ve kendüye on kî …
Menzil-i Tuzla-i Melemen-i emînde meks edüp temâşâ etdik. Beş yüz akçe mîrî emânetdir kim hâss-ı hümâyûndur. Cemî‘i Germiyan ve Aydın ve Sarhan ve Karahisâr vilâyetlerine ve'l-hâsıl yigirmi dörd sancak yire her sene niçe kerre yüz bin deve yükü tuz bundan müstevlî olur, azîm emânetdir. Yetmiş seksen âdem ile enüp binüp hükûmât edüp mâl-ı pâdişâhî ve kendüye on kîse fâyizi tahsîl eder, a‘lâ hükûmetdir. Ve ibret-nümâ bir tuzladır. Zî-rûh kısmından bu tuz içre her ne mahlûk düşse bi-emrillâh tuz olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y41a ·
metinde göster ·