Bu sâzlar savt-ı hazîn ile rehâvî makâmında sadâ verdikce ruhbânlar peyrev olup Zebûr âyetleri okurlar. Ve mûğ-pîçeciklerin niçesin tavâşî ederler kim bulûğiyete erdikde nefesi bozulmaya. Anlar dahi beşer beşer körüklerin üzerlerine çıkup körüklerin üst kapaklarıyla çıkup enerken mü’essir hoş-âvâz ile erganûna muvâfık müselsel Zebûr âyetlerin rehâvî makâmında okuduklarında âdem mebhût ve gaş ve mest [u] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 203a ·
metinde göster ·
… kelimâtlar söyleyüp yemîn ü yesârına minberde selâmlar verüp mim[ber]den aşağı
enerken
(enerken) yine iki vezîr (...) kralın koltuğuna girüp minberden endirüp ba‘dehu …
Bu kelâmlardan sonra kral niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar söyleyüp yemîn ü yesârına minberde selâmlar verüp mim[ber]den aşağı enerken (enerken) yine iki vezîr (...) kralın koltuğuna girüp minberden endirüp ba‘dehu mezkûr murassa‘ kürsîye çıkup cemî‘i Erdelistân-i segistân kâfirleri gürûh gürûh remmâ remmâ ve sürü sürü yakına geldiklerinde azametullâh cümle Âl-i Osmân vüzerâ ve mîr-i mîrânları ve ümerâlarının cemî‘i çalıcı mehterbaşıları gelüp bu kadar bin tabl ve nefîr [ve] surnâ ve boru ve ziller ile ceng-i harbî fasılları rehâvî makâmında fasl olundukda zemîn ü âsumân âvâze-i dühül ü nefîrden gürül gürül gürledi. Ve cümle küffâr kraldan bî‘at ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
… lar söyleyüp yemîn ü yesârına minberde selâmlar verüp mim[ber]den aşağı enerken
(enerken)
yine iki vezîr (...) kralın koltuğuna girüp minberden endirüp ba‘dehu mezkûr mu …
Bu kelâmlardan sonra kral niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar söyleyüp yemîn ü yesârına minberde selâmlar verüp mim[ber]den aşağı enerken (enerken) yine iki vezîr (...) kralın koltuğuna girüp minberden endirüp ba‘dehu mezkûr murassa‘ kürsîye çıkup cemî‘i Erdelistân-i segistân kâfirleri gürûh gürûh remmâ remmâ ve sürü sürü yakına geldiklerinde azametullâh cümle Âl-i Osmân vüzerâ ve mîr-i mîrânları ve ümerâlarının cemî‘i çalıcı mehterbaşıları gelüp bu kadar bin tabl ve nefîr [ve] surnâ ve boru ve ziller ile ceng-i harbî fasılları rehâvî makâmında fasl olundukda zemîn ü âsumân âvâze-i dühül ü nefîrden gürül gürül gürledi. Ve cümle küffâr kraldan bî‘at ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
… zre yüz bin anâ ile aşup koca Rila yaylası dâmenleriyle ubûr ederek yokuş aşağı
enerken
hamd-i Hudâ kar kalmayup aşağı sevâhile enüp toz tozar. Bu koca Rila yaylasında …
Bu şehri dahi seyr [ü] temâşâ edüp refîklerimiz avdet edüp bu şehirden dahi yüz aded pür-silâh fetâlar alup cânib-i şarka Samakov yaylağın mâh-ı Temmûz'da kar üzre yüz bin anâ ile aşup koca Rila yaylası dâmenleriyle ubûr ederek yokuş aşağı enerken hamd-i Hudâ kar kalmayup aşağı sevâhile enüp toz tozar. Bu koca Rila yaylasında eyyâm-ı bahârda yedi yüz aded egrek koyun yaylaya çıkar. Her egreği yüzer bin koyundur. Ve bu yayla Gekbiziyye kasabasında Mustafâ Paşa câmi‘i evkâfıdır kim yüz atlı ile yayla ağası koyun hakkı cem‘ edüp mütevellîye teslîm edüp ol dahi mürtezikalara vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı
enerken
gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâ …
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
… bu kadar ganîmet ile ve kırk aded esîr ile yine pür-silâh ve âmâde yokuş aşağı
enerken
,
Bu esîrleri ve cümle mürd olan keferelerin lâşelerin koyup bellerinde kemerlerin ve cümle esbâbların alup dokuz kısrak ve dörd eşek yükü şarâbların ve peksumatların alup bir eşek üzre tobra içre iki kîse guruş bulundu. Meğer bu kâfirler ale's-sabâh bu dağ eteklerinde bir kârbân bozup hayli âdem kırup bu Şıpka dağına pay etmeğe gelirken bizlere râst gelüp "Fursat ganîmetdir" deyü bize sarıldılar, ammâ hamd-i Hudâ kırılup esîr oldular. Ancak bizden dörd aded yiğit şehîd olup hemân ol mahalde defn etdik ve dörd re’s atımız dahi şehîd oldu ve on tokuz yiğidimiz mecrûh olup bu kadar ganîmet ile ve kırk aded esîr ile yine pür-silâh ve âmâde yokuş aşağı enerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a ·
metinde göster ·
iki yanlarındaki dağlar ve ormanlar ve bâğlar serâpâ nar ağaçlarıdır kim kendi …
Ba‘dehu bu kal‘adan semt-i cenûba yokuş aşağı enerken iki yanlarındaki dağlar ve ormanlar ve bâğlar serâpâ nar ağaçlarıdır kim kendi biter ve kendi yiter ormanistân ve rummânistândır kim nısf sâ‘atde bu naristânı geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
Ve bu körüklerin yanlarında tûlânî dikilüp durur nerdübânları var. Kaçan kim küffârın bir bednâm günlerinde bu erganonu çalmak murâd edindiklerinde bu erganon ilminde mâhir üstâd-ı kâmil sâhir kefereler var kim her biri kavl-i edvâr kitâbı üzre ilm-i mûsîkârda Ferîdü'd-dehr olup gûyâ her biri Feysagores-i Tevhîdî ve Abdullâh-ı Fâryâbî ve Gulâm Şâdî ve Hüseyin Ba[y]kara mertebesinde üstâdlar gelüp bu erganon bisâtlarının çarhlarını ve burguların burup ve cemî‘i mizmarât zemaratları kurup {mezkûr} körükleri çekmeğe başlarlar, ammâ bu körüklerin yanlarında olan nerdübânlardan tavâşî Nemse gulâmları çıkup âmâde dururlar. Kaçan kim körüklerin üst tahtası nihâyetine çıkup aşağı enerken hemân tavâşî gulâmlar nerdübânlardan enüp körüklerin tahtalarına binüp körükler ile aşağı bile enerken körüklerden bir gûne rîh-ı sarsar zâhir olur kim hakkâ cemî‘i sâzları sarsup her sâzdan birer gûne sadâ zâhir olup istimâ‘ olunur kim işiden âdemler vâlih ü hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60a ·
metinde göster ·
… lâmlar nerdübânlardan enüp körüklerin tahtalarına binüp körükler ile aşağı bile
enerken
körüklerden bir gûne rîh-ı sarsar zâhir olur kim hakkâ cemî‘i sâzları sarsup he …
Ve bu körüklerin yanlarında tûlânî dikilüp durur nerdübânları var. Kaçan kim küffârın bir bednâm günlerinde bu erganonu çalmak murâd edindiklerinde bu erganon ilminde mâhir üstâd-ı kâmil sâhir kefereler var kim her biri kavl-i edvâr kitâbı üzre ilm-i mûsîkârda Ferîdü'd-dehr olup gûyâ her biri Feysagores-i Tevhîdî ve Abdullâh-ı Fâryâbî ve Gulâm Şâdî ve Hüseyin Ba[y]kara mertebesinde üstâdlar gelüp bu erganon bisâtlarının çarhlarını ve burguların burup ve cemî‘i mizmarât zemaratları kurup {mezkûr} körükleri çekmeğe başlarlar, ammâ bu körüklerin yanlarında olan nerdübânlardan tavâşî Nemse gulâmları çıkup âmâde dururlar. Kaçan kim körüklerin üst tahtası nihâyetine çıkup aşağı enerken hemân tavâşî gulâmlar nerdübânlardan enüp körüklerin tahtalarına binüp körükler ile aşağı bile enerken körüklerden bir gûne rîh-ı sarsar zâhir olur kim hakkâ cemî‘i sâzları sarsup her sâzdan birer gûne sadâ zâhir olup istimâ‘ olunur kim işiden âdemler vâlih ü hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60a ·
metinde göster ·
yüz beş kademe add etdim, ammâ hakkâ ki serâmed minâre-i musanna‘dır, zîrâ Sult …
Ve cümle on iki aded taş binâ minâre-i ra‘nâlar nümâyândır, ammâ cümleden âlî ve mükellef ü mükemmel Bahâdır Geray Hân câmi‘idir kim tûlen ve arzan kıble kapusundan tâ mihrâba varınca yüz elli kademedir. Bu câmi‘in sol tarafında hân-ı âlîşânların namâz kılacak bir musanna‘ mahfili vardır. Ve cümle iki serâmed minâresi vardır, ammâ birini zelzele münhedim etmiş, ammâ sağ tarafında minâresine hakîr urûc edüp şehrin cümle amâristân tarz-ı tavr-ı şekl-i muhammesin seyr [ü] temâşâ edüp minâreden enerken yüz beş kademe add etdim, ammâ hakkâ ki serâmed minâre-i musanna‘dır, zîrâ Sultân Süleymân câmi‘ini İslâmbol'da binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân Ağa ibn A[b]dülmennân'ın kârıdır. Hakkâ ki pesendîde bir müferrah ve dilküşâ ma‘bedgâh-ı zîbâdır. Lâkin bu câmi‘e göre haremi küçükdür, zîrâ şehrin izdihâmı yerinde çârsû-yı bâzâr içinde vâki‘ olup cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir câmi‘-i selâtîndir. Hattâ bu şehr içre bu câmi‘den gayri rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr câmi‘-i pür-nûr u ma‘mûr yokdur. Bir fersah yerden kıbâblarının kurşumları şa‘şa‘ verir. Ve mihrâbı önünde biyimler ve bükeçler ve sultânlar medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118b ·
metinde göster ·
… ü kesme kayalı handakdır. Bir tarafı cânib-i cenûba uçurumdur. Bu kapudan aşağı
enerken
,
Ve bu mezkûr varoşdan aşağı varoşa giderken bir yalçın kaya üzre bir vâsi‘ çemenzâr meydânda çâr-kûşe bir metîn ve sa‘b Şeddâdî kulle var. Çâr köşesinde top mazgallarıyla ârâste kulle-i azîmdir. Küffâr zamânı bu mezkûr çemenzâr-ı vâsi‘ zemîni(?) bu çâr-kûşe kulle ile taşra varoş kal‘ası yapmak murâd edinmiş. Lâkin müyesser olmamış. Eğer eyle olsa bu kal‘a-i İnkirmân sedd-i bî-emân amân olurdu. Ve mezkûr çâr-kûşe kulle[de] dahi bir azîm kemer kapu vardır. Bu kapudan kal‘aya ve taşra mezkûr varoşa çıkar sarp kapudur. Ardı önü kesme kayalı handakdır. Bir tarafı cânib-i cenûba uçurumdur. Bu kapudan aşağı enerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 120a ·
metinde göster ·
Takdîr-i Hudâ ma‘sûm-ı pâk kundağının yüz kulaç kayalardan aşağı kuş gibi uçup
enerken
hemân kayalarda âşiyân etmiş miski kartallar ve karakuşlar bu ma‘sûmu bir şikâr …
Takdîr-i Hudâ ma‘sûm-ı pâk kundağının yüz kulaç kayalardan aşağı kuş gibi uçup enerken hemân kayalarda âşiyân etmiş miski kartallar ve karakuşlar bu ma‘sûmu bir şikâr sanup yuvalarından bu ma‘sûma süzülüp minkâr ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123a ·
metinde göster ·
Evvelâ Kakiskala dağından yokuş aşağı cânib-i garba enerken el-ıyâzen billâh âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Hudâ-yı Müte’âl rahmet eyleye şehîd ü gâzî Durak Paşa İnebahtı beği iken bu Kakiskala dağına niçe bin re‘âyâ vü berâyâları üşürüp ve kendü kadırga forsa esîrler bu dağa döküp eyle tathîr etmiş kim iki araba yan yana gider. Ve deryâ taraflarına korkuluk dîvârlarını kârgîr binâlar ile inşâ etdirüp iki sâ‘atlik sarp dağları sâfî kaldırım döşeyüp bir hayrât-ı azîm etmiş kim ta‘bîr ü tavsîf olunma[z]. Anı refâhiyyet ile ubûr edüp (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 340b ·
metinde göster ·
bu şehri gören âdemler Edirne ve Bursa kadar vardır derler. Ammâ,
Der-sitâyiş-i aşağı şehr-i azîm-i İremezât: Gâyet ma‘mûr u müzeyyendir kim gûyâ Şâm-ı cennet-meşâm merâmdır. Vasfında lisân kâsırdır. Uştuk yaylasından enerken bu şehri gören âdemler Edirne ve Bursa kadar vardır derler. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 370a ·
metinde göster ·
… ürü Allâh uğurun Y 159a âsân ede" deyü bunlar ile vedâlaşup şarka teper aşağı
enerken
kârbânın evveline râst gelüp hayli tereddüd etdiler. Gördüler kim yolcuyuz. Bir …
"Bundan ilerüsü emînlikdir, yürü Allâh uğurun Y 159a âsân ede" deyü bunlar ile vedâlaşup şarka teper aşağı enerken kârbânın evveline râst gelüp hayli tereddüd etdiler. Gördüler kim yolcuyuz. Biraz kelâmdan sonra bunlara pes ü perdeden gâfil mebâş deyü haberdâr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y158b–Y159a ·
metinde göster ·
gârın sağında Hazret-i Cibrîl makâmı ve mihrâbı. Ve dahi sol cânibinde Hazret-i …
Evvelâ nerdübânı enerken gârın sağında Hazret-i Cibrîl makâmı ve mihrâbı. Ve dahi sol cânibinde Hazret-i Dâvûd makâmı. Ve Hazret-i Risâlet ibâdet ederken Sahra-i mübârekeye destâr-ı şerîfleri dokunup te’sîr etdüği çukura ziyâret eden kimesne elin ol mahalle sürüp andan yüzüne sürüp du‘â:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214a ·
metinde göster ·