… u’âl edeler. Su’âle cevâb verdi ise ve kendü ihtirâ‘ından bir musanna‘ şey binâ
etdiyse
yâhûd evrâd [u] ezkârında ve yâhûd ilm-i hıfzda ibn Kesîr ve Seb‘a ve Aşere ve …
Ammâ erkân-ı Resûlullâh budur ki 149a bir kimesne tarîkinde sâhib-i ayâr oldukda cemî‘i pîrler bir yere gelüp cüz’î ve küllî ne ise lokma-yı rızâ yenilüp irşâd olacak ferzend-i şâkirdi meydân-ı mahabbetde huzzâr-ı meclis huzûrunda yolun, erkânın su’âl edeler. Su’âle cevâb verdi ise ve kendü ihtirâ‘ından bir musanna‘ şey binâ etdiyse yâhûd evrâd [u] ezkârında ve yâhûd ilm-i hıfzda ibn Kesîr ve Seb‘a ve Aşere ve Takrîb kırâ’atlerin tekmîl edüp cârî hâfız olduysa ve'l-hâsıl her ne tarîk ve ma‘rifet [u] sanâyi‘de fünûn-ı şettâ sâhibi olup tekmîl-i mâdde etdi ise ana cümle ihtiyârlar sâhib-i post olmağa revâ göreler. Ve illâ nâ-kâmil ise cümle pîrler hak söyleyüp erenlerin bin bir gününe dahi hidmet-i tâm edüp tek-i pû ile pûte-i kalda puhte olup hâlis ayârlık ile ehl-i hâl olup nâ-puhte iken sûhte olup revâne ola. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148b–149a ·
metinde göster ·
Mukallid Kara Mehemmed: Karadeniz Boğazı'nda Büyükdere'de sâkin başka bir gûne hâl sâhibi pehlivândır. Benî âdem taklîd etmeğe me’mûr değildir, illâ Cenâb-ı izzet edîm-i arzda ne kadar mahlûk [u] haşerât halk etdiyse kediyle köpeğin, kediyle sıçanın, gelincik ile sıçanın birbirleriyle evzâ‘ [u] etvârların ve kec-nigâhların ve sît [ü] sadâların kaçan taklîd etse Sübhâne'l-Hallâk ve bir mahalle köpeği bir mahalle köpeğiyle ceng etse ve horos horos ile at at ile deve erba‘înde kükreyüp deve ile el-hâsıl her mahlûk hasm-ı kavîsiyle nice mu‘âmele ve nice ceng ederler ve nice kişnerler ve horos ve kaz ve turna ve gurâb ve ördek ve karatavuk ve sarıasma ve serçe ve bülbül ve gayrı gûne tâ’irlerin savt-ı hazînleriyle sadâ verdikde kerrâtile yanına bülbül ve karatavuk gelüp hasmâne ötüşmüşlerdir. Bir garîb ü acîb musallî âdemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212a ·
metinde göster ·
… âk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk
etdiyse
hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine hu …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… ince sene 6750 olmuşdur ve eğer ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûh bu Kûfe câmi‘in binâ
etdiyse
be-kavl-i Muhammed b. İshak, Hazret-i Nûh'dan vilâdet-i Resûl'e gelince sene 44 …
Be-kavl-i müverrihîn eğer ibtidâ Hazret-i Âdem binâ etdi ise Hazret-i Âdem'den Hicret-i Fahr-i Âlem'e gelince sene 6750 olmuşdur ve eğer ba‘de't-Tûfân Hazret-i Nûh bu Kûfe câmi‘in binâ etdiyse be-kavl-i Muhammed b. İshak, Hazret-i Nûh'dan vilâdet-i Resûl'e gelince sene 4490 olmuşdur. Bu câmi‘-i Kûfe binâ olunalı vilâdet-i Resûl'den de bu câmi‘i temâşâ etdiğimiz mahalle dek kâmil bin yüz yigirmi sekiz sene olmuşdur. Zîrâ temâşâ etdiğimiz mahal, Murtezâ Paşa sene 1065 târîhinde vâlî-i Irâk idi, 63 yaşında iken de Hazret-i Risâlet-penâh mu‘ammer oldu. Ol hisâb üzre Kûfe câmi‘in Hazret-i Nûh binâsından vilâdet-i Resûl'e gelince, andan şimdi temâşâ etdiğimiz bin altmış beş târîhine gelince cümle beş bin altı yüz on sekiz sene olmuş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357a ·
metinde göster ·
… bret içün koşuma koyup tâ Uyvar'a getirüp pirinç ile zerde edüp her kim tenâvül
etdiyse
,
Bu Fiyameng diyârına mahsûs bir nebâtâtdır, ammâ aslı Yenidünyâ'dan gelmişdir, zîrâ bu Filimenk diyârının cânib-i garbîsinde Bahr-i Muhît içr[e] iki yüz mîl ba‘îdde cezîre-i İngilis'dir. Sekiz bin mîl ihâta eder bir cezîre-i kebîrdir. Bu cezîrenin cânib-i garbîsinde Bahr-i Muhît'den öte Bahr-i Magalyan'dır andan öte dörd bin mîlde "Fütihatâ" lafzı târîhinde bulunan Yenidünyâ'dır kim Eskidünyâ'da iskelesi Dış Fransa ve İsfaç ve Donkarkız ve Danimarka ve Loncat ve Filimenk'in Amıstırdam şehirleri Yenidünyâ iskeleleri olmağile bu mezkûr lahanayı Yenidünyâ'dan getirüp Filimenk diyârında henüz hâsıl olmuş ismine hunza derler. Hattâ bu lahanadan ibret içün koşuma koyup tâ Uyvar'a getirüp pirinç ile zerde edüp her kim tenâvül etdiyse,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b ·
metinde göster ·
Hemân cümle asker esîrler yanında mu‘temed âdemler koyup cümlemiz ileriye topdan at sıçradup gitmek murâd edindiğimizde ihtiyârlar cümlemizi gerüye dönderüp at başı berâber âmâde olarak esîrleri cümle ortaya alarak ileri varınca anı gördük, bizim çarkacılarımız bizim üstümüze geldiklerinde "Bire ne durursuz" dediklerinde hemân küffâr bizim askerimiz üzre at bırağup iki asker birbirimize kavuşup küffâr-ı hâksâr bir hov edüp bir yaylım kurşum urup hamd-i Hudâ az âdemimiz mecrûh olup kâmil iki sâ‘at germâ-germ ceng-âşûb edüp her ne kadar küffâr hamle etdiyse hamlesinde hatâ edüp küffâra yedi kerre hamleler etdükde küffâr demet demet olup hâk-i mezellete düşerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5b ·
metinde göster ·
… n ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı Kibriyâ bu edîm-i arzda ne halk
etdiyse
zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ Yenidünyâ mahlûkları dahi bî …
Ve bir tarafında dahi eğer berrî ve eğer bahrî olan hûş u tuyûrun envâ‘ı mevcûddur kim Mısır'dan Menzile nâm vilâyetden ve Funcistân pâdişâhı vilâyetinden niçe bin gûne kuşlar ve kaz ve ördek ve an[g]ıt ve güvercinlerin envâ‘ları ve her diyârın ecnâs-ı mahlûk murğânları mevcûd olduğundan mâ‘adâ ceyranlar ve hımâr-ı beyâbânîler ve sığın ve karacalar ve tablalılar ve yağmurcalar ve geyikler ve kebş-i beyâbânîler ve teys-i kûhîler ve Alman ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı Kibriyâ bu edîm-i arzda ne halk etdiyse zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ Yenidünyâ mahlûkları dahi bî-hisâb mevcûddur, zîrâ bu Nemse çâsârı cemî‘i milel-i Nasârâ üzre tasaddur edüp şehinşâh olduğundan bu gûne eşyâlar âsitânesinde bulunmak ünvân-ı esbâb-ı ihtişâmından ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52b ·
metinde göster ·
… ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk
etdiyse
bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri …
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr etsem tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve hasır pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi âdem başlı ve kuş başlı ve balık başlı ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gibi ve niçe bininin başları yine insân başı gibi olup gözleri insân gibi açılup kapanmayup yanına açılup kapanır müdevver gözleri var. Ve burunlarının orta direkleri yok, yüz kerre yüz bin gûne eşkâl ile görünmüş kavm-i ecinneler birbirleriyle boğuşarak ve kovuşarak ve gûnâ-gûn mashariyyât ederek bunlar dahi bir tarafa ubûr etdiler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b–69a ·
metinde göster ·
Sedd-i Ye’cûc ve Sedd-i Kahkahâ gibi kal‘alar binâ eder. Ammâ Âl-i Osmân'ın asl …
Ba‘dehu Süleymân Hân-ı âkıbet-endîş-i dûrbîn-fikr görse kim bu kal‘a gâyet mahallinde vaz‘ olunmuş, ammâ gâyet küçük kal‘adır. Hemân Koca Mi‘mâr Sinân'a fermân edüp bu kal‘anın taşrasına bir kat dahi Şeddâdî kârgîr tula 81a binâ bir kal‘a-i zîbâ etmişdir kim görenin aklı gider, gûyâ Sedd-i İskender'dir. Âl-i Osmân kal‘a yapamaz derler, vallâhi murâd etdiyse Sedd-i Ye’cûc ve Sedd-i Kahkahâ gibi kal‘alar binâ eder. Ammâ Âl-i Osmân'ın aslı Mâhân vilâyeti Tatarıdır, amâristânı sevmezler. Hemân bir kal‘ayı ve bir ülkeyi alup harâb etmeğe başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 80b–81a ·
metinde göster ·
"Bize meded eyle olsun" deyüp Kalmık başı her ne taleb
etdiyse
ma‘a'z-ziyâde verüp Kalmık anı alup bir tarafda bağlayup Kalmık Tatarı bir orma …
"Bize meded eyle olsun" deyüp Kalmık başı her ne taleb etdiyse ma‘a'z-ziyâde verüp Kalmık anı alup bir tarafda bağlayup Kalmık Tatarı bir orman içine girüp gitdi, ammâ yine gidüp durduğu yerde Kalmık görünür, ammâ kimesne aslını bilmez, illâ hakîr ve paşa ve dîvân efendisi bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193a ·
metinde göster ·
Bu eyyâm-ı nusret-encâmda sa‘âdetlü Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa hazretleri donanma-i hümâyûn ile Hanya'dan ordu-yı hümâyûna dâhil olup Göllük'de müşârun-ileyh Haleb vâlîsi Ebü'l-hayr Kethudâ İbrâhîm Paşa koluna bir alay-ı azîm ile gidüp anda meks etdikde Su kullesine göz açdırmayup bir gecede niçe yerlerin rahnedâr edüp sene (---) mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın yigirmi ikinci gün bu kolda dahi cebehâne ve müstevfâ ıhzâr olunmağile meterislere mübâşeret olunup iki koldan serdengeçdi yeniçeriler ve bir koldan serdengeçdi sipâhîler tersâhâneye doğru meterisler alup üç kol dahi meterisler günden güne ileri kal‘aya yür[üy]üp Haleb vâlîsi İbrâhîm Paşa ve Anatolu askerleri top ile münhedim olmuş yerlerden Kumlu tabyaya doğru kal‘aya duhûl olmak üzre yürüdülüp içerüde mahsûr olan düşmen-i bî-dîn dahi ziyâde zebûn ve bî-dermân olmuş iken küffârın istinsâr ve dervîze eyledüğü mülûk-i nasârâdan Efrence ve Duka ve Papa ve Malta küffârlarından seksenden mütecâviz paturuna nâm kalyonlar ile yigirmi binden ziyâde küffâr-ı dûzah-karâr imdâd erişüp a‘dâ-yı müşrikîn takviyet ve germiyyet bulup âteş-i cengî fürûzân olup bu hâl üzre nâ’ire-i kıtâl iştigâlde iken imdâddan gelen kilâb-ı Françelenin leşker-i hezîmet eseri sene (---) mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi altıncı gün alâ hîni gafletin Şâfi‘î vaktinde deryâ tarafından cümle küffâr gemileri cümle meterisleri toplayup germâ-germ ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâlde iken hikmet-i Bârî yârî kılup Sadrıa‘zam kolunda karakatır nâm bir topa Kulkethudâsı Zülfikâ[r] Ağa nice âteş etdiyse bi-emri Hayy [u] Kadîr top güllesi kalyonun bârûd anbârına isâbet edüp ân-ı sâ‘atde kalyonun kıçı ve başı ve güverte ve palavraları ve cümle direkleri ve serenleri hevâya perrân uçup nass-ı kâtı‘ üzre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328a ·
metinde göster ·
bu bâğçede mevcûddur. Ve her meyvesinin memdûhu firâvân ve uyûn-ı câriyeleri re …
Ve Cenâb-ı Bârî rûy-i arzda ne kadar ezhâr halk etdiyse bu bâğçede mevcûddur. Ve her meyvesinin memdûhu firâvân ve uyûn-ı câriyeleri revân ve mesîre çemenzâr yerleri hıyâbân Isfahân-ı nısf-ı cihân misilli nüzhetgâhlar ile pîrâste şâhnişînleri ve müte‘addid kâ‘a ve hücreleri ve matbah-ı Keykâvus'u ve ıstabl-ı Anter-misâl âhûrları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y54b ·
metinde göster ·
… e. Bir kaç kerre bu âyet-i şerîfi tilâvet ederek Merve'ye vardıkda Safâ'da nice
etdiyse
anda dahi eylece ede. Andan yine Safâ cânibine durup tekbîr ve tehlîl eyleye. A …
diye. Bir kaç kerre bu âyet-i şerîfi tilâvet ederek Merve'ye vardıkda Safâ'da nice etdiyse anda dahi eylece ede. Andan yine Safâ cânibine durup tekbîr ve tehlîl eyleye. Andan yine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316b ·
metinde göster ·
Yedi kerre sa‘y tamâm ola oldukda, (---)(---)(---)(---) niyyet
etdiyse
tekrâr Ka‘be'ye varsun. Evvelki gibi yedi kerre dahi tavâf eylesün ve yine yedi …
Yedi kerre sa‘y tamâm ola oldukda, (---)(---)(---)(---) niyyet etdiyse tekrâr Ka‘be'ye varsun. Evvelki gibi yedi kerre dahi tavâf eylesün ve yine yedi (---)(---)(---)(---) olmuş olur. Kırân'a niyyet dahi bu üslûb üzredir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316b ·
metinde göster ·
… Hîn-i tahrîrde vakfa ne kadar feddân ya‘nî ne kadar dölüm ber-şart-ı vâkıf şart
etdiyse
nâzırı anlardan mâl tahsîl edüp cümle e’imme ve hutebâ ve meşâyih ve mu‘arref ü …
Ve eyâlet-i Mısır cümle (---) pâre kurâ tahrîr olunmuşdur. Cümlesi dörd kısma münkasemdir. Kısm-ı evveli (---) pâre kurâdır. Cümle selef pâdişâhlarının hayrât [u] hasenâtlarının evkâfıdır. Hîn-i tahrîrde vakfa ne kadar feddân ya‘nî ne kadar dölüm ber-şart-ı vâkıf şart etdiyse nâzırı anlardan mâl tahsîl edüp cümle e’imme ve hutebâ ve meşâyih ve mu‘arref ü müsebbibine vazîfelerin verüp mâ-bâkî ne kalırsa mâlı mîrî tarafından zabt olunmak kânûn oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y57b ·
metinde göster ·
… Yoluna on kîse cihâz ve filân filân" diyerek bir iki aydan berü ne kadar masrûf
etdiyse
dilli defter gibi cümle huzzâr-ı meclis mâbeyninde bir bir beyân eder. Ammâ hak …
"Bah benim ma‘şûkam beni katil mi etmek ister imiş, cürmüm nedir? Yoluna on kîse cihâz ve filân filân" diyerek bir iki aydan berü ne kadar masrûf etdiyse dilli defter gibi cümle huzzâr-ı meclis mâbeyninde bir bir beyân eder. Ammâ hakîkatdır, Q 249bP 246b anınla tefâhürlenirler kim filân çelebinin kızı bu kadar mâl alup kocaya varmış, deyü ferah kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y243b ·
metinde göster ·