… ne bir kubbe-i âlî ve atebe-i ulyâsı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm
etdirüp bir
zâviye ve türbedârlara vazîfe ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i Mâl …
Ba‘dehu Mehemmed Geray Hân kendüye türbe binâ etmeden ferâgat edüp üzerlerine bir kubbe-i âlî ve atebe-i ulyâsı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm etdirüp bir zâviye ve türbedârlara vazîfe ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i Mâlik Eşter Bâğçesarâyı'ndadır. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153b ·
metinde göster ·
… vlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ
etdirelim. Bir
yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp …
Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey peder! Bu ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" dedi. Hakîr eyitdim: "Eğer hâmile ise karnındaki birâderini bek bağlan, belki vâlidesi masdarından müddeti tamâm olmadan düşe. Zirâ böyle kelle ile mâsdardan sâdır olunca haylice kabîh masdar olmak var" dedim. Pederi meğer ârif imiş. "Oğul! Cevâbın anladım. Murâdın latîfedir ammâ vâlidesi bu ma‘sûmu doğurdukda "Aslâ haberim olmadı. Bî-renc ü bî-anâ ve bî-zahmet, larkkadak doğurdum" deyü hamd eder" deyü ma‘sûmun pederi vâlidesinin ağzından bu gûne nakl etdi. Hakîr eyitdim "Cânım baba! Bu ne hikmetdir kim benî Âdemde böyle kelleli ve bu gûne çehreli ve dişli ve başlı benî Âdem bu karîbü'l-ahdde halk olunmamışdır. Eyâ hiç zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a Herîf-i zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe gitdiğimizde rücûliyyetdir, vecd-i hâlet-i merdân tokana gelüp ehlim ile dağda bir güleş edüp ehlim beni ben ehlimi yenüp cân sohbeti etdik. Ehlim altımdan kalkup bir dıraht-ı müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u feza‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçlarına berâber başı büyük, kolları çınâr-pâre-misâl zeker-i dırâzı elinde bizi kova kova firâr edüp hânemize gelüp ehlim bir ay havfinden haste-hâl olup günden güne karnı şişüp hamli âşikâre olup kâmil bir seneden sonra bu ma‘sûm vücûda bu eşkâl ile gelüp günden güne başı büyümededir. Hâlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol herîfi görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] ser-encâmı ve ehlinin gül-fâmından geçeni bu ta‘bîr ile takrîr etdi. Hakîr eyitdim: "Ey imdi baba! İnşâallah bu ma‘sûm büyüdükçe kellesi büyürse seninle bu evlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ etdirelim. Bir yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp bu ma‘sûmu bu gûne temâşâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b–344a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Özü kal‘alarına ve Akkirmân'a ve Yanık'a ve İsmâ‘îl ve İbrâ’il ve İshâkcı ve Hırsova ve Tulça kal‘alarının kullarına cümle bu balık dalyanı mahsûlünden ulûfe verüp mukata‘a-i azîmdir. Eğer tâli‘-i menhûsuna Tuna'dan balık çıkmazsa mezkûr kılâ‘ların neferâtları emîn ağayı haps etdirüp bir hasır üzre ağayı koyup bi-eyyi vechin kân mevâciblerin alırlar. Eğer ağa-yı mûmâ-ileyhin tâli‘-i meymûnu olursa balık vefret üzre çıkup cümle kal‘a neferâtlarına mevâcib-i mu‘ayyenelerin verüp eline neferâtlardan temessükâtlar alup hîn-i ihtiyâcdan zahriyyelerin defterdâr paşaya ibrâz edüp muhâsebesi görülüp bâkî mahsûlü kendüye kalır. Hâsıl-ı kelâm taht mansıbı bir musibet hükûmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
câmi‘ etdirmiş kim eğer bu câmi‘-i şerîfi manzûrumuz olduğu üzre evsâfın tahrîr …
Mâ-tekaddem Eflâtûn-ı İlâhî'nin ma‘bedgâhı idi. Ba‘dehu Süleymân Hân mihrâbın Kudüs'den Ka‘be'ye velî etdirüp bir câmi‘ etdirmiş kim eğer bu câmi‘-i şerîfi manzûrumuz olduğu üzre evsâfın tahrîr etsek bir sitâyişnâme-i tavîl olur. Ancak sehel ter geçüp bir şemme tahrîr edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 67b ·
metinde göster ·
… örekler ve hâs u beyâz nânpâreler bezl olup ba‘de't-ta‘âm paşa mehterhâne faslı
etdirüp bir
hayli zamân haymesinde durup andan küffârın dahi elçisi gemilerinden çıkup hudû …
Bizim elçi paşa dahi alay-ı azîmiyle ayak ayak giderek hudûd millerine iki bin adım kadar yakîn vardıkda hemân bizim elçi paşa esbâb-ı ihtişâmın arz edüp kahvealtı yemek bahânesine bir münakkaş-ı ibret-nümûn çetr-i mülemma‘ı altun toplarıyla tarfetü'l-ayn içre kurdurup cümle zer-ender-zer döşedüp paşa efendimiz ve gayri paşalar ve alaybeğleri ile serâperdesine nüzûl edüp mâ‘adâ asâkir-i İslâm cümle atları üzre pür-silâh âmâde olup durdular ve mâ-hazar mümessek ve mu‘amberîn ta‘âmlar yürüdüler. Cümle asâkire atlar üzre çörekler ve hâs u beyâz nânpâreler bezl olup ba‘de't-ta‘âm paşa mehterhâne faslı etdirüp bir hayli zamân haymesinde durup andan küffârın dahi elçisi gemilerinden çıkup hudûd milleri üzre gelüp ol dahi bir kara çadırda meks edüp yine paşaya "Buyursunlar" deyü haber gönderdikde paşa bu habere vücûd vermeyüp asker-i İslâm ile cirit oynamağa başladılar, ammâ bizim tarafımızdan Üstürgon odabaşıları kâfir elçisine varup hudûdda olan millerde kâfirin elçisin görüp paşaya gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44b ·
metinde göster ·
… iyyâ Efendi yanına alup dünyâ ve âhiret oğul edüp ilm-i kemâl-i ma‘rifet ta‘lîm
etdirüp bir
necîb ü reşîd ma‘sûm-ı pâk oldu kim görenler Arapça âyetin tilâvet ederdi.
Hattâ bu şehr-i hâk-i pâkde hâsıl olmuş (---) Ağazâde Abdullâh Çelebi nâm bir cüvân-ı benâm hâsıl olup Hallâk-ı âlem ana bir hüsn ü cemâl [ü] kemâl ve bir hüsn-i edeb ü bî-misâl vermişdi kim güneş anın rûy-ı münevveri yanında bî-nûr bî-ferdir. Hikmet-i Bârî pederi merhûm oldukda bu cüvân-ı ahsen-i takvîm ansızın öksüz kalup Gördüslü Zekeriyyâ Efendi yanına alup dünyâ ve âhiret oğul edüp ilm-i kemâl-i ma‘rifet ta‘lîm etdirüp bir necîb ü reşîd ma‘sûm-ı pâk oldu kim görenler Arapça âyetin tilâvet ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266a ·
metinde göster ·
… bahtı körfezi ağzında İnebahtı'dan beş mîl lodos tarafına ba‘îd bu kal‘ayı binâ
etdirüp bir
kal‘a dahi bunun karşusunda Mora cezîresinde binâ etdirüp karşu 339b karşuya …
Bu dahi İnebahtı'nın Rûmeli tarafında leb-i deryâda vâki‘ bir boğaz ağzında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır. Bu diyârda böyle küçük kal‘alara kastel derler. Sene 905 târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Moton kal‘ası muhâsarasında iken donanma-i hümâyûn bu İnebahtı körfezinde kışlamak maslahatiyçün Bâyezîd-i Velî Hân bu kal‘ayı İnebahtı körfezi ağzında İnebahtı'dan beş mîl lodos tarafına ba‘îd bu kal‘ayı binâ etdirüp bir kal‘a dahi bunun karşusunda Mora cezîresinde binâ etdirüp karşu 339b karşuya iki kal‘a olup tamâm oldukda körfez emîn olup donanma-i hümâyûn bî-bâk ü bî-pervâ kışlamışdır. Ammâ himmet-i Bâyezîd Hân ile bu Kastel kal‘ası Rûmili askeri üşüntüsü ile burc-ı bârûsu ve hisâr-pîçeleriyle on sekiz günde tamâm olduğuna alâmet bu kal‘a on sekiz adet ebrâclardır ve azîm toplar konulmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339a–339b ·
metinde göster ·