… ol'a bir mâü'l-hayât getirüp Kırkçeşme'den gayrı üç bin çeşme-i hayevân cereyân
etdirüp
İslâmbol'u eyle ma‘mûr [u] âbâdan etdi kim Yanko vezîri Kanator'anın binâ etdüğ …
Ba‘dehu bu Tuna'dan imdâd olmayınca yine Vezendon Kıral, İslâmbol'a su getirdmek içün su kemerleri cânibinden bir ayn-ı zülâli üstâd-ı mühendislere mâl-ı firâvân bezl edüp Kırkçeşme kemerleri ile İslâmbol'a bir mâü'l-hayât getirüp Kırkçeşme'den gayrı üç bin çeşme-i hayevân cereyân etdirüp İslâmbol'u eyle ma‘mûr [u] âbâdan etdi kim Yanko vezîri Kanator'anın binâ etdüği Yedikulle kal‘asından tâ Sarâyburnu kal‘ası rüknüne gelince şâhrâhın tarafeynine murassa‘ mînâ iskemleler üzre zer-ender-zere müstağrak olmuş kat-ender-kat kemer kuşaklu sipâh kulları selâma durup el bağlarlardı. Ve yüz bin piyâde murassa‘ tâclu kemer-beste kullar dahi önü sıra saf saf olup gürûh gürûh alay ile ubûr ederlerdi. Ve iki kerre yüz bin esb-süvâr asker dahi alay ederlerdi. Tâ bu mertebe kerr ü fer sâhibi zîşân kıral idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b ·
metinde göster ·
Ve bu deyre muttasıl bir sahrîc inşâ edüp içine Kırkçeşme uyûnun cereyân
etdirüp
üzerine bir medâris-i incîlhâne bünyâd etdi. Hâlâ Zeyrekbaşı kurbünde âbâdân Me …
Ve bu deyre muttasıl bir sahrîc inşâ edüp içine Kırkçeşme uyûnun cereyân etdirüp üzerine bir medâris-i incîlhâne bünyâd etdi. Hâlâ Zeyrekbaşı kurbünde âbâdân Medrese-i Perî Paşa derler ve mezkûr sahrîc-i mahzen-i âb'a Sovuksu derler. Yedi yüz amûd-ı âlîler üzre mebnî buhayre-misâl bir yah-pâre âb-ı rakîki vardır. Mâh-ı Temmûz'da Un- 12b -kapanı keştîbânları ve gayrı cânlar andan def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12a–12b ·
metinde göster ·
her sene ol murg-ı bî-rîğ te’sîr-i vefk ile sayha urup perr [ü] bâlin küşâde ed …
Biri dahi Bâb-ı Hümâyûn dâhilinde hâlâ cebehâne olan kubbe-i köhne bünyâddır kim ilâ yevminâ cebehâne-i Âl-i Osmân ile mâl-â-mâldır kim hisâb [u] kitâbdan hâric ve âric bir dahme-i Efrâsiyâb-misâl bir âlât-ı silâhhânedir. Bu gûne kubâb-ı azîmler ve dâr-ı şifâlar ve dâr-ı ulûmlar ve dâr-ı müsâfirîn ü mücâvirîn ve mihmânhâne ve tîmârhâneler ile Ayasofya etrâfın ârâste ve şehr-i Makdonya'yı pîrâste edüp mezkûr bin bir kubâbların tâ vasatında Tavukbâzârı nâm mahalde evc-i âsumâna ser çekmiş seng-i sumparadan bir serâmed amûd-ı müntehâ inşâ edüp tâ zirve-i a‘lâsına beyâz mermer-i hâm üzre bir tuyûr timsâlin ihdâs etdirüp her sene ol murg-ı bî-rîğ te’sîr-i vefk ile sayha urup perr [ü] bâlin küşâde edince azamet-i Hudâ ekâlîm-i seb‘ada ne kadar murg-ı zeyrek ve tuyûr-ı sığırcık-ı pür-reng var ise cemî‘i dünyâ hadîkalarına müstevlî olup minkârlarına birer zeytûn ve nâhuneynlerine ikişer zeytûn alup her tayr üçer dâne zeytûn hedâyâ ile İslâmbol'a gelüp mezkûr amûdun zeylinde olan kilar kubbesinin zirvesindeki delikden zeytûnları bırağup edâ-yı hidmet edüp giderlerdi. Aceb te’sîrât-ı mutalsamâtdır. Ve bu zeytûnları cemî‘i ruhbânlar tenâvül edüp def-i cû‘ ederlerdi. Bu gûne niçe bin mutalsamât-ı acîbler olduğu mahallinde tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12b ·
metinde göster ·
… her bâzâr günleri İslâmbol kal‘ası dîvârların kırmızı parankona çuka ile mestûr
etdirüp
bizzât kendüsi alay-ı azîm ile Leka-yı bed-likâ gibi sakalına incü dizüp başına …
Bu Kostantîn dahi cümle pâdişâhları kendüye mutî‘ [ü] münkâd edüp Îrân [ve] Tûrân ve Hind(ler)istân pâdişâhları kendüye bâc [u] harâç verüp ekâlîm-i seb‘ayı kabza-i tasarrufa alup cihângîr olmağa sehl kalmışdı. Ammâ müddet-i medîd ömrü İslâmbol'u amâr etmeğile güzer etdi. Ve zamân-ı hayâtında Kızıl yumurta günleri ve Meryem Ana günleri ve İsvet Nikola ve Kâsım ve Hızır-ilyâs ve Avusdos ve haçların suya bırakdıkları günler ve Kara Koncoloz günleri ve bu makûle bed-nâm ıyd-i nasârâ günleri ve her bâzâr günleri İslâmbol kal‘ası dîvârların kırmızı parankona çuka ile mestûr etdirüp bizzât kendüsi alay-ı azîm ile Leka-yı bed-likâ gibi sakalına incü dizüp başına tâc-ı İskender-i Keyâniyânı geyüp İslâmbol'u seyr [ü] temâşâ edüp deverân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 15b ·
metinde göster ·
… hadîd kemerler ile mezkûr mutalsam amûdu miyânlarından kırk aded yerden dirâgûş
etdirüp
hâlâ kâ’im ü sâbit durur.
İkinci tılısmât: Kostantîn'in Tavukbâzârı'ndaki hezârpâre amûdudur kim ahmer-gûn seng-i sumparadan binâ olunmuş bir müdevver mîldir kim kaddi yüz zirâ‘-ı melikîdir. Bu dahi Fahr-i âlem'in vücûda geldüği isneyn gecesi zelzelesinden rahnedâr olup üstâd-ı bennâ eski İslâmbol hadîdi ile âdem uyluğu kalınlıkda hadîd kemerler ile mezkûr mutalsam amûdu miyânlarından kırk aded yerden dirâgûş etdirüp hâlâ kâ’im ü sâbit durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
bu Dımışkîhâne'de üstâd-ı şemşîr-kârlara şeyhânî ve ma‘arrâvî ve zivzikî tarzı …
Ve bu hakîr âlem-i sabâvetimizde Sultân Osmân-ı şehîd asrında Kurşumlu Mahzen ile Topkapusu mâbeyninde Dımışkîhânede kârhânesi var idi. Ebü'l-feth Mehemmed Hân binâsı idi. Sultân Mehemmed mezkûr ma‘denden hadîd cevherin istihrâc etdirüp bu Dımışkîhâne'de üstâd-ı şemşîr-kârlara şeyhânî ve ma‘arrâvî ve zivzikî tarzı seyf-i müczimler inşâ etdirirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19a ·
metinde göster ·
… e Şeyh Maksûd Sultân'a hadden efzûn i‘zâz [ü] ikrâm edüp bir sarây-ı âlî tathîr
etdirüp
anda meks ederler. Şeyh Maksûd görse kim İslâmbol içre niçe bin şühedâ yedi gün …
Bu ceng esnâsında Kayser Hırkîl'in kızı evlâdlarından Grando Mihal, Frengistân'dan gelmiş idi. Anı kıral etdükleri gün hikmet-i Hudâ imâm Hüseyin evlâdlarından Seyyid Baba Ca‘fer Sultân ve Veys el-Karanî hazretlerinin hulefâlarından Şeyh Maksûd hazretleri üç yüz fukarâsıyla ve üç yüz tevâbi‘iyle Baba Ca‘fer Sultân, Hârûnu'r-Reşîd tarafından elçilik ile İslâmbol'a dâhil olup yeni kıral olan Grando Mihal'e buluşup nâmelerin verüp cevâbnâme kıralın mefhûmu olup Baba Ca‘fer Sultân'a ve Şeyh Maksûd Sultân'a hadden efzûn i‘zâz [ü] ikrâm edüp bir sarây-ı âlî tathîr etdirüp anda meks ederler. Şeyh Maksûd görse kim İslâmbol içre niçe bin şühedâ yedi günden berü ter ü tâze pâymâl-i rimâl olup yatırlar. Ahvâl-i cidâlin haber-i sıhhatin alup derhâl kırala gelüp bir hayli kelimât edüp kıral Şeyh Maksûd'un maksûd [u] merâmı zamîrinden anlayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22a ·
metinde göster ·
… dedemiz mâl-ı ganâyim ile kabz edüp ba‘de'l-feth bir câmi‘ ve yüz dekâkîn inşâ
etdirüp
câmi‘ine vakf etmişdir. Bu hakîrin İslâmbol içre mütevellid olduğu hânemizi gaz …
Ol asırda büyük dedemiz Yavuz Er Beğ Ebü'l-feth'in mîrialemliği hizmetinde olup İslâmbol fethinde dedemiz ma‘an bulunup Unkapanı'nın iç yüzünde Sağrıcılar câmi‘i zemîninde olan binâları dedemiz mâl-ı ganâyim ile kabz edüp ba‘de'l-feth bir câmi‘ ve yüz dekâkîn inşâ etdirüp câmi‘ine vakf etmişdir. Bu hakîrin İslâmbol içre mütevellid olduğu hânemizi gazâ mâlında[n] dedemiz binâ edüp sâkin olurlar. Ve binâ etdüği câmi‘in ve dekâkîn ü büyûtların berâtları Ebü'l-feth'in tuğra-yı garrâsıyla ve hüccet-i şer‘iyyelerin imzâları Emîr Buhârî hazretleri imzâsıyla mümzâ olup hâlâ zürriyetinden olmamız cihetiyle tevliyet-i mezbûr elimizde olup keyfe mâ-yeşâ mutasarrıfız. Ol takrîb ile dâ’imâ evkâfnâmelerimize nazar edüp Ebü'l-feth'in hilâfeti târîhleri ve tulû‘-ı zuhûru mazbûtumuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
… su önündedir kim Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân, Sarây-ı Atîk'den taşra cereyân
etdirüp
bu aynü'l-hayâtı binâ etmişdir. Hâlâ meşhûr-ı âfâk ayn-ı Şem‘ûn nâmıyla şöhre-i …
Hâlâ ol çeşme-i hayvân Eski Sarây'ın şarka nâzır kapusu önündedir kim Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân, Sarây-ı Atîk'den taşra cereyân etdirüp bu aynü'l-hayâtı binâ etmişdir. Hâlâ meşhûr-ı âfâk ayn-ı Şem‘ûn nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir mâ’-i Kevserdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… fersah yerde dörd aded uyûnlar zamîme edüp nehir-misâl cebel-i Arafât'a cereyân
etdirüp
anda havz-ı azîmler binâ etdi.
Biri dahi sadaka-i câriyedir kim cebel-i Arafât'da cereyân ederdi. Bu hayrât ibtidâ sâhibi Hârûnu'r-Reşîd (---) Zübeyde Hâtûn'un hayrâtı idi. Arab u Urbân cereyân edecek yerlerin harâb edüp Süleymân Hân iki fersah yerde dörd aded uyûnlar zamîme edüp nehir-misâl cebel-i Arafât'a cereyân etdirüp anda havz-ı azîmler binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46a ·
metinde göster ·
… arîkiyle kal‘aya çağırup taşrada kalan askerinin cümle erzâkların gâret ü tâlân
etdirüp
bî-günâh ve bî-haber niçe bin ümmet-i Muhammed şerbet-i şehâdeti nûş edüp Hüsey …
"Hay gidi Osmânlı Ahıçka bahânesiyle üzerime geliyor" diyüp Dişlen Hüseyin Paşa'yı ziyâfet tarîkiyle kal‘aya çağırup taşrada kalan askerinin cümle erzâkların gâret ü tâlân etdirüp bî-günâh ve bî-haber niçe bin ümmet-i Muhammed şerbet-i şehâdeti nûş edüp Hüseyin Paşa dahi kal‘ada bu câm-ı ecelden nûş edüp 64b mest [u] medhûş olup bakıyyetü's-seyf olanlar uryân [ü] büryân ve nâlân [ü] giryân Tokat'da Halîl Paşa'ya yetişüp feryâd [ü] tazallum etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 64a–64b ·
metinde göster ·
ol gece Abaza Paşa'yı bir Sönbeki firkatesine koyup Gelibolu'da Cezâyir kalyonl …
"Biz Abaza olduğu yerde gazâya gitmeziz" deyü ayak basdıklarından bi'z-zarûrî Murâd Hân bir gayrı âdemi çarşaf içre sarup Vuçu bostâncıbaşıya katl etdirüp ol gece Abaza Paşa'yı bir Sönbeki firkatesine koyup Gelibolu'da Cezâyir kalyonlarına süvâr olup yedi sene Cezâyir'de korsanlık edüp kalyon sâhibi kapudan olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66b ·
metinde göster ·
… iş zâl-i zamân ve pîr-i nâ-tüvân âdemleri tahtırevân ile Revân Seferi'ne revâne
etdirüp
şeb [u] rûz bu müsinn [ü] kâr-âzmûde ihtiyârlar ile meşveret ederek kat‘-ı menâ …
Ve yine Süleymân Hânlılardan niçe gazâlarda bulunan niçe ihtiyâr ve lâzımü'l-i‘tibâr kimesnelerden Unkapanı'nın iç yüzünde sâkin Ayasofya'da sergüzeşt sâhibi Gülâbî Ağa ve Zeyrekbaşı'nda Pirinccizâde'nin hânesi sâhibi Matbah Emîni Abdî Efendi ve Kuzu Alî Ağa ve Îsâ Ağa ve bu makûle Süleymân Hânlı ihtiyâr çöngelmiş zâl-i zamân ve pîr-i nâ-tüvân âdemleri tahtırevân ile Revân Seferi'ne revâne etdirüp şeb [u] rûz bu müsinn [ü] kâr-âzmûde ihtiyârlar ile meşveret ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil etdiği yerlerde ve menâzillerde celâlî ve cemâlî ve zorba yeniçeriyi kıra kıra Konya'dan Kayseriyye'ye, andan Sivas'a varup ıyd-i adhâyı anda edüp Silihdâr Mustafâ Paşa'yı nedîm-i hâs edüp vezîr-i sânî pâyesi ihsân edüp taşra çıkardılar ve yine şeref-i sohbetleri ile şeb [u] rûz müşerref idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 67b ·
metinde göster ·
… inde iken akîbince Âsitâne'den bir hâsekî dahi gelüp mühr-i şerîfi gerüye avdet
etdirüp
mührü Özü eyâletine mutasarrıf Siyâvuş Paşa'ya gönderdiler.
Zurnazan Mustafâ Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Arnavud asl Harem-i hâsda perveriş bulup (---)(---) lıkdan (---)(---)(---)(---) Melek Ahmed Paşa vezâretinde defterdâr olup tama‘-ı hâmından azl olunup niçe pes-pâye eyâlet ve sancaklara hâkim olup el-harîsu mahrûm mazmûnunca bir sâ‘at ya‘nî bir ân çâşnisi helâl lezzetin müşâhede etsin içün mührü verüp lezzeti demâğını mu‘attar etmeden bir sâ‘atde yine mührü alup Sipâhî Mehemmed nâm hâsekî mührü Deli Hüseyin Paşa'ya cezîre-i Girid'e götürüp Menekşe nâm mahalde eyyâm muhâlif olup Girid'e hâsekî geçmek sadedinde iken akîbince Âsitâne'den bir hâsekî dahi gelüp mühr-i şerîfi gerüye avdet etdirüp mührü Özü eyâletine mutasarrıf Siyâvuş Paşa'ya gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 81a ·
metinde göster ·
… eyü bu Hâfız Paşa'yı katl eder. Paşa hemân hâbdan bîdâr olup bu vâkı‘ayı ta‘bîr
etdirüp
hayr ola derler. Yetmiş günden merhûm olup mezâra defn ederken lahd kenârından …
Andan Hâfız (---) Paşa câmi‘i: (---) Gâzînin vüzerâlarındandır. Ebü'l-feth câmi‘i kurbünde olmağile bu Ahmed Paşa bir gece vâkı‘asında Ebü'l-feth'i görüp Ebü'l-feth bu Hâfız Paşa'ya itâb [ü] hitâb edüp "Niçün benim câmi‘im kurbünde câmi‘ binâ edüp niçün cemâ‘atım aldın" deyü bu Hâfız Paşa'yı katl eder. Paşa hemân hâbdan bîdâr olup bu vâkı‘ayı ta‘bîr etdirüp hayr ola derler. Yetmiş günden merhûm olup mezâra defn ederken lahd kenârından bir taş uçup Paşa-yı mûmâ-ileyhin üzerine düşüp bi-emrillâh kılıç gibi başını keser. Tevâtürle meşhûr-ı âfâkdır. Târîhi budur (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---). Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 89b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Kara Mustafâ Paşa'yı, nedîm-i bed-hâhlar şehîd
etdirüp
cümle musâhibân [u] musâhibe-i sâhib-isyân taraf taraf fürce bulup nâkısâtü'l-a …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Kara Mustafâ Paşa'yı, nedîm-i bed-hâhlar şehîd etdirüp cümle musâhibân [u] musâhibe-i sâhib-isyân taraf taraf fürce bulup nâkısâtü'l-akl nisvânlar ile müşâvere ve sohbet ederek devletine her tarafdan rahneler zuhûr etdi. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 105a ·
metinde göster ·
… ‘zam Ahmed Paşa ve Cinci Hoca (---) Efendi tahrîkiyle tahrîre gelmez şenâ‘atlar
etdirüp
ol pâdişâh-ı sâde-dili rüşvete mâ’il edüp kullarından niçe zulm ile hezârân mâl …
Âhir-i kâr Hezârpâre Vezîr-i a‘zam Ahmed Paşa ve Cinci Hoca (---) Efendi tahrîkiyle tahrîre gelmez şenâ‘atlar etdirüp ol pâdişâh-ı sâde-dili rüşvete mâ’il edüp kullarından niçe zulm ile hezârân mâllar alınup ekseriyyâ a’yân-ı İslâmbol'a amber-i hâm ve semmûr kürkler fermân olundukda ol mahalde fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa, ba‘de'l-feth Sarâyburnu'na gelüp şâdumân ederken ol ân şehîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 105a ·
metinde göster ·
… yetîmlere pâk libâslar geydirüp çeng [u] çağâna ve hây-hû ile ma‘sûmları sünnet
etdirüp
birer üstâda ve hocaya veyâhûd bir vüzerâ ve a‘yâna hidmete verirdi. Bu hüsn-i …
Ve Keçeli Dede: Geysûdâr Mehemmed Efendi halîfelerinden Mevlevî külâhı ve bol yenli kebe cübbe ve ayağına na‘lın geyüp elinde münakkaş keçesiyle a‘yân-ı kibârı devrân edüp keçesine altun ve guruş doldurup ol dahi kırkar ve ellişer yetîmleri cem‘ edüp mâl-ı firâvân bezl edüp mezkûr yetîmlere pâk libâslar geydirüp çeng [u] çağâna ve hây-hû ile ma‘sûmları sünnet etdirüp birer üstâda ve hocaya veyâhûd bir vüzerâ ve a‘yâna hidmete verirdi. Bu hüsn-i hâl ile bir dervîş âdem idi. Bağdâd fethi haberi geldiği gün Ramazân-ı şerîfde merhûm olup Necâtî Beğ mezâristânında defn olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a ·
metinde göster ·
… lünce bunların içinden halâs olamaz. Bir hizmete ta‘yîn edüp san‘at öğredüp kâr
etdirüp
harâmîlikden ol âdem müstağnî olur. Bunlardan mâ‘adâ gûnâ-gûn cümle ehl-i sanây …
Bu tâ’ifenin içine bir kanlı ve bir hırsız girse cümlesi baş kaldırup ol mücrimi hâkime vermezler. Ammâ ol mücrim dahi ölünce bunların içinden halâs olamaz. Bir hizmete ta‘yîn edüp san‘at öğredüp kâr etdirüp harâmîlikden ol âdem müstağnî olur. Bunlardan mâ‘adâ gûnâ-gûn cümle ehl-i sanâyi‘âtı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 126b ·
metinde göster ·
… ryâyı teferrüc ederken bu sayyâd-ı mâhî mahalline uğrayup gûnâ-gûn mâhîler sayd
etdirüp
ol mahalde niçe serv dırahtları vardır, ol servlerin sâyesinde tâze şikâr olunm …
Mâ-tekaddem leb-i deryâda bir balık dalyanı var imiş. Andan gayrı âsâr-ı binâ yok imiş. Selîm Şâh-ı Sânî, leb-i deryâyı teferrüc ederken bu sayyâd-ı mâhî mahalline uğrayup gûnâ-gûn mâhîler sayd etdirüp ol mahalde niçe serv dırahtları vardır, ol servlerin sâyesinde tâze şikâr olunmuş mâhîleri pişirdüp ayş [u] tarab edüp zevk [u] safâ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138a ·
metinde göster ·
… l‘asına varınca bin yedi yüz mîldir. {Ve İskender Karadeniz'i Akdeniz'e cereyân
etdirüp
kesdiği boğaz budur kim hâlâ kayalarda yerleri zâhir ü bâhirdir}.
Bu boğaz ağzından Karadeniz'in tûlu şimâl tarafından nihâyeti tâ Azak kal‘asına varınca bin yedi yüz mîldir. {Ve İskender Karadeniz'i Akdeniz'e cereyân etdirüp kesdiği boğaz budur kim hâlâ kayalarda yerleri zâhir ü bâhirdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138b ·
metinde göster ·
… nıza bî‘at aldığınıza göre her huddâmınızın isti‘dâdına göre bin bir gün hizmet
etdirüp
kâbil-i hitâb olup sâhib-i ayâr olanları lokma ve hırka tahsîli içün cihâz-ı fa …
"Yâ Ashâbî, sizler dahi taht-ı hükûmetinizde olan huddâmlarınıza bî‘at aldığınıza göre her huddâmınızın isti‘dâdına göre bin bir gün hizmet etdirüp kâbil-i hitâb olup sâhib-i ayâr olanları lokma ve hırka tahsîli içün cihâz-ı fakrı verüp irşâd edüp sâhib-i post edesiz. İlâ-mâşâ’allâh inkırâzü'd-devrân ümmetim ola" deyü hayır du‘â edüp gülbâng-i Muhammedî çekildi. Hâlâ cemî‘i ehl-i tarîk mâbeyninde gülbâng-i Muhammedî anlardan kaldı. Ammâ bu ehl-i tarîkatın ve ehl-i şerî‘atın kânûn [u] kâ‘ideleri ve su’âlleri vardır, ol su’âllerin cevâbına kâdir olmayan yolun erkânın pâk etmeyüp kâr [u] kesb etse kârı harâmdır. Merd-i meydân olan pîr-perver gerekdir. Hudâyî-perver olan enâyîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148b ·
metinde göster ·
… ne bir kubbe-i âlî ve atebe-i ulyâsı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm
etdirüp
bir zâviye ve türbedârlara vazîfe ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i …
Ba‘dehu Mehemmed Geray Hân kendüye türbe binâ etmeden ferâgat edüp üzerlerine bir kubbe-i âlî ve atebe-i ulyâsı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm etdirüp bir zâviye ve türbedârlara vazîfe ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i Mâlik Eşter Bâğçesarâyı'ndadır. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153b ·
metinde göster ·
… bûle geçmeyüp bin altunu Süleymân Hân'a haddeden tel çekdirüp beş yüz çubuk tel
etdirüp
beş yüz çubuk tel ile şehzâde Süleymân'ın pâyine iki kerre darb edüp bin deyene …
Bir kerre bu Kostanta Süleymân şehzâdeye elem-zede olup "Bin deyenek uram" deyü yemîn eder. Âhir Süleymân Hân vâlidesi Kostanta'ya bin altun verüp cürmün afv etmeği ricâ eder, ricâsı makbûle geçmeyüp bin altunu Süleymân Hân'a haddeden tel çekdirüp beş yüz çubuk tel etdirüp beş yüz çubuk tel ile şehzâde Süleymân'ın pâyine iki kerre darb edüp bin deyenek olmuş olup Şehzâde Süleymân âzâde olduğu meşhûr-ı âfâkdır. Hattâ hakîr ol pîr Kuyumcu Kostantın'ı bir kaç kerre görmek olmuş idi. Pâdişâhlara girüp nakl edüp cemî‘i tekâlifden berî bir deyrî ve diri koca kefere idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186a ·
metinde göster ·
… ir. Ammâ hakkâ ki ibret-nümâ bir kârdır. Kurşum ile sunparayı bir yerde imtizâc
etdirüp
müdevver kösre yapup berberler usturalarını anınla müczem ederler.
Esnâf-ı kurşum berber kösrecileri: Dükkân 10, neferât 25, pîrleri ma‘lûmum olmayup bir siğer ü fütüvvetde ve fütüvvetnâme-i kebîrde görmeyüp seyâhat etdüğimiz yerlede ziyâret dahi etmedik. Ammâ meşhûr ma‘rifet değildir. Allâhu a‘lem, sonradan îcâd bir ma‘rifetdir. Ammâ hakkâ ki ibret-nümâ bir kârdır. Kurşum ile sunparayı bir yerde imtizâc etdirüp müdevver kösre yapup berberler usturalarını anınla müczem ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189a ·
metinde göster ·
… dâne semmûrların içlerin pembe ile doldurup bir köşede ipler ile çeküp hareket
etdirüp
bu tarz ile geçüp giderler. 193b
Esnâf-ı semmûr kalpakcıyân: Dükkân 80, neferât 105, pîrleri nâ-ma‘lûm olup tâc-ı Âl-i Cingiziyân'dır. Bunlar dahi dükkânların semmûr kalpaklar ile zeyn edüp niçe dâne semmûrların içlerin pembe ile doldurup bir köşede ipler ile çeküp hareket etdirüp bu tarz ile geçüp giderler. 193b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a–193b ·
metinde göster ·
… klerinden ve kâse ve filcân sâzlarından Murâd Hân haz edüp huzûrunda vâfir fasl
etdirüp
akkâm ve meş‘alcibaşıya ihsân etdi.
Bu bâlâda tahrîr olunan on aded sâzende-i deblekciyân [ve] tablbâzân [ve] cağanabâzânlar cümle (---) aded neferât bir yere cem‘ olup sâz [u] sözleriyle bir hengâme ve fasl-ı azîm ederek ubûr ederler kim gûyâ kavm-i cemapur gelüp geçmededir. Ammâ bu ibret-nümâ sâzendegân-ı deblekciyânın Yemen debleğinden ve akkâm ve meş‘alciyânın makrafa debleklerinden ve kâse ve filcân sâzlarından Murâd Hân haz edüp huzûrunda vâfir fasl etdirüp akkâm ve meş‘alcibaşıya ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
ba‘dehu gelen esnâf ubûr edüp her esnâf alaylarıyla şeyhlerini ve nakîb ve keth …
Her esnâf monlâ kapusuna varup alayda arz-ı kâlâ etdikleri metâ‘ların cümle mollâya hedâyâ verüp ba‘zı eşyâların ol mahalde yağmâ etdirüp ba‘dehu gelen esnâf ubûr edüp her esnâf alaylarıyla şeyhlerini ve nakîb ve kethudâ ve du‘âcıları ve çavuşları ve ağalarını alaylarıyla şâdumânlıklar ederek hânelerine her esnâf ağaların koyup pâdişâha hayr du‘âlar edüp herkes hânelerine revâne olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215b ·
metinde göster ·
… ete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş
etdirüp
Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘ş …
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… n etmezmiş. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr içinden cereyân
etdirüp
hâlâ ferhâdî külünklerinin alâmeti şehrin cânib-i garbında kayaları peynir gibi …
Der-beyân-ı âsâr-ı ibret-nümâ imârât: Evvelâ zamân-ı Amalika'da bu şehrin vasatında bu nehr-i Tozanlı cereyân etmezmiş. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr içinden cereyân etdirüp hâlâ ferhâdî külünklerinin alâmeti şehrin cânib-i garbında kayaları peynir gibi kesüp şehre su getirüp cümle çeşmeleri ol kayalar tarafından gelir âsâr-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
azîm temâşâ olur. Ve şütürler cengi, bu dahi azîm teferrücdir. Ve câmûslar ceng …
Teferrücgâh-ı meydân-ı Çevgân: Bu arsagâhın ortasında eflâke ser çekmiş iki ar‘ar sütûnun birbirine kadayup tâ zirve-i a‘lâsında bir sîm tâs vaz‘ olunmuşdur. Her bâr Cum‘a günü cümle şâh nökerâtı ve hân nökerleri esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup ol meydân-ı Çevgân'da lu‘bede-bâzlık ederek mezkûr tasa cemî‘î kemândârânlar tîr bârân etdiklerinde cümle yârân-ı gam-hârân temâşâ ederler. Husûsan bu meydân-ı melâhatde nevrûz-ı Hârzemşâhî rûzunda muzlim künclerde kırk elli gün beslenmiş atları birbiriyle ceng etdirüp azîm temâşâ olur. Ve şütürler cengi, bu dahi azîm teferrücdir. Ve câmûslar cengi ve kûsfend cengi ve hımâr cengi ve kelb cengi ve horos cengi, bu hayvânâtların ol rûz-ı nevrûzda temâşâları olur kim diyâr-ı Acem'e mahsusdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b ·
metinde göster ·
… enî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri
etdirüp
bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mer …
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
… 304a⟧ edüp bu kal‘ada iskân etdirdi. Ba‘dehû kendüye bu türbe-i pür-envârı inşâ
etdirüp
Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Hazret-i Muhammed Şâm-ı Gazan: Zamân-ı kadîmde Âl-i Cengiziyân asrında bu mahal bâğ-ı İrem olup Şâm-ı cennet-meşâm gibi olup ve Şâm tarafı olmağıla bu mahalle Şâm derler imiş. Sene 694 târîhinde Muhammed Şâm-ı Gazan bu mahalde bir kal‘a-i metîn ve hısn-ı hasîn inşâ edüp ismine Şâm-ı Gazan dediler ve on bin ma‘dûd re‘âyâ vü berâyâyı tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf ve müsellem 304a edüp bu kal‘ada iskân etdirdi. Ba‘dehû kendüye bu türbe-i pür-envârı inşâ etdirüp Irâk-ı Acem'de ve Irâk-ı Arab'da ve Irâk-ı Dâdyân'da mühendisân [u] mi‘mârân ve berr [u] bihâr seyyâhân çeşm-i ibretler ile böyle bir ibret-nümâ-yı âlî binâ görmüş değildir. Hâlâ İslâmbol'da Galata kullesi-misâl eflâke ser çekmiş bir burc-ı Kahkahâ'dır, ammâ hakîr gördükde kapusu tarafının bir cânibi zelzeleden münhedim olup cümle seng-i cibzi pâymâl-ı rimâl olup yatardı. Vâcibü's-seyr bir binâ-yı azîm ve ziyâret-i kadîmdir. Hamd-i Hudâ, Hân ile girüp ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtîha-i şerîf tilâvet etdik. Kabr-i münevveresinin mermer sandûkasında böyle tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 303b–304a ·
metinde göster ·
… İbrâhîm vâkı‘asında kendüyi bir hımâr vat’ etdüğünü dedesi Şeyh Safî'ye ta‘bîr
etdirüp
Şeyh Safî "Yâ İbrâhîm! İrân-ı zemînde ulu pâdişâh olursun" deyü ta‘bîr edüp ibt …
Şeyh Safî sâhib-i hurûc olup memâlik-i Acem'e kutbiyyet ile hükm-i hükûmet etdi. Andan oğlu Şeyh Haydar halîfe oldu. Anın oğlu eş-Şeyh İbrâhîm vâkı‘asında kendüyi bir hımâr vat’ etdüğünü dedesi Şeyh Safî'ye ta‘bîr etdirüp Şeyh Safî "Yâ İbrâhîm! İrân-ı zemînde ulu pâdişâh olursun" deyü ta‘bîr edüp ibtidâ Şeyh İbrâhîm sikke ve hutbe sâhibi olmuşdur. Ammâ ceddi Şeyh Safî ve babası Şeyh Haydar sikke ve hutbe sâhibi olmamışlar idi. Şeyh Safî'den Şâh Abbâs-ı Evvel'e gelince sikke sâhibi beş şâh idi ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306b ·
metinde göster ·
… gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt
etdirüp
bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya ha …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
Lâdik gölüne rîzân olur ve bir teferrücgâh dahi ayn-ı Akpınarbaşı'dır. Âb-ı hay …
Evsâf-ı mesîregâh-ı Lâdik: Evvelâ şehir içinden 345b cereyân eden Ballıkaya suyunun başı bir mesîregâhdır. Şehrin cânib-i kıblesi tarafındadır. Ve bir mesîregâh dahi şehrin taraf-ı şarkîsinde Firenk Gözü demek ile meşhûr-ı âfâk bir uyûn-ı berrâk bir nehr-i revândır. Hüseyin Paşa bu uyûn-ı câriye üzre bir teferrücgâh içün bir kasr-ı Havernak edüp cemî‘î ehl-i dilân-ı âlüfte ve âşüftegân anda zevk u safâ edüp bu uyûndan üç taş çıkaramazlar. Mâh-ı temmûzda tâ bu mertebe bürûdet üzre aynü'l-hayât-misâl bir ayn-ı zülâldir. Ballısu ve Firenk bınarı şehrin içinden cereyân edüp niçe sarâyları ve hân [ve] hammâm ve cevâmi‘leri ve niçe yüz hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğçeleri reyy edüp şehr içinde niçe âsiyâb-ı dakîkleri deverân etdirüp Lâdik gölüne rîzân olur ve bir teferrücgâh dahi ayn-ı Akpınarbaşı'dır. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir mâ’-i bâriddir. Lâkin şehre gelmeyüp şehir hâricinde bâğçeler ve mezâri‘âtları saky eder. Bu uyûn-ı câriyenin başı, şehrin cânib-i şimâli tarafındaki kûh-ı bülendlerden tulû‘ edüp Lâdik buhayresinde gurûb eder. Ve Lâdik kal‘asının garb tarafında Manastır nâm bir teferrücgâh vardır. Gûyâ İreme zâtü'l-imâd bir çemenzâr-ı ferah-âbâd yerdir. Bu mahalden cereyân eden mâ’-i zülâle nehr-i Ramcı derler. Bir şarâb-ı tahûrdur kim Ma‘arra suyundan lezîzdir. Bu uyûn cereyân ederek kal‘a altında iki fırka olur. Bir bölüğü ziyâret-i Hıdırlık'dan aşağı Kova mahallesi bâğçeleri içre cereyân eder. Ve bir fırkası şehir a‘yân [u] eşrâfının huccâc-ı müslimîn istikbâline çıkdıkları Balı Dede Sultân hazretleri ziyâretgâhı mesîresinde Kozlu bâğlarından aşağı cereyân edüp Lâdik halîcine mahlût olur. Bu şehr-i Lâdik'in etrâfında niçe uyûn-ı câriyeleri vardır, ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a–345b ·
metinde göster ·
… şehrinde sar‘a dutup kaldı. Bizler anı geçüp Murtazâ Paşa'ya yetişüp gerü avdet
etdirüp
Diyârbekir'de Bezikîoğlu evinde matra içinden hatt-ı şerîfleri çıkarup katl etd …
mazmûnu üzre ülü'l-emre itâ‘at edüp her ne fermân-ı şehriyârî sâdır olursa anı işleriz. Lâkin sultânımın havfinden bir hatt-ı şerîf ve emr-i şerîfleri der-i devletde kurşum zarf içine koyup matra içre hıfz edüp üstüne su koyup eğer kaşında asmışdık. Anınçün bulamadınız ve bizleri dörd gün haps edüp ileri, Murtazâ Paşa'yı âgâh etmekiçün ulak göndermişdiniz. Hikmet-i Hudâ ulağınız Nusaybin şehrinde sar‘a dutup kaldı. Bizler anı geçüp Murtazâ Paşa'ya yetişüp gerü avdet etdirüp Diyârbekir'de Bezikîoğlu evinde matra içinden hatt-ı şerîfleri çıkarup katl etdük. İşte başı mahkemededir, fermân senindir. Ammâ devletli vezîr çok ihsânını gördüm. Sen de yakın zamânda gâfil olma. Başına bir tedârik gör, ve's-selâm" deyüp zemîn bûs etdiler. Paşa, Murâd Haseki'nin hak cevâbından hazz edüp bir kîse guruş verüp "Alın merhûmun başını, başınızla elimden halâs olun, yıkılup gidin. Allah belânız versin. Şûm bedbaht mel‘ûnlar" deyü bunları reddidüp "Ay, vay Murtazâ Paşa, ay vay" deyü bükâ-âlûd oldu. Ammâ kendi hâline bükâ ederdi. Hemân ol gün etrâf vilâyetlere ağavâtların gönderüp sekbân ve sarıca askeri cem‘ etmeğe mâllar bezl etmeğe başlayup çâşnigîrbaşıyı Varvar Alî Paşa'ya muhabbetnâmelerle gönderdi. Hakîri Köprü şehrinde Köprülü Mehemmed Paşa'ya ve Hacı Yûsuf Ağa'ya gönderdi. Ol asırda Abaza Hasan Ağa Azaz ve Kilis ağası olmağıla Kilis'de idi, mektûb-ı muhabbet-üslûblar alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348a ·
metinde göster ·
… isteyen, ata, dona ve silâhına kâdir olan yiğitler gelsin" deyü dellâller nidâ
etdirüp
şehri seyr [ü] temâşâsına başladık. Evvelâ bu şehr-i Köprü Deşan dağının dâmeni …
Hacı Yûsuf Ağa hânesinde mihmân olup Köprülü Mehemmed Paşa'ya ve sâ’ir a‘yâna mektûb-ı muhabbet-üslûblarımız verüp me’mûr olduğumuz bölükbaşılar cem‘ine mukayyed olup şehr içre "At ve don ve mâl u menâl isteyen, ata, dona ve silâhına kâdir olan yiğitler gelsin" deyü dellâller nidâ etdirüp şehri seyr [ü] temâşâsına başladık. Evvelâ bu şehr-i Köprü Deşan dağının dâmeninde bir dereli ve depeli yerde iki cânibinden nehirler cereyân eder. Bir mahalde şekl-i murabba‘ taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Bir nehrine Boğazköy suyu derler, şehrin dibinden cereyân eder. Ve bir nehri şehrden bir sâ‘at ba‘îd nehr-i Istavloz derler. Şehr-i Köprü bu iki nehrin ortasındadır. Bu nehirler taşdığı mahal, Köpr[ü] sahrâsın gark eder. Bu nehirler Deşan dağından gelüp nehr-i Istavloz'dan ağaç cisr-i azîmden ubûr olunduğiyçün şehr-i Köprü derler. Gâyet musanna‘ çam direklerden cisr-i garîbdir. Amâlika asrında bu şehre Şındır kal‘ası derlerdi. Lisân-ı Amâlika'da şınd yine köprüye derler. Cisri, Hazret-i Risâlet mütevellid oldukda münhedim olup sonra haşebden binâ etmişlerdir. Ba‘dehû bu cisrden ubûr eden iki nehir Köprü şehrinden aşağı cereyân ederek Çeltiklik nâm mahalde nehr-i azîm Bafra'ya rîzân olur. Ve bu kal‘anın ibtidâ bânisi Amâlika meliklerinin binâsıdır. Andan Tarabefzûn tekürı destinden Âl-i Dânişmendî'den Melik Gâzî feth edüp andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân muhâsara ile Koca kal‘asın feth edüp bu Şindir kal‘ası, ya‘nî Köprü kal‘ası emân ile feth olup hâlâ Amasiyye hâki hükmünde nısfı ze‘âmetdir ve nısfı Tokat hâkimi subaşılığıdır. Cümle cürm [ü] cinâyeti ve salb [u] siyâseti anın tasarrufundadır ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348a ·
metinde göster ·