… evlî olması mukarrerdir" deyü pâdişâha i‘lâm edüp Alî Kuşcu'yı rasaddan ferâgat
etdirirler
. Hâlâ ol kuyuyu Sultân Murâd-ı Râbi‘ doldurmak içün Müftî Yahyâ Efendi'ye bî-nu …
"Bu rasad kankı diyârda binâ olunursa ol şehre yağı müstevlî olması mukarrerdir" deyü pâdişâha i‘lâm edüp Alî Kuşcu'yı rasaddan ferâgat etdirirler. Hâlâ ol kuyuyu Sultân Murâd-ı Râbi‘ doldurmak içün Müftî Yahyâ Efendi'ye bî-nukat,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 133a ·
metinde göster ·
Ve dahi dükkânlarında niçe gûne beyâz Ramazân pideleri ve somunlar ve lavaşa yufka ekmekler edüp mezkûr büyük ekmeklerin bir kaçın Alayköşkü dibinde pâdişâh huzûrunda yağmâ etdirirler. Zîrâ İslâmbol monlâsı hânesine varınca mesâfe-i ba‘îde olmağile götürmesi müşkildir. Bir kaç büyük ekmekleri dahi İslâmbol mollâsı hânesinde yağmâ etdirirler. Zîrâ cümle alay anda nihâyet bulup târumâr olup her esnâf ağaları ve şeyhlerin yine alay ile hânesine getirüp herkes hânelerine gider. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… ürmesi müşkildir. Bir kaç büyük ekmekleri dahi İslâmbol mollâsı hânesinde yağmâ
etdirirler
. Zîrâ cümle alay anda nihâyet bulup târumâr olup her esnâf ağaları ve şeyhlerin …
Ve dahi dükkânlarında niçe gûne beyâz Ramazân pideleri ve somunlar ve lavaşa yufka ekmekler edüp mezkûr büyük ekmeklerin bir kaçın Alayköşkü dibinde pâdişâh huzûrunda yağmâ etdirirler. Zîrâ İslâmbol monlâsı hânesine varınca mesâfe-i ba‘îde olmağile götürmesi müşkildir. Bir kaç büyük ekmekleri dahi İslâmbol mollâsı hânesinde yağmâ etdirirler. Zîrâ cümle alay anda nihâyet bulup târumâr olup her esnâf ağaları ve şeyhlerin yine alay ile hânesine getirüp herkes hânelerine gider. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset
etdirirler
. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış d …
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
… şikâr edüp âyende vü revende huccâc-ı müslimîni ve tüccâr-ı berr ü bihârı ubûr
etdirirler
. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye fetâ server-i hünerverleri vardır. B …
Ve cemî‘i tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem re‘âyâlardır kim cümle sekiz bin âdem tahrîr olunmuşdur. Zâbıt [u] râbıtları on altı kethüdâlık ta‘bîr olunur hîn-i mahalde korsan kâfirlerinin ve dağ harâmîlerinin haşerâtları yola bile inseler fi'l-hâl bu şehir halkının şehbâzları cânib-i garba Kurdkulağı'na ve cânib-i kıbleye Belen ve Bakras yollarına pür-silâh olup elbette harâmîleri şikâr edüp âyende vü revende huccâc-ı müslimîni ve tüccâr-ı berr ü bihârı ubûr etdirirler. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye fetâ server-i hünerverleri vardır. Bu şecâ‘atlerine göre gâyet mutî‘ kavmi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… et bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr
etdirirler
. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… tmeğe mâyillerdir. Her câmi‘ ve sarây ve imâretleri ol kadar metîn ve müstahsen
etdirirler
kim hâne-i bî-minnetlerine ve cevâmi‘-i latîflerine âdem girse hayrân olur.
Evvelâ bu şehr-i hoş-havânın her tarafda cânib-i erba‘asında olan hadîka-i bostânlar ve bâğ-ı gülistânlar içre cârî âb-ı revânları var kim her bir enhâr-ı zülâlin sâhilinde İremezâtü'l-imâd misilli ravza-i Rıdvânlarda bülbüllerin nâliş [ü] efgân-ı hoş-nevâhânlığı âdeme rûh-efzâ safâ verir ve cemî‘i fevâkihâtları eyle 25a ter ü tâze ve âbdârdır kim sâ’ir büleydelere meyve-i gûnâ-gûnlarından hedâyâ götürürler. Henüz letâfet ve halâveti bâkî olup birkaç günde lezzetine tagayyür gelmeyüp yine halâveti bâkîdir. Ve her bâğda birer gûne kasr ve havz ve fıskıyye vü fevvâreler ile ârâste ve eşcâr-ı gûnâ-gûnlar ile pîrâste olup cemî‘i halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk muhibb-i garîbü'd-diyâr kimesnelerdir kim gıll [u] gışdan berî ve her şeyden ârî deryâ-dil halûk ve halîm ü selîm âdemlerdir. Herkese hüsn-i zan edüp ekseriyyâ bâzergân olduklarından herkes ile hüsn-i ülfet ederler. Ve hayrât u hasenât ve imârât binâ etmeğe mâyillerdir. Her câmi‘ ve sarây ve imâretleri ol kadar metîn ve müstahsen etdirirler kim hâne-i bî-minnetlerine ve cevâmi‘-i latîflerine âdem girse hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24b–25a ·
metinde göster ·
… er. Eğer on gûne helvâ ve hoşâbdan biri eksik olsa yine ol âdeme tekrâr ziyâfet
etdirirler
. Tâ bu mertebe ganîmet ve ayş u tarab yeri bir şehr-i ma‘mûrdur.
Bu eyyâmlarda cemî‘i Belgrad halkı sobalı odalarında birbirine kırkar ellişer sahan ta‘âm ve onar gûne hulviyyât ve zülbiyyât ve onar elvân hoşâblar ile ziyâfet-i azîmler edüp birbirlerine gürûh gürûh varup gelüp ayş [u] işretler ederler. Eğer on gûne helvâ ve hoşâbdan biri eksik olsa yine ol âdeme tekrâr ziyâfet etdirirler. Tâ bu mertebe ganîmet ve ayş u tarab yeri bir şehr-i ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 116a ·
metinde göster ·
… b getirüp bunda haps edüp her sabâh esîrleri kemendler ile taşra çıkarup hidmet
etdirirler
.
İki kârgîr kulleli bir taş binâ ve bir sûr-ı ra‘nâdır kim handakı içinden su çıkar. Bir asma cisirli ancak bir sa‘b ve metîn kapusu var. Bu kapunun iç yüzünde çâh-ı cahîmden nişân verir bir zindân-ı siccîni var. Bu şehirde olan üsârâları herkes her şeb getirüp bunda haps edüp her sabâh esîrleri kemendler ile taşra çıkarup hidmet etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120b ·
metinde göster ·
. Eyle üstâd-ı kâmil cündî silâhşör olup kırk adım yerde üç silâh icrâ edüp nişâ …
Seyyid değildir, Seydî'dir, zîrâ kendisi Abaza ve Çerkes mâbeyninde dağlar içre Sadşe kavmi derler bir kabîlenin fetâlarındandır. Köyüne varmak bu hakîre müyesser olmuşdur. Öyle bir bahâdır ve şecî‘ kavimdirler kim Abaza'yı ve Çerkez'i esîr edüp her bâr anlar ile ceng ederler. Abaza lisânın ve Çerkez lisânın fasîh bilirler. Tâ Dağıstân'a ve Kumugıstân'a ve Lezgistân'a ve Megrelistân'a varınca bu Seydî Ahmed Paşa kabîlesi hırsızlığa gidüp ganîmet gelirler. Hikmet-i Hudâ Seydî Ahmed Paşa tâze yiğit iken Abaza kavmine esîr düşüp İslâmbol'a getirüp andan Mısır'a götürüp (---)(---) zâde efendi bâzâr-ı gılmânda Seydî'yi alup silâhşörlük ta‘lîm etdirirler. Eyle üstâd-ı kâmil cündî silâhşör olup kırk adım yerde üç silâh icrâ edüp nişân urup Mısır cündîlerinin fetâlarına Seydî derler. Bu dahi Seydî nâmıyla iştihâr bulup Sultân (---) Hân Mısır'dan cirid-endâz gulâmlar istedikde bu Seydî'yi dahi Der-i Devlet'e gönderüp Harem-i Hâs'da neşv ü nemâ bulup Hâsoda'da cirid ile bir musâhib-i şehriyârîyi şehîd edüp, andan firâr edüp ba‘dehû ricâ ile kendüye Erzurûm eyâletinde Tortum sancağı ihsân olup, anda Gürcistân ve Megrelistân tarafların kurudup (...) niçe sergüzeşt [ü] serencâmları vardır. Mısır'da neşv [ü] nemâ bulduğundan Seydî derler, ammâ seyyid değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187a ·
metinde göster ·
… blerine ve kâtilleri cellâdlara teslîm edüp cellâdlar da kâtilleri teslîm-i rûh
etdirirler
. Cemî‘i serhadlerin sicinlerinde Budin sicni gibi amîk ve muzlim ve seccânları …
Ve bu iç kal‘anın iki kapusu arasında çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cümle kanlıları ve cümle şehir a‘yânlarının üsârâların bunda haps ederler. Her sabâh yine lâzım olan üsârâları ve salb u katl olunacak kâtil ve harâmîleri kemend ve dollâblar ile sicinden çeküp esîrleri sâhiblerine ve kâtilleri cellâdlara teslîm edüp cellâdlar da kâtilleri teslîm-i rûh etdirirler. Cemî‘i serhadlerin sicinlerinde Budin sicni gibi amîk ve muzlim ve seccânları gibi zâlim ve gaddâr ve bî-rahm ve bî-amân kâtı‘u'r-rahm zindânbânlar yokdur. Ve cümle paşa cellâdları da bunda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… nın niçe yüz esîrlerin bunda haps edüp yine sabâh sabâh çıkarup esîrlere hidmet
etdirirler
. Ammâ bu iç kal‘anın ve taşra üç kat kal‘anın handakları yokdur. Cümle batak iç …
Ve bu iç kal‘a kapusu cânib-i yıldıza nâzır olup kapuya kırk ayak ağaç nerdübân ile çıkılup hîn-i cengde nerdübânları iç kal‘aya çeküp kal‘aya bir tarafdan varılmaz. Ve bu kapunun arası iki kapudur. İki kapu mâbeyninde çâh-ı cahîmden nişân verir bir zindânı var kim her şeb cümle şehir a‘yânının niçe yüz esîrlerin bunda haps edüp yine sabâh sabâh çıkarup esîrlere hidmet etdirirler. Ammâ bu iç kal‘anın ve taşra üç kat kal‘anın handakları yokdur. Cümle batak içindedir. 83b Ancak taşra büyük varoşunun garb tarafındaki orta kapusunda sehel yerde handakı üzre haşeb cisrden geçilir. Ol handakda dahi Kiriş nehri cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83a–83b ·
metinde göster ·
… erler. Gayri kimesneler bir karış bir semeke sayd etseler hâkime götürüp tecrîm
etdirirler
.
Kayık ile beş on aded yârânlar varup temâşâlar etdik. Dörd mîl ihâta eder bir ma‘mûr atadır. İçinde aslâ müselmân olmadığından Kâfir adası derler. Gâyet mükellef kefere evleri var. Cümle kefereleri sayyâd-ı mâhîlerdir. Ellerinde Ebü'l-feth'den berü hatt-ı şerîfleri olup niçe kerre yüz bin guruşluk mâhîler sayd edüp fürûht ederler. Gayri kimesneler bir karış bir semeke sayd etseler hâkime götürüp tecrîm etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 349b ·
metinde göster ·
. Ve bu varoş-ı azîm potatlarının defterleri üzre bu şehir kâmil yetmiş bin ocak …
Ve bu şehrin cemî‘i sokakları serâpâ kaldırım döşelidir. Ammâ bir diyârda bu gûne çâr-kûşe çakmak kayası taşdan hurde kaldırım mânzurumuz olmamışdır. Meğer Alman diyârında Prak şehrinde ola. Her bâr potatlar bu kaldırımları tathîr etdirüp hâr [u] hâşâkden bir zerre komayup şehr-i Sakız'ı pâk etdirirler. Ve bu varoş-ı azîm potatlarının defterleri üzre bu şehir kâmil yetmiş bin ocaklı odalardır. Ve beş kerre yüz bin pençeredir ve dörd bin şâhrâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y59a ·
metinde göster ·
Her kâşife yedişer bölükden yüzer âdem verüp kâşif dahi beş altı yüz sekbân ve cündîler besleyüp vilâyetinden mâl-ı pâdişâhî tahsîl edüp tült-i evvel tült-i sânî ve tült-i sâlis ve seyfî ve şitfî mâlların bu kadar askerle cem‘ edüp kul mevâcibine ve pâdişâh hazînesine verirler. Ve bu kâşifler ile vilâyet vilâyet gezen yedi bölük halkına pâdişâh kîsesinden beşer yüz ve altışar yüz ve biner guruş avâyidleri vardır. Çorbacıları beşer Mısrî kîseye kanâ‘at etmeyüp kâşifin zincîrinden bâ‘zı mücrimleri ıtlâk etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y58a ·
metinde göster ·
… smı dahi varup bir za‘îf kavil ile ol dahi bir fetvâ alup elbette ikisi de hükm
etdirirler
.
Ve kânûn-ı kadîm-i Mısır'da mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmları vardır. Zamânımızda Girid cezîresi serdârı Gâzî Deli Hüseyin Paşa'nın katliyçün fetvâ vermeyen Boluvî Mustafâ Efendi, Köpürlü Mehemmed Paşa'ya fetvâ vermedüğiyçün Mısır'a nefy eyleyüp ber-vech-i arpalık Cîze kazâsı sadaka olunup Hanefî şeyhülislâmı idi. Ammâ fetvâsına kimse muhtâc değil idi, zîrâ hâceti olan câmi‘-i Ezher'e varup bir ulemâya iki üç mankır verüp murâd [u] maksûdu üzre bir fetvâ-yı şerîf alır. Hasmı dahi varup bir za‘îf kavil ile ol dahi bir fetvâ alup elbette ikisi de hükm etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y68b ·
metinde göster ·
… ehâ üzre bir su peydâ etmek gerek, deyü meşveret edüp re’y-i tedbîri anda karâr
etdirirler
kim;
İbtidâ Salâhaddîn Yûsuf bu iç kal‘ayı binâ etdikde bunda sâkin olanlara su lâzımdır, deyü cemî‘i mühendisleri ve cümle kûhkenleri cem‘ edüp bu cebel-i müntehâ üzre bir su peydâ etmek gerek, deyü meşveret edüp re’y-i tedbîri anda karâr etdirirler kim;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y84b ·
metinde göster ·
… îfe yüzlerin sürüp du‘â vü senâ olup ale't-tertîb paşa huzûrundan cümlesin ubûr
etdirirler
.
Andan bunların yanları sıra askerî tâ’ifesi gider kim bir kimesne zarar etmeye. Bu tertîb üzre zeyn edüp Kara Meydânı'na paşanın huzûruna götürüp manzûrları oldukda kisve-i şerîfe yüzlerin sürüp du‘â vü senâ olup ale't-tertîb paşa huzûrundan cümlesin ubûr etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y198a ·
metinde göster ·
… ağlar ile ve münakkaş mahâfe ve sandûka ve havuchâneler ile tezyîn olup deverân
etdirirler
. Ve taraf taraf tabl u nakâre ve nefîr ü kudüm ve kösler döğülüp (---)(---) (- …
Andan vakt-ı seherde cümle erbâb-ı dîvân ve ümerâ-yı Çerâkese ve mîrimîrân ve cümle emîrân gelüp paşanın çetr-i mülemmâ‘ı içre sandaliyyelerde karâr ederler. Ve cümle hacca me’mûr olunan çorbacılar ve serdârlar ve çavuşlar ve bayrakdârlar ve teberdârlar ve kılıcdârlar ve a‘yân u eşrâflar ve sahâbe sakkâbaşıları müsellah u müzeyyen ponçaklı ejder-i heft-ser-misâl tâvûsî develer serlerin keşîde kılup hicâzî heccânlar ile Kara Meydân fezâsı mâl-â-mâl benî âdem ve devâbât olup develeri gezdirirler. Ve her devede elli altmış hurde münakkaş bayraklar ile ve gûnâ-gûn sancağ u bayrağlar ile ve münakkaş mahâfe ve sandûka ve havuchâneler ile tezyîn olup deverân etdirirler. Ve taraf taraf tabl u nakâre ve nefîr ü kudüm ve kösler döğülüp (---)(---)(---) Kara Meydân kara donun çıkarup sürûr [u] şâdumân donun geyüp müzeyyen olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y199b ·
metinde göster ·
… -i Resûlullâh'ı deve üzre ve mahmel-i şerîfi dahi deve üzre ol meydânda deverân
etdirirler
. Andan paşaya,
Andan alay topların meydân-ı mahabbete getirüp bir hırmen cirminde meydân edüp alem-i Resûlullâh'ı deve üzre ve mahmel-i şerîfi dahi deve üzre ol meydânda deverân etdirirler. Andan paşaya,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y200a ·
metinde göster ·
… 'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın bir dalın sokup cimâ‘
etdirirler
. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir. Eğer böyle cimâ‘ etdi …
Her sene diyâr-ı Mısır'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın bir dalın sokup cimâ‘ etdirirler. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir. Eğer böyle cimâ‘ etdirmeseler hûrmâ vermez. Ve hûrmâ ağacı ayda bir hayız görür. Âdem gibi beynisi vardır, anı kat‘ etsen hûrmâ kurur, ammâ gayrı dalların kessen dahi serâmed olur. Ve hûrmâ beynisine kalbü'l-belah derler, gâyet lezîz ve mukavvîdir. Mısır'da cimâ‘dan kalmış âdemler isti‘mâl edüp ol gece ehlini hayli müsta‘mel edüp bîzâr eder. Bir gûne beyâz katı peynir gibi süd lezzetinde bir gûne lezîz şeydir. Nahl-i hûrmânın tâ depesindeki dalları içindeki iliflerin mâbeyninde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·
… ahâlî-i mahalle hastanın hâl hâtırın her bâr hedâyâlar ile su’âl edüp vasıyyet
etdirirler
. Merhûm olduğu dem beytü'l-mâl emînine haber edüp techîz [ü] tekfînin hâzır edü …
Bir âdem Mısır'da hasta-hâl olsa cümle ahâlî-i mahalle hastanın hâl hâtırın her bâr hedâyâlar ile su’âl edüp vasıyyet etdirirler. Merhûm olduğu dem beytü'l-mâl emînine haber edüp techîz [ü] tekfînin hâzır edüp cümle ahâlî-i mahalle kapusu önüne gelüp tevhîd [ü] tezkîr ile gasl edüp kânûn üzre cânib-i erba‘ası parmaklı yâhûd Rûm tarzı tâbûtun içine koyup gül gülâb u reyhân ile zeyn edüp cemî‘i ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân alem ü sarâfları [bayrakları] ile tevhîd [ü] tezkîr ederek cenâzeyi câmi‘-i Ezher içine koyup cemâ‘at-ı kesîre ile namâzın kılup andan Karâfe'ye götürürler. Yâhûd Rûmeli meydânına Zâviyetü'l-Cenâze ya‘nî Sebîlü'l-Mü’minîn nâm mahalde namâzın kılup İmâm Şâfi‘î'ye yâhûd on iki karâfenin birine götürürler. Ammâ efdal karâfe cebel-i Cûşî dâmeninde Hazret-i Yûsuf karındaşı İbn Yâmen yâhûd Şeyh Ukbe yanlarına defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y245b ·
metinde göster ·
Ve yine bu kubbenin içinde garb cânibinde bu âsitâneyi inşâ eden sâhibü'l-hayrât ve'l-hasenât Sultân Muhammedü'l-Kürdî ve vâlidesi Sitti şemse Melike medfûnlardır. Ve bâb-ı sa‘âdetinde yetmiş seksen huddâmları dâ‘imâ hâzırdırlar, delâlet edüp ziyâret etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y263b ·
metinde göster ·
… irkaç züvvâr geçse ol sarkan zenbîlleri hâneler içinden sıbyân u nisvân hareket
etdirirler
, ya‘nî sadaka isterler. Sâhib-i hayrât olan kimesneler ol zenbîllere birer para …
Ve bu İmâm eş-şâfi‘î âsitânesi başka bir mahalledir, iki bin âdem sâkindir. Kat-ender-kat altı yüz hânedir. Her hânenin pençerelerinden niçe yüz küçük zenbîller sarkmışdır. Birkaç züvvâr geçse ol sarkan zenbîlleri hâneler içinden sıbyân u nisvân hareket etdirirler, ya‘nî sadaka isterler. Sâhib-i hayrât olan kimesneler ol zenbîllere birer para veyâhûd birer mankır veyâ bir nân-pâre kor. Anlar dahi zenbîlleri hânelerine çeküp hayır du‘â ederler. Elbette de’bleri budur. Ve tarîk-i âmında fukarâ-yı sâ’iller mâl-â-mâldir, anlara dahi tasadduk ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y263b ·
metinde göster ·