der-miyân edüp çâşnigîrbaşı-misâl kemerinde peştemâl ile cümle guzâta nân ü nem …
Andan Sultân Mehemmed Hân Tershâne Bâğçesi'ne gelüp üç gün üç gece cemî‘i guzât-ı müslimîne it‘âm-ı âm edüp summât-ı Muhammedîler edüp bizzât kendüler etek der-miyân edüp çâşnigîrbaşı-misâl kemerinde peştemâl ile cümle guzâta nân ü nemek yemek gerek dahı ne gerek deyü hûn-ı beyâz bezl edüp ba‘de't-ta‘âm ser-i kârda olan ulemâ-yı fuzalâların dest-i şerîflerine ibrîk ile su döküp tâ bu mertebe kesr-i nefs eyleyüp üç gün üç gece hidmet eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 31a ·
metinde göster ·
der-miyân edüp cümle bennâları başına cem‘ edüp bu Rûmeli Hisârı'nı kûfî hat üz …
"Pâdişâhım ism-i şerîfin Mehemmed'dir. Kitâbımızda Hazret-i Muhammed'in Muhammed'i kadı sarıklı ola sekiz yüz (---) târîhinde devlet-i Kostantîn anın eline gire. İmdi bu kal‘anın resmi senin Mehemmed isminle binâ olunmak gerek. Biz bu işe kırk bir yıldır me’mûrum ve ilm-i mi‘mârîde üstâd-ı kâmilim ammâ bir ferde keşf-i râz etmemişim" deyüp ruhbân-ı nihânî etek der-miyân edüp cümle bennâları başına cem‘ edüp bu Rûmeli Hisârı'nı kûfî hat üzre Mehemmed ismi resminde binâ etmişdir kim Anatolu Hisârı bâğları dağından râyegân hatt-ı kûfî üzre ism-i Muhammed'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 136b ·
metinde göster ·
… pudan paşa, sadrıa‘zam'a ve sâ’ir vüzerâ ve izâma ziyâfet-i azîm edüp karcıbaşı
etek
der-miyân edüp cümle tevâbi‘leriyle hidmet eder. Zîrâ bu karlıklar anın direğid …
Ba‘dehu Okmeydânı tekyesinde kapudan paşa, sadrıa‘zam'a ve sâ’ir vüzerâ ve izâma ziyâfet-i azîm edüp karcıbaşı etek der-miyân edüp cümle tevâbi‘leriyle hidmet eder. Zîrâ bu karlıklar anın direğidir. Lâkin Kâsımpaşa'da olmağile kapudan paşa ziyâfet eder. Ve Okmeydânı, atıcılar hükmünde olmağile yeniçeri ocağından bir oda ta‘lîmhânecibaşı ve atıcıbaşı ve sâ’ir kemânkeş [u] kemândârân pehlivânânlar dahi gelüp hidmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173a ·
metinde göster ·
Beşinci, Baba Nâzlı kolu: Nefer 200, Çingâne ve şehir oğlanları şakîleridir. Baba Nâzlı keştîbân oyununda şeytân-ı cihândır. Oğlu Arnavud Kâsım taklîdinde mukallid-i sâhib-i kelâm mashara idi. Rakkâslarından Çâker Şâh ve Şeker Şâh ve Süğlün Şâh nâm gulâmlardır kim pâdişâh ma‘lûmlarıdır. Zîrâ her biri dîbâ ve şîb ü zerbâf etekliklerin kuşanup meydân-ı mahabbetde çârpâreleriyle tarz-ı Acemâne raks [u] çevelân etdikde gören üftâdeler vâlih [ü] hayrân olup her köşeden sadâ-yı hû ile hâne-i sûr pür-nûr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
… zlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve zerdûz ve çârkâb
eteklikler
ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] reftâr etdiklerinde …
Sekinci, Akîde kolu: Neferât 200, serkârları Pehlivân Eyyûb'dur kim şâ‘ir ve kâtib ve ârif ve zarîf hânende ve seyyâh idi. İslâmbol halkının bu kâra iltifâtların görüp üç bin iryal pâymâl-i rimâl edüp bir kol peydâ etdi kim vâhidün ke‘elf oldu. Hüsn-i ülfeti olup ni‘meti mebzûl olduğundan cümle erbâb-ı ma‘ârif 209b başına çevzinüp bir cem‘iyyet-i kübrâ edüp bir ayda Sultân İbrâhîm Hân ma‘lûmu oldu. Zîrâ cümle fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mudhik ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirneli Ahmed'i ve Çerkes Şâh'ı ve Nâzlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve zerdûz ve çârkâb eteklikler ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] reftâr etdiklerinde âdem dem-beste olup ol dem meftûn olur. Zîrâ her birinin mergûle mergûle fetîle fetîle çim-ender-çim ve ham-ender-ham müşk-bâr, amber-bû geysûların perîşân etdikde kâkül-i perîşânları gibi gören âşıkların dahi akılları târumâr olur. Ve bir bâğçe ve bâğçevân Gürcî taklîdi te’lîf etdiler kim acâyibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a–209b ·
metinde göster ·
der-miyân edüp ayak taklîdine başladıkda müstemi‘ yârânların gülmeden geğrekler …
El-hâsıl bu gûne mahalle münâsib ebyât [u] eş‘ârları vardır kim gûyâ sultânü'ş-şu‘arâdır. Ammâ teneffüs içün haymesinden taşra çıkup çâr fincân kahve nûş edüp keyfi geldikden sonra etek der-miyân edüp ayak taklîdine başladıkda müstemi‘ yârânların gülmeden geğrekleri düşüp ensleri enderdi. Ve her kelâmının netîcesin tasarruf ederdi. Anı dinleyen cihândan ibret alırdı. Kırk yedi yıl bu hakîr niçe bin pehlivân gördüm ammâ böyle bir nüktedân ü zarîf herîf mukallid görmedim. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… llid idi. Bir fasıl eyleseniz demeğe âdem hicâb ederdi, ammâ kendi karîhasından
etek
der-miyân edüp bir taklîd etdikde âdem hayrân kalırdı ve aslâ kendi gülmek ihti …
Mukallid Simitcioğlu: A‘yândan bir muhteşem mukallid idi. Bir fasıl eyleseniz demeğe âdem hicâb ederdi, ammâ kendi karîhasından etek der-miyân edüp bir taklîd etdikde âdem hayrân kalırdı ve aslâ kendi gülmek ihtimâli yok idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… lmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp
etek
dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serha …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… Hâlâ kefere zamânındaki harâb olan âsâr-ı binâları şehrin cânib-i şimâlinde dağ
eteklerindeki
bağlar içinde ibret-nümâ temeller zâhir ü bâhirdir.
Bi-kavli Tevârih-i Yanvan-ı Yunan, Rûm keferesi krallarından Filibe vilâyeti sâhibi Makedone nâm kralenin yaylağı tahtı idi. Ol asrda eyle imâristân u hadîka-i bostân [u] gül-i gülistân imiş kim Filibe sahrâsı içre aslâ İrem-i gülistândan bir hatve arz-ı hâliye yok imiş. Ba‘dehû bu şehir sâhibesi Makedone Krale sırf krallarından Dest-put kral ya‘nî "tuç elli" Kral-ı dâl Makedone avreti avretliğe almak ister. Bu Zağra şehri sâhibi Makedone Krale, "Ol Sırf kralıdır, ben bir Urûm kralesi Filibe ve Edirne sâhibi Makedone kralı olam, niçün ana avret olurum?" deyü da‘vâ-yı merde edince Sırf-ı Despat inâdına musırr olup Despot yaylasından iki kerre yüz bin kefere ve fecereyi başına cem‘ edüp ellerine tuç eldivanlar giyüp Filibe hâmûnunda biri dâll, biri mudille birbirleriyle ceng-i cidâl ü harb-i kıtâl edüp hikmet-i Hudâ Despot gâlib, Makedona mağlûb olup firâr ederken Filibe altında nehr-i Meriç geçidinden Makedone geçerken gark-ı âb olup cümle cüyûş-ı menkûsu Sırf keferesi elinde tu‘ma-i harbe olup şehr-i Filibe ve şehr-i Beğçe'ye ya‘nî bu Zağra şehrine kral-ı dâll olup Sırflar vilâyetine istîlâ edüp Zağra Yenicesi'n ihrâk bin-nâr edüp mürûr-ı eyyâm ile yine Bulgar tasallut edüp imâr edeler. Hâlâ kefere zamânındaki harâb olan âsâr-ı binâları şehrin cânib-i şimâlinde dağ eteklerindeki bağlar içinde ibret-nümâ temeller zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 131a ·
metinde göster ·
dermeyân edüp berren u bahren asker-i deryâ-misâller cem‘ edüp Mısır yolların V …
Üsküdar'da olan haşerât-ı mukleciyân [u] nekbetân-ı müflisândan sana ne fâ’ide olmuş oldu. İmdi benim birâderim, evvel ve âhir bu hânedânda neşv [u] nemâ bulup Revân altında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in emir-âhûr-ı kebîri idin. Ben hakîr silâhdârı idim. Hamd-i Hudâ yine bu Âsitâne'ye gelüp otuz bir senede mühre nâ’il oldun. İmdi var kuvveti bâzûya getirüp bî-garaz kimesnelere dîn-i mübîn umûrların su’âl ederek seninle etek dermeyân edüp berren u bahren asker-i deryâ-misâller cem‘ edüp Mısır yolların Venedik ve Malta küffârı elinden tathîr edüp cezîre-i Girid'i ve cezîre-i Misine'yi ve cezîre-i Malta'yı ve cezîre-i Korfoz'u ve cezîre-i İstindil'i ve kal‘a-i Zadra'yı inşâallah cümle berren u bahren feth edüp Fâtih-i Yemen Sinân Paşa gibi ve Kılıç Alî Paşa gibi ve Fâtih-i Kıbrıs Kara Mustafâ Paşa gibi nâm sâhibi olup inkırâzu'd-deverân hayr ile yâd olasın" deyü İpşir Paşa'ya {Melek Ahmed Paşa} bunun emsâli niçe bin va‘z [u] nasîhatler edüp eydür "İnşâallah benim birâderi-i cân-beraberim! Ale's-sabâh sizi Eyyûb Sultân'dan bu hakîr alay çavuşun olup bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a koyalım kim ne Hâfız Ahmed Paşa ve ne Husrev-i Şir Paşa gelmemiş ola. İllâ siz İpşir Paşa gelmiş olasuz. Hemân şimdi asesbaşı ve subaşıya beyâz buyurdu tahrîr etsin ve kapudan paşa niçe bin kayıklar ve sandal u mavunalar Üsküdar'a gelüp cümle asker-i İslâm'ı karşu Beşiktaş'a geçirsinler. Siz dahi ale's-sabâh kapudan paşa ile başdarde-i hümâyûna süvâr olup cümle kadırgalara askeriniz mâl-â-mâl olup Yâvedûd İskelesi'ne gelin. Andan içeri deryâ sığlıkdır. Kapudan paşa kayığıyla Eyyûb'da Kurbân İskelesi'ne yanaşup anda hâzır olan atlara süvâr olup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri âsitânesine yüz sürüp âkıbet hayrlığı içün rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp niçe kurbânlar edüp ve niçe bin fukarâlara tasadduklar edüp andan sa‘âdetle esb-i sabâ-sür‘ate süvâr olup âheste âheste Edirnekapusu'na gelince bu hakîri dahi alay-ı azîmi âmâde ederiz. Hudâ âsân ede!" dedikde İpşir Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bir hil‘at-i semmûr ve üç kîse zer-i hâlis mümessek-i nevr verüp Üsküdar'da öpüşüp görüşüp İpşir'den hünkâra gitmeğe {Melek Paşa} me’zûn olup andan paşa ile kayığa süvar olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa Köşkü'nde paşa sa‘âdetlü pâdişâha buluşup "Pâdişâhım sabâh İpşir Paşa lalan alay ile der-i devlete dâhil olacakdır, fermân pâdişâhımındır" dedikde "Ey Melek lala, bugün İpşir lalan bana geldikde siz sâ’ir vüzerâlar ile Üsküdar'da rehin miydiniz?" dedi. Melek Paşa "Hayır pâdişâhım, anlar pâdişâhımdan gelince müşâvere etsek gerek idi. Anınçün Üsküdar'da kalup pâdişâhım huzûruna gelemedik" deyü hüsn-i ta‘bîr etdikde pâdişâh-ı Cem-cenâb ‘ârifâna kaziyye’ ma‘lûm deyüp "Lala sabâhın alay-ı azîm ile lalamı sarâyına getirin. Ben dahi bir yirden alayın temâşâ ederim. İpşir lalamın vaka‘ [u] vakarın tutup bir alay eylen kim bir vezîre olmamış ola" deyü fermân edince Melek Paşa dest ber-zemîn edüp paşa sarâyına gelüp cümle ocaklara ve askerî tâ’ifelerine ağalar ile beyâz üzre buyurdular gönderüp kendüsü de cemî‘i iç ve tış ağavâtların zer-ender-zere müstağrak edüp ale's-sabâh dörd bin güzîde askeriyle yedi kubbe vezîrleriyle alay-ı azîm edüp her vezîr mehterhânelerin çalarak Eyyûb Sultân'a varılup herkes merkezlerinde âmâde olup selâma durdular. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 180a ·
metinde göster ·
… içün bir kapucubaşı kulların Van'a göndermiş idi. Ol günden cümle Van halkının
etekleri
dutuşup cümle kavm-i Kürdistân ve asâkir-i Van ta Diyârbekir ve Hazzo ve Bitlîs …
Zîrâ bu kal‘a-i Van dest-i Âl-i Osmân'a girelden beri eyâlet-i Van'a mutasarrıf olmuş Melek Ahmed Paşa gibi mühürden ma‘zûl ve iki kerre kâ’immakâm olmuş ve dâmâd-ı şehriyârî olmuş bir vezîr gelmemişdir. Pâdişâhlar ve mühür sâhibi serdâr-ı mu‘azzamlar ve gayrı gûne sipehsâlârlar gelmişdir ammâ sadrıa‘zamlıkdan ma‘zûl Van vâlîsi gelmemişdir. Paşa dahi kevkeb-i taht-ı sa‘âdet sâhibi müte‘azzım ve dârât-ı Bermekîy-yi zîşân bir âsaf-ı Âl-i Osmân olduğundan ta Diyârbekir kurbünde Tercil kal‘ası nâm mahalden tuğra-yı garrâ ile emr-i pâdişâhî yazup Van kal‘asının ta‘mîr ü termîmi içün bir kapucubaşı kulların Van'a göndermiş idi. Ol günden cümle Van halkının etekleri dutuşup cümle kavm-i Kürdistân ve asâkir-i Van ta Diyârbekir ve Hazzo ve Bitlîs câniblerinde istikbâle gelirlerdi. Hatta paşanın yanı sıra ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden Kabakulak Mustafâ Ağa nâm bir benâm kapucubaşı kırk kapucusu ile Van ağalarından Hüsrev Paşa yeğeni Süleymân Beğ ve (---)(---)(---) ve Hasan Ağa ve oğulları Van'dan menfâ iken kapucubaşı anları Van'a komağa getirdiğin Van kulu istimâ‘ edüp ve niçe yüz aded Van a‘yânının katllerine fermân-ı şerîfler sâdır olduğun cümle Van eyâleti beğleri Van a‘yânının yeğleri istimâ‘ edüp havf [u] haşyetlerinden mezkûr Çaybaşı nâm mahalde bir gün bir gicede ol kadar hedâyâ ve mâl-ı bî-hisâb geldi kim ta‘bîr olunmaz ve paşa ağavâtları dahi cümle hedâyâlar ile 247a muğtenim oldular. Bu Çaybaşı mahallinde ale's-sabâh alây ile Van'a revâne olup girilmesi fermân olundu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 246b–247a ·
metinde göster ·
… der-zerli dîbâ vü zîbâ vü zîb ü zerbâfa müstağrak olup incülü konturalar ile ve
eteklikler
ile ellerinde teber-i Müslimîler ile çifte çifte tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi hırâmâ …
Andan seksen aded sekban ve sarıca bayraklarının eşbehce olan dayıları ve cümle seksen aded bölükbaşıları ve çavuşlarıyla pür-silâh piyâdece ubûr edüp andan paşanın şâtırları altun taslar üzre beyâz ablakları ile zer-ender-zerli dîbâ vü zîbâ vü zîb ü zerbâfa müstağrak olup incülü konturalar ile ve eteklikler ile ellerinde teber-i Müslimîler ile çifte çifte tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi hırâmânî hırâmânî ubûr eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247b ·
metinde göster ·
dilim dilimdir ve yine şalvarları alaca şaldır ve ayaklarında poçikli pâbuçları …
Ve cümle esbabları alaca şal ve şapikdir kim etekleri dilim dilimdir ve yine şalvarları alaca şaldır ve ayaklarında poçikli pâbuçları pansadı ve hezârî ve sıdısı kebkebli pâbuçları var kim her pâbucu ikişer vukiyye gelir. Hatta ceng mahallinde bu Celü kavminin kalkanları olmasa hemân ayağından pâbucun çıkarup bir eline giyüp bir elinde ya hançer veya kılıç ile yumulup geldiklerinden sonra her biri on âdemden dönmek ihtimâli yokdur. Hatta Van kulu mâbeyninde darb-ı meseldir. Bir âdem gâyet gazaba gelüp bir hasma hücûm eylese "Hakkarî Celüvi gibi pâbucun eline giymiş gibi gelür." deyü darb-ı mesel olmuşdur. Ta bu mertebe Hakkarî'nin piyâde on iki bin tüfeng-endâzı vardır. Hîn-i ma‘rekede kırk elli bin Celü ulûfe-hârân-ı kavm-i bahâdırânlardır ammâ mezhebleri ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
… ize doğru kayup geleler" deyüp bir kerre {Monla Mehemmed} yanımdan gerüye dönüp
eteklerin
başına örtüp birer şey okuyup anı gördük oğlancıklar yokuş aşağı yıldırım gibi …
Monla Mehemmed eyitdi, "Men şu iki oğlanı severem ki başlarında ala mendilleri ve arkalarında Küfre şâpikleri geyüp altlarında kızakları var. şimdi ol dörd mahbûb gulâmları dahi kızaklarıyla aksine yokuş yukaru bize doğru kayup geleler" deyüp bir kerre {Monla Mehemmed} yanımdan gerüye dönüp eteklerin başına örtüp birer şey okuyup anı gördük oğlancıklar yokuş aşağı yıldırım gibi kızak kayup berk-i hâtif gibi aşağı dereye indiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… zar edüp "Ayâ bir tenhâ müşâvere edecek kelimâtları mı var ki?" deyü kademgâhda
etek
tahtası altından av zağarı bakar gibi hakîr nigerân edüp dururken hemân Nûrudde …
Hakîr yine ihrâm altından nazar edüp "Ayâ bir tenhâ müşâvere edecek kelimâtları mı var ki?" deyü kademgâhda etek tahtası altından av zağarı bakar gibi hakîr nigerân edüp dururken hemân Nûruddehr belinden hançerin çıkarup Hânın üzerinden zer-ender-zer yorganın serpüp hâna bir depme urup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13a ·
metinde göster ·
Ve Melek Ahmed Paşa efendimiz Kırım hânından ve Âsitâne'den gelecek piyâde yeniçeri askeri bakayâsından haber gelince Akkirmân altında meks etmek iktizâ edüp tehî-dest durulmasın içün cümle asker-i İslâma ve cümle ahâlî-i şehre dellâllar nidâ edüp beher gün onar kazgan pilav ve zerde pişüp cümle askere ve ehl-i belede ni‘met-i firâvân-ı bî-imtinân bezl olunup mehterhâneler çalup cümle alaybeğleri ve çeribaşıları ve yetmiş bayrak sekbân [u] sarıca bölükbaşıları etek der-miyân edüp Akkirmân kal‘asının handakı tathîrine bezl-i ihtimâm edüp handak içinden defter ile beş kerre yüz bin araba toprak nehr-i Turla'ya dökülüp mukaddemâ şürefâların kazdığı zamân gibi 36b handak içre nehr-i Turla cereyân edüp handak tathîr olduğu sicille kayd olup bir dahi handaka bir dâne-i hardal bırağanın hakkından gelmek içün dellâllar nidâ edüp tenbîh [ü] te’kîd olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36a–36b ·
metinde göster ·
… lince hemân cümle alaybeğleri ve cümle asker-i İslâm ve cümle kal‘a neferâtları
etek
der-miyân edüp yine donanma şâdumânları ederek cümle guzât-ı müslimîn taş ve ki …
"Elbette ve elbette başınız gerek ise Özü kal‘asının mukaddemâ münhedim olan yerlerin bir gün evvel ta‘mîr ü termîmile mukayyed olup hayr ile itmâmına cidd u cehd edesiz" deyü haber-i ibrâm [u] ilhâh gelince hemân cümle alaybeğleri ve cümle asker-i İslâm ve cümle kal‘a neferâtları etek der-miyân edüp yine donanma şâdumânları ederek cümle guzât-ı müslimîn taş ve kireç taşıyup her gün işlenenden ziyâde tekayyüd-i tam ihtimâm edüp ba‘zı münhedim olan yerlere kara çavlar çatılup fütûhât topları atılup meremmâta başlanıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… e askerler ile Üsküdar'a geçüp Ağaçayırı ve Kadıköy ve Bulgurlu ve Çamlıca dağı
eteklerinde
handaklar kazup ve tabyalar 70b düzüp ve yedişer kat meterisler kazup cümle y …
Ertesi gün "Hasan Paşa Murtazâ Paşa'yı ve Gürcî Mustafâ Paşa'yı seksen yedi bin asker ile cümle amân u zamân vermeyüp kırmış. İşte Hasan Paşa yüz bin sekbân ve sarıca ile bu Üsküdar'a geliyormuş" deyü bir güft [u] gû olup Üsküdar içre âdem deryâsı çalkalanup İslâmbol'a firâr etmeğe kırk elli guruşa kayık bulunmayup Köpürlü kayıkları yasak edüp, ol gün Melek Ahmed Paşa efendimize ve Boynueğri Mehemmed Paşa'ya fermânlar gidüp cümle askerler ile Üsküdar'a geçüp Ağaçayırı ve Kadıköy ve Bulgurlu ve Çamlıca dağı eteklerinde handaklar kazup ve tabyalar 70b düzüp ve yedişer kat meterisler kazup cümle yeniçeriler ve paşaların sekbân u sarıcaları meterise girdikleri gün sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-câh sa‘adetle yigirmi bin aded güzîde bostâncı ve on iki bin kendü sarây-ı hâs askeriyle Üsküdar'a geçüp Sarây-ı Üsküdar'da meks edüp Kayışbınarı Kocaeli yolları ve Bostâncıbaşı köprüsü nâm yollara ince karavullar koyup cümle eyâlet {hâkimlerine} Hasan Paşa üzre varup ceng etmeleriçün mü’ekked evâmir ve hatt-ı şerîfler gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70a–70b ·
metinde göster ·
… gcileri ve zertaslar üzre ablak telli şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve
etekliklere
müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u] bem ve murassa‘ k …
Andan imâm ve mü’ezzinân ve kapucular kethüdâsı ve telhîsî ve andan Köpürlü Mehemmed Paşa ak sakallı ve beyâz sûfa siyâh semmûr kürk kaplı nûrânî sâhib-i vakâr şeyh-sûret, ammâ hûnhâr-sîret niçe yüz bin hânedân söndürmüş ve niçe yüz bin cânı ten kafesinden uçurmuş ve niçe 82a hânedân sâhiblerin hâne berdûş edüp hânesinden kaçırmış. Min indillâh tasîh-i âlem etmeğe me’mûr bir sâhib-zuhûr pür-nûr kimesne idi. Yemîn ü yesârında mataracıları ve tüfengcileri ve zertaslar üzre ablak telli şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve etekliklere müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u] bem ve murassa‘ kemerler ve zerrîn seyf-i miczemler ve ellerinde teber-i Müslimîleri ile ârâste olmuş şâtırlar idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b–82a ·
metinde göster ·
… ve Uruscuğ'ı Nigebolı İrşova'yı Vidin'i Feth-i İslâm'ı urup nehb u gâret etmeğe
etek
der-miyân etdikde Burunsuz Kostantin dahi sekiz bin askerle Yaş şehri üzre gelü …
Ba‘dehû mezkûr hîz-ı bî-temiz Mihne Cüvân Beğ bu kadar mâl-ı hazâ’ine mâlik olup Erdel ve Leh ve Çeh ve Nemse ve İsfaç ve Eflâk ve Boğdan ve Kazak-ı Akdan yüz bin ma‘dûd küffâr cem‘ edüp isyâna bel bağlayup hazîne vermediğinden isyânı zâhir olup deryâ-misâl kefereler cünd-ı cünübü cem‘ edüp Silisre ve Uruscuğ'ı Nigebolı İrşova'yı Vidin'i Feth-i İslâm'ı urup nehb u gâret etmeğe etek der-miyân etdikde Burunsuz Kostantin dahi sekiz bin askerle Yaş şehri üzre gelüp Boğdan beği olan Kite nâm kefere-i fecere mukavemete kâdir olmayup diyâr-ı Kırım'da Mehemmed Giray Hân'a kaçup bizimle Tatar askeri ta‘yîn olunup hamd-i Hudâ diyâr-ı Boğdan ve tabur-ı Eflâkân feth [ü] fütûh oldukda hikmet-i Hudâ ol şiddet-i şitâda nehr-i Tuna'nın yüzü dondu ve buz oldu ve cümle guzâtın yüzü güldü ve kol kol asker-i İslâm Eflâk diyârın nehb ü gârete 104a girdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103b–104a ·
metinde göster ·
… ayuyu öldürdün. şimdi dahi âşikâre boynunu ur" deyince, "N'ola sultânım" deyüp
etek
der-miyân edüp,
Hemân Paşa eyitdi: "Allâhu ekber, tîz-e yeniçeri ağası bu sabâh sana ve Tekeli Paşa kethüdâsına ve bizim Evliyâ'ya bir vâkı‘a dedim. Ben minberde hutbe okurken Seydî Paşa minbere çıkup ve aşağı inerken düşüp başı düşdü ve bir zincirli ayu minbere çıkup üzerime hücûm eyleyüp, Evliyâ'm zincirinden çeküp yere düşürdü ve Evliyâ ayunun boynun urdu deyü bu sabâh bu vâkı‘a size dimedim mi? İşte hâlâ ol rü’yâ-yı sâliham idi ve hâlâ iskemle ile minber dibinde oturup Seydî Ahmed Paşa karındaşımın mürtedd olan bölükbaşısı imiş. Başın kesüp minber dibine bırakdım. Ol vâkı‘a budur. İnşâ’allâh Seydî karındaşım dahi çok mu‘ammer olur ve Evliyâ'm zincirinden çekdiği ayu işte bu mel‘ûn idi kim minberde menim üzerime hücûm [eden] mel‘ûnun asıl ismi Vasil imiş. Bire Evliyâ'm, vâkı‘amda bu ayuyu öldürdün. şimdi dahi âşikâre boynunu ur" deyince, "N'ola sultânım" deyüp etek der-miyân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
… Cânib-i erba‘ası medd-i basara ve kuvvet-i nazara varınca yaylalardır ve yayla
etekleri
cümle kurâlarla müz[eyyen] olmuş bî-hisâb bâğ (bağ) u bâğçe ve müşebbek bostân …
Ammâ kal‘ası urd-i behişt-misâl bir sahrâ-yı ma‘mûre içre vâkı‘ olmuş. Cânib-i erba‘ası medd-i basara ve kuvvet-i nazara varınca yaylalardır ve yayla etekleri cümle kurâlarla müz[eyyen] olmuş bî-hisâb bâğ (bağ) u bâğçe ve müşebbek bostân ve ravza-i cinânlardır ve kal‘ası bend-i metîn bir Şeddâdî seng binâ bir alçacık dîvârlı bir sûr-ı üstüvârdır, ammâ handakı gâyet derindir. Ve cümle iki aded kapusu var, biri şarka ve biri garba mekşûf ve meftûhdur. Derûn-ı hisârda cümle iki bin la‘l-gûn kiremit ile mestûr bed-âyîn hâne-i ma‘mûrlardır. 17a Ve hân ve hammâmları ve yedi aded kenîse-i musanna‘ları ve çârsû-yı bâzârı gâyet pâk ve ma‘mûr u müzeyyendir. Ve bu kal‘a kapudanı ibtidâ krala gelüp on bin guruş mâl-ı pâdişâhî verüp beş bin guruş krala ve beş bin guruş serdâra verdi ve aslâ kurâları nehb ü gâret olunmadı. Andan 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16b–17a ·
metinde göster ·
… ek üzre tobra içre iki kîse guruş bulundu. Meğer bu kâfirler ale's-sabâh bu dağ
eteklerinde
bir kârbân bozup hayli âdem kırup bu Şıpka dağına pay etmeğe gelirken bizlere r …
Bu esîrleri ve cümle mürd olan keferelerin lâşelerin koyup bellerinde kemerlerin ve cümle esbâbların alup dokuz kısrak ve dörd eşek yükü şarâbların ve peksumatların alup bir eşek üzre tobra içre iki kîse guruş bulundu. Meğer bu kâfirler ale's-sabâh bu dağ eteklerinde bir kârbân bozup hayli âdem kırup bu Şıpka dağına pay etmeğe gelirken bizlere râst gelüp "Fursat ganîmetdir" deyü bize sarıldılar, ammâ hamd-i Hudâ kırılup esîr oldular. Ancak bizden dörd aded yiğit şehîd olup hemân ol mahalde defn etdik ve dörd re’s atımız dahi şehîd oldu ve on tokuz yiğidimiz mecrûh olup bu kadar ganîmet ile ve kırk aded esîr ile yine pür-silâh ve âmâde yokuş aşağı enerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a ·
metinde göster ·
"Pâdişâhım, çerâğın olan Yanoş oğlum ve abd-i memlûkun ve kal‘a-i Budin'in elden gidiyor. Hâlâ yedi kral döğüyor, yetiş pâdişâhım, amân, el-amân" deyü feryâdnâmeleri dest-i pâdişâh-ı âlem-penâha vâsıl olıcak meğer Süleymân Hân dahi Budin cânibleri gazâlarına çıkalı iki ay olmuş, hemân Süleymân-ı zamân etek der-miyân edüp şemşîr-i bî-amânın kuşanup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp gelmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75a ·
metinde göster ·
… ine hayli âdem şehâdet şerbetin nûş edince hemân cümle bâkî kalan piyâdelerimiz
etek
der-miyân edüp ceyrân gibi sekerek ve kuş gibi uçarak kaçmada, biz dahi anların …
Piyâdelerimizden yine hayli âdem şehâdet şerbetin nûş edince hemân cümle bâkî kalan piyâdelerimiz etek der-miyân edüp ceyrân gibi sekerek ve kuş gibi uçarak kaçmada, biz dahi anların akîbince paşa ile at başı berâber kaçarken ordumuza karîb geldikde piyâdelerimizi bırağup "Kuskuna kuvvet kamçıya bereket" deyüp kıç topların atarak ba‘zı tarlalarda sûret dârûları suratlarımıza urarak ve piyâdeler kaçdığımıza "Bizi bırakman" deyü cümlesi haykırarak, bizler ise cân havliyle hayme vü hargâhlarımıza cân atup kaçarak, küffâr-ı hâksâr dahi akîbimizce bizi kovarak tâ çadırlarımız içre kâfirin yüğrük atlısı girüp niçe çadırların tınâbların kesüp niçe karakullukçu fakîrlerin kellelerin kesüp ordumuzu zabt eder şeklinde oldular, ammâ dahi gerü gerideki askerinin gelmelerine muntazırlar idi ve yine durmayup çadırlar içinde ceng ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… r dahi bunlara gelüp bin mikdârı küffâr cümle re‘âyâ kayd olup pâre pâre olarak
etek
der-miyân hidmet edüp bunlara başka çadırlar verüp başka bir kol olup evlâd [u] …
Bunlara Defterdâr Ahmed Paşa da müstevfâ ta‘[y]înâtların da verdiler. Bu küffârlara olunan iltifâtları 109b mukaddemâ kendü kal‘alarından firâr eden küffârlar istimâ‘ edüp anlar dahi bunlara gelüp bin mikdârı küffâr cümle re‘âyâ kayd olup pâre pâre olarak etek der-miyân hidmet edüp bunlara başka çadırlar verüp başka bir kol olup evlâd [u] iyâlleri ile hidmet ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a–109b ·
metinde göster ·
… up yine sarp dağlara girüp bi'z-zarûrî hakîr de ve hüddâmlarım da atlardan enüp
etek
der-miyân ve tilâvet-i Kur’ân ederek piyâde 4 sâ‘at yürüyüp andan Âh ormanı nâm …
Andan bu kasaba gâzîleri ellerimizde olan emr-i pâdişâhîler mûcebince hakîre elli aded pür-silâh piyâde tüfeng-endâz Hırvat yiğitleri refîk verüp andan cânib-i garba 4 sâ‘at gidüp el-iyâzu billâh yüz bin renc [ü] anâ ile hamd-i Hudâ Yeleç dağın selâmetle aşup küffârın kemîngâh pusu yerlerin bulup ve egimleri(?) ve çarıkları ve rokla ihrâmların alup yine sarp dağlara girüp bi'z-zarûrî hakîr de ve hüddâmlarım da atlardan enüp etek der-miyân ve tilâvet-i Kur’ân ederek piyâde 4 sâ‘at yürüyüp andan Âh ormanı nâm bir sarp ağaçlı dağı çıkup bir çemenzâr yerde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148a ·
metinde göster ·
… lup hedâyâlar verildi. Bu şehrin sol cânibinde nümâyân olan küçük Alman yaylağı
eteklerinde
on pâre sivâd-ı mu‘azzam varoşlar müzeyyen olup nümâyân idi kim her birinin amâ …
Bu dahi üç bin hâneli kral defterdârının hâssı şehridir. Bunda dahi ziyâfetler olup hedâyâlar verildi. Bu şehrin sol cânibinde nümâyân olan küçük Alman yaylağı eteklerinde on pâre sivâd-ı mu‘azzam varoşlar müzeyyen olup nümâyân idi kim her birinin amâristânı birer bender şehr-i azîme benzer. Bâğ bâğa ve mezra‘a mezra‘alara çet-a-çet olmuş manastır ve sarây-ı âlîler ile zeyn olmuş şehirler idi, ammâ bu hakîr içlerine varmadım. Ancak alarkadan temâşâ edüp paşanın tercümânı olan Meykel'den su’âl edüp on pâre şehrin esmâların tahrîr etdim ki isimleri budur. Evvelâ varoş-ı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50b ·
metinde göster ·
… tırların her biri dîbâ ve şîb ü zerbâf ve çârkâb incü dikme hil‘atler ve zerdûz
eteklikler
ve incü dikme kantûralar ve bellerinde debdevî ve dehdehî ve zîlbem ve âfitâbel …
Andan ardı sıra altun tâslı ve başları beyâz ablak telli ve elleri teber-i Müslimîli on nefer şâtırların her biri dîbâ ve şîb ü zerbâf ve çârkâb incü dikme hil‘atler ve zerdûz eteklikler ve incü dikme kantûralar ve bellerinde debdevî ve dehdehî ve zîlbem ve âfitâbeler ve murassa‘ cevâhir kuşaklar ve cevâhir kaddâre kılıçlar ile ikişer ikişer ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
… eten kendü atlarından iki at gönderdi, teşrîf buyurup görün" dedikde hemân kral
etek
der-meyân edüp cümle erbâb-ı dîvânıyla dörd tabaka aşağı enüp Sarây Meydânına n …
"Pâdişâhım krala mahabbeten kendü atlarından iki at gönderdi, teşrîf buyurup görün" dedikde hemân kral etek der-meyân edüp cümle erbâb-ı dîvânıyla dörd tabaka aşağı enüp Sarây Meydânına nâzır bir maksûrede oturup atları önüne çeküp gördü kim cevâhire gark olmuş atlar kim bir kral mâlik olmayup imrâhoruna teslîm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66a ·
metinde göster ·
… â sâ’ir kâfiristân karılarının fisdânları gibi daracık ve kasîr değildir. Cümle
etekleri
yere birer arşın sürünüp Mevlevî dervîşlerinin eteklik fisdânları gibi boldur v …
Bunlar dahi merdâneleri gibi üzerlerine siyâh ve gûnâ-gûn çukadan yensiz nigendeli rokla geyerler, ammâ içlerine dîbâ ve şîb ve zerbâf ve gûnâ-gûn akmişe-i fâhire zerdûz ve çerkâb fisdân geyerler, ammâ sâ’ir kâfiristân karılarının fisdânları gibi daracık ve kasîr değildir. Cümle etekleri yere birer arşın sürünüp Mevlevî dervîşlerinin eteklik fisdânları gibi boldur ve aslâ don geymezler. Cümle elvân kubâdî pâypûş geyerler, ammâ ekseriyyâ kuşakları cevâhir ve murassa‘dır. Lâkin bâkire şekilli olan kızlardan mâ‘adâ kâlîm olan avretlerin cümle sîneleri uryândır kim beyâz kar gibi berrâk sîneleri var. Lâkin mezkûr olan fisdânlarını Macar ve Eflak ve Boğda[n] avretleri gibi kuşanmayup bellerinde birer kalbur çemberi gibi kalın kuşakları cümle bu avretleri kanbur gösterüp bed kıyâfetlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71a ·
metinde göster ·
… e kasîr değildir. Cümle etekleri yere birer arşın sürünüp Mevlevî dervîşlerinin
eteklik
fisdânları gibi boldur ve aslâ don geymezler. Cümle elvân kubâdî pâypûş geyerle …
Bunlar dahi merdâneleri gibi üzerlerine siyâh ve gûnâ-gûn çukadan yensiz nigendeli rokla geyerler, ammâ içlerine dîbâ ve şîb ve zerbâf ve gûnâ-gûn akmişe-i fâhire zerdûz ve çerkâb fisdân geyerler, ammâ sâ’ir kâfiristân karılarının fisdânları gibi daracık ve kasîr değildir. Cümle etekleri yere birer arşın sürünüp Mevlevî dervîşlerinin eteklik fisdânları gibi boldur ve aslâ don geymezler. Cümle elvân kubâdî pâypûş geyerler, ammâ ekseriyyâ kuşakları cevâhir ve murassa‘dır. Lâkin bâkire şekilli olan kızlardan mâ‘adâ kâlîm olan avretlerin cümle sîneleri uryândır kim beyâz kar gibi berrâk sîneleri var. Lâkin mezkûr olan fisdânlarını Macar ve Eflak ve Boğda[n] avretleri gibi kuşanmayup bellerinde birer kalbur çemberi gibi kalın kuşakları cümle bu avretleri kanbur gösterüp bed kıyâfetlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71a ·
metinde göster ·
… e bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. Uyvar feth olalı kâfir-i bed-kârların
etekleri
tutuşup bu kal‘aya mübâşeret etdi, ammâ bu dûrbîn-fikr küffârın elbette bir şey …
Ve kal‘a dîvârı tamâm oldukda temelden çıkan ve handak içinden çıkan toprakları kal‘a dîvârı üzre tabyalara yığmağa benî âdem karınca [gibi] toprak taşıyup yedi tabya üzre yedi aded toprakdan kûh-ı Elburz-misâl dağlar yığmışlar. Ve bu kal‘aya iki aded kapu tarh etmişler. Uyvar feth olalı kâfir-i bed-kârların etekleri tutuşup bu kal‘aya mübâşeret etdi, ammâ bu dûrbîn-fikr küffârın elbette bir şeytanatı vardır. Bu hakîr-i âkıbet-endîşin anladığı oldur, bu kal‘ayı binâ edüp içine kırk elli kâfir koyup Pojon kal‘asın muhâfaza edüp fursat buldukda kal‘a-i Uyvar'ı 76b Osmânlı elinden suhûletle ala. Bu kal‘ayı binâ etmeğe taraf-ı şehriyârîden izin verildiği ayn-ı hatâ olup sû-i tedbîr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a–76b ·
metinde göster ·
… mâ a‘yân-ı kibâr-ı kübbârlarının ni‘metleri firâvân ve Bâğçesarây'dan gayri dağ
eteklerinde
olan şehirlerinden uyûn-ı câriyeleri cârî ve revân bir şehr-i Bâğçesarây-ı âbâd …
Der-zemîn-i mahsûldâr-ı mezâri‘ât: Bu şehr-i Sol‘ât-ı Kırım'ın her tarafında gül-i gülistân ve sünbül-i reyhânistân ve ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinân-ı hasbîler ve müşebbek bostânlar var kim hisâbın Bâğbân-ı Rabbü'l-İzze bilir, zîrâ bu şehrin zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr ve dahi bir rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyârdır kim deyyâr edîm-i arzda mânendi yokdur, meğer diyâr-ı Şâm'da Havrân ovaları ola, zîrâ vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı düşmandan intikâm almak ile mesrûr âdemlerdir. Ve dahi nafakaları hûb ve hâk-i amber-pâki beyne'l-ünâs merğûb ve mezâri‘âtları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir niçe deşt-i Kıpçağ ve sahrâ-yı Heyhâtları nebâtât [u] giyâhât ile mahsûldâr hâmûnlar olup her tarafında sayd [u] şikârları bî-had ve bî-pâyân vilâyetdir. Gerçi fukarâları ve gâzî batır yiğitleri boza ve talkan ve kurut ve yazma ve lahşa çorbasıyla geçinirler, ammâ a‘yân-ı kibâr-ı kübbârlarının ni‘metleri firâvân ve Bâğçesarây'dan gayri dağ eteklerinde olan şehirlerinden uyûn-ı câriyeleri cârî ve revân bir şehr-i Bâğçesarây-ı âbâdândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a ·
metinde göster ·
… âdem sâkin değildir. Çoğu Heyhât sahrâsı hâki ve karanlık vilâyet ve kûh-ı Kâf
eteklerinde
Yıldırak Tav'a varınca hükm eder.
Ammâ bu Mesköv vilâyeti gâyet büyükdür kim iki iklîm içinde bulunmuşdur. Lâkin şiddet-i şitâdan ve hevâ-yı muzlimden çok yerinde benî âdem sâkin değildir. Çoğu Heyhât sahrâsı hâki ve karanlık vilâyet ve kûh-ı Kâf eteklerinde Yıldırak Tav'a varınca hükm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 169b ·
metinde göster ·
Ve bu deşt-i Kıpçak'da Beşdepe nâm mahalde bir yığma depe üzre bir kalın mermer amûd-ı müntehâ var. Bunu Timur Hân alâmet içün ihdâs edüp cemî‘i harâb etdiği şehirleri ve kılâ‘-ı metîneleri ve on sekiz aded pâdişâhları mutî‘ [u] münkâd ve emrine râm edüp önü sıra on sekiz pâdişâhları etek der-meyân etdirüp yayan konakdan konağa yayan yürütdüğü pâdişâhlar esmâların ol mezkûr amûda yazmış. Ammâ Âzerbâycân şâhı Uzun Hasan Şâh'ı yayan yanısıra yürüdüp konakdan konağa musâhebet edermiş, anı dahi eyle mermere kazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 170b ·
metinde göster ·
… unca yine yatup andan yine gece gidüp altıncı ayda ılgar ile giderek "Kûh-ı Kâf
eteklerinde
Sedd-i İskender dibinde ka‘bemize varup yüz süreriz" dediler. Hakîr bunlara ka‘ …
Böyle kırk gün bu kuşlar ile bu Kalmık gündüzün ceng edüp hemân ki ahşam olup şeb-i muzlim oldukda cemî‘i ukâblar âşiyânlarına gidüp Kalmıklar dahi fursatı ganîmet bilüp cümle gece ile ılgar edüp sabâh olunca yine yatup andan yine gece gidüp altıncı ayda ılgar ile giderek "Kûh-ı Kâf eteklerinde Sedd-i İskender dibinde ka‘bemize varup yüz süreriz" dediler. Hakîr bunlara ka‘belerinden su’âl etdim. Anlar eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177a ·
metinde göster ·
Ammâ bu kal‘a-i harâb içi cümle bâğ u bâğçelerdir. Dağ
etekleri
kara kara kayalardır. Dahi mâ-fevkleri kal‘anın ebrâcları ve dîvârlarıdır. Lâki …
Ammâ bu kal‘a-i harâb içi cümle bâğ u bâğçelerdir. Dağ etekleri kara kara kayalardır. Dahi mâ-fevkleri kal‘anın ebrâcları ve dîvârlarıdır. Lâkin bu şehrin hevâsı sakîldir, zîrâ leb-i deryâda sâfî kara taşlıkdır. Mâh-ı Temmûz'da cehennem derecelerinden bir şehir olup benî âdemi büryân ve giryân olup gâyet cezîre yerdir. Câ-be-câ bâğ u bâğçelerinde mevzûn ve serâmed servi ağaçları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 216b ·
metinde göster ·
… olan ferc-i kabîhaları görünmesin içün cümle avretler ferrâce ve fisdânlarının
eteklerine
birkaç vukıyye kurşum pâreleri diküp avret yerleri açılmayup gezerler.
Temâşâ-yı ibret-nümâ: Bu şehrin cümle Urûm avretleri donsuz gezdiklerinden rûzgâr-ı akîm fisdânların açup avret yeri olan ferc-i kabîhaları görünmesin içün cümle avretler ferrâce ve fisdânlarının eteklerine birkaç vukıyye kurşum pâreleri diküp avret yerleri açılmayup gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250a ·
metinde göster ·
… geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince
etekleri
bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz …
Ve bir turfe esbâb geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince etekleri bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz sarık sararlar, ammâ avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276b ·
metinde göster ·
… ir cür’et hâsıl edüp sâ’ir guzât-ı müslimînden bir kadem ayrılmayup şeb [ü] rûz
etek
der-miyân edüp gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ceng-âşûb olan yerlerde eli kan ve k …
Hakîr-i pür-taksîr bu neberd-i azîmleri göre göre bir cür’et hâsıl edüp sâ’ir guzât-ı müslimînden bir kadem ayrılmayup şeb [ü] rûz etek der-miyân edüp gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ceng-âşûb olan yerlerde eli kan ve kılıcı kan ve ciğeri büryân ve sînesi uryân ve dillerinde Hazret-i Kur’ân tilâvet eden guzât-ı müslimînden bir ân bir kadem gerüye kalmayup hamd-i Hudâ niçe yüz lağımlardan ve taş ve kumbaralardan ve top u tüfeng ve muşkatlardan Hudâ-yı Müte’âl Hâfız-ı Bîçûn hıfz-ı emânda edüp subh u mesâ silâh-ı vuzû‘ ile âmâde olup niçe yüz aded şühedâları ve niçe mîr-i mîrân ümerâları defn edüp niçe yüz aded mecrûhları cerrâhlara getirüp tîmâr etdirirdim, riyâ olmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… şmaz, hemân doğru doğruya olduğundan altı bin beş yüz adımdır. Kerrât ile hakîr
etek
dermeyân edüp adımlamışımdır.
Ammâ leb-i deryâdan mâ‘adâ kara cânibinde handak-ı azîmden taşra olan on iki aded tabyaların başka handakları vardır kim cümle ellişer adım enli handaklar kenârınca bu Kandiye'nin ancak hemân kara cânibleri altı bin beş yüz aded adımdır, zîrâ bu tabyaların handak kenârınca makas makas eğri büğrü dolaşmaz, hemân doğru doğruya olduğundan altı bin beş yüz adımdır. Kerrât ile hakîr etek dermeyân edüp adımlamışımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 309b ·
metinde göster ·
… mâ Katırcızâde Mehemmed Pa[şa] çiftliği dibinde bir kayadan ve isfakiye dağları
eteklerinde
Kolina dağlarından çıkup yarım sâ‘at gidüp hemân ol mahalde yine deryâya mahlût …
Andan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile nehr-i azîm Acısu'yu atlar ile ubûr etdik. Niçe yerde kaynaklardan tulû‘ eder, ammâ Katırcızâde Mehemmed Pa[şa] çiftliği dibinde bir kayadan ve isfakiye dağları eteklerinde Kolina dağlarından çıkup yarım sâ‘at gidüp hemân ol mahalde yine deryâya mahlût olur. Ammâ Mersin nehri gibi âb-ı hayât su olmadığından Acısu derler. Ammâ bunda çıkan alabalıklar ve kefal balıkları üç yıl Âl-i Osmân askerin ganîmet etdi, ammâ yine her balığın dânesi birer guruşa bey‘ olunurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 320a ·
metinde göster ·