deyüp var kuvveti bâzûya getirüp Cenâb-ı Bârî'ye yüz bin hamd [ü] senâ
etdim. Ol
kerem ıssı Mevlâ'yı gör kim Mikrilistân ve Abazistân'da ve Kırım'da on sekiz ad …
deyüp var kuvveti bâzûya getirüp Cenâb-ı Bârî'ye yüz bin hamd [ü] senâ etdim. Ol kerem ıssı Mevlâ'yı gör kim Mikrilistân ve Abazistân'da ve Kırım'da on sekiz aded üserâlar ihsân edüp yine aldı. Cân u cihândan me’yûs iken ol deryâ-yı bî-emânda yine dörd esîr ihsân etdi kim her biri vâhid ke-elf mümtaz u mahbûb u mahbûbe bintân u gılmânlar idi. Bu gulâmlar ile sâhil-i bahrde birer kayanın arasında daldalanırken niçe ümmet-i Muhammed gelüp bizleri bu hâl üzre görüp eynlerinden birer kat libâslarını hakîre ve gulâmlara giydirüp bizi evc-i âsumâna berâber kayaların zirve-i a‘lâsına çıkardıkda su‘âl etdim. Meğer Silistre eyâletinde Karadeniz kenarında Keliğra Sultân dağları ve kayaları ve bâğları imiş kim evc-i âsumâna müntehî olmuş. Sergüzeşt [u] ser-encâmımızın ibtidâsından gemi gark olaldan üç gün üç gice 266a aç u zâc u muhtâc sandal ile gezdik. Sandal gark olup kovuş tahtasıyla bir gün bir gice deryâda gezüp ikinci günün vakt-i zuhrunda Nûh Necî-vâr Keliğra Sultân kayasına düşüp necât bulup âsitâne-i Keliğra Sultân dervîşleriyle cân sohbeti edüp bize ihsân-ı Hudâ olan kölelerimizle bir hücre ta‘yîn eylediler (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b–266a ·
metinde göster ·
… mu‘âmele edüp mehibbâten niçe nasîhat-âmîz cevâblar ile muzaffer olmuş, tebşir
etdim. Ol
mahalde paşa "cümle asker âmâde olsun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp cümle âlât-ı s …
Karye-i Sarı, nâm mahalle kondukda Varvar Alî Paşa'nın askeri içinde bir güft [ü] gû olup asker pür-silâh olup cânib-i erba‘aya karavullar ta‘yîn olunup (---) paşa çarkaya (---) paşa dümdâr ta‘yîn olunup cümle asker hayme ve hargâhlarında pür-silâh âmâde olup cenge müterakkıb olup durdular. Hakîrin cân başıma sıçrayup paşanın ciğer-kûşesi beğden su’âl edüp "Bu ne fetret u ısyân u tuğyândır kim asker birbirine girüp hâzır-baş oldu" dedim. Hazînedâr eyitdi "Vallahi Evliyâ Çelebi! Şimdi çâşıdımız geldi. Köprülü Mehemmed Paşa üzerimize gelmeğe hatt-ı şerîf ile serdâr olmuş ve Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa ve Divriği Beği Kara Sefer Paşa ve niçe paşalar cem‘ olup yarınki gün ceng-i azîmdir" dedikde hakîr paşanın yanına varup paşa eydür: "Gördün mü Evliyâ Çelebi! Ben seninle bileyim ve yoluna kurbânım diyenlerden biri Köprülü Mehemmed Paşa dörd eyâlet sancâğı askeriyle üzerime geliyor" dedi. Hakîr eyitdim: "Bundan size hisse var paşa. Sultânıma mektûbunda yazduğu mâddenin biri dahi budur kim seninle bile olurum, diyenlere i‘timâd etme. Seni meydânda korlar, deyü tahrîr etdiği mevâdd-ı kebîrin biri dahi budur. Ammâ bi-emrillah bunda nesne yokdur. Geçende Kızılırmak kenarında Kum Baba Sultânı ziyâret etdiğiniz gün bir teveccüh-i tâm ile İlâhî beni şerm-sâr edüp halk mâbeyninde yüzüm 363a kara eyleme deyü hayr du‘â etdiğinde bildim ki ol du‘â hedef-i icâbetde kabûl oldu. İnşâallah mansûr [u] muzaffer olup selâmet bulursun". Lâkin afv ile ol gün mu‘âmele edüp mehibbâten niçe nasîhat-âmîz cevâblar ile muzaffer olmuş, tebşir etdim. Ol mahalde paşa "cümle asker âmâde olsun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp cümle âlât-ı silâh meydân-ı muhabbete dökülüp cebe ve cevşenler giyilüp nısfu'l-leyle dek cümle asker âlât-ı silâha müstağrak olup her biri birer Sâm [u] Nerîmân-akrân pehlivânlara döndüler. Beyt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 362b–363a ·
metinde göster ·
… Mısır İskenderiyyesi hâricinde Remle hurmalığı içre bir Câbirü'l-Ensârî ziyâret
etdim. Ol
ashâb-ı güzîndir. Câmi‘i ve tekyesi atebesinde târîhiyle müstûrdur, amma bu Cül …
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Câbirü'l-Ensârî Kuddise sırruhu: Bir müfîd [u] muhtasar kubbede medfûndur. Ammâ bu hakîr Mısır İskenderiyyesi hâricinde Remle hurmalığı içre bir Câbirü'l-Ensârî ziyâret etdim. Ol ashâb-ı güzîndir. Câmi‘i ve tekyesi atebesinde târîhiyle müstûrdur, amma bu Cüllâb'daki Câbirü'l-Ensârî nemene kimesne idüğü ma‘lûmum değildir. Ba‘dehû Cüllâb'dan yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 60a ·
metinde göster ·
… an on bir bin kîse gurûş cem‘ etdim ve baban Süleymân asrında üç bin kîse hâsıl
etdim. Ol
dahi efendim Risâlet-penâhın uğuruna fedâ olsun. Ammâ pâdişâhım Kıbrıs gazâsınd …
İhvân-ı vefâya hafî olmaya kim bu câmi‘-i Selîm Hân niçün şehr-i İslâmbol'da binâ olunmadı, denirse bir gice Selîm-i Sânî İslâmbol'da Üsküdar tarafında Fenerbâğçesi nâm mahalde hâb-âlûd iken bî'z-zât Hazret-i Fahru'l-âlemîn'i menâmında görüp ol Mefhar-i Mevcûdât eydür: "Yâ Selîm, Allah ile ahd [u] mîsâk etmiş idin kim ‘Eğer fâtih-i cezîre-i Kıbrıs olursam, gazâ mâlından bir câmi‘ binâ edeyim’ demiş, idin. Cenâb-ı Bârî sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında yüz yetmiş pâre kal‘a ihsân etdi. Niçün ahde vefâ edüp bakıyye-i ömrünü hayrât [u] hasenât yolunda geçirmezsin. Tiz Kıbrıs'da Magosa kal‘asında alınan mâl-ı ganâ’imi vezîr-i müdebbirin Kara Mustafâ Paşa'dan taleb edüp benim himâyemde olan Sedd-i İslâm Edirne'mde bir câmi‘ inşâ edüp alemim dibine gel!" dedikde hemân Selîm Hân hâbdan bîdâr olup "Tiz vezîri kığırın!" dedikde vezîr-i Âsaf-dilîr geldikde "Tiz Lala! Sende olan Kıbrıs ganâ’imi mâlından bana mâl verüp cânın halâs eyle!" deyince vezîr-i hüsn-tedbîr eydür "Sadaktü yâ Resalullah" dedi. Selîm Hân eydür: "Neden sadaktü yâ Resûlallah dedin" deyü su‘âl etdikde "Pâdişâhım, ahşâm Resûl-i Kibriyâ'yı vâkı‘amda gördüm. Yâ Mustafâ, Selîm'e tenbîh etdim. Sendeki mâl-ı ganâ’imi Selîm'e verip Edirne'ye bile gidüp bir câmi‘-i latîf ve bir ma‘bedgâh-ı nazîf inşâ edin, dedi. İşte pâdişâhım gazâ mâlından on bir bin kîse gurûş cem‘ etdim ve baban Süleymân asrında üç bin kîse hâsıl etdim. Ol dahi efendim Risâlet-penâhın uğuruna fedâ olsun. Ammâ pâdişâhım Kıbrıs gazâsından sana üç bin kîse Venedik kralının San Marka mühriyle bundukanî mümessek altun hedâyâ getirdim. Pâdişâhım! Dahi onları Edirne'ye götürüp masrûf edesiz" deyü feth-i kelâm edüp vezîr-i pür-tedbîr cümle 154b mezkûr hazîneleri pâdişâha teslîm edüp sene 972 târîhinde cemî‘i asâkir-i İslâm ile Edirne'ye dâhil olup onda meştâ verilüp yine Resûlü's-sakaleyn'i Selîm-i Sânî vâkı‘asında görüp "Câmi‘i şu Kavak meydânında binâ eyle!" deyü câmi‘in esâsını ve vaz‘-ı kıblesini bizzât Hazret-i Risâlet-penâh işâret etdüğünden derûn-ı şehr-i Edirne'de Selîm Hân câmi‘i mihrâbından dürüst ve Eski câmi‘den râst kıblegâh yokdur. Andan Bismillah ile nice kerre yüzbin âdem cem‘ olup du‘â u senâ ile üç bin aded kurbânları temel yerlerinde hâzır edüp sa‘d-sâ‘at duhûl edince tekbir ile cümle kurbânları zebh edüp esâsına mübâşeret olunduğuna zîbâ târîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154a–154b ·
metinde göster ·
… nderüp ibtidâ Van halkını ben İslâm ile müşerref edüp Câlût Melik deyrini câmi‘
etdim. Ol
zamândan berü bu kal‘a-i Van benim himâyemdedir. Yürü {rumûz} "Gam yeme!" sene …
{Hikâye-i garîbe [vü] acîbe}: Hatta Süleymân Hân bu kal‘a-i Van'ı feth etdükde derûn-ı kal‘a-i Van'a asla Ekrâd kavmi komayup la‘netnâme tahrîr edüp cümle kavm-i Ervâm'dan Arnavud ve Boşnak ve Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Tatar ve gayrı benî Âdem-i mütenevvi‘den "Benem diğer nîst" diyen zor-âver fetâlardan on iki bin güzîde asker koyup bunlara beleğan-mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar edüp âhir ulûfeler ve me’kûlât [u] meşrûbâtların müstevfâ ta‘yîn edüp "Bu kal‘a-i vakfullahı size emânet kodum. Dîn-i mübîn uğuruna bu sedd-i üstüvârı ale'l-ittifâk gözedesiz!" deyüp çetr-i mülammâ‘ında hâb-âlûd oldukda hemân Hazret-i Ebâbekrini's-Sıddîk radıyallahu anh Süleymân Hân'ın vâkı‘asına girüp eydür: "Ey Süleymân! Ne hoş bu kal‘ayı Van kuluna emânet verdin. Bu kal‘aya Hazret-i Risâlet-penâh efendim ibtidâ nübüvvetinde ben İslâm ile müşerref olduğumda yarlığ-ı belîğle beni bu kal‘a-i Van'a elçiliğ ile gönderüp ibtidâ Van halkını ben İslâm ile müşerref edüp Câlût Melik deyrini câmi‘ etdim. Ol zamândan berü bu kal‘a-i Van benim himâyemdedir. Yürü {rumûz} "Gam yeme!" sene (---) târîhine dek evlâd-ı evlâdların mansûr [u] muzafferdir. Hemân sen diyâr-ı Alman'da Belgrad ve Malta ve Kızılelma ve Bağdâd ve gayrı diyâr deyrlerin feth [ü] fütûhâtına me’mûrsun. Yürü cenâb-ı Bârî sana yârî ola. Ben Van'ı bi-emrillah feth ederim." deyüp Süleymân Hân ol ân hâbdan bîdâr olup Ebussu‘ûd Efendi'ye nakl bi'l-mastar menâm-ı sâlihayı bir bir takrîr etdikde Ebussu‘ûd Efendi ve gayrı huzzâr-ı meclisler hamd ü senâ edüp Van kulları inkırâzu'd-deverân tenâsül bulmalarıyçün du‘â edüp cânib-i dârü's-saltanati'l-aliyye tarafına atf-ı ınân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
… i: "Belî, ben vezîria‘zam iken bin altmış târîhinde Hasan Paşa'yı Türkman Ağası
etdim. Ol
zamân kalemiyyeme duta bana on bin aded şakakî ve bezikî koyunu verüp mâ‘adâsı …
Paşa eyitdi: "Belî, ben vezîria‘zam iken bin altmış târîhinde Hasan Paşa'yı Türkman Ağası etdim. Ol zamân kalemiyyeme duta bana on bin aded şakakî ve bezikî koyunu verüp mâ‘adâsı benimdir ve o da on yıldan berü benim mâlımdır" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76a ·
metinde göster ·
Ve im‘ân-ı nazar ile deyr-i müzeyyenin içine girüp temâşâ
etdim. Ol
kadar altun ve gümüş kanâdîl ve salîbeler ve ol kadar musanna‘ zî-kıymet âvîzel …
Ve im‘ân-ı nazar ile deyr-i müzeyyenin içine girüp temâşâ etdim. Ol kadar altun ve gümüş kanâdîl ve salîbeler ve ol kadar musanna‘ zî-kıymet âvîzeler ile tezyîn olmuş bir deyrdir kim müşk-i amber-i hâm ve ûd ve günlük râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Hattâ bir çelîpâ-yı sepây üzre kitâb-ı İncîl duran çelîpâ gûnâ-gûn cevâhirler ile tezyîn olmuş bir sepâydır kim elli bin guruş değer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 142a ·
metinde göster ·
… ndüye âlâm-ı renc [u] anâ-yı seferi bir bir takrîr edüp nasîhat-âmîz kelimâtlar
etdim. Ol
yâr-ı gârımız olan Sâ’ilî Çelebi pend [ü] nasîhatlerimize rızâ verüp ol dahi "e …
deyüp hasbihâl-i diyergûnum nakl edüp kendüye âlâm-ı renc [u] anâ-yı seferi bir bir takrîr edüp nasîhat-âmîz kelimâtlar etdim. Ol yâr-ı gârımız olan Sâ’ilî Çelebi pend [ü] nasîhatlerimize rızâ verüp ol dahi "es-Seferu kıt‘atun mine's-sakar ve lev-kâne fersahen" mazmûnun fehm edüp râh-ı Hicâz'a âmâde oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
eşkâlde bir turfe dıraht-ı garîbe görmedim. Çitlemik ağacına müşâbeheti var. Am …
Ve bu kal‘a kapusundan taşra elli adım ba‘îd kapu önünde bir şecer-i ibret-nümâ vardır. Rûy-i arzda ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a-i seyyârevâr seyerân [u] deverân etdim, ol eşkâlde bir turfe dıraht-ı garîbe görmedim. Çitlemik ağacına müşâbeheti var. Ammâ bi-emrillâhi Ta‘alâ bundan bir gûne dühn-i hâlis çıkar, yetmiş iki rence dâ’-ı devâdır. Ve yaprakları gayri gûne yaradılmış bir sun‘-ı Lâyezâl'dir. Ammâ Yanvan-ı Yûnân tevârîhinde "Kaydefâ Ana kendi eliyle dikmişdir" deyü tahrîr etmişdir. Hakkâ ki berk-i haşebe ve nihâlleri niçe bin âm mu‘ammer olmuş şecerden nişân verir ammâ hâlâ ter ü tâzedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
… okka zeyt ile mülemma‘ yılan yağı verdi. Beş altı gün yılan maslûkasın isti‘mâl
etdim. Ol
kadar tendürüst oldum kim lahm [u] şahmım üzre fındık kırılırdı. Ol kadar seng- …
Ale's-sabâh yine timarhâneye varup hekîmbaşıya sergüzeşt [ü] serencâmım nakl etdim. On vukiyye yılan maslûkası ve bir hokka zeyt ile mülemma‘ yılan yağı verdi. Beş altı gün yılan maslûkasın isti‘mâl etdim. Ol kadar tendürüst oldum kim lahm [u] şahmım üzre fındık kırılırdı. Ol kadar seng-ten oldum ve niçe nef‘lerin dahi müşâhede etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124b ·
metinde göster ·