… l İslâmbol'u ol mertebe ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe
etdi. Bu
dahi âlem-i dalâlet içre mürd olup yerine Tekfur nâm pelîd-i anîd kıral-ı dâl o …
Meselâ Avret 12a bâzârındaki Dikilitaş'da Yanko ibn Mâdyân'ın Hindistân'a gitdiği askerinin alay-ı bî-misâlin timsâl edüp ayân u beyân etdi. Ve ol amûdun için cevf edüp minâre-vâr ruhbânlar çıkup İslâmbol'a bir bâğî ve dağî asker gelse çan çalarlardı. Hemân sâ‘at cümle asâkir-i bî-pâyân hâzırbâş olurlardı. Ve niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbe ve mutalsamâtlar binâ etdüği inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hülâsa-i kelâm bu Yağfûr Kıral İslâmbol'u ol mertebe ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe etdi. Bu dahi âlem-i dalâlet içre mürd olup yerine Tekfur nâm pelîd-i anîd kıral-ı dâl oldu. Tâ beş bin yedi yüz elli seneye gelince niçe kayâsıra ve batâliseler ve niçe bıtrîk ve kıssîs ve efârîkaların tahtgâhı ve karârgâhları olup günden güne şehr-i Makdon'u amâr etdiler. Ve niçe yüz sene hükûmet üzre müstakarr olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b–12a ·
metinde göster ·
… Ebâ Eyyûb'un hânesi yeridir kim Hazret-i Ebûbekir, Resûl-i Kibriyâyı anda defn
etdi. Bu
Ebâ Eyyûb böyle yâr-ı gâr-ı Resûl'dür. Hazret'den (---) hadîs nakl eder.
Evvelâ Ârif-i Samedânî ve (---)(---)(---) Hazret-i Ebâ Eyyûb-ı Ensârî ibn (---)(---) Sahâbe-i kirâmdan râvî-i hadîsdir ve Ensârdandır. Ve Hazret-i Risâlet-penâh Mekke'den Medîne'ye hicret etdükde nâka-i Resûlullâh'ı Cibrîl-i Emîn licâmından çeküp bu Ebâ Eyyûb hânesi önüne çökerüp Hazret-i Risâleti bu Ebâ Eyyûb hânesine müsâfir alup Ebâ Eyyûb gayrı hâneye nakl etdi. Ve hâlâ Hazret-i Risâlet'in kabr-i şerîfi bu Ebâ Eyyûb'un hânesi yeridir kim Hazret-i Ebûbekir, Resûl-i Kibriyâyı anda defn etdi. Bu Ebâ Eyyûb böyle yâr-ı gâr-ı Resûl'dür. Hazret'den (---) hadîs nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 120b ·
metinde göster ·
Evsâf-ı câmi‘-i selâtîn Kösem Vâlide Sultân: Sultân Ahmed Hân'ın hâtûnu ve Osmân Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlideleridir. Sultân Ahmed'den berü yedi kerre pâdişâh olup Sultân Mehemmed-i Râbi‘ asrında kul gulû edüp Siyâvuş Paşa re’yiyle Dîv Süleymân nâm kızlar ağası Vâlide'yi saçıyla ma‘nûkan boğup sene (---) târîhinde şehîd etdi. Bu câmi‘i hayâtlarında anlar binâ etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142a ·
metinde göster ·
… Bu azîz Sahâbe-i kirâma balta ve nacak ve külünk ve keser ve kazma yapmağı îcâd
etdi. Bu
keserciyânlar dahi dükkânların keser ve balta, bıçak ve gayrı uracak silâh âlet …
Ehl-i kâni‘, esnâf-ı keserciyân: Dükkân 200, neferât 500, bunlar dahi Dâvûdî'dir ammâ Hazret asrında pîrleri Ebü'l-müslim-i Gaffârî'dir. Hazret-i Enes belin bağladı. Kabri nehr-i Murâd sâhilinde Ca‘ber kal‘ası dibinde Hazret-i Alî ile Hazret-i Âyişe-i Sıddîka'nın Sıffîn cenginde şehîd olup anda medfûndur. Bu azîz Sahâbe-i kirâma balta ve nacak ve külünk ve keser ve kazma yapmağı îcâd etdi. Bu keserciyânlar dahi dükkânların keser ve balta, bıçak ve gayrı uracak silâh âletleriyle dükkânların zeyn edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184a ·
metinde göster ·
ikisi dahi kârhâne-i azîmdir kim (---) başı kârhânesidir, her birinde beşer yüz …
Kârhâneleri ikidir, Arslanhâne'ye muttasıl kârhânelerin Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî binâ etdi (---) başı kârhânesidir. Alayköşkü mukâbelesindeki kârhâne Sultân Süleymân Hân Gâzî binâ etdi. Bu ikisi dahi kârhâne-i azîmdir kim (---) başı kârhânesidir, her birinde beşer yüz neferât vardır. Ammâ taşra İslâmbol'un dörd mevleviyyetinde cümle terzi dükkânları üç bindir neferâtları beş bindir. Bu cümlenin pîrleri ibtidâ Hazret-i İdrîs Nebî'dir. Hâlâ Cennet-i me’vâda ehl-i cennet olacaklara hulle biçmededir. Hazret-i Îsâ dahi cennetdedir. Ölmeden cennete giren bu iki peygamberdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191b ·
metinde göster ·
… la gâfil olmayup anda mihmân olup beş koyun ile Süviş beği yanımıza gelüp ikrâm
etdi. Bu
kavm ağaçdan yay yaparlar ve aldıç ağacından ok yaparlar ve tüfenk kullanır cüm …
Evsâf-ı Üsüviş : Leb-i deryâda bir yalçın kaya üzre bir köhne harâb kal‘ası var. Bir gice eyyâm-ı muhâlif olup cümle tüfenk-endâz yoldaşlarımızla gâfil olmayup anda mihmân olup beş koyun ile Süviş beği yanımıza gelüp ikrâm etdi. Bu kavm ağaçdan yay yaparlar ve aldıç ağacından ok yaparlar ve tüfenk kullanır cümle üç bin piyâde kavmdir. Beğlerinin ismi (---) ve iskelesi irmen-Süviş'dir. Dağlarında 258a ayu ve hınzır ve tilki ve çakal ve semmûr-misâl sansar ve zerdeva ve sarı sığın ve koz tavuğu olur ulu dağlardır. Garâbet bu kim bu Abaza tâ’ifesinin ekseri beğlerinin leşini bir sandûk-misâl ağaç içine koyup bir azîm dıraht-ı müntehânın çatal dalına mıhlayup korlar. Başı ucundan sandûka bir delik delüp zu‘m-ı fâsîdlerince ol delikden cennete nazar ide. Niçe yüz bin bal arısı dahi ol delikden girüp Abaza leşinin koltukları ve budu arasında bal yapup mevsiminde sandûkının kapakların açup kıllı kıllı balları tulumlara doldurup satarlar. Halk Abaza balıdır deyü pâre pâre olup alırlar. Ammâ kubhunu bilmezler. Abaza balından gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu Abaza diyârında niçe bin acâ’ibât ve garâ’ibâtlar vardır ammâ tahrîri mümkün değildir. Bunda dahi birkaç mahbûb Abaza civânları alınup yine cânib-i garba iki gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b–258a ·
metinde göster ·
Tercân sahrâsı eyle bir hâmûn-ı ceng [u] cidâl yeridir kim hâlâ re‘âyâ vü berây …
Menzil-i Sultân Hasan Câmi‘i: Azerbaycân pâdişâhı Sultân Uzun Hasan Şâh binâsı vâcibü's-seyr bir [câ]mi‘u'n-nûrdur. Ammâ bir kurâ içinde cemâ‘atden garîb kalmış câmi‘-i vâcibü's-seyrdir. Hasan Şâh bu mahallin âb [u] hevâsın beğenip bu Tercân sahrâsı başında bu câmi‘i inşâ eder kim bu mahalle bir şehr-i azîm edüp ismine Hasan-âbâd koya. Âkıbet Ebü'l-feth bu Tercân sahrâsında Hasan'ı hüsn-i nazarına komayup ne Hasan-âbâdı ma‘mûr oldu ve ne hüsn-i âbâdı kalup Hasan Şâh "hüsn-i tedbîr budur" deyüp Ebü'l-feth inhizâmından firâr edüp Azerbaycân'da cân verüp anda dârü'l-karâr etdi. Bu Tercân sahrâsı eyle bir hâmûn-ı ceng [u] cidâl yeridir kim hâlâ re‘âyâ vü berâyâlar çift sürerlerken zemînden âdem üstühânları bulunur ve her bâr zemînde medfûn sâhibi cengde gâ’ib olmuş mâllar ayân u beyân olur. Böyle bir ma‘reke meydânı sahrâ-yı bî-pâyândır. Bu vâdîyi ılgar ile 8 sâ‘atde ubûr idüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… 'l-münâzarât: Bir gün hân ile cân sohbeti ederken Hân hakîre şarâb-ı nâb teklîf
etdi. Bu
hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi Hazret-i Alî'nin pâk rûhiyçün bu â …
Ve mine'l-bedâyi‘i'l-münâzarât: Bir gün hân ile cân sohbeti ederken Hân hakîre şarâb-ı nâb teklîf etdi. Bu hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi Hazret-i Alî'nin pâk rûhiyçün bu âna dek anadan müştakk olalı muharremât, mükeyyefât, mu‘âcenât [ve] müskirâtdan bir şey müyesser olmamışdır. Tâ ecdâd-ı ızâmımız Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Mehdî'den berü ecdâdlarımızdan şarâb [u] mükeyyefât yimiş içmiş yokdur. Bizi meclis-i hâssınızda ma‘zûr edüp afv ile mu‘âmele buyurun" deyü ricâ etdim. Hân eyitdi: "Ey birâder-i cân-berâber-i mâ! Gör ki menim nûr-ı dîdem ve sürûr-ı sînem çığı çığı mirza şâhım sana ber-ayak durup bir ayak çakır-ı nâb verir. Anın hatıriyçün ben câm-ı bâde-i lâ‘l-ı fâmı nûş etmeyüp kimin destinden piyâle çekesin. Ohum! Kimden korkarsın?. Eğer Kayser-zemîn şâhından korharsan şâhınız beş aylık yoldadır, eğer hânınızdan korharsan Tebrîz'den Erzurûm kırh konah yerdir. Pes imdi kimden korharsın. Men ki İrân [u] Tûran Şâhının hânlar hânı Kelb Alî Hânım. Güzelce Şâhım böyle kadâğa etdiğim menim Sultân-ı hân-ı hânânlarımdan ve çöreğim çekenlerden kim ki çakır nûş ederse bağrın sınıkdırırım, deyü kadağa ide. Men güzelce şâhın kadağasın sıyup nihâyetince meclis-i ıyş [u] tarab kurup bâde-i nâb, çakır şarâb nûş ederim. Pes sen kimden korharsın, elbette çakır içersin" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Ey güzelce hânım! Sana güzelce şâh şarabı kadağa etdi ise mana Şâhlar Şâhı Pâdişâh niçün nass-ı kâtı‘la âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b ·
metinde göster ·
… u çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ
etdi. Bu
kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş ad …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… evin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl
etdi. Bu
mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden g …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr
etdi. Bu
âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancık …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… eler ve kâ‘a ve divânhâne ve iç gulâmlarına odalar ve bir hammâm inşâ edüp ihyâ
etdi. Bu
kal‘ada dahi bir câmi‘ ve bir hammâm ve bir medrese vardır. Ve on mikdârı dükkâ …
Mukaddemâ bir kesîf sarây-ı dâm idi. Murtezâ Paşa efendimiz müte‘addid hücreler ve kâ‘a ve divânhâne ve iç gulâmlarına odalar ve bir hammâm inşâ edüp ihyâ etdi. Bu kal‘ada dahi bir câmi‘ ve bir hammâm ve bir medrese vardır. Ve on mikdârı dükkânçeleri vardır. Bu aşağı kal‘a yukarı iç-kal‘adan ma‘mûr u müzeyyendir. Zîrâ paşa bunda sâkin olmağıla haftada dörd kerre dîvân olup azîm cem‘iyet olur ve bu kal‘a dağ eteğine vâki‘ olmağıla şekl-i murabba‘ vâki‘ olup âb-ı hayât suları vardır, ammâ öbür yüksek kal‘a memerr-i nâs olmamağıyla benî Âdem anda varmazlar, lâkin Celâlî ve Cemâlî havfından şehir a‘yânının cümle girân-bahâ eşyâları bu yukaru kal‘ada pinhândır ve bu şehr-i Sivas'ın eğer bu iki iç-kal‘asında ve aşağı Timur harâbı varoş kal‘asının cümle enderûn [u] bîrûnında altı bin altmış hânedir. Bi't-tamâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 75a ·
metinde göster ·
mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi eyâlet-i Bağdâd'dan ma‘zûlen Sivas'a dâ …
Hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle şehr-i Sivas'a dâhil olup Kara Murtezâ Paşa efendimizle yine müşerref olup cân sohbetleri edüp niçe gûne seyr [u] temâşâlar edüp niçe bin ahvâl-i pür-melâle vâkıf olduk. Âkıbet Murtezâ Paşa efendimiz bir kevkeb u baht-ı sa‘âdet sâhibi vezîr-i âlî-şân olmağıla Âsitâne tarafından Sadrıa‘zam Kara Murâd Paşa mühür sâhibi olur deyü havfa düşüp gâh Azağ'a gâh Kazağ'a ve gâh Silifke ve Kars'a atmak murâd edindikde Murtezâ Paşa dahi Âsitâne tarafında Koca Vâlide Sultân'a ve kızlarağasına yigirmişer bin altun gönderüp kendüyi der-i devlete getirdmeğe amel etdi. Bu mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi eyâlet-i Bağdâd'dan ma‘zûlen Sivas'a dâhil olup evvelki Bağdâd'a gidişimizi yâd edüp "Hayfâ kim Bağdâd henüz yeniçeriler zulmünden harâb olmadadır" deyü te’essüf çeküp üç gün ol zemistânda şehr-i Sivas içre tekâ‘üd edüp Murtezâ Paşa efendimiz beher yevm yüzer koyun ve beşer yüz somar arpa ve onar bin nân ve sâ’ir sebzevât ve gayri me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ‘adâ şeker ve kahve ve misk u amber-i hâm ve za‘ferân u şem‘-i aseline varınca ta‘yînâtın verüp üç kerre ziyâfet-i azîm edüp birer İbrâhîm Hân kürkü geydirüp birer zerrîn rahtlı ve sîm zeynli küheylân atlar hedâyâ çeküp Melek Paşa'ya Murtezâ Paşa i‘zâz [u] ikrâm ederdi. Vedâ‘dan bir gün mukaddem Melek Paşa'ya beş katâr-ı katır raht [u] bisâtlarıyla keşîde edüp Melek Paşa Murtezâ Paşa emîrâhûruna bir semmûr kürk giydirdi ve Melek Ahmed Paşa dahi Murtezâ Paşa'yı hânesine da‘vet edüp bir ziyâfet-i âlî etmişdir kim diller ile ta‘bîr olunup kalemler ile tahrîr olunmaz. Bu ziyâfet mahallinde âsitâne tarafından Murtezâ Paşa efendimizin ulağı Tatar Aliş gelüp ma‘zûllük haberi getirüp Murtezâ memnûn oldu ve ertesi Melek Ahmed Paşa vedâ‘laşup gitdükde hakîr beş sâ‘at bile gidüp anlar Yenişehir'e gitdiler. Hakîr yine Sivas'a gelüp tedârik-i râh görmeğe mukayyed iken âsitâne-i sa‘âdet tarafından Şâm-ı Tarabulus'dan ma‘zûl Hamâlı Arnavud Mehemmed Paşa'ya Sivas-ı Rûm eyâleti ihsân olunup sene (---) târîhinde mâh-ı (---) gurresinde müsellim gelüp dîvân-ı pâdişâhîde Murtezâ Paşa emr-i şâhîyi kırâ’at etdirüp "Bu mansıb-ı dünyâ bir el destmâli-misâl elden ele gezer. Paşa karındaşımıza Allah mübârek eyleye!" deyü Müsellim Kâfirzâdeye bir semmûr lipâçe geydirüp cümle a‘yân-i vilâyet müsellimi alup gitdiler. Paşa sarâyda on gün dahi meks edüp cemî‘i levâzımâtların görüp konakçıyla doğru Eskişehir'e gidüp eyâlet-i Sivas'a cümle sekiz ay mutasarrıf olmuşuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 90a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Yıldırım Hân oğullarından İsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi ve Süleymân Çelebi ve Çelebi Mehemmed Çelebi mâbeynlerine tefrîka düşüp Rûm'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Rûm'a bir kaç kerre dörd karındaş biri birleri üzre seferler edüp âhir-i kâr meydân-ı Muhammedî Çelebi Mehemmed'e kalup üç birâderlerin katl edüp ve birin re‘âyâ şehîd edüp Çelebi Mehemmed Hân Rûm'a ve Anadolu'ya müstakil pâdişâh oldu. Ammâ bu esnâda Rûm küffârı Silivri kal‘asına istîlâ edüp metânet üzre imâr etdi. Bu kal‘a evsâfın Rûm tevârîhlerinde muhâsaraların tafsîl üzre terkîm eylemişlerdir. Ba‘dehû sene (---) târîhinde bu Silivri kal‘asın Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth eylemişdir, be-dest-i Velî Mahmûd Paşa. Eyyûb kazâsı hâkinde yüz elli akçe kazâdır. Ve nâhiyesi kurâdır. (---) hükmünde subaşısı, kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır. Müftî ve nakîbi yokdur. Ammâ a‘yân [u] eşrâfı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105b ·
metinde göster ·
… âresine çıkam derken bir çuval arpa ve bir garar saman bulup atlarım ıyd-ı adhâ
etdi. Bu
kurâ halkı dahi şâhsevenlerdir. Ammâ câmi‘i Sultân Uzun Hasan'ın olmak ile Hasa …
Menzil-i karye-i Hasan Badrak: Bu Malatıyye hudûdunda iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ve bir hânlı ma‘mûr karyedir. Ammâ şiddet-i şitâ olmağile askerin tekâlîfine tahammül edemeyeceklerini bilüp {ehl-i beled} evlerin mâllarıyla bırağup dağlara firâr etmişlerdi. Cümle asâkir-i Melek Ahmed Paşa bunda hayli zahmet çeküp atlar sabahdan aç kaldılar. Hikmet-i Hudâ bu hakîr câmi‘in minâresine çıkam derken bir çuval arpa ve bir garar saman bulup atlarım ıyd-ı adhâ etdi. Bu kurâ halkı dahi şâhsevenlerdir. Ammâ câmi‘i Sultân Uzun Hasan'ın olmak ile Hasan Badrık derler. Türkman mâbeyninde Sultân Hasan'a Badrık lakab komuşlardır. Zîrâ sene (---) târîhinde Tercân sahrâsında Uzun Hasan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzî ile ceng-i azîm edüp iki kerre yüz bin âdemi dendân-ı tîğ-ı Mehemmed Hân'dan geçüp yüz bini esîr-i pây-beste olup hatta oğlu Ya‘kûb Şâh da esîr oldu. Uzun Hasan Şâh-ı gümrâh yetmiş âdem ile firâr edüp cânib-i Âzerbaycân'da halâs edüp inhidâmına târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b ·
metinde göster ·
… kbâline müteveccih olup hakîre üç yüz guruş ve bir at ve bir zerdevâ kürk ihsân
etdi. Bu
Palu kal‘ası nehr-i Murâd kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş kaya üzre olmağile …
Menzil-i evsâf-ı kal‘a-i Palu: Sene (---) târîhinde Sivas'dan Murtezâ Paşa fermânıyla Kürdistân'da kal‘a-i Rûm Divriği'ye ve kal‘a-i Eğin'e ve kal‘a-i Arabkir'e kal‘a-i Harput'a ve kal‘a-i Pertek'e ve kal‘a-i Sağman'a ve kal‘a-i Çemişgezek'e ve kal‘a-i Mağazbird'e ve kal‘a-i Çapakçur'a ve kal‘a-i Genc'e ve kal‘a-i Atak'a ve kal‘a-i Ceski'ye ve kal‘a-i Kulp'a ve kal‘a-i Tercil'e ve kal‘a-i Mehrani'ye ve medine-i Muş'a, ba‘dehû avdetde kal‘a-i Palu'ya uğrayup cümle evsâfların mufassalan tahrîr olunmuşdur. Ammâ şimdi paşa efendimizin mektûb-ı muhabbet-uslûbların Palu Beği Murtezâ Beğ'e verüp paşa efendimize yüz elli deve yükü zahîre gönderüp kendileri dahi paşanın istikbâline müteveccih olup hakîre üç yüz guruş ve bir at ve bir zerdevâ kürk ihsân etdi. Bu Palu kal‘ası nehr-i Murâd kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş kaya üzre olmağile yine nehr-i Murâd'ı suhûlet ile ubûr edüp niçe atların rikâblarına nehr-i Murâd çıkmışdı, zirâ nehr-i azîmdir. Andan cânib-i şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 197b ·
metinde göster ·
… ân Murâd ba‘de'l-feth-i Bağdâd bu bâğa gelüp adlile dâd edüp anda ayş [u] ışret
etdi. Bu
teferrücgâh u ârâmgâh nehr-i Şatt'un tarafında ravza-ı Rıdvân'dan nişân verir b …
Mesîregâh-ı Kus bâğı. Bu dahi şöhre-i şehir olmuş bâğ-ı İremin biridir; hatta fâtih-i Bağdâd Gâzî Sultân Murâd ba‘de'l-feth-i Bağdâd bu bâğa gelüp adlile dâd edüp anda ayş [u] ışret etdi. Bu teferrücgâh u ârâmgâh nehr-i Şatt'un tarafında ravza-ı Rıdvân'dan nişân verir bir gîtân-ı cinândır kim vasfında lisân bî-zebândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208a ·
metinde göster ·
… Tilhovar altında meks edüp cümle mukarreblerine dahi niçe gûne ihsân u in‘âmlar
etdi. Bu
hakîre mâl-ı ganâ’imden yedi katar deve ve yedi kısrak ve üç zırh ve on beş cac …
Ba‘dehû asâkir-i Ervâm-ı avâm tarafeynde münhezim olan Urbân hâtûnlarına vaz‘-ı yed edüp nâ-şer‘î amel etmeğe başladılar. Hemân paşa-yı âdil atına süvâr olup leşler içinde ve gayrı yerlerde gezüp avretleri soyanlardan bir kaç haşerâtları katl edüp derûn-ı asker emn [ü] emân oldu. Bu hâl-i perîşân üzre cümle paşa askeri mâl-ı ganâ’im ile muğtenim olup paşa-yı bâ-vakâr Sincâr'ın kara Saçlı Kürdü üzre gitmeden ferâğat edüp üç gün bu kal‘a-i Tilhovar altında meks edüp cümle mukarreblerine dahi niçe gûne ihsân u in‘âmlar etdi. Bu hakîre mâl-ı ganâ’imden yedi katar deve ve yedi kısrak ve üç zırh ve on beş cacim nâm kilim ve üç aded kılıç ve altı aded Urbân civânı huddâm verüp kendünün bir semmûr âbdest kürkün ihsân eyleyüp hakîre gâyet muhabbet edüp bir münakkaş çerge ihsân edüp başka dâ’ire sâhibi olduk ve huddâmlarımızın aldıkları kelepür ve mâl-ı ganâ’imler ile çergemiz içi ve taşrası mâl-â-mâl olup yetmiş aded hayvânât u şütür ve mu‘teber at sâhibi olduk. Andan yine nısf-ı Recebde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217a ·
metinde göster ·
… dûrbîn fikr eyitdi: "Sizin ve bizim hasmımız hân-ı bîcân idi. Hamd-i Hudâ firâr
etdi. Bu
kal‘a pâdişâhındır. Kal‘aya top çekince bu kal‘a bir sa‘b sûr-ı üstüvârdır. İht …
Ve Van kulunun yaşlı ve taşlı ve Hasanî vü Hüseynî gâzîlerinin ebü'l-kelâmları eyitdiler: "Devletlü vezîr! Hân bizim yedi yıllık Muş harâcımız ve şehr içre harbî kefereleri harâcımızı tağallüben zabt edüp yedi yıldan berü bize bir dane-i hardal vermedi. Hâlâ ellerimizde şer‘î temessüklerimiz ve huccet-i şerîflerimiz vardır kim hânın zimmetinde bu kadar mâl kalup cümle erzâkı bu kal‘a-i metîndedir. Toplar uralım, bi-emrillah feth idelim." dediklerinde Paşa-yı dûrbîn fikr eyitdi: "Sizin ve bizim hasmımız hân-ı bîcân idi. Hamd-i Hudâ firâr etdi. Bu kal‘a pâdişâhındır. Kal‘aya top çekince bu kal‘a bir sa‘b sûr-ı üstüvârdır. İhtimâldir kim muhâsarası mümtedd ve müştedd ola. Bu kerre ferâğat etmekde müşkil. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270b ·
metinde göster ·
… î-i sâlisi, Âl-i Emeviyyûn'dan el-Melikü'l-Devânîkî tevsî‘ etdi ve gâyet ma‘mûr
etdi. Bu
Mansûr-ı Devânıkî gâyet hasîs ü le‘îm ü nekes kes olup hisset denâ’etinden bir …
Bânî-i sâlisi, Âl-i Emeviyyûn'dan el-Melikü'l-Devânîkî tevsî‘ etdi ve gâyet ma‘mûr etdi. Bu Mansûr-ı Devânıkî gâyet hasîs ü le‘îm ü nekes kes olup hisset denâ’etinden bir dankı hisâb etdiğiyçün Mansûr-ı Devânıkî derlerdi. Gerçi gaddâr halk eyle derler ammâ Âl-i Emeviyyûn'dan eyle bir sâhib-i kerem ve sâhibü'l-hayrât gelmemişdir. Bu Bağdâd kal‘asın tevsî‘ etdikden sonra Mekke-i mükerreme'ye varup Harem-i Mekke'yi ve cemî‘i kıbâbların müceddeden tevsî‘ edüp ve iki aded minâre-i serâmed inşâ edüp hâlâ Harem-i şerîf etrâfında yedi aded minâre-i âlî olmışdır kim her biri beşer ve dörder şerîfeli minâre-i bâlâlardır. Ba‘dehû Devânıkî Hazret-i Resûl'i vâkı‘asında görüp "Yâ Mansûr, benim şefâ‘time gel!" derler. Hikmet-i Hudâ ertesi Mansûr-ı Devânıkî merhûm olup Mekke-i Mükerreme hâricinde cânib-i şimâlde Bâb-ı Mu‘allâ nâm bir makâm-ı benâmda kıbâbı içinde medfûndur. Rahmetullahi aleyh. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333a ·
metinde göster ·
… srı var. Dizdâr ağa yetmiş aded neferâtlarıyla Melek Paşa'ya bir ziyâfet-i azîm
etdi. Bu
kasır dahi Pileve nehri üzre bir mesîregâhdır.
Derûn-ı hisârda havlisiz sık ve zîk evleri var. Ba‘zısı kiremitli ve niçeleri tahta şindire örtülü evlerdir ve hisâr içre bir küçük Hünkâr câmi‘i var ve cisir üzre bir latîf haşeb kasrı var. Dizdâr ağa yetmiş aded neferâtlarıyla Melek Paşa'ya bir ziyâfet-i azîm etdi. Bu kasır dahi Pileve nehri üzre bir mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152b ·
metinde göster ·
… e câmi‘i harâb idi. Melek Ahmed Paşa müceddeden amâr edüp birkaç dükkânlar inşâ
etdi. Bu
şehir dahi Bosna eyâletinde Pireboy kazâsıdır. (---)(---)(---)(---)(---) (- …
Derûn-ı hisârda birkaç vîrânca neferât hâneleri var. Dizdârı ve neferâtları 166a ve cebehânesi yokdur, ammâ aşağıda varoşu nehr (---) kenârında yüz elli hâne mikdârı kiremit örtülü bâğ u besâtînli hânelerdir. Süleymâniyye câmi‘i harâb idi. Melek Ahmed Paşa müceddeden amâr edüp birkaç dükkânlar inşâ etdi. Bu şehir dahi Bosna eyâletinde Pireboy kazâsıdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Andan cânib-i kıbleye ma‘mûrâtlar içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 165b–166a ·
metinde göster ·
… in kîse mâlın aldıkdan sonra Yûsuf Hân'a tevbe ve istiğfâr verüp kal‘adan ıtlâk
etdi. Bu
mahallerde hikâyât ve rivâyât ve dirâyât çokdur, ammâ biz muhtasar kıldık, zîrâ …
Ve ba‘dehu Kara Mustafâ Paşa dahi sulhnâme ve hudûdnâmeleri alup Melek ile Diyârbekir'e gelüp Kara Mustafâ Paşa akîb-i Murâd Hân der-i devlete gelüp ol sene 1048 târîhinde Murâd Hân vefât edüp cülûs-ı İbrâhîm Hân oldu ve Melek Paşa Diyârbekir'de kaldı, ammâ Diyârbekir ve Mardin altında yüz bin asker Bağdâd muhâfazasıyçün âmâde durup Melek Paşa Bağdâd tarafına 48a nigerânda olup şeb [ü] rûz asâkir-i deryâ-misâl ile pür-silâh olup terkilerinde birer yem ile eyâlet-i Diyârbekir'i geşt [ü] güzâr ve sayd [u] şikâr edüp âsî ve dağî ve bâğî ve yağıları sayd edüp şer‘an katl ederdi. Hattâ Sultân Murâd'a "Gazân mübârek ola" demeğe gelmeyen (---) Ekrâdı hâkimi Sultân Yûsuf nâmıyla iştihâr bulan Ekrâd hâkimini şeb-hûn ile basup kayd-ı bend ile Diyârbekir kal‘asında habs edüp bin kîse mâlın aldıkdan sonra Yûsuf Hân'a tevbe ve istiğfâr verüp kal‘adan ıtlâk etdi. Bu mahallerde hikâyât ve rivâyât ve dirâyât çokdur, ammâ biz muhtasar kıldık, zîrâ bu gûne gazavât menâkıbât-ı vâkı‘âtlar cümle Risâle-i Menâkıb-ı Melek Ahmed Paşa'da cümle ahvâlâtları ale'l-infirâd tahrîr olunmuş bir mücelled başka tevârîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 47b–48a ·
metinde göster ·
… ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çıkup kal‘adan beş aded toplar atup şâdımân
etdi. Bu
kal‘a içre aslâ evler yokdur. Hemân solta[t] Nemseler olacak uzun hânlar vardır …
Nehr-i Rabçe kenârında bir ağaç cisr başında bir toprakdan yığılı çim ve rıhtımlı ve sarp handaklı şekl-i müselles palankadan ve kârgîr binâ kal‘adan sarp toprakdan dağ gibi bir kal‘adır. Cümle üç yüz kulu ile kapudanı elçi paşaya istikbâle çıkup kal‘adan beş aded toplar atup şâdımân etdi. Bu kal‘a içre aslâ evler yokdur. Hemân solta[t] Nemseler olacak uzun hânlar vardır. Ancak geçit başında Macar ve Üstürgonlu bu Rabçe nehrinden içeri geçmesinler diyü bu Kastel binâ olunmuşdur kim kurbunda nehr-i Rabçe'nın karşu tarafında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49a ·
metinde göster ·
… başka boyarlıkdır. Hakîri boyar bir mükellef sarâya kondurup i‘zâz [u] ikrâmlar
etdi. Bu
şehr-i ra‘nâ nehr-i Rimlik kenârında ve bir yayla kûh-ı serbülend dâmeninde bâğ …
Bu dahi başka boyarlıkdır. Hakîri boyar bir mükellef sarâya kondurup i‘zâz [u] ikrâmlar etdi. Bu şehr-i ra‘nâ nehr-i Rimlik kenârında ve bir yayla kûh-ı serbülend dâmeninde bâğlı ve bâğçeli şehirdir. Altı aded manastırları ve beş yüz kadar dükkânlarında kızlar oturup kâr ederler. Bunda hâkim olan boyardan ulûfe ve refîkler ve iki talika arabalar alup seyishânelerimizin bârların arabalara tahmîl eyleyüp andan yine semt-i şarka (---) sâ‘at giderken bir yağmur ve mihnet ile bir sahrâ-yı azîm içre giderken âhıru'l-emr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
kirmen dahi nehr-i Ten'in taraf-ı şimâlindedir. Karşu tarafı Azak kal‘amız hâki …
Bu Jivakirmân kapudanı ve hatmanı elçiye alay-ı azîmle karşu çıkup kal‘aya girirken haylice top şâdımânları edüp elçiye azîm ziyâfetler etdi. Bu kirmen dahi nehr-i Ten'in taraf-ı şimâlindedir. Karşu tarafı Azak kal‘amız hâki olup Küçük Heyhât sahrâsıdır. Ve bu mahalde nehr-i Ten'in yemîn ü yesârı eyle ulu ağaçlı ormanlardır kim yayan âdemlerden gayri ve hınzîr ve karaca hayvânlarından gayri bir mahlûk giremez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180b ·
metinde göster ·
… asan Balızâde Hudâyçün, / Bu beytullâh çûn mânende cennet, / Bi-hamdillâh tamâm
etdi bu
hayrı, / Kabûl ede bi-hakk-ı Zât-ı Vahdet, / Ne devletdir bu kim tâ rûz-ı mahşe …
Yapup Hasan Balızâde Hudâyçün,Bu beytullâh çûn mânende cennet,Bi-hamdillâh tamâm etdi bu hayrı,Kabûl ede bi-hakk-ı Zât-ı Vahdet,Ne devletdir bu kim tâ rûz-ı mahşer,Diyeler rûz [u] şeb rûhuna rahmet,Manastırî Leâlî dedi târîh,Zehî oldu ibâdetgâh-ı ümmet.Sene 1017.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 365b ·
metinde göster ·
… ayât çeşme inşâ edüp âyende ve revendeyi şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ rûhiyçün saky
etdi. Bu
hayrât-ı azîme bir pâdişâha ve bir vüzerâya müyesser olmadı. Ol uyûn-ı nev-binâ …
Menzili kasaba-i Geğbizye: Sebeb-i tesmiyesi (---)(---) galatdır. Ebü'l-feth Sultân Mehemmed asrında emn-i tarîk olsun içün amâr olmuşdur. Mukaddemâ elli kerre ubûr olunup evsâfı mufassal merkûmdur. Ammâ vâlî-i Mısır efendimiz bu şehirden ubûr edüp cümle askeri susuzlukdan bî-tâb u bî-mecâl kalup paşa-yı zîşân mâlından iki yüz kîse-i Rûmî masrûf edüp hasbeten lillâh bu şehir içre çârkûşe bir âb-ı hayât çeşme inşâ edüp âyende ve revendeyi şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ rûhiyçün saky etdi. Bu hayrât-ı azîme bir pâdişâha ve bir vüzerâya müyesser olmadı. Ol uyûn-ı nev-binânın tâkları üzre müzehheb ve lâciver[d] hatt-ı celî ile mermer-i hâm üzre târîhi tahrîr olunmuşdur. Güfte-i Haylî Çelebi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y4a ·
metinde göster ·
… Behrâm şâh bin el-melik el-mansûr İzzeddîn Ferahşâh, sene 627. Gulâmları şehîd
etdi. Bu
dahi azîmü'ş-şân halîfe-i zamân idi.}
Kabr-i el-Melik el-emced Mecdeddîn bin Behrâm şâh bin el-melik el-mansûr İzzeddîn Ferahşâh, sene 627. Gulâmları şehîd etdi. Bu dahi azîmü'ş-şân halîfe-i zamân idi.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y254b ·
metinde göster ·
… gibi üstâd-ı kâmil, sâhir-i kâyil idi. Vilâyet-i Elvâhât'da ba‘zı şehirler binâ
etdi. Bu
dahi fevt olup cebel-i Ehrâmlar'da âsûde olmuşdur.
Andan yerine oğlu Natrâş melik oldu. Bu dahi atası gibi üstâd-ı kâmil, sâhir-i kâyil idi. Vilâyet-i Elvâhât'da ba‘zı şehirler binâ etdi. Bu dahi fevt olup cebel-i Ehrâmlar'da âsûde olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y3b ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm bu İskender Mısır'a varup İskenderiyye kal‘asın binâ etdi. Bu İskender sebebiyle Hazret-i Hızır [[(---) (---) (---)]] Zîrâ Hızır Nebî İskender'in askerî tâ’ifesinden bir pîr-i umûr-dîde müsin kimesne idi. İskender ile Zulemât'da bile idi. [[(---) (---) (---)]] Hâlâ zindedir, derler. Ammâ bunun dahi nübüvvetinde ihtilâf vardır. Lâkin Mısır'a geldüği Kur’ân-ı azîm ile müsbetdir. Âye[t]: [[(---) (---) (---)]] sene 601.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y11a ·
metinde göster ·
… i anda bulup esîr etdüği musarrahdır. Ba‘dehu niçe sene bilesince gezdirüp âzâd
etdi. Bu
şehirlerin birinde medfûn olmak var.
Ammâ bu hakîr seksen iki târîhinde Softa Mahmûd Paşazâde (---) Paşa'ya Tarsûs kal‘asına vardığımızda bir ulu âsitâne-i azîm içinde ve bir münevver kubbe-i âlîde medfûn Hazret-i Dânyâl'ı ziyâret etdik, meşhûr-ı âfâk ziyâret-i kübrâdır. Elbette İskenderiyye'deki veyâ Tarsûs'daki makâmı olmak ihtimâli vardır. Zîrâ hûn-ı Yahyâ içün Kürdistân'dan Buhtunnasır hurûc edüp Şâm'ı ve Kudüs'ü harâb edüp Sıfet şehrine gelüp Hazret-i Dânyâl'i anda bulup esîr etdüği musarrahdır. Ba‘dehu niçe sene bilesince gezdirüp âzâd etdi. Bu şehirlerin birinde medfûn olmak var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y327b ·
metinde göster ·
… rinde secde-i şükr etdi. Ve Berberistân melikinin dahi pîşkeşlerin getirüp safâ
etdi. Bu
mahalde hakîr dahi bir kavanoz mümessek eşribe-i hummâs ve bir makrama ve don v …
"Hüseyin Kan size selâm eyledi" dedikde gazâ ahvâlin su’âl edüp mâ-vaka‘ üzre nakl etdiklerinde secde-i şükr etdi. Ve Berberistân melikinin dahi pîşkeşlerin getirüp safâ etdi. Bu mahalde hakîr dahi bir kavanoz mümessek eşribe-i hummâs ve bir makrama ve don ve gömlek verdim, vâfir haz etdi. Ammâ gâyet bülhe ya‘nî oğuz âdem.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y409b ·
metinde göster ·
… il vezîr olayım, dedi, âhir edemeyüp cihân başına dar olup Yemen'de imâma firâr
etdi. Bu
Kara Nâ’ib dâ’imâ bu Harkova'da sâkin olur. Ahmerü'l-levn bir arık yüzlü iri gö …
Ve hânemiz sâhibi Kara Nâ’ib cümle Urbân u uryân kara Zengîler üzre mîrlivâdır. Cümlesinin akd [ü] halli ve zabt [u] rabtı anın destindedir. Hükm [ü] hükûmât sâhibi zorba bir âdemdir. Hîn-i ma‘rekede başına yüz bin asker cem‘ etmeğe kâdirdir. İhsân [u] in‘âmı ve it‘âmiyle cümle Habeş diyârının halkını bende edüp paşayı kayd-bende çekmişdir. Cümle söz bunundur. Fortacı Ahmed Paşa bunu tarh edüp kendüsi müstakil vezîr olayım, dedi, âhir edemeyüp cihân başına dar olup Yemen'de imâma firâr etdi. Bu Kara Nâ’ib dâ’imâ bu Harkova'da sâkin olur. Ahmerü'l-levn bir arık yüzlü iri gözlü ve kaba levend sözlü fasîh Türkce bilür. Âyende ve revendeye tavuklu ve kuzulu ve yoğurtlu buğday çorbası ve darı ekmeği mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y440a ·
metinde göster ·