… tar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin
esbabı
beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dond …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
Ve cümle bin aded ma‘mûr u müzeyyen dükkânlardır. Ve gâyet izdihâmdır. Zîrâ bender şehirdir. Ve bir metîn bezzâzistânı vardır. Cemî‘i ehl-i hıref mevcûddur. Ammâ derzileri çokdur ve üstâd-ı kâmillerdir. Çerkezî tarzı kırık esbâb biçerler. A‘yân eşrâfı atlas ve kemha ve prankon çuka giymeğe mâyillerdir. Vasatü'l-hâl kimesneleri cümle elvân boğası giyerler. Ve ednâ hâlli kimesne hâline göre esbab giyüp başlarına Tatar kalpağı giyerler. Zîrâ re‘âyâsı ekseriyyâ Çıtak kavmidir ve Eflâk ve Boğdan ve Bulkardır. Ve cümle halkı fasîh Eflâk ve Bulkar lisânı tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a ·
metinde göster ·
alaca şal ve şapikdir kim etekleri dilim dilimdir ve yine şalvarları alaca şald …
Ve cümle esbabları alaca şal ve şapikdir kim etekleri dilim dilimdir ve yine şalvarları alaca şaldır ve ayaklarında poçikli pâbuçları pansadı ve hezârî ve sıdısı kebkebli pâbuçları var kim her pâbucu ikişer vukiyye gelir. Hatta ceng mahallinde bu Celü kavminin kalkanları olmasa hemân ayağından pâbucun çıkarup bir eline giyüp bir elinde ya hançer veya kılıç ile yumulup geldiklerinden sonra her biri on âdemden dönmek ihtimâli yokdur. Hatta Van kulu mâbeyninde darb-ı meseldir. Bir âdem gâyet gazaba gelüp bir hasma hücûm eylese "Hakkarî Celüvi gibi pâbucun eline giymiş gibi gelür." deyü darb-ı mesel olmuşdur. Ta bu mertebe Hakkarî'nin piyâde on iki bin tüfeng-endâzı vardır. Hîn-i ma‘rekede kırk elli bin Celü ulûfe-hârân-ı kavm-i bahâdırânlardır ammâ mezhebleri ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·