"Bu kürk sana uzundur babana gönder, bizi hayır du‘âdan ferâmûş
etmesin
" deyü bir gayrı kürk hakîre ihsân eyledi ve mübârek dest-i şerîfiyle serime bir …
"Bu kürk sana uzundur babana gönder, bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmesin" deyü bir gayrı kürk hakîre ihsân eyledi ve mübârek dest-i şerîfiyle serime bir semmûr kalpak geydirdiler. Niçe zamân Tatar-pîçe-misâl kalpak ile gezerdim. Andan buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
Leb-i deryâsı amîk olup lodos rûzgârı telattumu harâb
etmesin
içün mîşe dırahtların deryâya kakup beşik beşik edüp leb-ber-leb taş ile memlû …
Leb-i deryâsı amîk olup lodos rûzgârı telattumu harâb etmesin içün mîşe dırahtların deryâya kakup beşik beşik edüp leb-ber-leb taş ile memlû edüp istihkâm bulmağın Beşiktaş derler. Ammâ bu binâ olmazdan bin yıl mukaddem bu şehrin ismi Beşiktaş idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 134b ·
metinde göster ·
Eyle olunca bu esnâf ordu-yı İslâmda elzem-i levâzımından olmağile bu âşbâzlara mensûb cümle ehl-i hırefleriyle beyân olunur. Cenâb-ı Bârî, bir şehri ve bir orduyu ekmeksiz ve susuz ve ta‘âmsız etmesin. Zîrâ atalar "Cân boğazdan girir" demişler, Türkmânîce kelâmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a ·
metinde göster ·
… ‘dehû sene (---) târîhinde Çelebi Sultân Mehemmed feth edüp küffâr dârü'l-karâr
etmesin
deyü kal‘asın harâb eder. Anın dahi âsâr-ı binâları nümâyândır.
Evsâf-ı kasaba-i Gekbiziyye: 276b Zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş. Sene 233 târîhinde Bağdâd'dan Hârûnu'r-Reşîd, Ca‘fer Seyyid Battâl Gâzî ile İslâmbol'u muhâsara edüp bâ-sulh İslâmbol içre Silivrikapu kurbunda Kızlar Manastırı ta‘bir etdükleri mahal kim hâlâ ana Koca Mustafâ Paşa Câmi‘i derler, ma‘bed-i kadîmdir, anda Hârûnu'r-Reşîd bir kal‘a binâ edüp içine üç bin kul koyup her sene küffârdan birer Mısır hazînesi altun almak şartıyla akd-i sulh edüp yine Hârûn Bağdâd'a müteveccih olup Seyyid Battâl Gâzî Üsküdar'da muhâfazacı kalduğu sene bu Gekbiziyye küffârları asker-i Battal Gâzî'den birkaç âdemleri şehîd etdikleriçün Ca‘fer Battâl bu Gekbiziyye'yi nehb ü gâret edüp hânelerin harâb, küffârların esîr-i kebâb edüp dârü'l-mülkü olan Malatıyye şehrine revâne olur. Hâlâ ol harâbelerden bu Gekbizî'de niçe bin âsâr-ı binâlar zâhir ü bâhirdir. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile yine Kostantin kral bir kal‘a-i azîm binâ edüp şehri imâr eder. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Çelebi Sultân Mehemmed feth edüp küffâr dârü'l-karâr etmesin deyü kal‘asın harâb eder. Anın dahi âsâr-ı binâları nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a–276b ·
metinde göster ·
… î kayaların altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur. Münhedim olup tarîk-ı âmmı sedd
etmesin
deyü niçe sâhib-i hayrâtlar mezkûr kayaların altlarına azîm çam ve ardıç direkl …
Direklibel: Ne‘ûzü billah bir teng ü târ u sengsâr cân bâzârı yerdir kim bir âdem kayalar üzre çıkup taş yuvarlasa bin âdemi helâk eder. Bir tüfenkli hod kuş uçurtmaz. Böyle bir mel‘ûn boğazdır kim Rûm u Arab u Acem'de Direklibel deyü meşhûr-ı âfâkdır. Direklibel demeğe bâ’is oldur kim ya‘nî kayaların altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur. Münhedim olup tarîk-ı âmmı sedd etmesin deyü niçe sâhib-i hayrâtlar mezkûr kayaların altlarına azîm çam ve ardıç direkleri dayamış, anınçün Direklibel demek ile şöhret bulmuşdur. Hemân bu mahalde paşa efendimiz atından nüzûl edüp Bismillah ile bizzât kendüleri birkaç taşları râh-ı müslimînden alup aşağı dereye endaht edince azamet-i Hudâ dörd bin mikdârı pîr [u] civân atlarından nüzûl edüp ma‘ber-i nâs üzre olan taşları aşağı dereye atup bir tarafdan çeng[-]i harbîler çalınup Allah Allah ile bir sâ‘atde yolu eyle tathîr eylediler kim râh-ı tahterevân ve tarîk-ı kal‘a-i Revân ve Hemedân oldu. Anı dahi bu keyfiyetle geçüp Osmâncık'dan berü 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
Kadîm-i eyyâmda kal‘ası Amâlika kavminin binâsıdır. Niçe yüz mülûkden kalmış kal‘a-i Kahkahâ-yı Rûmdur. Ba‘zı tevârîhde Ferhâd-ı kûh-ken binâ etdi, derler. Mahallinde tahrîr olunur. Ba‘dehû sene 476 târîhinden Âl-i Dânişmendiyye'den Sultân Melik Gâzî, Rûm keferesi elinden feth etmişdir. Niçe kerre İrân-zemînin Azerbaycân pâdişâhları muhâsara edüp fethinde âciz-mânde kalmışlardı. Ba‘dehû Dânişmendiyân elinden Âl-i Selçûkiyân bir takrîb ile alup karâr etdiler. Ba‘dehû sene 795 târîhinde Âl-i Osmâniyândan Yıldırım Bâyezîd Hân {üzre} Timur hurûc etdükde {Amasiyye kal‘asın Timur} feth etmesin deyü mukaddem târîh ile {Yıldırım Hân, Amasiyye'yi} feth edüp İsâ Çelebi'yi hâkim nasb edüp dârü'l-mülk-i taht-ı selâtîn olup hutbe tilâvet olundu ve "Azze nasruhû, duribe Amasiyye" deyü sikkeli akçesi kat‘ olundu. Zîrâ dağlarında ve şehr-i Gümüş'de sîm-i halisin üç yerde ma‘deni vardır. Ba‘dehû 280b pâdişâhlara mahsûs sarây-ı hâs ve bâğçe-i İrem binâ olunup tahtgâh-ı Âl-i Osmân oldu. Ebü'l-feth tahrîrinde eyâlet-i Sivas hâkinde Amasiyye beğinin tahtıdır. Sevâd-ı mu‘azzam ve taht-ı pâdişâh-ı mükerrem olmağıla bir kaç kerre ber-vech-i arpalık kânûn üzre bu sancak üç tuğlu vezîrlere sadaka olmuşdur. Taraf-ı pâdişâhîden kânûn üzre paşasının hâss-ı hümâyûnu 300.000, sancağında ze‘âmet 19, timar 422, alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Bu cümle erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelüleriyle üç bin asker olup alaybeğisi ve paşası sancağı altında sefer eşerler. Pâk ü müsellah ve mükemmel askerleri vardır. Ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır ve nâhiyeleri gâyet ma‘mûrdur. Evvelâ nâhiye-i İnebâzârı ve Geldikkân ve Akdağ ve Kağala nâhiyesi kasabadır. Ve sancağında tokuz kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a–280b ·
metinde göster ·
… olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî
etmesin
ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlulla …
Ve mine'r-rü’yâ-yı sâliha: Hakîr Evliyâ ol gün ki kal‘a-i Engürü'ye dâhil olup ibtidâ âsitâne-i Hacı Bayrâm-ı Velî'ye varup ziyâretiyle müşerref olup bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp konağımıza gelüp ba‘de'l-ışâ evrâd [u] erkânımız edâ edüp du‘â-i istihâre ile hâb-âlûd olup menâmımda görürüm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilmîzim olan Kösec Bayrâm-ı Velî'ye giderken beni basup geçesin, anı ziyâret edüp bir hatme mübâşeret idesin. Bana bir Fâtîha tilâvet edüp geçmeyesin, lâyık mıdır?" dedi. Hakîr eyitdim "Sultânım cenâb-ı şerîfiniz kimdir? Ben sizi bilmem ve kande sâkin olursun?" dedim. Anlar eyitdi "Âlem-i fetâlığında Güleşciler Tekyesin'de ve Sultân Murâd huzûrunda pehlivânlara du‘âcılık ederken "Engürü'de er yatır, Rûm'da Sarı Saltık, demez miydin. İşte Engürü'de Er Sultân benim. Aşağı tahta'l-kal‘a kurbunda Odunbâzârında bir kesîf kubbe içinde kaldım. Anda gelüp beni ziyâret edüp bir Fâtiha'yla şâd eyle. Sen dahi dünyada ve âhiretde şâd [u] ber-murâd olasın. Sabâh namâzından sonra sana bir âdem göndereyim, hemân bana benzer, anın ile el ele verüp bu şehr içre reftâr ederek bana gelüp ziyâret eyle. Selâmün aleyküm" deyüp gâ’ib oldu. Hemân hâbdan bî-dâr olup pâk âbdest alup vakt-i sabâha muntazır durup ba’de salâti'l-fecr paşadan bir mehter-i enderûn gelüp "Buyurun tahta'l-fıtûra" dedi. "Hayır oğlum! Bu gün sâ’imim" deyü mehteri savdım. Hemân anı gördüm, ahşam vâkı‘amda gördüğüm kimesne çıkageldi. Selâm verüp "Evliyâ Çelebi, siz misiz? Buyurun Er Dede Sultân vâkı‘amızda bizi size gönderdi. Ziyâretine gidelim" dedi. Ammâ sözü gûya yer altında zîr-i zemînden çıkar. 358b Hakkâ yüzü münevver ve sözü şîrin mü’essir, hemân ferâcem giyüp Bismillah ile kapudan taşra çıkup piyâdece giderken ilerü şehri içre on bir mahalde medfûn kibâr-ı evliyâullahları ism [ü] resimleriyle söyleyüp ziyâret etdirüp ba‘zısına "bizim çerâğımızdır" der, ba‘zısına "Azîzim Hâmid Efendi halîfesidir" deyü elime yapışup ziyâret ziyâret gezdiklerimiz de inşâallahu Te‘âlâ tahrîr olunur. Hemân kim elime yapıştı, elinde aslâ kemiği yok idi. Ne cânibe eğsem hamîr gibi eğilirdi. Hemân elin elimden çeküp sağ eliyle bir ziyâret gösterdi ve yine elime yapışdı. Ba‘zı âhirete müte‘allık kelimâtlar ederek Odunbâzârı nâm bir mahalle vardıkda meydânın cânib-i garbîsinde bir kubbe-i sağîr nümâyân olup "İşte Er Sultân kubbesi şudur" deyü sâğ eliyle gösterüp hakîr dahi ol tarafa nazar edince bir dahi yanıma bakdım, ol kimesne gâ’ib olmuş. "Bre meded ben anın elin elimden koyurmasam gerek idim. Bre meded hâlim neye müncer olur" deyü cânib-i erba‘aya vakt-i seherde serâsîme olup gezerdim. Hemân ol şahsı gâ’ib etdiğim bir şâhrâh-ı azîm idi. Önümde ve ardımda görünmeyüp gâ’ib olmuşdu. İmdi şu keçe kaplı küçük kapudan içeri girmiş ola, deyü hemân kapuyu açup içeri girdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş. Bu kadar paşalı ve bu kadar harbende ve harkeşân ve kimi çöğür ve kimi tambura çalup bir hây-hûy kim ta‘bir ü tavsîf olunmaz. Hemân biri "Evliyâ Çelebi! Gel bir bozacığımız iç" dedi. "Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler" deyü hicâbımdan yire geçdim. Hemân taşra çıkup doğru Er Sultân kubbesine varup bâbın açup içeri girdikde "Esselâmü aleyküm yâ pîr-i azîz" deyü bükâ ederek atebe-i süflîsine bu âsî yüzüm rûmâlîde kılup eyitdim "Ey Sultânım! Vâkı‘ama girüp sana bir mürşid-i kâmil vesîle görderirim dedin, ahde vefâ edüp gönderdin. Henüz irşâd olmadan elimden aldın. Kapuna yüz süregelüp ziyâret etdim. Habîb-i Hudâ aşkına beni dünyâ ve âhiretde mahrûm koma. Allah ile ahdim olsun, rûh-ı şerîfiniçün bir hatm-i şerîf tilâvet ideyim" deyüp bir hatm-i şerîfe başlayup kabr-i şerîfinin sandûkası olan yeşil sûf ile mestûr zarfının altına girüp, "Himâye yâ Er Sultân, himâye" deyüp girdim. Ol sâ‘at hâb-âlûd olup eyle gark-ı arak olmuşum kim esbâblarımdan taşra ter çıkup mukaddemâ yine vâkı‘amda gördüğüm gibi Er Sultân'ı evvelki eşkâliyle görüp selâm verdi ve aleyk alup eyitdim: "Sultânım! Bana vesîle gönderdiğin âdemi yitirüp bî-vesîle kalıp kapuna geldim. Beni teh-dest koma" dedim. Hemân eyitdiler: "Sen hâfız-ı Kur’ân olduğundan ve muhibb-i evliyâ olup kibâr-ı evliyâullahın âsitânelerine yüz sürdüğünden mahrûm kalmazsın. Biz sana muhabbetimizden vâkı‘ana girüp sana vesîle göndeririz. Anın eline yapışup bre gel dediğim sabahısı yine ben varup eline yapışdım. Seni tarîk-ı hakka götürür mürşid-i kâmil kim elem çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle benim himâyemde olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî etmesin ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlullah'ı nasîb edüp sıhhat-i bedenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve ilme çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı Azîm'inde âyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a–358b ·
metinde göster ·
, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, v …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… ıyla taş olmuşlardır. Ve ol mahalde katırlara dahi bed-du‘â edüp "Bağl tevellüd
etmesin
, ammâ gâyet cefâkâr ve bârkeş olsun" demişlerdir. Hâlâ ilâ haze'l-ân katır doğu …
Garâ’ibât-ı diğer: Urfa kurbunda Temâşâlık nâm bir dere var. Anda niçe yüz âdemlar atları ve develeri ve katır katârlarıyla bi-emrillâhi Te‘âlâ cümle kara taş olmuşlardır. Hattâ bunlar hakkında a‘yân-ı vilâyetden niçe ulemâ ü sulehâ ve fuzalâ kimesneler buyurdular kim kaçan kim Hazret-i İbrâhîm'i Nemrûd-ı la‘în âteşe atdıkda bu taş olan âdemler hırz-ı cân ile dağlardan odun getirirken Hazret-i İbrâhîm bed-du‘â edüp cümle mâllarıyla taş olmuşlardır. Ve ol mahalde katırlara dahi bed-du‘â edüp "Bağl tevellüd etmesin, ammâ gâyet cefâkâr ve bârkeş olsun" demişlerdir. Hâlâ ilâ haze'l-ân katır doğurmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… beyninde vâki‘ olmağıla Celâlî ve Cemâlî âyende vü revendeyi nehb ü gâret 87b
etmesin
içün, Van müsellimi ziyâde askerle gelüp ziyâde bâc alur. Zîrâ aslında Van eyâl …
Ta‘rîf-i bî-mâ‘nî, meşhûr-ı âfâk Çanlı kenise-i Yârmenî: Akâlim-i seb‘ada cemî‘i milel-i muhtelife mâbeyninde şöhre-i şehîr olup yılda bir kerre vakt-i (---) niçe yüz bin âdem cem‘ olup yedi gün yedi gece hayme vü hargâhler kurulup bey‘ [u] şirâlar olup yük bozulup yük bağlanup kârbân gelüp Revân cânibine ve gayri diyârlara revâne olmadadır. Bu mahalde Van vezîri müsellimi ve Bitlis hânı müsellimi ve Atak beği müsellimi hâzır olup cümle tüccârı ve ecnâs-ı mahlûkâtı muhâfaza ederler, zîrâ bu Çanlı mahalli üç hükûmet mâbeyninde vâki‘ olmağıla Celâlî ve Cemâlî âyende vü revendeyi nehb ü gâret 87b etmesin içün, Van müsellimi ziyâde askerle gelüp ziyâde bâc alur. Zîrâ aslında Van eyâleti hudûdudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a–87b ·
metinde göster ·
… z'den bunu dahi Yıldırım Hân feth etmişdir. Ba‘dehû kal‘asın küffâr yine istîlâ
etmesin
içün hâke beraber harâb [u] yebâb, hânelerin türâb etmişdir. Ba‘dehû Sultân Mur …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim bir hevâdâr zemin-i mahsûldâr olmak ile Sarı Saltık Sultân, ya‘nî Muhammed Buhârî Saltık Bay hazretleri bu mahalde fukarâlarıyla zirâ‘at edüp mahsûlün bu mahalde harman edüp ismine Kara Harman deyü nefes etmişlerdir. Sebeb-i tesmiyyesi oldur ammâ zamân-ı keferede bender şehr-i kadîm olup Bulgarca ismine (---)(---) derlermiş. Ol asırda bir kral-ı dâl ismiyle müsemmâ bir şehr-i zîbâ imiş. Dest-i Ceneviz'den bunu dahi Yıldırım Hân feth etmişdir. Ba‘dehû kal‘asın küffâr yine istîlâ etmesin içün hâke beraber harâb [u] yebâb, hânelerin türâb etmişdir. Ba‘dehû Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında bu mahalde Kazak-ı Ak mazarratı def‘ içün bir cây-ı me’men lâzımdır, deyü fermân-ı Murâd Hân ile sene (---) târîhinde Kapudan Receb Paşa donanma-yı hümâyûn ile bu Karaharman limanına lenger atup a‘yân-ı vilâyet re’yiyle nehr-i Tuna arkı Karadeniz'e munsab olduğu mahalde du‘â vü hayr-ı sezâ ile bu kal‘a essâsına bezl-i ihtimâm-ı tâm edüp vakt-i şitâ ermeden deryâ-misâl asker ve niçe bin ummâl u bennâ ile üç ayda kal‘a itmâm bulup cemî‘i âlet-i mühimmât [u] levâzımâtın ve dizdârı ve üç yüz aded levendâtın ve yedi aded balyemez topların ve cânib-i kıbleye nâzır bir demir kapusuyla sûr-ı metîni itmâm edüp miftâhların ve derûn-ı kal‘ada Sultân Murâd Hân câmi‘i miftâhın Sultân Murâd Hân'a gönderüp Şeh Murâd mübârek-bâd deyüp dilşâd oldu. Hâlâ ma‘mûr bir kal‘a-i pür-nûr, derûn-ı kal‘ada ahâlîsi mesrûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… dûzah-karâr Saltık Sultân'a kesret-i muhabbetleri olduğundan yine küffâr istîlâ
etmesin
içün sûrunu münhedim etmişdir. Ammâ niçe kerre yine Kazak, Yenisalâ nâm mahalde …
Ammâ kal‘asın harâb etmişdir kim küffâr-ı dûzah-karâr Saltık Sultân'a kesret-i muhabbetleri olduğundan yine küffâr istîlâ etmesin içün sûrunu münhedim etmişdir. Ammâ niçe kerre yine Kazak, Yenisalâ nâm mahalden nehr-i Tuna kayıklarıyla gelüp bu Babadağı şehrin basup âsitâne-i Saltık Sultân'dan cümle sahûn u tancereleri ve haliçe ü kilimlerin alup giderken bir gün bir gice serserî gezüp şaykalarına vâsıl olamayup cümle bakır avânîleri yine tekyeye getirüp avdetde cümle küffâr il-vilâyet halkı destine girüp esîr-i bend-i hicrân olup bir cân-ı Kazak rehâ bulmayup deryâda gemileri dahi temevvüc-i yemmden kenar-ı deryâya düşüp pâre pâre olup ahâlî-i vilâyet mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim oldular. Ol zamândan berü küffar Babadağı'na çıkmak ihtimâli yokdur. Ba‘dehû bu ahvâl-i pür-melâl Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in mesmû‘-ı şerîfleri olup der-ân eyâlet-i Özi muhâfazasına me’mûr Sultân Ahmed Hân dâmâdı Âtike Sultân kocası Koca Ken‘ân Paşa'ya bir kıt‘a hatt-ı şerîf gidüp "Elbette başın sana gerek ise Babadağı şehri içinde cây-ı emân olmağiçün mahalle münâsib bir mürtefi‘ zemînde bir kal‘a-i metîn bünyâd edüp der-i devletime miftâhların îsâl edesin!" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî dergâh-ı âlî kapucubaşı yediyle vâsıl oldukda Ken‘ân Paşa "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp şehr-i Babadağı'nın cânib-i şarkîsinde bâğlar ucunda bir mürtefî‘ püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i zîbâya esâs bırağup bu kulle-i azîm itmâm bulduğu mahalde Ken‘ân Paşa ma‘zûl olup hâlâ esâs-ı kal‘a ve kulle dizdâr ve neferâtsız hâlî ve mu‘attal kaldı. Ammâ kal‘a itmâm bulsa Babadağı şehri cây-ı emân olurdu. Ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘ayı itmâm etmeğe murâd edinüp rikâb-ı hümâyûna arz etdikde paşa dahi ma‘zûl olup eyâlet-i Özi'yi Vezîr Siyâvuş Paşa'ya ihsan edüp Melek Ahmed Paşa'ya Rûmeli eyâleti in‘âm olundu. Hâlâ Babadağı kal‘aya muhtâcdır. Zîrâ bender-i şehr-i mu‘ammerdir kim imâret kal‘a lâzımdır. Bu şehir Özi eyâletinde Paşa hâssı voyvodalığıdır. Yüz aded tevâbi‘iyle hükm-i hükûmât edüp paşaya beş kîse, hâkime dörd kîse ve zahîre bahâsı ağasına ve paşaya dörder kîse hâsıl olur, a‘lâ hükûmetdir. Ve hâkim-i şer‘-i Resûl-i mübîni üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ammâ niçe kerre beş yüz akçe mollalara sadaka olunmuşdur. Cümle yedi aded nevâhî nâ’ibleri vardır ve cümle yüz aded nâhiye kurâlardır kim zahîre-bahâ tahsîline gidüp geşt ü güzâr etdiğimiz kurâlardır kim tahrîr olunur. Evvelâ karye-i Hergeleci ve karye-i Sebil-i İlyâs ve karye-i Küçük Sarı ve Düğlek ve Sabança ve Acıgöl ve Sarı Nasûh ve Kara Hâbil ve Ahmed Fakı ve Tatar Çamurlusu ve Sarıgöl ve Konkaz ve Hacılar ve Teretsinlik ve Na‘lband ve Kızılhisâr ve Kamber ve Armudlu ve Karka ve Başköy ve Bahşâyiş ve Çineli ve Atmaca ve Çukurova ve Kayalıdere ve Eskibaba ve Çağatay-ı zîr ve Çağatay-ı bâlâ ve Kargalığ-ı zîr ve Kargalığ-ı bâlâ ve Demlik-i zîr ve Demlik-i bâlâ ve Deliâlî ve Seleli ve Lütfîbeğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıbeğ ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarıgöl ve Kızılca Velî ve Kâsımça ve Kaçamak ve Karye-i Eski ve Koçubeğ 127a ve Uzun İnehân ve Toksofu ve Kulalı ve Gevherli ve karye-i Yeni ve Kireçlik ve Çonkar ve Kavacıkköy ve kasaba-i Ester-i azîm ve Bâzârlı ve Gerencik ve Bilâl Kışlası ve Dânehacı ve kasaba-i Karamurâdlı ve Köstelli ve Karatay ve Durhanlar ve Mamay ve Hoca Alî ve Karakoyunlu ve Çıkrıkçı ve Şeyh Emân ve Taşağılı-i zîr ve Taşağılı-i bâlâ ve Arnavutlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karaharman ve Sultânkara ve Pelidli ve Yuvacı ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Sarı ve Kara Nasûh ve Kasaplı ve Düğüncü ve Sofular ve Ganîbucak ve Karamân ve kal‘a-i Yenisala bir yalçın kaya üzre evc-i semâya ser çekmiş bir kal‘a-i serâmeddir. Ammâ içinde koyun çobanları sâkin olur. Bâyezîd Hân-ı Velî fethidir. Karaharman'a cereyân eden Tuna tur‘ası nümâyândır, ammâ etrâfında kurâları gâyet ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126b–127a ·
metinde göster ·
… oca Lala Şâhin Paşa, feth etmede usret çeküp ba‘de'l-feth küffâr bir dahi karâr
etmesin
deyü kal‘asın berbâd etmişdir. Hâlâ âsâr-ı binâları şehrin niçe yerlerinde nümâ …
Hâlâ ol deyrin esâsı şehrin şimâlinde bir püşte-i mürtefi‘ üzre nümâyândır. Yine her sene cümle kefere-i fecere mu‘tâd-ı kadîmeleri üzre bed-nâm günlerinde ol deyrin temelin ve Andire papasın maşadın dolanırlar. Ol zamânda bu Zağra'ya Avganda derlerdi. Rûm tevârîhlerinde ulu şehir idüğü mufassal tahrîr ü temdîh olunmuşdur. Ba‘dehû mürûr-ı eyyâm ile niçe mülûk destine girüp imâr olmada iken sene 766 târîhinde Âl-i Osmâniyândan 132b yine Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir, be-dest-i Koca Lala Şâhin Paşa, feth etmede usret çeküp ba‘de'l-feth küffâr bir dahi karâr etmesin deyü kal‘asın berbâd etmişdir. Hâlâ âsâr-ı binâları şehrin niçe yerlerinde nümâyândır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 132a–132b ·
metinde göster ·
… ldu. Ve Mora sancağı dahi Freng-i bed-reng-i pür-ceng Akdeniz yalılarına istîlâ
etmesin
içün Mora sancağı dahi Rûm'dan ifrâz olup eyâlet oldu. Ammâ yine eyâlet-i Rûmel …
Bu mastûr olan on altı sancak cümle Rûmeli eyâleti vezîriyle sefer eşer, kânûn üzre cümle cebelüleriyle kırk bin asker olur ammâ üç bin asker dahi sekiz aded yürükân beğleri askeri olur. Bu hisâb üzre cümle elli iki bin asker olur. Ammâ Revân Seferi'ne Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpoladzâde Mustafâ Paşa elli üç bin asker ile gidüp Okmeydânı'nda hayme ü hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks edüp Beşiktaş'dan Üsküdar'a yetmiş pâre at gemisiyle kırk günde ubûr etdiği musarrahdır. Ol asırda eyâlet-i Rûmda yedi yüz kaplan postlu yedek at çekilirmiş. Yine Murâd Hân-ı Râbi'de Bayrâm Paşa Rûmeli vâlîsiyken "derdes" yoklaması olup cebelüleriyle bu tahrîr olunan mertebe cüyûş-ı muvahhidîn var idi. Zîrâ Süleymân Hân Engürüs seferlerine süvâr oldukda Anadolu'dan Rûm'a aslâ asker geçirmezmiş, illâ Mihaç gazâsında Seleşdi Kral cengine Anadolu ve Mar‘aş ve Karamân eyâletleri askeri geçmişdir. Sâ’ir gazâlarda hemân Rûm askeri Rûm'a, Anadolu askeri Ümm-i Tolı'ya me’mûrlar imiş. Tâ bu mertebe asâkir-i İslâm-ı Rûmeli deryâ-misâl imiş. Bosna ve Budin ve Eğre ve Tımışvâr eyâletleri ana kıyâs oluna, ammâ Rûmeli cümleye serdâr-ı mu‘azzamdır. Hâlâ ile'l-ân ve kânûn-ı Süleymân Hânî'de Mora ve Silistre ve Nigebolu ve Vidin ve Akkirmân ve Özi ve Bender sancakları dahi Rûmeli eyâleti idi. Ba‘dehû Karadeniz'de Kazak keferesi Ak olmak ile Silisre sancakları Rûm'dan ifrâz olup Özi eyaleti deyü başka vezâret oldu. Ve Mora sancağı dahi Freng-i bed-reng-i pür-ceng Akdeniz yalılarına istîlâ etmesin içün Mora sancağı dahi Rûm'dan ifrâz olup eyâlet oldu. Ammâ yine eyâlet-i Rûmeli, diyâr-ı Rûm'da hâlâ büyük eyâletdir kim beş ayda devr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 138b ·
metinde göster ·
… i şehr olmuş bir imâristân idi. Bir dahi millet-i Mesîhiyye'den bir kral istîlâ
etmesin
içün cemî‘i Nasârânın re’y-i hüsnüyle Kuds-i Şerîfe vakf eyleyüp her sene bu Ed …
Ba‘dehû İslâmbol bânîi Alina kızı Makedone bu Edirne'yi imâr etdi. Andan Hazret-i İsâ asrında Rûm kral-ı dâllerinden İdrivne nâm bir kral bir kal‘a-i azîm binâ edüp onun ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i zîbâ olup İdirven'den galat Edirne nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup dest-i Bulgar ve Sırf tâ’ifeleri destinden nice ban ve Hersek kral ellerine girüp günden güne eyle imâr oldu kim cihet-i erba‘ası üç günde devr olunurdu. Ba‘dehû Sırf tâ‘ifesi Rûm keferisine tağallüb edüp kal‘a-i Kostantin'in taşra kal‘ası ki kal‘a-i Silivri'den tâ Karadeniz kenarında Terkoz kal‘asına varır dört kat kal‘a ve dört kat handak idi. Bu kadar binâ-yı azîmi Sırf kralı münhedim edüp ancak hâlâ imâr kalan bu İslâmbol'un bu iç kal‘ası kaldı. Sırf kralı İslâmbol'dan bu kadar mâl-ı ganâ’im aldı. Mansûr [u] muzaffer avdetde Edirne şehrin dahi kavm-i Rûm'a rağmen nehb ü gâret edüp ihrâk bi'n-nâr eyleyüp bî-hisâb mâl-ı firâvân ile cümle Sırf kefereleri muğtenim olup tahtgâhları olan Sofya şehrine gitdiler. Andan yine Rûm keferelerinden Kavala kal‘ası sâhibi Filikos oğlu Kavala'da bir kenz-i azîm bulup ol mâl-ı firâvân ile alâ-rağmi'l-a‘dâ var kuvveti bâzûya getirüp Edirne şehrin ol kadar imâr etdi kim cemi‘i dünyâda İdrivban nâmıyla şöhre-i şehr olmuş bir imâristân idi. Bir dahi millet-i Mesîhiyye'den bir kral istîlâ etmesin içün cemî‘i Nasârânın re’y-i hüsnüyle Kuds-i Şerîfe vakf eyleyüp her sene bu Edirne'den Kudüs'e yedi milyon altın gönderirler idi. Takrîb ile bir millet-i Nasârâ Edirne'ye tamah etmeyüp eyle imâr oldu kim gûyâ Macar diyârında Feşe şehri gibi ve Peçevî Sirem mânend bâğ-ı İrem gibi oldu. Amma "el-abdü yüdebbiru vallahi yukaddir". Kârhâne sâhibi fâ’il-i muhtâr Allah'ın hikmetinden haberleri yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148b ·
metinde göster ·
… a ve Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa gibi Üsküdar'da İpşir bozulup bir cânibe firâr
etmesin
isterlerdi.
Bu bâlâda tahrîr olunan hizmet-i pâdişâhîleri fermân-ı hümâyûn üzre beş ayda tahsîl edüp Tershâne-i âmireye teslîm etdiğimiz mukâbelesinde dîvân-ı pâdişâhîde Melek Ahmed Paşa efendimiz huzûrunda hil‘at-ı pâdişâhî ile behremend olup elimize Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve tershâne emîninden temessükâtlar ve huccet-i şer‘iyyeler alup yine efendimiz Melek Ahmed Paşa hizmetinde âsûde-hâl idik. Meğer İpşir Paşa Haleb'den gelmeyüp İslâmbol içer bir hay huy güft-gû olup cümle halk İpşir'in gelmesinde şekk [ü] şübhede idiler. Ve ser-i kârda olan kimesneler havflerinden İpşir İslâmbol'a gelmeyüp Celâlî olmasına ve Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa gibi Üsküdar'da İpşir bozulup bir cânibe firâr etmesin isterlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a ·
metinde göster ·
… rle yine Malatıyye'yi ceng-i azîm ile feth edüp kal‘asına bir dahi küffâr tama‘
etmesin
içün esâsından münhedim etdiler.
Ba‘dehû Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî bu şehirde vücûda gelüp dâr-ı gâzîyân oldu. Ba‘dehû hicret-i nebeviyyenin iki yüz otuz dokuzunda Alina Tekür Malatıyye'ye istîlâ edüp sene-i mezbûrda hulefâ-yı Abbâsiyân'dan Yahyâ b. Alî halîfe iken Hüseyin Gâzî hayâtda idi ve oğlu Battâl Ca‘fer Gâzî bile idi. Cümle elli bin askerle yine Malatıyye'yi ceng-i azîm ile feth edüp kal‘asına bir dahi küffâr tama‘ etmesin içün esâsından münhedim etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b ·
metinde göster ·
… yerleri ve niçe bin pusu yerleri etmişler kim "Hîn-i ma‘rekede Osmânlı yürüyüş
etmesin
." deyü niçe bin muhîl şeytanatlı dıraht-ı müntehâlar ve kırıntılar ve çarh-ı fe …
Sergüzeşt-i diğer garâ’ib: Mâh-ı Ramazân'ın yine (---) günü bin mikdârı güzîde asker ile paşa yine hân meterislerinin cenûb taraflarında olan meterisleri seyr etmeğe gidüp cümle meterislerin önleri ve ardları yığın yığın fil cüssesi kadar seng-i hârâlar ve hammâm kubbeleri gibi sahrâ-i kebîrler var ve niçe yüz bin mülhid çukurları ve derk-i esfel ve gayyâ dereleri ve sakarr belleri ve gayyâ yokuşları ve usret paçarizleri etmişler kim niçe bin kepân u akabeler var kim vasfı kâbil değildir. Ve niçe bin çukur dûzah yerleri ve niçe bin pusu yerleri etmişler kim "Hîn-i ma‘rekede Osmânlı yürüyüş etmesin." deyü niçe bin muhîl şeytanatlı dıraht-ı müntehâlar ve kırıntılar ve çarh-ı felekler döküp şehr-i Bitlîs'i bu günkü cenge mâni‘ olacak paçarizler ile kat-ender-kat kuşatmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… zunluğun dîvâra koyup uçlarını rûy-ı dîvâra komuş ve darabât-ı kûp-ı top te’sîr
etmesin
içün kal‘a dîvârın kaplıbağa arkası gibi şak yapmış. Ne kadar top ursalar aslâ …
Ba‘dehû Süleymân-ı zamân nâm bir azîmü'ş-şân bir hân bu kal‘ayı tevsî‘ edüp cânib-i şarkîsinde sehel havâlesi olmağile ol havâleye hâ’il Süleymân Beğ bir kal‘a-i Süleymânî inşâ etmiş kim her taşı fil-i Menkûsî cüssesindedirler ve her seng-i hârâsının tûlu yigirmi ayak uzunluğun dîvâra koyup uçlarını rûy-ı dîvâra komuş ve darabât-ı kûp-ı top te’sîr etmesin içün kal‘a dîvârın kaplıbağa arkası gibi şak yapmış. Ne kadar top ursalar aslâ gülle te’sîr etmeyüp kayar. Hattâ sene 1060 târîhinde Şemsî Paşa oğlu {Mehemmed Emîn Paşa} yigirmi gün bu kal‘ayı döğüp bir taşı koparamayup hâ’ib ü hâsir rücû‘ eder ve rüsvâ-yı âm olup gider. Ve cümle kal‘aların kapuları ağaç üzre hadîd kaplu kapulardır kim âteş eylesen ağacı yanup demirleri dökülür ammâ bu kal‘a-i Hoşâb kapusunun her kanadı üçer yüz kantar polâd-ı Nahşevânî'dir. Aslâ ağacı yokdur ve üstâd-ı bennâ bu kapuyu iki kal‘a mâbeynine pinhân etmişdir kim aslâ görünmez. Gûyâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb'dır. Bu kal‘a içre hâkim Mahmûdî İbrâhîm Beğ'den gayrı kimesne olmazdır. Gâyet küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin iki yüz adımdır. İçinde bir zâviyesi ve beğe mahsûs bir hammâmcığızı vardır. Gılâl anbârları ve zîr-i zemînleri ve müstevfâ cebehânesi ve on pâre şâhî topları vardır. Suyu bârân-ı rahmetden cem‘ {olur su sahrınçları vardır}. Ve kal‘anın bir kayası fil hortumu gibi taşra uzanmış bir kayadır. Merhûm Süleymân Beğ ol kayalar üzre Süleymânî san‘atlar ile demir çarhlar eyleyüp yüz kulaç demir zencîrler ile aşağıda cereyân eden nehr-i Hoşâb'dan san‘at-ı dollâb ile su çekdikleri Aşağı Rabât halkı çârsûdan seyr ederler, garîb temâşâgâh-ı kal‘a-i seyrângâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… ol kayanın dibi gâyet incecikdir. Zelzeleden bu kaya münhedim olup şehri harâb
etmesin
içün bu kasaba kân-ı âhen olup cümle ahâlîsi âhenger olmağile mezkûr kayayı niç …
Acâ’ibât-ı kasaba-i Musula: Bu rabta-i ma‘mûrun hâyilinde bir yalçın kayalı havâle kûh-pâre var kim eflâke ser çekmişdir. Ammâ ol kayanın dibi gâyet incecikdir. Zelzeleden bu kaya münhedim olup şehri harâb etmesin içün bu kasaba kân-ı âhen olup cümle ahâlîsi âhenger olmağile mezkûr kayayı niçe bin kulaç tavîl âdem bâzûsu kalınlığında demir zencîrler ile ol kayayı sâbite olan kûh-ı bâlâlara sarup şehir halkı emîn olmuşlardır. Bir temâşâ-yı vâcibü's-seyr ibret-nümâ şehr-i ra‘nâdır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306b ·
metinde göster ·
… im, pâdişâhım! Melek Paşa cenginde devletimize âhardan bir ferd ü merd müdâhale
etmesin
içün cümle ehl-i beledin meşveretiyle beni hân taleb etdiler. Bir yıldır kim se …
"Vallâhi peder efendim, pâdişâhım! Melek Paşa cenginde devletimize âhardan bir ferd ü merd müdâhale etmesin içün cümle ehl-i beledin meşveretiyle beni hân taleb etdiler. Bir yıldır kim senin vekâletin ederdim. İşte Melek Paşa dahi ma‘zûl oldu. Allâh yine tâc ü raht ü bahtın sana mübârek eyleye" deyüp ser-ber-zemîn etdikde Abdâl Hân-ı âkıbet-endîş dûrbîn-fikr eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… e mezkûr kal‘aları cümle Orhân Gâzî feth edüp bir dahi küffâr tama‘ edüp istîlâ
etmesin
deyü kal‘aları harâb [u] yebâb edüp hâlâ eser-i binâları zâhir ü bâhirdir, ammâ …
Hâlâ şehrinden ba‘îd püşteler üzre ve Mühâlic boğazı ağzında Arnavud köyünden içeri 41 mîl yerde {tâ Mihâlic'e gelince} 6 aded harâb kal‘aları var idi kim sene 735 târîhinde mezkûr kal‘aları cümle Orhân Gâzî feth edüp bir dahi küffâr tama‘ edüp istîlâ etmesin deyü kal‘aları harâb [u] yebâb edüp hâlâ eser-i binâları zâhir ü bâhirdir, ammâ şehirde hâlâ amâr kal‘a yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 86a ·
metinde göster ·
… ecdâdı Posnak div ol nora ma‘denin Hazret-i Süleymân'a hedâyâ götürüp isti‘mâl
etmesin
ta‘lîm etdikde Belkıs Hatun ol noradan sürünüp nûrun alâ-nûr olup Süleymân Nebî …
Bu eyâletde dokuz gûne ma‘âdinler var kim gayrı diyârın hâk-i pâkinde üçü bulunmaz. Hattâ bu Bosna diyârında altun ma‘deni dahi vardır, ammâ hâsılı harcına kifâyet etmedüğünden Ferhâd Paşa küm etmişdir, ammâ kal‘a-i Serebreniçse'de bir gûne sîm-i hâlis çıkar kim Novaborda kasabasında ve Selânik kurbunda Sidirkapsi şehrinde eyle fıdda-i hâlis çıkmaz. Ve hacer-i nora, ya‘nî hırızma bu diyârda olur. Hattâ müverrihân-ı Latin eyle tahrîr etmişler kim Hazret-i Süleymân'ın Belkıs Hatun'ı gâyet kıllı olmak ile Bosna halkının ecdâdı Posnak div ol nora ma‘denin Hazret-i Süleymân'a hedâyâ götürüp isti‘mâl etmesin ta‘lîm etdikde Belkıs Hatun ol noradan sürünüp nûrun alâ-nûr olup Süleymân Nebî safâlar etdikde Posnak dive du‘â edüp "Vilâyetin ma‘mûr olup tenâsül-i evlâd bulasın" buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131b ·
metinde göster ·
… il olduğundan "Bu mahalde Tatar askeri bu kadar bin esîriyle orduyu kaht u galâ
etmesin
" deyü Yalı ağası şâh Polat Ağa'ya bir semmûr kürk ve üç küheylân atlar ve niçe …
Ve bu nevâhîler mukaddemâ cümle ıhrâk bi'n-nâr olmak ile zahîre bulmak şiddet-i şitâda müşkil olduğundan "Bu mahalde Tatar askeri bu kadar bin esîriyle orduyu kaht u galâ etmesin" deyü Yalı ağası şâh Polat Ağa'ya bir semmûr kürk ve üç küheylân atlar ve niçe tuhef hedâyâlar ihsân olunup Tatar Hân nâmeleri verilüp Yalı ağasına destûr verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 31a ·
metinde göster ·
… skeriyle feth ederken fethinde su‘ûbet çeküp ba‘de'l-feth bir dahi küffâr tama‘
etmesin
içün kal‘asın hâkile yek edüp hâlâ bu şehrin namâzgâh tarafında âsâr-ı binâları …
Bu kal‘ayı Ungur[us] kralları binâ edüp ba‘dehu sene 927 târîhinde Sultân Süleymân Gâzî asrında Gâzî Husrev Beğ Bosna eyâleti askeriyle feth ederken fethinde su‘ûbet çeküp ba‘de'l-feth bir dahi küffâr tama‘ etmesin içün kal‘asın hâkile yek edüp hâlâ bu şehrin namâzgâh tarafında âsâr-ı binâları âşikâredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59b ·
metinde göster ·
… ahalde cisrin on adım yeri başka bir kepeng-i cisrdir. "Düşman öteden beri ubûr
etmesin
ve bâcdârlardan tüccâr bir metâ‘ kaçırmasın" deyü her gece cisir pâsbânları bu …
Ve bu mahalde cisrin on adım yeri başka bir kepeng-i cisrdir. "Düşman öteden beri ubûr etmesin ve bâcdârlardan tüccâr bir metâ‘ kaçırmasın" deyü her gece cisir pâsbânları bu kepeng-i cisri makaralar ile kaldırup cisrin kapusunı sedd edüp bu kantaradan zî-rûh kısmı bir şey geçemez. Bu mahalde Darda ve Ösek kal‘ası neferâtları oturu[p] âyende vü revende tüccârlarından bâc alırlar mîrî mâldır kim bir metâ‘ın bâcı alınmadan bir zerre ubûr edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b ·
metinde göster ·
… âhilinden bir hayli alarkaca, zîrâ Tuna tuğyân ile cereyân etse bu kal‘ayı gark
etmesin
içün ba‘îdce binâ edüp iki kat bir palanka-i dâr-ı gazavât yeridir.
Bu kal‘a Segsâr sancağı hâkinde ve nehr-i Tuna sâhilinden bir hayli alarkaca, zîrâ Tuna tuğyân ile cereyân etse bu kal‘ayı gark etmesin içün ba‘îdce binâ edüp iki kat bir palanka-i dâr-ı gazavât yeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70a ·
metinde göster ·
… Bâkî Efendi ile müşâvere edüp küffâr-ı hâksâr bir dahi bu kal‘a-i Budin'e tama‘
etmesin
içün yukaru kal‘ası içine yetmiş seksen yerden âteşler urup berbâd ederler. İlâ …
Ve amân diyen küffârdan ve kavm-i Yahûd'dan ve sâhib-i ma‘rifet re‘âyâdan üç bin kadar âdemi İslâmbol'a gönderüp Yedikulle ve Galata ve Hâsköy'de meskenler verirler. Ve Yanoş gulâm kral yanına Budin'i muhâfaza içün cümle 75a yigirmi bin asâkir-i İslâm koyup kendüleri sa‘âdetle nehr-i Tuna'yı cisir üzre ubûr edüp kal‘a-i Eğre ve kal‘a-i Hatvan ve kal‘a-i Segedin fethine azm-i hümâyûnları olup Peşte sahrâsında meks-i hıyâm etdikde Kemâl Paşazâde Ahmed Efendi ve Ebussu‘ûd Efendi ve Kadıasker Sultân-ı şu‘arâ Bâkî Efendi ile müşâvere edüp küffâr-ı hâksâr bir dahi bu kal‘a-i Budin'e tama‘ etmesin içün yukaru kal‘ası içine yetmiş seksen yerden âteşler urup berbâd ederler. İlâ hâze'l-ân ol harâb-âbâddan harâb hânedânlar vardır, ammâ Süleymân Hân Dârü's-saltanati'l-aliyyelerine revâne olıcak yine derûn-ı kal‘ayı sâhibleri amâr ederler, ammâ cemî‘i küffâr kralları hasedlerinden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 74b–75a ·
metinde göster ·
… ile bu minâre münhedim olursa câmi‘in kubbe-i nîlgûn-ı murassa‘ına zarar isâbet
etmesin
" deyü bu minâre-i kadd-i bâlâyı câmi‘den alarka etmiş. Bu kal‘ada bu câmi‘den g …
Bunun harem kapusunun üzerinde bir serâmed minâresi var, kâmil yüz on kademe nerdübânlı minâre-i âlîsi gâyet musanna‘ seng-tırâş Osmânlı binâsı bir bânghâne-i bâlâdır, ammâ üstâd mühendis bu minâre-i mevzûnu câmi‘den alarka inşâ etmiş, zîrâ "Hîn-i muhâsarada top ile bu minâre münhedim olursa câmi‘in kubbe-i nîlgûn-ı murassa‘ına zarar isâbet etmesin" deyü bu minâre-i kadd-i bâlâyı câmi‘den alarka etmiş. Bu kal‘ada bu câmi‘den gayri ma‘bedgâh yokdur, hemân bu câmi‘dir. Ve bu dünyâda dahi bu câmi‘ bir câmi‘dir kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 94a ·
metinde göster ·
… eri Tabahâne kasabasından gelüp beri şehre kal‘alardan geçüp şehri düşman gâret
etmesin
içün dâ’imâ merdüm-i hisârları âmâde dururlar. Ve her gece kal‘a kapuların sedd …
Ve karşu karşuya iki kal‘ada dahi müstev[fâ] cebehâneler ve şâhî zarbuzan toplar ve gûnâ-gûn muşkatlar ile ârâste ve üç aded dirsekli ebrâclar ile pîrâste olup cümle dendân-ı bedenleriyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kuğu gibi münevver kal‘acıklar, ammâ sâ’ir kılâ‘lar gibi tabyalı ve handaklı kal‘alar değildir. Ancak cisir başın korutmak içün amâr olunmuş kal‘alardır. Gerçi kal‘a ikidir, ammâ dizdârı birdir, lâkin her birinde seksener aded pür-silâh ve âmâde neferâtları kapu arasındaki soffalarda oturup dîdebânlık ederler, zîrâ intihâ-i serhad yerdir. Belki Loboşka tarafından düşman olan uskuk kâfirleri Tabahâne kasabasından gelüp beri şehre kal‘alardan geçüp şehri düşman gâret etmesin içün dâ’imâ merdüm-i hisârları âmâde dururlar. Ve her gece kal‘a kapuların sedd edüp beriden öteye ve öteden beriye bir kuş ancak uçar. Yohsa âdem âdemî-zâd kuş olsa geçemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164a ·
metinde göster ·
Bu Topraklık varoşu dahi mezkûr göl içinde başka bir cezîre-i vâsi‘de başka bir palanka-i hisâr-ı üstüvâr-ı azîm varoşdur kim hemân kal‘asının eşkâli gûyâ bir kurulmuş yay gibidir, ammâ Kanije'den tarafa meselâ yay çilesi olacak yerinde kal‘a dîvârı yokdur. Hemân Kanije'ye nâzır göl kenârında evlerdir. Anıniçün bu tarafda kal‘a dîvârı yokdur kim Allâhümme âfinâ kâfir geldikde her zamân bu Topraklık kal‘asın almağa çalışır. Eğer ol tarafda kal‘a dîvârı olsa ol yay çilesi ta‘bîr etdiğimiz mahallin dîvârı ardlarına kâfir siperlenüp "Kanije kal‘asını döğe döğe berbâd etmesin deyü(p)" bu Topraklık kal‘asının Kanije'ye karşu anıniçün hisâr dîvârı yokdur. Ve her kaçan küffâr gelse yedi kral ibtidâ Kanije'ye bu mahalden pek sarılır, Hudâ hıfz eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181b ·
metinde göster ·
… i yanında kalan beş nefer ihtiyârlar tarafeynde tercümânlar "Halt-ı kelâm 45a
etmesin
" deyü Macarca ve Nemse ve Çehe ve Leh ve Türkçe bilir âdemler korlarmış.
Hemân bizden dahi bir Üstürgon ve bir Ustolni ve bir Eğri ve bir Budin ve bir Kanije odabaşıları paşadan bir koyun yağlığı alup kefere elçisine selâm götürüp beş nefer odabaşılar anlar dahi kâfirin elçisi yanında kaldılar. Meğer bu bizim elçi yanında kalan ihtiyâr kefere ve kefere elçisi yanında kalan beş nefer ihtiyârlar tarafeynde tercümânlar "Halt-ı kelâm 45a etmesin" deyü Macarca ve Nemse ve Çehe ve Leh ve Türkçe bilir âdemler korlarmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44b–45a ·
metinde göster ·
… öşeye gererler. "Hîn-ı muhâsarada düşman kal‘a içine atlar ile ve yayan yürüyüş
etmesin
" deyü bu zencîrleri gererler kim çârsû-yı bâzâr emîn ola.
Ve her sokak başında âdem kolu kalınlığı zencîrler hâzırdır. Her gece bu zencîrleri köşeden köşeye gererler. "Hîn-ı muhâsarada düşman kal‘a içine atlar ile ve yayan yürüyüş etmesin" deyü bu zencîrleri gererler kim çârsû-yı bâzâr emîn ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… gemileri bu mahalde geçdiklerinde "Gemileri Tuna haydudu basup bu boğazda gâret
etmesin
" deyü İrşova beği bu İnlik kal‘asına ve karşu tarafdaki Küpeşte(?) kal‘asına ve …
Bu mahaller bir acâ’ib dar fenâ boğazdır kim Tuna'nın iki tarafı evc-i semâya ser çekmiş yalçın kayalar üzre karşu karşuya kâfir zamânı iki dâne kal‘alar var kim gûyâ her biri derbend-i mâşâdır, ammâ hâlâ bu iki aded kal‘aların içlerinde âdem ve âdemî-zâd yokdur. Lâkin Tuna gemileri bu mahalde geçdiklerinde "Gemileri Tuna haydudu basup bu boğazda gâret etmesin" deyü İrşova beği bu İnlik kal‘asına ve karşu tarafdaki Küpeşte(?) kal‘asına ve Vidin beği dahi tüfengliler koyup Tuna kapudanı dahi gemileriyle bu İnlik boğazında on iki pâre firkateleriyle palpa aleste hâzır olup Tuna gemilerin bu hâl üzre geçirmeğe cümle beğler ve kapudanlar me’mûrdur, zîrâ bu İnlik kal‘aları boğazı Tuna üzre hakkâ ki girdâb-ı mûhişdir, zîrâ bu boğazda her zamân Tuna kâfirleri gemileri basup nehb ü gâret eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95b ·
metinde göster ·
… yok. Meğer bu dîvârı selefde Maskov kralları Kalmık memleketlerin harâb u yebâb
etmesin
içün binâ etmiş. Kâmil üç aylık yol bu dîvârı sedd etmiş. "Nihâyeti tâ Bahr-i H …
"Büyük Heyhât sahrâsı arz-ı hâliyedir, andan ubûr edelim" deyüp yolumuz garba iken yedi gün şark cânibine gidüp bir dîvâr-ı tavîl-i azîme râst gelinüp kaddi evce ser çekmiş ve birer top menzili yerlerde birer dâne kulle-i azîmleri var, ammâ kulleleri içlerinde âdem ve âdemî-zâtdan eser yok. Meğer bu dîvârı selefde Maskov kralları Kalmık memleketlerin harâb u yebâb etmesin içün binâ etmiş. Kâmil üç aylık yol bu dîvârı sedd etmiş. "Nihâyeti tâ Bahr-i Harez’e varır" deyü yine Maskov esîrleri haber verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… eri vardır. Bıyıkların anıniçün tırâş ederler kim "Bozaya bulaşup bozayı mekrûh
etmesin
" deyü şevâriblerin ustura ile dibinden tırâş eder şekl-i garîbü'l-heykel kubh m …
Ve cümle üç tekye-i Halvetî Güleçli ve Çüyençili Mehemmed Efendi tekyelerinin başları misvâklı kalpak üzre sarıklı bıyıkları tırâş sofîleri vardır. Bıyıkların anıniçün tırâş ederler kim "Bozaya bulaşup bozayı mekrûh etmesin" deyü şevâriblerin ustura ile dibinden tırâş eder şekl-i garîbü'l-heykel kubh mazaralı sofîleri vardır. Hattâ bu hakîr birine su’âl etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 133a ·
metinde göster ·
… ir dahi küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr karârgâh etmeğe tama‘-ı hâma düşüp istîlâ
etmesin
içün ba‘de'l-feth bu kal‘a-i Alasonya'yı câ-be-câ münhedim edüp şehrinin hükûme …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde bizzât Sultân Bâyezîd-i Velî Mora vilâyetinde Moton ve Koron kal‘aları fethine giderken reh-i râstı üzre olan kılâ‘lardan kal‘a-i Serfice'yi ve bu kal‘a-i Alasonya'yı feth edüp bir dahi küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr karârgâh etmeğe tama‘-ı hâma düşüp istîlâ etmesin içün ba‘de'l-feth bu kal‘a-i Alasonya'yı câ-be-câ münhedim edüp şehrinin hükûmetin feth ü fütûhuna sa‘y [ü] cidd-i ihtimâm eden Gâzî Durhân Beğ'e ihsân edüp bu şehir etrâfında dahi niçe Leka-yı bed-likâ kal‘aları feth [ü] fütûh eder. Hâlâ münhedim olan yerlerinde niçe yüz aded burc-ı bârûları zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 234b ·
metinde göster ·
… fârların kırup feth etdikde ol dahi İskender-i Yûnân gibi "Bir dahi küffâr amâr
etmesin
" deyü ba‘de'l-feth kal‘asın münhedim etmişdir, ammâ bir 247a kulle-i azîmi ma …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Mehemmed Hân asrında Gâzî Ömer Beğ feth edüp küffâr-ı Venedik'i cümle kırup lâşe-i murdârların biri biri üstüne istif etdiklerinden ârifân-ı gâziyân bu şehre "istife" deyü nâm verdiler, ammâ lisân-ı Rûm'da ismi Ayasentifa'dır. İslâmbol yanındaki Ayastefanas kal‘asın dahi bu istife'yi binâ eden yapmışdır. Ammâ bunda Gâzî Ömer Beğ ceng-i azîm edüp yürüyüş ile küffârların kırup feth etdikde ol dahi İskender-i Yûnân gibi "Bir dahi küffâr amâr etmesin" deyü ba‘de'l-feth kal‘asın münhedim etmişdir, ammâ bir 247a kulle-i azîmi ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246b–247a ·
metinde göster ·
… k ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. Ammâ nazar ta‘alluk
etmesin
içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre …
Hikmet-i Hudâ Âl-i Osmân diyârında bundan gayri yerde kahve ağacı yokdur. Kal‘a kapusunun önünde yol aşırı Cerrâh Alî Çelebi dükkânının ardındaki bâğçesinde bir kahve ağacı var. Her sene bî-hisâb mahsûl verir. Eğer eşkâl-i dırahtı su’âl olunursa hemân Rûm diyârlarında hâsıl olan bir nâr ağacı gibi alçak ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. Ammâ nazar ta‘alluk etmesin içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı mudhikdir. Ve dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 268a ·
metinde göster ·
… en feth edüp bu kal‘ayı münhedim etmiş kim "Bir dahi küffâr istîlâ etmeğe tama‘
etmesin
" deyü harâb etmiş.
Ohri gölünün boğazı üzre şehir içinde çâr-kûşe Şeddâdî binâ bir kal‘a-i ra‘nâ imiş. Gâzî Evrenos sene (---) târîhinde Destpot kralı oğlu elinden feth edüp bu kal‘ayı münhedim etmiş kim "Bir dahi küffâr istîlâ etmeğe tama‘ etmesin" deyü harâb etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368a ·
metinde göster ·
… beklerler, zîrâ kaçkın köleler ve harâmîler ve kanlılar ve balık uğrıları ubûr
etmesin
maslahatiyçün bu cisir üzre bu sarây kapusu binâ olunmuşdur.
Bu sarây ortasında cisr üzre bir ağaç kapu vardır. Her gece bu cisir kapusun pâsbân bevvâbânlar mesdûd edüp öteden beriye ve beriden öteye bir âdem ubûr edemez, zîrâ her gece bu cisir kapusu üzre tâ sabâha dek kırk elli aded pür-silâh dîdebânlar câsûsluk edüp keşik ya‘nî nevbet beklerler, zîrâ kaçkın köleler ve harâmîler ve kanlılar ve balık uğrıları ubûr etmesin maslahatiyçün bu cisir üzre bu sarây kapusu binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368b ·
metinde göster ·
… üp Ebü'l-feth tekrâr feth edüp bir dahi küffâr tama‘a düşüp yine Y 49a istîlâ
etmesin
içün kal‘asının câ-be-câ yerlerin münhedim etmişdir. Ammâ cüz’î şey ile ta‘mîri …
Kaydefâ kralenin kızı Urlice nâm melike, İskender-i Kübrâ havfinden binâ etmişdir. Ba‘dehu niçe mülûkler destine girmişdir. Andan sene (---) târîhinde Sultân Alâeddîn'in ümerâlarından Gâzî İbrâhîm Beğ Rûm keferesi elinden fethetmişdir. Andan Sığacıkoğulları eline girmişdir. Andan Âl-i Osmân'da Koca Murâd Hân-ı Sânî destine girmişdir. Ba‘dehu Ebü'l-feth asrında küffâr-ı bedgirdâr bu kal‘ayı istîlâ edüp Ebü'l-feth tekrâr feth edüp bir dahi küffâr tama‘a düşüp yine Y 49a istîlâ etmesin içün kal‘asının câ-be-câ yerlerin münhedim etmişdir. Ammâ cüz’î şey ile ta‘mîri mümkündür. Ammâ iç el olmak ile termîmi mühim değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y48b–Y49a ·
metinde göster ·
… arp yerde vâki‘ olmuşdur. Hattâ sene (---) târîhinde Celâlî Cennetoğlu tahassun
etmesin
içün bu kal‘ayı câ-be-câ münhedim etmişler. Ammâ mülûk himmetiyle cüz’î şey ile …
Ve kal‘ası Q 34aP 34a bir sivri kızıl kaya üzre bir vîrânca küçük kal‘acıkdır. Ammâ gâyet sarp yerde vâki‘ olmuşdur. Hattâ sene (---) târîhinde Celâlî Cennetoğlu tahassun etmesin içün bu kal‘ayı câ-be-câ münhedim etmişler. Ammâ mülûk himmetiyle cüz’î şey ile ta‘mîri mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y65b ·
metinde göster ·
… usu vardır. Bu kapu önüne çâh-ı gayyâdan nişân bir handakı var. Celâlî tahassun
etmesin
içün kazmışlar, mürûr-ı eyyâm ile rimâl türâb ile pür olmuş. Eğer tathîr olunsa …
Ve kal‘ası Davaz sahrâsının cenûbunda ve bir mürtefi‘ yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘ bir yed-i kudret kal‘a-i serâmeddir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi üç bin adımdır. Ve ancak cânib-i şarka nâzır bir demir kapusu vardır. Bu kapu önüne çâh-ı gayyâdan nişân bir handakı var. Celâlî tahassun etmesin içün kazmışlar, mürûr-ı eyyâm ile rimâl türâb ile pür olmuş. Eğer tathîr olunsa bu kal‘a sedd-i Ye’cûc-misâl olurdu, zîrâ bu kal‘a kayasının cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y96b ·
metinde göster ·
… ne (---) târîhinde İşpanya destinden Melikü't-Tâhir feth edüp yine küffâr tama‘
etmesin
deyü ba‘zı yerlerin münhedim etmiş. Hâlâ içinde Hazret-i İbrâhîm Halîlullâh ⟦Y …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde İşpanya destinden Melikü't-Tâhir feth edüp yine küffâr tama‘ etmesin deyü ba‘zı yerlerin münhedim etmiş. Hâlâ içinde Hazret-i İbrâhîm Halîlullâh Y 198a hânesinden gayri bir âsâr-ı binâ yokdur. Sıfet hâkinde nâhiyedir ve Halîlullâh hânesi sebebiyle ba‘zı kabâyil-i Urbân gelüp haymeleriyle meks ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y197b–Y198a ·
metinde göster ·