Onuncu günde Kâğızhâne'deki kadırgalar {dahi} hâzır olup (olup) berde ve bahrde keştîler asâkir-i İslâm ile hâzırbâş idi. Ol gün Sultân Mehemmed niçe bin güzîde ve zeber-dest asker ile Okmeydânı'na varup mezkûr gemilerin zîr-i felenklerine dârû döküp ve yağlı kızakları felenkler üzre vocı ırgatlar ile ilm-i cerr-i eskâl ile niçe bin nâmdâr tüvânâ yiğitler keşân ber-keşân çekerek Okmeydânı'nın ol çemenzâr sahrâsına geldükde bi-emri Hudâ bir eyyâm-ı muvâfık rîh-i tayyibe esüp cümle keştîlerin bâdbânların küşâde edüp cümle guzât-ı müslimîn sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup top u tüfeng şâdumânları ederek yüz elli pâre gemiler ile Okmeydânı rû-yı deryâ-misâl oldu. Küffâr İslâmbol'dan bu ziynetler ile bu keştîleri görüp;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
Evvelâ Sultân-ı Büdelâ Hasan Dede: Ebü'l-feth câmi‘inin Boyacılarkapusu dâhilinde sâkin idi. Eflâke ser-çekmiş kat-ender-kat tabaka tabaka külbe-i ahzânlar binâ etdirirdi. Ammâ aslâ kâbil-i süknâ değil idi. Ol mertebe âlî idi kim Ebü'l-feth minâresine berâber olup neccârlar dahi fevkinde bir mismâr mıhlamağa cür’et edemezlerdi. Niçe gûne keşf [u] kerâmâtları zâhir olmuşdu. Âhir bir gece bir rîh-ı akîm esüp külbe-i Hasan'ın hüsnün bozup münhedim edüp ale's-sabâh Hasan Dede'yi savma‘asında kefenini sarılı bulup Kestelzâde yanında defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
… cele sâhil-i bahre gelüp yine keştîye süvâr olup hamd-i Hudâ sehl inbât rüzgârı
esüp
hamd-i Hudâ Bozburun girdâbından halâs olup cümle keştîler bâdbânların küşâde k …
(---) nâhiyesidir. Nâ’ib oturur ve subaşısı Bursa beği tarafındandır. Kasabası bir düz sahrâda bâğlı ve bâğçeli ve dağı ve taşı emrûd şecerleri ile müzeyyen bir rabta-i ma‘mûrdur. Anınçün Armudlu derler. Cümle üç yüz hâne-i ma‘mûrları serâpâ kiremit ile mestûrdır. Bir câmi‘i ve bir hammamı ve üç mesâcidi ve bir hânı ve 241a on aded dükkânı vardır. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bir gice mihmân olup ale's-sabâh keştîbânlar haber edüp ale'l-acele sâhil-i bahre gelüp yine keştîye süvâr olup hamd-i Hudâ sehl inbât rüzgârı esüp hamd-i Hudâ Bozburun girdâbından halâs olup cümle keştîler bâdbânların küşâde kılup Katırlı nâm dağın dibinde Bababurnu nâm mahalde Baba Sultân rûhuna Fâtiha tilâvet ederek elli mil deryâya çıkup eyyâm mayna edüp deryâ süd liman olup âlem-i hayretde kaldık. Şi‘r:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b–241a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb [u] câvidân: Bu diyârda bâd-ı nesîm-i subh
esüp
cümle halkına hayât-ı câvidân verir. Anınçün bu diyârda aslâ ısıtma olmaz ve ri …
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb [u] câvidân: Bu diyârda bâd-ı nesîm-i subh esüp cümle halkına hayât-ı câvidân verir. Anınçün bu diyârda aslâ ısıtma olmaz ve ricâl makûlesi ol kadar müsinn [ü] şeyh-ışâbb olur kim kuvvet ve kudreti gitmiş ve hey‘eti yitmiş ve ömr-i girân-mâyesi yüz yetmişe yetmiş mu‘ammer olup yine akl-ı Aristo efkâr-ı mâ‘ânî ve tîz-fehm olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Süleymân Hân oğlu Bâyezîd'e Amasiyye sancağın sadaka edüp lalasının ve Kuduz Ferhâd Beğ'in iğvâsıyla Konya'da Selîm Hân ile hüsn-i zindegânî edemeyüp Amasiyye livâsıyla Konya sancağı birbirine meşâ olmağıla iki birâder şehzâdeler birbirinin askerin kırmağa başlayıp bu ahvâl-i pür-melâl Süleymân Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup bi'z-zarûrî Bâyezîd'i Amasiyye'den ma‘zûl edüp âsitâne-i devlete karîb Kütahiyye sancağı ihsân olundukda Şehzâde Bâyezîd "Hay beni İslâmbol'a karîb götürürler, hayr değildür" deyü sarı Rüstem Paşa'nın iğvâsıyla Bâyezîd âsî olup seksen bin Türk eşirrâsı asker cem‘ edüp Sultân Bâyezîd asâkir-i anîdiyle Konya sahrâsında bedîd olunca Şehzâde Selîm tarafından imdâda gelen Vezîr Mehemmed Paşa azîm asker ile çarhaya çıkıp Konya kal‘ası altında iki birâder askeri birbirine mukâbil sâf bağladılar. Selîm tarafında yeniçeriler saf saf durdular. Bâyezîd'in ibtidâ hücûm eden eşirrâ ceyşine yahşi kurşum urdular. İbtidâ hamlede ol iki alayın güzîdesi belki ziyâdesi şehâdet şerbetin içdiler. Bu hâl üzre tâ vakt-i gurûba dek ceng-i azîm olup leyle-i muzlim olmağıla herkes tarafeynden sancakları dibinde karâr etdiler. Ale's-seher yine tarafeynden cenk tablına tarralar urulup tâ vakt-i zuhra dek ceng-i şehzâdegân olup âhir-ı kâr nesîm-i nusret bi-emrillah Şehzâde Selîm tarafına esüp Bâyezîd'in cem‘ etdüğü eşkıyâlar dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçüp bakıyyetü's-seyfi girîzân olmağa başladıkda hemân fakîr Bâyezîd, oğlu Şehzâde Orhân ile ve lalası Kuduz Ferhâd ile cümle üç yüz nefer kimesne ile Amasiyye'de karâr edüp Nahşivânlı Akın Seyfeddîn nâm bî-dînin re’yiyle Şehzâde Bâyezîd ve dört aded ciğer-kûşesiyle diyâr-ı Acem'de Şâh Tahmâs'a varup dahl düşüp ana i‘zâz u ikrâm edüp hoş dutdular. Beri tarafda Selîm mansûr [u] muzaffer mâl-ı ganâyimle Konya'da âsûde olup bu ceng-i azîme târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 15b ·
metinde göster ·
Şâh İsmâ‘îl münhezimen firâr edüp kırk bin mikdârı güzîde Mısır askeri kılıçdan …
Kadîm-i evvelde bunlara kayser-i Rûm derlerdi. Zîrâ Erzurûm'a ve Sivas'a ve Kayseriyye ve Konya şehirlerine mâlik olmağıla Kayser-i Rûm derlerdi. Birkaç kral cem‘ olsa kayâsıra derler. Ammâ bu Takyanus Rûm pâdişâhlarından olup tahtgâhı Roma ve Antakıyye idi. Târîh-i İskender-i Yunanî'nin sene 595 kral-ı dâl olup zulmünden Ashâb-ı Kehf âyet nass-ı kâtı‘ üzre ArapçaArapça mâ sadakı üzre yedi sekiz aded Ashâb-ı Kehf firâr etdikleri cemî‘i tefâsîrlerde mastûrdur. Ve bu Takyanus putperest idi ammâ mudârâdan millet-i mesîhiyye ve ehl-i Şâm ve Mısır'ı kırup kenîseleri harâb ederdi. Anların mâlıyla İskenderiyye üzre varup kendüye âsî olan vezîri hileyle katl edüp İskenderiyye sâhibi olup diyâr-ı Mısr'ı Buhtunnasr gibi harâb edüp andan diyâr-ı Acem'e bir vezîrin serdâr edüp Şapur Şâh ile ceng-i azîm edüp Şapur Şâh'ı katl ve cümle ehl-i ıyâli ve hazînesin Takyanus'a gönderüp ol mâl ile bu Antakıyye kal‘asın dahi ziyâde imâr edüp âhir yiğirmi sene kral olup cebbâr olduğundan dişlerinin etleri dökülüp mürd olup yerine veled-i pelîdi Karnibal kral olup iki yıldan ol dahi mürd olup kayâsıralar bunda inkırâz bulup devlet millet-i Mesîhiyye Nasârâsına müyesser olup Kostantin-i Kübra kral olup âyîn-i İsâ icrâ edüp ibtidâ Nasrânî bu Kostantin olup cümle Takyanus putların kırmışdır ve cemî‘i heyâkilleri âteşe yakmışdır ve yerlerine kenîseler yapmışdır ammâ Takyanus'dan} sonra Buhtunnasr evlâdları Antakıyye'i harâb edüp niçe mülûk destine girüp Âl-i Kayasıra-i Nasârâlar destinde iken Hazret-i Ömer hilâfetinde Kuds-i Şerîf feth olup Hâlid b. Velîd ve Esved b. Mikdâd ve Ebû Ubeyde ibn Cerrâh niçe bunun emsâli ashâb-ı güzînin güzîdeleri gelüp ceng-i azîmler edüp kimi feth edüp kimi bî-feth Medîne'ye avdet edüp âhir sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd üç kerre yüz bin asker ile Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî ile gelüp ceng-i azîm ile feth eyleyüp cümle küffârın dendân-ı tîğden geçirdiler ve Şehzâde Me’mûn'u hâkim nasb edüp Hârûnu'r-Reşîd yine Bağdâd'a gidüp merhûm olunca küffâr yine kal‘a-i Antakıyye'ye istilâ eyledi. Âhir Şâm pâdişâhı Nûreddîn eş-Şehîd hazretleri dest-i kefereden feth etdi. Ol merhûm olup Yûsuf Selâhaddîn Mısır sultânıyken Kudüs'ü ve Şâm Tarablus'u ve bu Antakıyye'ye küffâr-ı Frenk istîlâ edüp {Âl-i Türkmâniyân ki cümle beş neferdir, bunlardan biri Emîr Kerboğa'dır deryâ-misâl azîm asker ile kal‘a-i Antakıyye'i küffârdan istihlâsa geldikde Frenk-i pür-cenk elinde münhezim olup âr u gayret-i hamiyyetinden Haleb tahtın bırağup sene 495 târîhinde Acem diyârının Isfahân-ı nısf-ı cihânına giderken şehr-i Hoy'da merhûm olup anda medfûndur}. Ba‘dehû Selâhaddîn Yûsuf Mısır'dan deryâ-misâl asker ile gelüp Kudüs'ü ve Tarablus Şâm'ı ve bu Antakıyye'i feth edüp tâ Mısır pâdişâhlarının Çerâkizelerinden Sultân Gavrî hilâfetine dek Mısır pâdişâhlarının elinde kalup Selîm Şâh-ı Evvel Acem'le cenk ederken Mısır Sultânı Gavrî kızılbaşa imdâd edüp Çıldır sahrâsında Selîm Şâh Gavrî'nin Acem'e imdâdı sebebiyle münhezim olmuşken bi-emrillahi Te‘âlâ nesîm-i fursat Selîm Şâh üzre esüp Şâh İsmâ‘îl münhezimen firâr edüp kırk bin mikdârı güzîde Mısır askeri kılıçdan geçüp Selîm Şâh mansûr [u] muzaffer avdet edüp "Kızılbaşa imdâd eden müslim geçinen âdemin katli vâcibdür" deyü Kemâlpaşazâde Ahmed Efendi'den fetvâ-yı şerîfler alup Bismillah ile niyyetü'l-gazâ deyüp sene-i âtîde Mısır'da Gavrî'ye elçiler gönderüp elçileri de katl etdüğü haberi Selîm Şâh'a gelince bir fetvâ-yı huccet [ü] bürhân dahi ele alup yer götürmez asker ile ibtidâ Göksun yaylasında Mar‘aş pâdişâhı Sultân Alâüddevle'i bozup kırk bin Türkmân eşirrâsın katl edüp Alâüddevle'nin bî-devle başıyla yetmiş boy beğleri başıyla Mısır'da Gavrî Hân'a gönderüp "Hâzır ol vaktine!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz bin benî Âdemle karşulayup Hazret-i Dâvûd-ı Nebî Câlût Melik ile ceng etdüğü yerde bir ceng-i Selîm ü Gavrî oldu kim Gavrî bu cengin gavrına ermeden kal‘a-i Haleb'e ancak yedi yüz Çerâkes-i nâkes ile bî-kes olup firâr etdiler. Selîm Şâh akîbine düşüp Haleb'i emân ile feth edüp Yûnus Paşa'ya dahi bu Antakıyye'nin miftâhların teslîm edüp niçe kerre yüzbin altun ile ahâlî-i vilâyet hedâyalar ile Haleb altında Selîm Hân'a gelüp du‘â vü senâ ile hedâyâların arz edüp Vâli-yi Antakıyye Bıyıklı Mehemmed Paşa olup Haleb eyâleti tahrîr olundu. İşbu feth-i fütûh sene 922 târîhinde feth-i Antakıyye vâkı‘ olmuşdur. İlâ hâze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Haleb vâlîsi hâs-ı hümâyûnun voyvadalığı hükûmetinden üç yüz âdem ile zabt [u] rabt eder ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Niçe kerre beş yüz pâyesiyle niçe mollalara arpalık ihsân olunmuşdur. Mezâhîb-i erba‘adan şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi vardır ve kal‘a dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları vardır. İçil olmağile kifâyet mikdârı cebehânesi ve sağîr ü kebîr yigirmi pâre mecrûh şekilli topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22a ·
metinde göster ·
Tâ ki vakt-i çâşt çastî ki oldu, Bulgurlu ve Çamlıca dağından ve Âl-i Bahâdır bâğından ve'l-hâsıl yedi yerden Celâlî askeri görünüp çitâ-çit top top olup yanar âteş gelir gibi gelüp cümle piyadesin ileri döküp geldüğü zâhir olunca hemân sadrıa‘zam tarafındaki Hazret-i Risâlet sancağın açınca bi-emri Hudâ bir rîh-ı tayyib zâhir olup Alem-i Resûl Celâlîler üzre efil efil esüp cümle guzât-ı müslimîn bu hâli gördükde İzid-i Müte‘âl'e hamd [u] senâ edüp tâze cân bulunca yedi yerden cenk tablına tarralar urulup tabl u nefîr u sûrnâ ve nakkâre sît u sadâsı ve at süheylîvâr süheyli evce peyveste olup sâdâ-yı Allah Allah sahrâ-yı Üsküdar'ı teng ü dar edüp velvele-nâk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… mmedi'l-Mustafâ berekâtıyla bâd-ı nesîm-i nusret Çarhacı Mehemmed Paşa tarafına
esüp
Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı'nın derûnlarına ra‘b u bîm düşüp M …
Bu mahalde Çarhacı Defterdârzâde efendimiz Âl-i Osmân askerine nevbet vermeyüp Celâlîlere göz açdırmayup yedinci hamlede kendü askerinden niçe yüz nâmdâr serdâr yiğitleri şehâdet şerbetin nûş etdiler. Âhir-i kâr hâh nâ-hâh sene (---) târîhinin mâh-ı (---) gününde mu‘cizât-ı Muhammedi'l-Mustafâ berekâtıyla bâd-ı nesîm-i nusret Çarhacı Mehemmed Paşa tarafına esüp Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı'nın derûnlarına ra‘b u bîm düşüp Mehemmed Paşa efendimiz sebebiyle bozulup Bulgurlu dağında bulgur kusup bir kerre yan verüp bir kerre hîle edüp gerüye dönek edem sandı. "El-abdü yüdebbiru vallahu yukaddir, bre Celâlîler bozuldu" deyince sekiz sâ‘at ceng-i azîmden sonra el-azametullah Üsküdar sahrâsında olan Âl-i Osmân askeri talattum-ı deryâ gibi temevvüc edüp cemî‘i mîr-i mîrânlar ve sâyîr mîr-i livâlar ve piyâde ve esb-süvâr asâkir-i nusret-mü’esser tablların döğerek ve cemî‘i yeniçeriyân meydân-ı Arasat günü yerden çıkar gibi meterîslerinden çıkup her biri birer ejder-i heft-sere dönüp pâ-bürehne çâpük olanlar "Bre Gürcî keferesi bozuldu!" deyüp serdâr çarhacı Mehemmed Paşa cümle askeriyle Gürcî Nebî'nin asker-i menhûsu ardına düşüp sâ’ir guzât-ı müslimîn dahi Celâlîlere Kayış pınarında ve Çamlıca'da ve Bulgurlu'da ve Sarı Kadı'da tâ Kocaeli hudûdlarına varınca kova kıra Kayış pınarında Celâlînin kayışların arkalarından çıkarup kellelerin der-i Devlete getirüp mallarıyla muğtenim olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
cümle Mısrîleri ve Türkmâniyânları ve şâh askerin cümle dendan-ı tîğdan geçirüp …
Eyâlet-i Konya ve eyâlet-i Mar‘aş halkı ve niçe boy Türkmânları bu yaylada cilvelenüp birbirlerinden haberleri yokdur. Bu cebel-i âlîde olan nebâtât [u] giyâhât [u] ezhârât ahşâbât-ı işpeçar bir diyâr yaylağında yokdur. İllâ Erzurûm ensesinde Bingöl yaylasında bî-hadd u hasr haşîşât vardır. Ve niçe bin kaynak uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir. Böyle bir kûh-ı vâsi‘dir. Hattâ sene 922 târîhinde Selîm Şâh-ı evvel İrân-zemîn şâhı Şâh İsmâ‘îl üzre sefere giderken Zülkadıriyye sâhibi Sultân Alâüddevle Mısır'da Sultân Gavrî tahrîkiyle bu Alâüddevle Âl-i Osmân askerinin ilerisin ve gerisin nehb [u] gâret etdükde Selîm Hân Sultân Gavrî'ye nâmeler gönderüp "Şu Alâüddevle'yi zabt edin memerr-i asâkir-i İslâm üzre rehzenlikler eder, hakkından gelin yohsa hakkından gelirim" deyü nâme gönderdikde Gavrî nâmeyi kırâ’at edüp nâmesinde "Hakkından gelmeğe kâdir isen gel" deyüp Selîm Hân'a nâme gönderir. Bir nâme dahi Alâüddevle'ye gönderüp "Göreyim seni Şâh İsmâ‘îl'e niçe imdâd edersin" dedikde Selîm Hân Çıldır sahrâsında Şâh İsmâ‘îl ile cenk ederken görse yigirmi bin kırmızı şâlvârlı Mısır silâhşörü pür-silâh cündi ve yigirmi bin Alâüddevle'nin Zülkadirli ve Mamaylı ve Pehlivânlı ve Yeni-elli Türkmân askeri ve şâh askeri, Selîm Şâh'ı askeriyle ortaya alup kıra kıra inhizâm sadedinde iken Cenâb-ı Bârî yârî kılup nesîm-i nusret Selîm Hân tarafına esüp cümle Mısrîleri ve Türkmâniyânları ve şâh askerin cümle dendan-ı tîğdan geçirüp Şâh İsmâ‘îl ancak yetmiş aded kimesne ile Âzerbâycân'a cân atup Selîm Hân şâh-ı İrân-zemînin yedi aded mîr-i mîrânlık yerlerin feth edüp der-i devlete geldi. Andan mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmlardan fetvâ-yı habl-i metînler alup Mısır Sultânı Gavrî Kızılbaş'a imdâd etdiğiyçün üzerine sefer edüp Selîm Hân Kayseriyye'ye geldüği mahalde hâkim-i Mar‘aş Alâüddevle bu Göksun yaylasında yüz bin asker cem‘ edüp Selîm Hân'ın Mısır üzre gitmemesine âmâde olup gûnâ-gûn rahzenlikler ederken Selîm Hân vezîria‘zamı olan Tavâşî Sinân Paşa'yı ve vezîr Ayas Paşa'yı kırk bin asker ile Göksun yaylasına gönderüp Alâüddevle ile bir ceng-i perhâş [u] savaş etdiler kim Âl-i Osmân'ın on bir ceng-i azîminin biri dahi bu Göksun cengidir. Âhir bi-emri Hudâ Sinân Paşa mansûr [u] muzaffer olup Sultân Alâüddevle'yi yetmiş boy beğleriyle ve yetmiş aded ümerâlarıyla cümle katl edüp Selîm Hân'a kellelerin nâmeler ile Gavrî'ye gönderüp, "İşte haklarından geldim hâzır ol vaktına!" deyü haber gönderdikde yüz bin asker ile Merc-i Dâbik sahrâsında münhedim olup Mısır'a firâr eder. Hâlâ üstühân-ı Mısrîler vâdi-i Merc-i Dâbik'da püşte püşte yığılıdır ve Türkmân uzuvları Göksun yaylasında yığın yığındır kim hâlâ kabr-ı Alâüddevle ve yetmiş bin Türkmân bu Göksun'da medfûndur. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Vasıfdan müberrâ bir yaylağ-ı ra‘nâdır. Andan yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63a ·
metinde göster ·
ân-ı sâ‘atde yüz bin küffârı Eğre kurbunda Hiraştüş sahrâsında dendân-ı tîğdan …
eş-Şeyh Hazret-i Kara Şems Efendi Sultân: Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed-i Sâlis meşâyihlerinden olup Eğre gazâsında bile idiler. Hattâ Âl-i Osmân askeri bozulmuş iken bu azîz Mehemmed Hân'ın esb-i sabâ-sür‘ati licâmından berk zabt edüp "Sabr eyle beğim! Şimdi fırsat-ı ganîmetdir!" deyü asâkir-i İslâm'ı cenge tergîb ederken bi-emri Hudâ nesîm-i nusret İslâm tarafına esüp ân-ı sâ‘atde yüz bin küffârı Eğre kurbunda Hiraştüş sahrâsında dendân-ı tîğdan geçirüp cümle guzât-ı müslimîn mansûr [u] muzaffer olup Macâr-ı füccârdan yetmiş altı pâre kal‘ayı feth edüp Eğre'yi metîn ü müstahkem ederler. İlâ haze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Eğre gibi hısn-ı hasîn ü sedd-i metîn-i intihâ-yı serhadd [ü] kal‘a-i kavî yokdur. İnşâ'allah mahallinde tahrîr olunur. Devlet-i Âl-i Osmân'da iki Şemseddîn vardır. Biri Ebü'l-feth Mehemmed Hân ile İslâmbol fethinde bulınan Akşemseddîn'dir kim İslâmbol'ın yedi sene mukaddem fethin Ebü'l-feth'e tebşîr etmişdi. Bursa hâkinde Türbeli Göylük'de medfûndur. Biri dahi bu Sivasî Kara Şemseddîn'dir kim Eğre gazâsında Âl-i Osmân'ın yüzün ak eyleyüp derûn-ı Sivas'da merkûm Hasan Paşa câmi‘i hareminde medfûndur. Yedi sene kutbiyyete kadem basmış derler. Tarîk-i (---) ulu sultândır. Kaddesenâ'llahu bi-sırrihi'l-azîz. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 76b ·
metinde göster ·
Konya askeri Bâyezîd askerine eyle satûr-ı Selîm urdular kim yigirmi binden ziy …
el-Hikâye-i ceng-i şehzâdegân der-sahrâ-yı Konya: Fî 22 şehr-i şa‘bân-ı merkûm. Şehzâde Bâyezîd cünd-i anîdiyle sahrâ-yı Konya'da bedîd olup beri Selîm tarafından dahi vezîr-i mükerrem Tavîl Mehemmed Paşa sâf sâf çarha alayın dizüp talî‘a-i asker Zülkadriyye Paşası yigirmi bin Türkmân ile Cüm Ekrâdı olup yedi koldan cümle sipâh ve yeniçeri ve zâ‘im ve erbâb-ı timar ve müteferrikagân ve çavuşân ve zümre-i silâhdâr ve sipâhân-ı zü'l-cenâheyn-vâr yemîn ü yesâr âlât-ı harbe müstağrak olup cenge âmâde oldular. İki çarha-i askerî birbirine girüp Bâyezîd askeri Selîm çarhasına galebe edüp çarha-yı Selîm gerü kazan dibi asker üzre düşüp iki dib alay birbirine karılup katılup zemîn dihkânî elinde atılır gibi nadaz nadaz olup iki alay-ı azîmin güzîdesi belki dahi ziyâdesi şerbet-i şehâdeti nûş edüp medhûş oldular. Ammâ ekseriyyâ Bâyezîd'in dağî ü bâğî vü yağî askeri hâk-i mezellete düşüp cân verdiler. Tâ vakt-i gurûba dek ceng-i şehzâdegân olup herkes kollu kollarına gidüp tarafeynden tabl-ı âsâyiş çalındı. Ale's-sabâh ki oldu bizzât Selîm Şehzâde atına süvâr olup cümle asker-i İslâm'ı devr edüp va‘de-i kerîmeler ve gûnâ-gûn istimâletler edüp cenge tergîb edüp "İnşâallah fırsat u nusret bize müyesser olursa tama‘-ı ham‘a düşüp kelepür tahsîli sevdâsına düşmen" deyü tenbih ü te’kîdler etdi. Andan yine Şehzâde Bâyezîd tarafından asker hücûm edüp cenge karışdı. Üç sâ‘at-i nücûmî germâgerm ceng [ü] savaş-ı perhâş olup Cenâb-ı Bârî yârî kılup bâd-ı nesîm-i zafer Şehzâde Selîm cânibine esüp Konya askeri Bâyezîd askerine eyle satûr-ı Selîm urdular kim yigirmi binden ziyâdesi vakt-i zuhra dek hâke düşüp sahrâ-yı Konya hûn-ı benî Âdem ile kan deryâsı olup kelle-i Celâlîleri seylâb-ı hûn galtân ederdi. {Bu cenge târîhdir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77a ·
metinde göster ·
… erkes birbirine takviyet verüp hamd-i Hudâ nesîm-i zafer bizim cânibe eser gibi
esüp
niçe yiğitlerimiz "Bre gâziler şu yatan şehîdlerimizin kanın şu Celâlîlerden al …
Beri tarafda Melekli ve Çelebi kethüdâlı ve Silâhdâr sipâhlı bir yire gelüp topdan Allah Allah deyüp at başı beraber at sürünce bizim çarha askeri dahi tâze cân bulup âdem leşleri çiğneyerek alay çavuşları tablbâz-ı Muhammedî çalup "Bre koma gâzîler, Kelbelâ günüdür, bre ha koma!" deyü herkes birbirine takviyet verüp hamd-i Hudâ nesîm-i zafer bizim cânibe eser gibi esüp niçe yiğitlerimiz "Bre gâziler şu yatan şehîdlerimizin kanın şu Celâlîlerden alalım" deyü birbirlerini cenge tergîb edüp herkes kanığup ejder-i heft-sere dönüp kol kol kelle paça alınmağa başlayup hakîr dahi Abdullah Paşa sancağı dibinde Feth-i Şerîf tilâvet ederdim. Anı gördüm, bir gulâmı atına aykıru yükledüp yanıma getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b ·
metinde göster ·
Hevâsı ol kadar latîfdir kim vakt-i seherde bâd-ı sabâ
esüp
âdem hayât-ı ebed bulur. Ve hâbdan âdem bîdâr oldukda zinde vü pür-şevk kalkar. …
Hevâsı ol kadar latîfdir kim vakt-i seherde bâd-ı sabâ esüp âdem hayât-ı ebed bulur. Ve hâbdan âdem bîdâr oldukda zinde vü pür-şevk kalkar. Sekiz rûzgârda dahi hevâsı hûbdur, anınçün püserânları cümle mahbûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203b ·
metinde göster ·
Lisân-ı Moğolî'de "Serâf" derler. Lisân-ı Ekrâd'da "Serâv" derler, ya‘nî "Baş-su" derler, ammâ asıl lûgatı "Serâh"'dır. Cümle halkı "Yâ Kahhâr" ismine mazhar olduklarından başdan ayağa varınca sağîr ü kebîri âh-ı ser çekdiklerinden Ser-âh derler ve tâli‘-i imâreti akrebdir ve beyti Mirrîh-i mâ’idir. Anınçün bu menhûs şehirde niçe kerre Âl-i Osmân askeri münhezim olmuşdur. Evvelâ sene 993 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Cığalazâde Sinân Paşa serdâr-ı mu‘azzamlık ile Tebrîz deryâsı kenârıyla bu sahrâ-yı Serâv'da deryâ-misâl asker-i kerrâr ile meks eder. Arapça hadîsine i‘tibâr etmeyüp müşâvere olmadan niçe vüzerâların mansıbların pespâye âdemlere verir. Tekelü Paşa'ya Van'ı ve Râziye Kadınzâde'ye Sivas'ı verüp cümle Anadolu eyâletlerin tevcîh-i âhar eder. Bu hâl ile şâh üzre asker çeküp gider. Meğer bizzât şâh bunları dağ başından seyr eder. Kâmil vakt-i asr olunca şâh şahin gibi dağdan süzülüp şâh askeriyle İslâm askeri birbirlerine karılup katılup mâbeynde toplar ve tüfengler atılup neberd-i şâhî ve savaş-ı pâdişâhî olur kim kanlar tarafeynden seyl-i revân olur. Âhir nesîm-i nusret Acem şâhı tarafına esüp anlar gâlib Osmânlı mağlûb olup "gaynın te’sîridir" deyü cây-ı emne cân atup Âzerbaycân'da cânların halâs ederler. Ancak Tekyelü Paşa ve Karakaş Paşa ve Kacar Mehemmed Paşa Kızılbaş'ın elinden kaçup ordu-yı İslâma cân atarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 305a ·
metinde göster ·
… ğı ve kân-ı zâğî ü bâğî yeri oldu. Ve hevâsı gâyet bed olup her bâr bâd-ı Semûm
esüp
benî Âdemi helâk eder. Anınçün ol kadar âbâdân değildir. Hatta bunda bir gulâmı …
İbtidâ bânîsi ekâsire-i Enûşirvâniyân'dan Melik Pervîz'dir. Ba‘dehû Hârûnu'r-Reşîd'in duhter-i pâkîze-ahteri Şîrîn nâm bir bint-i benâm bu mahalde bir kasır binâ etmeğile ol kerîme-i sâhib-i keremin ismiyle müsemmâ olup Kasr-ı Şîrîn derler. Yohsa ibtidâ ismi tevârîhlerde Kasr-ı Pervîz'dir. Hâlâ Irâk-ı Acem'de Bağdâd'a karîb ve cânib-i cenûbu çölistânda garîb kalmış bir Kasr-ı Şîrîn iken kâh-ı harâbdır. Bu şehir zamân-ı Hârûn'da ol kadar imâr imiş kim bâğ u bâğçe ve hadîka-i gülistân [u] bostânları bir menzil yire varırmış. Hâlâ eser-i binâları zâhirdir kim Timur Şâh-ı pür-zor harâb u yebâb etmişdir. Hâlâ bu şehr-i Kasr-ı Şîrîn Hemedân ve şehr-i Hulvân ile üçü sac ayağı vâki‘ olmuşdur. Ammâ bu Kasr-ı Şîrîn'in cânib-i şarkîsinde şehr-i Gazvîn karîbdir ammâ kendisi garîbdir. Zîrâ hâlâ harâb olmadadır. Mâ-tekaddem bir hisâr-ı hısn-ı hasîn ü sedd-i metîn-i Medyen etmiş kim devri kâmil on iki bin adımdır. Hâlâ eser-i binâları ma‘lûmdur. Her sengi hammâm kubbesi mikdârı olup demir kenidler ile ve Horasânî kec ü cıbıs u kireçler ile mebnî olup yigirmi yerde derveze alâmetleri vardır ve hâlâ imâr olmamasının sebebi oldur kim kabâ’il-i Urbân-ı Keysin ve kabâ’il-i Urbân-ı Benî Mevâl yatağı ve sâ’ir Urbân durağı ve kân-ı zâğî ü bâğî yeri oldu. Ve hevâsı gâyet bed olup her bâr bâd-ı Semûm esüp benî Âdemi helâk eder. Anınçün ol kadar âbâdân değildir. Hatta bunda bir gulâmım rîh-ı semden helâk olayazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 313b ·
metinde göster ·
… tavsîf ve mertebeden murâd [u] merâm oldur kim âlem-i sabâvetden beri bir yerde
esüp
nân u nemek hakkı olduğundan hayr ile yâd etmeğiçün bu yüzden tahrîr olundu. Ra …
Bu mertebe ta‘rîf ü tavsîf ve mertebeden murâd [u] merâm oldur kim âlem-i sabâvetden beri bir yerde esüp nân u nemek hakkı olduğundan hayr ile yâd etmeğiçün bu yüzden tahrîr olundu. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
küffâr-ı hâksâr münhezim olup seg ber sahrâ bakıyyetü's-süyûflarının karârları …
Hamd-i Hudâ bir sâ‘at-i nücûmîde asâkir-i muvahhidînimiz üzre zulmet gidüp nesîm-i zafer İslâm üzre esüp küffâr-ı hâksâr münhezim olup seg ber sahrâ bakıyyetü's-süyûflarının karârları firâra mübeddel olup cümle bin altmış kelle ve üç yüz aded müsellah kâfirleri esîr edüp sadlek şükr-i Hudâ küheylân atlarımızın gıjgırup fışırdadıklarından cümlemiz hâzır-bâş olup askerimiz mansûr u muzaffer oldu. Bu hakîr ol cengden berü bildim, ki benî Âdemden sonra eşref-i mahlûk küheylân atlardır. Sad şükr-i Hudâ cemî‘i zamânda küheylân atlar beslemeden hâlî olmamışızdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu varoş-ı ma‘mûreye âteş edüp poyraz rûzgârı rîh-ı akîm gibi
esüp
bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i alevleri kal‘aya girüp derûn-ı kal‘ada …
Ba‘dehu bu varoş-ı ma‘mûreye âteş edüp poyraz rûzgârı rîh-ı akîm gibi esüp bu şehr-i ma‘mûre eyle yandı kim cemî‘i alevleri kal‘aya girüp derûn-ı kal‘ada olan niçe bin menhûshânelerin tahta örtülü dam u bâmları tutuşup vakt-i seher kim oldu o rûz-ı rûşende derûn-ı hisârda olan cümle Macar-ı füccâr götürmede yeğni ve bahâda ağır zî-kıymet metâ‘ların ehl [ü] iyâl evlâdlarıyla,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… ân Osmân Hotin seferine gitdiği sene bir azîm şiddet-i şitâ olup rîh-i şedîdler
esüp
İslâmbol 34b boğazı donduğu sene bu şehirde rûzgâr-ı zor-kârdan kıyâmetler ko …
"Belî Sultân Osmân Hotin seferine gitdiği sene bir azîm şiddet-i şitâ olup rîh-i şedîdler esüp İslâmbol 34b boğazı donduğu sene bu şehirde rûzgâr-ı zor-kârdan kıyâmetler kopup evler yıkılup dıraht-ı müntehâlar kökünden çıkup havâda her ağaç peftere gibi uçduğu sene bu cezîrecikler kırk elli gün bu Boyana gölü üzre serserî gezüp şinâverlik edüp gâh şimâle ve gâh cenûba ve gâh şarka ve garba gezerlerdi" deyü zâl-ı zamâne pîr-i fânîler ve kâr-âzmûde-i cihân-bînler böyle hikâye eylediler, ve's-selâm. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 34a–34b ·
metinde göster ·
Der-vasf-ı havâ-yı nesîm-i hûb-ı câvidân: Bu şehr-i Budin'in âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim bâd-ı sabâ vü bâd-ı nesîm-i subh-dem esüp âdeme cân bağışlar. Hattâ gayri şehirlerden arabalar ile hastaları getirüp birkaç günde ifâkat bulur. Gerçi dörd ay şiddet-i şitâsı şedîd olur, ammâ Temmûz'u ve rûz-ı nevrûzu hayât-efzâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87b ·
metinde göster ·
… bir şepe ve bir çığ ve bir burma savruntu yığ ile rîh-i akîm ve bâd-ı sarsarlar
esüp
ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayup cümle ber-havâ tayerân …
Menzil-i karye-i Yarka: Bu menzilde bir depe ve bir şepe ve bir çığ ve bir burma savruntu yığ ile rîh-i akîm ve bâd-ı sarsarlar esüp ne hayme vü hargâh ve ne bâr [u] büngâh yerinde kalmayup cümle ber-havâ tayerân edüp herkes "İnnâlillâh" âyetlerin tilâvet etmeğe başladılar. El-azametullâh bu rîh-i Semûdlar cemî‘i develeri yıkup ve atları ve katırları birbirlerine katup bu vâdî-i hâmûnda her dâbbeler karlar üzre serserî gezerler ve her hüddâmânlar cânlarından bezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… inde yağmurluğun geyüp büzülmüş yatırlarken nısfu'l-leylde bir rûzgâr-ı zor-kâr
esüp
cümle atlar ve katırlar târumâr olup niçe garîb ü gurebâ âdemler sovukdan donup …
Her ne hâl ise bu gün de böyle geçüp ol gece bir leyle-i muzlim olup ve berf ü selc bârân-ı la‘net yağup aslâ göz açdırmadığından mâ‘adâ herkes haymesinde ve harârı dibinde yağmurluğun geyüp büzülmüş yatırlarken nısfu'l-leylde bir rûzgâr-ı zor-kâr esüp cümle atlar ve katırlar târumâr olup niçe garîb ü gurebâ âdemler sovukdan donup kurıla kalmışlar ve niçe bin kara hırsızlar çadırları yarmışlar ve niçe yüz yük harâr yükleri alup gitmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… râsında bir savaş-ı perhâş edüp hamd-i Hudâ nesîm-i nusret Murâd Hân tarafından
esüp
yedi sâ‘atde yedi kerre yüz bin küffârı dendân-ı tîğdan geçirüp meydân-ı bezm [ …
Tâ ki Gâzî Hudâvendigâr ki Fâtih-i Edirne Sultân Murâd-ı Evvel'dir, bu Miloş kâfir üzre sene (---) târîhinde Gâzî Murâd Hân gelüp bu la‘în Miloş dahi yedi kerre yüz bin küffâr ile Murâd Hân'a varup Kosova sahrâsında bir savaş-ı perhâş edüp hamd-i Hudâ nesîm-i nusret Murâd Hân tarafından esüp yedi sâ‘atde yedi kerre yüz bin küffârı dendân-ı tîğdan geçirüp meydân-ı bezm [ü] rezm-i vegâ asâkir-i İslâm'da kalup ba‘dehu Gâzî Murâd Hân lâşe-i küffârları temâşâ ederken hemân lâşe-i murdârlar içinden bu mezkûr kal‘a sâhibi Miloşva nâm mel‘ûn kalkup Murâd Hân'ı bıçağıyla birkaç yerden urup şehîd etdikde kâfir Miloş'u da anda pâre pâre ederler. Bir kavlde "Bu Miloş elçilik bahânesiyle Murâd Hân'ın dâmenin bûs ederken Murâd Hân'ı taht üzre birkaç yerden zahm-âlûd edüp şehîd etdi" deyü yazmışlar. Şehâdeti mukarrer, ammâ rivâyet muhtelif.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 143a ·
metinde göster ·
şemşîr-i âteş-tâb ile küffârın urûkun kesüp cümle yigirmi altı bin küffâr-ı dûz …
Hemân küffâr bizi kova kova meydân-ı vegâya çıkup mukaddemâ bizim pusuda olan gâzîlerimiz üç koldan kemîngâhlardan çıkup cümle yek-dil ü yek-cihet sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffârın ar[d]larından hücûm edince küffâr anlara bir kez düşünce biz dahi küffârın akîblerince düşüp küffâr-ı hâksâ[r] dörd bölük askerimizin miyânında kalup üç sâ‘at-i nücûmî germâ-germ ceng-i azîm edüp hamd-i Hudâ nesîm-i nusret bizden tarafa esüp şemşîr-i âteş-tâb ile küffârın urûkun kesüp cümle yigirmi altı bin küffâr-ı dûzah-karâr dendâ[n]-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçüp cümle atları ve esbâbları ve sâ’ir ganâ’imleri ganîmet olup andan doğru Harpunya kal‘ası varoşuna azîmet edüp handak kapuların bile sedd etmeyüp küşâde bırakmışlar ve küffârın kırıldığın derûn-ı hisârdaki küffârlar görüp dağlara henüz kaçmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura gark ol …
Andan bir rîh-ı sarsar-ı akîm esüp gece ve gündüz cümle asker göz açmayup cümle devâbât ve arabalar çamura gark olup cemî‘i ümmet-i Muhammed cânlarından bîzâr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a ·
metinde göster ·
"Bu tabur bunda iken Yanık kal‘ası feth olmak mümkin değildir" deyü Tuna üzre üç yerden cisr-i azîmler ve sığır derilerinden kelekler üzre azbarlı çitler döşeyüp Tatar ve cümle asker geçüp üç gün ceng-i azîmden sonra bi-emrillâhi te‘âlâ nesîm-i nusret Âl-i Osmân tarafına esüp cümle küffâr münhezim olup tu‘ma-i şemşîrden mâ‘adâsı Komaran kal‘aları dibindeki cisirden karşu geçüp Uyvar'a firâr eder. 47a Cümle guzât tabur içre girüp ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim olurlar kim bir harbende garîb bin altuna ve altı yedi esîr ile sîr olurlar. Sâ’ir guzât hemçünân ve cemî‘i cebehâne ve hazâ’ini topları mîrî içün zabt edüp {târîh-i feth-i gazâ-yı tabur-ı Yanık:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46b–47a ·
metinde göster ·
… ânıyla otağı kral bâğçesine cemî‘i küffâr götürüp otağı kurarken bir rîh-i akîm
esüp
otağın on kantâr direği ve beş kantâr otak göbeği tahtası rûzgârdan uçup yedi n …
Der-beyân-ı temâşâ-yı diğer: Çünkim kralın fermânıyla otağı kral bâğçesine cemî‘i küffâr götürüp otağı kurarken bir rîh-i akîm esüp otağın on kantâr direği ve beş kantâr otak göbeği tahtası rûzgârdan uçup yedi nefer kefereler mürd olup niçe kefereler mecrûh olup paşaya komsar gelüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
Ol kadar latîfdir kim bâd-ı nesîm ve seher yeli bu şehirde
esüp
cemî‘i halkı ten-dürüstlerdir. Ricâl makûleleri kemâl mertebe riyâzât ve perhîz …
Ol kadar latîfdir kim bâd-ı nesîm ve seher yeli bu şehirde esüp cemî‘i halkı ten-dürüstlerdir. Ricâl makûleleri kemâl mertebe riyâzât ve perhîz ile geçindiklerinden gerçi za‘îfdirler, ammâ gâyet ten-dürüstlerdir ve gâyet müsinn ü mu‘ammer olurlar, ammâ cümle keferesi siyâh rokla ve Freng pabucu ve başlarında gûnâ-gûn şapka üzre deve kuşu telleri takarlar. 71a Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 70b–71a ·
metinde göster ·
küffâr-ı hâksârlar dendân-ı tîğdan meydân-ı ma‘rekede kaldı. Ve mağlûb ve menkû …
Hamd-i Hudâ bâd-ı zafer, Hân hazretleri cânibine esüp küffâr-ı hâksârlar dendân-ı tîğdan meydân-ı ma‘rekede kaldı. Ve mağlûb ve menkûb olup vakt-i sabâhdan tâ ba‘de'l-asra dek eyle bir ceng-i savaş-ı perhâş olmuşdur kim sahrâ-yı Maskov hûn-ı insân ile deryâ-yı Nîl-vâr sürh-reng olup pây-ı esb ve pây-i benî âdem dem-i nühûrda şinâverlik ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… Tatarlar arabalar ile Kalmık Tatarların hayli kovdular. Anlarsa bâd-ı sabâ gibi
esüp
gitdiler. Yine kal‘a kefereleri hâ’ib ü hâsir geldiler ve varoşun bakıyyetü'n-n …
Çûn sabâh oldu, gördüler kim varoşda âdemden ve evlerden bir nâm u nişân kalmayup ancak kârgîr binâ manastır ve hân ve dekâkînler kalmış. Kâmil on üç bin altmış âdem esîr almış. Mâ-bâkî kefereler gemilere binüp deryâda halâs olmuş. Ne çâre çünki sabâh oldu, kal‘adan beş bin kadar atlılar ve üç bin kadar Tatarlar arabalar ile Kalmık Tatarların hayli kovdular. Anlarsa bâd-ı sabâ gibi esüp gitdiler. Yine kal‘a kefereleri hâ’ib ü hâsir geldiler ve varoşun bakıyyetü'n-nâr olanların söndürdüler ve yine amâr etmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… mihmân iken ol gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-i akîm poyraz rûzgâr-ı zorkârı
esüp
bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Ten sovukdan müncemid olup üstünden niçe bin arabala …
Ve bu mahalde nehr-i Ten Heyhât sahrâsın iki bölmüşdür. Hikmet-i Bârî yârî kılup biz bu Jivakirmân kal‘asında mihmân iken ol gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-i akîm poyraz rûzgâr-ı zorkârı esüp bi-emrillâhi te‘âlâ nehr-i Ten sovukdan müncemid olup üstünden niçe bin arabalar ve kızaklar geçmeğe başlayup cümle kavm-i küffârın yüzleri güldü ve buzları çoğaldı. Ammâ bir şedîd sovuklar oldu kim Jivakirmen kâfirlerinin evlerinden taşra çıkmağa iktidârlarımız olmadı, zîrâ Erba‘înin ve şitâ-yı Zemherîrin tâ ayne'l-fi‘li olup iklîm-i sâbi‘de olmağile şiddet-i şitâdan yerler çatlayup araları gayyâ deresi gibi olurdu. Hele her ne hâl ise Jivakirmân'dan kalkup cânib-i garba Ten kenârınca giderken ba‘zı mahalde Ten suyu buzu çatlayup Heyhât sahrâsın büsbütün Ten suyu gark edüp donmuş ve billûr ve necef ve moran gibi Heyhât sahrâsı mücellâ buz olup ne arabalarımız ve ne atlarımız ve ne piyâde âdemlerimizin yürümeğe iktidârları olmayup hâsıl-ı kelâm her ne hâl ise derd-i belâ ve renc-i anâ çekerek ol gün yürüyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180b ·
metinde göster ·
"Bire Evliyâm sen hoş geldin ve sen safâ geldin. Bire cânım Evliyâm, ne yeller
esüp
sen nereden bu Azak-ı azâba geldin. Yedi aydır deryâ-yı Azak donmuşdur, gemi iş …
"Bire Evliyâm sen hoş geldin ve sen safâ geldin. Bire cânım Evliyâm, ne yeller esüp sen nereden bu Azak-ı azâba geldin. Yedi aydır deryâ-yı Azak donmuşdur, gemi işlemez. Kara tarafındaki Heyhât sahrâsında Kalmık Tatarı derdinden kuş uçmayup kış u kıyâmetde kapudan taşra çıkmağa aslâ mecâlimiz yokdur, bire sen nereden geldin?" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 183b ·
metinde göster ·
… inde karâr-dâde olalım derken bir rîh-ı akîm ve elîm ve bir bâd-ı sarsar-ı azîm
esüp
ol rûzgâr-ı zorkâr cümle haymeleri pâre pâre edüp hevâya perrân atup niçe araba …
"Biz nice çadırlar kuralım?" deyüp çadır kazıkları buzdan yere geçmez ne çâre. Niçe çadırları arabalara ve ba‘zı ağaçlara tınâbların bağlayup çadırları kurup içinde karâr-dâde olalım derken bir rîh-ı akîm ve elîm ve bir bâd-ı sarsar-ı azîm esüp ol rûzgâr-ı zorkâr cümle haymeleri pâre pâre edüp hevâya perrân atup niçe arabaları baş aşağı edüp ve niçe arabaları rûzgâr atsız ve sığırsız rûzgâr sahrâlar içre götürüp tekerleklerinin deverânlarına göz ermez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b ·
metinde göster ·
… tleri edüp zevk u safâlar ederken bir gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-ı şedîd
esüp
Taman cezîresi ile Kırım cezîresi mâbeyni on sekiz mîl olan boğaz Karadeniz'dir …
Ba‘dehu bu Taman kal‘asında paşa ile on gün on gece a‘yân-ı vilâyetden Osmân Paşazâde ve Dervîş Beğoğlu Alî Cân ve gayrilerle cân sohbetleri edüp zevk u safâlar ederken bir gece bir şiddet-i şitâ ve bir rîh-ı şedîd esüp Taman cezîresi ile Kırım cezîresi mâbeyni on sekiz mîl olan boğaz Karadeniz'dir, üç arşın kâmil Karadeniz boğazı buz ile müncemid olup sedd olduğunun paşaya haberi geldi. Ve paşa fi'l-hâl kös-i rıhlet nefîrler çaldırup cümle bâr [u] büngâhıyla göçüp Taman'dan bir sâ‘atde yine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194a ·
metinde göster ·
buz deryâsın pâre pâre edüp ân-ı vâhidde buz hırmen hırmen cirmi kadar pâre pâr …
Ammâ meğer ol mahalde lodos rûzgârı esüp buz deryâsın pâre pâre edüp ân-ı vâhidde buz hırmen hırmen cirmi kadar pâre pâre olup cereyân etmeğe başlayup Karadeniz'e doğru buzlar harekete başlayınca yigirmi nefer kimesne atlarıyla buz pâreleri üzre kaldılar. Ve yetmiş seksen kadar âdemler dahi piyâde yeh-pâreler üzre kalup büyük hırmen cirmi kadar buzlar üzre seğirdüp her ne cânibe varırsa deryâdır. El-hâsıl yigirmi nefer âdemler buz üzre Mevlevî-vâr döne döne buz ile Karadeniz ummânına ol şiddet-i şitâda âh u fiğân ve enîn [ü] feryâd ederek gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
Hemân sâ‘at bizim beş pâre Cezâyir galyonlarının kapudanaları ve paturunaları ve iryaleleri kâfir üzre tıramola edüp tarfetü'l-ayn içre müslim ve gayri müslim galyonları birbirlerine sarılup birbirlerine eyle top ve kumbara ve muşkat urup sadâ-yı Allâh Allâh istimâ‘ olunur, ammâ mendirek kullesinden temâşâ ederiz, ammâ tarafeynin top ve tüfenglerinin dûd-ı bârûd-ı siyâhından gemiler aslâ görünmez, ammâ bir ceng [ü] cidâl [ve] harb [ü] kıtâl oluyor kim zemîn ü âsımân dir dir ditreyüp durur. Bir sâ‘at murûrundan sonra bir bâd-ı nesîm İslâm tarafına esüp cümle gemiler râygân olup meğer cümle guzât kâfir kalyonlarına girüp direklerine çıkup cümle küffârın çarmıh ve halat alatların baltalar ile kesüp kâfirin yelkenleri cümle deryâya düşüp cümle guzât küffârın gemileri içinde kılıç urup Allâh demede. Ve yine ceng-i savaş-ı perhâş olmada. Hikmet, rû[z]gâr bunlar[ı] Moton kal‘asına doğru sürüp getirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270a ·
metinde göster ·
… havfinden yüreklerin ovmağa başladılar. Hamd-i Hudâ üçüncü gün eyyâm-ı müsâ‘id
esüp
der-akab salpa demir edüp otuz mîl gidüp,
Mukaddemâ tavsîf olunmuşdur, ammâ hikmet-i Hudâ rûzgâr-ı zorkâr muhâlif olup beş gün beş gece bu limanda tente kurup lenger-endâht olup mihmân olduk. Ammâ cümle kapudanları avretler burusu gibi burular ve sancılar dutup küffâr havfinden yüreklerin ovmağa başladılar. Hamd-i Hudâ üçüncü gün eyyâm-ı müsâ‘id esüp der-akab salpa demir edüp otuz mîl gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 283a ·
metinde göster ·
… i var imiş. Hikmet-i Hudâ ol asırda pey-ender-pey kırk gün kırk gece lodos rîhı
esüp
cemî‘i ecinne kavmini kırup cemî‘i imârâtların da berbâd edüp bu cezîre-i Girid …
Ammâ müverrih-i âlem Ayanta tevârîhinde lisân-ı Yûnân-ı Rûm üzre eyle tahrîr eder kim Hazret-i Îsâ aleyhi's-selâm zamânında bu cezîre-i Girid'i ecinne kavmi zabt edüp niçe bin ma‘mûr u âbâdân kurâ ve kasabât ve kılâ‘ şehirleri var imiş. Hikmet-i Hudâ ol asırda pey-ender-pey kırk gün kırk gece lodos rîhı esüp cemî‘i ecinne kavmini kırup cemî‘i imârâtların da berbâd edüp bu cezîre-i Girid niçe yıl mu‘attal kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 318a ·
metinde göster ·
cemî‘i İşpanya gemilerin cezîre-i Girid'e Suda limanına düşürüp anda kâmil üç a …
Hikmet-i Bârî yine cezîre-i Girid öte tarafda hâlî kalup yine ecinne kavmi Girid'i zabt edüp kâmil yüz yıl yine hâlî ve mu‘attal yatırken İslâmbol tekûru İşpanya kralından bir kızını ricâ eder. Derhâl İşpanya kralı "el-emrü emrüküm" deyüp bir pençe-i âfitâbe duhter-i pâkîze-ahter-i nâ-şüküfte kızını cihâzlayup ve kızına câriyelik içün bin aded kız oğlan kızları zer ü zîvere gark edüp niçe bin milyon hazâ’in ve cevâhirâtlar ile kızını ârâste ve yüz pâre karavana galyonları cümle askeri ve mühimmâtlarıyla pîrâste 319a edüp me’kûlât [u] meşrûbât levâzımâtlarıyla niçe bin askerini dahi pür-silâh yüz pâre barça kalyonlara cümle leşkerini kızıyla tahmîl edüp İslâmbol kralına mahabbetnâmeler ve mu‘temedün-aleyh elçiler ile niçe kerre yüz bin aded girân-bahâ metâ‘-ı kâmyâblar gönderüp İşpanya'dan cümle keştîler çıkup Kostantiniyye'ye doğru giderken hikmet-i Hudâ rûzgâr muhâlif esüp cemî‘i İşpanya gemilerin cezîre-i Girid'e Suda limanına düşürüp anda kâmil üç ay lenger-endâz olup yata yata cümle halkı bîzâr olurlar. Âhır-ı kâr cümle kızlar gemiler içinde feryâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 318b–319a ·
metinde göster ·
… ş yedi yıl Girid'e mutasarrıf olmuşken bi-emri Hayy [ü] Kadîr bir azîm lodoslar
esüp
cümle kurâ ve kasabâtlar ve kılâ‘ların berbâd edüp yine cezîre-i Girid harâb ol …
Ba‘dehu Yezîd ile imâm Hüseyin'in Kûfe hâdisesi olduğu asırda ol ma‘reke mâbeyninde yine İşpanya fürce bulup bu cezîre-i Girid'e istîlâ edüp ol dahi yetmiş yedi yıl Girid'e mutasarrıf olmuşken bi-emri Hayy [ü] Kadîr bir azîm lodoslar esüp cümle kurâ ve kasabâtlar ve kılâ‘ların berbâd edüp yine cezîre-i Girid harâb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319b ·
metinde göster ·
… n mâ‘adâ yedi aded rûzgârları gâyet latîfdir, ammâ lodosu gûyâ rîh-ı semûm gibi
esüp
sâhib-i tab‘ olan kimesneleri lodosda taşra çıkmazlar, zîrâ birkaç kerre bu cez …
Ve lodos rûzgârından mâ‘adâ yedi aded rûzgârları gâyet latîfdir, ammâ lodosu gûyâ rîh-ı semûm gibi esüp sâhib-i tab‘ olan kimesneleri lodosda taşra çıkmazlar, zîrâ birkaç kerre bu cezîre-i Girid lodosundan harâb olmuşdur. Hâlâ bu diyârda yine lodos rîh-ı akîm gibi gâyet şedîd esüp niçe yerlerde tarlaları ve bâğları harâb edüp niçe bin ağaçları bîhinden kal‘ edüp zirâ‘at olunan ekinlerin hevâya perrân atup âdemi serâsime eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
… dosundan harâb olmuşdur. Hâlâ bu diyârda yine lodos rîh-ı akîm gibi gâyet şedîd
esüp
niçe yerlerde tarlaları ve bâğları harâb edüp niçe bin ağaçları bîhinden kal‘ e …
Ve lodos rûzgârından mâ‘adâ yedi aded rûzgârları gâyet latîfdir, ammâ lodosu gûyâ rîh-ı semûm gibi esüp sâhib-i tab‘ olan kimesneleri lodosda taşra çıkmazlar, zîrâ birkaç kerre bu cezîre-i Girid lodosundan harâb olmuşdur. Hâlâ bu diyârda yine lodos rîh-ı akîm gibi gâyet şedîd esüp niçe yerlerde tarlaları ve bâğları harâb edüp niçe bin ağaçları bîhinden kal‘ edüp zirâ‘at olunan ekinlerin hevâya perrân atup âdemi serâsime eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
Der-tezkîr-i hevâ-yı hûb-ı câvidân: Hevâsı ol kadar latîf ve mu‘tedildir kim seher vaktinde bâd-ı sabâ ve bâd-ı nesîm esüp benî âdem hayât-ı râhat-ı cân bulur, ammâ cenûb tarafından lodos rûzgârı esdikçe halkı süst-endâm olup çokluk harekât etmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 382a ·
metinde göster ·
Ve bu cezîrenin âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim bâd-ı sabâ her bâr
esüp
benî âdemin reng-i rûyına bâde-i gülgûnuna humret verdiğinden ol kadar mahbûb ü …
Ve bu cezîrenin âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim bâd-ı sabâ her bâr esüp benî âdemin reng-i rûyına bâde-i gülgûnuna humret verdiğinden ol kadar mahbûb ü mahbûbesi vardır kim ta‘bîr olunmaz. Ammâ Sakız cezîresinin cüvânı, bunun zenânesi meşhûrdur. Ve gâyet mestûre ehl-i ırz hâtûnları vardır. Hattâ Rûm avretleri bile ehl-i perdedir. Gündüz aslâ avret makûlesi sokağa çıkmazlar. Ammâ yine âşık-perestlerdir. Ve Urum keratsaları yüzü açık gezüp fistân geyerler ve başlarına havlu makrame örterler ve müslim avretleri gûnâ-gûn çuka ferrâce geyerler ve cümle halkı Cezâyir esbâbı geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y107a ·
metinde göster ·