Bu hikmet-i Hudâ'ya, bu kadar ta‘rîf ü tavsîf ile müsevvede etmemizin aslı oldur kim, mahallemizde vücûda gelüp cümle ahvâllerine ıttılâ‘ hâsıl etdiğimizden küstâhâne bu gûne tesvîd olundu ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
"İnşâallah Nemse çasarı olan Alaman kıralına bir gûşmâl etmemiz mukarrerdir, zîrâ buyurduğunuz gibi Nemse küffârı menim Bu-dîn'im kal‘ası üzre çete ve potura ve Katona kâfirleri salırmış", der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
… lunur, ammâ Hümâyûnnâme gibi sadedden hâric değildir. Elbette yine sadede rücû‘
etmemiz
mukarrerdir. Bu kerre yine dîger,
Gerçi "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" kavli üzre ser-rişte-i mazmûn dilde pinhân olduğundan vâridât-ı İlâhiyye tulû‘ edüp mahalle münâsib şeyler îrâd olunur, ammâ Hümâyûnnâme gibi sadedden hâric değildir. Elbette yine sadede rücû‘ etmemiz mukarrerdir. Bu kerre yine dîger,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a ·
metinde göster ·
… emî‘i tefâsîrlerde bu hikâye-i garîbe musarrahdır kim bizim ihtisâr üzre tahrîr
etmemize
dahi hâcet yokdur. Ammâ münâsibiyle bir şemme terkîm etmek iktizâ etdi.
Eşkâl-i deryâ-yı Van, ibret-nümâ-yı sun‘-ı Kahhâr-ı Kayyûm-ı Mutlak: Cümle müverrihân-ı Acem ve bi-kavli sâhib-i târîh-i Mıkdısî eyle ayân u beyân [u] tahrîr u tastîr kılmışdır kim kaçan kim Nemrûd-ı la‘în ve pelîd-i anîd hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında oldukda âlemi geşt ederek Van diyârının irtifâ‘-ı arzın alup cümle arâzîden âlî bulup anda cemî‘i bennâları ve kûhkenleri ve ekâlîm-i seb‘anın âdemlerin cem‘ edüp kırk yılda bir sedd-i Nemrûd eder kim ta esâsından zirve-i a‘lâsına yedi günde ummâller seng-i hârâ ve kireç ve cıbıs ve hârâ çıkarırlarmış. Nemrûd-ı la‘în bu binâ etdüği amelî kûh-ı bülendin a‘lâsına urûc edüp bir sandûka içre kendüsü girüp sandûkaya niçe yüz kerkes ve kartal murgları bağlayup kerkes murglarının mâfevkinde bir sütûn üzre lahm-ı gûnâ-gûn salb edüp mezkûr kerse ve kartallar def‘-i cû‘ etmeğe bu üzerlerindeki maslûb etlere hücûm edince Nemrûd-ı la‘înin sandûku evc-i âsumâna münkalib oldukda hemân Nemrûd kerrûbiyânın sadâların istimâ‘ idince "Hay gök tanrısı bundadır." deyü kemânından şast ber-kabza tîrine rehâ buldurup Cenâb-ı Bârî Nemrûd'un okuna kan bulaşdırdup okunu yine Nemrûd'un sandûkasına düşürdür. Nemrûd-ı la‘în "Hay gök tanrısını ok ile urdum." mülâhazasıyla kartal ve kerkeslere mezkûr lahimden gıdâ verüp anlar gıdâ tenâvül ederek Nemrûd-ı la‘în yine binâ etdüği kûhu üzre nüzûl edüp kanlı oku askerine gösterüp "Müstakillen yerin ve göğün tanrısı oldum." deyüp enâniyyet da‘vâsında olduğu cemî‘i tefâsîrlerde bu hikâye-i garîbe musarrahdır kim bizim ihtisâr üzre tahrîr etmemize dahi hâcet yokdur. Ammâ münâsibiyle bir şemme terkîm etmek iktizâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237a ·
metinde göster ·
Ammâ paşa-yı hayr-tedbîr eyitdi: "Evvel kendüye bir nâme-i muhabbet-uslûb tahrîr edüp şer‘-i şerîfe da‘vet idelim ve kânûn-ı Süleymân Hân üzre Van derneğine gelüp Malazgird Beği Mehemmed Beğ ile ve şâkîler ile ve bu yeniçeri gâzîler ile mürâfa‘a-i şer‘ olsun. Eğer şer‘-i şerîfden nükûl ederse bi-emrillah üstüne sefer etmemiz mukarrer ü muhakkakdır." deyince cümle huzzâr-ı meclis "Bre meded sultânım, şimdi hân müttehem olup mes’ûl olacağın bilir. Her çi bâd-âbâd deyü askerin cem‘ edüp bizim ülkemizden bir yer dahi urur. Elhamdülillah Timur'un toprağın sürmeğe gelmiş deryâ-misâl askerimiz hâlâ âmâde iken hemân niyyetü'l-gâzâ deyüp bu sâ‘at tuğlar Çaybaşı'na gitsin." deyü paşaya ibrâm-ı tâm ve teklîf-i mâlâyutâk etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
… -ı tîğ-ı bürrândan geçirüp bakıyyetü's-seyf olanlarınızı pây-beste ve dil-haste
etmemiz
mukarrerdir, ve's-selâm" deyü bu gûne nâme Elçi Hasan Ağa ile kal‘a kapudanına …
Ve kal‘a içinde olan ümmet-i Muhammed esîrlerimize bir zarar isâbet etdirmeyesiz. Eğer bir esîrimizin kılına hatâ gelirse sizin cümleniz kırarız. Ve illâ bu nâmeme muhâlefet edüp yok derseniz kal‘anızın cânib-i erba‘asın kuşadup sademât-ı top-ı kûp ile cümle der [ü] dîvârların Hemedânî sürme edüp asâkir-i gulgule-i Rûm ile yürüyüş etdirüp cümlenizi dendân-ı tîğ-ı bürrândan geçirüp bakıyyetü's-seyf olanlarınızı pây-beste ve dil-haste etmemiz mukarrerdir, ve's-selâm" deyü bu gûne nâme Elçi Hasan Ağa ile kal‘a kapudanına varup vâsıl olunca mefhûm-ı kelâmı ma‘lûmları olunca cümle kefere vü fecereler bir yere cem‘ olup turvin ve müşâvere ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122b ·
metinde göster ·
"Ne dersiz oğlanlar biz bu esîr kâfirler ile asker içre şâhrâha varsak ihtimâldir Sadrıa‘zam bu esîrleri duyup kalîl bahâ ile elimizden alalar, yâhûd dildir deyü söyledüp boyunların vuralar. Bu ganîmetler ile anlar elden gideler ve aç asker içine bu kadar terkimizdeki caklar ile zahîreyi asker görüp yağmâ etmeleri mukarrerdir, biz dahi durmayup mâlımız vermemek içün ceng etmemiz mukarrerdir. Ammâ umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdandır, 26a bu kerre umûm içre ölmek iktizâ eder. Elbette bizim bu zahîremize asker sarılıcılardır, zîrâ kâmil yigirmi altı gündür kim Sadrıa‘zamın bile atları cümle meşe ağacı filisleri ve çamurlu otlukları yerler. Kâfir korkusundan asker ordudan bir fersah ve nîm merhale taşra gidemeyüp askerin girîbânları niçe kerre kâfir alduğu ecilden herkes atların gözleri önünde (---) çamura bağlayup atları ve kendüleri açdır. Bizde bu kadar zahîreleri görünce askerin elbette yağmâ etmeleri mukarrerdir. Gelin oğlanlar sizinle sağ tarafımızda asker ve sol tarafımızda dağlar kenârın kollayarak gidelim" deyü niçe bin gûne müşâvereler etdikde Sührâb gulâm eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b–26a ·
metinde göster ·
… Edirneli Mehemmed Çelebi ve Âlî Efendi mufassal yazmışlar, bizim tekrâr tahrîr
etmemize
ihtiyâc yokdur. Ancak bu meydân-ı ma‘rekeyi gördüğümüz münâsebetiyle bu kadarca …
"Hırıştoş sahrâsı küffâr leşiyle mâl-â-mâl olduğundan mâ‘adâ küffârı bir cân kurtarmayup suyu 40a geçdikleri yerde biri biri üzre ta‘kîb edüp suda gark olmuşlardır" deyü Edirneli Mehemmed Çelebi ve Âlî Efendi mufassal yazmışlar, bizim tekrâr tahrîr etmemize ihtiyâc yokdur. Ancak bu meydân-ı ma‘rekeyi gördüğümüz münâsebetiyle bu kadarca tesvîd olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 39b–40a ·
metinde göster ·
… a ihtiyâc yokdur. Ancak bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr Beç kal‘asın görüp temâşâ
etmemiz
sebebiyle ba‘zı ahvâlâtların tahrîr etmek iktizâ etdi.
Tafsîl üzre Lem‘î Çelebi ve Edirneli Mehemmed Çelebi ve Celâlzâde Sâlih Çelebi tevârîhlerinde mufassal yazmışlardır. Bizim yazmamıza ihtiyâc yokdur. Ancak bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr Beç kal‘asın görüp temâşâ etmemiz sebebiyle ba‘zı ahvâlâtların tahrîr etmek iktizâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55b ·
metinde göster ·
… cevâhir içinde hıfz ederiz. Bu bizim cemî‘i kâfiristân papasları üzre tasaddur
etmemize
bâ‘is olup bizde olmak ile tefâhür kesb ederiz" deyü cümle papas ve kıssîs ve r …
"Pâdişâhım, bu dest-i şerîf resmi bir dahi Rimpapa Kızılelması kim Rûmiyyet-i Kübrâ'dır, anda Rimpapa hazînesinde durur. Bir dest-i şerîf nakşı dahi Van deryâsı içinde Ahdimvar cezîresindeki Ermenî kenîsesi papaslarında durur. Biz bu resm-i şerîfi anlardan ziyâde cevâhir içinde hıfz ederiz. Bu bizim cemî‘i kâfiristân papasları üzre tasaddur etmemize bâ‘is olup bizde olmak ile tefâhür kesb ederiz" deyü cümle papas ve kıssîs ve ruhbân ve bıtrîk ve ladika ve keşîş-i palâs-pûşân sâhib-i zünnârlar ricâ etdikde Mehemmed Hân ricâların kabûl edüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 100b ·
metinde göster ·
… zde ise âlât-ı silâh yok, bizler az, anlar çok. Ne çâre, âhir bu yerden hareket
etmemiz
mukarrerdir" dediler.
"Dâyimâ bizimle ceng ederler. Dağa çıkup âbinûş ve santa ve zakkûm ve sac ağacları kesmeğe âciziz. Maymunlar gelüp bizi esîr edüp dağlara götürüp tasarruf eder. Ellerinden halâs mümkin değildir; kimi uyur, kimi dîdebânlık eder, bir fırsat bulup rehâ bulmak mümkin değildir. Tasarruf ede ede çok âdemimiz helâk etmişlerdir. Bizde ise âlât-ı silâh yok, bizler az, anlar çok. Ne çâre, âhir bu yerden hareket etmemiz mukarrerdir" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y441b ·
metinde göster ·