… ar üzre dükkânların diş çıkaracak kelpedân ve mengâne ve küsküler ve destere ve
erre
ve minşâr ve malafa ve kelpedânlar ve eğeler ve dahi niçe bin elvân âlet-i cerr …
Esnâf-ı cerrâhân: Dekâkîn 400, neferât (ve neferât) 700, pîrleri Ebû Ubeyd-i Kassâb'dır, Selmân-ı Pâk belin bağladı. Kabri Lahsa'da medfûndur. Bu tâ’ife pür-silâh olup tahtırevânlar üzre dükkânların diş çıkaracak kelpedân ve mengâne ve küsküler ve destere ve erre ve minşâr ve malafa ve kelpedânlar ve eğeler ve dahi niçe bin elvân âlet-i cerrâhân ile kârhânelerin zeyn edüp ba‘zı âdemlerin kolların ve başların ve ayakların tîmâr eder şeklinde ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… muttasıl bir hünkâr mahfili vardır. Üstâd-ı neccâr-ı hûrdekâr buna bir tîşe ve
erre
ve sûhân urup arz-ı ma‘rifet edüp bir mahfil-i münîf tarh etmişdir kim vâcibü's …
Evvelâ Orta Hisâr'da kefere destinde bir kenîse-i musanna‘ imiş. Sene hamse ve sittin [ve] semânie mi’e'de bu kal‘a Ebü'l-feth Sultan Mehemmed Hân-ı Gâzî {feth} edince nass-ı kâtı‘ ki âyet Arapça fermân-ı şerîfi üzre bu deyr-i mu‘azzamın mihrâbın şarkdan cânib-i kıbleye vely edüp bir câmi‘-i nûr-ı mübîn etmişdir kim ilâ hâze'l-ân derûn-ı câmi‘ nûr ile mâl-â-mâldir. Mihrâbı ve minberi kâr-ı kadîmdir. Ammâ bu câmi‘in şarkî tarafına muttasıl bir hünkâr mahfili vardır. Üstâd-ı neccâr-ı hûrdekâr buna bir tîşe ve erre ve sûhân urup arz-ı ma‘rifet edüp bir mahfil-i münîf tarh etmişdir kim vâcibü's-seyrdir. Cümleden ahşâbları servi levhası ve ceviz levhası ve çimşir levhası ile binâ olunmuş pâdişâhlara mahsûs mahfil-i kürsî-i vâlâdır. Şeb [u] rûz [na]-mesdûd durur bir makâm-ı âlîdir. Ve bu makam-ı fevkânîden gayrı bu câmi‘in cânib-i selâsinde fevkânî sütûnler üzre mahfiller vardır. Cemâ‘at vefret üzre oldukda cemâ‘at bu mahafillerde ibâdet ederler. (---) Kapusu ve bir minâre-i ra‘nâsı vardır ve taşra hareminin cânib-i erba‘asında medrese hücreleri var. Bu câmi‘ rûşen-binâ ser-â-pâ (---)(---) ile mestûr, bu câmi‘ ile kullede olan Yeni Câmi‘den mâ‘adâ câmi‘ler hâric-i sûr ki Tarabefzûn'ın garbî tarafıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 250b ·
metinde göster ·
… ir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i
erre
ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, di …
Evsâf-ı menzil-i Âsitâne-i Çağırkanlı Sultân kuddise sırruhu: Sene (---) târîhinde (---) Hân meşâyihlerinden ulu sultânmış. Niçe yüz keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Bir binâ-yı pür-envârın içinde medfûnlardır. Kabr-i şerîfinin etrâfında gûnâ-gûn şem‘dânlar ile çerâğdânlar ve buhûrdânlar ve gülâbdânlar ile zeyn olup niçe hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı İzzetler ile müzeyyendir. Bir âsitâne-i rûhânîdir kim âdem dâhil olunca gışş u mebhut olup elbette hayr murâdât-ı makbûledir. Hamd-i Hudâ ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik. Bu azîzin rûhâniyyeti sebebiyle kurâsı ma‘mûr olup dağlarında kırk bin koyun ve sığırı ve câmûsu ve kısrak ve taylakları vardır. Ve iki aded ma‘mûr çiftlikleri vardır. Selef pâdişâhlarından mu‘âf ve müsellem olmalariyçün her pâdişâhdan mu‘âfnâme hatt-ı şerîfleri vârid (---) üç yüz hâneli ma‘mûr köydür. Bir câmi‘i ve bir tekyesi vardır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldür. Cümle ahâlîsi pây-bürehne ve ser-bürehne ve giysûdâr dervîş-i dil-rîşân fukarâları vardır. Cümle evlâd-ı sığâr u kibârının ellerinde birer ağaç topuzları ve niçesinün birer eğri başlı demir asâları vardır. Paşaya cümle fukarâları hedâyâlarıyla ve evkâfnâmeleriyle gelüp hizmetde olup du‘â-i hayr niyâ[z] etdiler. Paşa-yı [sâhib]-re’y [u] tedbîr eyitdi: "Ey fukarâ! Bu kadar mu‘âf ve müsellem olmağa neden müstahak oldunuz?" deyince "Sultânım sehilce semâ‘hâne meydânımıza teşrîf buyurun" dediler. Paşa dahi da‘vete icâbet deyüp vardık. Bir meydân-ı muhabbete kırk elli araba mikdârı oduna âteşler urup cânib-i erba‘asında kırk aded kurbânları kebâb edüp niçe fukarâ çevirmede. Paşaya âteşden ba‘îde bir mastaba üzre yer gösterüp karâr edüp binden mütecâviz fukarâ-yı billah âteş kenarına cem‘ olup kat kat âteşi ihâta edüp tabl, def [ve] kudûmler ile zikrullaha meşgûl olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî âteş-i semender germâ-germ olup cümle fukarâlar dahi tevhîd-i erre ile mest ü medhûş olup yüz mikdârı fukarâ-yı billah uryân u büryân u giryân, dillerinde Hazret-i Kur‘ân tilâvet ederek evlâd-ı sağîrelerinin ellerine yapışup "Yâ Hayy" ismiyle hemân ol alev-ber-alev olmuş âteş-i Nemrûd içine girüp "Yâ Hayy, yâ Kayyûm" ismiyle semâ-ı safâ edüp âteşi depe depe nîm sâ‘at tevhîd edüp taşra çıkup ancak başlarında cümle saçları ve sakalları yanmış, bi-emrilllah rûhâniyyet-i pîr ile kendülere bir maraz isâbet etmemiş, bu hâl ile kimi paşa huzûruna geldi, kimi aslâ gelmeyüp savma‘asına gitdi. Paşa ve sâ’ir temâşâcılar âlem-i hayretde kalup ol mahalde paşaya bir ziyâfet-i azîm çekdiler kim Taban Ahmed Ağa ziyâfetine gâlib idi. Garâ’ib bunda kim paşa bu âsitâneye ale'l-gafle geldi. Zîrâ yoldan sapa dağlar içinde bir nihânî genc-i nihân gibi künc-i râhda kalmış bir âsitânedir. Bu kadar ta‘âmı bir sâ‘atde niçe yetişdirdiler, paşa hayrân kalup mu‘âfnâmeleri üzre buyurdı-ı şerîf verüp yüz altun, fukarâsına tasadduk edüp hayr du‘âlarıyla behre-mend olduk. Andan 12 sâ‘atde Tercân Ovası'na gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
Andan evsâf-ı Câmi‘-i Sultân Hasan: Azerbaycân şâhlarından Sultân Uzun Hasan binâ etmişdir. Ol Hasan'dır kim Erzurûm'un şarkîsine bir merhale karîb Hasankal‘asın binâ edüp Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'le Tercân sahrâsında ceng-i azîm edüp cümle askeri Ebü'l-feth kılıcından geçüp ancak Uzun Hasan Şâh cân kurtarup bu Tebrîz'de dâğ-ı derûnundan cânın verüp bu câmi‘i cenbinde medfûn olan Uzun Hasan câmi‘idir kim serâpâ enderûn [u] bîrûnunun cânib-i erba‘ası ve kıbâbları cümle Kâşî çin ile mebnî olmuş câmi‘-i bî-bedeldir. Hakkâ ki Hasan hüsn-i nazarile bir câmi‘-i müstahsen binâ etmiş kim gûyâ Mısır'daki Sultân Hasan câmi‘idir. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzinân mehâfili üzre olan hûrde-kârlık ve san‘at-ı hezâr-fenlik hezârân üstâd-ı mermerber bir yire cem‘ olsa ol mihrâb ve minbere bir tîşe {ve erre, ya‘nî destere} urmağa kâdir değillerdir. Derûn-ı câmi‘in cânib-i erba‘asında olan revzenlerinde olan san‘at-ı haddâdî ve billûr ve necef ve moran câmlarında olan şuğl-ı bennâyî bir câmi‘de yokdur. Ve kıble kapusunın cânib-i erba‘asında olan gûnâ-gûn zîhler ve mukarnas ve islimîler ve kitâbe ve turuncalar ve girişme ve münakkaş rûmîler var kim her biri sihr-i mübîn mertebesi kasd-ı tasarruflar edüp üstâd-ı kalemkâr yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Ve cümle derveze ve revzenler üzre mevzûnca kitâbeler üzre Yâkût-ı Müsta‘sımî hattıyla (---)(---) tahrîr olunmuşdur. Ve mihrâbın tarafeyninde iki mevzûn asferü'l-levn seng-i yerekânîsi vardır kim her biri birer İrân [u] Tûrân harâcı değer, gûyâ kehribâlardır. Bu sütûnların nazîri Mısır u Şâm ve Irâk-ı Arab ve Acem'de yokdur. İllâ bu Câmi‘-i Hasan'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299a ·
metinde göster ·
… zûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "
Erre
fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… eynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim.
Erre
fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… 'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd!
Erre
fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îm …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… r nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a
Erre
Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurb …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
ile Cemşîd'i iki pâre edüp cümle mahlûk-ı Hudâ derd [ü] mihnetden emîn olup maş …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim Cemşîd'in bir gulâmı bir (---) firâr edüp bu sa‘b diyârda karâr edüp mâl-i Kârûn'a mâlik olup Cemşîd havfından bu kal‘ayı inşâ etdiklerinden Cemşîd-kenîzekden galat Çemişkezek derler. Niçe bin mülûk eline girmişdir, ammâ Cemşîd üzerine gelüp zafer bulamayup hâ’ib ü hâsır Âyasuluğ vilâyetine gidüp anda rubûbiyyet da‘vâsı edüp ekâlîm-i seb‘a pâdişâhların cümle kendüye râm etdi. İllâ Şeddâd ibn Âd mutî‘ olmayup oğluyla Melik Dahhâk yüz bin askere sipahsalâr-ı mu‘azzam edüp Cemşîd'i Ayasuluğ'da kam‘ edüp ceng-i azîm ile Cemşîd'i rûm‘ edüp erre ile Cemşîd'i iki pâre edüp cümle mahlûk-ı Hudâ derd [ü] mihnetden emîn olup maşadı hâlâ Ayasuluğ'da yatar. Kefereler her bâzâr varup devr ederler. Andan kenîzek-i Cemşîd bu Çemişkezek'de müstakil hâkim oldu. Niçe yüz sene gâh Ekrâd-ı Abbâsiyân gâh Acem-i Azerbaycân mutasarrıf olup âhir sene (---) târîhinde Selîm Şâh-ı Evvel'e, ahâlîsi mutî‘ olup hâlâ Diyârbekir eyâletinde sancakbeği tahtıdır. Beğinin hâssı 334.223 akçedir. Ze‘âmet 2 ve timar 17 ve alaybeği ve çeribaşısı vardır. Hîn-i seferde beğinin zîr-i livâsında cümle bin yüz aded müsellah askeri olur. Yüz elli akçe kazâdır. Müftî ve nakîbi ve muhtesibi vardır. Dizdârı ve kal‘a neferâtı dahi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 84a ·
metinde göster ·
… ehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i
erre
ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar eng …
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… lânî'dir. Yohsa diyâr-ı Acem'de Gîlân'dan değildir. Bu tekye-i makâm-ı tevhîd-i
erre
onların rûhâniyyeti sebebiyle imâr olmuşdur. Kurd Bayırı nâm mahalde cânib-i ce …
Tekye-i eş-Şeyh Hazret-i Abdülkâdir Cîlânî: Bağdâd-ı behişt-âbâd kurbunda Cîlân nâm bir büleyde-i benâmdan tulû‘ edüp şeyh-i hümâm olup Rûm u Hindistân'da velvele-ârâ kutb-ı Rabbânî ve ârif-i Samedânî eş-Şeyh Hazret-i Abdülkâdir Cîlânî'dir. Yohsa diyâr-ı Acem'de Gîlân'dan değildir. Bu tekye-i makâm-ı tevhîd-i erre onların rûhâniyyeti sebebiyle imâr olmuşdur. Kurd Bayırı nâm mahalde cânib-i cenûba nâzır bir mürtefi‘ zemînde bir ulu âsitâne-i sa‘âdetdir kim âşıkân-ı sâdıkândan bin aded fukarâ-yı ehl-i tevhîd olur bir tevhîd meydânıyla ârâste ü müte‘addid hücreler ile pîrâste olmuş matbahı ve kilârı ve sâ’ir imâreti ma‘mûr âsitâne-i Kâdirî'dir. Her rûz-ı cum‘a niçe bin ârif-i billâh cem‘ olup tevhîd [ü] tezkîr edüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ cümle uşşâka ni‘meti mebzûldür. Niçe kerre ehl-i şer‘ "Tevhîd ve raks harâmdır" deyü bu tâ’ifeye seng-sâr-ı ta‘n-ı ağyâr etdiler. Bunlar cümle hâmûş-bâş olup aslâ âyînlerin bozmayıp âyet Arapça nassı ile âyet-i şerif
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159a ·
metinde göster ·
ile arş-ı Rahmân'ı deverân eder gibi devr ederek semâ‘-ı Safâ edüp âyîn-i Kâdir …
deyüp tevhîd-i erre ile arş-ı Rahmân'ı deverân eder gibi devr ederek semâ‘-ı Safâ edüp âyîn-i Kâdirî ederlerdi. Niçe kerre emr-i şerîfler vârid olup aslâ ve kat‘â tetiklerin bozmayup Cenâb-ı Bârî'yi birlemeden bir ân ârâm etmediler. Mazınna-i kirâme bir e‘azze-i kirâm vâ‘ız [u] nâsıhı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159a ·
metinde göster ·
ile semâ‘ [u] safâ ederek bu kabirleri mahallinde ikisi de birbirine sarılmış r …
Menâkıb-ı Sultâneyn: Bu iki azîz refîk [u] yâr-ı sâdıklar imiş. Birbirleriyle esnâ-yı kelâmda "Eş bürâder, Edirne şehrinin bir kenarında emânetlerimiz sâhibine teslîm edelim!" deyüp Gelibolu'dan şehr-i Edirne'ye dâhil olup birbirlerin der-âgûş edüp tevhîd-i erre ile semâ‘ [u] safâ ederek bu kabirleri mahallinde ikisi de birbirine sarılmış rûh teslim ederler. Bir ferd-i âferîde bunları mümkün olup birbirinden ayıramazlar ve hâkim havfından defn edemeyüp sabâha kalırlar. Hikmet-i Rabbânî, nâzil-i âsumânî matar-ı rahmet-vâr semâdan ol gice üzerlerine bir gûne hâk-ı amberpâk türâb-ı rahmet yağup iki aziz ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri zemîne bir zerre türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değil cânib-i erba‘asında olan kurâlara râyiha-i hâk-i pâk şâyi‘ olup şemm edenlerin dimâğları mu‘attar olup bu ahvâl-i pür-me’âl cümle ahâlî-i vilâyete şâyi‘ olup ziyârete gelirler. Zamâneleri şeyhülislâmı fetvâ verüp "Yed-i kudret ile defn olunmuşdur. Hâli üzre âsûde kalsınlar" deyü izn-i şerîf olup üzerlerine bir türbe-i pür-envâr binâ olunup hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı marîzdir. Hâlâ masrû‘ olan kimesneler onların mezkûr türâb-ı amber-i pâkinden alup suya koyup âbından nûş edüp yine türâb-ı pâkin kabr-i şerîflerine kosa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Edirne içre meşhûr ziyâretdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167a ·
metinde göster ·
… kim hâlâ zamânımız üstâdları ol mahfele mânend bir musallâ edüp bir tîşe ve bir
erre
urmağa kâdir değillerdir. Meğer Habîb-i Neccâr bir dahi Cercîs Nebî-vâr dünyâya …
Benî âdemin erbâb-ı ma‘ârifi bu secdegâh-ı pâdişâhîyi görüp engüşt ber-dehen olup hayrân olur. Gerçi zî-kıymet ve mutallâ ve müzehheb değildir, ammâ bunda olan tasarruflar ve bunda olan tasannu‘-i şîrînkârlıklar bir yerde yokdur. Üstâd mühendis var makdûrun sarf edüp yed-i tûlâsın ayân u beyân etmeğiçün mahfel-i münîfin kameriyye ve revzen ve dervezelerin eyle hurde nakş şebeke ve islimîler etmiş kim hâlâ zamânımız üstâdları ol mahfele mânend bir musallâ edüp bir tîşe ve bir erre urmağa kâdir değillerdir. Meğer Habîb-i Neccâr bir dahi Cercîs Nebî-vâr dünyâya gelüp böyle makâm-ı sultân yapmada âciz olmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
Ve bu deyrün gerüde kıble kapusunun iç yüzünde sekiz aded sütûn-ı nahîf hacer-i savvân üzre bir erganon mahfeli mahfeli var kim henüz zamânemiz üstâdları eyle bir kasr-ı musanna‘a tîşe ve erre urup yapmağa kâdir değillerdir, meğer Üstürgon kal‘asındaki Kızılelma câmi‘inin içinde Süleymân Hân mahfeli ola, ammâ bu Beç mahfeli andan âlîdir. Ve bunda olan erganon-ı Hazret-i Dâvûd bir diyâr keferelerinin düyûrlarında yokdur. Kâmil üç yüz aded sâz u tabl ve nakâre vü nefîr ve gûnâ-gûn mizmerâtlardır kim ne diller ile ta‘bîr ve ne kalemlerle tahrîr olunur, ancak semâ‘a mevkûfdur. Ve dahi bu mısrâ‘ kim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60a ·
metinde göster ·
geldiklerinde cemî‘i Or halkı âlem-i hayretde kalırlar. Hattâ cümle Or kal‘ası …
Cümle cezîre-i Kırım içre olan yigirmi bir bin câmi‘ ve mesâcid ve buk[‘]alarda şeb [ü] rûz cümle Tatar sofîleri tevhîd [ü] tezkîr ederler, gâyet ehl-i tevhîd ve ehl-i tarîk âdemleri vardır. Husûsan bâlâdaki evrâklarda evsâfına şürû‘ etdiğimiz Or kal‘asındaki Sâhib Geray Hân câmi‘inde savma‘a-nişîn sâhib-i sülûk mazınne-i kerâme (---) Efendi azîz hazretleri vardır. Kırk yıldır çokluk ile ülfet etmeyüp zî-rûh kısmından hayvân eti ve buğday ekmeği yemeyüp el değirmeninde arpayı övüdüp kendi eliyle pişirüp yer ve kendi eliyle arpa eker. Ekdüğü zemîni sâhibü'l-hayrât Sâhib Geray Hân şeyhin pederine ihsân edüp irsile intikâl eden hâk-i pâkde arpa eküp biçüp kendi eliyle el değirmeninde 108b çeküp pişirüp yer. On binden mütecâviz fukarâ-yı bâbullâh köşe-nişîn sofîleriyle Sâhib Geray câmi‘inde cümle âşıkân halka-i zikrullâha girdikde kaçan tevhîd-i erre geldiklerinde cemî‘i Or halkı âlem-i hayretde kalırlar. Hattâ cümle Or kal‘ası halkı azîz-i mezbûrun mu‘tekidleridir. Hattâ her gece Or kal‘asının der-i dîvârları üzre kal‘a neferâtları gibi şeyh-i muhterem fukarâlarıyla rabât bekleyüp "Allâh yeğdir yeğ" deyü bâng-ı Muhammedî sadâsı verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108a–108b ·
metinde göster ·
… u gedâ-yı pîr [ü] cüvâna ni‘meti mebzûldur. Ammâ bunda olan zikrullâh tevhîd-i
erre
bir tekyede olmaz, zîrâ Dâmâd Efendi hazretler[i] bir pîşvâ-yı reh-nümâ-yı Âl-i …
Andan Dâmâd Efendi tekyesi: Bu dahi bir ulu âsitâne-i dervîş-i dil-rîşândır. Bunun dahi subh u mesâ imâret-i dâru'z-ziyâfesinden bay u gedâ-yı pîr [ü] cüvâna ni‘meti mebzûldur. Ammâ bunda olan zikrullâh tevhîd-i erre bir tekyede olmaz, zîrâ Dâmâd Efendi hazretler[i] bir pîşvâ-yı reh-nümâ-yı Âl-i Abâ'dır kim rûhâniyyetlerinden cemî‘i âşıkân-ı sâdıkânlar sermest olup aşk-ı İlâhî ile kendülerden geçerler, bir gûne tekye-i mehîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 140b ·
metinde göster ·
… fakr [u] fâka sâhiblerinin savma‘aları nûr-ı tevhîd ile münevver olup tevhîd-i
erre
ıtrıyyâtiyle âdemin demâğları mu‘attar olur kim cümle kırk aded hücrelerdir. Ve …
Der-zikr-i tekye-i dervîşân-ı erbâb-ı tarîk-i zîşân: Cümle üç aded hânkâh-ı Âl-i Abâ-yı meczûbândır. Evvelâ Hunkâr câmi‘inin mihrâbı önünde Hazret-i eş-Şeyh (---) Efendi hânkâhıdır kim sekiz köşe fevkânî ve tahtânî bir tekye-i Halvetî'dir kim bir diyârda bu tarz [u] tarh üzre bir tevhîdgâh-ı makâm-ı hânkâh görülmemişdir. Hattâ câmi‘in sağ tarafında dervîşân hücreleri var kim mecmer-i tevhîd ile sûhte olmuş fakr [u] fâka sâhiblerinin savma‘aları nûr-ı tevhîd ile münevver olup tevhîd-i erre ıtrıyyâtiyle âdemin demâğları mu‘attar olur kim cümle kırk aded hücrelerdir. Ve Uzkurlu tekyesi ve (---)(---)(---)(---)(---). Bunlar ma‘rûflardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 359a ·
metinde göster ·
… gönderüp Ayasuluğ'da Cemşîd'i kam‘ [u] rem‘ edüp münhezim etdiler. Ve Cemşîd'i
erre
ile iki bölüp halk-ı cihân şerr [ü] şûrundan emîn oldular.
Ve zamânında cümle halkı dörd fırka eyledi. Birin ulemâ birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at eyledi. Ve şehr-i İstahır'ı vâsi‘ eyleyüp taht edindi. Ve adl [ü] dâd ederken kendüye cünûn ârız olup rübûbiyyet da‘vâsına başladı. Ve rûy-i arzda olan pâdişâhları Y 70b kendüye tâbi‘ etdi. Lâkin Şeddâd bin Âd mutî‘ olmayup oğluyla Dahhâk'i yer götürmez asker ile Cemşîd üzerine gönderüp Ayasuluğ'da Cemşîd'i kam‘ [u] rem‘ edüp münhezim etdiler. Ve Cemşîd'i erre ile iki bölüp halk-ı cihân şerr [ü] şûrundan emîn oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a–Y70b ·
metinde göster ·
… üp ve sûr [u] tabılların çalup hâlâ âsitânesine havâle olan taşlı tağa tevhîd-i
erre
ile varup,
"N'ola güllerim" deyüp ol gece çerâğ ve meş‘aller yakup deff ü kudümlerin döğüp ve sûr [u] tabılların çalup hâlâ âsitânesine havâle olan taşlı tağa tevhîd-i erre ile varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130a ·
metinde göster ·
ederek cümle uşşâk mest [ü] medhûş olarak ihyâ ederler. Âyîn-i kadîmleri böyled …
Bu bâbdan içeri mescid olan mağâra-yı azîmdir. Cânib-i erba‘asında def ve nakkâre ve kudüm zil [ü] bem tabıllar ile müzeyyendir. Ve mihrâbın iki cânibinde alem-i Ya‘kûbî alem-i Abbâsî var, siyâh-gûndur, ale't-tertîb mihrâbın tarafeynine dizilmişdir. Ve gûnâ-gûn çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîller ile müzeyyen bir mesciddir. Leyle-i isneynde ve leyle-i cum‘ada ve gayri leyle-i mübârekelerde şehrin cümle meşâyihleri ve serçeşme olan şeyh Abdülkâdirü'l-Gîlânî. şeyhi cümle fukarâsıyla gelüp ol şeb deff [ü] kudüm çalarak tevhîd-i erre ederek cümle uşşâk mest [ü] medhûş olarak ihyâ ederler. Âyîn-i kadîmleri böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y200a ·
metinde göster ·
Ezîn-cânib. Mahmel-i şerîf alayının ibtidâsı serbâzân, âşıkân, müştakân ya‘nî tarîk-ı Mutâv‘ıyân: cümlesi sermest, medhûşân, hayrân cân-ı cânânlardır. Elleri cıda ve mızrak, kılıç ve kalkanlı iki bin fukarâlardır. Alaylarında def ü kudüm ve tabl u nakâre ve zil [ü] bem ve zurna çalarak ve beş altı yüz alaca alemlerin açarak tevhîd ü tezkîr içre birbirlerine cengde hücûm eder gibi hücûm ederek geysûların mergûle mergûle ve fitîle fitîle târumâr misâl-i mâr perîşân kılup tevhîd-i erre ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y201b ·
metinde göster ·
… karâları: Niçe bin geysûdâr pâ-bürehne ve ser-bürehne mecâzibûn âşıkân tevhîd-i
erre
ederek ubûr ederler.
Bunlardan sonra tarîk-ı Abdülkâdir el-Cîlânî fukarâları: Niçe bin geysûdâr pâ-bürehne ve ser-bürehne mecâzibûn âşıkân tevhîd-i erre ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y202a ·
metinde göster ·
… rini kemerlerinden zabt edüp halka-i Gülşenî'de zikrullâha meşgûl olup tevhîd-i
erre
ile mest [ü] medhûş bî-hûş olup arsa-i mahabbetde vâlih [ü] hayrân olurlar.
Ve bir kol zâkirleri köçekler cem‘ edüp nikrîz ve şâhnâzı ohşayarak makâm-ı zengûlden geçüp gerdâniyye ederek kavl-i Isfahân üzre râst karâr edüp mâbeyninde on iki makâm üzre on iki burûcdan nişân verir on iki halka girih girih pîç-ender-pîç uşşâk birbirlerine sarmaşup birbirlerin dirâgûş edüp mahabbet regleri germ-â-germ olup cemî‘i uşşâkân birbirlerini kemerlerinden zabt edüp halka-i Gülşenî'de zikrullâha meşgûl olup tevhîd-i erre ile mest [ü] medhûş bî-hûş olup arsa-i mahabbetde vâlih [ü] hayrân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y221a ·
metinde göster ·
… ler var ise meşâyihleri ile fırka fırka olup deff [ü] kudümlerin çalup tevhîd-i
erre
ile zikrullâh ederek niçe bin kanâdîller ve fânûslar ve meş‘aleler ile çerâğân …
Ve her leyle-i sebtde ahâlî-i Mısır'da ne kadar sulehâ-yı ümmetden kimesneler var ise meşâyihleri ile fırka fırka olup deff [ü] kudümlerin çalup tevhîd-i erre ile zikrullâh ederek niçe bin kanâdîller ve fânûslar ve meş‘aleler ile çerâğân edüp hûb nefesler ile kasâyid-i Tâ’iyye ve eş‘âr-ı İmâm şâfi‘î na‘tların okuyarak tâ vakt-i sabâha dek İmâm şâfi‘î'ye âdem deryâsı varup gelmededirler. Yetmiş seksen sene leyle-i sebtde İmâm şâfi‘î ziyâretin terk etmemiş müstecâbü'd-da‘ve kimesneler vardır. Kubbe-i pür-envârının içinde herkesin makâmları ma‘lûmdur, anda sâkin olup tevhîd [ü] tezkîr edüp ihyâ ederler. Ve mevlûd-ı şerîf kırâ’at ederler. Ve niçe bin a‘mâ hâfız-ı kelâm ol gece cevk cevk bir yere cem‘ olup şavk şavk altı yedi yüz belki bin hatm-i şerîf tilâvet olunmadadır. Zîrâ Mısır'da olan hâfız-ı Kur’ân bir diyârda yokdur. Her leyle-i sebtde âyîn-i kadîmleri budur, ilâ mâşâallâh dâ’imdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y264a ·
metinde göster ·
… nde bir velvele ve gulgule zâhir olup deff ü kudüm ve tabl u nakâre ve tevhîd-i
erre
sadâsı evc-i semâya münkalib oldu. Gamhânemizde olan ahbâblardan su’âl etdim:
"Âyâ, ne takrîb ile ol âsitâneye bu âciz yüzüm sürüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb etsem" derken hikmet-i Hudâ bin seksen üç mâh-ı Rebî‘ü'l-âhir'in on ikinci gün Mısır içinde bir velvele ve gulgule zâhir olup deff ü kudüm ve tabl u nakâre ve tevhîd-i erre sadâsı evc-i semâya münkalib oldu. Gamhânemizde olan ahbâblardan su’âl etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y277b ·
metinde göster ·
… ü kudümlerin ve nefîr ü nakâreleri ve zillerin döğüp tablların çalarak tevhîd-i
erre
ile bu tertîb alay ile destâr-ı şerîfi getürüp tekbîr ile ser-i sa‘âdeti makâmı …
Ve mübârek ser-i sa‘âdetleri alâmeti bu çâr-gûşe sandûkanın ortasındaki yeşil imâme destârı Mısır vâlîsi Ebü'l-hayr Kethudâ İbrâhîm Paşa göndermişdi. Bir alay-ı azîm ile dörd bin sâhib-i tarîk meşâyihân-ı Bedevî ve yigirmi bin fukarâ-yı Alevî deff ü kudümlerin ve nefîr ü nakâreleri ve zillerin döğüp tablların çalarak tevhîd-i erre ile bu tertîb alay ile destâr-ı şerîfi getürüp tekbîr ile ser-i sa‘âdeti makâmına baş halîfe sarup cânib-i erba‘asında olan Y 285b makrama-i zerdûzları destâr altına sardılar kim bir cihâz-ı sultân kadar münakkaş bûkalemûn makramalardır kim hisâbın Hudâ bilür kim biri biri üzre çürümüş kalmışdır. Huddâmlardan ve gayrıdan bir ferd vaz‘-ı yed edüp bir makrama almağa kâdir değillerdir. Çok âdem kasd edüp eli kurumuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y285a–Y285b ·
metinde göster ·
… ve tabl u nefîr u nakârelerin çalarak ve niçe yüz bin alemlerin açarak tevhîd-i
erre
ile bir alay-ı azîm edüp Garbiyye ve Menûfiyye kâşifleri cümle askeriyle pür-si …
Ve bu âsitânenin sağ tarafı hâricinde bir hücre vardır, içinde Sultân Bedevî'nin hırka-i şerîfi ve yeşil imâme-i şerîfi bir servi levha şeyden(?) demirli sandûka içre gayrı cihâz-ı fakrlar ile mahfûzdur. Yılda bir kerre mevlûd-ı şerîf tamâm olup infidâd olacak âhir cum‘a günüdür, ol gün hırka-i şerîfi ve destâr-ı atîkı evlâd-ı Bedevî Ebü'l-âl hazretlerinin ırk-ı tâhirinden bir meşâyih geyüp ve nice tarîk meşâyihleri ve niçe bin fukarâ-yı Bedevî deff ü kudümlerin ve tabl u nefîr u nakârelerin çalarak ve niçe yüz bin alemlerin açarak tevhîd-i erre ile bir alay-ı azîm edüp Garbiyye ve Menûfiyye kâşifleri cümle askeriyle pür-silâh olup bu alay ile şeyhi Tanta şehri içre at üzre gezdürüp yine şehir içinde câmi‘-i eş-şeyh İbrâhîm-i Metbûlî'de âhir cum‘ayı kılup yine alay ile şeyhi hırka-i şerîf ile âsitâne-i sa‘âdete getürüp yine hırkayı ve destârı ve kemeri hücrede hıfz edüp cümle ibâdullâh andan perîşân olup herkes vatanına gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y286b ·
metinde göster ·
… yeti olup omuz omuzu sökmez, ism-i Hû ile ve semâ’-ı Hayyü'l-kayyûm ve tevhîd-i
erre
ile şehr-i Tanta içi na‘ra-i Hû ile pür olup sadâ-yı zikrullâh evc-i âsumâna pe …
Ve bu velvele-i cihân-ârâ meydânda cümle ehl-i turukun meşâyihleri fukarâları ile deff [ü] kudüm ve zîllerin ve tablların çalarak ve alemlerin kaldırarak na‘ralar haykırarak zikrullâh ederek fukarâları raks u semâ ederek alay alay fevc fevc gürûh gürûh Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin ziyâretine gidüp Hudâ hakkıyçün tarîk-ı âmlar içre eyle izdihâmlar olur kim ba‘zı zamân der-sa‘âdetde avret ve oğlan pâyimâl olup merhûm olmuşdur. Değme âdem cür’et edüp ol mahalde ziyâret edemez. Ya‘nî Mekke ve Medîne ziyâretleri ve tavâflarında bu mertebe izdihâm olmak ihtimâli yokdur. Meğer beyt-i şerîf açılırsa, ol zamân izdihâm olur, lâkin bir sâ‘atden âsûde olur. Ammâ bu Bedevî ziyâreti kâmil on gün on gece mahşer cem‘iyyeti olup omuz omuzu sökmez, ism-i Hû ile ve semâ’-ı Hayyü'l-kayyûm ve tevhîd-i erre ile şehr-i Tanta içi na‘ra-i Hû ile pür olup sadâ-yı zikrullâh evc-i âsumâna peyveste olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y293a ·
metinde göster ·
Ba‘de's-salât cümle ahibbâların şehre gönderüp kendüleri yedi âdem ile tevhîd-i
erre
ederek yine deveyi omuzuna alup azm-i râh ederler. Cemî‘i yetmiş bin huccâc ve …
Ba‘de's-salât cümle ahibbâların şehre gönderüp kendüleri yedi âdem ile tevhîd-i erre ederek yine deveyi omuzuna alup azm-i râh ederler. Cemî‘i yetmiş bin huccâc ve cümle ehl-i büldân Y 299b görüp âlem-i hayretde kalırlar. Hakkâ ki acâyib kuvvet-i kudsî sâhibi ulu sultân imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y299a–Y299b ·
metinde göster ·
… şâyihleri meks edüp bu fezâ-yı arzı lâlezâr edüp her şeb tâ sabâha dek tevhîd-i
erre
çekilüp sadâ-yı tevhîd evce peyveste olur. Bir fırka kavim dahi gece gemilere s …
Ve bu sahrânın bir tarafın niçe yüz haymeler ile tarîk meşâyihleri meks edüp bu fezâ-yı arzı lâlezâr edüp her şeb tâ sabâha dek tevhîd-i erre çekilüp sadâ-yı tevhîd evce peyveste olur. Bir fırka kavim dahi gece gemilere süvâr olup muvâfık eyyâm ile tâ Mahalle-i Ebû Alî'ye varınca top u tüfeng ü fişenglerin atarak sancağ u bayrağ u filandıraların açarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y303b ·
metinde göster ·